ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Mücadele bitmedi

İki gün önce...

Pazartesi, yani 20 Temmuz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde Barış ve Özgürlük Bayramı'ydı.

Mutlu Barış Harekatı'nın 52. Yıldönümüydü.

Kıbrıs Türklerinin sahipsiz olmadığı, Türkiye'nin eskiden beri olduğu gibi bundan sonra da şartsız koşulsuz KKTC'nin yanında olacağı dosta düşmana gösterildi.

Aziz şehitlerimizi, kahraman gazilerimizi, Mehmetçiği, Mücahitleri, istihbarat servislerindeki isimsiz kahramanlarımızı, Türk Mukavemet Teşkilatı'ndaki yiğitleri rahmet ve minnetle bir kez daha andık.

Meselenin kökeni biraz karışık.

O nedenle bir tarih özeti vermekte fayda var.

Kıbrıs, Akdeniz'deki konumu nedeniyle tarih boyunca büyük stratejik öneme sahip olmuştur.

1571'de Osmanlı tarafından fethedildi.

300 küsür yıl Osmanlı hakimiyeti altında kaldı.

1878'de Osmanlı, Rusya ile savaştan yenilgiyle ayrıldı.

Kıbrıs adası, yardım karşılığında İngiltere'ye kiralandı.

İngilizler 5 Kasım 1914'te adayı ilhak etti.

Çünkü Osmanlı, 1. Dünya Savaşı'nda İngiltere ve müttefiklerine karşı Almanya'nın yanında yer almıştı.

1923'te imzalanan Lozan Barış Anlaşması'yla Kıbrıs resmen İngilizlerin kontrolüne geçti.

1950'li yıllarda Rumlar, Yunanistan'a katılmak için İngiliz egemenliğine karşı birtakım faaliyetlere girişti.

Kıpırdanmaları gören Türkiye de buna kayıtsız kalmadı, meseleye dahil oldu.

Adada iki toplumlu Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulması için harekete geçildi.

Türkiye, İngiltere ve Yunanistan görüşmeler yaptı.

1959'da uzlaşmaya varıldı.

Türk ve Rum halklarının ortaklaşa yöneteceği Kıbrıs Devleti kurulacaktı.

Türkiye, İngiltere ve Yunanistan garantör ülkeler oldu.

Yani Kıbrıs'ta kurulacak yeni devlette anayasal düzeni bozmaya yönelik herhangi bir girişimde, bu üç ülkeye müdahale yetkisi verildi.

Bu süre içinde Rumlar boş durmuyordu.

Zaten 1821'den beri Kıbrıs adası ve Anadolu'nun batı yakasının Yunanistan'a bağlanmasını içeren "Enosis" hayalleri peşinden koşuyorlardı.

1 Nisan 1955'te, yani Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulması üzerinde anlaşılmasından dört yıl önce, Grivas'ın elebaşılığı altında EOKA'yı kurdular.

Çünkü adanın tamamını diplomatik yollardan ele geçiremeyeceklerini anlamışlardı.

O andan itibaren de Enosis'e karşı olan herkesi düşman ilan ettiler.

1958'in sonuna kadar 400 Rum, 109 Türk ve 100 İngiliz'i öldürdüler.

33 köyde yaşayan Türkler, EOKA zulmü nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalmıştı.

Belli ki durum daha da tehlikeli hale gelecekti.

Kıbrıs Türkler de harekete geçti.

Küçük silahlı direniş grupları 1958'de güçlerini Türk Mukavemet Teşkilatı altında birleştirdi.

Bugün hala çok az sayıdaki üyesi hayatta.

O zor zamanların canlı tanıklarılar.

Adadaki kaos ortamı Zürih ve Londra anlaşmalarına kadar sürdü.

Nihayetinde takvimler 11 Şubat 1959'u gösterdi.

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulması kararlaştırıldı.

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi garantörleri Türkiye, Yunanistan ve İngiltere oldu.

Kıbrıs'ın ilk Cumhurbaşkanı 3. Makarios oldu.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı ise Fazıl Küçük'tü.

1960 Kıbrıs Anayasası ile Türk toplumuna pek çok hak tanındı.

Ülkenin ortak yöneticileriydiler.

Söz sahibiydiler.

Ancak uzun sürmedi.

Anayasada Türklere tanınan haklar, 1963'te Rumlar tarafından tek taraflı olarak kaldırıldı.

Sonra, Kıbrıslı Türklere yönelik şiddet eylemleri ve silahlı saldırılar yeniden başladı.

20 Aralık 1963 gecesi Kanlı Noel saldırıları başladı.

364 kişi şehit düştü.

103 Türk köyü boşaltıldı.

Yaklaşık 25 bin kişi evinden edildi.

24 Aralık 1963'te Tabip Binbaşı Nihat İlhan'ın eşi ve üç çocuğu, saklandıkları banyo küvetinde şehit edildi.

"Banyo katliamı", Rum mezaliminin ne kadar vahşice olduğunun en acı kanıtlarından biri oldu.

Türkiye müdahale etme niyetine girmişti.

Ancak 5 Haziran 1964'te dönemin ABD Başkanı Johnson, Başbakan İnönü'ye o meşhur mektubu gönderdi.

Türkiye'yi Sovyetlerle tehdit edip, yardıma gelmeyeceklerini ima ederek ve gönderdikleri silah ve mühimmatı adada kullanamayacaklarını belirterek silah ambargosu tehdidinde bulunmuştu.

Bu, bir müttefikten beklenmeyecek bir hareketti.

İsmet İnönü de o mektuba net bir diplomatik cevap vermişti.

O meşhur sözü ifade etmişti.

"Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de o dünyada yerini bulur" demişti.

Johnson'ın o mektubu, Türkiye'nin dış politikasında "çok yönlü" arayışlara girmesine ve ittifak sistemlerini yeniden gözden geçirmesine neden oldu.

Türkiye'nin Kıbrıs'a askeri müdahalesini de 10 yıl geciktirdi.

Bu sırada adadaki Türkler, elbette Türkiye'nin de desteğiyle çok zorlu bir mücadele verdi.

15 Temmuz 1974'te, Makarios'a darbe yapıldı.

Arkasında yine adayı Yunanistan'a bağlamak isteyen Enosisçiler ve EOKA vardı.

Türkiye artık harekete geçmeden duramazdı.

Ve 20 Temmuz 1974...

Türkiye garantör devlet olarak müdahale hakkını kullandı.

BM iki gün sonra ateşkes çağrısı yaptı, Türkiye durdu.

25 Temmuz'da Cenevre görüşmeleri başladı.

Yunanistan ve Rum tarafı istekleri kabul etmedi.

Adadaki Türk halkına karşı katliam yapma ihtimalleri ikinci harekâtı zorunlu hale getirdi.

14 Ağustos 1974'te başlayan ikinci harekâta, o meşhur parola yol verdi.

"Ayşe tatile çıksın..."

Kıbrıs Barış Harekatı'nda Türk ordusu 498 şehit verdi.

Kıbrıs Türk tarafı 70'i mücahit 270 kişiyi kaybetti.

Kıbrıs Türklerinin tüm şehit sayısı ise resmi kayıtlara göre 1672.

13 Şubat 1975'te Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu.

15 Kasım 1983'te de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edildi.

Ve 1974'ten beri adada huzur iklimi hakim.

Rumlar katliam yapmıyor, yapamıyor.

Yunanistan ve İngiltere üzerine düşen ahlaki sorumluluğu yerine getirmese de, Türkiye tek başına bunu sağladı.

Ama bununla bitmedi.

Sonrasında yarım asırdan uzun zamandır devam eden müzakere süreçleri...

Federasyon üzerine müzakerelerde, Rum-Yunan cephesi onlarca yıl boyunca Türk tarafın oyaladı.

Çözümsüzlüğü politika haline getirip, bundan nemalandılar.

Annan Planı'nda Rumlar "hayır", Türkler "evet" demesine rağmen Güney Kıbrıs'ı sanki tüm adanın sahibiymiş gibi Avrupa Birliği'ne almış olmaları da ne kadar iki yüzlü ve çifte standartlı olduklarını tescilledi.

Lakin Türkiye ve KKTC ne adada, ne Doğu Akdeniz'e oldubittilere izin verir.

Şimdiye kadar vermediği gibi bundan sonra da vermeyecek.

İşte bu nedenle son birkaç yıldır artık iki devletli çözümden bahsediliyor.

KKTC kendi bayrağıyla Türk Devletleri Teşkilatı gibi uluslararası platformlarda boy göstermeye başladı.

Türkiye adaya denizden boru hattıyla su götürdü.

Şimdi de doğalgaz götürecek.

Pek çok altyapı yatırımıyla hem normal hayat kolaylaşıyor, hem devlet imajı güçleniyor.

Üstelik daha da iyi olacak.

Yukarıdaki meşhur sözde söylendiği gibi.

Yeni bir dünya kuruluyor.

Türkiye de o dünyada stratejik konumuyla, siyasi istikrarıyla, üretim gücüyle, ordusuyla, savunma sanayisiyle, ekonomisiyle, diplomatik gücüyle yerini buluyor.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de bulacak.

Kıbrıs Türkü'nün onurlu mücadelesi her zaman sürecek.

Türkiye de her zaman orada olacak.

Omuz omuza, bir gün hak yerini bulacak.


Yazarın diğer yazıları