ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Yeni bir umut doğar mı?

Dün ve bugün, Kıbrıs'ta tarihi günler yaşanıyor.

Tam 16 yıl sonra ilk kez bir BM Genel Sekreteri adaya gitti.

Antonio Guterres'in görev süresi yılsonunda dolacak.

Aslında bu yönüyle, bir veda ziyareti de sayılabilir.

Ama Guterres, giderayak bir umut yeni bir uzlaşma sürecini tetikleyebilir mi, nabız yokluyor.

Ön çalışmalar zaten uzun zamandır yapılıyordu.

Guterres, Suriye'ye yaptığı bir başka önemli ziyaretin ardından gitti Kıbrıs'a.

Ayak basar basmaz sosyal medyadan çözüm arayışlarına destek mesajı verdi.

BM'nin Kıbrıs'ta barışı dayatamayacağını yazdı.

Barışın ancak Kıbrıslılar tarafından, liderleri aracılığıyla sağlanabileceğini belirtti.

Guterres dün önce Rum lider Hristodulidis'le görüştü.

Ardından KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman'ı makamında ziyaret etti.

Gün içinde başa temasları da vardı.

Kayıp Şahıslar Komitesi Antropoloji Laboratuvarı'na gitti mesela...

Sivil toplum örgütleri temsilcilerini de kabul etti.

Antonio Guterres, BM'nin eski Mülteciler Yüksek Komiseri.

Bu nedenle insani boyuta eğilmesi önemliydi.

Salı akşamı, Erhürman ve Hristodulidis'le ara bölgedeki gayriresmi akşam yemeğine buluştu.

Asıl resmi üçlü zirveyse bugün...

Bu yazı kaleme alındığında henüz başlamamıştı.

Ancak Rum tarafının tutumu zaten bildiğimiz gibi.

Türk tarafıysa eşit egemenliğe dayalı ancak ucu açık olmayan bir diyalog sürecine sıcak baktığını söylüyor.

Bu da Rumların tam olarak "istemediği" şey...

Guterres'i BM Mülteciler Yüksek Komiseri'yken de, BM Genel Sekreteri'yken de her zaman samimi bulmuşumdur.

Ama BM Genel Sekreteri olmak sizi lider yapmıyor.

Neticede bu makam üst düzey bir bürokrat ya da diplomat olmaktan öteye gitmiyor.

Yani bir nevi memurluk.

Hatta dünyanın en yüksek düzeyli uluslararası memurluğu diyebiliriz.

En yüksek idari görevli olarak klasik bürokrasiden çok farklı bir diplomatik ve siyasi gücü temsil eder ama BM'nin mevcut işleyiş yapısı onun da pek çok açıdan elini kolunu bağlıyor.

O nedenle de yapabilecekleri sınırlı ve buna rağmen elindeki imkanları sonuna kadar kullanmaya gayret ediyor.

Kıbrıs'ta çözüm arayışlarında yeni bir süreci başlatabilmek, Guterres'in en büyük arzularından biriydi.

Elbette bunun olmamasının sebepleri belli ancak yine de farklı bir girişimle, "Yeni bir umut doğar mı?" sorusunun cevabını hep arıyordu.

Hatta Temmuz ayında New York'ta 5+1 formatlı konferans düzenlenmişti.

Sonbaharda yenisi yapılabilirse, BM Genel Sekreteri adına başarı sayılacak.

Türk tarafının tutumu belli...

Ankara bir kez daha iki devletli çözü vizyonunu yineledi.

Çünkü aksinin hayata geçirilemeyeceğini, Rum-Yunan cephesi yarım asırdan uzun süredir yürüttükleri oyalama siyasetiyle defalarca ispatladı.

2004'teki Annan Planı'nı hatırlayın.

Türk tarafı birleşmeye "evet" demişti.

Rum tarafı reddetmişti.

Buna rağmen AB'ye teamüllerin dışına çıkarak üye kabul edildiler.

Barışa ve uzlaşmaya "evet" diyen tarafsa cezalandırıldı.

2017'de Crans Montana'daki süreç de Rum-Yunan cephesinin uzlaşmaz tutumuyla sonuçsuz kaldı.

Zaten Türkiye ve KKTC'nin "Federasyon artık anlamsız. Gerçekçi çözüm iki devletten geçer" demesi de bunun ertesine denk geliyor.

Şimdi Guterres bir başka formülle yeniden federal çözüm olur mu diye nabız yokluyor.

Ancak bana kalırsa bundan sonra federal çözüm peşinde koşmak, "Olmayacak duaya amin demek"le eşdeğer.

Türk tarafı buna yanaşmayacağından değil.

Rum-Yunan cephesinin suiistimalleri ve oyalamalarından artık bıktıkları için.

Güven çok uzun süre önce yok olduğu için.

Şahsen ben de kalıcı, adil ve sürdürülebilir bir çözümün Rumlarla aynı çatı altında var olamayacağını düşünüyorum.

Kıbrıslı Türklerin egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsüne asla "evet" demeyecekledir.

O zaman tek bir gerçekçi seçenek kalıyor.

Herkes kendi yoluna...

Mesele barış ve huzursa, adada bunu 1974'ten beri Mehmetçiğin sağladığını unutmamak lazım.


Yazarın diğer yazıları