ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Kerkük petrolüne dönüş

Irak Başbakanı Ali ez Zeydi birkaç gün önce geniş bir heyetle Ankara'daydı.

Türkiye ve Irak arasında farklı alanlarda beş anlaşma imzalandı.

Bunların arasına Kerkük petrolleri ve Kalkınma Yolu Projesi gibi önemli başlıklar vardı.

Kalkınma Yolu'na dair mutabakat zaptı konusunda Iraklı Ulaştırma Bakanı Vehb el Haseni kaynaklı bir pürüz yaşansa da kısa sürede aşıldı.

Bakan İran'a yakın olunca olay polemik konusuna dönüştü ama asıl önemli olanı gölgeleyemedi.

O önemli konuysa, Türkiye'nin Kerkük petrollerine dönüşü.

Kerkük ve Musul petrolleri, aslında Misak-ı Mili, 1926 Ankara Anlaşması ve Osmanlı'nın borçları ile doğrudan alakalı.

Kerkük ve Musul, Osmanlı döneminde Bağdat ve Musul vilayetleri içinde yer alıyordu.

Bölgedeki zengin petrol yatakları üzerinde merkezi yönetim ve padişah mülkiyeti hakları vardı.

Milli Mücadele döneminde de Kerkük ve Musul milli sınırlar içinde kabul edildi.

Lozan Anlaşması'nda çözülemeyen Musul sorunu, Türkiye'nin üstlendiği Osmanlı'nın borçları ile de yakından ilişkilendirildi.

İngilizler o dönemde bunu Ankara'ya karşı büyük bir siyasi baskı aracı olarak kullandı.

Neticede 1926 Ankara Anlaşması ile Musul ve Kerkük'ün Irak'a, haliyle o zamanın şartları gereği İngiliz mandasına bırakılması kabul edildi.

Anlaşmanın 10. Maddesine göre, Türkiye'ye 25 yıl süreyle bölgedeki petrol gelirlerinden yüzde 10 pay verilecekti.

Zamanla Türkiye'nin bu alandaki hakları ve gelir talepleri tamamen ortadan kalktı.

Aradan tam 100 yıl geçti.

28 Temmuz 2026'da, Irak ve Türkiye arasında Ankara'da imzalanan anlaşmalardan biri, Kerkük petrolleri hakkındaydı.

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı, Irak'ın Kerkük bölgesindeki ana petrol sahalarının geliştirilmesi amacıyla İngiliz BP'nin bölgedeki iştirakinden yüzde 15 hisse satın aldı.

Elbette bu kadarla da kalmadı.

Türkiye ile Irak arasında imzalanan yeni enerji ortaklığı çerçevesi kapsamında Ceyhan hattından günlük 1 milyon varil petrol akışı sağlanması hedefleniyor.

Ayrıca iki ülke güvenlik ve ulaştırma alanlarında da entegrasyona gidiyor.

İmzalanan anlaşmanın kapsadığı sahalar, Irak'ın en önemli hidrokarbon merkezleri arasında.

Yaklaşık 3 milyar varillik rezervden bahsediyoruz.

Üstelik toplam potansiyelin 20 milyar varile ulaşması ihtimali de var.

Süreç düzenleyici kurumların onayının ardından tamamlanacak.

BP yüzde 43 hisseyle operatörlüğünü koruyor.

ConocoPhillips yüzde 42, TPAO ise yüzde 15 paya sahip olacak.

TPAO'yu uluslararası alanda büyütme stratejisi uzun zamandır var.

Atılan bu adım da o hedefe ulaşmanın önemli basamaklarından biri.

Türkiye Petrolleri'nin günde bir milyon varil petrol ve doğalgaz üretim kapasitesine sahip olması hedefleniyor.

Bir başka deyişle Türkiye, enerjide küresel lige çıkıyor.

Enerji denklemindeki konumu "boru hattı işletmecisi" olmaktan, doğrudan "saha üreticisi" olmaya taşıyor.

İran ve Ukrayna savaşlarının gölgesinde, enerji kaynaklarını çeşitlendirme stratejisi çok daha büyük önem kazanmış durumda.

Bu strateji, Irak ile ilişkilerde de güvenlik ve Kalkınma Yolu Projesi olarak iki farklı boyut kazanıyor.

Kalkınma Yolu, Irak'ı en güneyden en kuzeye, Türkiye sınırına kadar kat eden çok önemli bir nakliye güzergahı.

Kara ve demiryollarının yanında, gelecekte boru hatlarının eşlik etmesi umuluyor.

Ayrıca Kerkük ve diğer bölgelerdeki petrolün Türkiye üzerinden piyasalara sevki de kritik.

Bu ikisi, Irak ve Türkiye'yi ayrıca Irak'ta güvenlik ve istikrara duyulan ihtiyaçta birleştiriyor.

Bu meselenin ucu da terörsüz Türkiye ve terörsüz bölgeye dayanıyor.

Yani PKK terör örgütünün Irak topraklarında tamamen etkisiz hale getirilmesine.

Çünkü ülkeye refah getirecek bu dev projeler, her şeyden önce güvenlik ve huzura ihtiyaç duyar.

Özetle Ankara-Bağdat hattında karşılıklı refahı artırmaya yönelik kurulan ve güçlendirilen bağlar, iki başkenti huzurlu bir Irak arzusunda buluşturuyor.

Irak Başbakanı'nın Ankara'da bir söz vardı.

"Coğrafya Türkiye ve Irak'a iki nehir verdi. Şimdi üçüncü nehir ekonomiyle kuruluyor" demişti.

Bu sözler aslında çok şeyi özetliyor.

Ticari paydaş olmak, Türkiye'nin de faydasına olan meselelerde Bağdat'a ek bir motivasyon sağlayacaktır.

Özellikle de güvenlik konusunda.

Bu adımların ne kadar önemli olduğu hakkında pek çok şey yazıp söyleyebiliriz.

Ama ne kadar önemli olduğunu anlamak için asıl, bölgede Türkiye'nin karşısındaki ülkelere bakmak lazım.

Mesela İsrail...

Örneğin Maariv, Türkiye ve Irak arasında tarihi anlaşmalar yapıldığını yazdı.

Gazete, atılan imzaların hemen öncesinde, Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı anlaşması sona erdiğini hatırlattı.

İçeride o imzalar yerine boru hattı anlaşmasının yenilenmemesini "başarısızlık" olarak görenler var.

İsrail gazetesiyse bunu aynen şöyle yorumlamış:

"İki ülke, bunun yerine çok daha geniş ve kapsamlı bir enerji anlaşması oluşturmak için çalışıyor. Toplantının en önemli noktası, Türk devlet petrol şirketinin, İngiliz enerji devi BP ile birlikte tarihi Kerkük petrol sahasındaki ortaklığının açıklanması oldu."

O boru hatları da atıl kalmayacak.

Bundan emin olabilirsiniz.

Dahası da var.

Gazete şöyle devam ediyor:

"Ankara ile Bağdat yetkilileri arasında Orta Doğu'daki güvenlik sorunları karşısında jeopolitik istikrar sağlayacak ve daha önce hiç olmadığı kadar derin bir ekonomik entegrasyon kurulmuş olundu."

Yani mesele ne sadece enerji, ne sadece ulaşım hattı.

Ya da terörle mücadele...

Çok daha büyük bir stratejik derinlikle, Türkiye'nin etkinliğinin artması adına büyük bir dönüşüm yaşanıyor.

Bu büyük dönüşümü Suriye ve Körfez ülkelerinin Türkiye ile ilişkilerindeki yakınlaşmayla birlikte okuyun.

Hatta ABD ve NATO...

İsrail'in neden her fırsatta Türkiye'yi düşmanlaştırmaya çalıştığı daha net ortaya çıkıyor.


Yazarın diğer yazıları