İki düzeyli oyun
Uluslararası ilişkiler çok denklemli, çok hesaplı girift bir alan.
İran savaşında hem karşılıklı askeri saldırılar sürerken, hem müzakere pazarlıkları sürecinde, hem de taraflar masaya oturmuşken bunu her yönüyle gördük.
Pazar günü İsviçre'deki müzakerelerin ilk gününde, verilen mesajlar genel anlamda olumluydu.
Sürecin çok zorlu geçeceğinin herkes farkındaydı ama yine de umut açıklamalar yapıldı.
Özellikle de ABD'yi temsil eden Başkan Yardımcısı JD Vance'in sözleri gerçekten de artık sorunu diplomasiyle çözme niyetini gösteriyordu.
60 günlük teknik pazarlık sürecinin ilk toplanışı başladı.
Siyasi çerçeve çizilmişti.
Detayları ele almak üzere daha belki de açılış konuşmaları yapılıyordu.
Herkes ortamın olumlu olduğu kadar hassas da olduğunun farkındaydı.
Buna İran ve ABD'nin yanı sıra, masada olan arabulucular Pakistan ve Katar da dâhil.
Ve tam o anda ne oldu dersiniz?
ABD Başkanı Donald Trump önce sosyal medyadan, ardından bir televizyon muhabirine yaptığı açıklamalarla, zehir zemberek sözler söyledi.
O açıklamalar İran yönetimine küfürler, hakaretler ve tehditlerle doluydu.
İlk oturumun ardından İsviçre'deki görüşmeye ara verildi.
Heyetler kendi başkentleriyle temas kurdu.
Bu sırada Trump'ın herkesi şaşırtan açıklamaları bütün dünyada olduğu gibi İran ve İsviçre'de de yankı bulmuştu.
İran heyeti görüşme alanına döndü ama masaya oturmadı.
Pakistan Başbakanı'nın yoğun çabalarına rağmen, Trump'a tavır koydular.
Toplantı salonunu terk edip, odalarına çekildiler.
Aslında haksız da değillerdi.
Çünkü o sözlere rağmen devam edebilmek gerçekten sağlıklı da olmayabilirdi.
Bir kere müzakere heyeti ve İran hükümeti kendi ülkelerinde, kendi halklarına karşı zor duruma düşerdi.
Ama görüşmeler de devam etmeliydi.
Bir süre temaslar aracılar üzerinden yürütüldü.
Ve sonunda İsviçre'deki müzakerelerin ilk turundan olumlu sonuçlar çıktı.
Hala çok yol ve aşılması gereken birçok zorluk olsa da süreç ilerliyor.
Diplomasi dünyasının duruma bakışı net...
Trump'a değil, Vance'in mesajlarına odaklanmak...
Ayrıca söylenen sözlere değil, atılan ve atılacak adımlara bakmak.
Peki Trump neden böyle yaptı?
Üstelik hala da yapıyor.
Mutabakat metni tarafların birbirlerine karşı saldırgan üslup kullanmamasını içerse de buna uymuyor.
İşte tam burada da yazının başlığı devreye giriyor.
"İki düzeyli oyun" aslında yarım asra yakındır bilinen bir tabir.
Robert D. Putnam tarafından 1988'de ortaya atılmıştı.
Kendisi karşılaştırmalı siyaset alanında uzmanlaşmış çok önemli bir Amerikalı siyaset bilimci.
85 yaşında ve hala hayatta.
Bu model, dış politika kararları aynı anda hem uluslararası müzakereleri hem iç siyaset baskılarını dengelemek zorunda olan liderler tarafından şekillendirildiğinde devreye giriyor.
Yani tam da Trump'tan bahsediyoruz.
Trump kendisini bir an önce İran'la barış anlaşmasına varmak zorunda hissediyor.
Bu nedenle müzakereleri zorla da olsa başlattı ve gönderdiği temsilci meseleye ılımlı bakışıyla ünlü.
Marco Rubio ya da Pete Hegseth gibi şahin değil.
Bu, ilk düzey...
Yani birinci küme...
İkinci düzeyse ABD'deki çıkar grupları – ki buna İsrail lobisi ve doğrudan İsrail de dahil-, muhalefet partileri ve bu vaka özelinde oy potansiyelini kaybetmek istemediği sertlik yanlısı seçmen grubu.
İki düzeyli oyunda, bu iki kümenin kesiştiği yer önemli.
Buraya da "kazanım alanı" deniyor.
Yani İran'la bir uluslararası anlaşma yapmak ama bunu bir şekilde iç siyasette de kabul ettirebilmek.
Ayrıca İsrail'i de razı edebilmeli.
En azından sabote etmeye çalışmamasını sağlamalı.
Sonbaharda ABD'de ara seçimler var.
Trump'ın gücü törpülenebilir.
İç siyasette hem demokratlar hep kendi partisi cumhuriyetçileri içindeki muhalifleri bunun fazlasıyla farkında.
Yüklendikçe yükleniyorlar.
Aynı durum İsrail için de geçerli.
İşte tam da böyle bir atmosferde, Trump hem İran'la anlaşmayı kotarmaya, hem de az önce bahsettiğim grupların iç siyasette çıkardıkları engelleri aşmaya çalışıyor.
Yani o tarafa "nabza göre şerbet" veriyor.
Konuştuğum uzmanların genel kanısı bu yönde.
Tabii konu Trump olunca her şey uçlarda yalanıyor.
Bu belki çok daha sakin ve özenli kelimelerle de yapılabilirdi.
Ancak o hakaret ve küfürleri tercih ediyor.
Asıl rahatsız edici olan da bu.
Dahası, anlaşılan İran da bu genel durumun fazlasıyla farkında.
Bu nedenle de süreci devam ettiriyor.
Yeter ki Trump İran'a istediklerini versin ve İsrail'i dizginlesin.
Bu politika da şimdilik işliyor görünüyor.
Öyle ki Lübnan'da ateşkes durumunu izlemek üzere ABD'nin de içinde olduğu çok ülkeli bir mekanizma kuruluyor.
Üstelik bu mekanizmada İsrail yok.
Bakalım 60 günün sonunda neler göreceğiz.
Yazarın diğer yazıları
Kadir İnanır'ın ablası Altun Arıca Fatsa'da son yolculuğuna uğurlandı
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev tarafından kabul edildi
7 bin liralık aidat artışı mahkemelik oldu, kat maliklerinden şeffaflık ve usulsüzlük iddiası
Osmaniye'de kaza geçiren uzman çavuş Ali Akçay, düğün gününü göremedi