ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Dikenli yol

Beyaz Saray'da devletin en büyük askeri nişanı olan Onur Madalyası'nı veriyordu.

Her yaptığı olay olan Donald Trump, Binbaşı Nicholas Dockery'e madalyasını takarken sırtına vurdu.

Sonra klipsi geçiremedi, askeri boğarcasına kaba bir düğüm attı.

Hareketleri siyasetteki üslubuna o kadar benziyordu ki kimse yadırgamadı.

Bir de sözde espriyle, aslında kendisine de madalya vermek istediğini söyledi ama izin vermemişlerdi.

Trump, bunu "İran'ı dize getirdiği" iddiasıyla söylüyor.

Espri de olsa herkes emin ki içinden geçen gerçekten de bu.

Ama tıpkı madalya takmaktaki beceriksizliği gibi, İran savaşında da başarısız olduğu yönünde ülke içinde çok sert muhalefet var.

Üstelik bunu bizzat kendi partisinden senatörler de söylüyor.

Eleştiri almaya pek dayanamadığı bilinir.

O yüzde bu eleştirileri yapanlara da "aptallar" diyor.

Perşembe günü devlet başkanları da mutabakata imza attı.

Dün İsviçre'de nihai anlaşma için detaylar üzerine müzakereler başlayacaktı ama ertelendi.

Şimdilik söylenen ertelemenin sebebinin lojistik sebeplerle olduğu.

Buna karşılık her şeyin hala pamuk ipliğine bağlı olduğu sır değil.

Resme kabaca bakarsak, durumu şöyle özetlemek mümkün.

Nihai anlaşmaya giden yolda İran'ın dondurulmuş parası geri veriliyor.

Ayrıca ülkenin ekonomik kalkınması ve altyapılar için 300 milyar dolarlık fon kuruluyor.

Bu para ABD'den çıkmayacak olsa da çoğunlukla yatırımlar vasıtasıyla İran'a akacak.

Balistik füze programı devam ediyor.

Trump, "Başkalarında varken İran'da olmaması haksızlık olur" deyip yeşil ışık yaktı.

Elbette İsrail hiç memnun değil.

İran nükleer silah sahibi olmayacağını taahhüt ediyor ama barışçıl nükleere izin var.

İsrail'in hiç hoşlanmadığı bir madde daha...

Bu arada Trump, İran'ın nükleer tesislerine "küçük çaplı" saldırılar yaparsa, İsrail'e destek vereceğini söyledi.

Süreci kontrolden çıkarma potansiyeli olan bir açıklama.

Tam bir mayın.

Mutabakatla ayrıca İran'a Hürmüz Boğazı'nı fiilen kontrol hakkı tanınıyor.

Geçiş ücreti değil ama hizmet bedeli alma hakkı olacak gibi.

İran Meclis Başkanı da Hürmüz'ün asla eski koşullara dönmeyeceğini söylüyor.

Tüm bunlar alt alta yazıldığında, Amerikan halkı Trump'ı eleştiriyor ve haklı olarak şunu soruyor.

"Peki sen ne için savaş çıkardın?"

Nihai anlaşmaya giden müzakere süreci hayli çetin geçecek.

İran, "ABD yükümlülüklerine uymazsa biz de adım atmayacağız" diyor.

ABD de aynısını söylüyor.

Trump "Anlaşmazlarsa bombalarız" diye tehdit etmekten de çekinmiyor.

İran'ın dini lideri ise aslında Amerika ile müzakereye sıcak bakmadığını ancak Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın güvence vermesi üzerine onayladığını söylüyor.

Yani en ufak bir pürüzde bizzat Hamaney eliyle sürecin bozulması ihtimali de var.

Neresinden baksanız, yol oldukça dikeni.

Gül bahçesine ulaşacak mı göreceğiz.

ABD ve İran arasındaki mutabakat metni 14 maddeden oluşuyor.

Genel görünüm ABD'nin İran'a istediklerini verdiği yönünde.

Oysa Trump daha öne "Koşulsuz teslimiyet dışında anlaşma olmayacak" derdi.

Şu anda o noktadan çok uzakta.

Ancak son maddeye gelince, durum göründüğünden farklı olabilir.

Son madde, anlaşmanın BM Güvenlik Konseyi'nde bağlayıcı şekilde onaylanmasını öngörüyor.

Hani şu ABD'nin daimi üyelerinden olduğu ve veto hakkı bulunan BM Güvenlik Konseyi.

Veto hakkına sahip diğer ülkelerse Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere...

Yani biri "hayır" dediği anda işler karışabilir.

Ya da "evet" karşılığında İran'ın beklentilerini bütünüyle karşılayan bir sonuç çıkamayabilir.

Çünkü yukarıda bahsettiğimiz bu ülkelerin tamamının birbirinden farklı çıkar hesapları var.

Yani İran ABD ile ikili düzeyde istediklerini alsa da bunu BM onaylı bir nihai metne dönüştüremeyebilir.

Bu riski not etmek lazım.

Zira İran'a uygulanan yaptırımların önemli bölümü BM yaptırımları.

ABD'nin bunları tek başına ortadan kaldırma yetkisi ve gücü yok.

Sadece tek taraflı olarak kendi uygulamalarına son verebilir.

Kim bilir, belki de Trump bu alanı özellikle muğlak bırakmış olabilir.

Malum, diplomasi ve müzakere hesap içinde hesap yapmayı gerektirir.

Meselenin İsrail boyutu ise bambaşka bir muamma.

Ancak Cuma günü orada da sıcak bir gelişme yaşandı.

ABD'li bir yetkili, İsrail ve Hizbullah'ın ateşkes anlaşmasına vardığını duyurdu.

Anlaşmaya ABD ve Katar arabuluculuk yaptı, İran da destek verdi.

Mutabakatın birinci maddesi ABD, İran ve müttefiklerinin Lübnan da dahil olmak üzere "tüm cephelerde" askeri operasyonların "derhal ve kalıcı" olarak sona erdiğini ilan ediyor.

Ama İsrail durmak yerine Lübnan'ın güneyinde saldırıları artırmıştı.

İran tepkiliydi.

ABD Başkanı Trump ise Netanyahu'nun sözünü dinlememesine öfkeliydi.

Hatta aralarında oldukça sert telefon görüşmeleri olduğunu okuyoruz.

Bundan sonra ABD ve İran arasındaki müzakere sürecinin ivme kazanacağını öngörmek mümkün.

Ancak şunu da cümle âlem biliyor ki İsrail bu anlaşmayı hiç istemiyor.

Gerçekten zapt edilebilecekler mi göreceğiz.

Mesele İsrail olunca her şeye hazırlıklı olmak gerek.

Trump Lübnan konusunda Netanyahu ile görüş ayrılıkları olduğunu açıkça söylemekten çekinmiyordu.

Üstelik bizzat Başkan Yardımcısı JD Vance de İsrail'e gözdağı vermeye başlamıştı.

İsrail'in savunmasının büyük kısmının Amerikalı vergi mükelleflerinin parasıyla oluşturulduğunu hatırlatmıştı.

İsrail'i seven tek önemli liderin Trump olduğunu söylemişti.

"Ben İsrail kabinesinde olsaydım, tüm dünyada geriye kalan tek güçlü müttefikime saldırmazdım" demişti.

Sözleri özellikle de İtamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotriç gibi kalpleri kararmış katliamdan zevk alan aşırı sağcı bakanlaraydı.

Ayrıca "9 milyonluk bir ülkesiniz. Karşılaştığınız her ulusal güvenlik sorununu çözmek için sadece öldürerek bir çıkış yolu bulamazsınız" diye konuşmuştu.

Bunlar hesapsızca ya da Trump'ın onayı olmadan sözlenebilecek sözler değil.

Görünen o ki sonuç verdi.

En azından şimdilik.

Ancak uzun vadede bu zorlayıcılık sonuç verecek mi açıçası emin değilim.

Çünkü İsrail'in politikası, kaos yayıp çıkar sağlamak üzerine kurulu.

Gerekirse bunu ABD'ye rağmen yapabilecek kadar da ileri gitmekten çekinmeyebilirler.

Özellikle de mevcut siyasi tabloda.

Yaşananlar İsrail iç siyasetinde de büyük tartışmalara yol açıyor.

Muhalefet lideri Yair Lapid'in tespitleri dikkat çekici.

Aşırı sağcılar ve ona teslim olan Netanyahu'nun ülkeyi nasıl dibe çektiğini anlatmış.

"24 saat içinde ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, basın toplantısında Smotriç ve Ben-Gvir'e öfkesini kustu. Dışişleri Bakanı Saar ile bağlarını kopardı. Başkan Trump, Netanyahu'nun Lübnan'da sorumsuzluk yaptığını söyledi. Eğer bu hükümeti hızla değiştirmezsek, İsrail'in dış ilişkileri silinip gidecek."

Şunu da not edelim...

İsrail'in yayılmacılığı ve kaostan beslenmesi bir devlet politikası.

Soykırımlar, katliamlar ve savaşlar İsrail'in gerçek yüzünü dünyanın görmesini sağladı.

Düşünün, İsrail'in koşulsuz destekçisi ABD'nin yönetimi bile durumdan rahatsız.

Lapid'n bahsettiği aslında bu.

Ama şunu da vurgulamakta fayda var.

Netanyahu ve aşırı sağcı ortakları gidip, solcu bir hükümet gelse bile bu hedefler değişmeyecek.

Yöntem değişebilir, şiddetin dozu hayli azalabilir.

Bu bile başlı başına önemlidir.

Ancak İsrail'de Siyonist zihniyet devleti elinde tuttuğu sürece bölgede huzur olmaz.


Yazarın diğer yazıları