ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Üç yılın enkazı: Gazze'nin çığlığı

7 Ekim 2023...

Hamas'ın İsrail'e taarruzu, uzun süredir soykırım için bekleyen kana susamış bir elin büyük bir zevkle katliamlara girişmesine dönüştü.

Tarihin en karanlık sayfalarından biri açıldı.

Ardından gelen yıkım bugün üç yılı doldurdu.

Ve çok yavaşlasa da aslında sona ermedi.

Bugün Gazze'ye baktığımızda artık bir şehir, bir toprak parçası değil gördüğümüz...

Enkaz yığını, açlık, hastalık ve unutulmuş insanlık dramının canlı bir müzesini görüyoruz.

Üç yılda Gazze ne halden, ne hale geldi...

Hayatta kalabilecek kadar şanslı olanlar büyük sıkıntılara katlanarak, başlarını sokacak bir çatı bile bulamadan üçüncü kışı bekliyor.

Savaş öncesi Gazze, zaten ablukayla boğuşan, 2,3 milyon insanın daracık bir alana sıkıştığı, altyapısı kırılgan bir yerdi.

Bugün ise BM ve uluslararası kuruluşların raporlarına göre dünya üzerinde "kayda geçmiş en ağır ekonomik kriz" yaşanıyor.

Yapıların yüzde 80'inden fazlası hasar gördü veya tamamen yok oldu.

Refah, Tel el-Sultan ve Han Yunus'un bazı mahalleleri uydu görüntülerinde tanınmaz hale geldi.

Kaba tahminlere göre bölgede 61 milyon ton moloz var.

Bu, son 18 yılda dünyadaki tüm savaşlarda çıkan molozun 20 katı.

Resmi verilere göre can kaybı sayısı 74 bini aştı.

Bunların 20 binden fazlası çocuk.

Yaralı sayısı 175 binin üzerinde. Enkaz altında hala 8-10 bin insanın cesedi olduğu tahmin ediliyor.

Her gün enkazdan çıkarılan kemikler, saçlar, parçalanmış bedenler, ailelerin "acaba o mu?" diye baktığı bir cehennem sahnesi adeta...

Ekim 2025'te ilan edilen ateşkes bile tam anlamıyla İsrail'i durdurmadı.

Ateşkes sonrası bile binlerce kişi hayatını kaybetti.

İşgal güçleri Gazze'nin yaklaşık yüzde 60-65'ini fiilen kontrol ediyor veya "sarı hat" adı verilen güvenlik bölgelerine çevirmiş durumda.

İnsanlar sürekli daha dar alanlara sıkıştırılıyor.

Çadır kamplarında, yarım yıkık binalarda, farelerin ve bitlerin cirit attığı yerlerde yaşıyorlar.

Temiz suya erişim günde 6 litrenin altında.

Hastanelerin büyük kısmı ya yıkıldı ya da kısmen çalışıyor.

Kanser ilaçları, diyaliz malzemeleri, protezler sınırlardan geçirilemiyor. Çocuklar okula gidemiyor.

200 bine yakın çocuk eğitimden yoksun.

Açlık resmen "kıtlık" seviyesinden çıkmış olsa da, 1,4 milyon insan hala akut gıda güvensizliği içinde.

İşsizlik yüzde 90'lara yaklaştı.

Kişi başına düşen yıllık gelir 212 dolara geriledi.

Yani günde 58 sent...

Yeniden inşa için gereken para 71,5 milyar dolar olarak hesaplanıyor.

Ama moloz kaldırılamıyor, ağır makineler girişi engelleniyor, inşaat malzemeleri kısıtlı.

Bu, sıradan bir savaş yıkımı değil.

Hayatta kalma araçlarının sistematik olarak yok edilmesi.

Su, elektrik, tarım arazileri, hastaneler, okullar...

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü gibi kuruluşlar buna "asfiksi" diyor.

Hücrelere oksijen ulaşamaması nedeniyle yaşanan boğulma....

Gazze, yavaş yavaş nefes alamaz hale getiriliyor.

Geride kalanların günlük hayatta kalma mücadelesi de çok zorlu.

Gazze'de bir anne, çocuğuna ekmek bulmak için saatlerce kuyrukta bekliyor. Bir baba, yaralı oğlunu omzunda taşıyarak yıkık bir kliniğe ulaştırmaya çalışıyor.

Gençler, molozların arasından metal ve plastik toplayıp satmaya çalışıyor.

Kış üçüncü kez yaklaşıyor.

Sel riski altındaki 450'den fazla yerde 460 bin insan barınıyor.

Binalar çöküyor.

Eylül'de insanların çaresizlikten sığınıp gece uyduğu ağır hasarlı bir apartman yıkıldığında 21 kişi, çoğu çocuk, enkaz altında kaldı.

Bölgede hijyen koşulları olmaması, altyapı harabiyeti ve haşereler nedeniyle hastalıklar da kol geziyor.

Uyuz, hepatit, solunum yolu enfeksiyonları.

İsrail'in saldırıları ve engellemeleri nedeniyle sağlık hizmetlerinin verilememesi sebebiyle uzuvları kesilen 43 bin insan var.

Bunların büyük kısmı, belki de basit ilaçlar ve tedavi imkanları olabilseydi tedavi edilebilirdi.

Bölgede rehabilitasyon merkezleri de yok.

Fiziksel yaralar belki zamanla iyileşecek ama psikolojik travma nesiller boyu sürecek.

BM yetkilileri "acı, çizelgelerin dışında" diyor.

Bu, sadece rakamlar değil; bir halkın kolektif hafızasının, kimliğinin ve geleceğinin parçalanması.

Uluslararası hukukçular, İsrail'in bu soykırımını, yardım ablukasını, kasıtlı aç bırakmayı ve daha da artırılabilecek örnekleri savaş suçu ve insanlığa karşı suç kapsamında değerlendiriyor.

İsrail ve yöneticileri, uluslararası yargı önünde de yalnızlaştı.

Uluslararası Ceza Mahkemesi, 2024'te Başbakan Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkardı.

Suçlamalar arasında savaş yöntemi olarak aç bırakma, sivillere kasıtlı saldırı, cinayet, zulüm ve diğer insanlık dışı fiiller var.

UCM, bu suçların Gazze sivil nüfusuna yönelik yaygın ve sistematik bir saldırının parçası olduğuna dair "makul gerekçeler" bulduğunu açıkladı.

İsrail yargı yetkisini reddediyor, emirleri "antisemitik" ve "siyasi" diye nitelendiriyor.

Ancak o emirler olduğu yerde duruyor.

Birçok ülkede Netanyahu'nun seyahati riskli hale geldi.

Uluslararası Adalet Divanı'nda da soykırım iddialarıyla ilgili davalar sürüyor. Güney Afrika'nın açtığı dava, dünyanın gözünü Gazze'ye çevirdi.

Türkiye'nin de her iki mahkemedeki yargı süreçlerine yoğun desteği var.

ABD'nin koşulsuz desteği bile bu hukuki yalnızlaşmayı tamamen engelleyemedi.

İsrail'i de kendi içinde sarsmaya başladı.

Üç yıllık savaş, Lübnan ve İran cepheleriyle birleşince ekonomik yük ağırlaştı, askerler tükenmiş halde döndü, toplum kutuplaştı.

CIA'in Ağustos ayındaki "İçeriden Kırılma" adlı gizli değerlendirmesi İsrail basınına yeni yansıdı.

Bu bu tabloyu net ortaya koyuyor.

Rapora göre İsrail, iç savaş veya siyasi çöküş riskiyle karşı karşıya.

Ekonomik kriz, artan askeri harcamalar, yedek askerlerin travması, Batı Şeria'da yerleşimci şiddeti...

Ama en keskin fay hattı zorunlu askerlik.

Haredi Yahudilerin askerlikten muaf tutulması, toplumun diğer kesimlerinde büyük öfke yaratıyor.

Ordu personel açığı çekiyor, yaklaşık 80 bin Haredi genç askere gitmiyor. Yüksek Mahkeme'nin muafiyet yasasını iptal etmesinin ardından kriz tırmandı. İşte tam da bu noktada, sokaklara taşan bir olay, toplumsal patlamanın canlı örneği oldu.

Askeri polis, askerlik görevine gitmeyen bir Haredi genci tutuklamak için bir apartmana operasyon düzenledi.

Haber alan yüzlerce Haredi kısa sürede binanın önüne aktı.

Güvenlik güçleriyle çatıştılar, binaya zorla girdiler.

Destek kuvvetler çağrıldı ama şüpheli gözaltına alınamadı.

Polis çekilmek zorunda kaldı.

Muhalefet ayağa kalktı.

Eski Başbakan Naftali Bennett, Netanyahu'yu "aşırılık yanlılarının devlet içinde devlet kurmasına izin vermekle" suçladı.

27 Ekim seçimlerine üç hafta kala bu gerilim, seçimin en belirleyici unsurlarından biri haline geldi.

CIA raporu da tam bunu işaret ediyor: Haredi muafiyeti, travmalı ve silahlı rezervistler, Netanyahu'nun iktidarda kalma mücadelesi, uluslararası yalnızlaşma...

Bir kıvılcım yeterli.

Seçimler net sonuç vermeyebilir.

Koalisyon krizleri, anayasal gerilim derinleşebilir.

İsrail, Gazze'de sözde "zafer" ilan ederken kendi toplumsal dokusunu yırtıyor. UCM emirleri, CIA uyarıları, sokak çatışmaları ve seçim gerilimi...

Hepsi aynı gerçeği fısıldıyor.

Uzun süreli, orantısız bir savaş, sadece karşı tarafı değil, kendi toplumunu da tüketir.

Dünya bu dramı izlerken, hesap sorma mekanizmaları yavaş da olsa işliyor. Gazze'nin enkazı, sadece taş ve beton değil, insanlığın vicdanının enkazıdır.


Yazarın diğer yazıları