ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Boşluğu doldurmak

"Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak.

Halbuki biz sussak, tarih susmayacak.

Tarih sussa, hakikat susmayacak.

Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak.

Halbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar.

Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar.

Tarihin azabından kurtulsalar, Allah'ın gazabından kurtulamayacaklar."

Merhum Sezai Karakoç'un dizeleri bunlar...

Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM Genel Kurulu kürsüsünden dünyaya seslenirken okudu.

Bir kez daha mazlumların sesi oldu.

Sözleri alkışlarla karşılandı.

O mesajın öncelikli muhatabı ise İsrail'di...

İki gün sonra İsrail Başbakanı Netanyahu çıktı kürsüye.

Neredeyse boş salona konuştu.

Çünkü onlarca ülke protesto edip ayrıldı.

O sırada dışarıda da çok yoğun protestolar vardı.

Elinde Lübnan'da katliamlar yaparken kullandıkları bombalı çağrı cihazlarından biri, dilinde yine katliamlar vardı.

Taciz ve tehdit dolu bir konuşma yaptı.

Türkiye'ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a küstah sözlerle tehditler savurmayı da ihmal etmedi tabii...

Netanyahu Trump'la görüşemedi.

Elon Musk'la görüşmesi de iptal oldu.

Diğer önemli liderler de onunla resim vermedi.

BM'de birkaç küçük ülkeyle görüştü.

Bir de Türkiye düşmanlığında ortaklık yaptıkları Yunanistan'ın başbakanı Miçotakis'le..

Sonra apar topar ülkeden ayrıldı.

Bir gece bile kalmadı.

O sırada New York Belediye Başkanı, Filistinli aileleri ağırlıyor ve zeytin ağacı dikiyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan pek çok ikili görüşme yaptı.

Onlardan biri, Irak Başbakanı Ali ez Zeydi ileydi.

Kalkınma Yolu ve ekonomik ilişkiler konuşuldu.

Irak'ta devlet dışı silahlı aktörler silahsızlandırılacak.

Özellikle de İran destekli Şii milisler.

Türkiye bu sürece de önemli destek veriyor.

Ayrıca PKK terör örgütünün tasfiyesi için de Irak'la koordineli adımlar atılıyor.

Bu adımlar aynı zamanda Irak'ta devlet otoritesinin daha geniş alanlara yayılmasını da destekler nitelikte.

Sincar'da PKK varlığı sona erecek ve Başika üssü kademeli olarak, belli şartlar ve belli bir takvime göre Irak federal güçlerine devredilecek.

Yani Suriye'den sonra Irak'ta da bu konuda çok önemli gelişmeler, Türkiye'nin rolü ve desteğiyle yaşanıyor.

Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge vizyonu için çok önemli.

Aynı derecede, bu bölgelerde devlet otoritelerinin tam olarak sağlanabilmesi için de kritik.

Türkiye, Suriye'nin ayağa kalkmasına da büyük katkılar sağlıyor.

Bir yandan da İran savaşının sona ermesi için diplomasi çağrısı yapıyor ve Hürmüz Boğazı'nın normal seyrine dönmesini istiyor.

Diğer yandan bölgedeki Arap ülkeleriyle ilişkileri hızla ve stratejik olarak geliştiriyor.

Bir de Mekke Savunma İttifakı var.

Bu ittifakla oluşturulan blokta ilk aşamada Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bulunuyor.

Türkiye diplomasisi, askeri kapasitesi ve üretim gücüyle önde.

Suudi Arabistan ekonomik ve siyasi güce sahip.

Pakistan ise İslam dünyasının tek nükleer gücü.

Bu ittifakla, Türkiye ile birlikte hareket ederek, Ortadoğu'da yeni bir dengenin kurulmasına katkıda bulunuyor.

İttifaka ilerleyen zamanda Mısır ve Suriye başta olmak üzere başka ülkelerinde katılması muhtemel.

Üstelik tüm bunlar, ABD'nin Ortadoğu'dan askeri olarak çeklime, en azından varlığını ciddi oranda azaltma planlarının yapıldığı bir dönemde gerçekleşiyor.

İngiliz The Economist dergisinin son sayısında tam da bu konuların işlenmesi ise oldukça dikkat çekici.

Economist, ABD'nin Ortadoğu'daki onlarca yıllık askeri ve siyasi ağırlığının sonuna geldiğini yazdı.

Özellikle Batı'da oldukça önemli ve ciddiye alınan bir yayın organıdır.

Analizde Washington'ın kademeli olarak bölgeden çekilmesiyle ortaya çıkacak güç boşluğunu doldurmaya aday üç aktör sıralanıyor.

Türkiye, İran ve İsrail...

Dergi Türkiye'nin Arap dünyasıyla ilişkilerini kararlı adımlarla güçlendirdiğine vurgu yapıyor.

Ankara'nın Suriye'deki yeni yönetimin en büyük destekçisi konumuna geldiğini hatırlatıyor.

Irak ile ticaret hatları ve su kaynakları üzerinden stratejik iş birliğini ilerlettiği ve savunma sanayisinde pragmatik fırsatlar oluşturduğunu belirtiyor.

Bir yanda giderek yalnızlaşan bir İsrail...

Son BM Genel Kurulu'nda bunu çok daha açık seçik gördük.

Diğer yanda etkisi sürekli azalan ve gücü törpülenen bir İran.

Ve tam da böyle bir dönemde Ortadoğu'da ilişkilerini sürekli güçlendiren, istikrar ve karşılıklı kazanç temelinde stratejik iş birliklerini artıran bir Türkiye...

Sizce o boşluğu hangi ülke dolduracak?


Yazarın diğer yazıları