Avrupa'nın mengenesi: Nükleer gölge ve yakıt krizi
Avrupa, uzun yıllardır görmediği bir sıkışmışlık içinde.
Bir yanda küresel enerji tedarik zincirinin parçalandığı, benzin ve motorin fiyatlarının rekor kırdığı bir ekonomik fırtına; diğer yanda nükleer silahların açıkça ima edildiği, Kaliningrad'dan Baltık'a uzanan bir güvenlik gerilimi.
Rusya-Ukrayna savaşı neredeyse beşinci yılına girerken, İran kaynaklı yeni çatışmalar ve Trump yönetiminin "önce Amerika" politikası, kıtayı iki ateş arasında bırakıyor.
Bu tablo, barışın ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Savaşlar, küresel tedariki ciddi biçimde aksattı.
Enerji tesislerine yönelik saldırılar ve peş peşe gelen ihracat yasakları, krizi büyüttü.
Özellikle Rusya-Ukrayna cephesindeki arz sorunu derinleşiyor.
Ukrayna'nın İHA ve füze saldırıları nedeniyle kendi içinde de enerji sıkıntısı yaşayan Rusya, motorin ihracat yasağını Ekim sonuna kadar uzattı.
Çin de petrol ürünleri ihracatını yeni bir duyuruya kadar askıya aldı.
Bu adımlar, zaten daralan piyasayı daha da sıkıştırdı.
ABD Başkanı Donald Trump da motorin ihracatını askıya almayı değerlendiriyor.
"Bunu düşünüyorum. Enerji Bakanı Chris Wright ve Doug Burgum ile bu konuyu sık sık görüşüyoruz" demesi, piyasaları harekete geçirdi.
Uzmanlara göre Trump, Kasım'daki ara seçimler öncesinde yakıt fiyatları nedeniyle sıkışmış durumda.
İhracatı durdurarak ülke içinde fiyatları kısmen düşürmeyi hedefliyor.
Ancak bu, Avrupa için adeta bir kâbus senaryosu.
Trump bir yandan da Avrupa'ya çağrı yaptı.
"Stratejik dizel rezervlerinin bir bölümünü piyasaya sürün." dedi.
Washington, 180 gün içinde 120 milyon varillik talebin karşılanmasını istiyor.
Der Spiegel'in aktardığına göre bu, Avrupa'ya "ihracatı durdurmayı düşünüyorum" mesajıyla birlikte verildi.
Adeta aba altından sopa gösterildi.
120 milyon varil motorin, 16 milyon tondan fazla ediyor.
Kıyaslamak gerekirse, Avrupa'nın en büyük nüfusa ve ekonomiye sahip ülkelerinden Almanya'nın stratejik dizel rezervi yalnızca 4 milyon tonun biraz üzerinde.
AB'nin toplam stratejik rezervi ise yaklaşık 39 milyon ton civarında ve bunun tamamı dizel değil.
Isınma yağı gibi diğer gaz yağı ürünleri de var.
Yani talep, Avrupa'nın elindeki stokların önemli bir kısmını eritecek boyutta.
ABD, günde yaklaşık bir buçuk milyon varil motorin ihraç ediyor.
Ukrayna savaşı sonrası Avrupa'nın en büyük akaryakıt tedarikçisi haline geldi.
Sevkiyatın durması kıtayı çok zorlayacak, fiyatları daha da yukarı çekecek.
Fiyatlar zaten sık sık rekor tazeliyor.
Kış yaklaşırken depolardaki doluluk oranı da iyi seviyede değil.
Enerji fiyatları bu seviyedeyken bile Euro Bölgesi'nde enflasyon tırmanmış, yüzde 4'e dayanmış durumda.
Özellikle Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya'da enflasyon oranları beklentilerin hayli üzerinde.
ABD'nin ihracatı kesmesiyle yaşanacak ek fiyat artışı, AB ekonomisinde daha sarsıcı sonuçlar doğurabilir.
Çiftçiler, tır şoförleri, sanayi...
Zincirleme etki kaçınılmaz olur.
Bu ekonomik baskının gölgesinde, askeri cephe de kızışıyor.
Ukrayna kendi imkânlarıyla geliştirdiği taktik balistik füze FP-7'yi muharebe göreviyle ilk kez kullandı.
Füzenin seri üretimi hızlanacak.
Bu, Ukrayna'nın yerli uzun menzilli saldırı kapasitesinin önemli ölçüde genişlediği anlamına geliyor.
Gelişme savaşı daha da kızıştıracak gibi.
Avrupa basınından gelen bilgilere göre Putin, Ukrayna'ya saldırılarda tüm kısıtlamaları kaldırdı.
Bu savaş, Rusya ve özellikle NATO üyesi olan Avrupa ülkeleri arasındaki bir başka gerilimle eş zamanlı büyüyor.
Savaşın Avrupa'ya yayılma riski artık Avrupalılar tarafından daha güçlü dile getiriliyor.
Putin daha önce "Avrupa'ya saldırma niyetimiz yok" demişti.
Ancak NATO'nun Kaliningrad'ı kuşatma ihtimalinin medyada dile getirilmeye başlanmasıyla söylemler değişti.
Kaliningrad, "Avrupa'nın içindeki Rusya olarak" biliniyor.
Baltık bölgesinde, etrafı Avrupa ülkeleriyle çevrili bir Rus toprağı.
Rusya ile kara bağlantısı yok.
Rusya'nın Londra Büyükelçiliği daha önce Kaliningrad'a olası bir saldırıda nükleer silah seçeneğinin de gündemde olacağını söylemişti.
Putin'den de açıklama geldi.
"Rusya'ya Kaliningrad dahil doğrudan saldırı söz konusu olursa, ülkemizin sahip olduğu tüm silahların kullanılması meselesi kaçınılmaz olarak ve derhal gündeme gelecektir." dedi.
Rus lider "nükleer" demedi ama nükleer silahı ima etti.
Bu konuda herkes hemfikir.
Putin amaçlarının kimseyi korkutmak olmadığını söylüyor.
"Bu bir gözdağı değil. Bize gözdağı vermeye çalışanlara cevaptır" ifadesi, birçoklarına göre "Bu sözlerimi sadece gözdağı olarak yorumlamayın, ciddiye alın" mesajı taşıyor.
Putin Avrupa'ya saldırma planları olmadığını yineledi ama Avrupalı siyasi liderlerin vatandaşlarını tehlikeli bir çatışmanın eşiğine sürüklediğini de sözlerine ekledi.
Nükleer silah söylemleri çok uzun zamandır dünyanın gündeminde değildi.
Ukrayna savaşı ile yeniden dile getirilir oldu.
Son dönemde de iyice sık anılmaya başlandı.
Bakan kalırsa, Rusya'nın "nükleer silah" uyarılarını ciddiye almak gerekiyor.
Rus nükleer doktrininde "nükleer silahı ilk kullanan olmama" maddesi yok.
Sovyetler Birliği çöktükten sonra konvansiyonel güçler ciddi şekilde zayıflayınca, dengeyi bu şekilde kurmaya çalıştılar.
2020 doktrini ve özellikle 2024'te güncellenen yeni versiyon, eşiği daha da düşürdü.
Artık sadece "devletin varlığını tehdit eden" saldırılar değil, "egemenlik ve toprak bütünlüğüne kritik tehdit" oluşturan konvansiyonel saldırılar da nükleer yanıt için gerekçe sayılabiliyor.
Üstelik Belarus da nükleer şemsiye altına alındı.
Nükleer silah kullanan bir devlet tarafından desteklenen, nükleer güç olmayan bir devletin saldırısı da "ortak saldırı" olarak değerlendiriliyor.
Bu esneklik, Moskova'nın caydırıcılık mesajlarını sertleştirmesine olanak tanıyor.
Tabii bir de madalyanonun diğer yüzü var
NATO bugün hiç olmadığı kadar güçlü.
Toplam savunma harcamaları Rusya'nın katbekat üzerinde.
Aktif personel sayısı, hava gücü, deniz filoları ve ana muharebe tankları açısından ittifak ezici bir üstünlüğe sahip.
ABD'nin katkısı hâlâ baskın olsa da Avrupa'da savunma harcamaları rekor seviyelere ulaştı. Almanya başta olmak üzere birçok ülke bütçelerini artırıyor.
Danimarka Soğuk Savaş'tan bu yana en büyük askeri tatbikatını gerçekleştiriyor.
Letonya Cumhurbaşkanı, ihtiyaç doğması halinde ülkesine nükleer silah konuşlandırılabileceğini söylüyor.
Norveç, Svalbard bölgesine yönelik olası Rus saldırılarına karşı tahliye planı hazırladı.
AB Savunma Komiseri Andrius Kubilius "Eğer Rusya tarafından hedef alınıyorsak, cevabımız da en az bu saldırılar kadar Moskova için can yakıcı olmalı." diyor.
Rusya ise Ukrayna savaşı nedeniyle zorlanıyor.
İnsan kayıpları, ekipman erimesi ve yaptırımlar ağır yük bindiriyor.
Buna rağmen askeri üretim kapasitesini bir şekilde sürdürüyor.
Mühimmat ve İHA üretiminde hız kazandığı görülüyor.
Ancak bu çaba zaten ağır yaptırımlar altındaki ekonomiye ciddi maliyet yüklüyor.
Savaş ekonomisine geçiş, uzun vadede sürdürülebilirlik sorunu yaratıyor.
Tüm bunlara rağmen, NATO Rusya'nın askeri sanayide üretim kaslarının ne kadar gelişmiş olduğunun farkında.
Kendilerinin de gaza basması gerektiğinin de..
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'den önemli bir uyarı geldi.
"Savunma üretimimizi hızlandırmamız gerekli" dedi.
Avrupa'nın bugün barış içinde olmadığını vurguladı.
Ukrayna'da savaşın neredeyse beş yıldır sürdüğünü hatırlattı.
Putin'in savaşı sona erdirmek yerine daha da şiddetlendirdiğini söyledi.
Avrupa'ya hibrit saldırıların her geçen gün arttığına dikkat çekti.
Çin'in ordusunu modernize ettiğini ve nükleer kapasitesini genişlettiğini, Kuzey Kore'nin hem nükleer programını geliştirmeyi hem de Rusya'ya mühimmat sağlamayı sürdürdüğünü, İran'ın balistik füzelerinin NATO müttefiklerini ve ortaklarını tehdit ettiğini anlattı. Rutte "Güvenlik ortamımıza dair bu vahim tablo, barışın ne kadar kırılgan olduğunu bize hatırlatıyor" diyor.
Savunma yatırımlarının arttığını ama üretimin de hızlanması gerektiğini vurguluyor.
"Rusya ve Çin hızla mesafe katediyor, bu nedenle sanayi çarklarımızın daha hızlı dönmesini sağlamalıyız." diyor.
Ancak NATO'nun birlik ruhu hakkında ittifak içinde de şüpheler var.
Bu da ittifakın yumuşak karnı olabilir.
Slovakya Başbakanı Robert Fico'nun sözleri çarpıcı...
"NATO Antlaşması'nın 5. maddesine güvenmiyorum. 5. maddeye inanmıyorum, bunu açıkça söylüyorum. Bir şey olması durumunda herkesin buraya koşup bizi savunacağına inanmıyorum. Avrupa Birliği içerisindeki dayanışma bile şu anda çalışmıyor." diyor.
Enerji krizinde, savunma yük paylaşımında ve Ukrayna desteğinde çıkan çatlaklar, aslında kolektif iradenin sınırlarını da bize gösteriyor.
Tabii Rusya'ya da...
Avrupa, bir yanda kış kapıdayken yakıt depolarının boşalması tehdidiyle, diğer yanda nükleer söylemin yükseldiği bir güvenlik ortamıyla karşı karşıya.
Trump'ın seçim hesabı, Putin'in caydırıcılık mesajları ve Avrupa'nın kendi içindeki tereddütler, denklemi daha da karmaşıklaştırıyor.
Stratejik rezervlerin eritilmesi kısa vadede fiyatları sakinleştirebilir ama uzun vadede güvenlik stoklarını zayıflatır.
Nükleer uyarılar ise "caydırıcılık" ile "tırmandırma" arasındaki ince çizgiyi tehlikeli şekilde zorluyor.
Bu sıkışmışlık, Avrupa'nın hem ekonomik hem stratejik yeteneklerini yeniden düşünmesini zorunlu kılıyor.
Üretim kapasitesini hızlandırmak, enerji çeşitliliğini artırmak ve ittifak içi güveni yeniden tesis etmek kolay değil.
Ama alternatif, daha yüksek maliyetli bir kırılganlık.
Barış kırılgan; onu korumak ise irade ve gerçekçilik gerektiriyor.
Avrupa'nın kaderi, bu iki ateş arasında nasıl bir denge kuracağına bağlı.
Ve hiç kolay olmayacak.
Yazarın diğer yazıları
Merkez Bankası 95 yaşında
TEKNOFEST Güneydoğu'da dördüncü gün etkinlikleri başladı
Şanlıurfa Şehir Hastanesi resmi açılışı bugün yapılıyor! Cumhurbaşkanı Erdoğan kurdeleyi kesecek
Yılbaşından bu yana 17 milyarlık SED ödemesi yapıldı