ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Bağdat'ta bayram, Erbil'de endişe: ABD Irak'tan giderken Ortadoğu'nun yeni dengesi

Irak'ta 23 yıllık bir dönem resmen kapanıyor.

30 Eylül 2026 itibarıyla ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyonun ülkede kalan son merkezi kapatılıyor.

Yabancı askeri üsler boşaltılıyor.

Güvenlik dosyası tamamen Bağdat'ın eline geçiyor.

Hükümet 1 Ekim'i "Egemenlik Bayramı" ilan etti.

Devlet daireleri tatil.

Bağdat sokaklarında sevinç havası hakim.

Ama aynı günlerde Erbil'de manzara bambaşka.

Konvoylar çıkıyor, patriot bataryaları sökülüyor, üsler boşalıyor.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani'nin sözleri soğuk bir gerçekliği yansıtıyor..

"Biz zayıfız ve saldırıya uğruyoruz. Uygun bir savunma sistemi olmadan başınıza bırakılmak utanç vericidir." Diyor.

Bu tablo, sadece bir askeri çekilme değil.

Ortadoğu'da güç dengelerinin yeniden yazıldığı bir dönüm noktası.

2003'teki işgalin, "kitle imha silahları" yalanının, yüzbinlerce sivilin ölümünün, El Kaide'den DEAŞ'a uzanan kaosun ardından gelen bu "egemenlik" anı, bazıları için zafer, bazıları için yalnızlık.

Aslında süreç ani gelişmedi.

2024'te Bağdat ile Washington arasında mutabakat sağlanmıştı.

Koalisyonun askeri misyonu aşamalı sona erecek, ilişkiler ikili güvenlik işbirliğine dönüşecekti.

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin ofisi 30 Eylül'ü "kesin tarih" olarak duyurdu. Silahlı Kuvvetler Başkanı Ofis Müdürü Abdulemir Şammari, güvenlik durumunun iyi olduğunu, ülke kontrolünün sağlandığını ve bundan sonra yabancı üs kalmayacağını vurguladı.

Sosyal medyada dolaşan görüntüler ve paylaşımlar süreci somutlaştırıyor.

Buna göre Erbil'deki üsler boşaltılıyor.

Patriot hava savunma sistemleri dahil hava savunma unsurları kaldırılıyor.

ABD teçhizatının Ürdün ve bölgedeki diğer noktalara taşındığı görülüyor.

Bunlar yaşanırken, Irak Başbakanı Zeydi'nin "30 Eylül'den sonra devlet dışında hiçbir fraksiyonun silah taşımasına izin verilmeyecek" sözleri hatıra geliyor.

Suriye'den sonra Irak'ta da başarılabilmesi büyük bir dönüşüm anlamına gelir.

Bağdat'ın resmi anlatısı net.

Irak kendi ayakları üzerinde duracak.

Ama gerçek hayatta işler bu kadar düzgün ilerlemeyebilir.

Hele ki Irak gibi bir ülkede.

İran yanlısı Şii milisler silah bırakmaya direniyor.

Bazı gruplar devlet yapısına entegre olurken, sert kanat 2027'ye kadar süre istiyor.

Zeydi'nin New York Times röportajında belirttiği gibi, milisler taleplerine Türk askerinin de çekilmesini eklemişti.

Başika üssünün kademeli devri konusunda Ankara ile Bağdat uzlaşmış durumda.

Türkiye zaten terör meselesi ortadan kalktıktan sonra orada bulunmaya istekli olmadığını defalarca dile getirdi.

Bu açıdan süreç, PKK'nın Irak'ta da tasfiyesi iççin itici güç olabilir.

İran destekli milislerin eleştirilerine dönersek, petrol gelirlerinin New York'taki hesaplarda tutulması da "ekonomik işgal" olarak eleştiriliyor.

Trump yönetiminin geçmişte nakit akışını bloke etmesi, Bağdat'ın kırılganlığını göstermişti.

Asıl gerilimse kuzeyde.

IKBY, yıllardır ABD'nin güvenlik şemsiyesi altında nefes alıyordu.

Özellikle son dönemde İran kaynaklı İHA ve füze saldırıları pek çok bölgeyi hedef aldı.

ABD'lilerin boşalttığı Erbil Havalimanı'ndaki üs de bunların arasındaydı.

Mesrur Barzani, çekilmenin "çalkantılı bir döneme" denk geldiğini söylüyor. Iraklı Kürt yetkililer "Hava savunması olmadan bırakılmak utanç verici" diyor.

Peşmerge Bakanlığı da açıklama yaparak bölgedeki istikrarsızlığa dikkat çekti.

Hava sahasının korunmasının federal hükümetin sorumluluğunda olduğunu hatırlattı.

ABD'nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın açıklamaları bu endişeleri yumuşatmaya çalışıyor.

"Kürtleri asla yüzüstü bırakmayacağız" diyor.

Barrack bir yandan Peşmerge'nin birleşmesini de övüyor.

"Egemen bir devlet içinde tek komuta zinciri harika bir adım." İfadesini kullanıyor.

Gerçekten de Barzani ve Talabani'ye bağlı grupların Peşmerge Bakanlığı altında birleşmesi önemli bir reform.

Ama Barrack'ın sözleri, Patriot'ların söküldüğü görüntülerle yan yana gelince, Erbil'de "söz mü, eylem mi?" sorusu yükseliyor.

Bu konuda birbiriyle çatışan iki ana görüş var.

Bazıları ABD'nin "güven kaybettiğini", bölgesel ittifakların öne çıkacağını söylüyor.

Diğerleri ise "ABD gitti, şimdi İran mı gelir?" endişesini dile getiriyor. Peşmerge'nin Irak ordusuna entegrasyonu tartışması da alevlenmiş durumda. Barrack'ın bazı yorumlarında Suriye'deki SDG modeline atıf yapması, Erbil ve Süleymaniye'de tedirginlik yaratıyor.

Peki yaşananlar gerçekten de ne anlama geliyor?

Tarihin tekerrürü mü yoksa yeni bir başlangıç mı?

2003'ü hatırlayalım.

Bush'un bombardımanı, Saddam'ın devrilişi, ardından kaos.

2011'de Obama çekildi, üç yıl sonra DEAŞ doğdu.

2014'te koalisyon geri döndü.

Şimdi Trump döneminde yine çekilme var.

Ama bu kez bağlam farklı.

İran ile gerilim yüksek.

Bölgede İHA savaşları sürüyor.

Buna karşılık Irak'ın içinde terör örgütü PKK varlığı ciddi şekilde erozyona uğramı durumda.

Petrol ve Kalkınma Yolu projeleri ekonomik umut taşıyor.

Bağdat'ın sevinci anlaşılır.

Yıllarca "işgalci" olarak görülen güçlerin gitmesi, egemenlik söylemini güçlendiriyor.

Zeydi, ekonomi için silahların kontrolünü şart koşuyor.

Ama milislerin silah bırakmaması, federal yapıdaki gerilimler ve Erbil'in tedirginliği bu egemenliğin kırılganlığını da gösteriyor.

Peki bundan sonra ne olur?

Senaryolar çeşitleniyor.

Birincisi, Bağdat milisleri kontrol altına alır, Peşmerge ile koordinasyon artar, istikrar sağlanır.

İkincisi, İran nüfuzu güçlenir, Şii gruplar daha serbest hareket eder, Kürt bölgesi baskı altında kalır.

Üçüncüsü, DEAŞ benzeri bir tehdit yeniden filizlenir; çünkü geçmişte boşluklar hep dolduruldu.

Bence bu yorumlar aslında tablonun bir kısmını görmeden yapılıyor.

Çünkü ABD'nin tamamen gittiğini söylemek doğru değil.

İstihbarat paylaşımı, silah programları ve diplomatik varlık devam edecek.

Yani asker kalmayacak ya da çok azalacak ama ABD hala orada olacak.

Türkiye açısından da süreç kritik.

Başika'nın devri, sınır güvenliği ve PKK varlığıyla bağlantılı.

Ankara, Irak'ın istikrarını kendi güvenliği için önemsiyor.

Bölgesel ittifaklar yeni denklemlere yol açabilir.

Türkiye'nin sürece yoğun destek vereceği açık.

Ankara'nın öncelikli söylemi zaten bölgenin sorunlarını bölge ülkelerinin çözmesi yönünde

Bu konudaki potansiyelin de farkında.

Sonuçta 30 Eylül, Irak için sembolik ve önemli bir gün.

Bağdat'ta bayraklar dalgalanıyor.

"Egemenlik Bayramı" kutlanacak.

Erbil ise tedirginlikle baş başa olacak.

ABD'nin çekilmesi, emperyal bir maceranın kapanışı gibi sunulsa da, geride bıraktığı boşluk daha büyük sorular doğuruyor.

Silahlar kimin elinde olacak?

Hava sahasını kim koruyacak?

Federal Irak gerçekten bir arada kalabilecek mi?

İşte tam da bu noktada aslında Türkiye'nin etkisi önem kazanacak.

Hem Bağdat'la hem Erbil'le ilişkilerinin daha da güçlenmesi ve stratejik olarak önem kazanması için fırsat doğacak.

Barzani ve Talabani arasındaki kavgalar da Türkiye'ye bakıştaki farklılık da son dönemde azaldı.

Türkiye bölgede etkisini daha da artırabilirse, hedefine emin adımlarla giden terörsüz bölge vizyonu açısından yeni bir ivme yakalanabilir.


Yazarın diğer yazıları