ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


“Sevgili Oğlum Nazif…”

Şairdi, felsefeciydi ve siyasetçi idi.

En çok sonuncusuyla ilişkisi sıkıntılı geçti. Birinci Dünya Savaşı sonunda Çanakkale gibi destan tarihe geçmiş olsa da, bütününde yenilen devletler tarafında olmanın bedeli masada Sevr Antlaşmasına imza atmak oldu. İmza sahibi Rıza Tevfik Bölükbaşı birkaç yıl sonra (1920) hayatından endişe ederek ülkeyi terk etti.

Yanında ailesi de vardı. Ancak 30'lu yıllara gelindiğinde çocuklarından Nazif'i tahsil için İstanbul!a gönderdi. Apar topar ayrılmak zorunda kaldı eski payitaht, oğluna da kollarını açmadı. Nazif Bey başvurduğu yerlerden red cevabı alıyordu. Karşısına çıkan engelleri aşarak öğrenciliğe kabul edilmesi onun da birkaç yılını aldı.

Bu esnada baba-oğul arasında mektuplar gidip geldi. Mektupların varış adresi hep İstanbul'du. Çıkış noktaları ise değişken; Ammen, Kudüs, Lefkoşa, Oxford, Londra...

Prof.Dr. Abdullah Uçman '70'li yılların başında doktora talebesi olduğu Mehmet Kaplan sevkiyle başlıyor Rıza Tevfik'in terekesi üzerine çalışmaya. Elli yılı bulan ince işçilikle bu terekeden çıkan pek çok şey araştırmacılara kaynak, okura edebi tat, meraklılara cevaplar vadediyor.

Rıza Tevfik'in çok yönlülüğüne nispetle elbette siyaset, tarih çalışanlar için de ele alınacak çok tarafı olan mektupların baba oğul yönüne bakanı, torun Rıza Bey tarafından Uçman'a ulaşınca, yine titiz bir çalışma serüvenin ardından iki kapak arasına yerleşiyor.

İster baba, ister şair, ister mağlup bir siyasi...

Bölükbaşı'nın mektupları her yönüyle ilgiye fazlasıyla değer.

Vakıfbank Kültür Yayınları tarafından okurla buluşturulan "Sevgili Oğlum Nazif..." hem bir hayata, hem de döneme aralanan kapı.


Yazarın diğer yazıları