BİR YAZ AKŞAMI…
Üsküdar'ın tarihi ahşap evlerinin gölgesindeki sakin bir çay bahçesinde, masaya serilmiş ajandam ve soğumaya durmuş adaçayımla "sükunet ve zihinsel inziva" üzerine derin bir metin kaleme almaya çalışıyorum. Teoride atmosfer kusursuz: Çınar altı, fonda bülbül sesleri, ney tınıları ve ruhu dünyevi karmaşadan uzaklaştıracak o ulvi yalnızlık...
Pratikte ise sol çaprazımdaki masada oturan iki hanımefendi, mahallelinin dün akşamki nişanında kimin ne taktığını en ince detayına kadar analiz ediyor.
Sükunet... Evet, insanın kendi iç alemine yönelip sessizliğin sesini dinlemesi diyorum içimden. Tam "İçsel huzur, gürültülü arzuların susmasıyla başlar" satırını yazacakken sağ arkamdan teyzenin sesi yükseliyor: "Kızım, elin oğluna güvendi de ne oldu? çocuğu bıraktı, gitti ajanstaki o kupon kesimli oğlanla evlendi!" İster istemez kalemi tutan elim duruyor. Teyze son derece haklı. Hatta bir an dönüp "Peki kızın annesi ne dedi bu işe?" diye sorasım geliyor.
Hayır, yazımı yazacağım. Zihnimi toparlamalı, bu manevi atmosferin hakkını vermeliyim. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes alıyorum: Yalnızlık, ruhun kalesidir. Ancak yan masadaki amcaların taze taze masaya gelen simitler eşliğinde başlattığı koyu sohbet zihnimi yine çeliyor: "Bizim damat dedem yaşındaki adama WhatsApp'tan 'Tamamdır abim' yazmış. Edep kalmadı vallahi, insan bir 'Hürmetler' der!" İçimden adama hak vermeden edemiyorum. Doğruya doğru, nezaket önemli.
Geleneklerine bağlı bu eski mahallede, çınar altında "inziva ve kendi kendine kalma" yazısı yazmaya çalışmak meğer ne çetin bir sınavmış. Herkes o kadar içten, o kadar kendi halinde bir hayat gürültüsü içinde ki, kendimi bir anda tüm mahallenin ortak vicdanı gibi hissediyorum.
Sonunda teslim olup kalemi bırakıyorum. Sükunetin erdemlerini övdüğüm paragrafın altına şu dürüst notu ekliyorum:
"Kendi kendine kalmak kesinlikle yüce bir erdemdir. Tabii eğer yan masadaki teyze, görümcesine yaptığı içli köftelerin püf noktasını anlatmayı bitirirse ve karşıdaki amca 'Şimdiki gençler çok sessiz' diyerek bana bakmayı bırakırsa."
Ruhu terbiye etmek güzel şey; fakat görünen o ki bizim sükunet yazısı başka bahara kaldı. Şimdilik mahalledeki o hafız çocuğun son durumunu öğrenmek, yalnızlıktan çok daha acil bir mesele!
Yazarın diğer yazıları
Karadeniz'de bereket umudu: 73 bin balıkçı gemisi “Vira Bismillah” diyecek
Yunanistan-İsrail savunma anlaşması Atina'yı karıştırdı: Utanç verici!
Ebola salgını nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı artıyor
Mekke Anlaşması'nın ilk toplantısı İstanbul'da yapıldı