ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Bir Kimlik İnşası ve Memleket Sevdası: Küçük Ağa

Bazı eserler sadece bir dönemi anlatmaz, o dönemin ruhunu adeta yeniden inşa eder. Tarık Buğra'nın ölümsüz eseri "Küçük Ağa", Milli Mücadele'yi sadece askeri bir strateji ya da cephe gerisi hikâyesi olarak değil, bir insanın "kendini bulma" ve "millete dahil olma" süreci olarak önümüze koyar. Tanpınar'ın İstanbul'unda "sahnenin dışında" kalmanın sızısını hissedenlerin ardından, şimdi Akşehir'de sahnenin tam kalbinde, ateşin ve barutun içindeyiz.

Romanın merkezindeki İstanbullu Hoca, başlangıçta saraya ve geleneğe bağlılığıyla bir tereddütler yumağıyken, Anadolu'nun o saf ve sarsılmaz gerçeğiyle yüzleşince büyük bir dönüşüm geçirir. Tarık Buğra, kahramanını "Küçük Ağa"ya dönüştürürken bize şunu hatırlatır: Hakikat, bazen konforlu odalarda değil, çarıklıların, köylülerin ve adsız kahramanların yanındadır. Buğra'nın o keskin, süsten arınmış ama bir o kadar derinlikli dili, bu dönüşümü ajitasyona kaçmadan, büyük bir psikolojik ustalıkla işler.

"Küçük Ağa", bir yanıyla da bir vicdan muhasebesidir. İstanbullu Hoca'nın Çolak Salih ile kurduğu o sessiz ama derinden bağ, kopan bir imparatorluğun parçalarını birleştiren o görünmez zamktır. Buğra, Kurtuluş Savaşı'nı sadece düşmana karşı verilen bir mücadele olarak değil, aynı zamanda kardeşin kardeşle, ruhun kendi gölgesiyle barışması olarak anlatır. Romanın her satırında o yerli ruhun, toprağa bağlılığın ve iman dolu bir azmin ayak seslerini duyarsınız.

Bugün, tarihin o en fırtınalı günlerine bakarken Küçük Ağa'nın gözlerinden bakmak, bize birliğin ne kadar zahmetli ama ne kadar elzem bir "beste" olduğunu fısıldar. Eğer milli hafızamızın o taze ve samimi sesini duymak istiyorsanız, Tarık Buğra'nın bu dev eserini kütüphanenizin başköşesine buyur edin. Göreceksiniz ki, Küçük Ağa'nın yolculuğu, aslında hepimizin ortak hikâyesidir.


Yazarın diğer yazıları