Eskimeyenin İzinde:"Huzur"
Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattığınızda bitmez; aksine ruhunuzun dehlizlerinde yeni bir fasıl açar. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Huzur"u, tam da böyle bir eşiktir. Romanı elinize aldığınızda sadece Mümtaz ile Nuran'ın o hüzünlü aşkına misafir olmazsınız; aynı zamanda İstanbul'un kaybolan silüetine, Boğaz'ın seslerine ve medeniyetimizin o devasa kırılmasına tanıklık edersiniz.
Tanpınar, Mümtaz'ın şahsında aslında bir "ara dönemin" sancısını nakşeder kağıda. Bir yanda köhneleşmiş ama sıcak bir geçmişin estetiği, diğer yanda Batı'nın soğuk ama kaçınılmaz rasyonalitesi... Mümtaz, bu iki kıyı arasında debelenirken, biz okurlar da onunla birlikte Mahur Beste'nin o hüzünlü tınısında kayboluruz. Roman, adının aksine derin bir huzursuzluğun, bir "var olamama" sancısının ürünüdür. Tanpınar bize şunu fısıldar gibidir: Eskiyi tam unutamamış, yeniyi ise tam kuşanamamış bir ruh, nereye sığınabilir?
"Huzur", sadece bir kurgu değil, bir İstanbul senfonisidir. Kandilli'nin mehtabını, sahaf dükkanlarının tozlu kokusunu ve o meşhur "İkinci Bölüm"deki musiki şölenini okurken, kelimelerin nasıl birer resme dönüştüğüne şaşırırsınız. Tanpınar'ın dili, bir kuyumcu titizliğiyle işlenmiş, her bir sıfat yerli yerine oturtulmuştur. O, bize bir aşk hikayesi anlatırken aslında bir milletin kültürel genetiğini, estetik tercihlerini ve "devam ederek değişmek" felsefesini miras bırakır.
Eğer bugünlerde ruhunuz bir parça durulmak, biraz da "kendi evine" dönmek istiyorsa, Mümtaz'ın adımlarına eşlik edin. Belki o huzuru bulamayacaksınız ama o zarif huzursuzluğun içinde kendinize dair çok şey keşfedeceksiniz. Çünkü Tanpınar okumak, bir kitaba başlamak değil, bir iklime dahil olmaktır.
Yazarın diğer yazıları
Bakan Fidan, İranlı ve Pakistanlı mevkidaşlarıyla telefonda görüştü
Milli helikopter GÖKBEY ilk kez kullanıldı: Jandarmadan tarihi eğitim
Tahran'dan yeni hamle: Erakçi'nin Pakistan planı netleşti
İşgalci İsrail ateşkesi hiçe saydı: Lübnan'a saldırılar yeniden şiddetlendi