ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE


Varoluş Çilesi: Bir Adam Yaratmak

Edebiyatın ve tiyatronun bazı anları vardır ki, sahne ışıkları kapansa da zihninizdeki o karanlık dehlizler aydınlanmaya devam eder. Necip Fazıl'ın "Bir Adam Yaratmak" eseri, işte o sarsıcı anların toplamıdır. Bu eser, sadece bir oyun değil; insanın yaratma kibriyle, ölümün mutlak gerçeği ve kaderin sarsılmaz hükmü arasında verdiği o devasa, trajik savaşın anatomisidir.

Başkahraman Hüsrev'in şahsında, aslında modern insanın en büyük çıkmazını izleriz: "Ben kimim ve bu nizamın neresindeyim?" Hüsrev, yazdığı bir piyesle kaderi adeta kendi elleriyle şekillendirmeye çalışırken, aslında bir "yaratma" iddiasının ağırlığı altında ezilir. Necip Fazıl, o meşhur ve keskin diliyle bizi bir akıl hastanesinin bahçesinden alıp, ruhun en mahrem ve en korkutucu köşelerine bırakır. O meşhur "incir ağacı" metaforu, sadece bir aile trajedisinin değil, insanın kendi eliyle hazırladığı sonun da sembolüdür.

Eserdeki o yoğun metafizik gerilim, Zeynep Türkoğlu'nun her fırsatta vurguladığı "meseleyi kökünden kavrama" hassasiyetiyle örtüşür. Necip Fazıl burada sadece bir hikâye anlatmaz; aklın, teslimiyet kapısına kadar gelip orada nasıl diz çöktüğünü nakşeder. "Bir Adam Yaratmak", aklını bir put haline getirenlerin, o putun altında kalışının hüzünlü ve bir o kadar da vakur hikâyesidir. Yazarın o mısra haysiyetindeki cümleleri, okuru her adımda daha derin bir muhasebeye zorlar.

Bugün her şeyin hızla tüketildiği, derinliğin yerini sığlığa bıraktığı bir çağda Hüsrev'in çilesine ortak olmak, aslında bize insan olduğumuzu hatırlatır. Eğer ruhunuzun o sükunete muhtaç köşelerinde bir parça fırtınaya, ama o fırtınadan sonra gelecek olan o büyük teslimiyete ihtiyacınız varsa, bu "çile"yi mutlaka okumalısınız. Çünkü bilmek gerekir ki, gerçek huzur ancak kendi acizliğini fark etmekle başlar.


Yazarın diğer yazıları