Hazin Şarkı: Mahur Beste
Ahmet Hamdi Tanpınar külliyatına adım atanlar bilirler; onun dünyası birbiri içine geçen aynalar gibidir. Huzur'un içinde bir yankı olarak duyduğumuz, o maziyle hal arasındaki sızının ilk büyük işareti ise şüphesiz "Mahur Beste"dir. Tanpınar, bu eserinde bizi Behçet Bey'in şahsında, aslında bir dönemin, bir yaşama biçiminin ve en nihayetinde bir estetiğin tasfiyesine davet eder.
Mahur Beste, adını o meşhur ve hüzünlü makamdan alırken, aslında bize "yarım kalmışlığın" estetiğini sunar. Romanın kendisi de tıpkı anlattığı hayatlar gibi bitmemiş, bir ucu hep açık kalmıştır. Behçet Bey; babası İsmail Molla'nın o devasa, yer yer ezici gölgesi altında kendi sesini ararken, biz okurlar XIX. yüzyıl İstanbul'unun o ağırbaşlı konaklarından geçer, imparatorluğun son demlerindeki o vakur ama yorgun çehreyle yüzleşiriz.
Tanpınar'ın kalemi burada bir tarihçi titizliğiyle değil, bir rüyayı tabir eden sanatkâr edasıyla çalışır. Behçet Bey'in o kendine has "saat merakı" ya da antika tutkusu, aslında zamanın elimizden kayıp gidişine karşı verilmiş nafile ama asil bir çabadır. Yazara göre bu beste, sadece bir musiki eseri değil; bir devrin kapanışına yakılan, itirazı olmayan ama kederi derin bir ağıttır.
Bu kitabı okumak, eski bir çekmeceyi açıp içinden çıkan solgun bir fotoğrafa bakmak gibidir. Orada hem kendimizi buluruz hem de asla geri dönemeyeceğimiz o "kayıp cennetin" kokusunu. Eğer bugünlerde modern dünyanın gürültüsü zihninizi yorduysa, Mahur Beste'nin o yavaş, derin ve insanı kendi içine bakmaya zorlayan temposuna teslim olun. Göreceksiniz ki, yarım kalmış her hikâye aslında tamamlanmayı bekleyen bir hakikattir.
Yazarın diğer yazıları
Milli helikopter GÖKBEY ilk kez kullanıldı: Jandarmadan tarihi eğitim
Tahran'dan yeni hamle: Erakçi'nin Pakistan planı netleşti
İşgalci İsrail ateşkesi hiçe saydı: Lübnan'a saldırılar yeniden şiddetlendi
Türkiye'den İran'a destek: Sağlık yardımı sevkiyatı sürüyor