ANASAYFA
RAMAZAN
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE

Mizofoni anksiyete ve depresyonla genetik bağlantı taşıyor

Büşra Mutlu - | Son Güncelleme Tarihi:
Mizofoni anksiyete ve depresyonla genetik bağlantı taşıyor

Hollanda'daki araştırmacılar tarafından gerçekleştirilen yeni bir çalışma, belirli seslere aşırı tepki gösteren mizofoni durumunun anksiyete, depresyon ve PTSD gibi ruh hali bozukluklarıyla genetik düzeyde bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır.

Kapat

HABERİN DEVAMI

Çoğu insan tarafından rahatsız edici olarak algılanan tırnak seslerinden tutun da, mizofoni yaşayan bireyler için höpürdeme, horlama, nefes alma ve çiğneme gibi günlük sesler ciddi bir stres kaynağı haline gelmektedir. Bu durum, basit bir rahatsızlıktan çok daha ötesinde, kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilen bir sağlık sorunudur. Mizofoni deneyimleyen insanlar, bu tetikleyici seslere maruz kaldıklarında öfke, panik ve çaresizlik hissetmektedirler. Tuzağa düşmüş veya kontrol dışı bir durumda olduklarını hissederek, gürültüden kaçış yolları aramaktadırlar. Bu tepkiler, sadece duygusal değil, aynı zamanda davranışsal ve fizyolojik sonuçlar doğurmaktadır.

Amsterdam Üniversitesi'nin genetik bulguları

Amsterdam Üniversitesi'nden psikiyatrist Dirk Smit ve araştırma ekibi, Psychiatric Genomics Consortium, UK Biobank ve 23andMe veri tabanlarından elde edilen genetik verilerini kapsamlı bir şekilde analiz etmiştir. Mizofoni yaşadığını kendi kendine tanımlayan katılımcıların, psikiyatrik bozukluklarla ilişkili genlere sahip olma olasılıklarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ayrıca, bu bireylerin tinnitusa, yani kulaklarda kalıcı bir tiz çınlamaya sahip olma riski de artmıştır. Tinnitus yaşayan hastalar, depresyon ve anksiyetenin psikolojik semptomlarına maruz kalma olasılığı açısından daha yüksek risk altındadırlar. Smit, PTSD genetiği ile de bir örtüşme olduğunu belirtmiş ve bu bulguların paylaşılan bir nörobiyolojik sisteme işaret ettiğini vurgulamıştır.

Smit'in açıklamalarına göre, PTSD'ye duyarlılık veren genlerin aynı zamanda mizofoni olasılığını da artırdığı anlaşılmaktadır. Bu keşif, PTSD tedavisi için kullanılan tekniklerinin mizofoni tedavisinde de uygulanabileceğini düşündürmektedir. Ancak araştırmacılar, mizofoninin ve diğer durumların mutlaka paylaşılan mekanizmalara sahip olduğu anlamına gelmediğini, sadece genetik risk faktörlerinden bazılarının benzer olabileceğini açıklamaktadırlar.

Kişilik özellikleri ve mizofoni arasındaki ilişki

Önceki araştırmalar, mizofoni yaşayan insanların sıkıntılarını içselleştirme eğiliminin daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Smit ve ekibinin çalışması da bu bulguyu destekleyerek, endişe, suçluluk, yalnızlık ve nevrotiklik gibi kişilik özellikleriyle güçlü bağlantılar göstermiştir. Tetikleyici bir sese verilen tepkiler, basit bir tahriş duygusundan günlük yaşama müdahale eden ciddi sıkıntılara kadar geniş bir yelpazede değişebilmektedir. Araştırmacılar, mizofoninin sıkıntıya neden olan öfkenin davranışsal ifadelerinden ziyade, uyandırılan tahriş ve öfke hakkındaki suçluluk duygularına dayandığını tartışmaktadırlar. Bu bulgular, mizofoni yaşayan bireylerin iç dünyalarında yaşadıkları çatışmaların ne kadar derin olduğunu göstermektedir.

Otizm spektrum bozukluğu ile mizofoni arasındaki beklenmedik ilişki

Araştırmanın ilginç bulgularından biri, otizm spektrum bozukluğu (ASD) olan insanların mizofoni yaşama olasılıklarının daha düşük olduğunun ortaya çıkmasıdır. Bu sonuç, araştırmacıları şaşırtmıştır çünkü ASD'li bireyler genellikle seslere tahammül etme yeteneği azalmış olarak bilinmektedir. Smit ve ekibi, sonuçlarının mizofoninin ve ASD'nin genomik varyasyon açısından nispeten bağımsız bozukluklar olduğunu gösterdiğini belirtmiştir. Bu bulgular, diğer mizofoni formlarının var olabileceğini gündeme getirmektedir. Bir tür mizofoni, çoğunlukla kişilik özellikleri tarafından düzenlenen belirli tetikleyici seslere öfke veya diğer olumsuz duygusallığın koşullanmasıyla yönlendirilmektedir.

Araştırmanın sınırlamaları ve Birleşik Krallık anketi

Smit ve meslektaşları, verilerinin çoğunlukla Avrupa popülasyonlarından elde edildiği konusunda uyarı vermektedir ve bu nedenle aynı genetik bağlantıların farklı popülasyonlarda ortaya çıkmayabileceğini belirtmektedir. Dahası, mizofoni veri örneklerinde tıbbi olarak teşhis edilmediği, sadece kendi kendine bildirildiği için sonuçlar çarpıtılmış olabilir. Bununla birlikte, Birleşik Krallık'ta yürütülen bir ankette mizofoninin yaygınlığı yüzde 18,4 olarak bulunmuştur. Araştırmacılar, bu sonuçların yalnızca Birleşik Krallık'ı temsil ettiğini ve dünyanın diğer bölgelerinde farklılık gösterebileceğini açıklamaktadırlar. Ekip, 18 yaş üstü insanların temsili bir örneğini elde etmek için Birleşik Krallık nüfus sayımı verilerini yansıtan bir şekilde anket katılımcılarını cinsiyet, yaş ve etnik köken üzerinden dağıtmak için bir algoritma kullanmıştır.

Ankete katılan 772 gönüllü, potansiyel tetikleyici sesler ve duygusal tepkileri hakkında detaylı sorular yanıtlamıştır. Bu anket, mizofoninin beş önemli yönünü araştırmıştır: duygusal tehdit hissi, iç ve dış değerlendirmeler, patlamalar ve etki. Oxford Üniversitesi klinik psikoloğu Jane Gregory, anketin durumun karmaşıklığını yakaladığını belirtmiş ve mizofoni'nin sadece belirli seslerden rahatsız olmaktan çok daha fazla olduğunu vurgulamıştır.

Mizofoni ve genel popülasyon arasındaki temel farklar

Araştırma sonuçları, mizofoni olanlar ile genel popülasyon arasında iki temel fark olduğunu göstermektedir. İlk olarak, evrensel olarak sevilmeyen seslere yönelik olumsuz duygular mizofoni yaşayan kişilerde daha sık öfke ve panikle eşlik edilmektedir. Bu bireyler, tuzağa düşmüş veya çaresiz hissettiklerini ve gürültüden kaçamadıklarını bildirmektedir. İkinci fark ise, mizofoni olan insanların normal nefes alma ve yutma gibi seslerden rahatsız olma olasılıklarının daha yüksek olmasıdır. Oysa bu sesler genel popülasyonda herhangi bir tepkiye yol açmamaktadır. Gregory ve Birleşik Krallık ekibi, anketlerinin diğer klinisyenlerin mizofoniden rahatsız olanları belirlemeye yardımcı olmak için yararlı bir araç olabileceğini düşünmektedir. Örnek popülasyonlarının yüzde 14'ünden azının daha önce mizofoni teriminden haberdar olduğunu bildirdikleri göz önüne alındığında, bu araç tanı ve tedavi sürecinde önemli bir rol oynayabilir.

Sonuç ve gelecek araştırmaların yönü

Bunun gibi çalışmalar, dünyaya dair algımızın zihnimizin onun içinde başa çıkma yeteneğiyle nasıl bağlantılı olduğunu anlamak için paha biçilmezdir. Hollanda ekibi, yaygın bir mizofoni belirtisinin genetiğine dayanarak, mizofoninin en güçlü şekilde psikiyatrik bozukluklarla ve anksiyete ile PTSD ile tutarlı bir kişilik profiliyle kümelendiğini belirtmektedir. Bu bulgular, mizofoni araştırmasının gelecek yönünü belirlemekte ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine ışık tutmaktadır. Daha geniş popülasyonlardan veri toplanması ve farklı kültürel bağlamlarda benzer çalışmaların yapılması, mizofoni'nin evrensel mekanizmalarını daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.


Etiketler:
mizofoni genetik araştırma anksiyete ve depresyon ruh sağlığı Amsterdam Üniversitesi