ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE

Aynı virüs herkesi neden farklı etkiliyor?

Hasan Köseoğlu - | Son Güncelleme Tarihi:
Aynı virüs herkesi neden farklı etkiliyor?

Salk Enstitüsü'nde yürütülen yeni bir araştırma, genetik ve yaşam deneyimlerinin bağışıklık hücreleri üzerinde kalıcı epigenetik izler bıraktığını ortaya koydu. Bu bulgu, insanların aynı enfeksiyonlara neden farklı tepkiler verdiğini anlamada önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Kapat

HABERİN DEVAMI

Bilim dünyası, insanların aynı virüs veya enfeksiyonlara neden birbirinden bu kadar farklı tepkiler verdiği sorusuna yeni bir yanıt buldu. Salk Enstitüsü'nde gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırma, genetik miras ve yaşam boyu edinilen deneyimlerin, bağışıklık hücrelerinde kalıcı epigenetik izler bıraktığını ortaya çıkardı. Bu bulgular, kişiden kişiye değişen bağışıklık yanıtlarının ardındaki karmaşık mekanizmaları anlamak açısından kritik bir öneme sahip. Araştırma, özellikle COVID-19 pandemisi sırasında gözlemlenen belirgin farklılıkların nedenlerini bilimsel bir zemine oturtuyor ve gelecekte kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine ışık tutuyor.

Genetik ve çevresel faktörlerin bağışıklık üzerindeki etkisi

COVID-19 pandemisi süresince, aynı virüsle enfekte olan bireylerin bazıları hastalığı hafif semptomlarla atlatırken, bazıları ise ağır sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kaldı. Bu çarpıcı farklılık, bilim insanlarını genetik ve çevresel faktörlerin bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerini daha derinlemesine incelemeye yöneltti. Salk Enstitüsü'nde yürütülen bu son çalışmada, genetik yapıdan kaynaklanan kalıtsal özellikler ile bireylerin yaşamları boyunca maruz kaldığı çevresel etkenlerin, bağışıklık hücrelerinde epigenetik izler bıraktığı tespit edildi. Epigenetik değişiklikler, DNA dizisini değiştirmeden genlerin aktif veya pasif olmasını sağlayan moleküler işaretler olarak tanımlanıyor. Bu işaretler, bağışıklık hücrelerinin işlevini ve hastalıklara karşı verdiği yanıtları doğrudan etkiliyor.

Çalışmanın baş araştırmacısı Joseph Ecker, bağışıklık hücrelerinin hem genetik mirasın hem de yaşam deneyimlerinin moleküler kayıtlarını taşıdığını belirtti. Ecker, bu iki etkenin bağışıklık sistemini farklı şekillerde biçimlendirdiğini ve enfeksiyonlara verilen tepkilerdeki çeşitliliğin temelinde yattığını vurguladı. Araştırma ekibi, epigenetik izlerin hücre hücreye değişiklik gösterdiğini ve bu sayede genetik ile çevresel risk faktörlerinin, hastalığın başladığı spesifik bağışıklık hücreleriyle ilişkilendirilebileceğini ortaya koydu.

Epigenomun dinamik yapısı ve bağışıklık hafızası

İnsan vücudundaki tüm hücreler aynı DNA dizisine sahip olmasına rağmen, farklı hücre tipleri görevlerine göre farklı şekillerde çalışıyor. Bu farklılığın temelinde, DNA'ya eklenen küçük kimyasal etiketler olan epigenetik işaretler yer alıyor. Epigenom olarak adlandırılan bu işaretler, hücrelerin hangi genleri aktif tutacağını ve hangilerini susturacağını belirliyor. Sabit bir yapıya sahip olmayan epigenom, hem kalıtsal genetik farklılıklardan hem de yaşam boyunca karşılaşılan çevresel etkenlerden etkileniyor. Özellikle bağışıklık hücreleri, bu iki faktörün etkisini yoğun şekilde taşıyor.

Çalışmanın bir diğer önemli bulgusu, epigenetik değişikliklerin bağışıklık hücrelerinde nasıl farklılaştığını gözler önüne serdi. Araştırmacılar, genetik ve çevresel etkilerin epigenomda farklı bölgelerde kümelendiğini tespit etti. Genetikten kaynaklanan epigenetik değişiklikler, özellikle uzun ömürlü T ve B hücrelerinde sabit gen bölgelerine yakın bulunurken; çevresel faktörlerden kaynaklanan değişiklikler, bağışıklık yanıtını düzenleyen esnek bölgelerde yoğunlaşıyor. Bu durum, kalıtsal genlerin bağışıklık hafızasını oluşturduğunu, yaşam deneyimlerinin ise bağışıklık tepkilerini ince ayarlarla şekillendirdiğini gösteriyor.

Bağışıklık hücrelerinde epigenetik izlerin haritalanması

Salk Enstitüsü araştırmacıları, genetik ve çevresel etkilerin bağışıklık hücrelerinde bıraktığı epigenetik izleri haritalamak amacıyla 110 farklı bireyden alınan kan örneklerini analiz etti. Bu bireyler, grip, HIV-1, MRSA, MSSA ve SARS-CoV-2 gibi çeşitli enfeksiyonlara maruz kalmış veya antraks aşısı ile organofosfat pestisitlerine karşı bağışıklık geliştirmiş kişilerden oluşuyordu. Araştırma ekibi, dört ana bağışıklık hücresi tipi üzerinde yoğunlaştı: T hücreleri, B hücreleri, monositler ve doğal öldürücü hücreler. T ve B hücreleri uzun vadeli bağışıklık hafızasından sorumluyken, monositler ve doğal öldürücü hücreler hızlı ve geniş çaplı bir bağışıklık yanıtı sağlıyor.

Her bir hücre tipinde, farklılaştırılmış metilasyon bölgeleri (DMR'ler) olarak adlandırılan epigenetik işaretlerin ayrıntılı bir kataloğu oluşturuldu. Bu katalog sayesinde, hastalıkla ilişkili genetik varyantların belirli bağışıklık hücrelerinde DNA metilasyonunu nasıl değiştirdiği ortaya kondu. Araştırmanın bir diğer önemli sonucu, hastalık risk genlerinin hangi hücreleri ve moleküler yolları etkilediğinin haritalanabilmesi oldu. Bu bulgu, gelecekte daha hedefe yönelik ve kişiselleştirilmiş tedavi yöntemlerinin geliştirilmesinin önünü açıyor.

Genetik ve deneyimle şekillenen bağışıklık yanıtları

Çalışmada elde edilen veriler, genetik miras ile yaşam deneyimlerinin bağışıklık hücrelerindeki epigenetik değişiklikleri farklı şekillerde etkilediğini gösterdi. Genetik olarak belirlenen DMR'ler (gDMR'ler), özellikle uzun ömürlü T ve B hücrelerinde sabit gen bölgelerine yakın yoğunlaşırken; deneyimle şekillenen DMR'ler (eDMR'ler), bağışıklık tepkilerini düzenleyen esnek bölgelerde daha fazla bulunuyor. Bu ayrım, bağışıklık sisteminin hem kalıcı hem de çevresel değişikliklere uyum sağlayabilen bir yapıda olduğunu ortaya koyuyor.

Bilim insanları, bu bulguların bağışıklık performansını ve hastalık sonuçlarını nasıl etkilediğini daha iyi anlamak için ek araştırmalara ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Araştırmanın bir diğer önemli katkısı, insan popülasyonunda bağışıklık hücresi atlası oluşturulması oldu. Bu atlas, hem enfeksiyöz hem de genetik hastalıkların mekanizmalarını anlamak, tanı ve prognoz süreçlerini iyileştirmek için değerli bir kaynak olarak öne çıkıyor. Ayrıca, geliştirilen epigenetik imzalar sayesinde, hastalıkların nedenini ve potansiyel ciddiyetini daha hızlı ve doğru şekilde değerlendirmek mümkün olabilecek.

Hastalık riskinin öngörülmesi ve kişiselleştirilmiş tedavi olanakları

Çalışmanın sonuçları, hem genetik mirasın hem de çevresel faktörlerin bağışıklık hücresi kimliğini ve genel bağışıklık sistemi davranışını şekillendirdiğini net bir şekilde ortaya koydu. Salk Enstitüsü'nün oluşturduğu yeni epigenetik katalog, hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde daha kişiselleştirilmiş yaklaşımlar geliştirilmesi için önemli bir başlangıç noktası sunuyor. Araştırmanın başındaki isimlerden Joseph Ecker, veritabanına daha fazla hasta örneği eklendikçe, bireylerin enfeksiyonlara nasıl tepki verebileceğinin öngörülebileceğini ifade etti.

Örneğin, yeterli sayıda COVID-19 hastasından elde edilen verilerle, hayatta kalanların ortak bir koruyucu eDMR'ye sahip olup olmadığı belirlenebilecek. Kliniklerde, yeni enfekte olmuş hastalarda bu epigenetik işaretin varlığı araştırılarak, tedaviye yön verilebilecek. Eğer bu işaret mevcut değilse, bilim insanları ilgili düzenleyici mekanizmaları hedef alarak hastaların iyileşme şansını artırabilecek. Bu yaklaşım, enfeksiyöz hastalıklar için hassas önleme stratejilerinin geliştirilmesine de zemin hazırlıyor.

Çalışmanın bir diğer önemli sonucu, genom üzerinden enfeksiyonun epigenomu nasıl etkileyeceğinin ve bu değişikliklerin semptomlara nasıl yansıyacağının öngörülebilmesi oldu. Bu sayede, bireylerin enfeksiyona karşı vereceği tepki, maruziyet öncesinde dahi tahmin edilebilecek. Bu gelişmeler, kişiselleştirilmiş tıp alanında yeni bir dönemin kapılarını aralıyor ve bağışıklık sistemiyle ilgili hastalıklarda daha etkili tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine katkı sağlıyor.

Sonuç: Bağışıklık sistemi araştırmalarında yeni bir dönem

Salk Enstitüsü'nün öncülüğünde gerçekleştirilen bu araştırma, bağışıklık sistemiyle ilgili bilimsel anlayışımızı derinleştiriyor. Genetik ve çevresel faktörlerin, bağışıklık hücrelerinde bıraktığı epigenetik izlerin haritalanması, aynı enfeksiyona maruz kalan bireylerin neden farklı tepkiler verdiğini açıklamada önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Elde edilen bulgular, kişiselleştirilmiş tıp uygulamalarının geliştirilmesine ve hastalık risklerinin daha doğru öngörülmesine olanak tanıyor. Bu çalışma, gelecekte hem tanı hem de tedavi süreçlerinde devrim niteliğinde yeniliklerin önünü açacak gibi görünüyor.


Etiketler:
bağışıklık sistemi epigenetik genetik kişiselleştirilmiş tıp COVID-19