ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE

113 bin kişilik dev araştırma! Kalıntı kolesterol inme riskini yüzde 15 artırıyor

Merve Aydın - | Son Güncelleme Tarihi:
113 bin kişilik dev araştırma! Kalıntı kolesterol inme riskini yüzde 15 artırıyor

Kopenhag Üniversitesi'nden bilim insanları, kalp sağlığında bugüne dek gözden kaçan kalıntı kolesterolün, bilinen kötü kolesterol LDL'den daha tehlikeli olabileceği konusunda uyarıyor. Uzmanlara göre, kalıntı kolesterol seviyeleri yüksek olan kişilerde kalp krizi ve inme riski ciddi oranda artıyor.

Kapat

HABERİN DEVAMI

Bilim dünyası, kalp ve damar hastalıklarının temel nedenlerinden biri olarak bilinen kolesterol konusunda önemli bir gelişmeye odaklandı. Kopenhag Üniversitesi'nden kardiyoloji uzmanları, bugüne kadar sadece iyi (HDL) ve kötü (LDL) kolesterolün konuşulduğu sağlık gündeminde, üçüncü ve çok daha tehlikeli bir kolesterol türünün varlığını ortaya koydu. 'Kalıntı kolesterol' olarak adlandırılan bu yeni tür, özellikle statin gibi yaygın kolesterol düşürücü ilaçların etkisiz kaldığı bir alanı temsil ediyor. Araştırmacılar, kalıntı kolesterol seviyeleri yüksek olan bireylerde kalp krizi ve inme riskinin belirgin şekilde arttığını açıkladı. Özellikle kalp sağlığı alanında önde gelen isimlerden biri olan Kopenhag Üniversitesi Klinik Profesörü Børge Nordestgaard, kalıntı kolesterolün, LDL'den bile daha tehlikeli olabileceğini vurguladı. Bu gelişme, kolesterolün ölçümü ve tedavisi konusunda mevcut yaklaşımların gözden geçirilmesini gündeme getirdi.

Børge Nordestgaard: 'Kalıntı kolesterol göz ardı edilmemeli'

Kopenhag Üniversitesi'nden Prof. Dr. Børge Nordestgaard, yıllardır kolesterolün iyi (HDL) ve kötü (LDL) olarak ikiye ayrıldığını, ancak bu anlatının eksik olduğunu belirtti. Nordestgaard, "Kalıntı kolesterol, sağlık profesyonelleri tarafından uzun süre göz ardı edildi. Oysa bu yaklaşım, hastaların gerçek risklerini görmemize engel oluyor" dedi. Kalıntı kolesterolün, toplam kolesterolün yaklaşık üçte birini oluşturduğunu, ancak çoğu zaman kan testlerinde özel olarak ölçülmediğini ifade eden Nordestgaard, bu kolesterol türünün damar duvarlarında birikerek ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını söyledi. Uzman, LDL'nin kötü kolesterol olarak bilindiğini, fakat kalıntı kolesterolün daha büyük risk taşıdığını ve kalp-damar hastalıklarının arka planında kritik bir rol oynadığını belirtti. Nordestgaard, "Kalıntı kolesterol, tıpkı çıkarılamayan bir kıymık gibi damarlara yerleşiyor ve bağışıklık sistemini tetikleyerek plak oluşumuna neden oluyor. Bu plaklar zamanla daralmaya, sertleşmeye ve hatta ani tıkanmalara yol açabiliyor" ifadelerini kullandı.

Dev araştırmalar: Kalıntı kolesterol kalp krizi ve inme riskini ikiye katlıyor

Kalıntı kolesterolün sağlık üzerindeki etkilerini değerlendiren araştırmalar, çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. 113 bin kişinin dahil edildiği geniş çaplı bir çalışmada, düşük LDL seviyelerine rağmen kalıntı kolesterolü yüksek olan bireylerde inme riskinin yüzde 15 arttığı tespit edildi. Ayrıca, kalıntı kolesterol ve trigliserit düzeyleri yüksek olan kişilerin, kalp-damar hastalığından hayatını kaybetme olasılığının, düşük seviyelere sahip olanlara göre iki kat fazla olduğu belirlendi. Özellikle kalp hastalığı tanısı almış kişilerin yüzde 12'sinde, LDL hedeflerine ulaşılmış olmasına rağmen kalıntı kolesterol seviyelerinin yüksek olduğu saptandı. Bu bulgular, standart LDL ve HDL testlerinin, gerçek riskin tamamını ortaya koymadığına işaret ediyor. Araştırmacılar, kalıntı kolesterolün damar duvarlarında birikerek plak oluşumunu hızlandırdığını, bu plakların ise kalp krizi ve inme gibi ölümcül olaylara zemin hazırladığını belirtiyor. Bu nedenle, kalıntı kolesterolün tespit edilmesi ve kontrol altına alınması, kalp sağlığı açısından kritik bir öneme sahip.

Kalıntı kolesterol nedir ve neden bu kadar tehlikeli?

Kalıntı kolesterol, bilimsel olarak şilomikron ve VLDL (çok düşük yoğunluklu lipoprotein) gibi büyük parçacıkların, trigliseritlerini kaybettikten sonra geriye kalan kolesterol açısından zengin kabuklarına verilen isimdir. Bu parçacıklar, LDL ve HDL'den farklı olarak, kanda devasa boyutlarda dolaşır ve başta trigliserit olmak üzere çeşitli yağları taşır. Başlangıçta taşıdıkları kolesterol oranı düşük olsa da, trigliseritler dokulara aktarıldıkça, bu dev parçacıklar kolesterol açısından yoğunlaşır. Normalde karaciğer tarafından temizlenen bu kalıntılar, vücutta fazla üretildiğinde veya genetik ve diyet faktörleri nedeniyle biriktiğinde, kan dolaşımında uzun süre kalır. Zamanla, damar duvarlarına yerleşen kalıntı kolesterol, bağışıklık hücrelerinin tepkisiyle yağlı plaklara dönüşür. Bu plaklar, damarlarda darlık ve sertleşmeye yol açar. Eğer bu plaklardan biri büyür ya da aniden parçalanırsa, kan akışı kesilebilir ve bu durum inme veya kalp kriziyle sonuçlanabilir. Uzmanlar, kalıntı kolesterolün, LDL'den 40 kat daha fazla kolesterol taşıyabilen parçacıklar içerdiğini ve bu nedenle damar tıkanıklığı riskini ciddi şekilde artırdığını belirtiyor.

Kalıntı kolesterol nasıl ölçülüyor? Testler ve risk göstergeleri

Kalıntı kolesterolün ölçümü, standart kan testlerinde genellikle yer almıyor. Tipik bir kan tahlilinde toplam kolesterol, LDL, HDL ve trigliserit düzeyleri rapor edilse de, kalıntı kolesterol için ayrı bir satır bulunmuyor. Ancak uzmanlara göre, kalıntı kolesterolü hesaplamak mümkün. Bunun için toplam kolesterol değerinden LDL ve HDL seviyeleri çıkarılarak kalıntı kolesterol miktarı bulunabiliyor. Ayrıca, trigliserit düzeyleri ile kalıntı kolesterol arasında güçlü bir ilişki olduğu için, yüksek trigliserit değerleri de kalıntı kolesterolün yüksek olduğuna işaret ediyor. Nordestgaard, "Eğer trigliserit seviyeniz yüksekse, kalıntı kolesterolünüz de yüksek demektir" diyerek, özellikle trigliseritlerin düzenli olarak takip edilmesini öneriyor. Buna rağmen, sağlık otoriteleri henüz kalıntı kolesterol için resmi bir tehlike eşiği belirlemiş değil. Uzmanlar, bu tür kolesterolün daha yaygın olarak ölçülmesi ve izlenmesi gerektiği konusunda hemfikir.

Kalıntı kolesterol ile mücadelede yeni dönem: Tedavi yaklaşımları değişiyor

Kalıntı kolesterolün giderek artan önemi, tedavi stratejilerinin de yeniden şekillenmesine neden oluyor. Statinler, LDL kolesterolü düşürmede etkili olsa da, kalıntı kolesterol üzerinde aynı başarıyı gösteremiyor. Bu nedenle, uzmanlar yeni nesil ilaçların ve yaşam tarzı değişikliklerinin devreye alınması gerektiğini savunuyor. Özellikle sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve kilo kontrolü, kalıntı kolesterol seviyelerinin düşürülmesinde önemli rol oynuyor. Ayrıca, trigliseritleri azaltan ilaçlar ve yeni biyoteknolojik tedavi seçenekleri de gündeme geliyor. Kalp hastalığı riski taşıyan bireylerin, yalnızca LDL seviyelerine değil, kalıntı kolesterol ve trigliserit düzeylerine de dikkat etmesi gerektiği vurgulanıyor. Uzmanlar, kalp sağlığının korunmasında çok boyutlu bir yaklaşımın şart olduğunu, kalıntı kolesterolün de bu denklemin vazgeçilmez bir parçası haline geldiğini belirtiyor.

Uzmanlardan topluma çağrı: Kalp sağlığınız için kalıntı kolesterolü ihmal etmeyin

Kalıntı kolesterolün, kalp ve damar hastalıkları riskini artıran en önemli faktörlerden biri olduğu artık bilimsel olarak kanıtlandı. Buna rağmen, toplumda ve sağlık sistemlerinde bu tür kolesterolün ölçümü ve önemi yeterince bilinmiyor. Uzmanlar, özellikle kalp-damar hastalığı öyküsü olan kişilerin ve risk grubunda bulunanların, düzenli sağlık kontrollerinde kalıntı kolesterol ve trigliserit seviyelerini de izlemeleri gerektiğini belirtiyor. Ayrıca, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi ve gerektiğinde uzman desteğiyle tedaviye başlanması, kalp krizi ve inme riskini azaltmada kritik öneme sahip. Kopenhag Üniversitesi'nden gelen bu uyarı, kalp sağlığını korumak isteyen herkes için yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Kalıntı kolesterol, sessizce ilerleyen ancak sonuçları son derece ciddi olabilen bir tehlike olarak, sağlık gündemindeki yerini güçlendiriyor.


Etiketler:
kalıntı kolesterol kalp sağlığı LDL trigliserit kardiyovasküler hastalık