ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE

Diş tellerinin gerçek hikayesi sizi şaşırtacak

HABER MERKEZİ - | Son Güncelleme Tarihi:
Diş tellerinin gerçek hikayesi sizi şaşırtacak

Eski Mısırlılar ve Etrüskler tarafından kullanıldığı düşünülen altın teller ve kedi bağırsağından yapılan diş tellerinin çoğu aslında efsane olduğu, arkeologlar ve diş hekimliği tarihçileri tarafından kanıtlandı.

Kapat

HABERİN DEVAMI

Dişçilik ders kitaplarında onlarca yıldır yer alan ve atalarımızın mükemmel bir gülümsemeye ulaşmak için şaşırtıcı derecede modern yöntemler kullandığını gösteren hikayeler, son yapılan araştırmalarla sorgulanmaya başlanmıştır. Arkeologlar ve diş hekimliği tarihçileri, antik dönemlere ait buluntular üzerinde detaylı incelemeler yaptıklarında, bu anlatıların çoğunun gerçekten ziyade efsane niteliğinde olduğunu keşfetmişlerdir. Bu bulgular, diş tellerinin tarihine ilişkin yaygın inanışları kökünden değiştirmiştir.

Antik Mısır ve Etrüsk buluntularının gerçek işlevi

Mısır'dan El-Quatta diş köprüsü, yaklaşık olarak milattan önce 2500 yılına tarihlenmektedir ve bu dönemin en önemli arkeolojik buluntularından biridir. Eski kalıntılarla birlikte bulunan altın tel, uzun yıllar boyunca dişleri hizaya çekmek için kullanıldığı düşünülmüştür. Ancak detaylı araştırmalar, bu telin tamamen farklı bir amaç için tasarlandığını ortaya koymaktadır. Söz konusu altın teller, dişleri yeni konumlara taşımak yerine, gevşek dişleri sabitlemek veya yerine konulan dişleri yerinde tutmak için kullanılmıştır. Başka bir deyişle, bu cihazlar diş tellerinden ziyade protez işlevi görmüştür.

Etrüsk mezarlarında keşfedilen altın bantlar da benzer bir hikaye anlatmaktadır. Yapılan araştırmalar, bu bantların dişleri yeni konumlara taşımak için değil, diş eti hastalığı veya yaralanma nedeniyle gevşemiş dişleri desteklemek amacıyla tasarlandığını göstermektedir. Bu cihazlar, modern anlamda diş atelleri olarak işlev görmüş ve dişlerin stabilitesini sağlamıştır. Eski insanlar, dişlerini düzeltmek için değil, hasarlı veya gevşek dişlerini korumak için bu yöntemi tercih etmişlerdir.

Saf altının ortodontik tedavi için uygun olmayan özellikleri

Eski cihazların diş tellerinin işlevini yerine getirememesinin oldukça mantıklı ve pratik nedenleri bulunmaktadır. Etrüsk aletleri üzerinde yapılan testler, kullanılan altının yüzde 97 oranında saf olduğunu ortaya çıkarmıştır. Saf altın, oldukça yumuşak bir metaldir ve bu özelliği, onu ortodontik uygulamalar için tamamen uygunsuz hale getirmektedir. Kırılmadan kolayca bükülür ve gerilir, bu da dişleri hareket ettirmek için gerekli olan dayanıklılığı sağlayamaz.

Diş tellerinin çalışma prensibi, uzun süreler boyunca dişlere sürekli ve kontrollü basınç uygulamaya dayanır. Bu işlemi başarıyla gerçekleştirmek için, kullanılan metalin güçlü ve esnek olması şarttır. Saf altın, bu gereksinimleri karşılayamaz. Bir dişi düzeltecek kadar sıkmaya çalışıldığında, metal deforme olur veya kırılır. Bu nedenle, antik çağda saf altın kullanılarak gerçek bir ortodontik tedavi uygulanması imkânsız olmuştur.

Altın bantların statü sembolü olma ihtimali

Antik dönemlerde bulunan altın bantların kimin tarafından kullanıldığına dair ilginç sorular ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalar, bu cihazların çoğunun kadınların iskeletleriyle birlikte bulunduğunu göstermektedir. Bu bulgu, söz konusu altın bantların tıbbi cihazlar yerine statü sembolleri veya dekoratif mücevherler olabileceğini düşündürmektedir. Antik toplumlarda, altın gibi değerli metaller, kişinin sosyal konumunu ve zenginliğini göstermek için kullanılmıştır.

Daha da önemlisi, hiçbir altın bantın çocukların veya gençlerin ağzında keşfedilmemiş olması, bu cihazların gerçek ortodontik aletler olmadığının güçlü bir kanıtıdır. Eğer bu bantlar dişleri düzeltmek için kullanılsaydı, tam da çocukların ve gençlerin ağızlarında bulunması beklenirdi. Çünkü diş düzeltme işlemi, genellikle dişlerin gelişim döneminde daha etkilidir. Ancak buluntular, bu cihazların yalnızca yetişkin kadınlarla ilişkili olduğunu göstermektedir.

Antik çağda maloklüzyon neden nadir görülüyordu

Belki de en büyüleyici açıklama şu gerçektir: eski insanlar, bugün karşılaştığımız aynı diş sorunlarına sahip değildi. Maloklüzyon, yani dişlerin kalabalıklaşması ve hizasızlığı, günümüzde çok yaygın bir sorundur. Ancak geçmiş dönemlerde bu durum son derece nadir görülmüştür. Taş Devri kafataslarının incelenmesi, neredeyse hiç kalabalıklaşma göstermediğini ortaya koymaktadır. Bu fark, temelde diyete bağlıdır.

Atalarımız, ciddi çiğneme gerektiren sert ve lifli yiyecekler tüketmiştir. Tüm bu çene çalışması, tüm dişlerini barındırmaya mükemmel şekilde muktedir, güçlü ve büyük çeneler geliştirmesine neden olmuştur. Modern diyetler ise yumuşak ve işlenmiş gıdalardan oluşmakta, çenelerimize çok az egzersiz vermektedir. Sonuç olarak, çenelerimiz genellikle atalarımızınkinden daha küçük kalırken, dişlerimiz aynı boyutta kalmaktadır. Bu uyumsuzluk, bugün gördüğümüz diş kalabalıklaşmasına yol açmaktadır.

Antik dönemde diş düzeltme çabalarının sınırlı olması

Çarpık dişler antik çağda neredeyse hiç var olmadığından, onları düzeltmek için yöntemler geliştirmek için pek bir neden yoktu. Ancak eski insanlar, bazen diş düzensizlikleri ile karşılaştıklarında basit müdahaleler denemiştir. Romalılar, gerçek ortodontik tedaviye dair en erken güvenilir referanslardan birini sağlamıştır. Miladi birinci yüzyılda yaşamış Romalı tıp yazarı Aulus Cornelius Celsus, bir çocuğun dişi çarpık çıkarsa, doğru konuma kayıncaya kadar her gün bir parmakla nazikçe yerine itmeleri gerektiğini kaydetmiştir.

Bu yöntem, temel olmasına rağmen, bugün kullandığımız aynı ilke üzerine inşa edilmiştir. Nazik ve sürekli basınç, bir dişi hareket ettirebilir ve yeni konumda tutabilir. Romalılar, bu basit tekniği kullanarak, dişlerin hareket ettirilebilir olduğunu anlamışlardır. Ancak Roma döneminden sonra, yüzyıllar boyunca çok az ilerleme kaydedilmiştir. Dişleri düzeltme alanında gerçek bir gelişme, çok daha sonraki dönemlerde ortaya çıkmıştır.

18. yüzyılda diş tellerinin yeniden canlanması

18. yüzyıla gelindiğinde, dişleri düzeltmeye olan ilgi, oldukça acı verici bazı yöntemler aracılığıyla yeniden canlanmıştır. Modern diş aletlerine erişimi olmayan insanlar, aşırı kalabalık dişler arasında boşluk yaratmak için tahta 'şişme takozları'na başvurmuşlardır. Bu yöntemde, dişler arasına küçük bir tahta takoz yerleştirilmiştir. Tükürük tarafından emildikçe, tahta genişlemiş ve dişleri birbirinden ayırmıştır.

Belki kaba ve dayanılmaz olmasına rağmen, bu yöntem dişlerin basınç yoluyla yeniden konumlandırılabileceğini anlamaya doğru önemli bir adımı temsil etmiştir. Bu deneysel yaklaşımlar, sonraki dönemlerde daha bilimsel ve etkili yöntemlerin geliştirilmesine zemin hazırlamıştır. Eski insanların bu tür çabalar göstermesi, diş düzeltme konusundaki insani çabanın ne kadar eski olduğunu göstermektedir.

Bilimsel ortodontinin doğuşu ve Pierre Fauchard'ın katkısı

Gerçek bilimsel ortodonti, Fransız dişçi Pierre Fauchard'ın 1728 yılındaki çalışmasıyla başlamıştır. Genellikle modern dişçiliğin babası olarak adlandırılan Fauchard, maloklüzyonların tedavisinin ilk ayrıntılı açıklamasını içeren çığır açan iki ciltlik bir kitap olan 'The Surgeon Dentist'i yayınlamıştır. Bu eser, diş tellerinin tarihinde ve ortodontik tedavinin gelişiminde dönüm noktası olmuştur.

Fauchard, diş arkını genişletmek için dişlerin etrafına sarılmış kavisli bir metal şerit olan 'bandeau'yu geliştirmiştir. Bu cihaz, kontrollü kuvvet kullanarak dişleri hareket ettirmek için özel olarak tasarlanmış ilk araçtır. Fauchard ayrıca, yeniden konumlandırmadan sonra dişleri desteklemek için ipliklerin kullanılmasını da tanımlamıştır. Onun çalışması, eski efsanelerden ve acı verici deneylerden, modern diş tellerine ve şeffaf hizalayıcılara yol açan bilimsel bir yaklaşıma geçişte çok önemli bir değişimi işaret etmiştir.

Modern ortodontinin gelişimi ve teknolojik ilerlemeler

19. ve 20. yüzyıllarda dişçilikteki ilerlemelerle birlikte, ortodonti bir uzmanlık alanı haline gelmiştir. Metal braketler, ark telleri, elastikler ve sonunda paslanmaz çelik, tedaviyi daha öngörülebilir ve etkili hale getirmiştir. Bu malzemelerin kullanılması, antik çağda saf altının başaramadığı dayanıklılık ve esnekliği sağlamıştır. Daha sonraki yenilikler, seramik braketler, lingual diş telleri ve şeffaf hizalayıcılar, süreci daha gizli ve estetik hale getirmiştir.

Bugün, ortodonti olağanüstü hassas tedavi planlaması için dijital taramalar, bilgisayar modelleri ve 3D baskı teknolojisini kullanmaktadır. Bu teknolojiler, her hastanın benzersiz diş yapısına uygun, kişiselleştirilmiş tedavi planları oluşturmayı mümkün kılmıştır. Diş tellerinin tarihi, basit parmak basıncından, günümüzün yüksek teknolojili çözümlerine kadar uzanan bir yolculuğu göstermektedir.

Sonuç: Efsaneler yerine bilimsel gerçekler

Eski insanların altın ve kedi bağırsağı diş telleri taktığı görüntüsü kesinlikle çekici ve dramatiktir. Ancak bu anlatılar, arkeolojik kanıtlarla örtüşmemektedir. Eski uygarlıklar diş sorunlarının farkındaydı ve bazen basit çözümler denedi. Yine de, şimdi yaptığımız gibi dişleri hareket ettirmek için ne gerekliliğe ne de teknolojiye sahiptiler. Diş tellerinin gerçek hikayesi, antik dünyada değil, 18. yüzyılın ve sonrasının bilimsel atılımlarıyla başlamıştır. Efsaneler olmadan bile, bu tarih yeterince büyüleyici ve ilham vericidir. Bilim ve teknolojinin, insanların yaşam kalitesini nasıl iyileştirdiğini gösteren bu hikaye, geçmiş ile günümüz arasındaki farkı açıkça ortaya koymaktadır.


Etiketler:
diş tellerinin tarihi ortodonti antik çağ arkeoloji diş hekimliği