Tümörün kendi bağışıklık hücreleri ona karşı kullanılabilir mi? Yeni nanopartikül yaklaşımı dikkat çekti
Adelaide Üniversitesi'nde geliştirilen nanoparçacıklar, meme kanserli farelerde tümörün bağışıklık koruyucularını hedef alarak öldürücü T hücrelerini tümöre çekti. Bu yenilikçi yaklaşım, kanser immünoterapisinde makrofajların yeniden programlanmasıyla umut vadeden sonuçlar ortaya koydu.

Adelaide Üniversitesi'nde yürütülen yeni bir araştırma, meme kanserli farelerde tümörün bağışıklık sistemiyle ilişkili makrofajlarını hedef alarak onları yeniden programlayan nanoparçacıkların, öldürücü T hücrelerinin tümöre yönelmesini sağladığını ortaya koydu. Bilim insanları, bu yöntemle tümörün kendi koruyucu hücrelerinin ona karşı çevrilmesini başardı. Nanoparçacıklar sayesinde, bağışıklık baskılayıcı makrofajların oranı önemli ölçüde azalırken, öldürücü T hücrelerinin tümör içerisine göçü hızlandı ve tümör büyümesi yavaşladı. Adelaide Üniversitesi Kimya Mühendisliği Okulu'ndan Prof. Chunxia Zhao liderliğindeki ekip, bu bulguların kanser immünoterapisinde yeni bir dönemin kapılarını aralayabileceğini belirtti.
Prof. Zhao: 'Makrofajları hedef almak kanser tedavisinde çığır açıyor'
Prof. Chunxia Zhao ve ekibi, çalışmayı SA Pathology ve Royal Adelaide Hastanesi'nden araştırmacılarla birlikte yürüttü. Zhao, kanser immünoterapisinin en büyük zorluklarından birinin, bağışıklık sisteminin tümöre saldırma potansiyeline rağmen tümör mikroçevresinin bu saldırıyı engellemesi olduğunu vurguladı. Tümörler, bağışıklık sisteminin temizleyici hücreleri olan makrofajları kendi lehine kullanarak bağışıklık baskılayıcı bir ortam oluşturuyor. Bilim insanları, bu hücrelere "tümörle ilişkili makrofajlar" adını veriyor ve onları öldürmek, gelişlerini engellemek veya yeniden programlamak gibi farklı stratejiler deniyor. Zhao'nun ekibi ise makrofajları yeniden programlamayı seçti ve bu amaçla TREM2 adlı proteine özel bir antikorla kaplanmış yağ bazlı nanoparçacıklar geliştirdi. Bu sayede, nanoparçacıklar baskılayıcı makrofajlar tarafından tümör hücrelerinden yaklaşık beş kat daha fazla alındı. Parçacıklar, makrofajların bağışıklık baskılayıcı durumunu değiştirmek için iki farklı talimat taşıdı: biri CXCL9 üretimini tetikleyen bir mRNA ipliği, diğeri ise resiquimod adlı bağışıklık uyarıcı bir ilaç. Sonuç olarak, makrofajlar yeniden programlandı, öldürücü T hücrelerini çeken kimyasal sinyaller güçlendi ve tümörün savunması zayıflatıldı.
Nanoparçacıklar meme tümörlerinde bağışıklık dengesini değiştirdi
Fareler üzerinde yapılan deneylerde, meme tümörleri taşıyan her bir grup beş hayvandan oluştu ve bir hafta boyunca kuyruk damarına üç enjeksiyon uygulandı. Deneyin sonunda, tedavi edilen farelerde bağışıklık baskılayıcı makrofajların oranı yüzde 63 oranında azaldı. Ayrıca, CXCL9 seviyeleri yaklaşık dört kat arttı ve tümör içerisine daha fazla öldürücü T hücresi göç etti. Bu hücrelerin çoğu aktif işaretler taşıyordu. Tedavi edilen farelerdeki tümörler, kontrol grubuna göre daha hafifti ve büyüme hızları önemli ölçüde yavaşladı. Sadece mRNA taşıyan, ilaç ve antikor kaplaması olmayan parçacıklar ise öldürücü T hücrelerinin tümöre göçünü artırsa da, tümör ağırlığını azaltmada aynı başarıyı göstermedi. Yalnızca antikor ve ilaç kaplı nanoparçacıklar, tümör ağırlığını anlamlı şekilde düşürdü. Bu bulgular, makrofajların yeniden programlanmasının tümör mikroçevresini değiştirdiğini ve bağışıklık sisteminin kanserle mücadele gücünü artırdığını gösterdi.
Kontrol noktası ilaçları ve nanoparçacıklar birlikte daha güçlü etki yarattı
Araştırmanın bir sonraki aşamasında, bilim insanları nanoparçacıkları iki farklı bağışıklık kontrol noktası inhibitörüyle birlikte kullandı. Bu ilaçlar, tümörün T hücrelerini devre dışı bırakmak için kullandığı sinyalleri bloke ediyor ve klinik uygulamada çeşitli kanser türlerinde kullanılıyor. Ancak, yalnızca bu ilaçlar kullanıldığında farelerde tümör büyümesi yavaşlamadı. Nanoparçacıklarla birlikte uygulandığında ise, tümör içindeki bağışıklık hücrelerinin dağılımı değişti. Öldürücü T hücrelerinin sayısı üç katından fazla artarken, yardımcı T hücrelerinin oranı neredeyse iki katına çıktı. Ayrıca, öldürücü hücrelerle onları baskılayan düzenleyici hücreler arasındaki denge daha olumlu bir şekilde değişti. Tümörleri süzen lenf düğümlerinde, daha fazla T hücresi merkezi bellek hücresine dönüşerek, aynı kansere karşı ileride daha güçlü bir yanıt verebilecek bir potansiyel kazandı. Buna rağmen, tümör büyümesinde ek bir yavaşlama gözlenmedi. Araştırmacılar, bu fare modelinde tedavinin etki göstermediği ikinci bir baskılayıcı hücre sınıfının da bulunduğunu kaydetti.
Uzun vadeli güvenlik ve insan uygulamaları için daha fazla araştırma gerekiyor
Çalışmanın kısıtlı hayvan sayısı ve kısa süreli olması nedeniyle, uzun vadeli güvenlik ve toksisite konusunda kesin bir sonuca varılamadı. Deneylerde, karaciğer, dalak, akciğer ve böbrek gibi organlarda önemli bir hasara rastlanmadı. Bununla birlikte, resiquimod gibi ilaçların yüksek dozlarda sistemik yan etkilere yol açabileceği ve uzun süreli etkilerin mutlaka klinik denemelerle incelenmesi gerektiği vurgulandı. İnsan verisi olarak ise yalnızca bir veritabanı analizi sunuldu. Meme kanseri hastalarında daha yüksek CXCL9 seviyelerine sahip tümörlerin, daha fazla öldürücü T hücresi içerdiği ve hastaların daha uzun süre hayatta kaldığı tespit edildi. Prof. Zhao, "Bu, mRNA ve nanoparçacık teknolojisiyle bir tümörün bağışıklık ortamını yeniden programlayabileceğimizin önemli bir kanıtı" diyerek, yöntemin insanlar üzerinde uygulanabilmesi için daha fazla çalışma gerektiğinin altını çizdi. Ekip, bir sonraki adımda nanoparçacıkları farklı tedavilerle birleştirerek ve toksisiteyi detaylı biçimde inceleyerek klinik denemelere hazırlık yapmayı planlıyor.
- Popüler Haberler -
BM Genel Kurulu, 80 yıldır ilginç olaylara sahne oldu
Afrika düşündüğümüzden daha hızlı parçalanıyor! Yeni bir okyanusun oluşumu başladı
Kediler insanları gerçekten manipüle ediyor mu?
Dünyanın en derin noktası gerçekten ne kadar derin? Bilim insanları hâlâ tartışıyor
Masum görünen uğur böceklerine dokunurken dikkat
Ozon tabakasındaki iyileşmenin Antarktika'da şaşırtıcı bir yan etkisi ortaya çıktı



