Boşanmış ebeveynlerin çocuklarında depresyon riski neden daha yüksek?
ABD'de yapılan geniş çaplı bir araştırma, boşanmış ebeveynlere sahip çocukların yetişkinlik döneminde depresyon riskinin, evli kalan ailelere göre belirgin şekilde arttığını gösterdi. Araştırmada, ailedeki diğer zorlukların da bu bağlantıda önemli rol oynadığı vurgulandı. Mary Kate Schilke ve ekibinin yürüttüğü çalışma, çocukluk dönemindeki ailevi zorlukların depresyon üzerindeki etkisini gözler önüne seriyor.

ABD'de gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırma, boşanmış ebeveynlere sahip çocukların yetişkinlik döneminde depresyon tanısı alma oranının, ebeveynleri birlikte kalanlara kıyasla daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Toronto'daki Tyndale Üniversitesi'nden Mary Kate Schilke liderliğinde yürütülen çalışma, çocuklukta yaşanan boşanmanın yanı sıra, ailedeki diğer zorlukların da yetişkinlikteki depresyon riskini önemli ölçüde etkilediğini gösterdi. Araştırma, 128 binden fazla yetişkinin katıldığı ulusal çapta bir sağlık anketinden elde edilen verileri inceledi. Sonuçlar, boşanmanın tek başına depresyonun ana nedeni olmadığını, ailedeki akıl hastalığı ve madde kullanımı gibi diğer etkenlerin de göz ardı edilemeyecek kadar önemli olduğunu ortaya koydu.
Mary Kate Schilke: 'Ailedeki diğer sorunlar depresyon riskini artırıyor'
Çalışmanın baş araştırmacısı Mary Kate Schilke, boşanmış ebeveynlere sahip yetişkinlerin, çocukluk dönemlerinde aile içinde karşılaştıkları diğer zorluklar nedeniyle depresyona daha yatkın olduklarını belirtti. Araştırmada, boşanmış ebeveynlerle büyüyen yetişkinlerin %35'inin aşırı alkol veya uyuşturucu kullanan bir ebeveynle yaşadığını, %20.8'inin ise akıl hastalığı olan bir ebeveynle büyüdüğünü bildirdiği vurgulandı. Bu oranlar, ebeveynleri evli kalan bireylerde sırasıyla %15 ve %9.4 olarak tespit edildi. Ayrıca, boşanma grubundakilerin %17.1'i evde şiddet gören yetişkinlere tanık olduklarını ifade etti. Schilke, "Boşanmayla birlikte sıklıkla ortaya çıkan ailevi zorluklar, özellikle ebeveynlerin akıl hastalığı ve madde kullanımı, uzun vadeli depresyon riskini açıklamada çok daha belirleyici" dedi. Araştırma, boşanmanın çoğu zaman yalnız başına bir sorun olmadığını, aile içindeki diğer olumsuzluklarla birlikte ortaya çıktığını gösteriyor.
ABD'de boşanmış çocuklarda depresyon oranı dikkat çekiyor
Amerika'da yapılan bu geniş çaplı çalışma, boşanmış ebeveynlere sahip yetişkinlerin %19.2'sinin yaşamlarının bir döneminde depresyon tanısı aldığını ortaya koydu. Evli kalan ailelerden gelen yetişkinlerde ise bu oran %14.1 olarak tespit edildi. Araştırmacılar, çocukluk döneminde bir ebeveynin akıl hastalığı yaşamasının, depresyon oranlarındaki farkın %68'ini, madde kullanımı ise %49'unu açıkladığını belirtti. Her iki faktör birlikte değerlendirildiğinde, boşanmanın depresyon üzerindeki etkisinin büyük oranda azaldığı, hatta istatistiksel olarak önemsiz hale geldiği saptandı. Bu bulgular, boşanmanın tek başına depresyonun ana nedeni olmadığını, çoğunlukla ailedeki diğer sorunlarla birlikte geliştiğini gösteriyor. Araştırmada ayrıca, ebeveynleri hiç evlenmemiş olan yetişkinlerin depresyon oranlarının da boşanmış ailelerdeki oranlara yakın olduğu, hatta sık sık ruhsal sıkıntı bildirme oranlarının daha yüksek olduğu belirtildi.
Philip Baiden: 'Ebeveynlere destek, çocukların refahını artırabilir'
Çalışmanın ortak yazarı Texas Üniversitesi Arlington'dan Philip Baiden, ailede akıl hastalığı ve madde kullanımı gibi sorunlarla mücadele eden ebeveynlere destek verilmesinin, çocukların uzun vadeli ruh sağlığını korumada kritik bir rol oynayabileceğini vurguladı. Baiden, "Akıl hastalığı ve madde kullanımı bozuklukları ile mücadele eden ebeveynlere destek olmak, çocuklarının uzun vadeli refahını artırmanın en etkili yollarından biri olabilir" ifadelerini kullandı. Araştırmada, depresyonun ailelerde genetik olarak da aktarılabileceği, ancak çevresel ve sosyal faktörlerin de en az genetik kadar belirleyici olduğu belirtildi. Ciddi akıl hastalığı olan ebeveynlerin iş kaybı ve ayrılık riski daha yüksek olduğu için, bu çocukların daha az istikrarlı bir ev ortamında büyüme olasılığı da artıyor. Ayrıca, anketin ruh sağlığını hem tanı hem de son dönemde yaşanan sıkıntı üzerinden iki farklı şekilde ölçtüğü, bu nedenle depresyonun her bireyde farklı şekillerde ortaya çıkabileceği ifade edildi.
Çocukluk dönemi ailevi zorluklar depresyon riskini artırıyor
Araştırmanın dikkat çeken bir diğer bulgusu, boşanmış ebeveynlere sahip çocukların genellikle birden fazla ailevi zorlukla karşı karşıya kalması. Evde şiddet, ebeveynin akıl hastalığı veya madde bağımlılığı gibi faktörler, çocukların psikolojik dayanıklılığını olumsuz etkiliyor. Özellikle, ankete katılanların %17.1'inin evde şiddet gören yetişkinlere tanık olması, bu çocukların ilerleyen yaşlarda ruhsal sıkıntı yaşama riskini artırıyor. Ayrıca, ebeveynleri hiç evlenmemiş olan yetişkinlerin de depresyon ve ruhsal sıkıntı oranları yüksek çıkıyor. Bu grup, yaşamları boyunca depresyon tanısı alma oranında boşanma grubuna yakın, ancak sık sık ruhsal sıkıntı bildirme oranında her iki gruptan da daha kötü durumda. Araştırmacılar, tüm bu verilerin aile içi dinamiklerin çocukların ruh sağlığı üzerindeki etkisini net bir şekilde ortaya koyduğunu belirtiyor.
Depresyonun ölçülmesinde farklı kriterler kullanıldı
Çalışmada depresyonun ölçülmesi için iki farklı yöntem tercih edildi. Birincisi, katılımcılara bir sağlık profesyonelinden depresyon tanısı alıp almadıkları soruldu. İkincisi ise, son 30 günün kaç gününde kötü hissettiklerini belirtmeleri istendi. On dört veya daha fazla kötü gün, sık sık ruhsal sıkıntı olarak kabul edildi. Elde edilen veriler, geçmişte depresyon tanısı alanların sadece üçte birinin son ayda da sıkıntı yaşadığını gösterdi. Bu durum, depresyonun zamanla azalabileceğini veya tedaviyle kontrol altına alınabileceğini ortaya koyuyor. Ayrıca, bazı bireyler doktora başvurmadığı için depresyon tanısı almamış olsa da, ciddi ruhsal sıkıntı yaşayabiliyor. Araştırma, ruh sağlığı hizmetlerine erişimin herkes için eşit olmadığını, bu nedenle gerçek depresyon oranlarının daha yüksek olabileceğini de ima ediyor.
Çalışmanın sınırlamaları ve eksik veriler
Araştırmacılar, çalışmanın bazı sınırlamalarına da dikkat çekti. Anket, ebeveynlerin ne zaman ayrıldığı veya boşandığı gibi kritik detayları sormadı. Ayrıca, bir ebeveynin akıl hastalığı ya da madde bağımlılığının evliliğin sona ermesinden önce mi, sonra mı başladığı net olarak bilinmiyor. Üvey ebeveynin aileye katılıp katılmadığı gibi önemli değişkenler de araştırma kapsamında yer almadı. Bu eksikliklere rağmen, elde edilen bulgular boşanmanın çocuklar üzerinde kalıcı etkiler bırakabileceğini ve ailedeki diğer zorlukların da bu süreçte belirleyici olduğunu gösteriyor. Uzmanlar, çocukların ruh sağlığını korumak için aile içi destek mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiği konusunda hemfikir.
Sonuç olarak, ABD'de boşanmış ebeveynlere sahip çocukların yetişkinlikte depresyon riski taşıdığı ancak bu riskin çoğunlukla ailedeki diğer sorunlarla ilişkili olduğu tespit edildi. Araştırmacılar, boşanmanın tek başına bir neden olmaktan çok, ailedeki genel zorlukların bir göstergesi olabileceğini vurguluyor. Çocukların psikolojik sağlığını korumak için, özellikle akıl hastalığı ve madde kullanımı gibi risk faktörleriyle mücadelede ailelere kapsamlı destek sağlanmasının önemi bir kez daha gündeme gelmiş oldu.
- Popüler Haberler -
Her nefes aynı değil! Beyin, her nefesin ritmini tek tek takip ediyor
Evcil hayvanlarla konuşmaların sırrı araştırılıyor! Bilim insanları yeni bir ölçüm aracı geliştirdi
Ergenlerde hafta içi ve hafta sonu uyku farkı kaygıyla bağlantılı çıktı
Evinizi demode gösteren 5 tasarım hatası! Uzmanlar özellikle bu detaylara dikkat çekti
Güllü'nün ölümünde yeni görüntü: Sultan, savcılıkta o anı böyle canlandırdı
Bilim insanlarından uyku uyarısı! İdeal süre 8 saatten daha kısa olabilir



