Kanser araştırmasında şaşırtan bulgu! Bağışıklık sinyali tümör büyümesini tetikledi
Salk Enstitüsü'nde gerçekleştirilen yeni bir çalışma, kanserle mücadelede kilit rol oynayan bağışıklık sinyali interferonun, uzun süreli maruz kalma durumunda tümörlerin büyümesini hızlandırabileceğini ortaya koydu. Araştırmada, özellikle melanoma hücrelerinde bağışıklık sisteminin beklenmedik şekilde tümörlerin yanında yer alabildiği belirlendi.

Salk Enstitüsü'nde yapılan çığır açıcı bir araştırma, kanserle savaşta önemli rol oynayan bağışıklık sistemi sinyallerinin, belirli koşullarda tümör büyümesini destekleyebileceğini gösterdi. Özellikle interferon adı verilen bağışıklık alarmının, dört haftalık uzun süreli maruziyet sonrası, farelerde melanoma hücrelerinin daha büyük tümörler oluşturmasına yol açtığı tespit edildi. Bu bulgu, kanser tedavisinde yaygın olarak kullanılan bağışıklık sinyallerinin, beklenmedik şekilde tümörlerin büyümesini hızlandırabileceğini ortaya koydu. Araştırmanın başında Salk Enstitüsü'nden Melissa Johnson bulunuyor ve elde edilen sonuçlar, bağışıklık sisteminin kanserle ilişkisine dair mevcut anlayışları sorgulatıyor.
Melissa Johnson: 'Bağışıklık sistemi tümörlerin yanında yer alabilir'
Çalışmanın ilk yazarı Melissa Johnson, elde edilen bulguların kanserin karmaşık doğasına ışık tuttuğunu belirtti. Johnson'a göre, kanserin 'iyileşmeyen bir yara' olarak tanımlanmasının arkasında, tümörlerin sürekli ve çözülemeyen bir iltihaplanma ortamında var olabilmeleri yatıyor. Araştırmada, iki farklı interferon türünün etkileri detaylı şekilde incelendi. Tip II interferonun, neredeyse tamamen aktive olmuş bağışıklık hücrelerinden geldiği; tip I interferonun ise vücuttaki neredeyse tüm hücrelerden, hatta kanser hücrelerinden bile kaynaklanabildiği belirtildi. Farelerde yapılan deneylerde, melanoma hücreleri 28 gün boyunca interferona maruz bırakıldı. Sonuçlar, tek bir gün interferon uygulamasının hücre bölünme hızını değiştirmediğini; ancak dört hafta süren maruziyetin, özellikle tip II interferona karşı, tümörlerin büyüklüğünde ciddi artışlara yol açtığını gösterdi. Ayrıca, bu hücrelerin karaciğere yayılma eğilimi de arttı. Bu durum, bağışıklık sisteminin bazı koşullarda kanserle mücadele yerine, tümörlerin büyümesine katkı sağlayabileceğini ortaya koydu.
Mitokondriyal RNA sızıntısı ve prostaglandin artışı tümör büyümesini tetikledi
Araştırmada, uzun süreli interferon maruziyetinin, hücrelerin enerji üretim merkezleri olan mitokondrilerde önemli değişikliklere yol açtığı saptandı. Özellikle tip II interferona dört hafta boyunca maruz kalan hücrelerde, mitokondrilerden dışarıya RNA sızıntısı gerçekleşti. Hücre içinde serbest kalan bu mitokondriyal çift sarmallı RNA, bir dizi sensör tarafından virüs kanıtı olarak algılandı ve tip I interferon sinyali tetiklendi. Bu süreç, hücrelerin kimyasında da değişikliklere neden oldu. Hücreler, dışarıdan daha fazla yağ çekmeye ve bu yağı yakıt olarak kullanmak yerine başka bir yöne yönlendirmeye başladı. Sonuçta, kısa ömürlü yağ asidi türevi sinyal molekülleri olan prostaglandinlerin üretimi arttı. Özellikle prostaglandin E2 adı verilen molekülün seviyesi, hem tip I hem de tip II interferonların birlikte etkisiyle belirgin şekilde yükseldi. Prostaglandin E2, bağışıklık saldırısını baskılayan bir molekül olarak biliniyor. Araştırmacılar, bu molekülün üretimini engelleyen aspirin içeren su verilen farelerde, tümör büyüklüğünün kontrol grubuna yaklaştığını gözlemledi. Ayrıca, prostaglandin üreten enzimlerin kanser hücrelerinden silinmesiyle de T hücrelerinin yeniden etkinleştiği ve tümörlerin küçüldüğü rapor edildi. Bu bulgular, mitokondriyal RNA sızıntısı ve prostaglandin artışının, bağışıklık sisteminin tümörlere karşı etkisizleşmesine yol açtığını gösterdi.
Dirençli tümörlerde prostaglandin engeli aşıldı, bağışıklık tedavisi yeniden etkili oldu
Araştırma ekibi, bağışıklık sistemi tarafından kontrol edilen tümörlerin, zamanla bağışıklık saldırısını engelleyen bir direnç geliştirdiğini de ortaya koydu. Özellikle PD-1 adlı kontrol noktası proteinini hedefleyen immünoterapiler, başlangıçta etkili olsa da, bazı tümörler bu tedavilere yanıt vermemeye başlıyor. Deneylerde, üç tur boyunca PD-1 tedavisine maruz kalan farelerde, prostaglandin E2 üreten enzimlerin seviyesinin her turda arttığı belirlendi. Dirençli hale gelen hücrelerden bu enzimin silinmesiyle, on fareden dokuzunda tümörlerin tamamen ortadan kalktığı kaydedildi. Bu sonuç, prostaglandin E2 üretiminin, tümörlerin bağışıklık sistemine karşı direnç geliştirmesinde kritik bir rol oynadığını ortaya koydu. Ayrıca, mitokondriyal RNA sızıntısının ve prostaglandin artışının, immünoterapilerin etkinliğini azaltabileceği vurgulandı. Araştırma, kanser tedavisinde prostaglandin yolunun hedeflenmesinin, özellikle immünoterapiye dirençli tümörlerde yeni bir umut olabileceğini gösterdi.
İnsan tümörlerinde aynı mekanizma gözlenirse tedavi stratejileri değişebilir
Çalışmanın kıdemli yazarı Dr. Gerald Shadel, elde edilen bulguların temel araştırma düzeyinde olduğunu ve henüz insanlarda doğrulanmadığını belirtti. Araştırma, fareler ve hücre kültürlerinde yürütüldü ve ağırlıklı olarak melanoma hücreleri üzerinde odaklandı. Pankreas kanseri hücrelerinde de benzer erken yanıtlar gözlense de, bu mekanizmanın insan tümörlerinde ne kadar yaygın olduğu henüz net değil. Dr. Shadel, bu bulguların klinik uygulamaya geçmesi için daha birçok aşamanın gerektiğini vurguladı. Özellikle, insan tümörlerinde interferon sinyallerinin benzer şekilde tümör büyümesine katkı sağlayıp sağlamadığı konusu, gelecekteki araştırmaların öncelikli gündem maddesi olacak. Ayrıca, mitokondriyal RNA sızıntısını durdurmanın mı, yoksa prostaglandin üretimini engellemenin mi immünoterapinin etkinliğini artıracağı sorusu, ilerleyen dönemde yanıt arayacak. Bu çalışma, kanser tedavisinde bağışıklık sistemiyle ilgili yaklaşımların yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor ve yeni tedavi stratejilerinin geliştirilmesine ışık tutuyor.
Salk Enstitüsü'nde yürütülen bu kapsamlı araştırma, bağışıklık sistemi ile kanser arasındaki karmaşık ilişkiyi gözler önüne serdi. Uzun süreli interferon maruziyetinin, tümör büyümesini hızlandırabileceği ve prostaglandin üretimi yoluyla bağışıklık saldırısını engelleyebileceği ortaya çıktı. İnsan tümörlerinde benzer mekanizmaların çalışıp çalışmadığını belirlemek için ileri araştırmalar planlanıyor. Bu bulgular, kanser tedavisinde yeni hedeflerin belirlenmesine ve mevcut tedavi protokollerinin gözden geçirilmesine zemin hazırlayabilir.
- Popüler Haberler -
Büyükçekmece'de sahte savcı kimliği ile dolandırıcılık yapan hükümlü yakalandı
Turbo motorlarda en sık yapılan 5 hata! Küçük görünen yanlışlar pahalıya patlayabilir
Bilim insanları kediler ve mutluluk arasında şaşırtıcı bir bağlantı buldu
Bursa'da 6,5 ton sağlıksız gıda imha edildi
Yaşlanmanın en büyük sırrı çözüldü! Bilim insanları 'zombi hücrelerin' neden biriktiğini buldu
Başkan Özdemir'den altyapı eleştirilerine cevap: Şikayetlerden korkup şehrin geleceğini erteleyemeyiz



