Kilo verme sadece irade meselesi değil, genetik ve biyoloji de rol oynuyor

Uzmanlar, obeziteyi sadece yaşam tarzı seçimleriyle açıklamanın yanlış olduğunu, genetik varyantları ve beyin yollarının kilo alma ve verme sürecinde kritik rol oynadığını ortaya koydular.
Sosyal medyada ve günlük konuşmalarda sıkça duyulan 'şişman insanların sadece daha fazla öz kontrole ihtiyacı var' veya 'basit, sadece daha az ye' gibi yorumlar, obeziteyi tamamen bireysel sorumluluk meselesi olarak görmektedir. Ancak tıbbi araştırmalar, bu basit yaklaşımın gerçeği yansıtmadığını göstermektedir. The Lancet tıp dergisinde yayınlanan ve Birleşik Krallık, Avustralya, Yeni Zelanda ile Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırmaya göre, on kişiden sekizi obeziteyi tamamen yaşam tarzı seçimleriyle önlenebilecek bir durum olarak değerlendirmektedir. Bu inanış, bazı tıp uzmanları tarafından da desteklenmektedir ve toplumda yaygın bir kanaat haline gelmiştir.
Obezite hakkında yaygın yanlış inanış
Ancak obez ve fazla kilolu hastalarla yirmi yıl boyunca çalışmış olan diyetisyen Bini Suresh, bu görüşten oldukça bezmiş durumdadır. Suresh, bu fikirden çok daha fazlasının olduğuna inanmaktadır. Sıklıkla son derece motive olmuş, bilgili ve sürekli çaba gösteren ancak yine de kiloyla mücadele eden hastalar gözlemlediğini belirtmektedir. WeightWatchers'ta tıbbi direktör olarak görev yapan Dr. Kim Boyd da benzer görüşü paylaşmakta ve 'irade' ile 'öz kontrol' gibi terimlerin yanlış kelimeler olduğunu vurgulamaktadır. Boyd, onlarca yıldır insanlara daha az yeyin ve daha fazla hareket edin, kilo vereceksiniz denildiğini ancak obeziteyi bu kadar basit bir şekilde açıklamanın imkansız olduğunu ifade etmektedir.
Genetik faktörlerin obezitedeki belirleyici rolü
Cambridge Üniversitesi'nde Obezite Genetiği Çalışması'nı yöneten danışman endokrinolog Prof. Sadaf Farooqi, bir kişinin aldığı kilo miktarının genleri tarafından önemli ölçüde etkilendiğini ve bu genetik etkinin herkes için geçerli olduğunu açıklamaktadır. Farooqi'ye göre, mideden beyne gönderilen sinyallere yanıt olarak açlık ve tokluk duygusunu düzenleyen beyin yollarını belirli genler kontrol etmektedir. Bu genlerdeki varyantlar veya değişiklikler, obezitesi olan kişilerde bulunmakta ve bu durum, söz konusu kişilerin daha fazla açlık hissetmesi ile yemek yedikten sonra tok hissetme olasılıklarının daha düşük olması anlamına gelmektedir.
Belki de bu genetik faktörler arasında en önemlisi, en azından şimdiye kadar bilinen genler arasında en önemlisi MC4R genidir. Aşırı yemeyi teşvik eden ve daha az tok hissetmemize neden olan bu gendeki bir mutasyon, küresel nüfusun kabaca beşte biri tarafından taşınmaktadır. Bu, milyarlarca insanın genetik olarak daha fazla yeme eğiliminde olduğu anlamına gelmektedir. Diğer genler ise metabolizmayı etkilemekte, yani enerjiyi ne kadar hızlı yaktığımızı belirlemektedir. Bu durum, bazı insanların aynı miktarda yemek yemekten diğer insanların yaptığından daha fazla kilo alacağı ve yağ depolayacağı veya egzersiz yaptıklarında daha az kalori yakacağı anlamına gelmektedir.
Prof. Farooqi, kilo üzerinde etkisi olan muhtemelen binlerce gen olduğunu ve bunların sadece kabaca otuz ile kırk tanısı hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olunduğunu tahmin etmektedir. Bu nedenle, piyasaya çıkan kilo verme ilaçları çok etkili ve çok önemli olmakta, obeziteyle mücadele etmeye yardımcı olmaktadır. Genetik faktörlerin bu kadar belirleyici olması, obeziteyi sadece bireysel sorumluluk olarak görmek yerine, tıbbi bir durum olarak ele almanın gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Ayar noktası ağırlığı teorisi ve yo-yo diyetleri
Bariatrik cerrah ve 'Why We Eat Too Much' kitabının yazarı Andrew Jenkinson, herkesin beyninin anladığı veya kendileri için doğru kilo olduğunu düşündüğü bir ağırlık noktası bulunduğunu açıklamaktadır. Bu, sağlıklı bir kilo olup olmadığına bakılmaksızın geçerlidir. Bu kavram, ayar noktası ağırlık teorisi olarak bilinmektedir. Jenkinson'a göre, bu ayar ağırlığı genetik tarafından belirlenmekte, ancak aynı zamanda gıda ortamı, stres ortamı ve uyku ortamı gibi diğer faktörler tarafından da etkilenmektedir.
Bu teori, vücut ağırlığının bir termostat gibi işlediği anlamına gelmektedir. Vücudunuz o tercih edilen ağırlık aralığını korumayı amaçlamaktadır. Kilo bu 'ayar noktası'nın altına düşerse, açlık artar ve metabolizma yavaşlar, tıpkı bir termostatın çok soğuk olduğunda ısıyı açması gibi. Dr. Jenkinson, ayar noktanız bir kez ayarlandığında, onu iradeyle değiştirmenin çok zor olduğunu savunmaktadır. Bu teori, aynı zamanda yo-yo diyetini de açıklamaktadır. Örneğin, eğer birisi yirmi stone ağırlığında ve beyni de onun yirmi stone olmasını istiyorsa ve düşük kalorili bir diyete girip iki stone kaybederse, vücudunun buna tepkisi, sanki açlık çekiyormuş gibi aynı olacaktır. Bu nedenle, kilo verme mücadelesi sadece irade meselesi değil, biyolojik bir savunma mekanizmasıdır.
Hükümet müdahaleleri ve obeziteyle mücadele
Obeziteyle mücadele etmek için hükümetler düzenleyici adımlar atmaya başlamıştır. Birleşik Krallık'ta alınan en son hamle, televizyonda saat yirmi bir sıfırdan önce ve çevrimiçi promosyonlar için tamamen abur cubur reklamlarını yasaklamaktır. Bu yasaklama bugün yürürlüğe girmektedir. Ancak birçok uzman, bu tür düzenlemelerin de Birleşik Krallık'ta artık ezici bir hale gelen obezite sorunu ile mücadele etmede sadece belirli bir yere kadar gideceğini düşünmektedir. Dört yetişkinden birinden fazlasını etkileyen bu sorun, sadece reklam yasaklamalarıyla çözülemeyecek kadar karmaşık bir yapıya sahiptir.
Uzmanlar tarafından yapılan araştırmalar, obeziteyle başarılı bir şekilde mücadele etmenin, genetik faktörleri, biyolojik mekanizmaları, çevresel etkileri ve bireysel yaşam koşullarını dikkate alan bütünsel bir yaklaşım gerektirdiğini göstermektedir. Sadece reklam yasaklamaları veya bireysel sorumluluk vurgusunun yeterli olmadığı, tıbbi müdahalelerin, genetik danışmanlığın ve toplumsal düzeyde yapısal değişikliklerin gerekli olduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamlı yaklaşım, obeziteyi sadece kişisel başarısızlık değil, karmaşık bir sağlık sorunu olarak ele almayı gerektirmektedir.
- Popüler Haberler -
Hipertansiyon fark edilmeden ilerleyebiliyor
ABD'de aşı takviminde sürpriz değişiklik: Trump yönetiminin yeni adımı ne anlama geliyor?
Başkalarına yardım etmek beynin yaşlanmasını yavaşlatıyor
Geceleri sık kabus görmek demans riskinin erken uyarısı olabilir!
Maraton koşucularında kalp sağlığı: Yeni araştırmadan dikkat çeken sonuçlar
Aronia meyvesi nedir ve neden herkes onu konuşuyor?



