ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hasan Basri Yalçın: Her kritik krizin sonunda Türkiye daha güçlenerek çıktı

TRT HABER - | Son Güncelleme Tarihi:
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hasan Basri Yalçın: Her kritik krizin sonunda Türkiye daha güçlenerek çıktı

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hasan Basri Yalçın, Türkiye'nin geçmişte yaşanan krizlerden güçlenerek çıktığına vurgu yaparak, "Türkiye bir huzur adası gibi ve öyle dostun düşmanın da imrenerek baktığı bir coğrafya haline dönüştü" değerlendirmesinde bulundu.

Kapat

HABERİN DEVAMI

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hasan Basri Yalçın, TRT Haber'de gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

"Türkiye başta olmak üzere birçok ülke gerçekten ateşkesin sağlanması için yoğun çaba sarf etti"

ABD ve İsrail'in İran'a başlattığı saldırılarla ilgili tarafların Pakistan'da masaya oturması ve barış sürecini şöyle değerlendirdi:

"Ateşkesin sağlanması bizatihi kendisi adına önemli. Çünkü biliyorsunuz 40 günü aşkın bir süredir devam eden bu hal, sadece İran'a, sadece bölge ülkelerine değil, tüm dünya ekonomisi başta olmak üzere birçok alanda ciddi zararlar verdi. O nedenle biliyorsunuz zaten ateşkesi bütün dünya aslında bekliyordu bir an önce sağlanmasını. Ama şunu da söylemek lazım; ne ateşkesi sağlamak çok kolay, ne ateşkesi sürdürmek çok kolay. Özü itibarıyla şu an görünen o ki Hürmüz meselesi üzerine odaklı bir ateşkes yürüyor. Böylesi bir ateşkes; mesela İran hiçbir zaman "ateşkes" değil, önce barış anlaşmasını tam anlamıyla içeren bir ateşkes olmalıdır diyordu. Geçici ateşkesi asla kabul etmiyoruz diyorlardı ama işte onu da kabul etmek durumunda kaldılar. Bir an önce ateşkes sağlandı ve o ateşkesin bir barış anlaşmasına geçirilmesinin çok zor olduğunu düşündüğü için İran aslında ateşkes istemiyordu; bütünlüklü bir barış anlaşması istiyordu. Ama mesela İranlıların şu an itibarıyla ortaya sürdükleri tekliflere bakarsanız, kapsamlı bir şekilde hepsini bir kerede halletmeye çalışıyor.

Öbür taraftan ise Amerika'nın sadece Hürmüz ile ilgilendiğini görüyoruz. İsrail'i zaten biliyorsunuz; İsrail bir an önce daha da bu işi kışkırtmak, Amerika'yı peşinden sürükleyerek bu tür çatışmalı durumların devam etmesini hep talep eder, hep ister. O yüzden ateşkesin sürdürülmesi gerçekten bir pamuk ipliğine bağlı diyebiliriz. Bölge ülkeleri, Türkiye başta olmak üzere birçok ülke gerçekten ateşkesin sağlanması için yoğun çaba sarf etti. Özellikle bu anlamda bu çabayı sarf eden ülkeler ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanımıza bu anlamda hepimiz, tüm dünya aslında bir teşekkür borçlu. Bizler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak bu süreçte şunu çok net gördük; bütün ülkeler bu karmaşanın içerisine savrulurken Türkiye gerçekten bir huzur adası gibi, bir istikrar adası gibi gözüktü bunun içerisinde ve öncelikle bu kısmı çok önemliydi."

TÜRKİYE'NİN DİPLOMASİ TRAFİĞİ ATEŞKESTE ETKİLİ OLDU

Hasan Basri Yalçın, Cumhurbaşkanı'nın ateşkes sürecinde 30'dan fazla devlet başkanıyla görüşme gerçekleştirdiğini belirterek, yoğun diplomasi trafiğinin sonuç verdiğini aktardı:

"Bu ateşkesin sağlanması sürecinde bu tür krizli dönemlerde sanki dünyanın gözü dönüp dönüp Türkiye'ye, Cumhurbaşkanımıza bakar hale geldi. Çünkü öylesine krizli dönemlerden öylesine başarıyla çıktı ki Türkiye; Ukrayna örneği olabilir, Suriye örneği olabilir, Libya örneği olabilir, Karabağ örneği olabilir... Hem bu, hem iki savaşan ülkeyle tek tek görüşebilen yine tek ülke olarak; hem ikna etme kapasitesi hem de Türkiye'yi bu tür olayların dışında tutabilme becerisi.Türkiye'ye yönelik veya başka ülkelere yönelik bir baskı geldiğinde, "işte şu tarafta olun, şuna daha çok destek verin" gibi baskılar ülkelerin üzerine geldiğinde ülkeler bunlara çok fazla direnemiyorlar. Ama Türkiye; Ukrayna'dan tutup birçok alana kadar, Suriye'ye kadar, bugün İran meselesine kadar birçok alanda kendi pozisyonunu benimseyip diğer ülkeleri de kendi pozisyonunun peşinden sürükleyebilen bir başarı gösterdi. O anlamda muhtemelen birçok ülke lideri artık biz bunu Türkiye'de görüyoruz ama dışarıdan bakanlar daha net görür hale geldiler. Türkiye bu konuyla ilgili herhangi bir şey söylediğinde, Cumhurbaşkanımız herhangi bir şey söylediğinde ona kulak kabartıyorlar; "Türkiye'nin pozisyonu sağlam pozisyondur" gibi düşünmeye yönelik bir uluslararası eğilim de ortaya çıktı. O yüzden birçok devlet başkanı şu an itibarıyla bu tür krizlerde en fazla tecrübesi olan, bu tür krizleri en fazla yönetmiş olan ve her seferinde de başarıyla bu krizleri yönetmiş olan Türkiye'ye dönüp bakıyorlar ve Türkiye o anlamda kendi beklentileri çerçevesinde ateşkes anlaşmalarını da sağlayabilecek sonuçlar üretmeye başladı. Bu bizim adımıza kıymetli. Cumhurbaşkanımız sürecin başından itibaren "her türlü çatışmacı davranış barıştan daha kötüdür, savaşın kazananı yoktur, barışın kaybedeni yoktur" diye bunu defalarca anlattı. Keşke bu savaş başlamadan taraflar Cumhurbaşkanımızın o aklıselim yorumlarını dinlemiş olsalardı. Keşke mesela o görüşmeleri Umman'a götürmek değil de Türkiye'de, İstanbul'da yapmaya çalışsalardı; çünkü o zaman daha başka bir şey konuşuyor olurduk."

"İki taraf da kaybetti"

Savaşın iki tarafının da kaybettiğini aktaran Yalçın şunları söyledi:

"İranlılar direnerek, kendi ülkelerini savunarak önemli bir pozisyon elde ettiler ama perişan oldular. Yani 40 günün içerisinde yönetici liderlerinin neredeyse tamamı öldürüldü, ekonomileri zaten hoş durumda değildi. Yani şu anki ateşkesi değerlendirirsek, çok özetle değerlendirirsek taraflar iki şeye odaklandı: Amerika için şu an Hürmüz çok önemli, Hürmüz'ün açılması; İran için de üzerindeki, kendi üzerindeki baskının kalkması. Özellikle ekonomik olarak tükenmiş bir İran'la karşı karşıyayız. O yüzden "Hürmüz'ü açalım" diyor Amerikalılar, İranlılar da "o Hürmüz'ü açarsak o Hürmüz'den bizim de geçişlerimiz sağlansın, bize yönelik yaptırımlar kaldırılsın" çabası içerisinde."

"TÜRKİYE, DOSTUN DÜŞMANIN İMRENEREK BAKTIĞI BİR COĞRAFYA HALİNE DÖNÜŞTÜ"

Hasan Basri Yalçın, Lübnan'da yaşananları şu şekilde değerlendirdi:

"Çok karamsar bir tablo çizmek istemem ama gerçekçi olmakta fayda var. Bakın buradaki ateşkes nihai bir noktaya varır mı diye sorduğunuzda "evet varır" diyemiyoruz. Neden? Çünkü desem ben, son birkaç yılın içerisinde yaşadıklarımızı düşünerek siz ikna olmazsınız. Dersiniz ki "yani evet bugün İran'da mutlak bir ateşkes ve barış anlaşması çıksa bile yarın başka bir yerde çıkmayacağının garantisi hiçbir şekilde yok." Çünkü dikkat edin; bir yerde çatışmalar donuyor, donduruluyor, bir başka yerde tekrar başlıyor, bir başka yerde tekrar başlıyor. Maalesef uluslararası siyaset artık böyle bir döngünün içerisine girdi. Yani bir yerde gerçekten bir barış üretseniz de bir üretemeyeceksiniz zaten; hep bu tür dondurma anlaşmaları karşınıza çıkacak. Bunlar çıktığı müddetçe her seferinde yeniden patlak vermek gibi ihtimalleri var. Bir başka şey söyleyeyim size mesela "nihai barış anlaşması olur mu?" dediğinizde; Amerika Birleşik Devletleri'nin böyle bir alışkanlığı yoktur mesela. İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda bile bir barış anlaşması imzalamadı. Irak'la bir barış anlaşması imzalandığını hatırlıyor musunuz? Afganistan'la hatırlıyor musunuz? Amerika'nın böyle bir alışkanlığı yoktur; gelir, gider, sonra barış anlaşması yapılmaz, yarıda kalır.

Bu müzakerenin tarafı Amerika Birleşik Devletleri ve İran oldu. İsrail aslında bu işin biraz kenarında. Dolayısıyla bir Amerika Birleşik Devletleri'nin barış anlaşması yapmasa bile İran coğrafyasından uzaklaşmaya yüz tutacak davranışları bir anlamda İsrail'i de kendi başına bırakabilir; böyle sonuçları da olabilir. İsrail o yüzden baştan itibaren hep Amerika'yı sahada tutmak, sahnede tutmak, onu hep kışkırtmak, onu hep çatışmaların bir parçası yapmak için uğraştı. Cumhurbaşkanımız bunu defalarca söylüyor; yani her konuşmasının başında aslında bu Amerikalılara da bir çeşit uyarı, onlara da bir şekilde tavsiye... Yani İsrail'in kışkırtmalarıyla hareket etmemek lazım. Amerika Birleşik Devletleri burada kaç milyar dolar maliyet üretti, kendi prestijine yönelik beklenmedik sonuçlar ortaya çıktı, Hürmüz'ün kapanmasıyla dünya birbirine girdi. Amerika Birleşik Devletleri Asya-Pasifik coğrafyasına yönelecekti, oralarda daha önemli işleri vardı ama yine geldi Ortadoğu'ya saplandı kaldı. O çıkmazın içerisine İsrail bunları sürekli sürüklüyor ve tam dediğiniz gibi; bugün Lübnan, yarın Gazze, yarın başka bir yer, yarın tekrar İran, yarın Körfez'deki herhangi başka bir ülke. Bunların artık hiçbiri güvende değil.

Yani kimseyi endişeye sürüklemek için böyle karamsar bir tablo sunmak için söylemiyorum. Aksine biz Türkiye olarak en güvenli, en rahat ülkeyiz şükürler olsun ki. Bu zamana kadar inşa edilen diplomasiyle, bu zamana kadar inşa edilen networklerle, ağlarla, diplomatik görüşmelerle. Türkiye hep söylüyoruz bir huzur adası gibi ve öyle dostun düşmanın da imrenerek baktığı bir coğrafya haline dönüştü. O yüzden bir endişeye mahal yok ama durumu net görmek lazım; maalesef bölgemizde savaşlar kısa vadede, orta vadede son bulacak gibi gözükmüyor. Türkiye bunlara hazırlıklı olmak durumunda. O yüzden biz bütün Lübnan'da olan, Gazze'de olan, İran'da olan veya diğer Körfez ülkelerine yönelik yapılan o taraftan bu taraftan saldırılar; bütün bunları yönetmek mecburiyetindeyiz . Çünkü bir şey olduğunda evet, İran'la Amerika Birleşik Devletleri birbirlerini vuruyorlar, evet Türkiye'ye şükürler olsun bir füze düşmedi ama Hürmüz'ün kapanması demek dünyada petrol fiyatlarının yüzde 55'le yükselmesi demek ve ondan Türkiye de etkileniyor. O nedenle biz neyi savunuyoruz? Biz bölgemizdeki istikrarı üretmeye çalışıyoruz ama maalesef İsrail'in varlığı nedeniyle bu istikrar kolay kolay üretilmiyor. Ve İsrail'in özellikle Amerika'yla uzun yıllar boyunca inşa ettiği bir ilişki biçimi var; o ilişki biçimi her seferinde İsrail'in Amerika'yı bir savaşa sürüklemesiyle sonuçlanıyor. Ama bunları da yönetmek mecburiyetindeyiz. Resim kötü bir resim olabilir önümüzde ama bir şey söyleyeyim; her kötü resmin sonunda, her kritik krizin sonunda Türkiye daha güçlenerek çıktı."

'TÜRKİYE BU SÜREÇLERDEN GÜÇLÜ ŞEKİLDE ÇIKMAYI BAŞARDI'

Savaş ve çatışmalarda süreci yönetmenin de çok önemli olduğunun altını çizen Yalçın şu ifadeleri kullandı:

"Suriye'yi düşünün, Ermenistan'ın Karabağ'da Azerbaycan'a saldırmasını, Libya'yı, Ukrayna'yı düşünün. Biz bunların her birinde Türkiye olarak bir pozisyon aldık. Bunların her birinde Türkiye çok dengeli bir pozisyon aldı, kendi savunduğu doğruları sonuna kadar savundu ve sonuç itibarıyla o süreçlerin hepsinden Türkiye şükürler olsun ki bedeller de ödendi, zor şartlardan da geçildi; 13 yıl boyunca Suriye'nin içerisinde bir iç savaş olmasının Türkiye'ye ekonomik anlamda, stratejik anlamda önemli maliyetleri de oldu ama en nihayetinde ne oldu? Türkiye bütün bu süreçlerden çok daha güçlü bir şekilde çıkmayı becerebildi. O yüzden bölgemizdeki resmi görelim, karmaşayı görelim, kaosu görelim; kimin ne yaptığını, kimin nereyi kışkırttığını, barış sağlamanın öyle çok kolay olmadığını görelim ama bütün bu süreçleri makul bir şekilde ve gerçekçi bir şekilde öyle endişeye de kapılmadan yönetmek, öncelikle bölgesel barış ve istikrar tabii bu barışı istemeniz, sizin barışı istemeniz tek başına barışı sağlamıyor; yani coğrafyanızda İsrail gibi bir kışkırtıcı varken, birçok ülke birbiriyle krizli ilişkilere girmişken onları bir yere kolay kolay bütün meselelerde ikna etmek kolay olmuyor. O yüzden bu savaşlar çıksa da, bu çatışmalar olsa da o süreçleri yönetmek de aslında önemli bir mesele. Şükürler olsun dediğim gibi, yani birçok ülke lideri bile artık bu krizli dönemlerde "acaba Erdoğan ne yapacak?" diye dönüp bakarken biz böyle bir güvenceye sahibiz. İnşallah bundan sonra da bütün süreçlerin içerisinde bunu yöneteceğiz."

"BİRÇOK MESELEDE ASLINDA BİZ TÜRKİYE OLARAK İNSANLIĞIN DİLİ OLABİLDİK"

Hasan Basri Yalçın, İsrail'in tepki çeken Filistinlilere yönelik idam yasasının Meclis'ten geçmesi kararıyla ilgili şu değerlendirmede bulundu:

"Sadece bu meselede değil, her türlü meselede; Gazze'yi ilgilendiren, Filistinlileri ilgilendiren, İslam dünyasını ilgilendiren, insanlığı ilgilendiren, İsrail'in tehdit ettiği tüm insanlık meselelerinde Türkiye başından bu yana insanlığın tarafında, adaletin yanında, insanca insan onuruyla yaşamanın tarafında pozisyon tuttu. Cumhurbaşkanımız bazen konuşmalarında "tarihin doğru tarafında yer almak" gibi bir ifadeyi kullanır; tarihin doğru tarafında yer alarak birçok meselede aslında biz Türkiye olarak insanlığın dili olabildik. Gazze'de de, Suriye'de de. Suriyeli mültecileri herkes "ülkemizden kovalım" diye seçim kampanyası yürütürken Cumhurbaşkanımız seçime iki kala "Suriyeli kardeşlerimi ben kovamam" diyecek kadar insani bir tutumun içerisinde, çok kritik bir seçimin öncesinde herkesin bu meseleyi sömürdüğü bir dönemde böylesi insani bir tavır takınmış ve bu takındığı tavrın sonucunda bugün Suriye'de milyonlarca insan Türkçe konuşuyor ve Türkiye dostu hale gelmiş. Şimdi dolayısıyla insandan, insanlıktan yana pozisyon almanın da böylesi bir avantajı da oluyor aslında. Aynı şekilde biz Gazze meselesinde kimsenin konuşamadığı dönemde "Hamas bir terör örgütüdür" diye herkes söylerken "Hamas bir Kuva-yi Milliye hareketidir" diyen bir Cumhurbaşkanına sahibiz. Onun ötesinde Gazze meselesinde sabah akşam çalışan ve oradaki ateşkesin sürdürülmesi için uğraşan bir Türkiye var önümüzde."

"İSRAİL, İNSANLIK SUÇU İŞLEMENİN HESABINI VERECEK"

İsrail'in yaklaşık 80 yıllık işgalinde uluslararası mahkemelerde yargılanması gereken çok sayıda suç olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:

"O yüzden bütün süreçleri bütün halinde her seferinde yani Filistinli esirlere yönelik bu idam kararından tutun da ateşkesin ihlal edildiği anlara kadar, Gazze'nin bombardımana uğradığı dönemde öldürülmüş 75 bin insanın hesabının sorulmasına kadar. Bakın Beşar Esad yüz binlerce insanın ölümüne, milyonlarcasının evinden kaçmasına neden olmuştu ama ne oldu bedeli? Kendi ülkesini terk edip başka bir ülkeye kaçmak şeklinde ödedi ki muhtemelen yani bu aslında yeterli de değildi; onun da yargılanması gerekirdi. Ama umut ediyoruz ki İsrail de bu tür suçlara kim kapılmışsa böyle devam etmeyecek. Bu bir yerde bunlar savaş suçlarından hesap vermek mecburiyetinde kalacaklar. Bu kadar saldırgan bir İsrail... Bakın İran savaşından da sadece savaştan başkalarının kötü olmasından zaferler çıkartan bir İsrail vardır. Yani İran'da hani "Amerikalılar için savaşın nihai hedefi ne?" diye soruyorsunuz ya, mesela İsrail için hiç sormuyoruz değil mi bunu? Savaş çıksın yeter İsrail için; böyle. Ama bu işte arkasında Amerika'yı sürükleyebilmenin kendisine verdiği özgüvenle yaptığı bir şeydi. Şimdi özellikle mesela bu İran meselesinde Amerikan başkanının, Amerika'nın dili çok yandı; bir an önce normal şartlara dönmeye çalışıyorlar.

Şöyle bir senaryoyu düşünün yani Amerika gerçekten Ortadoğu'da bu tür çatışmalardan uzak durmaya yönelik bir pozisyon alırsa şu an İsrail İran'ı çökertemediği için, İran'ın füze saldırılarına hala maruz kalmaya devam ederse ne olacak? Sürekli uzayan, ekonomik maliyeti artan, sürekli tarafların birbirlerine füze attığı bir sisteme evrilirse ne olacak? Ya şu haliyle sürdürmeye gayret ediyorlar yani veyahut da bir şey elde etmek için İran, Amerika Birleşik Devletleri bu saldırıları sürdürüyorlar. Ama İsrail'in yalnızlaşabileceği bir günü de ben göreceğimize, insanlığın göreceğini düşünüyorum ve bütün bunların hesabını öyle veya böyle bir gün verecekler. Yani insanlık suçu işlemenin hesabını verecekler. Türkiye bunların en öndeki takipçilerinden bir tanesi. Cumhurbaşkanımız başından beri Filistinlilerin hakkını savunmakta bir adım geri durmadı; biz onu takip edeceğiz. Bugün konjonktürel olarak daha az işlem gerçekleştirilebilir; yarın başka şartlarda başka sonuçlar muhakkak alınacak."

"İSRAİL 80 YILDIR SALDIRGAN ŞEKİLDE SINIRLARINI DEĞİŞTİREN, ARTIRAN, BÜYÜTMEYE ÇALIŞAN İŞGALCİ BİR ÜLKE"

Yalçın, Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa'nın 41 gün sonra yeniden ibadete açılmasını ve Kudüslülerin İsrail'in provokasyonlarıyla karşı karşıya kalmalarıyla ilgili de şunları aktardı:

"İsrail'in kötülük ve karmaşa üretmekten öte bir hedefi yoktur. Çünkü bütün güvenliğini, bütün varlığını buna bağlamıştır. Yani "bizim bu coğrafyada var olabilmemizin ön koşulu bu coğrafyanın karmaşa içerisinde olmasıdır" diye düşünen bir İsrail zihniyeti vardır. Ne kadar ters değil mi? Biz Türkiye olarak şunu düşünüyoruz; bu coğrafyada hep beraber büyümeliyiz, hep beraber barış içerisinde var olmalıyız diye düşünen bir taraf var, bir Türkiye var. Öbür tarafta ise tam bunun zıttı, çok insanlık adına utanç verici bir örnek olan; "diğer ülkeler ne kadar karışırsa ben o kadar rahat olurum" gözüyle bakan, çünkü bu bölgenin, coğrafyanın gerçekliğiyle hiçbir zaman barışmayan ve barışmayacak olan bir İsrail var.

Kendi varlığını ve mevcudiyetini işte Amerika'dan aldığı destekle, yurt dışından aldığı destekle, Batı'dan aldığı destekle. Sınırları asla belli olmayan, bir yerlerde kaos çıksın da ben oralara müdahil olayım, Amerika'yı peşimden sürükleyeyim, Avrupalılar sesini çıkaramayacak hale getireyim diyen...

Cumhurbaşkanımızın hani Birleşmiş Milletler'de gösterdiği bir harita var; o harita aslında insanlığın yüzüne bir tokat gibi her seferinde çarpıyor. 1947'den günümüze kadar sürekli saldırgan bir şekilde sınırlarını değiştiren, artıran, büyütmeye çalışan işgalci bir ülkeden bahsediyoruz. Sivil insanların evlerine tecavüz eden, insanların evlerini çalan bir zihniyetten bahsediyoruz. Bugün Lübnan'da yine; yani 2002-2003 yılında bir işgal gerçekleştiriyor, eline yüzüne bulaştırıyor, geri çekiliyor, binlerce insanın ölümüne neden oluyor ve 20-30 yıl sonra tekrar aynı şey. Yani İsrail'in o kadar net ki; iki adım ileri bir adım geri. 80 yıldır yaptığı şey, 80 yıldır işlediği bir suç. Maalesef işte İslam dünyasının zayıflığı gibi nedenlerden, İslam dünyasının kendi arasındaki uzlaşma eksikliğinden, koordinasyon eksikliğinden, Batı dünyasının İsrail'e verdiği sınırsız destekten falan bu zamana kadar gelmiş. Ama bu böyle gitmeyecek çünkü şu an dünyanın içerisinden geçtiği süreç, hani diyorlar ya bazen çok klişe bir ifadeyle "kartların yeniden karıldığı bir dönem". Böyle bir dönemin sonunda bakalım İsrail bu saldırgan tavrını nereye kadar sürdürebilecek, bu saldırganlığı başına nerede bela açacak hep beraber göreceğiz."


Etiketler:
ak parti hasan bahri yalçın abd iran israil savaş ukrayna suriye