ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE

Uydu verileri petrol ve gaz sahalarındaki gizli karbon emisyonlarını ortaya çıkardı

Tsinghua Üniversitesi ve Hollanda Kraliyet Meteoroloji Enstitüsü araştırmacılarının uydu verileriyle yaptığı karşılaştırma, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki petrol ile gaz sahalarının resmi kayıtlarda gösterilenden yüzde 30'a varan oranda daha fazla karbon emisyonu yaydığını ortaya koydu. Bulgular, birçok ülkenin Paris Anlaşması kapsamındaki iklim hedeflerini yıllarca gecikmeyle yakalayabileceğine işaret ediyor.

Duygu Göktürk - | Son Güncelleme Tarihi:
Uydu verileri petrol ve gaz sahalarındaki gizli karbon emisyonlarını ortaya çıkardı

Orta Doğu ile ekvatorun kuzeyinde kalan Afrika coğrafyasındaki petrol ve gaz sahaları, resmi envanterlerin hesaba kattığından çok daha yüksek miktarda karbondioksiti atmosfere bırakıyor. 2019 yılına ait uydu gözlemleri, bu bölgelerdeki karbon emisyonlarının resmi kayıtların yansıttığından yaklaşık yüzde 30 daha fazla olduğunu gösterdi. Üstelik bu fazlalığın bir bölümü, hiçbir resmi raporda yer almayan bir demir madeni ile bir altın madeninden kaynaklanıyor. Söz konusu bulgular, iklim politikalarının dayandığı verilerin güvenilirliği konusunda ciddi soru işaretleri doğurdu.

Tsinghua Üniversitesi ve Hollanda Kraliyet Meteoroloji Enstitüsü'nden kritik araştırma

Ülkelerin resmi karbon emisyonu kayıtları doğrudan ölçümlere dayanmıyor. Bu veriler, yakıt satış rakamları, üretim istatistikleri ve şirketlerin kendi faaliyetleri hakkında sundukları beyanlardan derleniyor. Dolayısıyla gerçek emisyon miktarıyla resmi kayıtlar arasında ciddi uçurumlar oluşabiliyor. Tsinghua Üniversitesi'nden Xiaojuan Lin ve beraberindeki beş araştırmacı — bunlardan dördü Hollanda Kraliyet Meteoroloji Enstitüsü bünyesinde çalışıyor — bu resmi rakamları uydu gözlemleriyle karşılaştıran kapsamlı bir çalışma yürüttü. Araştırma ekibi, Avrupa bölgesi için resmi kayıtlarla uydu verileri arasında oldukça yakın bir uyum tespit etti. Ancak Kuzey Afrika ve Orta Doğu söz konusu olduğunda tablo tamamen farklıydı; iki veri seti arasında büyük bir uçurum ortaya çıktı.

Hollanda Kraliyet Meteoroloji Enstitüsü'nde kıdemli bilim insanı olarak görev yapan Ronald van der A, bu durumu Earth.com'a değerlendirdi. Van der A, "Farklılıklar büyük ölçüde endüstriyel kaynakların eksik tahmin edilmesinden kaynaklanıyor" dedi. Sonuçların politika yapıcılar açısından son derece önemli olduğunu vurgulayan bilim insanı, birçok ülkenin "kendilerini beklediklerinden çok daha uzakta, kendi iklim hedeflerinden geride bulabileceği" uyarısında bulundu. Bu tespit, Paris Anlaşması kapsamında belirlenen ulusal karbon azaltım hedeflerinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine dair güçlü bir sinyal niteliği taşıyor.

Moritanya'daki demir madeni ve Mısır'daki altın madeni hiçbir kayıtta yok

Van der A, karbon emisyonlarının kayıt dışı kalmasının ardındaki nedenlerden birini çarpıcı biçimde açıkladı. "Çok yoğun fosil yakıt tüketen ağır ekipmanların kullanıldığı bazı madencilik alanları, bildirilen emisyon envanterlerinde hiç görünmüyor" dedi. Earth.com'un kendisini en çok neyin şaşırttığını sorması üzerine iki somut örnek verdi: Moritanya'da faaliyet gösteren devasa bir demir madeni ve Mısır'daki bir altın madeni. Bu iki tesis, resmi karbon emisyonu raporlarında hiçbir şekilde yer almıyor; ancak uydu verileri bu noktalardan kayda değer miktarda karbon salınımı tespit etti.

Lin'in araştırma ekibi bu boşlukları ikinci bir yöntemle de doğruladı. Uydunun gerçek karbon emisyonlarını ölçtüğü, buna karşılık resmi kayıtların neredeyse sıfır emisyon bildirdiği ızgara karelerini tek tek taradılar. Bu karelerdeki toplam karbon emisyonları yılda 332 milyon metrik ton karbondioksite ulaşıyor. Dikkat çekici olan nokta şu: Bu karelerin yüzde 98'i Kuzey Afrika ve Orta Doğu coğrafyasında yer alıyor. Yalnızca Afrika kıtasında, bu kayıt dışı kaynaklar bölgenin toplam karbondioksit salınımının yüzde 19'unu oluşturuyor. Her iki bölge birlikte değerlendirildiğinde ise tüm açığın kabaca üçte birini temsil ediyor. Araştırma ekibi aynı haritalarda açık denizler boyunca gemi izlerini de fark etti; oysa analize hiçbir deniz taşımacılığı rotası verisi dahil edilmemişti.

Avrupa'nın Sentinel-5P uydusu karbon emisyonlarını nasıl izliyor?

Motorlar, endüstriyel fırınlar ve gaz alevleri çalışırken hem karbondioksit hem de azot oksitler salıyor. Azot oksitleri uzaydan tespit etmek, karbondioksite kıyasla çok daha kolay bir işlem. Avrupa Uzay Ajansı'nın Sentinel-5P uydusunda bulunan TROPOMI adlı gelişmiş ölçüm aracı, her gün gezegenin tamamında azot dioksit seviyelerini haritalıyor. Üstelik bunu, tek bir endüstriyel tesisi bile ayırt edecek kadar yüksek çözünürlükte yapabiliyor. Bu hassasiyet, araştırmacılara bireysel karbon emisyonu kaynaklarını tespit etme imkânı tanıyor.

Ancak atmosferdeki azotun tamamı endüstriyel faaliyetlerden gelmiyor. Toprak mikroorganizmaları ve orman yangınları da önemli miktarda azot oksit üretiyor. Bu nedenle Lin'in ekibi, analize başlamadan önce doğal kaynaklı azot oksit katkılarını veriden çıkardı. Geriye kalan azot miktarı, tamamen insan faaliyetlerinden kaynaklanan katkıyı temsil ediyordu. Ekip bu insan kaynaklı azot verisini, her bir ızgara karesi için bilinen karbondioksit-azot oksit oranıyla çarparak karbon emisyonu tahminlerini oluşturdu. Van der A, azot oksitlerin karbondioksitten çok daha doğru biçimde ölçülebildiğini ve günümüz uydularının bu gazlardan çok daha fazla sayıda yüksek kaliteli gözlem topladığını belirtti. Bu durum, azot oksit verilerinin karbon emisyonu tahminleri için güvenilir bir vekil gösterge olarak kullanılmasını mümkün kılıyor.

Gaz sahalarında kışın zirve yapan karbon emisyonları

Araştırmanın ortaya koyduğu kayıt dışı karbon emisyonu kaynakları, gaz alevlerinin yandığı noktalarda yoğunlaşıyor. Alevler ve listelenmemiş karbon salınımları kuzeydoğu Cezayir, batı Libya, Irak-İran sınır hattı, Kuveyt, Yemen, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman'da birlikte görülüyor. Mısır ve İran'da ise karbon emisyonu kaynakları, büyük petrol ve doğal gaz boru hatlarının güzergâhlarını birebir takip ediyor. Bu coğrafi örtüşme, karbon emisyonlarının petrol ve gaz altyapısıyla doğrudan bağlantılı olduğunu kanıtlıyor.

Daha fazla alev yandığında, kayıt dışı kalan karbon miktarı da artıyor. Araştırmacılar, rastgele değişkenliğin bu denli yakın bir eşleşme üretmesinin istatistiksel olarak son derece düşük bir olasılık taşıdığını vurguladı. Bu kaynaklar ayrıca belirgin bir yıllık döngü sergiliyor: Petrol ve gaz tesislerine bağlı olanlar kış aylarında zirve yapıyor, yaz döneminde ise düşüşe geçiyor. Bu mevsimsel desen, 45 ülke genelinde doğal gaz için aylık talep eğrisiyle birebir örtüşüyor. Herhangi bir anda dünya genelinde 10 binden fazla gaz alevi yanıyor ve bunların yarısından fazlası Kuzey Afrika ile Orta Doğu'da bulunuyor. Bu rakam, bölgenin küresel karbon emisyonlarındaki payının ne denli büyük olduğunu gözler önüne seriyor.

Mısır karbon emisyonlarının yarısını raporlamıyor

Ülke bazında karbon emisyonu açıkları son derece çarpıcı boyutlara ulaşıyor. Mısır, uydu tahminlerinden 262 milyon ton daha az karbondioksit bildiriyor; bu yüzde 50'lik devasa bir boşluğa karşılık geliyor. Irak 190 milyon ton daha az raporluyor, yani yüzde 51'lik bir eksiklik söz konusu. Cezayir ise 114 milyon ton daha az bildiriyor ve bu da yüzde 45'lik bir açık anlamına geliyor. İran'ın durumu ise çalışmadaki en büyük mutlak farkı oluşturuyor: 314 milyon tonluk bir boşluk var. Ancak İran'ın toplam emisyonları çok yüksek olduğu için bu fark, toplamın yarısı yerine yüzde 34'üne denk düşüyor.

Avrupa ise bu çalışmada bir kontrol vakası olarak kullanıldı. Avrupa ülkeleri, uydunun tespit ettiğinden yaklaşık yüzde 15 daha fazla karbon emisyonu bildiriyor ve bu ortalamanın her iki tarafına dağılıyorlar. Örneğin Polonya, uydu rakamının yüzde 57 üzerinde emisyon raporluyor; İtalya ise yüzde 20 altında bildiriyor. Bu durum, Avrupa'daki raporlama sistemlerinin görece sağlıklı çalıştığını, ancak mükemmel olmadığını gösteriyor.

İran'ın resmi kayıtlarındaki çelişki

İran'ın kendi resmi defterlerinde dikkat çekici bir tutarsızlık bulunuyor. Ülke, azot oksit emisyonlarının yüzde 64'ünü ulaşım sektörüne atfediyor; ancak karbondioksit emisyonlarının yalnızca yüzde 20'sini bu sektöre bağlıyor. Otomobiller ve kamyonlar hem azot oksit hem de karbondioksit salıyor; dolayısıyla bu iki oranın birbirine çok daha yakın olması gerekiyor. Araştırma ekibi bu uyumsuzluğu, ulaşım kaynaklı karbon emisyonlarının çok düşük hesaplandığı şeklinde yorumladı. Bu çelişki, İran'ın emisyon envanterlerindeki metodolojik sorunlara işaret ediyor ve ülkenin gerçek karbon ayak izinin resmi rakamlarda yansıtılandan çok daha büyük olduğunu düşündürüyor.

Eksik karbon emisyonları iklim hedeflerini tehlikeye atıyor

Paris Anlaşması kapsamında her ülke kendi emisyon azaltım hedefini belirliyor ve ilerlemeyi kendi resmi kayıtlarına göre ölçüyor. Ancak başlangıç noktası olarak çok düşük bir rakam kullanıldığında, bir ülke farkında bile olmadan hedefini kaçırabilir. Lin'in ekibi, 2019 yılına ait karbon emisyonu açıklarını, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından kullanılan standart bir emisyon senaryosuna uyguladı. Sonuçlar endişe verici bir tablo ortaya koydu.

Kuzey Afrika ve Orta Doğu birlikte değerlendirildiğinde, bu bölgedeki ülkeler 2030 için belirledikleri iklim hedefine yaklaşık beş yıl gecikmeyle ulaşıyor. Cezayir neredeyse sekiz yıllık bir gecikmeyle karşı karşıya; Mısır ise altı yılın biraz üzerinde bir sapma gösteriyor. Bu rakamlar, eksik raporlanan karbon emisyonlarının küresel iklim mücadelesini doğrudan baltaladığını ortaya koyuyor.

Van der A, sorunun bir kısmını raporlama sisteminin yapısal eksikliklerine bağladı. "Günümüzde karbon emisyonlarıyla ilgili tüm bilgileri toplamak ve doğrulamak için mevcut altyapı, bazı ülkelerde yeterli düzeyde olmayabilir" dedi. Bilim insanı ayrıca Avrupa Birliği'nin Dünya gözlem programı Copernicus bünyesindeki araştırmacıların, küresel kapsama sahip gözleme dayalı bir karbondioksit izleme sistemi inşa ettiğine dikkat çekti. Bu sistemin hava durumu modelleriyle birleştirilmesi planlanıyor; böylece karbon emisyonlarının çok daha doğru biçimde takip edilmesi hedefleniyor.

Uydu ölçümlerinin sınırları ve gelecekteki görevler

Mevcut uydu teknolojisi karbondioksiti doğrudan ölçemiyor. TROPOMI aracı azot dioksiti tespit ediyor ve karbon emisyonu tahmini, ekibin kontrol ettiği aynı resmi kayıtlardan alınan bir orana dayanıyor. Bu durum, yöntemin belirli bir dairesellik içerdiği anlamına geliyor. Ancak araştırmacılar hesaplamayı farklı sektörlerden alınan oranlar ve ikinci bir bağımsız kayıt seti kullanarak tekrarladı. Kuzey Afrika ve Orta Doğu için karbon emisyonu boşluğu her denemede yüzde 29 ile 40 arasında kaldı; bu da bulguların tutarlılığını güçlendirdi.

TROPOMI uydusu öğleden sonra yaklaşık saat 13:30'da bölgelerin üzerinden geçiyor. Bu nedenle analiz, karbon emisyonu kaynaklarının gece saatlerinde veya şafak öncesinde nasıl bir salınım profili sergilediğini gösteremiyor. Çalışma yalnızca 2019 yılını kapsıyor ve sonraki dönemlere ilişkin herhangi bir veri içermiyor. Kayıt dışı kalan madenlerin ve gaz tesislerinin 2019'dan bu yana ne kadar karbon saldığını henüz kimse hesaplamadı.

Gelecekte bu eksiklikleri giderecek iki önemli uzay görevi geliştirme aşamasında bulunuyor: CO2M ve TANGO. Bu görevler karbondioksit ile azot dioksiti eş zamanlı olarak ölçecek ve böylece ödünç alınmış bir orana duyulan ihtiyacı tamamen ortadan kaldıracak. İlk CO2M uydusu 2027 yılı sonuna kadar fırlatma sağlayıcısına teslim edilecek. Bu yeni nesil uydular devreye girdiğinde, küresel karbon emisyonlarının izlenmesinde çok daha güvenilir ve bağımsız bir veri kaynağı oluşacak; ülkelerin resmi beyanlarının doğrulanması da kolaylaşacak.

Kapat

HABERİN DEVAMI


Etiketler:
karbon emisyonları uydu gözlemleri Orta Doğu petrol sahaları iklim hedefleri Paris Anlaşması