Kanser riskiyle ilişkilendirilen PFAS için yeni arıtma yöntemi geliştirildi
PFAS olarak bilinen ve doğada çözünmeyen kimyasallar, su kaynaklarında ciddi bir tehdit oluşturmaya devam ediyor. Geliştirilen yeni yöntemler, bu kalıcı maddelerin parçalanmasında önemli bir başarı vadediyor. PFAS kirliliğiyle mücadelede kullanılan teknolojilerin sanayiye uygulanabilirliği, çevre sağlığı açısından kritik bir dönemin kapılarını aralıyor.

Almanya'da faaliyet gösteren Helmholtz-Zentrum Dresden-Rossendorf (HZDR) ve Helmholtz Çevre Araştırmaları Merkezi (UFZ) araştırmacıları, doğada uzun süre çözünmeden kalabilen ve "sonsuz kimyasallar" olarak tanımlanan PFAS maddelerini etkili şekilde parçalamak için iki yenilikçi yöntem geliştirdi. 2022 yılında başlatılan bu çalışmalar, kimyasal olarak son derece dirençli olan PFAS'ın su kaynaklarından uzaklaştırılması konusunda önemli bir dönüm noktası sundu. Su kütlelerinde yaygın olarak tespit edilen ve insan sağlığı üzerinde potansiyel tehlike oluşturan bu kimyasallar, özellikle Elbe Nehri'nde yüksek konsantrasyonlarda görülüyor. Geliştirilen hidrodinamik kavitasyon ve gaz dağılımı ile birleştirilen soğuk atmosferik plazma yöntemleri, PFAS'ın parçalanmasında umut verici sonuçlar ortaya koydu.
HZDR ekibi: PFAS için hidrodinamik kavitasyonla çığır açan başarı
HZDR'den Dr. Ysabel Huaccallo-Aguilar liderliğindeki araştırma ekibi, PFAS'ı parçalamak için hidrodinamik kavitasyon yöntemini uyguladı. Bu yöntemde, PFAS içeren suyun dar bir alandan geçirilmesiyle oluşan küçük buhar kabarcıkları, suyun içindeki PFAS moleküllerini yüzeylerine çekiyor. Kabarcıklar, ortam basıncının artmasıyla patladığında, PFAS molekülleri yerel olarak birkaç bin dereceye kadar yükselen sıcaklığa maruz kalıyor. Bu aşırı sıcaklık, PFAS'ın karakteristik karbon-flor bağlarını kırarak parçalanmasını sağlıyor. Ayrıca, kavitasyon sırasında oluşan hidroksil radikalleri, PFAS'ın parçalanmasını daha da hızlandırıyor. Araştırmacılar, özellikle perflorooktan sülfon (PFOS) üzerinde yoğunlaşarak, laboratuvar ortamında çözeltideki PFOS moleküllerinin yaklaşık %37'sini parçalamayı başardı. Süreç ilerledikçe, çözeltideki florür konsantrasyonunda belirgin bir artış gözlendi. Hedeflenen ise, bozunma oranını %80'in üzerine çıkarmak ve PFAS'a özgü karbon-flor bağlarının büyük kısmını parçalayarak çevreye zararını en aza indirmek. Takip eden deneylerde, bu oranın daha da yükseltilmesi için çalışmalar sürüyor.
Soğuk atmosferik plazma ile PFAS'a hızlı ve etkili müdahale
Bir diğer yenilikçi yaklaşım ise Dr. Amit Kumar'ın öncülüğünde geliştirilen soğuk atmosferik plazma yöntemi oldu. Bu teknikte, PFAS ile kirlenmiş suya gaz eklenerek suyun yüzeyinde plazma oluşturuluyor. Plazma, son derece reaktif kimyasal türler üreterek PFAS'ın kısa sürede parçalanmasına olanak tanıyor. Gaz kabarcıkları, PFAS moleküllerini yüzeylerine çekerek plazma ile temasını sağlıyor ve bu sayede hem kısa hem de uzun zincirli PFAS'lar neredeyse tamamen parçalanabiliyor. Yöntemin en büyük avantajı, ortam koşullarında çalışabilmesi ve ek kimyasal ya da katalizöre ihtiyaç duymaması. Ancak, birim hacim başına yüksek enerji tüketimi ve oluşan yeni ara ürünlerin sağlık açısından risk taşıyıp taşımadığının henüz tam olarak belirlenememesi, bu yöntemin geniş ölçekli uygulamaları öncesinde çözülmesi gereken başlıca sorunlar arasında yer alıyor. Araştırmacılar, süreç sonunda PFAS'ta bağlı olan flor atomlarının yaklaşık %35'inin florür tuzları olarak serbest kaldığını belirledi. Ayrıca, reaksiyon sırasında ortaya çıkan gaz halindeki bileşiklerin ayrıntılı incelenmesi için ek testler yürütülüyor.
Plazma ve kavitasyonun birleşimiyle PFAS gideriminde yeni bir dönem başlıyor
HZDR ve UFZ ekipleri, PFAS gideriminde daha yüksek verim elde etmek amacıyla plazma ve kavitasyon yöntemlerini birleştirmeyi hedefliyor. Laboratuvar ölçeğinden daha büyük hacimlerde, birden fazla elektrot ve teknik gaz enjektörü kullanarak reaksiyon hacmini 50 mililitreden 5 litreye kadar çıkardılar. Bu ölçek büyütme denemeleri, yöntemlerin sanayiye uygulanabilirliğini test etmek açısından büyük önem taşıyor. Araştırmacılar, plazmadaki yüksek reaktif türlerin kavitasyonun etkileriyle birleşmesi halinde, PFAS'ın su kaynaklarından çok daha hızlı ve etkili bir şekilde uzaklaştırılabileceğini düşünüyor. Eğer bu iki yöntemin avantajları tek bir sistemde toplanabilirse, PFAS kirliliğiyle mücadelede devrim niteliğinde bir teknoloji ortaya çıkabilir. Bu gelişmeler, Almanya'nın içme suyu teminini güvence altına alma ve su kütlelerini koruma hedefleriyle de doğrudan örtüşüyor. Ulusal Su Stratejisi çerçevesinde yürütülen bu çalışmalar, PFAS'ın çevresel ve sağlık risklerini azaltmada yeni bir umut kaynağı olarak öne çıkıyor.
PFAS kirliliğinin küresel etkisi ve sağlık riskleri
PFAS, endüstride yaygın olarak kullanılan ve 10.000'den fazla bileşikten oluşan bir kimyasal grubu temsil ediyor. Bu maddeler, olağanüstü kimyasal dirençleri nedeniyle atık su yoluyla nehir ve okyanuslara karışarak hızla yayılıyor. Elbe Nehri'nde tespit edilen yüksek PFAS seviyeleri, yalnızca Almanya için değil, dünya genelinde su kaynakları ve ekosistemler için alarm verici bir durum oluşturuyor. Bazı PFAS türlerinin genetik materyali değiştirerek kanser riskini artırabileceği düşünülüyor. Bununla birlikte, birçok PFAS bileşiğinin biyolojik etkileri hâlâ tam olarak bilinmiyor. Su kaynaklarındaki PFAS kirliliği, bitkiler, hayvanlar ve insanlar üzerinde potansiyel sağlık tehditleri yaratıyor. Bu nedenle, geliştirilen yeni arıtma teknolojileri, sadece Almanya'nın değil, tüm dünyanın PFAS ile mücadelede elini güçlendirecek çözümler sunuyor.
PFAS ile mücadelede geleceğe dönük adımlar ve sanayi uygulamaları
Geliştirilen hidrodinamik kavitasyon ve soğuk atmosferik plazma yöntemlerinin, ticari olarak uygulanabilir hale gelmesiyle sanayide PFAS'ın su kütlelerine salınımı önemli ölçüde azalabilir. Araştırmacılar, bu teknolojilerin büyük ölçekli su arıtma tesislerinde kullanılması için çalışmalarını sürdürüyor. Süreçlerin enerji verimliliği, yan ürünlerin güvenliği ve uygulama maliyetleri, önümüzdeki dönemde yapılacak araştırmaların odak noktası olacak. PFAS'ın çevreye ve insan sağlığına verdiği zararı azaltmak için geliştirilen bu yöntemler, su kaynaklarının korunmasında ve temiz içme suyu temininde kritik bir rol oynayacak. Sonuç olarak, PFAS kirliliğiyle mücadelede atılan bu bilimsel adımlar, gelecek nesiller için daha sağlıklı ve güvenli bir çevre oluşturma yolunda umut veriyor.
- Popüler Haberler -
Ülkesine çağrı yaptı: F-35'leri Türkiye'ye verin
Yunanistan'da Türkiye'nin küresel rolüne dikkat çeken analiz
Trump yönetimi, Venezuela'nın 31 ton altın rezervine çöktü
Irak Petrol Bakanı Hudayr: Hürmüz Boğazı'ndan çıkan tankerlerin çoğu Irak petrolü taşıyor
ABD Başkanı Trump, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile New York'ta görüştü
ABD Başkanı Trump, New York Belediye Başkanı Mamdani ile görüştü



