ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE

ABD/İsrail-İran ateşkesi taraflar ve Orta Doğu için ne ifade ediyor? Uzman yorumu...

AA - | Son Güncelleme Tarihi:
ABD/İsrail-İran ateşkesi taraflar ve Orta Doğu için ne ifade ediyor? Uzman yorumu...

Körfez bölgesinin güvenlik algısı dönüşmekte, İran rejimi yapısal bir evrim sürecine girmekte, ABD bölgedeki angajmanını daha seçici bir çerçeveye oturtmakta ve bölgesel güvenlik denklemine yeni aktörler dahil olmaktadır.

Kapat

HABERİN DEVAMI

Milli İstihbarat Akademisi Başkanı Prof. Dr. Talha Köse, ABD-İran arasında sağlanan ve İsrail'i de kapsayan geçici ateşkesin taraflar ve Orta Doğu için ne ifade ettiğini kaleme aldı.

ABD ve İsrail ile İran arasında 40 gündür devam eden ve tüm bölgeyi etkisi altına alan savaş, Pakistan'ın arabuluculuğuyla varılan ateşkesle şimdilik durduruldu. Bu duraklama, tarafların stratejik hedeflerine ulaşamaması sebebiyle pozisyonlarını gözden geçirme imkanı tanıyan geçici bir ferahlama olarak değerlendirilmelidir. Zira, ortada kapsamlı bir uzlaşı çerçevesi bulunmadığından savaşın bu aşamada bir süre dondurulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Uluslararası kamuoyuna yansıyan çerçevenin kalıcı bir ateşkese zemin hazırlaması ise oldukça güç görünmektedir.

Bu süreç en iyi ihtimalle taraflara yeniden kalibrasyon için zaman kazandıracaktır. Sonrasına ilişkin müzakere ise daha uzun bir zamana yayılacaktır. Bu nedenle, mevcut ateşkesi bir çözümden ziyade geçici bir duraklama olarak okumak daha doğru olacaktır. Duraklamanın geleceği, krizin tamamen çözülüp çözülmeyeceği ya da kısa süre içinde yeniden tırmanıp tırmanmayacağı zamanla netleşecektir. Ancak mevcut aşamada tarafların yeni bir eskalasyon konusunda istekli olmadıkları net biçimde görülmektedir.

Bu süreçte bölge ülkeleri de kritik bir eşikte bulunmaktadır. Askeri hedeflerin ve üslerin önemli ölçüde zarar gördüğü, kritik sanayi tesislerinin vurulduğu bir ortamda, sıradaki hedeflerin enerji ve deniz suyu arıtma tesisleri olması bekleniyordu. Bu tür hedeflerin vurulması, bölgede ciddi bir insani krizi ve göç dalgasını tetikleyebilirdi. Dolayısıyla ateşkes kararını bu bağlam içinde de değerlendirmek gerekmektedir. Nitekim bölge uçurumun eşiğinden dönmüş olsa da mevcut tablo güvenli ve kalıcı istikrar aşamasına geçildiğini henüz teyit etmemektedir. Ancak savaş, kritik alanlarda yeni bir değişim dalgasını tetikleyecektir.

İRAN'DA REJİM YIKILMASA DA DÖNÜŞEBİLİR

İran açısından bakıldığında rejim, ciddi şekilde sarsılmış ve önemli derecede hasar almış olsa da direnmeyi başardı ve çökmedi. Aksine toplumsal desteğin de etkisiyle kayda değer bir direnç sergiledi. Şii siyasal geleneğinin matem ve kahramanlık anlatıları üzerine kurulu ideolojik çerçevesi dikkate alındığında, bu savaşın İran için güçlü ve taze bir hikaye sunduğu oldukça açık. İran'ın siyasi elitleri de bu deneyimi yeni söylemler ve ideolojik çerçeveler üretmek için kullanacaktır.

Bununla birlikte, kalıcı bir ateşkes durumunda, rejimin böylesi bir kriz karşısında güçlü bir dayanışma sergileyen İran toplumuna yönelik önceki sert ve baskıcı yaklaşımını da belli bir ölçüde değiştirmesi muhtemeldir. Zira İran toplumu, savaş sırasında rejime karşı kitlesel bir hareket geliştirmeyerek farklı bir siyasal pozisyon aldı ve bu tutumuyla yeni bir müzakere alanı oluşturdu. Dolayısıyla toplum, geçmişte sokak hareketleriyle elde edemediği bazı kazanımları, bu süreçte ortaya koyduğu direnç üzerinden farklı biçimlerde elde edebilir. Öte yandan rejimin sahip olduğu sınırlı gücü doğrudan topluma karşı kullanma konusunda daha temkinli davranması beklenebilir. Bu durum, İran'da zaten belirli ölçüde mayalanmakta olan reform arayışlarının önünü kısmen açabilir.

Bu bağlamda mevcut sürecin İran İslam Cumhuriyeti açısından bir kırılma noktası olduğu söylenebilir. Dini referansların belirleyici olduğu mevcut yapının zaman içinde daha milliyetçi ve pragmatik bir çizgiye evrilmesi ihtimal dahilinde. Olası dönüşüm, dış aktörlerin öngördüğü türden bir rejim değişikliği olmasa da İran toplumunun beklentileriyle daha fazla örtüşen bir yönelim güç kazanabilir.

Savaşın etkilerinin ise bölgede uzun süre hissedilmeye devam edeceği oldukça açık. İran, önceki stratejik yaklaşımını sürdürerek vekil aktörler üzerinden bölgesel istikrarsızlığı artırması halinde, daha sert ve yıkıcı bir karşılıkla yüzleşecektir. Bu nedenle, savaş sırasında İran'a görece daha olumlu yaklaşan uluslararası aktörler de dahil olmak üzere tüm dikkatler, Tahran'ın bundan sonraki stratejik tercihleri üzerinde yoğunlaşacaktır.

ABD VE FIRSAT MALİYETİNDE YAPILAN HATA

ABD açısından bu aşamadan sonraki öncelik, İran'ın Çin eksenine daha fazla kaymasını engellemek ve diğer stratejik alanlara odaklanmak olacaktır. Zira savaşın başından itibaren Donald Trump yönetiminin bu süreçten ancak "makul bir zafer anlatısı" ile çıkmaya çalışacağı öngörülmekteydi. Nitekim, Amerikan pilotlarının kurtarılmasına yönelik operasyon, bu anlatının merkezine yerleştirilecektir. Bu tür operasyonların, kamuoyuna yönelik bir başarı hikayesi olarak sunulması beklenebilir. Eğer ateşkes, kalıcı bir hal alırsa Trump kendini güçlendireceğini düşündüğü diğer alanlara odaklanacaktır.

Trump yönetiminin bu süreci, Amerikan savunma sanayisinin reklamını yapmak adına askeri kapasiteyi öne çıkaracak bir iletişim stratejisiyle değerlendirmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Bu yaklaşım, Amerikan askeri-endüstriyel sanayinin uluslararası pazardaki konumunu güçlendirmeye yönelik bir fırsat olarak da değerlendirilmeye çalışılacaktır. Ayrıca küresel sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) piyasasında yaşanan sıkışma göz önüne alındığında, ABD'nin bu alandaki etkisinin artması ve Amerikan tedarikçilerinin bu süreçten görece kazançlı çıkması mümkündür.

Bu savaşın kültürel ve toplumsal yansımalarının da kısa sürede ortaya çıkması beklenebilir. Ateşkesin kalıcı hale gelmesi durumunda nedeni ve amacı yeterince net olmayan bir savaşın sona ermiş olması Amerikan kamuoyunda ciddi bir rahatlama yaratacaktır. Bununla birlikte, ABD iç siyasetinde İsrail ve (Binyamin) Netanyahu'nun politikalarına yönelik eleştirilerin daha görünür hale gelmesi oldukça muhtemeldir.

Benzer şekilde Trump yönetiminin bu savaşa sürüklenmesi İsrail lobisinin bir kazanımı gibi görünse de bu hezimetin yaralarını sarma çabası İsrail lobisi açısından oldukça maliyetli olacaktır. Bundan sonra hem Demokratları hem de MAGA'cıları ikna etmek için çok daha fazla kaynak harcamak zorunda kalacaklardır. Yine ABD'de bir kesim bu savaşı "Epstein Savaşı" olarak ifade etmeye devam edecektir. Ancak bütün bu tartışmalar "Destansı Öfkenin" ABD yakın tarihinin en anlamsız savaşlarından biri olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. Ortaya çıkan maliyetler bu gerçeği net bir biçimde göstermektedir.

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında ise bu kriz ABD'nin bölgedeki güvenlik şemsiyesinin sınırlarını da ortaya koymuştur. ABD'nin güvenlik rolünün daha seçici ve sınırlı hale gelmesi, bölgesel aktörlerin alternatif güvenlik arayışlarını hızlandırabilir. Bu bağlamda Körfez ülkelerinin mevcut stratejik tercihlerini yeniden değerlendirmesi ve Türkiye ile Pakistan gibi aktörlerin daha görünür hale gelmesi bu bağlamda değerlendirilebilir.

SOYKIRIMCI NETANYAHU'NUN STRATEJİK BAŞARISIZLIĞI

Kamuoyuna yansıyan ve on maddeden oluştuğu ifade edilen ateşkes çerçevesinin doğru olması halinde, genel anlamda bu süreci ABD ve özellikle de İsrail açısından stratejik bir başarısızlık olarak değerlendirmek mümkündür. İran önemli ölçüde zarar görmüş ve bu hasarın onarılması uzun yıllara yayılacak olsa da savaşı başlatan aktörlerin hedeflerine tam olarak ulaştığını söylemek oldukça güçtür.

Bu durum hem bölgesel hem de küresel düzeyde mevcut stratejilerin yeniden değerlendirilmesini beraberinde getirecektir. İsrail siyasetinde ise bu sürecin iç tartışmalara yol açması ve mevcut politikaların sorgulanması muhtemeldir. Trump yönetimine güvenerek bölgede hegemon güç haline gelebileceğini düşünen Netanyahu, çok büyük bir iç kriz ile karşı karşıya kalabilir. Kendi iç sorunlarını etrafına savaş açarak örtmeye çalışan "Bibi rejiminin" alanı daha da daralacaktır.

Dünya ise er ya da geç soykırımcı "Bibi rejimi" ve işbirlikçileri ile hesaplaşacaktır. "Bibi rejimi" ile iş tutan siyasetçi ve uluslararası aktörler, başta kendi toplumlarında ve iç siyasetlerinde olmak üzere uluslararası camiada uzun yıllar ayıplanacak ve dışlanacaklardır. Tıpkı Nazi hafızasında olduğu gibi olumsuz şekilde hatırlanıp itibarlarını yitireceklerdir.

KÖRFEZ'İN DURUMU

Körfez açısından bakıldığında ise bu savaşın kitle imha niteliği taşıyan silahlar kullanılmadan ve Hürmüz Boğazı tamamen kapanmadan durdurulmuş olması önemli bir gelişmedir. Bu sayede hızla yükselen enerji fiyatlarının ve buna bağlı olarak gıda, petrokimya ve diğer sektörlerde yaşanabilecek ciddi fiyat artışlarının ve tedarik zinciri sorunlarının kısmen önüne geçilebildi.

Bununla birlikte, ateşkesin kalıcı bir istikrara dönüşebilmesi için Körfez'de yeni bir güvenlik düzeninin oluşması gerekmektedir. Ancak kısa vadede böyle bir düzenin tesis edilmesi mümkün görünmemektedir. Bu nedenle Hürmüz üzerinden deniz ticaretinin eski güvenlik koşulları altında sürdürülebilmesi de giderek zorlaşacaktır. Bu durum, alternatif ticaret ve lojistik hatlarına yönelik arayışları hızlandıracaktır. Küresel ticaret açısından atıl kalan bazı güzergahlarla petrol ve doğalgaz boru hatları yeniden gündeme gelecektir. Bu gelişmeler, Türkiye açısından da yeni fırsatlar doğurabilir. Körfez ülkeleri ise yaşadıkları süreçten önemli dersler çıkarmak mecburiyetindedir.

SONUÇ: BELİRSİZLİKLER DEVAM EDİYOR

Bu krizin stratejik sonuçları önümüzdeki dönemde farklı disiplinlerden pek çok analiz ve değerlendirmeye konu olacaktır. Nitekim askeri, jeopolitik ve ekonomik boyutlarıyla çok katmanlı bir etki alanı söz konusudur. Dolayısıyla doğru ve kapsamlı değerlendirmeler için zaman gerekmektedir.

Ancak mevcut tabloya bakıldığında birkaç temel eğilim öne çıkmaktadır: Körfez bölgesinin güvenlik algısı dönüşmekte, İran rejimi yapısal bir evrim sürecine girmekte, ABD bölgedeki angajmanını daha seçici bir çerçeveye oturtmakta ve bölgesel güvenlik denklemine yeni aktörler dahil olmaktadır.

Bununla birlikte, deniz ticaret yolları ve enerji hatları yeniden şekillenirken, güvenliğin yalnızca askeri kapasiteyle değil, aynı zamanda teknolojik, ekonomik ve toplumsal boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiği daha net ortaya çıkmaktadır.

Diğer taraftan Avrupa ve Rusya'nın bu süreçte sınırlı bir etki alanında kalması, bölgesel düzenin yeniden inşasında yeni aktörlerin önünü açabilir. Bu bağlamda Çin'in alacağı pozisyon, önümüzdeki dönemin en belirleyici unsurlarından biri olacaktır.

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında ise bu savaşın ardından bölgedeki güç dengeleri ve güvenlik yaklaşımlarının yeniden şekillenmesi beklenebilir. Bu süreç, mevcut aktörlerin stratejik tercihlerinin uzun vadeli sonuçlarını daha görünür hale getirecektir.

[Prof. Dr. Talha Köse, Milli İstihbarat Akademisi Başkanıdır.]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve bu sitenin editoryal politikasını yansıtmayabilir.


Etiketler:
abd israil iran ateşkes analiz talha köse milli istihbarat akademisi başkanı