ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE

Gazze'de yerinden edilen eczacı anneden umut çağrısı

Gazze'de savaşın ortasında üç çocuğunu korumaya çalışırken mesleğini sürdüren eczacı Rima Garip, yaşadıklarını kaleme aldı. Yerinden edilmenin, açlığın ve çadırda doğum yapmanın zorluklarını anlatan Garip, “Çocuklarımıza savaşın ellerinden aldığı çocukluklarının bir parçasını geri vermeye çalışıyoruz” dedi.

Helin Kaya - | Son Güncelleme Tarihi:
Gazze'de yerinden edilen eczacı anneden umut çağrısı

2015 yılından bu yana Yeryüzü Doktorları Derneği ile çalışan 38 yaşındaki eczacı ve üç çocuk annesi Rima Garip, Gazze'de savaşın ailesinin hayatında bıraktığı izleri mektubunda anlattı. Çocuklarıyla Gazze'nin kuzeyinden güneyine göç etmek zorunda kalan Garip, oğlu Mahmud'u bir çadırda dünyaya getirdiğini, küçük kızı Hazar'ın ise su taşıyarak ve aşevinden yemek getirerek yaşının çok üzerinde sorumluluklar üstlendiğini aktardı.

Tüm zorluklara rağmen ilaçların teslim alınması gibi görevlerini sürdürdüğünü ve daha sonra Yermuk Kliniği'nde çalışmaya başladığını belirten Garip, bir yandan hastalara hizmet verirken diğer yandan çocuklarının güvenliği için duyduğu korkuyla yaşadığını ifade etti. Garip'in yaşadıklarını ve yeniden hayat kurma çabasını anlattığı mektubun tamamı şöyle:

Rima Garip — Eczacı ve anne

Ben Rima Garip. 2015 yılından bu yana Yeryüzü Doktorları Derneği ile birlikte çalışan bir eczacıyım. 38 yaşındayım, evliyim ve üç çocuk annesiyim. Mesleğim boyunca eczacılığın yalnızca bir iş değil, insanlara karşı bir sorumluluk olduğuna inandım. Ancak bir gün kendimi, çocuklarımı korumaya çalışırken aynı zamanda en ağır insani koşullarla mücadele etmek ve mesleğimi sürdürmek zorunda kalacağımı hiç düşünmemiştim.

Savaştan önce hayatımız tamamen farklıydı. Çocuklarımla birlikte bir evde yaşıyor, onlar düzenli olarak okullarına gidiyordu. Günlük hayatın sıradan ve doğal görünen detaylarıyla meşguldük. Çocuklarım nispeten güvenli bir çocukluk geçiriyordu. Bir anne olarak en büyük kaygım onların geleceği ve eğitimleriydi. Ancak savaş her şeyi değiştirdi.

Gazze Şeridi'nin en kuzeyinden en güneyine kadar göç etmek zorunda kaldım. Çocuklarımı yanımda taşıyarak korku, yıkım ve belirsizlikle dolu uzun ve zorlu bir yolculuk yaptım. Düzenli bir hayattan, daha önce bildiğimiz hayata hiç benzemeyen bir gerçekliğe geçtik. En temel günlük ihtiyaçlara ulaşmak bile sürekli bir mücadele haline geldi.

Yerinden edilme sürecinde, henüz dokuz yaşını bile doldurmamış olan kızım Hazar, yaşının çok üzerinde sorumluluklar üstlenmek zorunda kaldı. Bana hamur ve ekmek hazırlarken yardım ediyor, aşevinden yemek almak için gidiyor ve su taşımaya yardım ediyordu. Artık çocukluğunu yaşayan küçük bir kız değildi; savaşın dayattığı günlük yaşamın ağır yükleriyle annesine yardım eden bir çocuğa dönüşmüştü.

Yerinden edilmenin zorlu koşulları nedeniyle Hazar çeşitli sağlık ve cilt sorunları da yaşadı. Zor yaşam koşulları, kalabalık ortamlar, temizlik ve suya erişimdeki yetersizlik nedeniyle bit ve sirke sorunu yaşadı. Tüm bunlara rağmen, elimden geldiğince işimi sürdürmeye çalıştım. Dernek tarafından bana verilen bazı görevleri, ilaçların teslim alınması da dahil olmak üzere, yerine getirmeye devam ettim. Çünkü en zor koşullarda bile mesleki sorumluluğumdan vazgeçemeyeceğimi hissediyordum.

Sonrasında hayatımın en zor anlarından biri geldi: Oğlum Mahmud'un doğumu. Savaşın ve yerinden edilmenin ortasında ona hamileydim. Mahmud'u bir çadırda dünyaya getirmek zorunda kaldım. Güvenli bir doğum odası, bir ev ya da herhangi bir annenin doğum sırasında hak ettiği koşullar yoktu. Etrafımdaki her şey bana savaşı ve korkuyu hatırlatıyordu. Buna rağmen çocuğumu hayata ve umuda karşılamaya çalıştım.

Daha sonra Gazze'nin kuzeyindeki yaşadığımız yere geri döndüm. Ailemin evi bombalanmıştı. Bir zamanlar bildiğim ev artık güvenli bir yer değildi. Buna rağmen çalışmaya devam ettim ve Yermuk Kliniği'nde görev almaya başladım. Bir yandan anne olarak, diğer yandan eczacı ve ailemin sorumluluğunu taşıyan bir kadın olarak tüm rollerimi dengelemeye çalışıyordum.

Bu dönemde kıtlık ve gıda eksikliğiyle de çok ağır bir şekilde karşı karşıya kaldık. Mahmud henüz bir bebekti ve onun için süt ve bez temin etmekte büyük zorluk çekiyordum. Bazı dönemlerde tek bir bebek bezinin fiyatı yaklaşık 20 dolara ulaşırken, bir kutu bebek sütünün fiyatı 100 doları aşıyordu. Savaş koşullarında yaşayan bir aile için bu fiyatlar, bir bebeğin en temel ihtiyaçlarını karşılamayı neredeyse imkânsız hale getiriyordu.

Aynı zamanda kardeşim de savaş sırasında yaralandı. Ampute oldu. Böylece ailemin her bir ferdi için duyduğum korku, hayatımın sürekli bir parçası haline geldi.

Unutamadığım en zor anlardan biri, Yermuk Kliniği'ndeki bir çadırda çalıştığım sırada yaşandı. Çocuklarım evdeydi. O sırada bana, komşu evin bombalandığı haberi ulaştı. O anda artık eczacı ya da çalışan değildim; çocuklarının iyi olup olmadığını bilmeyen bir anneydim. Onlara duyduğum korku her şeyden büyüktü.

Bugün iyileşmeye çalışıyoruz ancak iyileşmek hızlı gerçekleşen bir süreç değil. Bazı şeyler kolayca onarılamıyor. Evler yeniden inşa edilebilir, ancak korkunun, anıların ve savaşın bıraktığı izlerin iyileşmesi uzun zaman alıyor.

Eşim, ailenin günlük yaşadığı zorlukları azaltmak ve çocuklarımıza daha güvenli ve istikrarlı bir ortam sağlamak amacıyla yeni bir ev kiraladı. Hayatımızı adım adım yeniden kurmaya ve çocuklarımıza savaşın ellerinden aldığı çocukluklarının bir parçasını geri vermeye çalışıyoruz.

Bugün yaşadığım deneyime yalnızca bir acı hikâyesi olarak bakmıyorum. Bu aynı zamanda çocuklarını korumaya çalışan bir annenin, yerinden edilmeye, açlığa ve korkuya rağmen mesleğini sürdüren bir eczacının ve artık gücü kalmadığı zamanlarda bile her gün güçlü olmak zorunda kalan bir kadının hikâyesi. Yaşadıklarımız kolay kolay silinmeyecek. Ancak biz hâlâ buradayız. Çok yavaş da olsa iyileşmeye çalışıyor, umuda tutunuyor ve çocuklarımızın bu savaş sırasında yaşadıklarından çok daha iyi bir hayat sürmeye hakkı olduğuna inanıyoruz.

Kapat

HABERİN DEVAMI


Etiketler:
Gazzede eczacı Savaşın gölgesi İnsani koşullar