Yani bunu belki dışarıdan gözlemleyenlerin yorumlaması daha doğru olabilir ama. Bir başarı hikayesini oradan geçeceğim. Biraz disiplin diyelim. Çalışma, disiplin.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz: Türkiye alnının akıyla başarılı bir NATO Zirvesi gerçekleştirdi
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Arafta Sorular”da Esra Elönü'nün sorularını yanıtladı. Geçtiğimiz günlerde Ankara'da gerçekleşen tarihi NATO Zirvesi hakkında açıklamalarda bulunan Yılmaz, "Çok başarılı bir NATO gerçekleşti. Yeninden Avrupa-ABD dengesinin kurulduğu bir NATO oldu diyebiliriz. Türkiye alnının akıyla başarılı bir zirve gerçekleştirdi" dedi.

24 TV ekranlarında yayınlanan 'Arafta Sorular' programında Esra Elönü'nün bu haftaki konuğu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz canlı yayında açıklamalarda bulundu.
Yılmaz'ın açıklamalarından satır başları:
Hayatta olmak demek, Arafta olmak demek. Hepimiz aslında her yeni güne yeni şartlarda, yeni tercih yapılması gereken şartlarla karşı karşıyayız. Bu anlamda hepimiz Araftayız. Bu soruya cevap verirken bile Araftayız.
Yani hakikaten önümde olan işe yoğunlaşan biriyim ben o anda başka şeyleri pek düşünmem sonra başka bir iş çıkar ona yoğunlaşırım. Onu becerebiliyorum. Yani farklı konulara, farklı meselelere yoğunlaşma yeteneğim var diyeyim.
Bu da bana bir şey getirdi eğitim hayatında özellikle. Bir avantaj getirdi diye düşünüyorum. çok böyle gece gündüz çalışmayla ilgili bir şey değil söyledi. Ama düzenli, disiplinli çalışma, takip etme gereğini yerine getirme yani yeterli düzeyde yapma o konul arda da bir disiplinim olduğunu, bir çalışma azmim olduğunu söyleyebilirim.Bir planlamacı geçmişim var. Planlamanın çok gerekli olduğuna inanıyorum. Devletler içinde planlama önemli. İçinde bulunduğunuz durumu görmek, hedefler koymak. Buna sizi götürecek yolları, yöntemleri tartışmak önemli. Ama şunu da unutmamak gerekiyor. Hiçbir plan böyle harfiyen yerine getirilmiyor. Hayat çok daha karmaşık ve dinamik. O imkanlar gelir mi gelmez mi o sizin kontrolünüzün dışında . Tabiri caizse gücünüzün iyi kötü yettiği bir alan ondan sorumlusunuz diye düşünüyorum ben oranın gereğini yaparsanız bazı kapılar açılıyor. Sizin tahmin ettiğiniz veya edemediğiniz. Dolayısıyla önemli olan bence o alana yoğunlaşmak.
NATO ZİRVESİNATO soğuk savaş döneminde şekillendi ve bitince kendine yeni öncelikler aradı. Bugün gelinen noktada en büyük tartışma Transatlantik tartışması.
NATO zirvelerinde yeni hedefler kondu. Milli gelirin %5'i kadar savunmaya harcama yapma hedefi 20 35 yılına kadar. Bu da yeni bir dünyaya işaret ediyor. Güvenlik risklerinin yeniden yükseldiği aslında, jeopolitik gerilimlerin yeniden arttığı bir dünya. Soğuk savaş bittiğinde bir barış dönemi olacak.
Ankara'daki NATO bir anlamda bu yeniden bir toparlanma görüntüsü çizdi. Dolayısıyla Ankara aslında bir merkez oldu bu transatlantik geriliminde. Dikkat ederseniz kavgasız, gürültüsüz biten bir NATO oldu bu. Daha önce Avrupa ile Amerika'nın çok daha sert tartışmalar yaşadığı zirveler gördük.
Bu NATO'da bu tür beklentiler yine vardı. Özellikle İran ve ABD savaşında Avrupa bazı ülkelerin pozisyonlarından da kaynaklanıyor ama bu pek yaşanmadı Ankara'da.
"ÇOK BAŞARILI BİR NATO GERÇEKLEŞTİ."Çok başarılı bir NATO gerçekleşti. Yeninden Avrupa-ABD dengesinin kurulduğu bir NATO oldu diyebiliriz. Avrupa sütununu da giderek güçleneceği bir NATO oldu.
İlk defa savunma sanayi forumu NATO'nun formal rejimlerindeydi, resmi toplantılarının bir parçası haline geldi. Ben de orada bir konuşma yaptım. Bu da Türkiye açısından büyük bir avantaj doğrusu.
"DÜNYADA 11. İHRACATÇI KONUMUNDAYIZ"Türkiye Sayın Cumhurbaşkanımızın net siyasi iradesiyle yola çok erken çıktı. 2000'lerin başında çıktı ve şu anda o yola erken çıkmanın avantajını yaşıyoruz işte ordumuzun envanterine giren ürünlerin yüzde sekseninden fazlasında bir yerlilik oranımız var. Dünyada 11. ihracatçı konumundayız. Yakın bir gelecekte ilk 10'a gireceğiz.
"GELECEK TÜRKİYE'NİN"
Bunun yanı sıra bence en önemli unsurlardan biri şu genç bir nüfusumuz var. 100 bin civarında bir istihdamımız var. Ortalama yaşı çalışanların 34. Şimdi batıya bakıyorsunuz 50'nin üzerinde ortalama yaşı. Dolayısıyla gelecek bizim, gelecek Türkiye'nin.
Bütün bunlarla Türkiye alnının akıyla başarılı bir NATO Zirvesi gerçekleştirdi.
"GÜVENLİK VE DİPLOMASİ MESELELERİ BU YIL TÜRKİYE'DE TARTIŞILIYOR"
Başka zirvelerimiz de var. Ben zirveler yılı diyorum bu yıla. Önümüzdeki dönem Türk Devletleri Teşkilatı Liderler Zirvesi var. Diğer taraftan COP31. var. 100 bin kişiden fazla misafir bekliyoruz.
Hem güvenlik meseleleri hem diplomasi meseleleri hem çevre meseleleri bu yıl Türkiye'de tartışılıyor.
Harcamalar artıyor. Bu tabi hayra alamet mi bilinmiyor. Yani niye bu kadar fazla artıyor dünyada savunma harcaması? Riskler yükseliyor, çatışma riskleri yükseliyor. Hem bölgesel düzeyde hem küresel düzeyde. Dolayısıyla böyle dönemler başkalarının merhametine veya uluslararası kurumlara, kurallara güvenerek hareket edebileceğiniz dönemler değil. Böyle bir lüksünüz yok. Her koyun kendi bacağından asılıyor. Türkiye de uzun zamandır bu yönde hareket ediyor. Son raddeye geldiğinde kendi gücünüze güvenmek zorundasınız.
ZİRVEDEKİ LİDERLERE TABANCA HEDİYE EDİLDİSonuçta NATO bir güvenlik teşkilatı tabii. Aslında orada mütenasip... Muhtemelen güvenlik teşkilatı olduğu için böyle düşünmüşlerdir diye inanıyorum. Bazı ülkelerin iç mevzuatları gereği götüremediklerine dair bir bilgim var benim. Dolayısıyla kendi iç mevzuatları gereği bunu yapamamış olan ülkeler var. Ama esas itibarıyla bir güvenlik zirvesi; dolayısıyla onunla bağlantılı bir hediye, bir mesaj içeriyor.Ama başka şeyler de var. Bir taraftan da işte kalemler, defterler... O ayrıntı da çok dikkat çekti, bayıldılar hakikaten. Bir taraftan da tabii Külliye... Külliye'nin ne kadar önemli bir rol üstlendiğini gördük bu zirvede. İyi ki böyle bir Külliyemiz var; kütüphanesiyle, sergi salonlarıyla, toplantı salonlarıyla... Başka türlü Ankara'da böyle bir zirveyi icra etmek çok zor olurdu diye düşünüyorum. Gelen tüm misafirlerimiz de hayran kaldılar doğrusu, beğenilerini de çok açık bir şekilde ifade ettiler.
Kalem ayrıntısı da çok konuşuldu çünkü masalarda geleneksel motiflerimizi yansıtan böyle değişik, güzel kalemler, defterler, sümenler gördük. En ince ayrıntısına kadar düşünülmüş bir zirve oldu ve son derece başarılı geçti. Bunu biz söylemiyoruz; gelen liderler kendileri çeşitli vesilelerle ifade ettiler. Sadece liderler değil; basın mensupları, destek personeli, herkes gerçekten çok memnun ayrıldı. Farklı ortamları da bir miktar görme imkanı buldum; mesela basın mensuplarına da çok iyi bir ortam hazırlandı. İkramlardan tutun çalışma mekanlarına varıncaya kadar... Gayet güzel bir zirve yaşadık. Kazasız belasız, son derece başarılı bir zirve oldu.
TRUMP'IN F-35 AÇIKLAMASIBen bu Savunma Sanayii Forumu'nda yaptığım konuşmada şunu çok açık bir şekilde ifade ettim, şunu söyledim: Müttefikler arasında yaptırım olmaz. Müttefikler arasında ticari kısıtlama olamaz. Maalesef Türkiye bunlarla karşı karşıya kaldı. Açık veya örtülü, bazen açık bazen örtülü yaptırımlarla, engellemelerle karşı karşıya kaldı.
Bunun bir taraftan olumlu bir yansıması da oldu. "Kötü komşu ev sahibi yapar" derler. Dolayısıyla Türkiye bu sıkıntılara karşı ne yaptı? Kendi gücünü daha fazla kullandı ve belli bir yere geldi. Bize eskiden kısıtlama uygulayan ülkelere şimdi ihracat yapar hale geldik. Paramızla verip alamadığımız ürünleri şimdi biz başkalarına parası mukabilinde satar hale geldik; bu tarafını da unutmayalım. Ama bir yandan da elbette bizim de ihtiyaç duyduğumuz, en azından belli bir süre bir takım konularda ilerleme sağlayıncaya kadar ihtiyaç duyduğumuz ürünleri almamız önemli.
Bu çerçevede bu yaptırımlar gerçekten hiçbir şekilde izah edilemez, olmaması gereken şeyler. Siz müttefik olduğunuzu söylüyorsunuz, aynı çatı altındasınız; ama müttefik dediğiniz ülkeyi zor duruma düşürücü tavır alıyorsunuz. Bu hakikaten ittifak ruhuyla uyuşmayan, bağdaşmayan bir yaklaşım. Sayın Trump da belli konularda çok doğrudan konuşan bir insan ve bunu çok net söyledi; "Biz dostlarımıza yaptırım yapamazsak" dedi. Dolayısıyla oradaki siyasi irade bence çok net, yani Trump yönetiminde.
"BAĞIMSIZ DIŞ POLİTİKA İZLEYECEKSENİZ BİR SAVUNMA SANAYİNİ OLMAK ZORUNDA"
Savunma sanayi sadece güvenlikle ilgili bir mesel değil. Bağımsız dış politika izleyecekseniz bir savunma sanayini olmak zorunda. Başkalarının size sağladığı enstrümanlarla güvenliğinizi sağlıyorsanız bağımsız bir dış politika sergileyemezsiniz. Türkiye çok şükür artık bu noktada.
LİDERLERİN MEHTER MARŞIYLA KARŞILANMASIBence devletimizin ne kadar köklü bir devlet olduğunu, ordumuzun ne kadar köklü bir ordusu olduğunu, ülkemizin ne kadar önemli bir medeniyetin bugünkü temsilcisi olduğunu gösteren, özgüvenimizi ve kimliğimizi ifade eden güzel bir organizasyon oldu. Tabii ki geçmişe takılıp kalmıyoruz ama geçmişimizi bilmeden de ne bugünü anlayabiliriz ne de geleceğe yürüyebiliriz. O geçmişinizi ortaya koyduğunuz zaman saygınlığınız da artıyor aslında. Yani geçmişini inkar eden, geçmişiyle bağı olmayan —hani nevzuhur derler ya— nevzuhur toplumlara, ülkelere kimse çok fazla saygı da duymuyor açıkçası. Ama köklü bir geçmişi olan, bir birikimi olan bir ülkeyseniz, bu daha büyük bir saygınlık uyandırıyor ki bizim de çok şükür böyle bir medeniyetimiz, geçmişimiz var. Onu da bu vesileyle yansıtmış olduk."HER ZAMAN FİLİSTİNLİ KARDEŞLERİMİZİN YANINDA OLDUK"
Sayın Cumhurbaşkanımız Gazze konusunu en gür şekilde her tür platformda her vesileyle dile getiren bir lider. O yüzden de İsrail yönetiminin neler söylediğini hep birlikte görüyoruz Filistinlilerin bakışını ifadelerini görüyoruz. Biz her zaman Filistinli kardeşlerimizin yanında olduk.
Cumhurbaşkanımızın bütün siyasi kariyeri, hayatı bakıldığında bu davayla çok yakından ilgili. Dolayısıyla bizim politikamız burada çok net. Biz iki devletli bir çözümden yanıyız. Kendi ayakları üstünde durabilen yaşama imkanı olan bir Filistin devleti kuruluncaya kadar bu mücadelemizi de sürdüreceğiz. Her türlü diplomatik ortamda Sayın Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere, Dışişleri Bakanımız, diğer kurumlarımız bütün imkanlarımızla bunu yapıyoruz.
"TÜRKİYE'NİN NELER YAPTIĞINI EN İYİ FİLİSTİNLİLER BİLİYOR"Bunun kimlerde rahatsızlık oluşturduğunu da görüyoruz. Kimlerde memnuniyet oluşturduğunu da görüyoruz. Bazen iç siyaset malzemesi yapılabiliyor bu işler. Ben o durumlarda şunu söylüyorum. Lütfen bu konuyu Filistinlilere sorun, duruşunu anlamını neler yaptığını en iyi Filistinliler biliyor diye ifade ediyorum.
"HAKİKATİN YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ"
Bu konuyu da ısrarla dile getirmeye devam edeceğiz. Çünkü zalimlerin en çok korktuğu şey hakikattir. Bunu örtmek için de her türlü çaba içine girdiklerini görüyorsunuz.
Biz ısrarla hakikatin yanında insani değerlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Ancak burada şunun da altını çizmemiz lazım.
Bu sadece Türkiye Cumhuriyeti'nin veya Müslümanların meselesi değil. Bir insani meseleyle karşı karşıyayız.
"PANDEMİ BÜTÜN EKONOMİLERİ DERİNDEN ETKİLEDİ"Ekonomiyi tartışırken yine dünyanın halinden başlamamız lazım. Nasıl ki güvenliği tartışırken öyle yapıyorsak, ekonomi de öyle aslında. Son 5-6 yıldır, yani bu pandemiyle başlayan yeni bir süreç var dünyada. Pandemi bütün ekonomileri derinden etkiledi. Bir rakam söyleyecek olursam; mesela bizim sanayimiz, pandemi öncesine göre 100 ise şu anda kapasite olarak 130 seviyesinde. Ama Avrupa'da bazı ülkeler henüz %100'e bile gelemediler. O kadar ciddi bir tahribat oluşturdu ki bunu henüz telafi edememiş ülkeler var. Böyle bir dönemdeyiz. Dünyadaki büyüme oranı, dünyadaki ticaretin gelişme oranı tarihsel ortalamaların oldukça altında. O eski liberal, küresel ekonomik ortam artık yok. Ülkeler korumacı hale gelmiş durumda; tarife savaşları vs. bunları hep biliyoruz. Dolayısıyla birincisi bu: Dünyanın farklı bir ekonomik konjonktüründeyiz.
"TÜRKİYE; İHRACATIYLA, TURİZMİYLE, BÜTÜN FARKLI SEKTÖRLERİYLE FARKLI BİR ÖLÇEĞE GELDİ"Başarıyı ekonomide ölçerken iki şeyle ölçmek lazım bence: Ülkeleri hem dünyayla mukayese etmek lazım hem de kendi geçmişleriyle mukayese etmek lazım. Her ikisiyle de mukayese ettiğimizde, Türkiye ekonomisinin bugün geldiği durum hakikaten önemli bir seviye. Bazen işte "Eski Türkiye'de şöyleydi, böyleydi" diye algı oluşturmaya çalışanlar var ama rakamlar bunu söylemiyor. 2002 yılında sadece 238 milyar dolarlık bir ekonomimiz vardı bizim. Yani bir yılda bütün toplumun ürettiği mal ve hizmetlerin değeri 238 milyar dolardı. Geçen sene bu, 1.6 trilyon dolar seviyesini buldu; bu sene bunun da üzerine çıkacağız inşallah. Türkiye; ihracatıyla, turizmiyle, bütün farklı sektörleriyle farklı bir ölçeğe geldi.
"TARİHİMİZİN EN BÜYÜK AFETİNİ YAŞADIK"Ama son yıllarda bazı sorunlar da yaşadık, sorunları da görmemiz lazım. Bir deprem gerçeği yaşadı Türkiye. Diğer ülkelere ilave olarak tarihimizin en büyük afetini yaşadık, bunu unutuyoruz. Depremlerde o ilk sıcak zamanlar genelde medyanın, kamuoyunun ilgisini çeker; o zaman sabahtan akşama kadar konuşulur. Ama ekonomik olarak bakarsanız, en ağır yük o sıcak saatler geçtikten sonra başlıyor. İşte sadece konut yapmak değil; yolları yeniden inşa ediyorsunuz, şehir altyapılarını, organize sanayi bölgelerini, hastaneleri, okulları, parkları... 11 tane il neredeyse yeniden inşa edildi. Sadece konut tarafı 450 bin konut; dediğim gibi yollar, okullar, hastanelerle birlikte 100 milyar dolara yakın ekstra bir yükle Türkiye karşı karşıya kaldı. Çok şükür bunun altından da alnımızın akıyla çıktık. Yani böyle bir istikrarlı yönetim olmasa, liderlik olmasa öyle her ülkenin harcı değil gerçekten. En gelişmiş dediğimiz ekonomileri bile sarsacak bu büyük yükü Türkiye Cumhuriyeti kaldırdı ve artık aşağı yukarı toparlandık diyebiliriz.
"SAVAŞ ORTAMI İÇİNDE EKONOMİYİ DEĞERLENDİRMEMİZ LAZIM"Bu iki faktöre ilave olarak bir de biz bölgemizde savaşlar yaşadık. İsrail'in Gazze'deki soykırımından az önce bahsettik. İran-Amerika-İsrail savaşları hem geçen yıl hem bu yıl bütün bölgemizi etkiledi. İşte Hürmüz'ün kapatılması, enerji fiyatlarından tutun ticarete kadar... Savaşlar sadece insani maliyetler üretmedi; bölgemiz ve tüm küresel ortam için çevresel ve ekonomik maliyetler de üretti. Dolayısıyla bu ortam içinde ekonomiyi değerlendirmemiz lazım.
"SADECE MAL İHRACATIMIZ, GEÇEN YIL İTİBARIYLA 273 MİLYAR DOLARIN ÜZERİNDE GERÇEKLEŞTİ"Türkiye real ekonomide fena bir durumda değil. Bu sene mal ve hizmet ihracatımız ilk defa 400 milyar doları aşacak inşallah. Sadece mal ihracatımız, geçen yıl itibarıyla 273 milyar doların üzerinde gerçekleşti; bu sene daha fazla olacak. Bütün bu küresel şartlara rağmen bir de hizmet ihracatımız var; turizm gelirimiz geçen sene sadece 65 milyar dolar oldu. Mal ve hizmetleri topladığımızda 400 milyar doların üzerinde bir ihracattan bahsediyoruz. Bakın, 238 milyar dolarlık bir ekonomiden, sadece ihracatı 400 milyar doların üzerinde olan bir ekonomiye gelmiş durumdayız.
Bizim sorunumuz ne? Enflasyon. Yani finansal taraftaki sorunlar, bazı finansal dengesizlikler. Bu konuda da bir programımız var; Orta Vadeli Programımız var. Bunun farklı sütunları var: Para politikası kısmı var, maliye politikası kısmı var, yapısal dönüşümler kısmı var, arz yönlü tedbirler kısımları var ve bunu da bütüncül bir çerçevede sürdürüyoruz. Bazen dışsal faktörler programımızı bir miktar geciktiriyor, bunun farkındayız. İşte İran-ABD savaşı bunun çok somut bir örneği. Bir anda biz programı yaparken petrolün varil fiyatı olarak 60-65 dolardan bahsediliyordu, bir anda bu 100 dolarların üstüne fırladı. Şimdi bu sizin kontrol edebileceğiniz bir şey değil.
Ama ben hep şunun altını çizerim; asıl olan programınızdır. Sizin bir programınız varsa ve onu kararlı bir şekilde uyguluyorsanız, er veya geç hedefinize ulaşırsınız. Dışsal faktörler bir miktar geciktirebilir, bir miktar olumsuz etkileyebilir; bazen de olumlu sürprizler olur —biz pek görmedik maalesef ama son yıllarda bazen de olumlu sürprizler olur.— Dediğim gibi geçicidir, belli bir etkide bulunurlar. Siz programınızı ısrarla uyguladığınız zaman mutlaka sonuç alırsınız. Nitekim bizim bu programımıza da baktığınızda; 2023 yılında 75'lere kadar çıkmış olan enflasyon, geldiğimiz noktada %32'lere kadar düşmüş durumda. Savaşın etkisine rağmen... Savaş olmasa bugün 30'un altından bahsediyor olacaktık. Maalesef savaş bir miktar büyümeyi ve enflasyonu olumsuz etkiledi. Buna rağmen biz ısrarla tabii bu mücadelemizi sürdürüyoruz.
Bu etkileri sınırlamak için benzinle, mazotla ilgili Eşel Mobil sistemi getirdik ve yükün önemli bir kısmını bütçeden biz karşıladık ki vatandaşa daha az zarar versin diye. Bunun da tabii bir maliyeti var; bu geçici etkileri sınırlamaya çalıştık. Şimdi inşallah tabii temenni ederiz ki bu ateşkes kalıcı barışa dönüşsün. Maalesef zaman zaman çok kırılgan olduğunu da görüyoruz bu ateşkesin ama Türkiye Cumhuriyeti olarak tüm gücümüzle, tüm diplomatik imkanlarımızla barış için bir uğraş içindeyiz, gayret içindeyiz. Öncelikle savaş çıkmasın diye uğraştık, şimdi de barış olsun diye, müzakere edilerek sorunlar çözülsün diye uğraşıyoruz. Ekonomi politikamızı da bu çerçevede kararlı bir şekilde uyguluyoruz, uygulamaya devam edeceğiz.
Burada hassas bazı sektörlerimiz var, onun da farkındayız. Daha çok emek-yoğun sektörler... Bu tekstil, mobilya, deri gibi daha emek-yoğun sektörler biraz daha bu ortamın, ne diyelim, stresini yaşayan sektörler. Buralara özel olarak da birtakım seçici destekler geliştiriyoruz. Yani o genel düzelme sürecini gözetirken, onu devam ettirirken aslında toplam genel ortamı, finansal ortamı iyileştirmek... Bir yandan o gayret içindeyiz, bir yandan da bu gerçekleşinceye kadar selektif dediğimiz, seçici dediğimiz programlarla hassas sektörleri ve kesimleri destekliyoruz.
"ESNAFIMIZIN FAİZİNİN %50'SİNİ DEVLET OLARAK BİZ FİNANSE EDİYORUZ"Örneğin ihracatçılar bugün %24 faizle para kullanabiliyorlar; reeskont kredisi diyoruz, onlara bu şekilde destek oluyoruz. Esnafımızın faizinin %50'sini devlet olarak biz finanse ediyoruz, piyasa faizinden kullandırmıyoruz. Veya çiftçinin faizinin %70'ini yine devlet olarak biz üstleniyoruz. Buna benzer farklı olarak, bu hassas sektörlerde çalışan başına 3.500 lira destek vermeye başladık. "Yeter ki istihdamı koruyun, biz çalışan başına 3.500 lira destek vereceğiz" dedik. Bunları örnek olarak söylüyoruz; dolayısıyla selektif dediğimiz bazda bu hassas sektörlerimizi de desteklemeye devam ediyoruz.
Normalde bu yaz döneminde biz çok daha iyi bir tablo bekliyorduk doğrusu. Geçen yıl tarımda yine çok talihsiz bir yıl yaşadık; hem don hem kuraklık oldu, iki şey aynı anda gerçekleşti. Dolayısıyla üretimimiz düştü, fiyatlar yükseldi. Bu sene tam tersi bir etki var; çok şükür, çok bereketli bir yıl geçirdik. Bunun gıda fiyatları üzerinde mutlaka olumlu etkisi olacaktır.
Gıda ve konut bizim için en kritik iki kalem; sosyal açıdan da çok önemli kalemler. Daha iyi bir tablo bekliyoruz bu anlamda ve buna dönük "arz yönlü politikalar" dediğimiz politikalarımız da var. İsterseniz ona da bir miktar girebilirim. 4-5 konu bizim için önemli bu arz yönlü politikalarda.
Birincisi gıda. Gıda üretimini artırmak durumundayız. Bunun da yolu; sulama yatırımlarını, suyun verimli kullanıldığı yatırımları artırmak ve planlı tarımı geliştirmekten geçiyor. Bu yönde politikalar uyguluyoruz. Normalde bütçemizde tasarruf tedbirlerimiz var, birçok alanı çok dikkatli kontrol ediyoruz ama gıda üretimini artırmak için sulama yatırımlarına ayrıcalıklı bir destek sunuyoruz. Ayrıca Gıda Komitemiz de birçok unsuruyla bu konuya bakıyor.
İkincisi konut. Konutta da toplumun aşağı yukarı %28'i kira ödüyor ve kiralar gerçekten metropollerde en temel problem haline geldi. Bu noktada da tarihimizin en büyük sosyal konut programını başlattık; biliyorsunuz 500 bin sosyal konut, 15 bin tane de kiralık sosyal konut olacak. O da yeni bir model olarak İstanbul'da denenecek, bunun da çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Bugünkü demografik yapımızla da daha uyumlu olan 2+1, enerjiyi iyi kullanan, afetlere dayanıklı, aynı zamanda finansal olarak daha erişilebilir ve satın alınabilir konutlar üretiyoruz. Kuralar çekildi, ilk teslimatlar da gelecek yılın başından itibaren başlayacak. Dolayısıyla sosyal konuta büyük önem veriyoruz, bunu sürdüreceğiz. Arzı artırarak fiyatların dengelenmesine katkıda bulunacağız.
Üçüncü alanımız enerji. Enerjide maalesef ithalata bağımlıyız. Dolayısıyla bunu azaltmak için gayret ediyoruz; bir yandan petrol ve doğalgaz aramaları yapıyoruz, bir yandan enerjiyi daha verimli kullanmak için çalışmalarımız var ve yenilenebilir enerjide —güneş, rüzgar vesaire— büyük bir dönüşüm sağlıyoruz. İnşallah yakında nükleer enerjiden de istifade eden bir ülke olacağız.
Dördüncü arz yönlü alanımız ulaştırma. Burada da demir yollarını önceliklendirmiş durumdayız. Demir yollarında da limanları üretim alanlarına bağlayan, iltisak hatları dediğimiz hatları önceliklendirdik. Dolayısıyla sanayimizin rekabet gücünü artırmak ve maliyetlerini düşürmek için demir yolu yatırımlarına, üretim alanlarını limanlara bağlayan projelere öncelik vermiş durumdayız.
Dengeli bir model, biz de onu öngörüyoruz. Mesela tüketimle yatırım dengesi var. Tüketim çok önemli tabii, refah demek sonuçta; insanlar gidip bir şeyler tüketiyorsa... Ama aşırı tükettiğiniz zaman, tasarruf oranlarınız çok düşerse bu sefer de gelecek tüketiminizi tehlikeye atıyorsunuz. Yatırımları azaltıyorsunuz ve yatırımları devam ettirmek istiyorsanız dışarıdan başka ülkelerin tasarruflarını kullanarak yatırım yapmak zorunda kalıyorsunuz; o da cari açık demek. Dolayısıyla burada asıl olan denge. Yani cari açığınızı da yönetilebilir seviyede tutmak, bütçe açığınızı da yönetilebilir seviyelerde tutmak... O üretim-yatırım dengenizi korumak.
"DENGELİ BİR BÜYÜMEYİ ÖNGÖRÜYORUZ"Biz de bu çerçevede oluşturduk programımızı aslında. Dengeli bir büyümeyi öngörüyoruz. Büyümenin kompozisyonu dediğimiz bir şey var, büyümenin bileşenleri var. Sadece tüketerek de bir süre büyürsünüz ama az önce bahsettiğim gibi cari açığınız artar, onu finanse etmek için borçlanırsınız, dışarıya borçlu bir ülke haline gelirsiniz ve bunun sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalırsınız. Asıl olan dengeli büyümektir; iç taleple dış talebi dengeleyen, tüketimle yatırımı dengeleyen bir anlayışla... O yüzden Cumhurbaşkanımızın yatırım, üretim, ihracat ve istihdam vurgusu çok önemli. Yani biz mutlaka, elbette tüketeceğiz ama bir taraftan da yarına yatırım yapmak durumundayız; tasarruflarımızı belli bir seviyede tutup bunu da yatırımlara, üretken yatırımlara kanalize etmek durumundayız ve verimlilik artışı sağlamak durumundayız.
"POPÜLİST POLİTİKALARIN TUZAĞINA DÜŞMEMELİYİZ"Verimlilik artışı sağladığınız zaman bu, bir süre sonra sağlıklı bir şekilde ücretlerin artışına yansıyor, o da sosyal refaha yansıyor. Bu anlamda AK Parti'nin, Cumhur İttifakı'nın son derece gerçekçi, ayakları yere basan, sağlıklı politikalarla, planlı ve programlı hareket ettiğini söylemek isterim. Muhalefet, sosyal medya her türlü algıyı yapmaya çalışabilir; hiçbir karşılığı olmayan vaatler havada uçuşabilir. Ama halkımız tarihten de biliyor; yaşayanlar en azından, geçmiş Türkiye'nin tecrübelerini bilenler veya okuyanlar şunu gayet iyi biliyorlar: Bu popülist politikaların, altı boş, sadece sloganik politikaların ülkeye büyük bedeller ödettiğini hep birlikte biliyoruz. Bu tuzağa düşmemeliyiz.
Elbette bu şu anlama gelmiyor; yani "sorunlar yok, hiç uğraşmamız gereken mesele yok" anlamında söylemiyorum, yanlış anlaşılmasın. Oralarda da elbette duyarlı olacağız. Sanayimizde diyelim bir problem varsa ona yönelik elbette ilave politikalar geliştireceğiz; belli bir toplumsal kesimimizin bir talebi varsa bütün imkanlarımızla onunla ilgili çalışmalar yapacağız. Ama asıl olan, dediğim gibi, tüm 86 milyonun bu beklentilerine dengeli bir şekilde, adaletli ve dengeli bir anlayışla cevap verebilmektir.
"15 TEMMUZ ASLINDA 60'TAKİ ASKERİ DARBENİN AÇTIĞI PARANTEZİ KAPATTI"Her zaman uyanık olmakta fayda var. "Hiç olmayacak" diye düşünmek bu anlamda bizi rehavete itmemeli. Mutlaka bir pay bırakıp uyanık olmamızda fayda var. Ama şunu da söylememiz lazım: 15 Temmuz aslında 60'taki askeri darbenin açtığı parantezi kapattı diyebiliriz. Yani bir darbeler tarihimiz var maalesef; vesayet odakları, her darbenin kendine göre farklı birtakım renkleri, aktörleri, üslupları falan ama sonuçta özü aynı dediğiniz gibi. Halkın seçtiklerine, milli iradeye karşı vesayetçi birtakım odakların ve özellikle de dışarıyla da bağlantılı —sadece içeriden değil— içerideki yapılar ve dışarıyla bağlantılı bir şekilde bu milli iradeye karşı bir kalkışma ve kendi tasarımını topluma dayatma...
Bu anlamda vesayetin büyük bir darbe yediğini söyleyebiliriz rahatlıkla. Özellikle 15 Temmuz sonrası yeni hükümet sisteminin oluşması, sivil iradeyi tahkim edici birtakım reformların yapılması... Bunlar tabii bir daha böyle bir şey yaşanmasın adına önemli kararlar, önemli adımlar; çok şey yapıldı. Ama yine de dediğim gibi, rehavete kapılmamakta fayda var. İhtiyatı her zaman elde tutmakta fayda var. Demokrasi her zaman korumamız gereken bir unsur. Yani "artık bir şey olmaz" diye bakmak bu anlamda doğru değil, uyanık olmamız lazım, rehavete kapılmamamız lazım. Ama şunu da bilmeliyiz ki Türkiye bu imtihandan başarıyla çıktı, vesayetçi yapıları tasfiye etti; büyük oranda tasfiye etti. Daha anayasada yapılması gerekenler var, başka işler var ama bir kritik eşiği aşmış oldu Türkiye; o darbeler parantezini bana göre kapatmış oldu. İnşallah bir daha böyle hain ihanet girişimleriyle karşı karşıya kalmayız.
Şehitlerimize rahmet diliyoruz, gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz. Her şeyden önce onlara, dediğiniz gibi, bir hakaret. Ateş düştüğü yeri yakıyor gerçekten. Yani o gece en büyük ihanet girişimlerinden biriyle karşı karşıya kaldık tarihimizin. Asker üniforması giymiş, vatandaşın vergileriyle silahı alınan, üniforması alınan insanlar, teröristler vatandaşın başına bomba yağdırdılar; meclisimize, külliyemize... Dolayısıyla yani bunu tiyatro olarak nitelendirmek hiçbir şekilde kabul edilemez bir yaklaşım.
15 TEMMUZ'DA MECLİSİN BOMBALANMASIBunlar milli iradenin sembolleri. Meclis, yasama organı; bütün partiler var. Yanlış anlamayın, ben sadece AK Parti'den bakmıyorum; bütün milletin aslında iradesinin tecelli ettiği kurum Türkiye Büyük Millet Meclisi. Külliye ise yürütmede milli iradenin tecelli ettiği makam; Cumhurbaşkanlığı makamı. İkisi de aslında milli iradenin tecelli ettiği kurumlar. Bu aslında darbecilerin zihniyetini de açığa vuruyor; kime düşman olduklarını, yani milli irade düşmanlığı olduğunu gösteriyor.
Bütün darbeler gayrimillidir, milli iradeyi hedef alırlar ve esas olarak kırmaya çalıştıkları milletin bu gücüdür, iradesidir. Dolayısıyla bunlar tesadüfen seçilmiş hedefler değil. Meclisin seçilmesi... Düşman askerleri bile değil mi, savaşırken bazı şeylere saygı gösterirler; bir meclis binasına, belli bir tarihi binaya... Bunlar onu bile yapmadılar gerçekten. Yani milli irade düşmanlıklarının ne kadar üst seviyede olduğunu, milletin değerlerine karşı düşmanlıklarının ne kadar üst seviyede olduğunu gösteren çok sembolik ve son derece dikkatle değerlendirilmesi gereken saldırılar bunlar. Bu nedenle şunu da söyleyeyim; 60 darbesinden 15 Temmuz'a kadar, işte arkalarındaki belli güçlerle hareket ettiklerini, milli olmayan birtakım arka planla hareket ettiklerini de bu eylemler çok net bir şekilde gösteriyor.
SİVİL ANAYASA HEDEFİ
Şunu görmemiz lazım: 12 Eylül'den sonra, askeri bir darbeden sonra yapılmış ve kabul ettirilmiş bir anayasayla yaşıyoruz. Bu başlı başına bizim için bir ayıp, bir utanç aslında. Yani biz dünyada darbe sonrası yapılmış bir anayasayla yaşamak zorunda değiliz; bu utançtan her şeyden önce kurtulmamız lazım. Sivil, demokratik bir usulle yapılmış bir anayasa —içeriğinden bağımsız söylüyorum— milletin yaptığı, sivil ve demokratik ortamda şekillenmiş bir anayasa başlı başına kıymetlidir diye inanıyorum.
Diğer taraftan, anayasamızda çok sayıda değişiklik yapılmış olsa bile hala o vesayetçi dönemden kalma, ne diyelim, birtakım artıklar, birtakım unsurlar var. Bir de çeşitli zamanlarda bu değişiklikler yapıldığı için iç tutarsızlıklar, yani ifade biçimlerinden tutun içeriğe kadar bazı tutarsızlıklar mevcut; bunların giderilmesi önemli. Ama her şeyden önemlisi bence sadece geçmişle ilgili değil; bu işin geçmiş kısmını söyledim, bir de gelecek var. Yani yeni bir döneme giriyoruz, az önce tartıştık; dünya farklı bir yere doğru gidiyor. Biz iddialı bir ülke olacaksak, gelecek perspektifli bir yeni anayasayı, sivil ve demokratik anayasayı ortaya koymak durumundayız.
Türkiye Cumhuriyeti'nin insanlığa söyleyeceği sözleri, duruşu da bu anayasayla ortaya koymak durumundayız. Az önce bahsettiğim o güç merkezli dünyaya karşı hem gücünü koruyan hem de prensiplerini, değerlerini ortaya koyan bir millet olarak duruşumuzu göstereceğimiz; bir taraftan da yeni teknolojilerin, işte yapay zekanın, değişen dünyanın hukuk altyapısını oluşturan, gelecek perspektifli ve gençlerin fikirleriyle de şekillenmiş bir anayasa perspektifine ihtiyacımız var.
Yalnız bunu sadece AK Parti, sadece Cumhur İttifakı yapamaz; biliyorsunuz bu, mecliste belli bir çoğunluk gerektiriyor. Dolayısıyla biz muhalefete hep şu çağrıyı yapıyoruz: Gelin, bu ülke hepimizin, bu millet hepimizin; olabilecek en geniş mutabakatı sağlayalım. Oturalım... Mecliste bu işin asıl yeri meclistir. Partiler kendi mutfaklarında çalışırlar, politikalar üretirler, bakış açıları ve teklifler geliştirirler ama sonuçta bunun kurulacağı masa meclistir. "Gelin" diyoruz, meclisimizde oturalım, aksiyon taraflarını hep birlikte tartışalım. Uzun yıllardır bu tartışmayı yapıyor Türkiye; meslek kuruluşlarından akademik dünyaya, sivil toplumdan herkese kadar herkesten gelen bu verilerle ülkemizi bu yeni anayasayla, sivil, demokratik ve gelecek odaklı bir anayasayla milletimizi kavuşturalım istiyoruz.
Biz bu iddiamızdan vazgeçmiş değiliz, çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız benim başkanlığımda bir grup oluşturmuştu; biz kendi içimizde, mutfağımızda 20'nin üzerinde toplantı yaptık, bu tartışmaları sürdürüyoruz. Gönül ister ki ana muhalefet başta olmak üzere diğer tüm partiler de gelsinler, oturup hep birlikte konuşalım. Tek taraflı değil bu iş, sadece bir partinin bakış açısıyla olacak iş değil; en geniş mutabakatla milletimize hak ettiği bu anayasayı kavuşturalım istiyoruz. Türkiye bunu da başaracaktır, er veya geç başaracaktır.
"TERÖRSÜZ TÜRKİYE" SÜRECİ
Terörsüz Türkiye'nin ana çerçevesine baktığınız zaman; terörsüz Türkiye, terörsüz bölge aslında Türkiye Yüzyılı vizyonudur. Türkiye Yüzyılı vizyonunu Cumhurbaşkanımız ortaya koyarken, birçok boyutunun yanında kardeşliğin, huzurun, birliğin yüzyılı olarak ortaya koydu; iç cephemizi güçlendirmemiz gerektiğinin her vesileyle altını çizdi. Bu çerçevede de Sayın Bahçeli tarihi bir çıkış yaptı, tabiri caizse ezberleri bozdu hakikaten. Siyasi bir hesap yapmadan, ülkenin geleceği için —yani siyasi getirisi, götürüsü diye bakmadan— ülkemizin geleceği için doğru olan neyse onu yapalım anlamında cesur çıkışlar yaptı ve bu sürece büyük bir ivme katmış oldu.
Daha sonra biliyorsunuz terör örgütünün kurucusu, kendi örgütüne "kendinizi feshedin" çağrısı yaptığı süreçte örgüt de buna olumlu cevaplar verdi; dolayısıyla süreç aşama aşama bu noktalara gelmiş oldu. En son meclisimizde bir komisyon kuruldu; bir grup hariç bütün grupların ortak bir komisyonu oldu. Bunu da tebrik etmek istiyorum ben hakikaten, bütün katkıda bulunanları; iyi bir örnek oldu. Her demokraside tabii ki tartışmalar olur partiler arasında, farklı bakış açıları olur, aksi takdirde bir tane parti olurdu. Ama bir taraftan da milli konularda, hayati konularda da partilerin bir araya gelip ortak bir tutum sergilemesi gerekiyor; işte buna güzel bir örnek oldu. İyi bir rapor çıktı; şu anda o şekilde bir süreç var, şu ana kadar öyle geldi. Bunu da hepimiz hakikaten takdir ediyoruz. Meclis Başkanımızın başkanlığında gerçekten çok olgun, çok iyi bir süreç işledi ve bir rapor çıktı.
Şu anda geldiğimiz nokta artık kritik bir aşama; bu aşamada artık bir kanuni düzenleme hususu gündemimizde. Bu kanuni düzenleme ile birlikte, terör örgütünün —kendini feshettiğini söyleyen terör örgütünün— silahları tamamen bırakması, bu illegal diyebileceğimiz yapılanmaları tasfiye etmesi söz konusu ve buna karşı da devletimizin, meclisimizin —yine gönül ister ki tabii tüm partilerin katkısıyla— bir düzenleme ortaya koyması... Bu konularda da belli bir aşamaya gelinmiş durumda; meclisimiz kapanmadan bu yönde bir yasanın çıkarılması yönünde büyük bir gayret var, çalışmalar var. İnanıyorum ki meclisimizde bu, ilgili komisyonlarda mutlaka ele alınacak ve belli bir çerçevede sonuçlandırılacaktır.
Burada asıl olan, Türkiye'nin bu terör belasından kalıcı bir şekilde kurtulmasıdır. Bugüne kadar bakın —bu mütevazı, ihtiyatlı bir hesaplama, tabii ki can kayıplarının hesabı olmaz, yanlış anlamayın; tüm şehitlerimize tekrar rahmet diliyoruz, o en büyük kayıp, o hesaba gelmez— ama ekonomik kayıplara baktığınız zaman 2 trilyon doların üzerinde bir kayıptan bahsediyoruz. Türkiye'nin ayaklarına vurulmuş bir prangadan bahsediyoruz; bu yükünden kurtulmuş bir Türkiye, terörsüz bir Türkiye, terörsüz bir bölge, çok daha hızlı bir şekilde kalkınma sürecinin gelişeceği, demokratik standartları yükseltmek için de çok daha elverişli bir atmosferin oluşacağı bir Türkiye demektir.
Şimdi güvenlik endişelerinin olduğu yerde ister istemez bu tartışma alanı daralıyor. Ama güvenlik endişelerinin kalktığı, öz güvenin arttığı bir ortamda, demokratik gelişim içinde, demokratik standartların yükselmesi için de çok daha elverişli bir atmosferin, ortamın oluşacağını söyleyebilirim. Ama önce tabii bu silahlardan, terörden, güvenlik endişelerinden herkesin kurtulması lazım.
Bu süreçte de herkesin üslubuna çok dikkat etmesi lazım. Bu işler yine mekanik işler değil, sadece düzenleme meseleleri değil; kardeşliğimizi, birliğimizi, beraberliğimizi her fırsatta vurgulamamız lazım. Farklı bakış açılarımız olabilir, farklı tekliflerimiz olabilir ama kırmadan, dökmeden, rencide etmeden bu tartışmaları bir olgunluk içinde sürdürmemiz lazım. Eleştiriler de olabilir, eleştiriler de bence çok faydalı; sonuçta hakikaten dikkat edilmesi gereken unsurlar olabilir. Bütün bunlarla birlikte ben Türkiye'nin bunu artık başaracağına, buna da herkesin katkıda bulunması gerektiğine inanıyorum. Bu yüklerinden kurtulmuş bir Türkiye; bölgesinde de, küresel düzeyde de çok daha etkili bir aktör haline gelmiş olacaktır.
EN BÜYÜK MALİYETİ DOĞU VE GÜNEYDOĞU ÖDEDİTerörün en büyük zararı doğuya, güneydoğuya oldu. Hem can kaybı anlamında hem de kalkınma anlamında çok büyük bedeller ödedi orada yaşayan insanlar. Yani görüşü ne olursa olsun, fikri, partisi bilmem nesi ne olursa olsun en büyük bedeli aslında doğuda, güneydoğuda yaşayan insanımız ödedi. Yaylalarını kullanamadı, yatırım gitmedi o bölgeye; tam aksine oradaki sermaye başka yerlere gidip yatırım yapmak durumunda kaldı. İşsizlik arttı, turizm olmadı vesaire... Dolayısıyla en büyük maliyeti o bölge ödedi. Tüm Türkiye ödedi şüphesiz ama en büyük maliyeti Doğu ve Güneydoğu bölgesi ödedi.
Şimdi terörün kalktığı bir ortamda da tam tersine, en büyük fayda aslında Doğu ve Güneydoğu'da yaşayan insanımıza olacak. Oradaki illerimiz, uzun zamandır kullanmadıkları potansiyeli harekete geçirecekler. Çok daha hızlı, Türkiye ortalamasından daha yüksek bir hızla büyüyecekler. Yeni yatırım fırsatları oluşacak, yeni istihdam, yeni ticaret imkanları oluşacak. Terörsüz bölgeyle birlikte bakın; bu Kalkınma Yolu Irak'tan geçecek, Hicaz Demir Yolu, Suriye... Zengezur Koridoru, bütün bunlarla birlikte Türk Cumhuriyetleri... Orta Doğu, Kuzey Afrika, Avrupa... Türkiye muazzam bir coğrafyaya sahip ama uzun zamandır bu güvenlik meseleleri yüzünden, anlamsız kısıtlamalar yüzünden ve yeterli olmayan bazı altyapılar yüzünden bu potansiyeli kullanamıyorduk; şimdi onu kullanmış olacağız. 86 milyon bu faydayı göreceğiz ama bir taraftan da Doğu ve Güneydoğu, dediğim gibi, çok daha fazla faydalanacak.
Yalnız şu farkla sadece; yıkmak kolay ama yapmak zaman alıyor Esra Hanım. Olumsuz etkiler çok daha kısa sürede gerçekleşiyor, olumlu etkiler biraz daha zamana yayılmış bir şekilde ortaya çıkıyor ama mutlaka bunu görüyorsunuz. Şimdiden görmeye başladık; bakın Mardin'e gidin turizme, Diyarbakır'ın şu anki ortamına bakın, Gaziantep'e bakın, Urfa'ya bakın... Birçok il şimdiden bunun faydalarını görüyor ama kalıcı bir güvenli ortam oluştuğu zaman bu, çok daha ilave getirecektir o bölgeye. Dolayısıyla o bölgenin çocukları da çok daha güvenli bir ortamda, emin bir ortamda, geleceğe çok daha umutla baktıkları bir ortamda yetişme imkanına kavuşmuş olacaklardır.
Ben hep şunun altını çiziyorum, son olarak şunu söyleyeyim: Cumhuriyetle ilgili çok tartışmalar var; ideolojik tartışmalar, şunlar bunlar... Ama "Ben ne anlıyorum?" diye baktığımda kendi hayatıma; Cumhuriyet dediğimiz aslında fırsat eşitliğidir. Hangi bölgede doğmuş olursanız olun, hangi sosyoekonomik arka plandan gelirseniz olun, ailenizin durumu ne olursa olun, hangi etnik gruptan, mezhepten, kimlikten geliyor olursanız olun; bu toplumda "Ben çalışırsam, uğraşırsam belli bir yere gelirim" diye inanıyorsa çocuklarımız, gençlerimiz, işte Cumhuriyet amacına ulaşmış demektir. Ben öyle görüyorum.
Farklılıklarımızla birlikte yaşamak zorundayız; birbirimizi bir şeylere benzetmek durumunda değiliz, zorlamak durumunda değiliz. Neyse insanlar... Ben şuna inanıyorum; bir insan inandığı gibi yaşamıyorsa o topluma bir fayda da üretemez zaten. Neye inanıyorsa, nasıl inanıyorsa o inancını, rahat bir şekilde kimliğini ifade edebilmeli, yaşayabilmeli. Bu, pozitif veya negatif bir şeye yol açmamalı. Eşit vatandaşlık temelinde, bütün insanların farklılıklara saygı gösterdiği bir ortamda yaşamayı becermek durumundayız.
Bizim atalarımız bunu başarmış aslında. Yüzyıllar boyunca bırakın farklı mezhepleri, etnik kimlikleri; farklı dinlerle aynı coğrafyayı, aynı şehirleri yüzyıllarca paylaşmış bizim atalarımız. Bizim de bugünkü dünyada bunu başarmamız lazım. Bazen okumuş olmak, işte çok bilmiş olmak önyargıları kıramıyor maalesef; daha farklı katı kalıplar da oluşturabiliyor, hiç olmadık birtakım tavırlar da oluşturabiliyor. Bilginin yanına mutlaka bu diğer unsurları da katmak zorundayız. Ötekileştirmememiz lazım, ayrımcılık yapmamamız lazım, hor ve hakir görmememiz lazım; bunun bize de yapılmasına müsaade etmememiz lazım, başkalarına da yapılmaması lazım.
Bu genel anlayış toplumda hakim olursa ben birçok meselenin çok daha rahat çözüleceğine inanıyorum ki toplumun çoğunun da böyle düşündüğüne inanıyorum. Belki sesi daha çok çıkanlar var, işte birtakım kimlik siyaseti yapanlar var. Ben hep şunu söyledim hayatım boyunca: Kimliklere sonuna kadar saygı duyalım ama kimliklerin istismar edilmesine, polemik konusu yapılmasına, kimlikler üzerinden araçsallaştırılarak siyaset yapılmasına da karşı duruş sergileyelim. Herkesin kimliği başımızın tacı ama o kimlikleri birileri araçsallaştırıp toplumumuzda kutuplaşma oluşturmasın, gerilim oluşturmasın, hepimize bedel ödetecek çatışmaların tohumları atılmasın. Biz yüzyıllardır bu birlikte yaşama tecrübesine sahibiz, Türkiye Yüzyılı'nda da bunu güçlendirerek devam ettireceğiz inşallah.
- Popüler Haberler -
Zeytinburnu'nda kaza üstüne kaza: İki tramvay kafa kafaya çarpıştı, yaralılar var
Şule Yüksel Şenler, vefatının 7. yılında anılıyor: Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan anlamlı paylaşım
11 bini aşkın çocuk sıcak yuvaya kavuştu: Bakan Göktaş'tan Mardin'de 'Gönül Elçileri' vurgusu
TBMM Başkanı Kurtulmuş'tan Bingöl ve İstanbul'daki trafik kazalarına ilişkin taziye ve geçmiş olsun mesajı
Seferihisar soruşturmasında yeni gelişme: : Rüşvet çarkının 'kuryeleri' makam şoförleri mi çıktı
"Şeytantepe" operasyonu büyüyor: 31 isim için düğmeye basıldı



