Bakan Fidan'dan SDG mesajı: Türkiye olarak bu konuda kararlı politikamız sürecek

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "SDG meselesi ise yine Suriye, Türkiye ve bölgemizin geri kalanı için bir sorun olmaya devam ediyor. İnşallah bu yıl bu sorun da çözülür. Türkiye olarak bu husustaki kararlı ve net politikamızı 2026 yılında da sürdüreceğiz." dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "SDG meselesi ise yine Suriye, Türkiye ve bölgemizin geri kalanı için bir sorun olmaya devam ediyor. İnşallah bu yıl bu sorun da çözülür. Türkiye olarak bu husustaki kararlı ve net politikamızı 2026 yılında da sürdüreceğiz." dedi.
Fidan, Türkiye'de yerleşik ulusal ve uluslararası medya kuruluşlarının temsilcileriyle İstanbul'daki otelde bir araya gelerek bilgilendirme toplantısı düzenledi.
Uluslararası sistemin içinde bulunduğu tıkanmışlığın 2025'te daha ileri boyuta taşındığına ve bu tıkanmışlığın adeta kanıksandığına şahit olunduğunu belirten Fidan, "Geçtiğimiz sene küresel düzenin temelini oluşturan kurallar manzumesi, onarılması güç bir tahribata uğradı. İnsanlığın ortak vicdanında derin yaralar açan krizler, art arda yaşanmaya başlandı. Bu durum karşısında devletlerin mevcut ittifak ilişkilerini sorguladıklarını ve yeni yapılar tesis etme arayışına girdiklerini gördük." değerlendirmesinde bulundu.
Fidan, çatışmalar, ekonomik dalgalanmalar ve teknolojik dönüşümlerin, ülkelerin önceliklerini, yeteneklerini ve stratejilerini gözden geçirmelerine sebep olduğunu ifade ederek, "Öte yandan sorumluluk ve irade sahibi ülkeler açısından diplomasi, sorunların barışçıl çözümü yönünde yegane araç olarak öne çıktı. Tüm bu sebeplerle 2025 senesi, uluslararası sistemde kalıcı izler bırakan ve Türk dış politikası açısından son derece yoğun geçen bir yıl oldu." diye konuştu.
Gazze'de yaşanan soykırımın, uluslararası hukuk ve insani değerler bakımından 2025'in en ağır ve öncelikli gündem maddesini teşkil ettiğini vurgulayan Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Aynı zamanda uluslararası sistemin kapasitesinin test edildiği bir sınav niteliği taşıdı. Açıkça söylemek gerekir ki günümüzün küresel yönetişim modeli, maalesef bu sınav karşısında sınıfta kaldı. Türkiye olarak Sayın Cumhurbaşkanı'mızın (Recep Tayyip Erdoğan) liderliğinde dost ve kardeş ülkelerle beraber soykırımın durdurulması ve ateşkesin sağlanması için büyük çaba gösterdik. Gelinen aşamada kırılgan ancak ümit vadeden bir durumla karşı karşıyayız."
Fidan, Türkiye olarak ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi, Gazze'nin yeniden imarı ve Filistinlilerin kendi devletlerinin çatısı altında barış ve huzur içinde yaşayabilmeleri amacıyla çalışmaya devam edeceklerini vurguladı.

"DİPLOMATİK KANALLARI AÇIK TUTMAK VE BARIŞIN TESİSİ YÖNÜNDE ADIMLAR ATILMASINI SAĞLAMAK İÇİN YOĞUN ÇABA GÖSTERDİK"
Rusya-Ukrayna Savaşı'nın, transatlantik ilişkilerden Avrupa'nın kimliğine ve güvenlik mimarisine kadar pek çok konunun alışılagelmiş kalıplarının sorgulandığı tartışmaları da beraberinde getirdiğine işaret eden Fidan, "Türkiye olarak diplomatik kanalları açık tutmak ve barışın tesisi yönünde adımlar atılmasını sağlamak için başta Cumhurbaşkanı'mız olmak üzere çok yoğun çaba gösterdik." ifadesini kullandı.
Fidan, 2026'da savaşın sona erdirilmesi konusundaki gayretlerin, ideal ile gerçekçi çözüm arasındaki farkı kapatmaya odaklanacağına dikkati çekerek, "Avrupa güvenlik mimarisi bağlamında başlayan tartışmaların ise daha uzun yıllar ana gündem maddelerimizden birini teşkil edeceğini şimdiden öngörmek mümkün." dedi.
Suriye'nin içinden geçtiği büyük dönüşüm ve uluslararası topluma entegrasyonunun 2025'in olumlu gelişmelerinden birini teşkil ettiğinin altını çizen Fidan, şunları kaydetti:
"Suriye konusunda bölge ülkelerinin, Avrupalı devletlerin ve ABD'nin ortaya koyduğu yapıcı iradenin aynı kararlılıkla bu yolda devam etmesini temenni ediyoruz. SDG meselesi ise yine Suriye, Türkiye ve bölgemizin geri kalanı için bir sorun olmaya devam ediyor. İnşallah bu yıl bu sorun da çözülür. Türkiye olarak bu husustaki kararlı ve net politikamızı 2026 yılında da sürdüreceğiz."
İsrail'in Suriye, İran ve Lübnan gibi ülkeleri hedef alan saldırılarının arttığının ve Somaliland'den İran'a uzanan geniş coğrafyadaki "böl-parçala-yönet" faaliyetlerinin yoğunlaştığına şahit olunduğunun altını çizen Fidan, "Bu politika, İsrail'in komşu ülkeleri istikrarsızlaştırarak kendi güvenliğini sağlayabileceği illüzyonuna dayanmaktadır. Söz konusu zihniyetin sadece bölge ülkeleri için değil küresel düzeyde bir tehdide dönüşmekte olduğuna her fırsatta dikkat çekiyoruz." diye konuştu.
"BÖLGEMİZ İÇİN BARIŞ, İSTİKRAR VE REFAH ÜRETMEK, ÖNCELİĞİMİZ OLMAYA DEVAM EDECEK"
Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğindeki dış politikanın 2025'te etkin ve pratik sonuçlar ürettiğinin ortada olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:
"Değinmiş olduğum başlıkların dışında, ayrıca Kafkasya'da kalıcı barışın tesisi, Balkan ülkeleri ve Türk devletleri ile olan ilişkilerimizin daha da güçlendirilmesi, 2025'te de en fazla mesai harcadığımız konuların arasında yer aldı. Keza Kıbrıs, Ege ve Akdeniz'deki gelişmelerle çok yakından ilgilendik. Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerimizde ortak bir stratejik perspektif geliştirilmesi yönündeki irademizi ve gayretlerimizi samimi biçimde ortaya koyduk."
Fidan, Afrika ülkeleri ile ilişkilere de özel emek sarf edildiğini belirterek, "Rusya-Ukrayna, Etiyopya-Somali ve Pakistan-Afganistan arasında arabuluculuk faaliyetleri yürüttük. Ülkemize savunma sanayisi konusunda uygulanan yaptırımların büyük oranda kaldırılmasını sağladık. Ekonomik konulara, küresel ve ikili ticari ilişkilerimize özel önem atfettik. Enerji ve bağlantısallık konularında diğer kurumlarımızla beraber kapsamlı ve kapsayıcı projeler ürettik." bilgisini paylaştı.
Artık hiçbir ülkenin dış politikasını önceden belirlenmiş şablonlara göre yürütecek durumda olmadığını ifade eden Fidan, "Çünkü belirsizlik, artık daimi hale gelmiş durumda. Bugünün uluslararası ortamı, kuralların aşındığı, güç dengelerinin yeniden şekillendiği ve ancak vizyoner liderlerin yön verebileceği bir yapıya evrilmektedir. İttifakları doğru kurmak, menfaatleri doğru tanımlamak ve araçları ustalıkla kullanmak zorundayız. Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde bu dönemde belirleyici bir rol oynama kapasitesine sahiptir ve bu rolü oynamaya da devam edecektir." diye konuştu.
Fidan, Türkiye'nin kriz anlarında tavsiyesi aranan, arabuluculuğu ve katkısı talep edilen konuma gelmesinin, hem devlet aklının hem de liderliğin uzun yıllara yayılan birikiminin sonucu olduğuna işaret ederek, "2026 yılında da yoğun bir takvim bizi bekliyor. Yeni yılda dış politika önceliklerimizi hassasiyetle takip etmeye devam edeceğiz. NATO Zirvesi'ne, Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'ne ve BM İklim Değişikliği Zirvesi'ne inşallah bu yıl ev sahipliği yapacağız." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin, ideal ile gerçeklik, değerler ile menfaatler arasındaki dengeyi gözeterek ilkeli duruşuyla, kararlılıkla, öz güvenle ve kesintisiz çabayla yoluna devam edeceğini vurgulayan Fidan, "Bu anlayış temelinde, 2026 yılında da Balkanlar'dan Latin Amerika'ya, Orta Asya'dan Doğu Akdeniz'e uzanan geniş coğrafyada inisiyatif almayı ve sorunlara çözüm üretmeyi sürdüreceğiz. Bölgemiz için barış, istikrar ve refah üretmek, önceliğimiz olmaya devam edecek." dedi.
"İRAN'A YÖNELİK BİR ASKERİ MÜDAHALEYE KARŞIYIZ"
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "İran'a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız, İran'ın kendi içindeki otantik sorunlarını kendisini çözmesi gerekiyor." dedi.
Toplantıda, "İran'a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız, İran'ın kendi içindeki otantik sorunlarını kendisini çözmesi gerekiyor." ifadelerini kullanan Fidan, bunun uluslararası ilişkiler boyutunun olduğunu çünkü takip ettiği bazı politikalardan dolayı İran'ın "yaptırımlara tabii" olduğunu söyledi.
Fidan, İranlı muhataplarına bölge ülkeleriyle olan sorunlarının çözülmesi gerektiğinin aktarıldığını belirterek "Küresel nükleer konuda da sorunlarını diplomasi yoluyla hiç fırsat kaybetmeden çözmeli ki ekonomik zorluklara neden açan yapısal bir takım problemler ortadan kalksın." değerlendirmesinde bulundu.
Uluslararası izolasyon altında olunduğunda, bazı ekonomik hizmetlerin sağlanmasının sınırlandığının altını çizen Fidan, şunları kaydetti:
"İran'ın büyük bir nüfusu var, dinamik bir halkı var. Yaşam arzusu, yaşama katılma arzusu son derce yüksek bir halk var, sofistike. Bunları belli konulardan mahrum ettiğiniz zaman ortaya bu türden sıkıntılar çıkıyor. Burada şu karıştırılıyor, insanların karşılaştıkları ekonomik ve diğer güçlüklerle ilgili sıkıntıların, rejime karşı ideolojik başkaldırı gibi görünmesi aslında bu aslında gri bir alan olmuş oluyor. Burada yakından baktığınız zaman, dışardaki bazı İran düşmanı olan ülkelerin iştahını kabartacak bir durum yok, rejime düşmanlık açısından ama var olan politikaların ortaya koyduğu bu ekonomik zorluklar, bunun bir türlü izale edilememesi bir sıkıntı doğuruyor. Biz burada bir müdahale olmasını istemiyoruz ama (ABD Başkanı Donald) Trump politikalarına baktığınız zaman, karadan güç kullanmayı şu ana kadar çok fazla tercih ettiğini de görmedik."
"BİZ KESİNLİKLE SORUNLARIN DİYALOGLA ÇÖZÜLMESİNİ İSTİYORUZ"
Türkiye'nin en başından beri "bölgesel istikrar ve güvenlik" konularına önem verdiğini hatırlatan Bakan Fidan, bölgede geçmişten tevarüs edilerek, evrilip gelen çok sayıda sorunlar olduğunu söyledi.
Fidan, bunlardan birinin de İran'ın uzun yıllar maruz kaldığı yaptırımlar ve bölgedeki birtakım politik uyumsuzluk olduğunu belirterek "Biz tabii İran'ın komşusu olarak, dostu olarak müteaddit defalar, samimi bir şekilde görüşlerimizi çok net olarak paylaşıyoruz. Bizim sınır komşumuz yüzyıllara dayanan, değişmeyen bir sınırımız var ve iki halk birbirine çok benziyor, yoğun bir ticari ve sosyal ilişki var. Dolayısıyla İran'da olacak olan her şey bizi yakından ilgilendirdiğinden, bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz." diye konuştu.
İran'ın uluslararası belli başlı aktörlerle olan sorunlarını çözmesi ve bölgenin tamamına yayılacak istikrarsız senaryolardan kaçınmasının, Türkiye'nin de menfaatine olduğunu vurgulayan Fidan, Türkiye'nin önceliğininin hiçbir şekilde güç kullanımına yol açacak bir duruma gelmemek olduğunu kaydetti.
Hakan Fidan, "Ama maalesef geçtiğimiz aylarda da gördük, 12 gün savaşlarında, önce İsrail'in, sonra da Amerika'nın mahdut da olsa bir saldırısıyla karşı karşıya kaldık ve bu saldırı belli bir yerde durdu. Şimdi bunun tekrar etme olasılığının ortaya çıkması, bizim tasvip ettiğimiz bir şey değil. Biz kesinlikle sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz. İran'da olacak geniş çaplı istikrarsızlığın bölgenin kaldırma kapasitesinin çok üstünde olduğunu düşünüyorum. Onun için diplomatik çabalara devam edeceğiz. İnşallah Amerika'yla İran kendi arasında bu konuyu gerek arabulucular üzerinden gerek diğer aktörler üzerinden veya direkt görüşerek çözerler. Biz de konuyu yakından takip ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Gazze planında ikinci aşamaya geçilmesine ilişkin soruyu yanıtlayan Bakan Fidan, ABD Başkanı Donald Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un ilanıyla Gazze'de artık ikinci aşamaya geçildiğinin duyurulduğunu söyledi.
Fidan, "Sürecin ağır aksak da olsa ilerlemesi bizim memnun olduğumuz bir husus. Cumhurbaşkanımız özellikle insani yardımlar konusunda inanılmaz derecede büyük bir hassasiyet içerisinde. Filistinlilerin orada, soğukta barınmasız kalması, ilaçsız kalması, gıdasız kalması hepimizin vicdanı çok derinden yaralamakta." ifadelerini kullandı.
İsrail'in bu konuda sistemli ve maksatlı bir politika uyguladığının bilindiğini söyleyen Fidan, şunları kaydetti:
"İsrail, uluslararası toplumun hep beraber uygulamak istediği bu barış planını (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu hükümetinin esas itibarıyla çok fazla uygulamaya taraftar olmadığını biliyoruz. Onların nihai amacı Filistinlilerin Gazze'den çıkması ama uluslararası toplum, başta bölge ülkelerinin ortaya koyduğu itme gücüyle, Amerika'nın şu anda ağırlığını koymasıyla, bu barış aşamasını bu noktaya getirdi. İkinci aşamada, geçtiğimiz günlerde grup olarak mutabık kaldığımız Filistinli teknik komitenin Gazze'nin idaresini alması birinci önceliği taşıyor. Daha sonra barış kurulunun ilan edilmesi ve daha sonra Barış Kurulu adına gündelik icraatı yürütecek yönetim kurulunun belirlenmesi ve çalışmaya başlaması bu sırada gidecek bir işlem manzumesi var.
Biz önümüzdeki birkaç hafta içerisinde bunun inşallah tamamıyla organların en azından hayata geçeceğini düşünüyoruz. Uygulamada birtakım zorluklar olacak tabii ki ama hem biz hem diğer kurumlarımız gerçekten büyük bir hassasiyetle diğer ortaklarımızla konuşarak bu sürecin sorunsuz gitmesi veya olan sorunların barış sürecini inkıtaya uğratmaması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Olumlu bir aşamaya geliyoruz ama dediğim gibi riskler ortada, İsrail'in niyeti de ortada."
"DİPLOMASİYE DAYALI, DİYALOĞA DAYALI, SORUN ÇÖZME TEKNİĞİNE GİRMELERİ LAZIM"
Suriye'deki genel durum ve 10 Mart mutabakatı hakkında sorulan soruya, "SDG'nin Kandil'le bağı meselesinin yeni keşfedilmiş bir bilgi olarak zaman zaman özellikle Batılı muhataplar tarafından karşılanması, bizim de hayret ettiğimiz bir konu." yanıtını veren Fidan, bunun net bir bilgi olduğunu söyledi.
Hakan Fidan, Türkiye'nin terör örgütü SDG ile en başından beri probleminin bu olduğunu en başından beri söylediğini aktararak "Suriye Kürtlerinin, kendi, otantik bir araya gelip sadece Suriye'deki Kürtlere has, Suriye'deki sorunları çözmeye yönelik bir hareketin Suriye'yle tabii ki ilgisi var. Biz medeni, gelişmiş bir ülkeyiz. Belli ülkelerin kendi iç sorunlarını çözmeden sınırlarının neler olduğunu biz biliriz ama bunun böyle olmadığını herkes biliyor. Dört ülkede iddiası olan, örgütlenmesi olan ve eylemi olan bir örgütün Suriye'deki uzantısının adının SDG olması, YPG olması bizim çok bildiğimiz bir gerçeklik." diye konuştu.
Herkesin, terör örgütü SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin, Kandil'den onay almadan bunun hayata geçmeyeceğinin bilincinde olduğunu söyleyen Fidan, bunun işleri zora sokan bir husus olduğunu ama bir an önce 10 Mart mutabakatının uygulanarak ülkede istikrarın sağlanmasının temenni edildiğini aktardı.
Fidan, Halep konusunda da geçmişte Türkiye'nin uyardığını hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:
"Fırat'ın batısında özellikle 8 Aralık 2024'ten sonra işgal edilen yerlerin bir iyi niyet göstergesi olarak tekrar boşaltılması, unsurların doğuya çekilmesi hususu gündemde. Bu film tekrar tekrar oluyor. Biz Afrin'den, Resulayn'dan itibaren, Tel Rıfat'tan itibaren Halep'te her zaman aynı oyunu görüyoruz. Gidiyoruz diyoruz ki, bakın burada duruşunuz illegal, şu yapıları, şu unsurları şu şekilde olmaması lazım. Yok, direniyorlar. Sonra güç kullanılıyor, geri adım atıyor. Bu şablondan çıkılması lazım artık. Gerçekten iyi niyet gösterisinde bulunmak istiyorlarsa, bir diplomasiye dayalı, diyaloga dayalı, artık sorun çözme tekniğine girmeleri lazım. Diyalog içindeymiş gibi gözüküp, dünyaya böyle bir imaj verip, zaman kazanıp, bölgede hani daha da fazla ispat edeceğimiz bir kriz çıkar mı diye de etrafa bakıp, belli aktörlerle de ilişkiyi devam ettirip, bu kadar parametre yönetecek ne zihniniz var, ne de gerçeklik buna izin verir. Bir iyi niyet koyacaksınız. 'Biz Suriye'de istikrarı istiyoruz.' 'Suriyeli Kürtlerin müreffeh olmasını istiyoruz. Emin olmasını istiyoruz.' Irak ve diğer konuları bırakın bir kenara ama bunun böyle olmadığını biliyoruz. İnşallah olur. Çok yakından takip ettiğimiz bir konu. İnşallah barışçıl yollarla çözülür."
Bakan Fidan, 10 Mart mutabakatı çerçevesinde "Tüm Suriyelilerin siyasi süreçlerde temsil edilmelerinin güvence altına alınacağı ve Kürtlerin anayasal haklarının temin edileceği" maddelerinin uygulanmasına ilişkin soruyu Fidan, 10 Mart mutabakatının genel olarak uygulanmasında sorun olduğu şeklinde yanıtladı.
Suriye yönetiminin bunları hayata geçirmesi için bu 10 Mart mutabakatında yer alan hususlara ihtiyacı olmadığını vurgulayan Fidan, bu konuda hem bölge ülke olarak Türkiye'nin kendisinden talebi olduğunu hem kendilerinin programında olduğunu aktardı.
Dışişleri Bakanı Fidan, "Ülkede bulunan diğer azınlıkları, inanç gruplarını sizin yönetime katmayarak hani dışlayarak bir yere gitme şansınız yok ama burada altın oran şu; anayasal vatandaşlık çerçevesinde inanç gruplarının, etnik azınlıklarının yönetime dahil olmasıyla, kendilerini ayrı bir küme olarak belirleyip bir siyasal entite formuna dönüşüp buradan yönetime dahil olması... Bunun ikisi ayrı şey. Zaten problemin çıktığı yer burası." dedi.
Bakan Fidan, insanların kendi kimliklerini, kültürlerini, inançlarını yaşarken aynı zamanda bir bayrağın altında vatandaşı olduğu ülkenin gücünden refahından yararlanacakları ve katılımı da o şekilde yapacakları yapının, istikrara, barışa, refaha daha yakın bir yapı olduğunu belirtti.
Ülkeyi inanca göre entitelere bölmenin, adacıklar oluşturmanın bölünmeye davetiye çıkardığını söyleyen Fidan, "Bölünmeyi burada bir ideoloji aracı olarak değil, ortak insanlığın menfaati olarak ortaya sorun olarak atmaya çalışıyorum. Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor." görüşünü dile getirdi.
RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI
Yakın zamanda Fransa'nın başkenti Paris'te Rusya-Ukrayna konulu liderler toplantısı düzenlendiğini hatırlatan Fidan, bu toplantı öncesinde, bakan düzeyinde defalarca toplantı olduğunu belirtti.
Fidan, yapılacak barışın sadece Ukrayna-Rusya arasında olmayacağını, Avrupa ile Rusya arasında da olacağını söyledi.
ABD Başkanı Donald Trump'ın, iktidara gelmesinden sonra, ABD'nin Rusya-Ukrayna Savaşı'nda öncü rolünü değiştiğini ve nötr pozisyona geçtiğini belirten Fidan, başka sorunların ortaya çıkmasına neden olduğunu ifade etti.
Fidan, "Rusya-Ukrayna Savaşı bir sorunken Amerika'nın bu savaşın sonuna doğru ortaya koyduğu pozisyonda daha başka bir sorun çıkardı, sorun içinde sorun çıktı. Aslında ortaya baktığımız zaman Avrupa güvenliği çok ciddi bir şekilde Ukrayna'nın güvenliğine de bağlanmış durumda. Bunun askeri strateji olarak ne kadar gerçekçi olup olmadığı hususu, askeri stratejiler tarafından tartışılmalı. Biz de önümüze gelen verilere bakıyoruz." diye konuştu.
Gelinen noktada, barış anlaşması olursa askeri boyutu olan üç hususun mevcut olduğunu söyleyen Fidan, birincisinin "anlaşmanın takibi, doğrulanması ve izlenmesi" olduğunu belirterek buna ilişkin çalışmaların olduğunu ifade etti.
Fidan, ikincisinin "Ukrayna'nın caydırıcılık gücünün nasıl devam edeceği" olduğunu ve buna ilişkin çalışmalar bulunduğunu, üçüncüsünün ise "bir ihlal olması durumunda ne türden tedbirlerin hangi araçlarla, hangi senaryolarla alınacağı" olduğunu kaydetti.
Bakan Fidan, şöyle devam etti:
"Barış anlaşması olduktan sonra, askeri unsurların, bütün bu görevlerde kullanılacak yapıların üç tane klasikleri yeri var. Deniz, kara, hava. Deniz alanı deyince de Ukrayna'nın sadece Karadeniz'e kıyısı var. Karadeniz, bizim de bulunduğumuz, en büyük NATO üyesi olarak Türkiye'nin yer aldığı bir yer. Deniz gücünün komutasını Cumhurbaşkanımızın müzakere talimatıyla öteden beri biz bu sorumluluğu almak istiyorduk. Şimdiki planlamalarla bu sorumluluk bize verilmiş durumda. Burada gönüllü olan diğer ülkelerle beraber biz bu sorumluluğu alacağız. Buna ilişkin Milli Savunma Bakanlığımız çok yoğun bir çalışma yürütmekte. Tabii hava ve kara unsurları İngiltere, Fransa'nın öncülüğündeki başka ülkelerle gidecek."
"TEKNİK ZORLUKLARIN PROBLEMLERİNİ ORTADAN KALDIRMASI İÇİN ÇALIŞIYORUZ"
F-35'lerle ilgili soruyu yanıtlayan Fidan, bunun CAATSA'nın yaptırımlarının uygulanmasının neticesinde ortaya çıkan bir sorun olduğunu, olaya sadece F-35 olarak bakılmadığını, genel olarak CAATSA'nın kaldırılması konusunda yürütülen diplomatik çabalar olduğunu belirtti.
ABD Başkanı Trump ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında varılan mutabakat sonucunda bu sorunun da diğer sorunlar gibi iki ülke arası gündeminden çıkması konusunda bir irade oluştuğunu kaydeden Fidan, "Şimdi bu iki taraflı iradenin hayata geçmesindeki teknik zorlukların problemlerinin ortadan kaldırması için çalışıyoruz. Bu irade mevcut. Biz bunu inşallah CAATSA'nın kalktığına şahit oluruz." ifadelerini kullandı.
VİZE
Avrupa ülkeleri ile vize meselesine ilişkin Hakan Fidan, Avrupa'da esas itibarıyla iki husus bulunduğunu; ilkinin Avrupa Birliği'nin (AB) giderek daha da merkezileşerek vize politikasını tek vize prosedürü haline getirmesi olduğunu belirtti. Fidan, "Aslında siz herhangi bir Avrupa devletine müracaat ettiğiniz zaman, tek bir ülkeye müracaat ediyorsunuz. İşlem olarak giderek daha merkezileşiyor. Kriterler aynı." değerlendirmesini yaptı.
Fidan, ikinci olarak da bir idari sorun olduğuna işaret ederek şunları kaydetti:
"Bunlar uzun süre pandemide kapalı kalmıştı ve daha sonra hayata geçmesinde sıkıntı vardı ve şimdi bu kabiliyetleri tekrar kazandılar, belli yerlerde sorunlar azaltılıyor ama bu biraz daha olayın daha az etkileyen boyutu. Daha çok etkileyen boyutu, değerli arkadaşlar bildiğiniz gibi, Avrupa'da aslında göçten dolayı göçmenlik meselesinden dolayı, son yıllarda değil, hep var olan göçmenlerin artık bir politika malzemesi haline gelmesi ve bu politikayı güdenlerin diğer partiler karşısında giderek mevzi kazanması. Artık Avrupa hükümetleri giderek daha fazla dışarıdan yabancıların ülkeye hangi sebeple olursa olsun, siz doktor mühendis diyorsunuz, fark etmiyor. Onlar dışarıda birini gördüğü zaman kimliğine bakmıyor. Tipine, rengine ve duruşuna bakıyor."
Bakan Fidan, Avrupa'nın bu noktaya gelmesinin insanlık adına başka bir sorun alanı olduğuna dikkati çekerek "Siz aydınlanmayı yaşayın, modernleşmeyi getirin ondan sonra tekrar tekerlekleri geriye döndürün; bu, başka bir konu ama realiteyi ifade etmek gerekirse ülkeye yabancı girişi artık Avrupa'da siyasetin bir numaralı sorunu haline gelmiştir. Benim korkum, bu konuda zaten artık yığınsal göç durmuştur, kendileri de biliyorlar ama aşırı sağın yükselmesi için bu konudaki rüzgara ihtiyacı var. Artık dışardan göç almanın değil, içeride bulunanı tekrar göndermenin siyaset malzemesi yapılacağı bir noktaya Avrupa evrilebilir." diye konuştu.
Merkezi sol ve sağ hükümetlerinin çok ciddi vize ve göç politikaları geliştirdiğini ve aşırı sağın siyasi olarak o konulardan fayda sağlayamadığını kaydeden Fidan, "'Remigration' dedikleri kavramlar, yeniden göç ettirme kavramını artık ağır ağır gündeme getiriyorlar. Aşırı sağın kendi konseptleri ilk gündeme geldiğinde de çok az taraftarı vardı ama giderek bu taraf kazanmaya başladı. Belli başlı Avrupa ülkelerinde yabancıyla yaşama, yabancıyı kabul etme, yabancıyla beraber olabilme konusundaki problem alanları siyasetin şu anda bir numaralı konusu halinde diye görüyoruz." ifadelerini kullandı.
Dışişleri Bakanı Fidan, AB'ye aday ülke olan ve yıllardır gerçekten AB ile her türlü etkileşime giren Türkiye'nin vize konusunda bu sorunu yaşıyor olmasının Avrupa ülkelerinin defaatle söylediği bir problem alanı olduğunu vurgulayarak "Bunun ortadan kaldırılmasının çözümü, vize serbestisi anlaşmasının yürürlüğe girmesidir. Bu anlaşmanın olması ve yürürlüğe girmesi için biz bu yıl daha sistemli bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımızın özellikle AB konusundaki hassasiyeti ve iradesi çok muhkem." dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, terör örgütü YPG/SDG ile Suriye hükümeti arasında 10 Mart Mutabakatı'nın uygulanması için görüşmeler iyi niyetle sürmediği takdirde Şam'ın ülkesinde birliği ve düzeni sağlama yönünde adımlar atabileceğini belirterek, "Umarım diyalog yoluyla sorunlar çözülür ama ben o noktaya, sorunları diyalog yoluyla çözülmediği zaman iyi niyetle, maalesef güç kullanımının da bir opsiyon olduğunu Suriye hükümeti adına buradan görüyorum." dedi.
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından bölgeye gönderilen konteyner evlerden 220 bininin boşaldığı, bunların Gazze'ye insani yardım olarak gönderilip gönderilemeyeceği hakkındaki soruyu yanıtlayan Fidan, bu meseleyi katıldıkları koordinasyon toplantılarında gündeme getirdiklerini söyledi.
Fidan, İsraillilerin Gazze'ye giren insani yardım malzemelerinde içinde metal olan unsurları "silah yapımında kullanılabileceği" bahanesiyle kabul etmek istemediğine dikkati çekerek "İşgal güçlerinin etkisinin yetkilerini elinden alacak Birleşmiş Milletler kurumları hayata geçtikçe bu konudaki direnişinin de azalacağını düşünüyorum." diye konuştu.
Türkiye'nin gönderdiği çadırların Gazze'ye girdiğini ve konteynerler konusunda başvuruları çok önceden yaptıklarını dile getiren Fidan, "Şartlar uygun olması halinde biz bunları hemen Gazze'ye göndereceğiz." ifadelerini kullandı.
BÖLGESEL GÜVENLİK
Bakan Fidan, Türkiye'nin Suudi Arabistan veya Mısır'la güvenlik ittifakı kurup kurmayacağına ilişkin soruyu yanıtlayarak, bölgedeki istikrarın bölge ülkelerinin nitelikli işbirliği ortaya koymasından geçtiğini vurguladı.
Bölge ülkeleri arasındaki güvensizliğin, dış güçlerin müdahalesi veya içeride terör örgütlerinin baş göstermesine ve iç savaş çıkarmasına imkan tanıdığını anlatan Fidan, bölge ülkelerinin güvenlik konusunda işbirliği yapması ve platform oluşturması gerektiğinin altını çizdi.
Fidan, bölge ülkelerinin birbirinin güvenliğine taahhütte bulunması gerektiğini ve bu şekilde sorunların yüzde 80'inin çözüleceğini anlatarak, "An itibarıyla görüşmeler, konuşmalar var. Ama biz herhangi bir anlaşmaya hala imza atmış değiliz. Cumhurbaşkanımızın vizyonu kapsayıcı, daha geniş, daha büyük dayanışma ve istikrar üreten bir platform." şeklinde konuştu.
TÜRKİYE-ÇİN İLİŞKİLERİ
Çin vatandaşlarına vize muafiyetinin hayata geçtiğini anımsatan Fidan, ticaret, yatırım ve bağlantısallığın öne çıktığı bir ilişkinin sürdürüldüğü Çin ile bu süreci ilerletmek istediklerini dile getirdi.
Fidan, Türkiye'nin en fazla ticaret yaptığı ülkelerden birinin Çin olduğuna ve yaklaşık 50 milyar dolarlık bir ticaret hacminin bulunduğuna değinirken, taraflar arasında çok büyük bir dış ticaret açığı olduğuna işaret etti.
Bu sorunun giderilmesi için görüşmelerin devam ettiğini aktaran Fidan, yaklaşık 230 milyar dolarlık ticaretin sürdürüldüğü Avrupa Birliği (AB) ile bu ilişkinin dengeli yürütüldüğünü vurguladı.
Fidan, bu durumun ekonomik anlamda hareketlilik yarattığını belirterek, Çin'le de aynı şekilde çalışmak istediklerini söyledi.
Çin merkezli firmaların Türkiye'deki yatırımlarını artırmasını memnuniyetle karşıladıklarını bildiren Fidan, "Çinlilerin tereddüt içerisinde olduğunu görüyoruz, Türkiye'ye belli yatırımları getirmek konusunda. Bunun da belli politik tavırlardan olup olmadığı konusunda da zaman zaman endişemiz olmuyor değil." dedi.
Fidan, birbirine sınırı olmayan Türkiye ile Çin arasında hiçbir sorun olmadığının altını çizerek, "Güvenlikle ilgili sorun varmış gibi de gözükebilir ama bunlar - ben önceki görevimde de yıllardır Çinli meslektaşlarımızla da konuştum - aslında hep cevabı olan konular, burada çok fazla bir sıkıntı olmaması lazım. Uygur meselesi konusunda bizim durduğumuz yeri biliyorsunuz." diye konuştu.
Türkiye'nin her ülkeyle nitelikli ve kazan-kazan ilkesine dayalı şekilde ilişkileri ilerletebileceğine değinen Fidan, Çin'in önünde "tarihi bir fırsat" olduğu değerlendirmesinde bulundu.
Fidan, Kuşak-Yol Projesi ve Orta Koridor bağlamında Türkiye'nin başat aktörlerden olduğunu vurgulayarak, buradaki potansiyelin tam olarak gerçekleşmediğini ve bunu hayata geçirmek istediklerini aktardı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Şanghay İşbirliği Zirvesi'ne katılmak için ağustos sonunda Çin'i ziyaret ettiğini anımsatan Fidan, kendisinin de birçok görüşme yaptığını belirtti.
Fidan, "Çin'in bölgedeki sorunlarla alakalı yapıcı rol oynamasını biz olumlu karşılıyoruz. Çin, İran'la Suudi Arabistan'ın bir araya getirilmesinde arabulucu rol oynamıştı." ifadelerini kullandı.
TÜRK-YUNAN İLİŞKİLERİ
Bakan Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis'in Ankara'daki görüşmesinin şubat ortasında yapılmasının söz konusu olup olmadığı sorusuna, "Evet, söz konusu. Bunun için çalışıyoruz." yanıtını verdi.
Fidan, Paris'te düzenlenen Ukrayna konulu Gönüllüler Koalisyonu Liderler Zirvesi'nde Miçotakis ile bu konuyu görüştüğü bilgisini paylaşarak, tarihler üzerinde çalıştıklarını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın toplantıyı bir an önce yapmak istediğini belirtti.
Türk-Yunan ilişkilerinde başta Ege Denizi'ndekiler olmak üzere var olan sorunları çözmek için bir araya gelerek bütün meselelerin halledilmesinin önemine değinen Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kara suları ve kıta sahanlığı meselesinin çözülmesi konusundaki vizyonuna işaret etti.
Fidan, "Yunanistan'daki iç siyasi dengeler herhangi bir siyasi liderin bu sorunu çözüp altına imza atmasına çok fazla imkan vermiyor." diyerek, konuyu çözmeye hazır olduklarını defaatle ifade ettiklerini hatırlattı.
Türk iç politikasında bu konuda bir olgunluk görüldüğüne işaret eden Fidan, "Yunanistan iç politikasında Türkiye'nin tehdit olarak algılanması meselesi her zaman için siyasette bir itici güç (rolü) oynamakta. Türkiye ile ilgili birisi bir şey yapmaya çalıştığı zaman muhakkak bir siyasi bedel ödemesi gerekiyor." şeklinde konuştu.
Fidan, Yunanistan'da bir siyasi liderin Türkiye ile sorunları çözüp bölgeye barış getirmek ile kendi siyasi kariyerini riske atmak arasında bir tercihte bulunması gerektiğini vurgulayarak, bu tercihin genellikle sorunu çözmekten yana olmadığını dile getirdi.
Güven artırıcı önlemlerin hayata geçirilmesi, halkların birbiriyle etkileşiminin sağlanması ve zemini olmayan konuların iç politika konularına malzeme edilmemesi gerektiğinin altını çizen Fidan, gerginlik arttığı zaman gerekli politik tepkiyi koymak zorunda ancak sorunu çözmekten yana olduklarını anlattı.
Fidan, taraflar arasında son 2 yılda geçmişe kıyasla daha az gerilimin yaşandığına ve göçmenler konusunda işbirliği yapıldığına dikkati çekerek, tarihi fırsatı heba etmeden Ege sorununu kalıcı olarak çözme çağrısında bulundu.
"HALİHAZIRDA SURİYE, ABD VE YPG/SDG GÖRÜŞMELERİ DEVAM EDİYOR"
Terör örgütü YPG/SDG ile Suriye hükümeti arasında 10 Mart Mutabakatı'nın uygulanması konusunda diyalog sürecine ve mesafe kat edilemezse "operasyon olup olmayacağına" ilişkin Fidan, halihazırda Suriye, ABD ve YPG/SDG görüşmelerinin devam ettiğini, ABD'nin bu konuda ciddi bir arabuluculuk faaliyeti içinde bulunduğunu ve kamuoyuna yansımayan çok fazla görüşme olduğunu söyledi.
Fidan, ABD'nin YPG/SDG ve Suriye hükümeti ile ayrı ayrı ve üçlü görüşmeler de yaptığını aktararak, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın da beyanlarında görüldüğü gibi, YPG/SDG tarafında niyet ve irade sorunu olduğunun görüşmeler yapıldıkça ortaya çıktığını ifade etti.
"GÖRÜŞMELER İYİ NİYETLE SÜRMEZSE, HÜKÜMET BİRLİK SAĞLAMA HAKKINI KULLANABİLİR"
Bu konuyu çok yakından takip ettiklerini bildiren Fidan, izlenecek stratejiye ilişkin, "Görüşmelerin büyük bir iyi niyetle devam etmesi ama karşı taraftan bu çıkmadığı zaman hükümetin anayasal hakkı olan, egemenlik hakkı olan kendi ülkesinde birliği, düzeni sağlama hakkını kullanma yönünde adımlar atacağını öngörüyorum." dedi.
Fidan, görüşmeler sürerken arabulucu olarak ABD'nin kimin ne kadar mantıklı ne kadar mantıksız olduğunu görebildiğine işaret ederek, şunları kaydetti:
"Yakından baktıkları zaman aslında YPG'nin uzun yıllardır propaganda yoluyla ürettikleri yalanın çok fazla bir gerçeklik tabanı olmadığını onlar da görüyorlar. Dolayısıyla hükümetin gerektiği zaman da güç kullanımı artık başkaları için daha anormal bir durum olmuyor çünkü görüyorsunuz, başka bir çare kalmıyor. Umarım o noktaya gelmez, umarım diyalog yoluyla sorunlar çözülür ama ben o noktaya, sorunları diyalog yoluyla çözülmediği zaman iyi niyetle, maalesef güç kullanımının da bir opsiyon olduğunu Suriye hükümeti adına buradan görüyorum."
"ZENGEZUR'UN HAYATA GEÇMESİ ÖNEMLİ"
"Zengezur Koridoru" bağlamında Ermenistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin önemine ilişkin Fidan, "Zengezur Koridoru'nun inşallah Azerbaycan'ın da istediği gibi hayata geçtiğini görürüz çünkü bu dediğiniz gibi Orta Koridor açısından önemli. Büyük stratejik resimde daha bölgesel alanda ise Nahçıvan ile Azerbaycan ana karasının birleşmesi açısından önemli." diye konuştu.
Fidan, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan'ın Washington ziyareti sırasında ele alınan Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Rotası'nın (TRIPP) hayata geçirilmesine yönelik ABD ile Ermenistan arasında varılan mutabakatı hatırlatarak, bu konuya ilişkin teknik konular olduğunu, mutabakatı Türkiye'nin ve Azerbaycan'ın da incelediğini ve Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ile de konuyu görüştüklerini anlattı.
Türkiye'nin süreçten beklentisine değinen Fidan, "Azerbaycan ile Ermenistan arasında bu paraflara atılmış anlaşmanın imza yoluyla nihai hale gelmesi ve arkasında Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin de bir an önce hayata geçerek artık yolumuza bölgede istikrarla refahla devam edelim. Şu anda hem Azerbaycan'da hem Ermenistan'da hem Türkiye'deki siyasal liderlikte, bu 3 tarafta bu irade var ve sadece Ermenistan'ın yapması gereken birkaç konu var." ifadelerini kullandı.
Fidan, Haziran 2026'da Ermenistan'da seçimler olacağını ve o sürecin de önemli bir aşamayı teşkil edeceğini kaydederek, "Biz (Ermenistan Başbakanı Nikol) Paşinyan'ın şu anda kamuoyu yoklamalarında önde gittiğini görüyoruz. Bu konudaki oynadığı yapıcı rolü de gerçekten destekliyoruz. Bu çizginin, bu iradenin devam etmesi lazım." şeklinde konuştu.
ABD'NİN İRAN'LA İŞ YAPAN ÜLKELERE GÜMRÜK VERGİSİ KARARI
ABD'nin İran ile iş yapan ülkelere ABD ile ticaretlerinde yüzde 25 gümrük vergisi ödeyeceğine dair kararına ve Türkiye'ye olası etkilerine ilişkin Fidan, ABD Başkanı Donald Trump'ın bu kararı duyurulduğunda kendisinin Abu Dabi'de olduğunu belirterek, orada görüşmelerinde de bu konunun gündeme geldiğini çünkü Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) de İran ile çok fazla ticaret yaptığını anlattı.
Fidan, ABD'nin bu kararının henüz bir deklarasyon olduğuna işaret ederek, "Bununla ilgili bir başkanlık kararnamesi ve onun altında da hangi ülkeyle ne olacak, hangi malzemeler bundan etkilenecek etkilenmeyecek, bir çalışma yapılmış değil, böyle bir ifade var. Bundan sonra başka bir şey yok. Dolayısıyla şu anda biz onu gündemimize gerçekçi olarak alacak ortada somut bir başkanlık kararı henüz yok." dedi.
Suriye hükümetinin Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiyye mahallelerinde terör örgütü YPG/SDG'ye karşı yürüttüğü operasyona ve ABD'de Cumhuriyetçi Senatör Lindsay Graham'ın bu operasyonlara karşı ifadelerine dair Fidan, "Amerika'da Senatoda birçok senatör var, Temsilciler Meclisinde birçok üye var. Biz bunların yaptığı ferdi beyanlardan yola çıkarak iki ülke arasındaki ilişkiyi veya bölgesel politikaları açıkçası belirlemiyoruz." diye konuştu.
Fidan, Beyaz Saray'daki iradenin ve muhataplarının söylem ve faaliyetlerinin nasıl olduğunun önemli olduğunun altını çizerek, onlarla yola devam ettiklerini kaydetti.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Doğu Akdeniz'deki gelişmelere ve Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve İsrail'in bölgedeki işbirliğine dair "(Türkiye'yi) Çevrelemeye çalışma politikalarını biz tabii ki önden görüp reddediyoruz, gerekli tedbirleri alıyoruz. Bu kimsenin menfaatine değil, bu sadece bölgesel bölünmeyi derinleştirir." dedi.
ABD'nin, İsrail ile Türkiye arasında ilişkilerin yeniden tesis edilmesini istediğine yönelik iddialara ilişkin Fidan, bu konuda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iradesi ve vizyonunun son derece net olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
"Biz, İsrail'i çok uzun yıllar önce tanımış bir ülkeyiz. Şu anda İsrail ile biz niye ilişkileri, ticareti kesiyoruz? Bunu müteaddit defalar söyledik kendilerine. En son 7 Ekim'den sonra başlattıkları soykırım, bundan dolayı biz ilişkileri bu noktaya getirdik. İsrail'in Filistinlilere yönelik baskısı, zulmü durduğu zaman, normal hayata her şey döndüğü zaman Türkiye'nin de kendi ilişkilerinde bir normalleşme arayışında bir sıkıntı olmaz. Ama bölgesel politikaları bu şekilde devam ettiği sürece, bakın şu anda uçaklardan atılan bomba yoluyla, keskin nişancılar marifetiyle insan öldürmesi durmuş olabilir ama hala yeterli miktarda insani yardım malzemesinin girişine izin verilmediği için her gün ekranlarda ölen çocukları, kadınları, yaşlıları görüyoruz soğukta, açlıktan, ilaçsızlıktan, tedavisizlikten. Bunlar olduğu sürece bizim değil sadece, birçok ülkenin İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesi mümkün değil."
Fidan, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis dışında Avrupa ülkelerinden herhangi bir başbakanın Tel Aviv'e gidip resim verdiğinin görülmediğine dikkati çekerek, "Kimse gitmiyor. Niye gitmiyor? Avrupalı liderler seçimle geliyorlar. Biliyorlar ki, onunla resim vermek bugünlerde hiç hoş olan bir şey değil. Herkes kendi oy tabanını düşünüyor. Kendisi bir yere gidebiliyor mu Amerika dışında? Gidemiyor. Belki Yunanistan'a gelir, onu bilmiyorum. Dolayısıyla bu sadece bizim tavrımız değil. Aynı vicdanı, aynı değerleri taşıyan uluslararası toplumun değişik formatlarda ve tarzlarda ortaya koyduğu kimilerinin bizim gibi açıktan ifade edebildiği, kimilerinin açıktan ifade etmeden yürüttüğü bir politika." değerlendirmesinde bulundu.
ABD'nin İran'a olası müdahalesinin, Irak ve Suriye'deki terör örgütü PKK'nın varlığına ve faaliyetlerine olası etkisine ilişkin Fidan, "Yakından takip etmeye devam edeceğiz, bu önemli bir konu." diye konuştu.
YEMEN VE SOMALILAND
Fidan, Yemen ve Somaliland konusundaki gelişmelere ve Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki duruma dair, Yemen krizi başladığında iki kardeş ülke ile diplomatik temasları hemen yaptıklarını ve bazı girişimlerde bulunduklarını belirtti.
Dün birçok yetkiliyle görüştüğünü aktaran Fidan, Yemen'den dolayı Suudi Arabistan ile BAE arasındaki ilişkilerin "açılıyor" olmasının bölge için iyi bir husus olmadığını dile getirdi.
Fidan, BAE'nin Yemen'den tamamen esas itibarıyla çekilme kararı almış olması ve desteklediği unsurları da desteklememesi neticesinde bir noktada sorunun büyük ölçüde ortadan kalktığına işaret etti.
Aynı politikanın şu anda Somali'de de uygulanmaya başladığına değinen Fidan, Suudi Arabistan'ın ısrarlı bir talebi ve bu talebin bu konuda etkili olduğunu vurguladı.
Fidan, Türkiye'nin politikasına ilişkin "Hem Yemen'de hem Somali'de iki ülkenin de tanınmış sınırları içerisinde birliğini, bütünlüğünü, egemenliğini muhafaza etmesi. Ama kendi içinde tarihten gelen günümüzden kaynaklanan birtakım idari, yapısal, sosyal, siyasal sorunların hangi uzlaşmayla çözülür, o kendi iç uzlaşmalarına bağlı. Uzlaşmada biz yardımcı olabilirsek olalım ama günün sonunda ne bölge ülkeleri ne biz bir parçalanmayı kabul etmiyoruz." ifadelerini kullandı.
"ÇEVRELEMEYE ÇALIŞMA POLİTİKALARINI REDDEDİYORUZ"
Doğu Akdeniz'de yaşanan gelişmelere, Yunanistan, GKRY ve İsrail'in bölgedeki işbirliğine ve Türkiye'nin buna yönelik politikasına ilişkin Fidan, ulusal güvenlikle alakalı konuları çok yakında takip ettiklerinin altını çizdi.
Fidan, şöyle devam etti:
"Özellikle 'çevreleme' dediğimiz politika uygulayan ülkeler varsa, ülke grupları varsa, çeşitli oluşumlar varsa daimi veya geçici, spesifik veya genel hangileri olursa olsun bunları biz çok yakından takip ediyoruz. Bu bizim çünkü ulusal güvenliğimizle alakalı. Burada biz çevremeleye çalışan bir örüntü de görüyoruz. Bu konudaki gerekli görüşmelerimizi, uyarılarımızı gerekli meslektaşlarımızla yaptık. Potansiyel etkisi ve verdiği imaj itibarıyla Türkiye tehlike en baştayken, küçükken öngörüp üstünde durması gerekiyor. Bu çevrelemeye çalışma politikaları, çevreleme politikası değil, çevrelemeye çalışma politikalarını biz tabii ki önden görüp reddediyoruz, gerekli tedbirleri alıyoruz. Bu kimsenin menfaatine değil, bu sadece bölgesel bölünmeyi derinleştirir."
"(GRÖNLAND KONUSU) YAKINDAN TAKİP EDİYORUZ"
Türkiye'nin, Grönland konusuna ilişkin yaklaşımının ne olduğunun sorulması üzerine Fidan, ABD ve Danimarka arasındaki Grönland geriliminin yakından takip ettikleri bir konu olduğuna işaret etti.
Fidan, Türkiye ile AB'nin yakın ilişkiler içinde olduğunu, Türkiye'nin AB'ye üye olmak istediğini ve bu istikrar alanını korumak istediklerini belirterek, "Buraya etki edecek bu tartışmayı da biz yakından takip ediyoruz." dedi.
ABD ve Danimarka'dan üst düzey yetkililerin bir araya gelmesiyle açılış pozisyonlarını ifade ettiklerini kaydeden Fidan, "Bu açılış pozisyonları her zaman maksimalist olur. Ama ortada bir yerde buluşabileceklerini düşünüyorum. Biraz da tabii iç siyaset yapılıyor bu konu üzerinden ama dış siyasete yansıması, stratejiye yansıması önemli. Bunu yakından takip edeceğiz." diye konuştu.
"TERÖRSÜZ TÜRKİYE" SÜRECİ TARİHİ VE KIYMETLİ
Bakan Fidan, Suriye ordusunun terör örgütü YPG/SDG'nin saldırıları sonrası Halep'te yürüttüğü operasyonların, Türkiye'de yürütülen "Terörsüz Türkiye" sürecine etki edip etmeyeceğine ilişkin soru üzerine "Terörsüz Türkiye" sürecinin "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasi dirayeti ve liderliğiyle tarihi ve kıymetli bir süreç" olduğunu söyledi. Fidan, "Özellikle Sayın (MHP Genel Başkanı Devlet) Bahçeli'nin bu konudaki aldığı tarihi sorumluluk, inisiyatif, not edilmeli ve hiçbir şekilde bu fırsat kaçırılmamalı." dedi.
Daha önce analizlerini yaptığı konuların karşılarına çıkmasının kendilerini şaşırtmadığını belirten Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fakat şimdi bu söylenmemiş olan ve şimdi ortaya çıkan bu konuların bir siyasal perspektif içerisinde, bir siyasal zihin içerisinde var olan sürece nasıl alınabilir? Onun bir parçası nasıl olabilir? Nasıl yönetilebilir? Bu konuda adım atılması gerekiyor. Bu konuda yapılan görüşmeler neticesinde biliyorsunuz istihbaratımız marifetiyle örgütün lideri Öcalan'ın Ada'dan talimat verdiğini biliyoruz. Yani hem Irak'takilere hem Suriye'dekilere. Bu sorunun sadece Türkiye ayağını kapsayan bir yön değil. Biz sınırın öbür tarafında bizim için güvenlik tehdidi olan terör unsurları altyapısı varsa yani biz burada temizledikten sonra daha sonra tekrar enfekte olmayacağının garantisi ne? Bunun bir güvencesinin ortaya çıkması gerekiyor.
Şimdi buna ilişkin tabii örgütün ben kalıcı adımlar atmaktan çekiniyor olmasını tek bir şeye bağlıyorum, özellikle Suriye'de ve Irak'ta. Bölgesel krizlerin neye evrileceğini kendileri bir değerlendirmeye çalışıyorlar. İran'dan daha fazla bir imkan çıkar mı? Suriye'den daha fazla bir imkan çıkar mı? İsrail bu konuda bir istikrarsızlaştırıcı rol oynuyor. Bu rolden nereye gidebiliriz gibi bir şeyleri var yani bu çok net gözüküyor."
Fidan, öte yandan terör örgütünün başkalarının toprağında var olabilmesi için uzun yıllar bölge ülkeleriyle geliştirdiği ilişkiler olduğuna dikkati çekerek, "Şimdi bu ilişkilerin sahiplerinin bölge güvenliğine ilişkin, bölge menfaatine ilişkin değerlendirmelerinin hiçbiri birbiriyle uymuyor." dedi.
Terör örgütünün Türkiye'nin dışındaki herkesin menfaatini gözettiğini ancak Türkiye aleyhine çalıştığını belirten Fidan, "Şimdi o alanı da kendilerince yönetmeleri gerektiği zaman yine Türkiye ile iyi olmamaları çıkıyor sonuç olarak karşılarına. Yani inşallah bu süreç iyi gider. Yani gerçekten niyetimiz o. Ama kendileri de bu ilişkiler yumağından, batağından çıkarlar. Yani daha sahici, daha otantik hedefleri olur. Çünkü halkın hizmetine çalışmakla, örgütün hizmetine çalışmak iki ayrı konu. Örgütü siz yaşatmaya devam ettiğiniz sürece, o ilişki batağından çıkamazsınız. Ama halkın menfaati, genel maslahat nerede derseniz kendinize daha kolay yol bulursunuz. Ama o zihin düzeyine gelir mi? Çok zor bir şey." değerlendirmesini yaptı.
"VENEZUELA'YLA İLİŞKİLERİMİZİ İLERLETMEYE DEVAM EDECEĞİZ"
Fidan, bu yıl Türkiye'nin Venezuela ile ilişkilerinin nasıl sürdürüleceğine ilişkin soruya "Biz Venezuela'yla ilişkilerimizi mümkün olduğunca ticari olarak ve diğer alanlarda ilerletmeye tabii ki devam edeceğiz. Şu anda Venezuela'nın Amerika'daki yönetimle bir anlayış birliği içerisinde olduğunu görüyoruz. Bir yol haritası oluşturmuşlar. Son maalesef olan olaydan sonra şimdi yollarına devam eden bir iki ülke görüyoruz açıkçası. Yani biz ilişkilerimizi devam ettireceğiz." yanıtını verdi.
Halihazırda dünyada yaşanan sistem krizlerinin ışığında nasıl bir gelecek perspektifi çizdiğinin sorulması üzerine Fidan, iyilikle ilgili umudun hiçbir zaman için kesilmesi gerektiğine inanmadığını söyledi.
"İRAN'DAKİ OLAYLARLA ALAKALI OLARAK GEREKLİ TEDBİRLERİMİZİ ALIYORUZ"
Bakan Fidan, İran'daki gelişmeler nedeniyle Türk vatandaşlarının İran'dan ayrılmalarıyla ilgili herhangi bir planlarının olup olmadığına yönelik soruya "Şimdi biz, İran'daki olaylarla alakalı olarak gerekli tedbirlerimizi tabii ki alıyoruz. Bizim bütün ülkelere ve senaryolara yönelik konsolosluk vakaları ile alakalı aldığımız tedbirler var. Bunları zamanı geldikçe hayata geçiriyoruz. İran konusunda da bu konuda zaten tedbirlerimiz ortada. Kendi çalışanlarımız, vatandaşlarımız, diplomatlarımız, görevlilerimiz, iş adamlarımız, öğrencilerimiz bunlarla ilgili gerekli planlamalarımız var. Ama inşallah İran'daki olaylar en kısa zamanda yatışır. Daha büyük bir drama şahit olmayız." cevabını verdi.
İran'dan Türkiye'ye yönelik bir mülteci hareketinin kabul edilip edilmeyeceğine ilişkin soru üzerine Fidan, "İnşallah böyle bir noktaya gelmeyiz. Geleceğimizi de açıkçası düşünmüyorum." dedi.
Fidan, Türkiye'nin büyük bir ülke olduğunu ve tarihte benzer örnekler bulunduğunu dile getirerek, "Ama dediğim gibi, bu konuda inşallah bir tedbire, aksiyona ihtiyaç olmayacak diye değerlendiriyorum." ifadesini kullandı.
ÇİN VE ORTA KORİDOR
Fidan, Türkiye ile Çin arasındaki işbirliğinin mevcut durumu ve İpek Yolu ile Ortak Koridor işbirliği konusundaki perspektiflerinin sorulması üzerine, Çin'in büyük bir üretim merkezine dönüşmüş durumda olduğunu, bu üretim merkezinin "olabilecek her yerden enerji çekmeye" ve "üreteceği malzemeler için ham madde elde etmesi için büyük bölgesel ulaştırma altyapılarına" ihtiyacının olduğunu kaydetti.
Çin'in liman projelerine büyük önem verdiğini ve enerji hatlarını hayata geçirmede ciddi çaba gösterdiğini ifade eden Fidan, ancak özellikle Türkiye üzerinden geçen demir yolu hatlarına "çok fazla ilgisinin olmadığını gördüklerini" söyledi.
Bakan Fidan, "Geçmişte ilgisi vardı. Bu proje bir noktaya kadar geldi, daha sonra durdu. Buradan söylemek istediğim, bu proje tekrar hayata geçirilebilir. Her iki taraf da bu konuda uzun yıllar büyük mesai sarf ettiler. Ulaştırma Bakanlığımızın elinde bu konuda çok yoğun mesai yapılmış evraklar var. Çin tarafı da bunu iyi biliyor." diye konuştu.
Fidan, Çin'in üretim hatlarını sadece merkezileştirmekten yana olmayıp başka ülkelere kaydırma politikası çerçevesinde Türkiye ile de işbirliği yapabileceğine işaret etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, karşılıklı menfaate ve çıkara dayalı, başka ülkeleri de rahatsız etmeyen her türlü işbirliğine açık olduklarını defalarca ifade ettiğini aktaran Fidan, "Biz, Çin'le işbirliğimize önem veriyoruz." dedi.
- Popüler Haberler -
"Türkiye, diplomasiden teknolojiye kadar birçok alanda yeni adımlar atıyor"
İçişleri Bakanı Yerlikaya, Rumen mevkidaşı ile ortak basın toplantısında konuştu
Çocuk parkında patlamamış mühimmat bulundu
Bilişim suçlarına bakacak mahkemelerde "ihtisas" şartı kaldırıldı
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Aile kurumu büyük bir saldırı altında
Miraç Kandili özel programı Beştepe Millet Camisi'nden canlı yayınlanacak



