24 TV Arafta Sorular'a konuk oldu! İslam İşbirliği Gençlik Forumu Başkanı Taha Ayhan: Bu Filistin'in Konya'nın ve Gazze'nin çocuklarının bereketi
24 TV Arafta Sorular programında Star Gazetesi Yazarı Esra Elönü'ye konuk olan İslam İşbirliği Gençlik Forumu Başkanı Taha Ayhan, ‘'Beklediğimizin ötesinde bir mücadeleydi. Bu Filistin'in, Konya'nın ve Gazze'nin çocuklarının bereketi. Buna diyecek başka bir şey yok. Konya'da niye oynandı? Çünkü İslam Gençlik Başkenti 2006'da Konya'ydı.'' dedi.

24 TV Arafta Sorular programında Star Gazetesi Yazarı Esra Elönü'nün sorularını yanıtlayan İslam İşbirliği Gençlik Forumu Başkanı Taha Ayhan, ''Beklediğimizin ötesinde bir mücadeleydi. Bu Filistin'in, Konya'nın ve Gazze'nin çocuklarının bereketi. Buna diyecek başka bir şey yok. Konya'da niye oynandı? Çünkü İslam Gençlik Başkenti 2006'da Konya'ydı.'' dedi.
''Beklediğimizin ötesinde bir mücadeleydi. Bu Filistin'in, Konya'nın ve Gazze'nin çocuklarının bereketi. Buna diyecek başka bir şey yok. Konya'da niye oynandı? Çünkü İslam Gençlik Başkenti 2006'da Konya'ydı.
Ciprecub'un onur konuğu olduğu, biliyorsunuz, Gençlik Barış Forumu'nu yaptık. Orada ünlü sporcularımızı dinledik, soru-cevaplı olarak. Orada salon yine coşkuluydu. Konya'da birçok gencimiz katıldı. Bakın, entelektüel ve hukuki olarak konuyu ele aldık. Sonra gençlerimizle konuyu ele alıp onların gözünden Gazze'yi ele aldık. Akşamında da hani biraz daha işi sosyal olarak sahiplenelim diye bir maç tertip etmiştik.
Ama Konya'mız o kadar bereketli bir yer ki, o kadar güzel, o kadar candan bir yer ki ve meseleyi en başından itibaren o kadar hikmetli bir şekilde sahiplenmişler ki, Konya'daki tüm milletimiz oradaydı. 42 bin kişilik stat, deplasman tribünü hariç, çakılı vaziyette doluydu.Yani çocuklarımız, hanımefendiler, beyefendiler gelip deplasman veya ev sahibi ayrımı yapmadan, çünkü her iki takım da evindeydi, çok coşkulu bir maça bizi şahit ettiler. Yani gol attığımızda, işte Filistin takımı olarak söylüyorum, gol attığımızda, biz şahsen... Hasan Turan Bey vardı, vekilimiz. İşte gözümüz yaşlanmıştı yani. Muhammed Dura, şehit kardeşimiz aklımıza geldi.Dolayısıyla hani beklediğimizin ötesinde bir mücadeleydi. Sonra dünyadan yansımalarını gördüm. Yani ICBM olarak yaptığımız etkinlikler bu kadar haber olmuyor. Dolayısıyla bu Filistin bereketi, Konya'nın bereketi, Gazze'deki çocukların bereketi...
Ya böyle bir şey derken, tabii Filistin Millî Takımı var. Filistin Millî Takımı işte mesela Asya Kupası'nda, Şubat'ta, Suudi Arabistan'da oynayacak. Elemeleri geçtiler çünkü. Türkiye'ye evet, galiba Filistin Millî Takımı daha önce gelmedi. Şimdi misafir etmiş olduk.Bunu tabii gördükten sonra... Gördükten sonra biz diğer ülkelerden de "Ya bu çok güzelmiş, yapalım." talepleri aldık.Bunun Konya'da olma sebebi... Bence aslında o soruyu cevaplamak lazım. Çünkü biraz o da stres oluşturan bir konuydu. Maçtan üç gün önce bazı hesaplardan, "Ya bu niye Konya'da oynuyorsunuz? Konya'da stadı dolduramazsınız. Konya ne alaka? İşte İstanbul'da niye Millî Takım oynamıyor, Konyaspor oynuyor?" falan gibi sorular soruldu.
Yani bu sorulara verilecek cevap: Çünkü nasip böyleymiş. Hani Konyaspor bu işe sahip çıktı. Konya'mız 2026 İslam Gençlik Başkenti ilan edilmişti. Çünkü Konya'nın Belediye Başkanı, Ulu İbrahim Başkan, vekilleri Selman Özboyacı, Mehmet Baykan, diğer dostlarımız hani İslam Gençlik Başkenti'ni çok istediler. Ve birçok aday ülkeyle yarışıp Konya'ya aldılar bu işi.O günden sonra da oturup bizzat programları çalıştılar ve işe sahip çıktılar. Dolayısıyla Konya'da niye oynandı? Çünkü 2026 yılında İslam Gençlik Başkenti Konya'ydı.Ama biz İslam Gençlik Başkenti'ni, hani daha önce de yapıyorlardı ama, 2019'dan sonra biraz daha statüsünü yükselterek, kimliğini daha parıldatarak gündeme getirdik.İşte 2018'de Kudüs, El Şerif başkentimiz; 19'da Doha'ydı, 20-21'de Dakka'ydı, 22'de Kazan'dı, Tataristan'ın başkenti. 23'te Niamey'di, 24'te Şuşa'ydı çünkü Şuşa özgürleştirilmişti. Geçen sene, 2025 yılında, Marakeş'ti.Yani dünya güzeli bir şehir. Kadı İyaz'ın şehri, Süleyman Cezül'ün şehri, Halife'nin şehirlerinden bir tanesi, dünyadaki çok hoş şehirlerden bir tanesi.
Şimdi de Konya ve 2027'de de umarız ki Lefkoşa; bir diğer fetih yurdu, bir diğer güzel yurdu.
''Ben AK Parti'nin dış politikasını dünyada örnek olarak okutulması gereken bir münit olarak aslında görüyorum. Direksiyonun arkasındaki kişi olarak Cumhurbaşkanımız, özellikle Türkiye'nin dış politikasını bambaşka bir hale getirdi.''
Ben tabii kendimi AK Parti'yi, hükümeti değerlendirecek bir mesabede görmüyorum. Hatta bunun haddim olduğunu düşünmüyorum. Ama bir AK Parti seçmeni olarak, Cumhurbaşkanımızı çok seven bir takipçisi olarak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ve AK Parti üyesi olarak çok naçizane bir veçheden bakacak olursam, ben AK Parti dış politikasını ve Türkiye dış politikasını çok başarılı görüyorum.Özellikle 2002'den bu yana gittikçe daha başarılı hâle gelen, kendini kabul ettiren, her türlü şartı kendine göre adapte eden, çok boyutlu, çok katmanlı bir dış politika görüyorum. Bunda da tabii Cumhurbaşkanımızın çok büyük bir rolü var. Direksiyonun arkasındaki kişi olarak Cumhurbaşkanımız, Türkiye'nin dış politikasını bambaşka bir hâle getirdi.
Şu anda dünyada 100 tane konu varsa, çok kabaca konuşuyoruz tabii, bunun 95'inde Türkiye'nin bir sözü var. Ve Türkiye'nin bu sözüne, o konulardaki tüm paydaşlar bakıyor ve değer veriyor. Bunu Suriye'de görüyorsunuz, Rohingya'da da görüyorsunuz, iklim değişikliğinde de görüyorsunuz.Mesela Sıfır Atık, çok muazzam bir yumuşak politika aracı. Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi'nin himayelerinde yürüyor. COP31 gibi iklim değişikliğinin çok zirve bir programını Türkiye'mizde yapacağız. Antalya Diplomasi Forumu gibi, Sayın Mevlüt Çavuşoğlu Bey'in bakanlığı zamanında başlayan, bugün Hakan Fidan'ın bakanlığı zamanında büyüyerek devam eden bir diplomatik foruma ev sahipliği yapıyoruz.Öte yandan spor diplomasisi çok muazzam gidiyor. Mesela Dünya Etno Spor Birliği'nin başkanı olarak konuşuyorum; biraz taraflı olabilirim o noktada. Ama Sayın Bilal Erdoğan başkanlığında dünyanın tanımadığı bir alanı dünyanın dikkatine getirdik. Ve Bilal Bey'in bu noktada yaptığı spor diplomasisinin, Türkiye'nin aslında birçok ülkeyle ilişkisinde yeni pencereler, yeni kanallar açtığına da şahidim. İlk elden şahitlik ediyorum.
TEKNOFEST mesela yapılıyor, değil mi? TEKNOFEST'i başka ülkelerde yapmaya başladık yavaş yavaş ve TEKNOFEST'e dünyadan da çok ciddi ilgi var.
Dolayısıyla çok boyutlu, çok katmanlı. Salt siyasi diplomasinin ötesinde artık spor diplomasisi gibi, çevre diplomasisi gibi, kültürel diplomasi gibi diğer ayaklar var. Yani TİKA'mız, Yunus Emre'miz, Yurtdışı Türkler Başkanlığımız muhteşem işler yapıyor.
Bir de ICF gibi, tamam, Türkiye'nin kurumu olmayan ama Türkiye'de yer alan ve Türkiye'de yer alması sebebiyle de birçok hareket alanına sahip olan kurumlar var. İRSİKA, Seslik, Simic Standartlar Enstitüsü bunlardan bazıları. İlk etapta aklıma gelmeyenler için özür dilerim ama mesela Türkiye Devletleri Teşkilatı, değil mi? Bunlar bize çok ciddi pencereler açıyorlar.Bu anlamda ben AK Parti'nin dış politikasını dünyada örnek olarak okunması gereken bir ünite olarak aslında görüyorum.
AK Parti teşkilatlarının da hamdolsun çok iyi bir noktada olduğunu görüyorum. Yani aslında sohbetin en başına dönecek olursak, mükemmeliyetçilik gereği evet, hatalarımızı sürekli soruyoruz, "Nerede hata yaptık?" diyoruz. Ama şunu da gözden kaçırmamak lazım: Çok değerli arkadaşlarımız bugün görevdeler. Bu işin sürekli kendini yenileyebilmesinin bir ispatı olarak Ahmet Büyükgümüş gibi bir teşkilat başkanımız var işin başında.
''Ben hamdolsun ki bu milletin evladı olmakla, bu devletin vatandaşı olmakla, özellikle Cumhurbaşkanımıza ve AK Parti'mize oy veren birisi olmakla, Gazze ile alakalı, Filistin ile alakalı ve dünyadaki tüm hak mücadeleleriyle alakalı doğru yerde durduğu ve gereken gayreti gösterdiği için gurur duyuyorum.''
Ben buna iki kademede cevap vereyim müsaadenizle. Türkiye olarak, devlet ve milletimiz olarak cevap vereyim.Ben hamdolsun ki bu milletin evladı olmakla, bu devletin vatandaşı olmakla, özellikle Cumhurbaşkanımıza ve AK Partimize oy veren birisi olmakla; Gazze ile alakalı, Filistin ile alakalı ve dünyadaki tüm hak mücadeleleriyle alakalı doğru yerde durduğu ve gereken gayreti gösterdiği için gurur duyuyorum. Bunu söyleyerek başlayayım ilk kadememizde.
Daha fazla yapılabilir miydi?
Bizim tabii millet ve devlet olarak geçmişten tevarüs ettiğimiz o muhteşem mazimiz, her zaman kendimizi eleştirip, hatalarımızı görüp, kendimizi daha mükemmel, daha geleceğe hazır hâle getirmemizi teşvik ediyor. Bu anlamda bu sorular doğru sorular. Bu sorular hep bizi dinamik tutan sorular.Hatta eskiden... İbrahim Gazi'ye, tesadüfen bugün İbrahim Hoca'nın bir konuşmasındaki bir fragman karşıma çıktı. İşte Batı dilleriyle Doğu dilleri arasında devlete bakışı filolojik olarak karşılaştırıyor. Batı dillerinde "state", "station", "status", "static" gibi, daha durağanlığı, durmayı anlatan bir kökten gelirken; Doğu'da, Türkçede ve Arapçada "devlet", tedavül etmekten, dönüşmekten, değişmekten geliyor, diyor ve dinamik gidiyor.Hakikaten de bizim kavrayışımızda devlet yapısı sürekli gelişen, değişen bir yapıdır ki aslında insana doğru bakış da budur. Yani örneğin bu porselen bardak... Bunu bıraktığınız zaman arkeologlar beş bin yıl sonra bulduğunda da bu, porselen bardak olarak kalır. Ama insan öyle değil. İnsan sürekli değişir. İnsanın içinde ne büyüttüğünü bilemezsiniz. Dışına yansıyanla içi çok farklı şeyler olabilir.Bu noktada devlete bakışımızda da, millete bakışımızda da, insana bakışımızda da dinamik bir süreç yönetiminin esas olduğunu bilmek zorundayız, kendi şahsi kanaatimce.Milletimiz de, devletimiz de zaten meseleye bu değişkenliği yöneterek bakıyor. O anlamda da sürekli kendimizi eleştiriyoruz. Acaba daha iyisi olabilir miydi? Evet, daha iyisi her zaman mümkün. Çünkü başa dönecek olsak burası dünya. Tüm olasılıklar her zaman önümüzde.
Mesele burada sonuç almakta değil. Mesele burada doğru yerde durup, doğru olduğuna inandığımız hamleleri yapmakta. Doğru olduğuna inandığımız, değerlerimize göre doğru olduğuna inandığımız hamleleri yapmakta. Sonuç Allah'tan.
Bu anlamda Türkiye, devletiyle, milletiyle Filistin'in ve Gazze'nin ve dahi dünyadaki tüm hak mücadelelerinin hep doğru yerinde durdu. Duruyor ve durmaya devam ediyor. Azami yapılabilecekleri yapıyor.Yani KKTC'de mesela, değil mi, soydaşlarımıza o mezalim gerçekleştiğinde en yüksek perdeden gereken hamleleri yapan, önce tepkilerini veren, sonra da bağımsız hâle getiren... Ki o zaman bugünkü gücümüzden yoksun olduğumuz bir süreçte kırılgan bir iktidar var. Buna rağmen yaptık.
Bugün geldiğimiz noktada Suriye'nin, değil mi, 11 yıla varan o mezalime karşı kahramanca duruşunu destekledik. Ve hamdolsun ki bugün Suriye'deki kardeşlerimizin bağımsız bir devlet hâline gelmesini, devlet inşasını görüyoruz.
Azerbaycan'da hakeza, Karabağ'daki bağımsızlık mücadelesini, Karabağ'daki işgalin sona ermesini, toprağın tekrar onların fethiyle ana vatana dönmesini destekledik. Ve hamdolsun sonucunu gördük.Benzer cephelerimiz yine devam ediyor. Bangladeş'te, Rohingya'daki kardeşlerimizin hukuki mücadelelerine Türkiye en üst perdeden cevap veriyor.
Libya'da doğru yerde durduk ve artık tüm dünya bizim yanımıza, bizim durduğumuz yere geldi. İlk başlarda yalnızken... O anda biliyorsunuz, "şerefli yalnızlık", "onurlu yalnızlık" diye bir kavram üretmek zorunda kalmıştık. O kadar yalnız bırakılmıştık.
Bir ara dünyadaki neredeyse tüm majör ülkelerin ambargosuna uğradığımız hâlde biz tek başımıza durarak tarihin doğru yerinde durmayı göze aldık. Ve bugün sonuçlarını görüyoruz. Ki sonuçlarını göremeyebilirdik. Mesele burada sonuç almak da değildi.
Dolayısıyla Filistin meselesinde, Gazze'de yaşanan bu meselede ben bu noktada böyle düşünüyorum.
- Popüler Haberler -
Harem-i İbrahim'e yönelik provokasyonları lanetledi
9 aylık güvenlik verilerini açıkladı
Türkiye'den İsrail'in Suriye'deki toprak ihlallerine sert tepki! En güçlü şekilde kınadı
Mekke İttifakı'nda ikinci toplantı bugün! Riyad'da yüksek güvenlikli zirve
Siber suçlarla mücadele operasyonlarında 155 şüpheli tutuklandı
Günün Manşeti | 5 Ekim 2026 Pazartesi



