ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE

Son şans turizmi! İnsanlar buzullara akın ediyor

Duygu Göktürk - | Son Güncelleme Tarihi:
Son şans turizmi! İnsanlar buzullara akın ediyor

Buzulların hızla erimesi, dünyanın dört bir yanında binlerce insanı bu doğal harikaları kaybolmadan önce ziyaret etmeye yöneltti. Özellikle son yıllarda artan buzul turizmi, hem çevresel hem de toplumsal açıdan yeni tartışmaların odağı oldu.

Kapat

HABERİN DEVAMI

Buzulların dünya genelinde hızla küçülmesi, son yıllarda turizmde dikkat çekici bir değişime yol açtı. Bir zamanlar sessizce eriyen bu devasa buz kütleleri, artık çok sayıda ziyaretçiyi kendine çekiyor. Turistler, fotoğrafçılar, öğrenciler, çevre aktivistleri ve yerel halk, buzullar tamamen kaybolmadan önce onları görmek için adeta yarışıyor. Rice Üniversitesi'nden antropolog Cymene Howe'un da katkı sunduğu yeni bir araştırma, buzulların günümüzde yalnızca doğal güzellikler olarak değil, aynı zamanda ekonomik, kültürel ve duygusal semboller olarak da önemli roller üstlendiğini ortaya koydu. Araştırma, buzulların kaybının topluluklar ve politika yapıcılar üzerinde karmaşık etkiler yarattığını gözler önüne seriyor.

Buzul turizmi: Son şansın peşinde bir yarış

Buzul turizmi, uzun yıllardır varlığını sürdüren bir sektör olmasına rağmen, son dönemde buzul turizmi kavramı daha farklı bir anlam kazandı. İklim değişikliğinin etkisiyle buzullar hızla erirken, insanlar bu doğal oluşumları yok olmadan önce görme isteğiyle hareket ediyor. Araştırmacıların "son şans turizmi" adını verdiği bu eğilim, buzulların adeta bir geri sayım saati gibi görülmesine neden oluyor. Her yıl 14 milyondan fazla turistin dünyanın en çok ziyaret edilen buzullarına akın etmesi, buzul turizminin ulaştığı boyutu gözler önüne seriyor. Bu rakam, genellikle ulaşılması güç ve tehlikeli bölgelerdeki buzullar için oldukça dikkat çekici. Ziyaretçilerin motivasyonu yalnızca manzara izlemekle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda iklim değişikliğinin dramatik etkilerine bizzat tanıklık etme isteği de önemli bir rol oynuyor. Buzulların önünde duran birçok kişi, yalnızca hayranlık değil, aynı zamanda kayıp ve ekolojik üzüntü duygusunu da yoğun şekilde hissediyor.

Buzulların duygusal etkisi, onları sıradan doğal oluşumlardan ayırıyor. Hareket eden, ses çıkaran ve zamanla gözle görülür biçimde değişen bu dev buz kütleleri, ziyaretçilerde canlı bir varlıkla karşılaşma hissi uyandırıyor. Cymene Howe, buzulların yanında bulunmanın güçlü bir deneyim olduğunu vurguluyor ve buzul turizmi kapsamında insanların bu deneyimi yaşama arzusunun giderek arttığını belirtiyor. Ancak buzulların kaybı, özellikle yakın topluluklar için yalnızca estetik bir değişim değil; binlerce yıl boyunca şekillenen kültürel yapının ve çevresel dengenin de sona ermesi anlamına geliyor. Buzullar, yerel kimliğin, tarım ve balıkçılığın, hidroelektrik ve içme suyu kaynaklarının temelini oluşturuyor. Bir buzulun geri çekilmesi, bölgedeki yaşam koşullarını aniden ve köklü şekilde değiştirebiliyor.

Toplumsal yas ve iklim bilincinin yükselişi

Buzul turizmi yalnızca bireysel deneyimlerle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda toplumsal düzeyde de önemli değişikliklere yol açıyor. Son yıllarda, buzulların kaybı etrafında kamuya açık yas süreçleri ve anma törenleri düzenlenmeye başlandı. Bazı bölgelerde eğitim merkezleri ve yorumlayıcı yollar inşa edilerek buzullar, iklim bilimi açısından birer sınıfa dönüştürülüyor. Diğer yerlerde ise topluluklar ve çevre aktivistleri, buzullar için anıtlar ve veda törenleri düzenliyor. 2019 yılında bir buzul için düzenlenen ilk cenaze töreni, bu sürecin ne kadar ileri gittiğini gösteriyor. Ayrıca, Küresel Buzul Kaybı Listesi gibi girişimler, dünyanın dört bir yanında buzulların tehlike altında olduğunu ve insanların bu kayıpları anmak için çeşitli etkinlikler düzenlediğini ortaya koyuyor.

Buzul turizmi, eğitim, aktivizm ve yas duygusunun bir araya geldiği bir alan haline gelmiş durumda. Buzullar artık yalnızca coğrafi oluşumlar değil; insanların iklim değişikliğiyle ilgili korku, suçluluk, hayranlık ve öfke gibi duygularını işlediği sembolik ve politik nesneler olarak da önem kazanıyor. Bu süreç, toplulukların iklim değişikliğine karşı bilinçlenmesini ve harekete geçmesini teşvik ediyor. Ancak buzulların kaybı, yalnızca duygusal değil, aynı zamanda ekonomik ve çevresel sonuçlar da doğuruyor.

Buzul turizminin getirdiği ikilemler ve riskler

Buzul turizmi, bölgeye ekonomik canlılık ve istihdam getirebiliyor. Ancak bu gelişmenin olumsuz yanları da bulunuyor. Turizmin artması, bölgedeki altyapı ihtiyacını ve ulaşım taleplerini artırırken, bu süreçte ortaya çıkan karbon emisyonları ve habitat tahribatı buzulların erimesini daha da hızlandırabiliyor. Özellikle büyük tur şirketlerinin ve dış yatırımcıların hâkim olduğu bölgelerde, elde edilen gelirler çoğunlukla yerel topluluklara yansımıyor. Bu durum, ekonomik adalet konusunda ciddi soru işaretleri doğuruyor.

Buzul turizmiyle ilgili geliştirilen bazı uyum stratejileri ise beklenenin aksine olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Örneğin, buzulların üzerini koruyucu örtülerle kaplamak gibi geçici çözümler, yalnızca kısa vadeli fayda sağlıyor. Helikopter turları ve yeni altyapı yatırımları ise hem çevreye zarar veriyor hem de karbon salımını artırıyor. Cymene Howe, çevresel sorunların çözümünün basit teknik önlemlerle mümkün olmadığını, sistemik ve altyapısal değişikliklerin gerektiğini vurguluyor. Buzul turizmi, fosil yakıt ekonomisinin bir parçası haline gelerek, buzulların yok oluşunu hızlandıran bir döngüye dönüşebiliyor. Bu durum, turizmin etik boyutunu da tartışmaya açıyor: İnsanlar iklim değişikliğinin etkilerini gözlemlemek için bölgeye gelirken, aynı zamanda bu süreci hızlandıran bir sistemin parçası olabiliyorlar.

Ekonomik adalet ve yerel toplulukların rolü

Buzul turizmiyle ilgili bir diğer önemli mesele ise ekonomik adaletin sağlanması. Birçok bölgede, buzul turizminden elde edilen gelirler, çoğunlukla büyük şirketler ve ulusal operatörler tarafından kontrol ediliyor. Yerel topluluklar ise buzulların geri çekilmesiyle ortaya çıkan su kıtlığı, mevsimsel değişiklikler ve doğal afetler gibi sorunlarla baş başa kalıyor. Ayrıca, turizmin ana cazibe merkezinin kaybolması durumunda, bölgedeki ekonomik yapı da ciddi şekilde sarsılabiliyor. Yazarlar, buzul turizmi politikalarının yalnızca ziyaretçi sayısını artırmaya odaklanmak yerine, yerel toplulukları merkeze alan ve çevresel adaleti gözeten yaklaşımlar geliştirilmesi gerektiğini savunuyor.

Buzul turizminin sürdürülebilirliği, yalnızca ekonomik kazançla değil, aynı zamanda toplumsal ve çevresel sorumluluklarla da ölçülmeli. Yerel halkın ihtiyaçlarının gözetilmesi, turizm gelirlerinin adil şekilde paylaşılması ve doğal kaynakların korunması, uzun vadede hem toplumsal barış hem de çevresel denge açısından büyük önem taşıyor. Bu noktada, buzulların yalnızca turistik birer obje olarak değil, aynı zamanda ekosistemlerin ve su döngüsünün vazgeçilmez parçaları olarak görülmesi gerekiyor.

Buzul turizmi ve iklim eyleminin kesişimi

Yapılan araştırmalar, insanların buzulları ziyaret etmesinin tamamen yanlış bir davranış olmadığını ortaya koyuyor. Ancak asıl mesele, bu ziyaretlerin nasıl yönetileceği ve hangi sonuçlara yol açacağıyla ilgili. Buzullar, hem kültürel hem de politik anlamda ağır bir yük taşıyor ve insanlar onları görmeye devam edecek. Önemli olan, buzul turizminin yalnızca erişim ve fotoğraf çekimiyle sınırlı kalmaması, gerçek iklim eylemiyle entegre edilmesi. Bu şekilde, "son şans turizmi" anlayışının kalıcı bir iş modeline dönüşmesi engellenebilir.

Buzullar, yalnızca sembolik değerleriyle değil, aynı zamanda ekosistemlerin ve su kaynaklarının aktif parçaları olarak da yaşamsal öneme sahip. Cymene Howe'un da belirttiği gibi, buzullar su sağlar, çeşitli canlılara yaşam alanı sunar ve insanlara önemli dersler verir. Eğer buzulları korumanın daha iyi yolları bulunabilirse, dünyanın buzullarının ölmesi kaçınılmaz olmayabilir. Ancak bunun için yalnızca tanıklık etmek değil, aynı zamanda somut iklim eylemlerine geçmek gerekiyor. Buzul turizmi, sürdürülebilirlik ve çevresel sorumluluk ilkeleriyle yönetildiğinde, hem yerel topluluklara hem de küresel çevreye katkı sağlayabilir.

Sonuç olarak, buzul turizmi günümüzde hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Buzulların hızla erimesi, insanları bu doğal harikaları kaybolmadan önce görmeye teşvik ederken, aynı zamanda iklim değişikliğinin etkilerini daha da görünür kılıyor. Bu sürecin sürdürülebilir ve adil bir şekilde yönetilmesi, hem çevre hem de toplum açısından büyük önem taşıyor. Buzulların geleceği, atılacak adımlara ve alınacak önlemlere bağlı olarak şekillenecek.


Etiketler:
buzul turizmi iklim değişikliği buzullar turizm çevre