ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE

İnsan vücudunda mikroplastik! Gerçek mi, yoksa bilimsel bir yanılgı mı?

Özkan Özger - | Son Güncelleme Tarihi:
İnsan vücudunda mikroplastik! Gerçek mi, yoksa bilimsel bir yanılgı mı?

İnsan vücudunda mikroplastik bulunduğuna dair son yıllarda yayımlanan bilimsel çalışmalar, özellikle Avrupa'daki araştırmacılar tarafından ciddi şekilde sorgulanıyor. Uzmanlar, mikroplastik tespitlerinde kullanılan yöntemlerin güvenilirliği ve sonuçların doğruluğu konusunda uyarılarda bulunurken, yanlış pozitiflerin ve kontaminasyonun insan sağlığına ilişkin endişeleri gereksiz yere artırabileceğini belirtiyor.

Kapat

HABERİN DEVAMI

Son yıllarda insan vücudunda mikroplastiklerin varlığına dair yayımlanan araştırmalar, bilim dünyasında büyük bir tartışmanın fitilini ateşledi. Özellikle Avrupa'da faaliyet gösteren birçok bilim insanı, bu tür çalışmaların sonuçlarının güvenilirliğinden şüphe duyuyor. Mikroplastiklerin insan beyni, testisleri, plasentaları ve arterleri gibi hayati organlarda bulunduğunu iddia eden yüksek profilli makaleler, başta İngiltere ve Almanya olmak üzere çeşitli ülkelerdeki uzmanlar tarafından detaylı biçimde inceleniyor. Uzmanlar, mikroplastik tespitinde kullanılan analitik yöntemlerin hassasiyetinin ve doğruluğunun, özellikle insan dokusu gibi karmaşık örneklerde, bilimsel standartları karşılamadığını vurguluyor. Bu nedenle, insan vücudunda mikroplastik bulunduğuna dair elde edilen bulguların, büyük ölçüde laboratuvar kontaminasyonu veya yanlış pozitif sonuçlardan kaynaklanabileceği belirtiliyor.

Yüksek profilli çalışmaların güvenilirliği sorgulanıyor

Mikroplastik konusu, plastik kirliliğinin çevre ve insan sağlığı üzerindeki olası etkileri nedeniyle son yıllarda bilimsel araştırmaların odak noktası haline geldi. Özellikle gıda, içecek ve soluduğumuz hava yoluyla vücudumuza giren mikroplastiklerin sağlık üzerindeki etkileri konusunda kesin bir bilgi bulunmuyor. Ancak insan dokularında mikroplastik tespit edildiğini öne süren bazı çalışmalar, bilimsel camiada ciddi eleştirilerle karşı karşıya. Guardian tarafından derlenen verilere göre, insan beyni, testisleri ve arterlerinde mikroplastik bulunduğunu iddia eden yedi farklı çalışma, metodolojik eksiklikler ve kontaminasyon kontrollerinin yetersizliği nedeniyle sorgulanıyor. Ayrıca, yakın zamanda yayımlanan bir analizde, insan dokularında mikroplastik tespit eden 18 çalışmanın, plastiklerden kaynaklanan sinyallerin başka maddelerle karıştırılabileceği ihtimalini göz ardı ettiği ortaya kondu.

Bilim insanları, mikroplastik tespitinde kullanılan analitik tekniklerin, özellikle mikro ve nanoplastiklerin boyutlarının çok küçük olması nedeniyle, mevcut teknolojik sınırları zorladığını belirtiyor. Bu durum, sonuçların güvenilirliğini doğrudan etkiliyor. Ayrıca, bazı araştırma gruplarının yeterli analitik uzmanlığa sahip olmadan aceleyle makale yayımlama çabası, bilimsel kontrollerin atlanmasına yol açabiliyor. Uzmanlar, bu tür hatalı sonuçların, plastik kirliliğiyle mücadeleye yönelik yanlış politikaların geliştirilmesine neden olabileceği ve plastik endüstrisinin gerçek endişeleri haksız yere küçümsemesine fırsat tanıyabileceği uyarısında bulunuyor.

Analitik yöntemlerdeki eksiklikler ve yanlış pozitif riski

Mikroplastik tespitinde kullanılan başlıca yöntemlerden biri olan Py-GC-MS (piroliz-gaz kromatografisi-kütle spektrometrisi), özellikle insan dokusu gibi karmaşık örneklerde yanlış pozitif sonuçlara yol açabiliyor. Bu yöntemde, örnekler yüksek sıcaklıkta buharlaştırılarak ayrıştırılıyor ve plastik polimerlere özgü sinyaller aranıyor. Ancak uzmanlar, insan dokularındaki yağların da benzer sinyaller üretebildiğini ve bu nedenle mikroplastik varlığına dair yanlış sonuçlar alınabileceğini belirtiyor. Özellikle beyin dokusu gibi yağ oranı yüksek organlarda, polietilen gibi plastiklerle yağların sinyallerinin karışması, sonuçların doğruluğunu ciddi şekilde zedeliyor.

Almanya'daki Helmholtz Çevre Araştırmaları Merkezi'nden Dr. Dušan Materić, beyin dokusunda mikroplastik bulunduğunu iddia eden bir çalışmayı "şaka" olarak nitelendirerek, bu tür makalelerin bilimsel açıdan büyük eksiklikler taşıdığını vurguladı. Materić ve ekibi, artan obezite oranlarının, beyin dokusunda tespit edilen mikroplastik trendini açıklayabilecek alternatif bir faktör olabileceğini öne sürdü. Ayrıca, biyolojik dokularda mikroplastik tespit eden yüksek etki faktörlü makalelerin yarısından fazlasının ciddi şüpheler içerdiği belirtildi.

Bilim insanlarından metodoloji uyarısı

İnsan vücudunda mikroplastik bulunduğunu iddia eden çalışmalara yönelik eleştiriler sadece beyinle sınırlı değil. Karotid arter plaklarında mikroplastik tespit eden ve bu hastaların kalp krizi ile inme riskinin daha yüksek olduğunu öne süren bir başka çalışma da, ameliyathane ortamında alınan boş örneklerin test edilmemesi nedeniyle eleştirildi. Boş örneklerin test edilmemesi, arka plan kontaminasyonunun ölçülmesini ve sonuçların doğruluğunun teyit edilmesini engelliyor. Benzer şekilde, erkek üreme sisteminde mikroplastik bulunduğunu iddia eden bir çalışma da, kullanılan analitik yaklaşımın yeterince sağlam olmadığı gerekçesiyle bilimsel camiada tartışma konusu oldu.

Vrije Universiteit Amsterdam'dan Dr. Frederic Béen, mikroplastik tespitinde izlenmesi gereken standart laboratuvar uygulamalarının çoğu makalede göz ardı edildiğini belirtti. Özellikle arka plan kontaminasyonunu dışlama, boş örneklerle test yapma, ölçümlerin tekrarlanması ve bilinen miktarda mikroplastik içeren örneklerle doğrulama gibi temel bilimsel adımların atlanması, sonuçların güvenilirliğini ciddi şekilde düşürüyor. Béen, bu nedenle elde edilen bulguların, kontaminasyon veya metodolojik hatalardan tamamen bağımsız olduğunun söylenemeyeceğini ifade etti.

Biyolojik gerçeklik ve teknik sınırlar

Avustralya'daki Queensland Üniversitesi'nden Dr. Cassandra Rauert'in liderliğinde yürütülen bir çalışma, Py-GC-MS yönteminin polietilen ve PVC gibi plastikleri tanımlamada güvenilir olmadığını ortaya koydu. Rauert, insan dokularında bildirilen birçok mikroplastik konsantrasyonunun gerçeği yansıtmadığını ve bu tür sonuçların biyolojik olarak olası olmadığını savundu. Özellikle 3 ile 30 mikrometre boyutundaki plastik parçacıkların kan dolaşımına geçebileceğine dair bilimsel bir kanıt bulunmadığını belirten Rauert, bu tür iddiaların mevcut bilgi birikimiyle çeliştiğini vurguladı.

Rauert, mevcut analitik tekniklerin nano boyutlu plastik parçacıkları tespit etmede yetersiz olduğunu, bu nedenle insan vücudunda mikroplastik bulunduğuna dair iddiaların büyük bir kısmının teknik sınırlamalardan kaynaklandığını ifade etti. Ayrıca, insan dokusunun analiz öncesinde kimyasallarla sindirilmesine rağmen, yağ kalıntılarının analiz sonuçlarını etkileyebileceği ve yanlış pozitiflere yol açabileceği belirtildi. Rauert'in makalesinde, bu tür yanlış pozitif riskini göz ardı eden 18 çalışma detaylı olarak incelendi.

Bilimsel tartışmanın toplumsal ve politik etkileri

Mikroplastik tespitine dair yaşanan bilimsel tartışmalar, yalnızca akademik çevrelerle sınırlı kalmıyor. Yanlış veya hatalı bulgular, plastik kirliliğiyle mücadeleye yönelik düzenlemelerin yanlış yönlendirilmesine ve toplumda gereksiz bir panik havası oluşmasına neden olabiliyor. Ayrıca, plastik endüstrisinde faaliyet gösteren lobiciler, bu tür şüpheli sonuçları, gerçek çevresel ve sağlık risklerini küçümsemek için kullanabiliyor. Uzmanlar, mikroplastik konusunun hassasiyetine dikkat çekerek, bilimsel çalışmaların titizlikle yürütülmesi ve sonuçların doğruluğunun çok yönlü olarak teyit edilmesi gerektiğini vurguluyor.

Bu süreçte, mikroplastik tespitinde kullanılan analitik yöntemlerin geliştirilmesi ve standart laboratuvar uygulamalarının eksiksiz biçimde uygulanması büyük önem taşıyor. Aksi halde, bilimsel camiada yaşanan bu tür tartışmalar, kamuoyunun güvenini zedeleyebilir ve çevre politikalarının yanlış temeller üzerine inşa edilmesine yol açabilir.

Sonuç: Mikroplastik araştırmalarında dikkatli olunmalı

İnsan vücudunda mikroplastik bulunduğuna dair iddialar, bilimsel yöntemlerin sınırları ve laboratuvar kontaminasyonu gibi faktörler nedeniyle ciddi şekilde sorgulanıyor. Uzmanlar, mikroplastik tespitinde kullanılan tekniklerin güvenilirliğinin artırılması ve metodolojik standartların sıkı şekilde uygulanması gerektiğini belirtiyor. Bu alandaki tartışmalar, hem bilimsel hem de toplumsal düzeyde önemli sonuçlar doğurabilir. Mikroplastik konusunun sağlıklı ve doğru biçimde ele alınabilmesi için, araştırmaların şeffaf, titiz ve çok yönlü olarak yürütülmesi büyük önem taşıyor.


Etiketler:
mikroplastik insan sağlığı bilimsel araştırma analitik kimya plastik kirliliği