ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE

Deniz kenarında yaşamak göründüğü kadar sağlıklı değil?

Ada Kahriman - | Son Güncelleme Tarihi:
Deniz kenarında yaşamak göründüğü kadar sağlıklı değil?

İngiltere ve Galler'de yaklaşık 28.400 kişinin doğumdan orta yaşa kadar takip edildiği kapsamlı bir araştırma, kıyı topluluklarında yaşayanların birden fazla kronik hastalık geliştirme riskinin belirgin biçimde daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Uzmanlar, bu durumun deniz kenarının kendisinden değil, yoksulluk ve seçici göç dinamiklerinden kaynaklandığını vurguladı.

Deniz kenarında yaşamanın daha sağlıklı bir hayat sunduğuna dair yaygın kanı, bilimsel verilerle ciddi biçimde sorgulanıyor. İngiltere ve Galler'de gerçekleştirilen ve BMJ Public Health dergisinde yayımlanan uzun soluklu bir araştırma, kıyı bölgelerinde kalan ya da bu bölgelere taşınan yetişkinlerin orta yaşa ulaştıklarında birden fazla kronik sağlık sorunuyla karşılaşma olasılıklarının kayda değer ölçüde yüksek olduğunu gözler önüne serdi. Araştırmacılar, deniz kenarında yaşamanın sağlık üzerindeki etkisinin aslında kıyı şeridinin doğal güzelliklerinden çok, ekonomik zorluklar ve göç kalıplarıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirledi. Özellikle daha sağlıklı ve ekonomik açıdan avantajlı bireylerin kıyıdan ayrılmasıyla birlikte, geride kalan nüfusun sağlık profili belirgin biçimde kötüleşiyor.

Doğumdan orta yaşa 28.400 kişi takip edildi

Araştırma ekibi, iki büyük kohort çalışmasını temel alarak analizlerini yürüttü. 1958 Ulusal Çocuk Gelişimi Çalışması'ndan (NCDS) 13.691 katılımcı ve 1970 İngiliz Kohort Çalışması'ndan (BCS) 14.683 katılımcı olmak üzere toplamda yaklaşık 28.400 kişinin verileri incelendi. Her iki çalışma da bireyleri doğumlarından itibaren izledi ve araştırmacılara ikamet adreslerindeki değişiklikleri, yaşadıkları mahallelerin sosyoekonomik koşullarını ve sağlık durumlarının onlarca yıl boyunca nasıl bir seyir izlediğini ayrıntılı biçimde inceleme imkânı tanıdı. Bu kapsamlı veri seti, kıyı yaşamı ile kronik hastalık arasındaki ilişkiyi daha önce hiç yapılmadığı kadar derinlemesine analiz etmeye olanak sağladı.

Katılımcılar, NCDS grubunda 55 yaşına, BCS grubunda ise 46 yaşına kadar en az iki kronik hastalık tanısı almışlarsa "birden fazla uzun süreli hastalığa sahip" olarak sınıflandırıldı. Değerlendirmeye alınan hastalıklar arasında astım, diyabet, kronik sırt ağrısı, kanser, işitme kaybı, yüksek tansiyon, göz hastalıkları, kalp rahatsızlıkları ve depresyon gibi geniş bir yelpaze yer aldı. Bu geniş hastalık tanımı, kıyı yaşamının sağlık üzerindeki etkisini çok boyutlu biçimde değerlendirmeyi mümkün kıldı.

Kıyıda kalanlar yüzde 20 daha fazla kronik hastalık riski taşıyor

Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri, 1958 doğumlu katılımcılar arasında ortaya çıktı. Bir kıyı topluluğunda yaşamaya devam edenler ya da orta yaşa kadar bir kıyı bölgesine taşınanlar, 16 ile 42 yaşları arasında kıyıyı terk edenlere kıyasla en az yüzde 20 daha yüksek oranda birden fazla kronik hastalığa sahipti. Bu oran, deniz kenarında yaşamanın sağlığa faydalı olduğu yönündeki genel kabulü temelden sarsan bir veri olarak dikkat çekti. Ancak araştırmacılar, ergenlik döneminde kıyı yakınında yaşamak ile ilerleyen yıllarda birden fazla kronik hastalık geliştirmek arasında doğrudan bir bağlantı bulamadı. Asıl fark, yetişkinlik döneminde kıyıda kalmayı tercih eden ya da kıyıya göç eden bireyler arasında belirginleşti.

Profesör Jivraj: 'Sorun kıyıda yaşamak değil, yoksunluk ve seçici göç'

Araştırmanın sorumlu yazarı UCL Epidemiyoloji ve Sağlık Hizmetleri bölümünden Profesör Stephen Jivraj, bulguları değerlendirirken önemli bir ayrıma dikkat çekti. Jivraj, "Kıyı topluluklarındaki daha kötü sağlık tablosu, basitçe kıyıda yaşamanın kendisinden kaynaklanmıyor. Bunun yerine, daha yüksek yoksunluk düzeyleri ve seçici göçün bir kombinasyonunu yansıtıyor" dedi. Profesör Jivraj, daha kötü sağlık durumuna sahip bireylerin kıyı bölgelerinde kalma ya da bu bölgelere taşınma eğiliminin belirgin biçimde daha güçlü olduğunu vurguladı. Bu tespit, kıyı sağlığı meselesinin salt coğrafi bir olgu olmadığını, aksine sosyoekonomik dinamiklerle iç içe geçmiş karmaşık bir yapı sergilediğini ortaya koydu. Jivraj, "Bu durum, kıyı bölgelerinin artan sağlık eşitsizliklerini ele almak için hedefli politikalara ve kaynaklara ihtiyaç duyabileceğini açıkça gösteriyor" ifadelerini kullandı.

Göç dinamikleri kıyıdaki sağlık dezavantajını derinleştiriyor

Araştırmanın ortaya koyduğu en dikkat çekici mekanizmalardan biri, göçün kıyı topluluklarının nüfus yapısını nasıl yeniden biçimlendirdiğiydi. Elde edilen verilere göre, en yoksun kıyı mahallelerinde büyüyen bireyler, en az yoksun kıyı mahallelerinden gelenlere göre orta yaşa kadar kıyıda kalma eğilimini üç kat daha fazla gösterdi. Bu durum, ekonomik açıdan güçlü ve sağlıklı bireylerin kıyıdan ayrılırken, dezavantajlı kesimlerin geride kalmasıyla sonuçlanan bir kısır döngüyü gözler önüne serdi. Öte yandan, kıyıya sonradan taşınan bireyler de genellikle nispeten daha az yoksun çocukluk mahallelerinden yetişkinlik döneminde daha yoksun kıyı topluluklarına geçiş yaptı. Bu iki göç kalıbı bir araya geldiğinde, zaten mücadele eden kıyı bölgeleri sağlık ve ekonomik dezavantajlarla karşı karşıya olan sakinlerin giderek artan bir payıyla baş başa kaldı. Mahalle yoksunluğu hesaba katıldığında, kıyıda yaşamak ile kronik hastalık arasındaki ilişki belirgin biçimde zayıfladı; bu da yerel ekonomik ve sosyal koşulların sağlık açığının büyük bölümünü açıkladığına işaret etti.

Kıyının sağlık avantajları neden etkisini yitiriyor?

Profesör Jivraj, kıyı yaşamının potansiyel sağlık faydalarının neden pratikte gerçekleşemediğini de açıkladı. "Bazı kanıtlar, kıyıya daha yakın yaşamanın daha az kirlilik ve güzel manzaralı yürüyüşler keşfederek stresi azaltma şansı gibi koruyucu sağlık etkileri sunduğunu gösteriyor" diyen Jivraj, ancak bu avantajların yapısal sorunlar karşısında etkisiz kaldığını belirtti. Turizm ve balıkçılık gibi geleneksel endüstrilerin gerilemesi, kıyı sakinleri için istihdam olanaklarını ciddi biçimde daralttı. Bu ekonomik çöküş, İngiltere ve Galler'deki pek çok kıyı topluluğunda sağlık eşitsizliklerinin yoğunlaşmasına doğrudan zemin hazırladı. Jivraj ayrıca denizin fiziksel bir engel oluşturduğuna da dikkat çekti: Bu doğal bariyer, eğitim kurumlarına ve iş olanaklarına ulaşımı kısıtlıyor; iç kesimlerde yaşayanların hiçbir zaman deneyimlemediği bir izolasyon etkisi yaratıyor. Sonuç olarak, kıyı ortamlarının sunduğu temiz hava, doğayla iç içe olma ve fiziksel aktivite fırsatları gibi potansiyel faydalar; yoksulluk, yetersiz ulaşım altyapısı, sınırlı istihdam ve sağlık hizmetlerine erişimdeki güçlükler tarafından tamamen gölgeleniyor.

Araştırmacılardan kıyı bölgelerine koordineli yatırım çağrısı

Araştırma ekibi, bulgularını değerlendirirken önemli bir uyarıda bulundu: Kıyı topluluklarının tamamı aynı koşullara sahip değil. Eski bir sanayi limanı, küçük bir balıkçı kasabası ve varlıklı bir tatil beldesi birbirinden son derece farklı sosyoekonomik gerçekliklerle yüzleşiyor. Çalışmanın coğrafi tanımlaması bu farklılıkları tüm ayrıntılarıyla yakalayamadı ve her bir katılımcının kıyı yakınında tam olarak ne kadar süre ikamet ettiğini ölçemedi. Bunun yanı sıra, iki doğum grubu farklı yaşlarda değerlendirildiği için doğrudan karşılaştırmalar belirli sınırlılıklar taşıdı. Tüm bu kısıtlamalara rağmen araştırmacılar, elde edilen bulguların politika yapıcılar için güçlü bir mesaj içerdiğini vurguladı. Ekip, yoksun kıyı bölgelerinde halk sağlığı, sağlık hizmetleri, ulaşım altyapısı, eğitim ve istihdam alanlarına koordineli ve bütüncül yatırım yapılması gerektiği çağrısında bulundu. Deniz kenarında yaşamanın gerçek anlamda sağlıklı bir seçenek olabilmesi için öncelikle bu bölgelerdeki yapısal eşitsizliklerin giderilmesi gerektiği bir kez daha bilimsel verilerle teyit edildi.

Kapat

HABERİN DEVAMI


Etiketler:
kıyı sağlığı kronik hastalık İngiltere sağlık araştırması sağlık eşitsizliği deniz kenarında yaşam