ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE

Avrupa Birliği savunma sanayisinde ABD ve Çin'e karşı bağımsızlık arayışında

Ada Kahriman - | Son Güncelleme Tarihi:
Avrupa Birliği savunma sanayisinde ABD ve Çin'e karşı bağımsızlık arayışında

Avrupa Birliği, savunma sanayisinde ABD ve Çin'e olan bağımlılığını azaltmak için yeni adımlar atıyor. Son veriler, silah ticaretinde ABD'nin küresel hakimiyetini gözler önüne sererken, AB'nin kendi kendine yeterlilik arayışı dikkat çekiyor.

Kapat

HABERİN DEVAMI

Avrupa Birliği, savunma sanayisinde ABD ve Çin gibi küresel devlere olan bağımlılığını azaltmak amacıyla stratejik bir dönüşüm sürecine girdi. Son yıllarda yaşanan jeopolitik gelişmeler ve güvenlik tehditleri, AB'nin kendi savunma kapasitesini güçlendirme ihtiyacını daha da belirgin hale getirdi. Özellikle ABD'nin silah ihracatındaki baskın rolü ve Çin'in kritik ham madde tedarikindeki üstünlüğü, Avrupa'nın savunma alanında daha bağımsız bir pozisyon arayışını hızlandırdı. Bu kapsamda, AB ülkeleri savunma sanayisinde kendi kendine yeterlilik hedefiyle yeni politikalar ve iş birlikleri geliştirmeye odaklandı.

ABD'nin silah ihracatındaki küresel hakimiyeti ve Avrupa'nın bağımlılığı

Savunma sanayisi alanında Amerika Birleşik Devletleri, uzun süredir küresel ihracat liderliğini elinde bulunduruyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nün (SIPRI) verilerine göre, ABD son yirmi yılda dünya genelindeki silah satışlarının yüzde 35'ini tek başına gerçekleştirdi. Bu oran, ABD'nin savunma sanayisindeki etkisini ve diğer ülkeler üzerindeki ekonomik ve stratejik baskısını net biçimde ortaya koyuyor. ABD'yi sırasıyla Rusya, Fransa, Almanya ve Çin takip ediyor. Bu beş ülke, 2000-2024 yılları arasında gerçekleşen tüm küresel silah ticaretinin yüzde 74'ünü sağladı. Özellikle Avrupa ülkeleri, ithal ettikleri silahların büyük bir kısmını ABD'den temin ederek, savunma alanında ciddi bir dışa bağımlılık sergiliyor. 2000-2024 döneminde Avrupa'ya ithal edilen silahların yüzde 46'sı ABD menşeli olurken, Asya ülkelerinde bu oran yüzde 35'e ulaştı. Bu tablo, ABD'nin sadece Avrupa'da değil, Asya ve Okyanusya gibi farklı bölgelerde de savunma alanında belirleyici bir aktör olduğunu gösteriyor.

Silah ithalatında ABD'ye olan bağımlılık, askeri kapasitenin yanı sıra uzun vadeli stratejik ilişkileri de şekillendiriyor. Birçok Avrupa ülkesi, örneğin F-35 savaş uçakları gibi yüksek teknolojiye sahip sistemleri ABD'den satın alarak, yedek parça ve bakım süreçlerinde de uzun yıllar boyunca ABD'li üreticilere bağlı kalıyor. Bu durum, Avrupa'nın savunma alanında kendi kendine yeterlilik hedefini gerçekleştirmesini zorlaştırıyor. Almanya, Fransa ve Hollanda gibi ülkeler, ABD ile olan bu derin ticari ilişkiler nedeniyle savunma politikalarını şekillendirirken, aynı zamanda kendi sanayi tabanlarını güçlendirme ihtiyacıyla karşı karşıya kalıyor.

Avrupa'nın kendi kendine yeterlilik arayışı ve stratejik dönüşüm

Avrupa Birliği, son yıllarda savunma sanayisinde dışa bağımlılığı azaltmak için önemli adımlar atmaya başladı. Özellikle Trump yönetiminin Rusya-Ukrayna gerilimi ve Grönland üzerindeki tartışmalı politikaları, AB'nin savunma alanında daha bağımsız bir yol izlemesi gerektiğini ortaya koydu. AB liderleri, resmi açıklamalarında bu hedefi açıkça dile getirmeseler de, savunma stratejilerinde ABD'ye olan bağımlılığı azaltma yönünde kararlı bir tutum sergiliyor. Bu kapsamda, AB'nin Readiness 2030 planı öne çıkıyor. Söz konusu plan, üye devletlerin AB içinde üretilen savunma ürünlerine yatırım yapmasını teşvik ederek, Avrupa'nın sanayi tabanını güçlendirmeyi amaçlıyor. Böylece, AB ülkeleri hem kendi ordularını daha hızlı ve etkin şekilde donatabilecek hem de küresel savunma pazarında daha rekabetçi bir konuma gelebilecek.

Ancak, savunma sanayisinde kendi kendine yeterlilik hedefi sadece üretim kapasitesiyle sınırlı değil. Donanımın yanı sıra, yazılım, güncellemeler ve uzun vadeli bakım süreçleri de ülkelerin dışa bağımlılığını artıran unsurlar arasında yer alıyor. Özellikle çok uluslu savunma projelerinde, kontrol ve komuta yapılarının yanı sıra istihbarat ve personel paylaşımı gibi alanlarda da iş birliği ve bağımlılık ilişkileri derinleşiyor. Bu nedenle, AB'nin savunma stratejisini güçlendirmek için sadece üretim değil, aynı zamanda teknoloji transferi, Ar-Ge yatırımları ve insan kaynağı geliştirme alanlarında da kapsamlı politikalar geliştirmesi gerekiyor.

Silah ticaretinde bölgesel farklılıklar ve yeni ittifak arayışları

Silah ticareti verileri, farklı bölgelerdeki ithalat ve ihracat desenlerinin oldukça çeşitli olduğunu gösteriyor. Örneğin, Hollanda gibi bazı Avrupa ülkeleri savunma ithalatının yüzde 96'sını ABD'den gerçekleştirirken, Macaristan'da bu oran yüzde 17'ye kadar düşebiliyor. 2020-2024 yılları arasında en fazla silah ithalatı yapan 50 ülkeden 19'u, ihtiyaçlarının yarısından fazlasını ABD'den karşılamış durumda. Bu ülkeler arasında Japonya, Güney Kore ve Filipinler gibi Asya'nın önemli aktörleri de bulunuyor. Özellikle Hint-Pasifik bölgesinde, ABD'nin güvenlik garantileri ve askeri desteği, bölge ülkelerinin savunma politikalarını doğrudan etkiliyor.

Ancak, ABD'ye olan bu yüksek bağımlılık, birçok ülkeyi yeni ittifaklar ve iş birliği modelleri geliştirmeye yönlendiriyor. Avrupa ve Hint-Pasifik ülkeleri, Trump yönetiminin ardından güvenlik politikalarında daha fazla çeşitlilik arayışına girdi. Bu süreçte, Avrupa ülkeleri arasında savunma alanında yeni iş birliği anlaşmaları imzalanırken, bazı Asya ülkeleri de ABD dışında alternatif tedarikçilerle ilişkilerini güçlendirmeye başladı. Bu çeşitlendirme eğilimi, hem siyasi hem de lojistik açıdan önemli avantajlar sağlasa da, çoklu tedarikçiyle çalışmanın getirdiği karmaşıklıklar ve maliyetler de göz ardı edilmiyor. Yunanistan, Katar ve Hindistan gibi ülkeler, birden fazla tedarikçiden savunma sistemi alarak siyasi riskleri azaltmaya çalışırken, lojistik açıdan ciddi zorluklarla karşılaşıyor.

Çin'in kritik rolü ve AB'nin yeni bağımlılık riski

Avrupa Birliği, ABD'ye olan bağımlılığı azaltmaya çalışırken, savunma sanayisinde başka bir büyük oyuncunun etkisiyle karşı karşıya kalıyor: Çin. Özellikle savunma ürünlerinin üretiminde hayati öneme sahip olan nadir toprak mineralleri, neredeyse tamamen Çin tarafından tedarik ediliyor. Bu durum, AB'nin savunma sanayisinde kendi kendine yeterlilik hedefini gerçekleştirirken, başka bir stratejik bağımlılık riskiyle karşılaşmasına yol açıyor. Uzmanlar, kısa vadede Çin dışında bu mineralleri aynı ölçekte ve hızda üretebilecek bir alternatifin bulunmadığını belirtiyor. Dolayısıyla, AB savunma sanayisi ABD'den daha bağımsız hale gelmeye çalışırken, Çin'e olan bağımlılığın artması kaçınılmaz görünüyor.

Bu tablo, Avrupa'nın savunma stratejisinde çok boyutlu bir yaklaşım benimsemesini zorunlu kılıyor. Sadece ABD ile olan ilişkileri çeşitlendirmek yeterli olmuyor; aynı zamanda Çin'in tedarik zincirindeki hakimiyetine karşı da önlemler alınması gerekiyor. AB, bu kapsamda alternatif ham madde kaynakları geliştirmek, geri dönüşüm teknolojilerine yatırım yapmak ve stratejik stoklar oluşturmak gibi politikalar üzerinde çalışıyor. Ancak, bu adımların kısa vadede somut sonuçlar vermesi beklenmiyor. Uzun vadede ise, AB'nin savunma sanayisinde tam anlamıyla kendi kendine yeterli hale gelmesi, hem üretim kapasitesinin artırılması hem de kritik ham madde tedarikinin çeşitlendirilmesiyle mümkün olabilecek.

Türkiye'nin savunma sanayisindeki yükselişi ve AB için örnek model

Türkiye, son yıllarda savunma sanayisinde attığı adımlarla dikkat çekici bir başarıya imza attı. Kendi milli savunma ürünlerini geliştiren ve ihraç eden Türkiye, bu alanda dışa bağımlılığı azaltmanın mümkün olduğunu gösterdi. Türk savunma sanayisinin elde ettiği başarılar, AB ülkeleri için de ilham kaynağı olabilir. Özellikle insansız hava araçları, zırhlı araçlar ve modern silah sistemleri alanında Türkiye'nin geliştirdiği yerli ve milli çözümler, Avrupa'nın kendi kendine yeterlilik hedefiyle örtüşüyor. Türkiye'nin bu alandaki tecrübesi, AB'nin savunma sanayisinde daha bağımsız bir yol izlemesi için önemli bir referans noktası oluşturuyor.

Türkiye'nin savunma sanayisindeki yükselişi, aynı zamanda bölgesel güvenlik dengelerini de etkiliyor. Yerli üretim kapasitesinin artırılması, sadece askeri alanda değil, ekonomik ve teknolojik kalkınma açısından da önemli kazanımlar sağlıyor. AB ülkeleri, Türkiye'nin bu alandaki deneyiminden yararlanarak, kendi savunma sanayilerini güçlendirebilir ve dışa bağımlılığı azaltabilir. Bu süreçte, Türkiye ile AB arasında savunma alanında iş birliği ve teknoloji transferi imkanlarının değerlendirilmesi, her iki taraf için de stratejik avantajlar sağlayacaktır.

Sonuç: Avrupa'nın savunma sanayisinde bağımsızlık yolculuğu

Avrupa Birliği, savunma sanayisinde ABD ve Çin gibi küresel aktörlere olan bağımlılığını azaltmak için kapsamlı bir dönüşüm sürecine girmiş durumda. ABD'nin silah ihracatındaki baskın rolü ve Çin'in kritik ham madde tedarikindeki hakimiyeti, AB'nin kendi kendine yeterlilik hedefini daha da önemli hale getiriyor. Bu süreçte, üretim kapasitesinin artırılması, teknoloji transferi, Ar-Ge yatırımları ve insan kaynağı geliştirilmesi gibi alanlarda atılacak adımlar belirleyici olacak. Türkiye'nin savunma sanayisindeki başarısı ise AB için örnek teşkil edebilir. Önümüzdeki dönemde, Avrupa'nın savunma sanayisinde daha bağımsız ve güçlü bir yapıya kavuşması, sadece bölgesel değil, küresel güvenlik dengeleri açısından da kritik bir rol oynayacak.


Etiketler:
savunma sanayisi AB-ABD ilişkileri silah ticareti Çin bağımsızlık