ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE

ABD'de ICE'ın güç kullanma yetkileri ve tartışmalar

Cihat Çelik - | Son Güncelleme Tarihi:
ABD'de ICE'ın güç kullanma yetkileri ve tartışmalar

ABD'nin Minneapolis kentinde yaşanan bir olayın ardından ICE'ın güç kullanma yetkileri ve operasyonları yeniden gündeme geldi. ICE'ın rolü, yetkileri ve kamuoyundaki tartışmalar mercek altına alınıyor.

Kapat

HABERİN DEVAMI

ABD'nin Minneapolis şehrinde 37 yaşındaki Renee Nicole Good'un hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan silahlı olay, ülkede göçmenlik uygulamalarından sorumlu olan ICE'ın (ABD Göçmenlik ve Gümrük İdareleri) yetkileri ve faaliyetleriyle ilgili tartışmaları yeniden alevlendirdi. Olay sonrası şehirde protestolar düzenlenirken, ICE'ın güç kullanma yetkileri ve operasyonlarının kapsamı, kamuoyunun dikkatini bir kez daha bu kuruma çevirdi. Özellikle Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını sertleştirmesiyle birlikte ICE'ın rolü ve uygulamaları, hem yerel halk hem de insan hakları savunucuları tarafından yakından izleniyor.

ICE'ın kuruluşu, görev tanımı ve yetki alanı

ICE, yani ABD Göçmenlik ve Gümrük İdareleri, 2002 yılında, 11 Eylül 2001'de yaşanan terör saldırılarının ardından çıkarılan İç Güvenlik Yasası kapsamında kuruldu. Bu yasa ile oluşturulan İç Güvenlik Bakanlığı'nın (DHS) bir parçası olan ICE, göçmenlik yasalarının uygulanması, belgesiz göçmenlerin tespiti ve ülkeden çıkarılması gibi görevleri üstleniyor. Ajans, özellikle Donald Trump'ın başkanlığı döneminde göçmenlik politikalarının sertleşmesiyle birlikte daha geniş bir bütçe ve yetki alanına kavuştu. Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşüyle birlikte ICE'ın hem bütçesi hem de operasyonel kapasitesi önemli ölçüde artırıldı. Bu dönemde ajans, ülke genelinde kamuya açık alanlarda binlerce tutuklama gerçekleştirdi ve topluluklar içinde daha görünür hale geldi. Bu durum, bazı bölgelerde yerel halkın ICE operasyonlarına karşı tepkisini de beraberinde getirdi.

ICE'ın anahtar kelime olarak öne çıkan yetkileri arasında, ABD'de yasal statüsü bulunmayan kişileri tespit etme, gözaltına alma ve tutuklama bulunuyor. Ajans, gerektiğinde ABD vatandaşlarını da, bir tutuklamaya müdahale ettikleri ya da bir ICE ajanına saldırdıkları durumlarda gözaltına alabiliyor. Bununla birlikte, ICE'ın yetkileri yerel polis teşkilatlarından farklılık gösteriyor ve federal düzeyde daha geniş bir hareket alanına sahipler. Özellikle Trump döneminde, federal ajanların ABD vatandaşlarını iradeleri dışında gözaltına aldığı 170'ten fazla olayın yaşanmış olması, ICE'ın uygulamalarına yönelik eleştirileri artırdı. Bu vakaların bir kısmında, belgesiz göçmen oldukları şüphesiyle Amerikan vatandaşlarının da mağdur edildiği ortaya çıktı.

ICE ajanlarının güç kullanma yetkileri ve uygulama sınırları

ICE ajanlarının güç kullanma yetkileri, ABD Anayasası, federal yasalar ve İç Güvenlik Bakanlığı'nın kendi politika kılavuzlarıyla belirleniyor. Anayasa'ya göre, kolluk kuvvetleri ancak kendilerine veya başkalarına ciddi bir tehdit söz konusu olduğunda ya da şiddet içeren bir suç işlendiğinde ölümcül güç kullanabiliyor. Vanderbilt Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden ceza adaleti programı direktörü Chris Slobogin, bu konuda memurların anlık kararlarına mahkemeler tarafından genellikle geniş bir takdir yetkisi tanındığını belirtiyor. 2023 yılında yayımlanan bir DHS politika notunda ise, federal memurların "gerekli olduğunda" ölümcül güç kullanabileceği, bunun da ancak hedefin kendisine veya başkasına ölüm ya da ciddi yaralanma tehdidi oluşturduğuna dair makul bir inanç olduğunda geçerli olduğu vurgulanıyor.

ICE'ın güç kullanımıyla ilgili tartışmalar, özellikle son yıllarda yaşanan olaylarla daha da belirginleşti. Minneapolis'te yaşanan ölümcül olay, ICE'ın güç kullanma sınırlarının ve uygulama biçimlerinin yeniden sorgulanmasına yol açtı. Los Angeles'ta 2025 yılı Ekim ayında yaşanan ve ICE ajanlarının sürücülere ateş açtığı iki ayrı olayda, DHS yetkilileri, sürücülerin araçlarıyla memurlara tehdit oluşturduğunu savundu. Bu tür olaylar, ICE'ın güç kullanma yetkilerinin pratikte nasıl uygulandığı ve hangi durumlarda ölümcül güce başvurulduğu konusunda kamuoyunda soru işaretleri doğurdu. Ayrıca, ICE ajanlarının operasyon sırasında maske takmaları da, kimliklerinin gizlenmesi ve güvenliklerinin sağlanması gerekçesiyle savunulsa da, şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından eleştiriliyor.

ICE'ın operasyon bölgeleri ve diğer kurumlarla işbirliği

ICE, temel olarak ABD sınırları içinde faaliyet gösterse de, bazı personeli yurt dışında da görev yapıyor. Ajansın kardeş kuruluşu olan ABD Gümrük ve Sınır Koruma (CBP) ise teknik olarak sınır devriyesinden sorumlu. Ancak, son yıllarda bu iki kurumun görev alanları arasında belirgin bir örtüşme yaşanıyor. Trump yönetimi döneminde, göçmenlik uygulamalarını güçlendirmek amacıyla farklı federal kolluk kuvvetlerinden ajanlar ICE operasyonlarına dahil edildi. Bu kapsamda, Sınır Devriyesi memurları da ICE ile birlikte ABD içinde baskınlara katılarak, kurumun faaliyet alanını genişletti. Özellikle Los Angeles, Chicago ve Minneapolis gibi büyük şehirlerde, yüzlerce federal memur ICE operasyonlarına destek vermek üzere görevlendirildi. Associated Press'in aktardığına göre, son dönemde Minneapolis'e 2.000'e kadar federal memurun gönderilmesi planlandı. Bu tür geniş çaplı operasyonlar, hem ICE'ın kapasitesini hem de federal kolluk kuvvetlerinin göçmenlik uygulamalarındaki rolünü artırdı.

ICE'ın operasyonları sırasında, yerel topluluklarla yaşanan gerilimler de dikkat çekiyor. Bazı bölgelerde, ICE ajanlarının tutuklama ve gözaltı işlemleri sırasında yerel halkın direnişiyle karşılaştığı, hatta bu anların vatandaşlar tarafından kaydedilerek sosyal medyada paylaşıldığı görülüyor. Bu durum, ICE'ın kamuoyu nezdindeki algısını ve toplumsal tepkileri doğrudan etkiliyor. Ayrıca, diğer federal kurumlarla yapılan işbirlikleri, operasyonların kapsamını genişletirken, yerel yönetimlerle olan ilişkileri de karmaşıklaştırıyor.

ICE gözaltı süreçleri ve göçmenlerin karşılaştığı sonuçlar

ICE tarafından gözaltına alınan göçmenlerin karşılaştığı süreçler, oldukça karmaşık ve belirsizliklerle dolu olabiliyor. Trump yönetimi döneminde, deportasyonların (sınır dışı etme) ölçeği önemli ölçüde arttı. 20 Ocak ile 10 Aralık 2025 tarihleri arasında 605.000 kişinin deport edildiği açıklandı. Ayrıca, ICE'ın yürüttüğü agresif kamu bilgilendirme kampanyaları sonucunda, yaklaşık 1,9 milyon göçmenin "gönüllü olarak" ülkeyi terk ettiği bildirildi. Gözaltına alınan bir göçmen, bazen kısa süreli sorgulamanın ardından serbest bırakılabiliyor. Ancak çoğu durumda, kişi daha büyük bir gözaltı tesisine transfer ediliyor ve burada yasal statüsü için mücadele etmeye devam ediyor. Syracuse Üniversitesi'nin Transactional Records Access Clearinghouse (TRAC) projesinin verilerine göre, 30 Kasım 2025 itibarıyla yaklaşık 65.000 kişi ICE gözaltında bulunuyordu.

Gözaltı süreçlerinde yaşanan en büyük sorunlardan biri, ailelerin ve avukatların, gözaltına alınan kişinin nerede olduğunu öğrenmekte zorlanması. Göçmen avukatları, ICE'ın şeffaf olmayan uygulamaları nedeniyle, yakınlarının veya müvekkillerinin yerini tespit etmenin bazen günler sürdüğünü belirtiyor. Bu durum, hem aileler hem de hukuki temsilciler için ciddi bir belirsizlik ve endişe kaynağı oluşturuyor. Ayrıca, gözaltı merkezlerinde yaşanan koşullar ve yasal sürecin uzunluğu, göçmenlerin psikolojik ve fiziksel sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratabiliyor.

ICE'a yönelik eleştiriler ve toplumsal muhalefet

ICE ve benzeri federal ajansların operasyonları, ABD genelinde birçok toplulukta tepkiyle karşılanıyor. Özellikle ICE ve Sınır Devriyesi'nin ortaklaşa düzenlediği operasyonlar sırasında, yerel halkın ve sivil toplum kuruluşlarının direnişi dikkat çekiyor. Son yıllarda, ICE ajanlarının tutuklama anlarının vatandaşlar tarafından kaydedilmesi ve sosyal medyada paylaşılması yaygınlaştı. Bu tür görüntüler, ICE'ın güç kullanımı ve operasyonlarının şeffaflığı konusunda kamuoyunda tartışmalara yol açıyor. Chicago'da düzenlenen bir ICE operasyonu sırasında, medya kuruluşları kolektifi Sınır Devriyesi'ne dava açtı ve ajanların gazetecilere, dini liderlere ve protestoculara karşı uygunsuz güç kullandığını iddia etti. Her ne kadar bir federal hakim bu iddiaları desteklese de, temyiz mahkemesi kararı bozdu.

Minneapolis'te yaşanan silahlı saldırı, göçmenlik uygulama operasyonları sırasında yaşanan ilk ateşli silah olayı değil. Los Angeles'ta da benzer olaylar yaşandı ve bu tür vakalar, ICE'ın güç kullanma yetkilerinin sınırlarını ve uygulama biçimlerini tartışmaya açtı. Ayrıca, ICE ajanlarının operasyon sırasında maske takması, ajanların kimliklerinin gizlenmesi ve güvenliğinin sağlanması açısından savunulsa da, bu uygulama şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından eleştiriliyor. Tüm bu gelişmeler, ICE'ın hem operasyonel hem de etik açıdan kamuoyu nezdinde sorgulanmasına neden oluyor.

Amerikan kamuoyunun ICE ve deportasyonlara bakışı

ABD'de ICE'ın faaliyetleri ve göçmenlik politikaları, kamuoyunda farklı görüşlerin ortaya çıkmasına yol açıyor. Pew Araştırma Merkezi'nin Ekim 2025 tarihli anketine göre, Amerikalıların bir kısmı belirli düzeyde deportasyonun gerekli olduğunu düşünürken, önemli bir kesim ise Trump yönetiminin göçmenlik uygulamalarını "aşırı" buluyor. Ankete katılanların %53'ü, Trump yönetiminin belgesiz göçmenleri deport etmek için "çok fazla" şey yaptığını ifade etti. Yaklaşık %36'lık bir kesim ise bu yaklaşımı desteklediğini belirtti. Bu sonuçlar, ICE'ın ve genel olarak göçmenlik politikalarının Amerikan toplumunda ne kadar tartışmalı bir konu olduğunu gösteriyor.

Kamuoyunun ICE'a bakışındaki bu bölünmüşlük, ajansın operasyonlarının geleceği ve göçmenlik politikalarının şekillenmesi açısından önemli bir gösterge. Hem destekçiler hem de karşıtlar, ICE'ın güç kullanma yetkileri, operasyonel uygulamaları ve insan haklarına yaklaşımı konusunda farklı argümanlar öne sürüyor. Bu çerçevede, ICE'ın anahtar kelime olarak öne çıkan güç kullanma yetkileri ve operasyonları, önümüzdeki dönemde de ABD kamuoyunun ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının gündeminde olmaya devam edecek gibi görünüyor.

Sonuç olarak, Minneapolis'te yaşanan olay ve ardından gelen toplumsal tepkiler, ICE'ın güç kullanma yetkileri ve operasyonlarının hem hukuki hem de etik açıdan yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılıyor. Ajansın uygulamaları, göçmenlik politikalarının geleceği ve toplumsal barış açısından kritik bir öneme sahip olmaya devam ediyor. ICE'ın faaliyetleri ve güç kullanma yetkileri, önümüzdeki süreçte de hem ABD'de hem de uluslararası arenada tartışılmaya devam edecek.


Etiketler:
ICE göçmenlik ABD güç kullanımı Minneapolis