ANASAYFA
TV PROGRAMLARI
PROGRAMLAR
YAYIN AKIŞI
CANLI YAYIN
24 RADYO
REKLAM
İLETİŞİM VE KÜNYE

Çölün ortasında keşfedildi! 500 yıllık hazine gemisi

Hüseyin Cihad Önal - | Son Güncelleme Tarihi:
Çölün ortasında keşfedildi! 500 yıllık hazine gemisi

Namibya'nın güneybatısında, Namib Çölü'nün derinliklerinde 500 yıl boyunca gömülü kalan Bom Jesus adlı Portekiz gemisi, altın sikkeler, fildişi ve tarihi sırlarla birlikte keşfedildi. Bu olağanüstü buluntu, Keşif Çağı'na dair bilinenleri yeniden şekillendiriyor.

Kapat

HABERİN DEVAMI

Namibya'nın güneybatısında, Atlantik kıyısına yakın bir noktada yapılan madencilik çalışmaları, tarihin en önemli deniz keşiflerinden birine sahne oldu. Namib Çölü'nün zorlu koşulları altında, neredeyse beş asır boyunca gömülü kalan Bom Jesus isimli Portekiz kargo gemisi, altın sikkeler, fildişi ve dönemin ticaretine dair eşsiz ipuçlarıyla birlikte gün yüzüne çıkarıldı. Bu olağanüstü keşif, yalnızca bir hazine buluntusu olmanın ötesine geçerek, Avrupa, Batı Afrika ve Hint Okyanusu arasındaki erken modern ticaret ağlarının somut bir kanıtı olarak öne çıkıyor. Anahtar kelime olan 'hazine gemisi', bu keşfin hem arkeolojik hem de kültürel açıdan taşıdığı önemi vurguluyor.

Namibya çölünde ortaya çıkan hazine gemisi

2008 yılının Nisan ayında, Namibya'nın Oranjemund kenti yakınlarında, Namdeb adlı Namibya hükümeti ile De Beers Grubu'nun ortaklığında işletilen bir elmas ruhsat sahasında çalışan madenciler, beklenmedik bir şekilde ahşap kalıntılara rastladı. Başlangıçta, bulunan nesnelerin neye ait olduğu konusunda kimse net bir fikir sahibi değildi. Ancak kısa süre içinde, ahşap ve metal parçaların arasında altın sikkeler de ortaya çıkınca, alan hızla kapatıldı ve madencilik faaliyetleri durduruldu. Yapılan detaylı kazılar sonucunda, yaklaşık 500 yıldır çölün kumları altında saklı kalan bir hazine gemisi olduğu anlaşıldı. Bu hazine gemisi, Namibya'nın zorlu iklim koşulları sayesinde olağanüstü derecede iyi korunmuştu. Çölün kuru havası ve stabil kumulları, ahşap, tekstil ve ip gibi kolayca çürüyebilecek malzemelerin bile bugüne ulaşmasına olanak sağladı. 2014 yılında yayımlanan bilimsel bir araştırma, bu olağanüstü korumanın, geminin kimliğinin tespit edilmesinde ve dönemin ticaret ağlarının anlaşılmasında kritik rol oynadığını ortaya koydu.

Bom Jesus'un kayboluşu ve kimliği

Yapılan arkeolojik ve tarihi incelemeler, bulunan hazine gemisinin 1533 yılında kaybolan Bom Jesus adlı Portekiz kargo gemisi olduğunu ortaya çıkardı. Geminin kimliğinin belirlenmesinde, Portekiz ve İspanyol altın sikkeleri ile birlikte, Alman bankerlerinin mührünü taşıyan bakır külçeler ve Batı Afrika'dan gelen fildişleri önemli rol oynadı. Portekiz kraliyet arşivlerinden elde edilen kayıtlar ve Memória das Armadas adlı görsel kronik, Bom Jesus'un Mart 1533'te Lizbon'dan yola çıkan yedi gemilik bir filonun parçası olduğunu doğruladı. Filonun İyi Umut Burnu'nu geçmesinden kısa bir süre sonra, Bom Jesus 'perdido' yani kayıp olarak kayıtlara geçti. Deniz tarihçisi Alexandre Monteiro'nun yaptığı arşiv araştırmaları, bu hazine gemisinin Lizbon ve Sevilla arasında ortak yatırım ile finanse edildiğini ve yolculuğun tamamen ticari amaç taşıdığını gösteriyor. Hayatta kalan mürettebatın olup olmadığına dair ise herhangi bir kayıt bulunmuyor.

Hazine gemisinin taşıdığı yük ve ticaretin izleri

Bom Jesus'un içeriği, dönemin küresel ticaret ağlarının ne kadar karmaşık ve geniş kapsamlı olduğunu gözler önüne seriyor. Hazine gemisi, toplamda 2.000'den fazla altın sikke barındırıyordu. Bu sikkelerin büyük çoğunluğunu Portekiz cruzadoları oluştururken, aralarında Kastilya'dan gelen ve Portekiz gemilerinde nadiren rastlanan excelentes de bulunuyordu. Bu durum, İber Yarımadası'nın iki önemli limanı olan Lizbon ve Sevilla arasındaki ticari ilişkilerin derinliğine işaret ediyor. Ayrıca, Augsburg merkezli Fugger ailesine ait olduğu anlaşılan ve üç dişli mühürle damgalanmış 22 ton bakır külçe de gemide yer alıyordu. Fugger ailesi, 16. yüzyılda Avrupa'nın en güçlü finansörlerinden biri olarak biliniyor ve uzun mesafe ticaret ile kraliyet seferlerini finanse etmede önemli bir rol oynuyordu. Hazine gemisinin taşıdığı en az 40 fil dişi ise, Batı Afrika'dan temin edilmiş ve muhtemelen Hint Okyanusu'ndaki Goa gibi limanlara gönderilmek üzere hazırlanmıştı. Bu fil dişleri, Portekizli, Hintli ve Arap tüccarlar arasında yürütülen ticaretin merkezi bir parçasıydı. AIMURE Enstitüsü Direktörü Dr. Bruno Werz, bu hazine gemisinin yalnızca bir arkeolojik alan değil, aynı zamanda Keşif Çağı'ndan kalma kapalı bir ekonomik zaman kapsülü olduğunu vurguluyor. Ona göre, Bom Jesus'un buluntuları, erken küreselleşmenin fiziksel kanıtlarını sunan eşsiz bir örnek teşkil ediyor.

İnsan kalıntıları ve cevapsız sorular

Bom Jesus'un mürettebatı, dönemin denizcilik standartlarına göre oldukça kalabalıktı. Gemide denizciler, din adamları ve askerler dahil olmak üzere 300'den fazla kişinin bulunmuş olabileceği tahmin ediliyor. Ancak yapılan kazılarda, yalnızca bir ayakkabının içinde bulunan tek bir ayak parmağı kemiği gün yüzüne çıkarıldı. Bu bulgu, bazı mürettebat üyelerinin kazadan sağ kurtulmuş olabileceği ihtimalini gündeme getirdi. Kazıyı yöneten baş arkeolog Dr. Dieter Noli, Orange Nehri'nin yaklaşık 25 kilometre güneyde yer aldığını ve hayatta kalanların bu nehre ulaşma şansı olabileceğini belirtti. Ayrıca, çölün tamamen çorak olmadığını, yiyecek bulma veya bölgedeki San topluluklarıyla temas kurma olasılığının da göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade etti. Ancak bugüne kadar, mürettebata ait başka hiçbir kalıntı, mezar yeri veya kişisel eşya bulunamadı. Bölgedeki sözlü tarih ve yerel anlatılar da henüz bu konuda bir ipucu sunmadı. Hazine gemisinin insan hikâyesi, hâlâ birçok bilinmezliği barındırıyor.

Hukuki süreç ve Namibya'nın yaklaşımı

Hazine gemisinin taşıdığı altın ve fildişi gibi değerli yükler, uluslararası hukuk açısından herhangi bir ihtilafa yol açmadı. Keşif alanı, Namibya'nın sınırları içinde yer alıyor ve 2001 tarihli UNESCO Su Altı Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi gereği, hem gemi hem de içeriği Namibya'nın ulusal yargı yetkisi altında kabul edildi. Geminin bayrak devleti olan Portekiz ise, sözleşmeye taraf bir ülke olarak herhangi bir hak iddiasında bulunmadı. Deniz tarihçisi Alexandre Monteiro, bu yaklaşımın profesyonel ve vizyoner olduğunu belirterek, Namibya'nın hazine gemisine sahip çıkma biçimini övgüyle değerlendirdi. Namdeb şirketi, kazı süresince madencilik faaliyetlerini durdurdu ve lojistik destek sağladı. Kurtarılan eserler, devlet gözetiminde güvence altına alındı. Namibya yetkilileri, hazine gemisinin buluntularını sergileyecek ve bölgesel bir deniz arkeolojisi araştırma merkezi olarak hizmet verecek kalıcı bir müze açmayı planladıklarını duyurdu. Bu adım, hem ulusal mirasın korunması hem de uluslararası denizcilik tarihi açısından önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Sonuç: Keşif Çağı'nın sırları Namibya'da gün yüzüne çıktı

Namibya'da ortaya çıkarılan 500 yıllık hazine gemisi, yalnızca altın ve fildişiyle değil, aynı zamanda erken modern dönemin ticaret, finans ve insan hikâyeleriyle de dikkat çekiyor. Bom Jesus'un keşfi, Keşif Çağı'nın bilinmeyen yönlerine ışık tutarken, Avrupa, Afrika ve Asya arasındaki ilişkilerin ne denli karmaşık ve çok katmanlı olduğunu gözler önüne seriyor. Hazine gemisi, Namibya'nın kültürel mirasına eşsiz bir katkı sunarken, deniz arkeolojisi alanında da yeni araştırmalara kapı aralıyor. Bu olağanüstü buluntu, geçmişin sırlarını bugüne taşıyarak, tarihin derinliklerinden gelen bir mesaj niteliği taşıyor.


Etiketler:
Namibya hazine gemisi Bom Jesus altın sikkeler arkeoloji