<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" version="2.0">
  <channel>
    <link>https://www.yirmidort.tv</link>
    <title>Yirmidört</title>
    <description>Son Dakika Haberleri, Tv programları, Türkiye’ den ve dünyadan tüm gelişmeleri 24 TV’ den takip edebilirsiniz.</description>
    <language>tr-TR</language>
    <generator>Yirmidört Tv Haber</generator>
    <atom:link href="http://pubsubhubbub.appspot.com" rel="hub" />
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293211</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/tvnin-dijital-donusumu-zirvesi-iab-connect-sektor-profesyonellerini-bir-araya-getiriyor-293211</link>
      <pubDate>2026-09-28T18:57:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[TV'nin dijital dönüşümü zirvesi: "IAB Connect" sektör profesyonellerini bir araya getiriyor]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[İnteraktif Reklamcılık Derneği (IAB Türkiye), dijital yayıncılığın en hızlı büyüyen alanlarından biri olan Connected TV - CTV ekosistemini masaya yatırmaya hazırlanıyor. 'IAB Connect: TV'nin Dijital Dönüşümü CTV' başlığıyla düzenlenecek etkinlik, Kadir Has Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilecek. ]]></description>
      <subtitle><![CDATA[TV'nin dijital dönüşümü zirvesi: "IAB Connect" sektör profesyonellerini bir araya getiriyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Connected TV (CTV), televizyonun kitlesel erişim gücünü dijital dünyanın veri, hedefleme ve ölçümleme kabiliyetleriyle buluşturarak medya planlamasında yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Bu yeni dönemde, markalar için "büyük ekran" artık yalnızca bir görünürlük alanı değil, aynı zamanda ölçülebilir, optimize edilebilir ve etkileşim yaratabilen stratejik bir temas noktası haline geliyor. Bu etkinlikte CTV ekosistemini; sektördeki tüm paydaşların perspektifinden, pek çok boyutuyla ele alacağız.</p><p>Saat 09.00'daki kayıt ve karşılama ile başlayacak olan etkinlik, açılış konuşmalarının ardından "TV Reklamcılığının Evrimi: Connected TV'ye Giden Yol" başlıklı oturumla devam edecek. Yarım günlük yoğun program kapsamında düzenlenecek panellerde uzman isimler, tüketicilerin izleme alışkanlıklarındaki dönüşümü ve yeni medya tüketim trendlerini ele alacak. Ayrıca CTV'nin sağladığı hassas hedefleme olanakları, veri kullanımı ve reklam yatırımlarının geri dönüşü gibi kritik konular detaylandırılırken yayıncılar, ajanslar ve teknoloji şirketleri arasındaki iş birliği fırsatları tartışılacak.</p><p>İlham veren sunumların yanı sıra sektör profesyonelleri için önemli bir ağ kurma imkanı sunan etkinlikte, IAB üyesi şirketlerin temsilcilerinin yanı sıra sektörden çok sayıda profesyonel ve akademisyen yer alacak.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/tvnin-dijital-donusumu-zi-487_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293210</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/istanbulda-saganak-cilesi-bitmiyor-bodrum-katlar-suyla-doldu-caddeler-gole-dondu-293210</link>
      <pubDate>2026-09-28T18:32:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[İstanbul'da sağanak çilesi bitmiyor: Bodrum katlar suyla doldu, caddeler göle döndü]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[İstanbul'da dün akşam saatlerinde başlayan ve aralıklarla süren sağanak, kent genelinde hayatı olumsuz etkiliyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[İstanbul'da sağanak çilesi bitmiyor: Bodrum katlar suyla doldu, caddeler göle döndü]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Meteoroloji Genel Müdürlüğünün uyarılarının ardından kentteki bazı bölgelerde dün akşam saatlerinden itibaren etkili olan kuvvetli yağış nedeniyle cadde ve sokaklarda su birikintileri oluşurken bazı alt geçitleri, evleri ve iş yerlerini su bastı.</p><p>Sultangazi ilçesinde yağış nedeniyle bir binanın bodrum katındaki daire su altında kaldı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/42593797.jpg"/><p>Gazi Mahallesi 1043. Sokak'ta bulunan 4 katlı binanın bodrum katındaki daireyi sağanak sonrası su bastı. Daire sahiplerinin ihbarı üzerine olay yerine gelen İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) ekipleri, dairedeki suların tahliyesi için çalışma başlattı. Su baskını nedeniyle dairede hasar oluştu.</p><p>Fatih'te Akşemsettin Mahallesi Sarıgüzel Caddesi'nde, şiddetli rüzgar, kaldırımdaki bir ağacın kökünden kaymasına neden oldu.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/42593798.jpg"/><p>Sancaktepe ve Sultanbeyli'de etkili olan sağanak nedeniyle yollarda su birikintisi meydana geldi.</p><p>Bahçelievler'de Şehit Selim Ayaydın Caddesi ile Fuat Paşa Sokak'ta ağaçlar, park halindeki araçların üzerine devrildi.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/istanbulda-saganak-cilesi-903_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293209</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/devletin-gizli-verilerine-feto-sizmasi-siyasi-nufuzlu-kisileri-takibe-almislar-293209</link>
      <pubDate>2026-09-28T18:21:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Devletin gizli verilerine FETÖ sızması! Siyasi nüfuzlu kişileri takibe almışlar]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[MASAK'ın kritik dijital altyapısına yönelik casusluk soruşturmasında, 4 şüpheli hakkında hazırlanan tutuklama talepli sevk yazısının ayrıntıları ortaya çıktı. Savcılık, devlet yetkililerinin bilgilerinin usulsüz sorgulandığını, dijital izlerin silindiğini ve devletin gizli bilgilerinin FETÖ'ye aktarıldığını belirtti. Soruşturmada üç şüpheli tutuklandı. Öte yandan 3 eski MASAK başkanının ifadesi alındı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Devletin gizli verilerine FETÖ sızması! Siyasi nüfuzlu kişileri takibe almışlar]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan, şüphelilerin Eda Aydoğan, Güner Eke, İnönü Akgün Alp ve Zehra Yılmaz tutuklama, Zeki Özcan ve Mehmet Yazıcı'nın adli kontrol talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildiği soruşturma sürüyor.</p><p>Savcılığın 4 şüpheli hakkında tutuklama talebiyle hazırladığı sevk yazısına ulaşıldı.</p><p>Yazıda, "devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal casusluk amacıyla temin etme" suçuna ilişkin soruşturmada kayyum atanan AGMLAB AŞ ve MRD AŞ ünvanlı şirketler hakkındaki tespitler yer aldı.</p><p>2011-2012 yıllarının Haziran döneminde 1 yıllık bakım ve idame sözleşmesinin süresinin 30 Haziran 2012'de sona erdiği, bu kapsamda "MASAK Bilgi Sistemleri Yazılım Geliştirme 2012 Yılı Bakım, İşletim Destek ve Hizmet Alımı İhalesi" yapılmasına karar verildiği belirtilen yazıda, 20 Haziran 2012'den sonra ise bu ihalenin doğrudan AGMLAB AŞ'ye verildiği kaydedildi.</p><p>Yazıda bu şirketin, 2012-2018'de MASAK tarafından kullanılan Entegre Mali İstihbarat Sistemi (EMİS) yazılımını geliştirdiği, ortaklık veya yöneticilik durumlarına bakıldığında özellikle 2010'dan itibaren AGMLAB AŞ, MRD AŞ ve Barış Ata AŞ'nin birbirleriyle ilişkili firmalar oldukları, ortakların bunlar arasında pay alım ve satımı suretiyle sürekli yer değiştirdikleri, eğitim sektöründe faaliyet gösteren Barış Ata AŞ'nin 23 Temmuz 2016'da Resmi Gazete'de yayımlanan "667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname"yle kapatıldığı anlatıldı.</p><p>Şirket ortaklarının birçoğunun FETÖ'nün mahrem yapılanmasında çeşitli pozisyonlarda üst düzey yönetici oldukları, çoğunluğunun 15 Temmuz 2016'daki darbe kalkışması öncesi veya hemen akabinde Türkiye'den kaçtığı, özellikle şirket ortaklıklarından Hakan Çiçek'in (Deniz Kuvvetleri Komutanlığı sözde sivil imamı) Akıncılar Üssü'nde yakalandığı aktarılan yazıda, her üç şirketin ortaklık yapısında yer alan İsmail Kokuroğlu'nun bu kişiden önceki Deniz Kuvvetleri Komutanlığı sözde sivil imamı olduğu, diğer birçok ortağın ise "bilişim imamı" veya "farklı dönemlerde jandarma sivil imamı" olarak örgüt içerisinde faaliyette bulundukları belirtildi.</p><p>Yazıda, soruşturmanın başlamasına neden olan "usulsüz sorgulama" eylemlerine ilişkin MASAK'ın mevzuatla kendisine verilen görevleri EMİS isimli sorgulama programını kullanarak kurum içindeki ağ altyapısı üzerinden yürüttüğü, PEP (Siyasi Nüfuz Sahibi Kişiler Listesi) listesindeki kişi ve kurum sorgularının özel prosedüre tabi olduğu, PEP sisteminin 4 Ağustos 2015'te, dönemin MASAK Başkanı İbrahim Hakkı Polat'ın oluruyla devreye alındığı bilgisi yer aldı.</p><p>Güncellemede yaşanan sorunlar nedeniyle 2 Eylül 2016'da dönemin MASAK Başkanı Osman Dereli'nin oluruyla bunun devre dışı bırakıldığı, söz konusu sistemin devre dışı bırakılmasının kurum içinde herhangi bir personele tebliğ edilmediği, 4 Ağustos 2015-2 Eylül 2016 arasında siyasi nüfusa sahip kişilerin sorgusuna rastlanmadığı kaydedilen yazıda, "PEP sisteminin devre dışı bırakıldığı 2 Eylül 2016-31 Aralık 2018 arasında ise siyasi nüfusa sahip kişilerin ve ailelerinin en çok sorgulanan zaman dilimlerinin olduğu, PEP sisteminin 31 Aralık 2018 tarihinde güncellendiği anlaşılmıştır. Bu kapsamda Cumhuriyet Başsavcılığımızca aşağıda açık kimlik bilgileri yazılı şüpheliler hakkında 'devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal casusluk amacıyla temin etme' suçundan soruşturma işlemlerine başlanılmıştır." ifadelerine yer verildi.</p><p><b>DEVLET BÜYÜKLERİNİN EMİS'TEN SORGULANMASI</b></p><p>Yazıda, PEP listesindeki kişi ve kurum sorgularının özel prosedüre tabi olduğu, liste dahilindeki kişi sorgulanmak istenirse sistemin uyarı verdiğine dikkati çekilerek, yetkili kişinin sorgulamayı devam ettirmesi halinde onun amirlerine bilgi amaçlı elektronik posta atıldığı, MASAK'ta görevli bazı personelin, değişik tarihlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakınlarını ve bazı bakanları, muhtelif parametreleri üzerinden EMİS'ten sorguladıkları anlatıldı.</p><p>Eylül 2016 ve Aralık 2018'nin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yakınlarının ve bazı bakanların en çok sorgulanandığı zaman dilimi olduğu belirtilen yazıda, "Bu sorguların toplu sorgudan kaynaklı olduğu belirtilmişse de DDK'nin (Devlet Denetleme Kurulu) raporunda toplu sorgu olmaksızın tekil olarak Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın doğrudan kimlik numarası ve vergi kimlik numarası üzerinden de sorgulandığının belirtildiği, bu hususlarla ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 2019 ve 2020'de yürütülen soruşturmalar kapsamında KYOK (kovuşturmaya yer olmadığına dair) kararı verildiği anlaşılmıştır." bilgisi verildi.</p><p>Yazıda, bu şirketlerin "stratejik kurumların yazılımlarına sızmak ve devletin hassas verilerine ulaşabilmek" amacıyla kurulduğunun değerlendirildiği belirtildi.</p><p><b>ŞÜPHELİLERİN FETÖ BAĞLANTILARI</b></p><p>Dosyada yer alan şüpheliler Abdurrahman Özkan, Bekir Özel, Emir Üner, Erdal Çoban, Erhan Doğruöz, Faik Akbaba, Gökhan Çelik, Güngör Tıraş, Hakan Çiçek, İrfan Hacan, İshak Uysal, İsmail Gül, İsmail Kokuroğlu, Kerim Öztemel, Lütfi Ruhioğlu, Mehmet Sami Kuzey, Mustafa Durap, Onur Gökdemir ve Sadettin Özkan'ın belli bir amaç doğrultusunda kurdukları şirketler üzerinden yine aynı örgüte mensup kamu kurum veya kuruluş çalışanlarının, Faruk Eliyioğlu ve Kemalettin Kolutek'in vasıtasıyla/yardımıyla kamu kurum ve kuruluşlarından aldıkları ihalelerle aynı zamanda örgütü finanse ettikleri yazıda vurgulandı.</p><p>Yazıda, bu kamu kurum ve kuruluşlarına kendi bünyelerindeki mühendisler ve yazılımcıları Atilla Tanrıkulu, Kubilay Can Tıraş, Hasan Demir ve Gökhan Kesici'yi görevlendirdikleri, Eda Aydoğan, Etem Volkan Çevik, Güner Eke, Özlem Dobur ve Zehra Yılmaz (Keziban Karakoç) ile AGMLAB personeli Kesici'nin sistemlerin veri tabanları üzerindeki hareketlerinin tespit edilmesini önlemek üzere loglarını ve izlerini kaydetmedikleri anlatıldı.</p><p>Şüphelilerin kritik kişilerin bilgilerini sorguladıkları, bunlara ilişkin log kayıtlarını silmek veya değiştirmek suretiyle "bilişim sistemini bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçunu" işlediklerine dikkati çekilen yazıda, şüphelilerin Eda Aydoğan, Güner Eke, İnönü Akgün Alp ve Zehra Yılmaz'ın eylemleriyle kamu kurum ve kuruluşların yazılımlarını veya sistemlerini geliştirmek ya da kurmak maskesi altında stratejik veya devletin gizli bilgi ve belgelerini casusluk amacıyla temin edip, örgüte aktarmak suretiyle "devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme" suçunu işledikleri vurgulandı.</p><p><b>MASAK'IN 3 ESKİ BAŞKANI İFADE VERDİ</b></p><p>MASAK'ın eski 3 Başkanı, "Siyasal veya Askeri Casusluk" soruşturması kapsamında İstanbul Adalet Sarayı'na gelerek savcılıkta ifade verdi.</p><p>2009-2014 yıllarında MASAK Başkanlığı görevinde bulunan Mürsel Ali Kaplan, 2014-2016 yıllarında görev yapan İbrahim Hakkı Polat ve 2016-2019 yıllarında görev yapan Osman Dereli, ifade işlemlerinin tamamlanmasının ardından İstanbul Adalet Sarayı'ndan ayrıldı.</p><p><b>3 KİŞİ TUTUKLANDI</b></p><p>Soruşturma kapsamında gözaltına alınan Eda Aydoğan, Güner Eke, İnönü Akgün Alp ve Zehra Yılmaz, savcılık işlemlerinin ardından tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi.</p><p>Sulh ceza hakimliğindeki işlemleri tamamlanan Eda Aydoğan, Güner Eke ve eski MASAK Daire Başkan Yardımcısı İnönü Akgün Alp tutuklanırken, Zehra Yılmaz adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.</p><p><b>BAKAN GÜRLEK: FETÖ'NÜN MAHREM YAPILANMASIYLA BAĞLANTILI KİŞİ VE ŞİRKETLERİN ETKİLİ OLDUĞUNA İLİŞKİN TESPİTLERE ULAŞILDI</b></p><p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabında, devletin mali istihbarat ağına yönelik casusluk faaliyeti yürütenlerin hukuk önünde hesap vereceğini açıklamıştı.</p><p>Açıklamada, "MASAK'ta kullanılan Entegre Mali İstihbarat Sistemi'ne (EMİS) yönelik yetkisiz işlemler ve sistem kayıtlarının güvenliğine ilişkin önemli bulgulara ulaşıldığını" ve "Soruşturmada, 2012-2018 yılları arasında MASAK'ın kritik dijital altyapısının geliştirilmesi ve sürdürülmesi süreçlerinde FETÖ/PDY'nin mahrem yapılanmasıyla bağlantılı kişi ve şirketlerin etkili olduğuna ilişkin tespitlere ulaşıldığını" belirtmişti.</p><p>Bakan Gürlek, soruşturma kapsamında aralarında olay tarihinde MASAK Başkan Yardımcısı olarak görev yapan kişinin de bulunduğu 22 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldığını, 5 şüphelinin gözaltına alındığını, yurt dışında olduğu belirlenen 16 şüpheli hakkında siyasi ve askeri casusluk suçundan yakalama kararı çıkartıldığını ve 1 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğünü açıklamıştı.</p><p>Gürlek, "Soruşturma kapsamında AGMLAB AŞ ve MRD AŞ'ye mahkeme kararıyla el konulmuş ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kayyum olarak atanmıştır. İlgili dönemlerde MASAK Başkanlığı görevinde bulunan üç eski başkanın da adli makamlarca ifadelerine başvurulacaktır." demişti.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/fetonun-mali-istihbarat-a-451_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293208</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/erakci-abdde-arabulucularla-gorusecek-293208</link>
      <pubDate>2026-09-28T18:17:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Erakçi, ABD'de arabulucularla görüşecek]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi'nin ABD'de bugün arabulucularla görüşeceği bildirildi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Erakçi, ABD'de arabulucularla görüşecek]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İranlı Öğrenciler Haber Ajansı'na (ISNA) göre, Erakçi, İran ile ABD arasında arabulucuk yapan Katarlı isimlerle görüşecek.</p><p>Erakçi daha önce yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın açılmasına ilişkin ABD tarafına sunulan şartlarla ilgili arabuluculardan henüz cevap almadıklarını ve cevabın beklenildiğini söylemişti.</p><p>Arabulucuların ABD'nin, İran'ın şartlarına verdiği cevabı İranlı heyete iletmesi bekleniyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/erakci-abdde-arabulucular-669_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293207</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/mke-gazi-fisek-fabrikasinda-aci-kayip-is-kazasinda-sehit-olan-isci-dualarla-ugurlandi-293207</link>
      <pubDate>2026-09-28T18:15:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[MKE Gazi Fişek Fabrikası'nda acı kayıp: İş kazasında şehit olan işçi dualarla uğurlandı]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) Gazi Fişek Fabrikası'nda meydana gelen iş kazasında hayatını kaybeden işçi, memleketi Kırıkkale'de son yolculuğuna uğurlandı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[MKE Gazi Fişek Fabrikası'nda acı kayıp: İş kazasında şehit olan işçi dualarla uğurlandı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ankara&#39;da otopsi işlemlerinin tamamlanmasının ardından yakınları tarafından alınan Ferhat Öz&#39;ün (31) cenazesi, Kırıkkale Nokta Camisi&#39;ne getirildi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/42594061.jpg"/><p>Bir çocuk babası Öz'ün cenazesi, burada kılınan cenaze namazının ardından Yahşihan Mezarlığı'na defnedildi.</p><p>Cenaze törenine, Öz'ün ailesi ve yakınları ile Vali Hüseyin Engin Sarıibrahim, Milli Savunma Bakan Yardımcısı Alpaslan Kavaklıoğlu, MKE AŞ Genel Müdürü İlhami Keleş, Garnizon Komutanı Tuğgeneral Mehmet Ali Durmuş, Kırıkkale Belediye Başkanı Ahmet Önal, Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Uysal Altundağ, il protokolü, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, Öz&#39;ün meslektaşları ile vatandaşlar katıldı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/42594064.jpg"/><p><b>OLAY</b></p><p>Gazi Fişek Fabrikası&#39;nın su ısıtma merkezinde dün yürütülen rutin bakım ve onarım çalışmaları sırasında meydana gelen iş kazasında 2&#39;si ağır 4 personel yaralanmış, yaralılardan bakım onarım işçisi Ferhat Öz, hastanede müdahalelere rağmen kurtarılamamıştı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/mke-gazi-fisek-fabrikasin-277_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293206</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/bartin-karabuk-yolunda-feci-kaza-minibus-ile-tirin-carpismasi-sonucu-1-kisi-hayatini-kaybetti-293206</link>
      <pubDate>2026-09-28T18:11:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bartın-Karabük yolunda feci kaza! Minibüs ile tırın çarpışması sonucu 1 kişi hayatını kaybetti]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Bartın'da minibüsü ile tırın çarpışması sonucu 1 kişi öldü, 11 kişi yaralandı. ]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bartın-Karabük yolunda feci kaza! Minibüs ile tırın çarpışması sonucu 1 kişi hayatını kaybetti]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kaza, Bartın-Karabük kara yolu Yenihan mevkisinde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, Karabük'ten hareket eden Hakkı Özdemir (56) idaresindeki 78 ST 967 plakalı yolcu minibüsü ile karşı yönden gelen İ.Y. (28) yönetimindeki 41 ARC 440 plakalı tır çarpıştı. </p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/42594202.jpg"/><p>Çarpışmanın şiddetiyle minibüste bulunan yolcular yaralandı. Kazanın 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirilmesi üzerine olay yerine çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi. Sağlık ekiplerinin olay yerinde yaptığı kontrolde minibüs sürücüsü Hakkı Özdemir'in hayatını kaybettiği belirlendi. </p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/42594203.jpg"/><p>Kazada yaralanan 11 kişi ise, yapılan ilk müdahalenin ardından ambulanslarla çevredeki hastanelere kaldırıldı. Polis ekipleri, kazanın meydana geldiği bölgede güvenlik önlemi alarak, inceleme yaptı.</p><p>Kazayla ilgili soruşturma başlatıldı.  </p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/bartin-karabuk-yolunda-fe-831_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293205</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/spor/unlu-olmak-ona-iyi-gelmedi-huzurumu-kaybettim-293205</link>
      <pubDate>2026-09-28T17:54:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Ünlü olmak ona iyi gelmedi: Huzurumu kaybettim]]></title>
      <category><![CDATA[Spor]]></category>
      <description><![CDATA[Yeşil Burun Adaları'nın kalecisi Josimar Jose Evora Dias (Vozinha), FIFA 2026 Dünya Kupası'ndan önceki sakin hayatını aradığını ve ünlü biri olmanın zorluklarını yaşadığını söyledi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Ünlü olmak ona iyi gelmedi: Huzurumu kaybettim]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p><b>İngiliz yayın kuruluşu Observer gazetesine konuşan 40 yaşındaki kaleci, "Dürüst olmak gerekirse, bugün sahip olduğum hayatla önceki hayatım arasında bir seçim yapma şansı verilseydi, önceki hayatımı seçerdim." ifadelerini kullandı.</b></p><p>Günlük hayatında rutin olarak yaptığı şeylerin bile zorlaştığını belirten Vozinha, bir restorana gittiğinde birilerinin mutlaka kendisiyle fotoğraf çektirmek ya da imza almak istediğini belirtti.</p><p>Ağustos ayında Şili ekibi Colo Colo ile sözleşme imzalayan Vozinha, &quot;Hatta daha da kötüsü beni videoya çekenler oluyor. Hayatımda en çok değişen şey bu. Sanırım bu konuda yapabileceğim hiçbir şey yok.&quot; açıklamasını yaptı.<br></p><p><b>"Huzurumu ve sükûnetimi kaybettim"</b></p><p>Hayatında hiç mahremiyetin kalmadığını anlatan Vozinha, sosyal medya hesabındaki bildirimleri kapattığını belirtti.</p><p>Tecrübeli kaleci, &quot;Kimlerin beni takip ettiğini kontrol etme isteğine kapılmamak için Instagram bildirimlerimi kapatmaya karar verdim.&quot; dedi.</p><p>Instagram hakkında fazla bilgi sahibi olmadığını aktaran tecrübeli oyuncu &quot;Huzurumu ve sükunetimi kaybettim. Takımın yemek hizmetleri bölümünden biri yanıma gelip bana bir milyar takipçim olduğunu söyledi. Neyden bahsettiği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Şaka yaptığını sanmıştım ama ısrar etti. Daha sonra karma alanda röportajlar yapmaya gittim ve bir televizyon şirketinden gazeteci bana neler olup bittiğinden haberim olup olmadığını sordu. Telefonunu bana gösterdi, işte o zaman bir milyondan fazla takipçim olduğunu gördüm.&quot; değerlendirmesinde bulundu.<br></p><p><b>2026 FIFA Dünya Kupası son 32 turunda Arjantin'e 3-2 yenilerek turnuvaya veda eden Yeşil Burun Adaları, futbol kamuoyunun ilgisini çekmiş, 40 yaşındaki kaleci Vozinha takımın adeta sembolü olmuştu.</b></p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/unlu-olmak-ona-iyi-gelmed-262_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293204</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/spor/turkiye-italya-maci-saat-kacta-hangi-kanalda-maca-dogru-293204</link>
      <pubDate>2026-09-28T17:51:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Türkiye-İtalya maçı saat kaçta, hangi kanalda? Maça doğru...]]></title>
      <category><![CDATA[Spor]]></category>
      <description><![CDATA[A Milli Futbol Takımı, UEFA Uluslar Ligi'nde bugün İtalya'yı ağırlayacak. Millilerde hedef galibiyet ve İtalya karşısında ilk kez kazanmak. İşte maçın saati ve yayın bilgisi]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Türkiye-İtalya maçı saat kaçta, hangi kanalda? Maça doğru...]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p><b>A Milli Futbol Takımı, bu akşam UEFA Uluslar A Ligi 1. Grup'taki ikinci maçında Bursa'da İtalya ile karşı karşıya gelecek. İki takım arasındaki son karşılaşma 4 Haziran 2024'te Bologna'da oynanan hazırlık maçıydı ve maç 0-0 sona erdi.</b></p><p><b>Türkiye-İtalya maçı saat kaçta, hangi kanalda?</b></p><p>UEFA Uluslar A Ligi 1. Grup'taki Türkiye-İtalya karşılaşması bugün Bursa'daki Yüzüncü Yıl Atatürk Stadyumu'nda oynanacak.</p><p><b>Mücadele saat 21.45'te başlayacak ve ATV'den canlı yayınlanacak. </b></p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/27/=E.G7URaTIBWjYRG_UpKHA9GvU9KnYdWDIRaPYdS7YZKDEFa3U5abU9W7YpKHUVGHQ5WfEVWjU1KbQ9az.jpg"/><p><b>BELÇİKA-FRANSA BRÜKSEL'DE KARŞILAŞIYOR</b></p><p>Mücadeleyi İngiltere Futbol Federasyonundan Michael Oliver yönetecek. Oliver'ın yardımcılıklarını aynı ülkeden Stuart Burt ile James Mainwaring yapacak. Müsabakanın dördüncü hakemi ise Darren England olacak.</p><p>Grubun diğer maçında Belçika ile Fransa, Brüksel'de karşılaşacak. İki maç da aynı saatte başlayacak.</p><p>A Ligi 1. Grup'taki ilk maçında ay-yıldızlı ekip, Fransa'ya 1-0, İtalya ise sahasında Belçika'ya 2-0 yenildi.</p><p>Türkiye grubtaki üçüncü maçında <b>2 Ekim'de deplasmanda Belçika ile </b>mücadele edecek.</p><p><b>MİLLİLER, İTALYA KARŞISINDA İLK GALİBİYETİ ARIYOR</b></p><p>Türkiye, İtalya karşısındaki 17. maçında tarihindeki ilk galibiyetini almak için mücadele edecek.</p><p>Türkiye, 3'ü (B) milli takım olmak üzere İtalya ile bugüne kadar 16 kez karşı karşıya geldi.</p><p>Milliler, İtalya karşısında 5 beraberlik, 11 yenilgi yaşadı. Kalesinde 29 gol gören ay-yıldızlı ekip, rakip fileleri 10 kez havalandırdı.</p><p><b>İtalya'da Mancini dönemi</b></p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/27/42586824.jpg"/><p style="margin-top: -10px; font-size: 12px; font-style: italic;" class="image-description-detail">Roberto Mancini, basın toplantısında &quot;Türkiye çok iyi bir takım, iyi bir mücadele olacak&quot; dedi.</p><p>Son 3 Dünya Kupası'na katılamayan İtalya'da temmuz ayında teknik direktörlük görevine Roberto Mancini getirildi.</p><p>İtalyanlar, Mancini yönetimindeki ilk maçında sahasında Belçika'ya mağlup oldu.</p><p><b>656'INCI MAÇ OLACAK</b></p><p>Türkiye, 103 yıllık tarihinde 366'sı resmi, 289'u özel toplam 655 maç oynayıp 1'i hükmen 260 galibiyet, 151 beraberlik, 244 yenilgi yaşadı.</p><p>Ay-yıldızlılar, 279'u deplasmanda, 282'si Türkiye'de, 94'ü tarafsız sahadaki maçlarda, 3'ü hükmen galibiyet sonucunda 906 gol attı, kalesinde 933 gol gördü.</p><p>Bugüne kadar 93 ülke takımıyla karşılaşan milliler, 655 müsabakanın 565'ini Avrupa, 34'ünü Asya, 24'ünü Afrika, 28'ini Amerika, 4'ünü de Okyanusya temsilcileriyle yaptı.</p><p><b>Vincenzo Montella yönetiminde 38'inci maç</b></p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/27/42587266.jpg"/><p>Türkiye, İtalyan teknik adam Vincenzo Montella yönetiminde 38'inci sınavını İtalya karşısında verecek.</p><p>İtalyan teknik adamla 28'i resmi, 9'u özel 37 maça çıkan milliler, 21 galibiyet, 11 mağlubiyet, 5 beraberlik yaşadı. Bu müsabakalarda rakip fileleri 64 kez havalandıran ay-yıldızlı ekip, kalesinde 47 gole engel olamadı.</p><p><b>A Milli Takımın aday kadrosu</b></p><p>Teknik direktör Vincenzo Montella yönetimindeki Türkiye'nin 30 kişilik aday kadrosu şöyle:</p><p><b>Kaleciler: </b>Altay Bayındır (Celta Vigo), Muhammed Şengezer (RAMS Başakşehir), Okan Kocuk, Uğurcan Çakır (Galatasaray)</p><p><b>Defans: </b>Abdülkerim Bardakcı, Eren Elmalı, (Galatasaray), Adil Demirbağ (TÜMOSAN Konyaspor), Emirhan Topçu (Beşiktaş), Ferdi Kadıoğlu (Brighton), Merih Demiral (Al Ahli), Ozan Kabak (Hoffenheim), Samet Akaydin, Mustafa Eskihellaç (Trabzonspor), Zeki Çelik (Juventus)</p><p><b>Orta saha: </b>İsmail Yüksek, Bartuğ Elmaz (Fenerbahçe), Demir Ege Tıknaz (Braga), Melih Kabasakal (Trabzonspor), Orkun Kökçü, Salih Özcan (Beşiktaş)</p><p><b>Forvet: </b>Aral Şimşir (Trabzonspor), Arda Güler (Real Madrid), Barış Alper Yılmaz, Deniz Gül, Yunus Akgün (Galatasaray), Can Uzun (Eintracht Frankfurt), İlhan Fakılı (Beşiktaş), İrfan Can Kahveci, Kerem Aktürkoğlu, Oğuz Aydın (Fenerbahçe)</p><p><b>İtalya'nın aday kadrosu</b></p><p>Teknik direktör Roberto Mancini yönetimindeki İtalya'nın aday kadrosunda şu isimler yer alıyor:</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/27/=YJG7E5GLUpWnYBKTUpWTA9GnE1KnYdWTE5C7YdS7ENWPEVa3YJanERGzE1WrUBaDUJWvEFWXU1KbQ9az.jpg"/><p><b>Kaleci:</b> Marco Carnesecchi (Atalanta), Gianluigi Donnarumma (Manchester City), Massimo Pessina (Bologna), Guglielmo Vicario (Juventus)</p><p><b>Defans:</b> Honest Ahanor (Crystal Palace), Alessandro Bastoni (Inter), Riccardo Calafiori (Arsenal), Diego Coppola (Paris FC), Giovanni Di Lorenzo (Napoli), Federico Dimarco (Inter), Daniele Ghilardi (Roma), Michael Kayode (Brentford), Eddy Kouadio (Monza), Gianluca Mancini (Roma), Giorgio Scalvini (Atalanta)</p><p><b>Orta Saha: </b>Nicolò Barella (Inter), Bryan Cristante (Roma), Issa Doumbia (Sporting), Nicolo Fagioli (Fiorentina), Davide Frattesi (Lazio), Rolando Mandragora (Torino), Alessandro Romano (Cagliari), Sandro Tonali (Tottenham)</p><p><b>Forvet:</b> Nicolo Cambiaghi (Bologna), Francesco Pio Esposito (Inter), Sebastiano Esposito (Sassuolo), Samuele Inacio (Borussia Dortmund), Moise Kean (Como), Daniel Maldini (Cagliari), Giacomo Raspadori (Atalanta), Gianluca Scamacca (Atalanta), Antonio Vergara (Napoli), Nicolo Zaniolo (Udinese), Mohamed Ali Zoma (Nürnberg)</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/turkiye-italya-maci-saat--584_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293203</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/cocuklar-ne-zaman-sizin-konusmalarinizi-anlamaya-basliyor-293203</link>
      <pubDate>2026-09-28T16:55:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Çocuklar ne zaman sizin konuşmalarınızı anlamaya başlıyor?]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Chicago Üniversitesi ve Princeton Üniversitesi'nin ortak çalışmasında, çocukların kelime dağarcığının gelişim süreci ayrıntılı biçimde incelendi. Araştırmaya göre, iki yaşındaki çocuklar, yalnızca kendilerine hitap edilen kelimeleri değil, yetişkinlerin kendi aralarındaki konuşmalarda geçen kelimeleri de anlamaya başlıyor. Uzmanlar, ebeveynlerin çocukları günlük konuşmalardan uzak tutmamaları gerektiğini vurguluyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Çocuklar ne zaman sizin konuşmalarınızı anlamaya başlıyor?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda dil gelişiminin hangi yaşta hız kazandığına dair yapılan yeni bir araştırma, önemli sonuçlar ortaya koydu. Chicago Üniversitesi, Princeton Üniversitesi ve Yeni Sosyal Araştırmalar Okulu'ndan bilim insanlarının yürüttüğü çalışmada, iki yaşına gelen çocukların, yetişkinlerin kendi aralarındaki sohbetlerde geçen kelimeleri anlamaya başladığı belirlendi. Araştırmada, 79 çocuğun dil gelişimi ayrıntılı şekilde incelendi ve farklı yaş gruplarındaki çocukların kelime tanıma becerileri karşılaştırıldı.</p><h3>Chicago Üniversitesi araştırmacılarından çarpıcı yaş tespiti</h3><p>Çalışmanın ilk aşamasında, 81 ebeveynden, çocukların 128 tanıdık nesne adını günlük yaşamda ne sıklıkla duyduklarına dair değerlendirme yapmaları istendi. Araştırmacılar, yetişkinlerin sohbetlerinde sıkça geçen "cüzdan", "kahve" ve "şarj aleti" gibi 12 kelimeyi belirledi. Ayrıca, ebeveynlerin çocuklarıyla doğrudan iletişimde kullandığı ayrı bir kelime grubu hazırlandı. Testler, çocukların ev ortamında, uzaktan yürütüldü. Ekranda iki nesne görüntüsü gösterildi ve ardından ses kaydıyla çocuğun belirli bir nesneye bakması istendi. Bilim insanları, çocukların bakış yönlerini izleyerek, kelimeleri anlama düzeylerini değerlendirdi. Bu yöntemle, hangi yaşta hangi kelime grubunun daha iyi anlaşıldığı ortaya kondu.</p><h3>Princeton Üniversitesi: İki yaşında dil gelişiminde sıçrama yaşanıyor</h3><p>Sonuçlar, bir buçuk yaşındaki çocukların, yalnızca kendilerine doğrudan hitap edilen kelimeleri tanıyabildiğini gösterdi. Yetişkinlerin kendi aralarındaki konuşmalarda geçen kelimeler ise bu yaş grubunda rastgele tahmin seviyesinde anlaşıldı. Ancak iki yaşına ve iki buçuk yaşına ulaşan çocuklar, her iki kelime grubunu da anlamaya başladı. Araştırmada tekrar incelenen 21 çocukta, iki yaşında her iki tür kelimenin de daha iyi tanındığı tespit edildi. Bununla birlikte, doğrudan hitap edilen kelimeler ile yetişkin sohbetlerinden gelen kelimeler arasında hâlâ fark olduğu gözlemlendi. Ayrıca, 18 aylıkken çevresindeki konuşmaları daha iyi anlayan çocukların, daha geniş bir kelime dağarcığına sahip olduğu saptandı. Bilim insanları, çocukların kelime dağarcığı geliştikçe, karmaşık konuşmaları daha kolay anladığını ve yeni kelimelerle karşılaştıkça bu gelişimin hızlandığını belirtti. Ancak, araştırma yalnızca kulak misafiri olarak duyulan kelimelerin kesin olarak öğrenildiğini kanıtlamıyor. Uzmanlar, ebeveynlerin çocuklarını günlük konuşmalardan uzak tutmamasının, dil gelişimi açısından önemli bir katkı sağlayabileceğini vurguluyor.</p><p>Çocuklarda dil gelişiminin desteklenmesi için, ebeveynlerin ve yakın çevrenin, çocukları farklı konuşma ortamlarında bulundurması büyük önem taşıyor. Araştırmacılar, günlük sohbetlerin, çocukların kelime dağarcığını geliştirmede ek bir kaynak sunduğunu ve bu süreçte ebeveynlerin bilinçli davranmasının çocukların dil gelişimine olumlu yansıyacağını ifade ediyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/cocuklar-ne-zaman-sizin-k-248_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293202</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/yuksek-tansiyonu-dusurmenin-beyin-icin-de-faydasi-ortaya-cikti-mri-taramalari-dikkat-cekic-293202</link>
      <pubDate>2026-09-28T16:53:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Yüksek tansiyonu düşürmenin beyin için de faydası ortaya çıktı! MRI taramaları dikkat çekici değişimi gösterdi]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Massachusetts Genel Hastanesi ve UT Health San Antonio'dan bilim insanları, 9.300'den fazla yetişkinin katıldığı SPRINT araştırmasında, yüksek tansiyonun beyin sağlığı üzerindeki etkilerini gözler önüne serdi. Araştırma, tansiyonun düşürülmesinin küçük damar hastalığının ilerlemesini önemli oranda yavaşlattığını ortaya koydu.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Yüksek tansiyonu düşürmenin beyin için de faydası ortaya çıktı! MRI taramaları dikkat çekici değişimi gösterdi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD'de Massachusetts Genel Hastanesi ve UT Health San Antonio'dan uzmanların ortaklaşa yürüttüğü geniş çaplı bir araştırmada, yüksek tansiyonun sadece kalp sağlığı değil, aynı zamanda beyin sağlığı üzerinde de ciddi etkiler yarattığı tespit edildi. 9.300'den fazla yetişkinin katıldığı SPRINT isimli klinik denemede, dört yıl arayla yapılan beyin taramaları sayesinde, tansiyonun düşürülmesinin beyin dokusunda oluşan küçük damar hastalığına karşı koruyucu rol üstlendiği saptandı. Araştırmacılar, sistolik tansiyonun düşürülmesinin, beyin dokusunda meydana gelen değişikliklerin yavaşlamasıyla yakından ilişkili olduğunu belirtti. Bu bulgular, özellikle 50 yaş ve üzerindeki bireylerde, tansiyon kontrolünün sadece kalp krizi ve inme riskini değil, aynı zamanda bilişsel gerileme ve demans gibi nörolojik hastalıkların önlenmesinde de kritik bir öneme sahip olduğunu gösterdi.</p><h3>Massachusetts Genel Hastanesi ve UT Health San Antonio ekibinden çarpıcı sonuçlar</h3><p>Araştırmanın başında nörolog Sokratis Charisis ve nörogörüntüleme uzmanı Mohamad Habes'in liderliğinde yürütülen çalışmada, katılımcıların sistolik tansiyon hedefleri rastgele olarak 120 mmHg'nın altı veya 140 mmHg'nın altı olarak belirlendi. Deneme sırasında, daha düşük tansiyon hedefi uygulanan grupta kalp krizi, inme ve kardiyovasküler ölümlerin daha az görüldüğü tespit edildi ve bu nedenle deneme planlanandan erken sonlandırıldı. Aynı zamanda, başlangıçta ve yaklaşık dört yıl sonra yapılan beyin taramaları, düşük tansiyon hedefi belirlenen grupta, beyinde küçük damar hastalığına işaret eden MRI bulgularının ilerlemesinin daha yavaş olduğunu ortaya koydu. Beyaz madde lezyonları ve diğer MRI belirteçleri, düşük hedef grubunda daha az büyüme gösterdi. Bu bulgular, yüksek tansiyonun beyin yapısı üzerinde uzun vadeli olumsuz etkiler yaratabileceğini ve tansiyonun düşürülmesinin bu süreci yavaşlatabileceğini gösteriyor.</p><h3>SPRINT araştırmasında tansiyon düşüşünün beyin üzerindeki etkisi netleşti</h3><p>SPRINT araştırmasında, 50 yaş ve üzerindeki 9.300'den fazla yetişkinin verileri analiz edildi. Katılımcıların bir kısmı, sistolik tansiyonu 120 mmHg'nın altına çekmek için tedaviye alındı; diğer grup ise 140 mmHg'nın altı hedefiyle izlendi. Takip sürecinde, düşük hedef grubunda ortalama sistolik basınç yaklaşık 136'dan 120 mmHg'ya gerilerken, standart grupta 139'dan 136 mmHg'ya düştü. MRI taramalarında, düşük hedef grubunda küçük damar hastalığı ilerlemesi %16.9 oranında daha düşük kaydedildi. Araştırmacılar, sistolik tansiyonu 10 mmHg düşenlerde küçük damar hastalığı ilerlemesinin %21.2, 10 ila 20 mmHg düşenlerde %26.3 ve 20 mmHg'dan fazla düşenlerde ise %39.4 daha yavaş gerçekleştiğini vurguladı. Mohamad Habes, bu oranın mevcut beyin hasarının iyileştiği anlamına gelmediğini, ancak hastalığın ilerlemesinin belirgin şekilde yavaşladığını ifade etti.</p><h3>Küçük damar hastalığı ve MRI bulguları arasında güçlü bağlantı</h3><p>Araştırma ekibi, beyindeki küçük damar hastalığını daha kapsamlı değerlendirmek için üç farklı MRI belirtecini istatistiksel bir skor halinde birleştirdi. Bu skor, beyaz madde lezyonları, serbest su miktarı ve küçük damarların çevresindeki boşlukların birlikte analiz edilmesiyle oluşturuldu. Toplamda 663 katılımcının başlangıç ölçümleri ve 442 kişinin takip taramaları değerlendirmeye alındı. Ortalama yaşın 68 olduğu grupta, taramalar arasında yaklaşık dört yıl geçti. Araştırmacılar, düşük tansiyon hedefinin sadece kalp-damar hastalıklarını değil, aynı zamanda beyin damarlarındaki değişimleri de yavaşlattığını gösterdi. Ancak, bu analizde bilişsel gerileme ya da inme sıklığı doğrudan ölçülmedi. Önceki çalışmalar, küçük damar hastalığı yükünün hem bilişsel kayıp hem de inme riskiyle bağlantılı olduğunu ortaya koymuştu.</p><h3>Uzmanlar: Tansiyon kontrolü beyin sağlığı için vazgeçilmez</h3><p>SPRINT çalışması, diyabet, önceki inme, demans, ileri böbrek hastalığı ve huzurevi sakinlerini kapsam dışı bıraktı. Bu nedenle, elde edilen bulguların bu gruplara uygulanıp uygulanamayacağı henüz netlik kazanmadı. Yine de, araştırmacılar, 50 yaş ve üzerindeki sağlıklı erişkinlerde, tansiyonun düşürülmesinin küçük damar hastalığı ilerlemesini önemli ölçüde yavaşlattığını vurguladı. Massachusetts Genel Hastanesi ve UT Health San Antonio ekibi, yüksek tansiyonun sadece kalp ve damar sağlığını değil, aynı zamanda beyin sağlığını da tehdit ettiğini, bu yüzden düzenli tansiyon takibinin ve tedavisinin hayati önem taşıdığını belirtti. Araştırma, tansiyon kontrolünün inme ve kalp krizi riskini azaltmanın ötesinde, beyin dokusunu koruma ve ileride oluşabilecek bilişsel sorunların önüne geçme konusunda da etkili olduğunu gözler önüne serdi.</p><p>Sonuç olarak, yüksek tansiyonun beyin sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri, SPRINT araştırması ile bir kez daha kanıtlandı. Özellikle yaşlı bireylerde tansiyonun düzenli kontrolü ve hedeflenen seviyelere çekilmesi, hem kalp hem de beyin damarlarının korunmasında kritik bir rol üstleniyor. Uzmanlar, bu bulgular ışığında, toplumun tansiyon kontrolüne daha fazla önem vermesi gerektiğini ve düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/yuksek-tansiyonu-dusurmen-427_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293201</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/kuantum-bilgisayarlar-icin-tarihi-adim-bir-islemci-ilk-kez-yorungede-calistirildi-293201</link>
      <pubDate>2026-09-28T16:52:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Kuantum bilgisayarlar için tarihi adım! Bir işlemci ilk kez yörüngede çalıştırıldı]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Viyana Üniversitesi'nden Philip Walther liderliğindeki ekip, uzayda kuantum bilgisayarı çalıştırmayı başardı. Düşük Dünya yörüngesinde gerçekleşen ve 52 gün süren bu deney, kuantum teknolojileri açısından yeni bir dönemin kapılarını araladı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Kuantum bilgisayarlar için tarihi adım! Bir işlemci ilk kez yörüngede çalıştırıldı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Viyana Üniversitesi'nden Philip Walther ve ekibi, bir ilke imza atarak uzayda çalışan ilk kuantum bilgisayarı geliştirdi. 23 Haziran 2025'te Falcon 9 roketiyle yaklaşık 510 kilometre yükseklikteki düşük Dünya yörüngesine gönderilen bu özel işlemci, uzayda veri işleme konusunda çığır açacak bir adım olarak kayıtlara geçti. Ekip, kuantum bilgisayarının son derece hassas yapısını, uzayın zorlu koşullarına karşı korumak için kapsamlı testler ve yenilikçi mühendislik çözümleri uyguladı. Kuantum bilgisayarı, uzaydaki yüksek radyasyon, aşırı sıcaklık değişimleri ve titreşim gibi pek çok engeli aşarak, yörüngede 52 gün boyunca çalışmayı başardı. Bu gelişme, uydu verilerinin uzayda işlenmesi ve Dünya'ya daha verimli aktarılması için yeni bir çağın başlangıcı olarak değerlendiriliyor.</p><h3>Philip Walther ve ekibi: Uzayda kuantum bilgisayarı için zorlu testler</h3><p>Kuantum bilgisayarları, çevrelerine karşı aşırı hassasiyetleriyle biliniyor. Isı, titreşim, elektromanyetik parazit gibi etkenler, kuantum durumlarını bozabiliyor ve cihazın çalışmasını engelleyebiliyor. Walther ve ekibi, bu hassas sistemi uzaya taşımadan önce, cihazın en kritik bileşenlerini titanyum taban plakalarına monte etti. Optik fiberler ise epoksiyle güçlendirildi. Prototip, roket fırlatmasının yaratacağı sarsıntı ve darbelere karşı dayanıklılığını göstermek için özel titreşim ve darbe testlerinden geçti. Bu testler sırasında optik sistem, Dünya'nın yerçekiminin 1.500 katına ulaşan kuvvetlere maruz bırakıldı. Sonuçlar başarılı oldu; optik bileşenlerde herhangi bir performans kaybı gözlenmedi. Tüm bu önlemler, kuantum bilgisayarı için uzay yolculuğunu mümkün kıldı ve cihaz, yörüngede görevine hazır hale geldi.</p><h3>Yörüngede kuantum işlemci: Güneş, radyasyon ve lazer sorunları aşıldı</h3><p>Fırlatmanın ardından, kuantum bilgisayarı yörüngede ilk testlerine başladı. Cihaz, fotonik devreden çıkan fotonları algılayan altı silikon tek-foton çığ diyotuyla (SPAD) donatıldı. Ancak bu dedektörlerin sadece üçü işlevsel kaldı. Güneş'in doğrudan etkisiyle dedektörler yüksek arka plan sinyaliyle karşılaştı; bu durum hassas ölçümlerin yapılmasını zorlaştırdı. Neyse ki, uydu her 92 dakikada bir Dünya'nın gölgesine girerek, araştırmacılara yaklaşık 30 dakikalık ölçüm penceresi sundu. Yörüngedeki radyasyon ortamı ise yeni bir zorluk yarattı. Yük, bir santimetre kalınlığında uzay sınıfı alüminyum kalkanla korundu. Bu koruma, elektronlara karşı etkili oldu ancak protonlara karşı sınırlı kaldı. Zamanla dedektörlerin yanlış sinyal üretme oranı arttı. Ekip, dedektörlerin voltajını ayarlayarak sinyal kaybını kısmen telafi etti. Lazer sisteminde ise, uzayda gaz çıkışı yapan bir yapıştırıcı nedeniyle optik bileşenler üzerinde karbon tabakası oluştu ve lazerin gücü hızla düştü. Tüm bu sorunlara rağmen, kuantum bilgisayarı yörüngede çalışmaya devam etti ve beklenen kuantum girişim etkilerini başarıyla gösterdi.</p><h3>Fotonik işlemciyle Hong-Ou-Mandel çukuru uzayda gözlemlendi</h3><p>Uzaydaki kuantum bilgisayarı, fotonları çiftler halinde üreten bir kaynağa ve programlanabilir optik yollar ağına sahip. Kuantum hesaplamanın temelini oluşturan fotonların ayırt edilemez olması şart. Araştırmacılar, bu durumu test etmek için foton çiftlerini üreten kristalin sıcaklığını kademeli olarak değiştirerek fotonların dalga boylarını eşleştirdi. Yeryüzündeki deneylerden, Hong-Ou-Mandel çukurunun yaklaşık 32,5 derece Celsius'ta ortaya çıkacağı biliniyordu. Uzayda yapılan deneyde de, neredeyse aynı sıcaklıkta, dedektörlerde beklenen kuantum girişim etkisi gözlemlendi. Görünürlük oranı 0,908 olarak ölçüldü ve bu değer, klasik sınırın oldukça üzerinde yer aldı. Ayrıca, aynı deney iki farklı günde tekrarlanarak sonuçların tutarlılığı kanıtlandı. Araştırmacılar, işlemciyi farklı bir moda aldıklarında ise Hong-Ou-Mandel çukuru kayboldu; bu da gözlemlenen etkinin kuantum kaynaklı olduğunu net biçimde ortaya koydu.</p><h3>Uydu verilerinin işlenmesinde kuantum bilgisayarı dönemi başlıyor</h3><p>Uzayda çalışan kuantum bilgisayarı, uydu verilerinin doğrudan yörüngede işlenmesine olanak tanıyacak yeni bir dönemin öncüsü oldu. Şu an için işlemcinin doğrudan uydu verilerini işleyebileceği bir kapasiteye ulaşılmadı. Ancak, bu deney, gelecekte daha dayanıklı ve güçlü kuantum işlemcilerin uzayda kullanılmasının önünü açıyor. Araştırmacılar, bu gelişmenin, yörüngedeki kuantum işlemcilerin, uydular ve yer istasyonları arasında kurulan kuantum bağlantılarına entegre edilmesiyle, dağıtık bir kuantum hesaplama mimarisinin temelini oluşturacağını vurguluyor. Bu sayede, veri sıkıştırma ve sınıflandırma gibi işlemler doğrudan uzayda yapılabilecek ve Dünya'ya daha az veri aktarımı gerekecek. Elde edilen başarı, kuantum teknolojilerinin artık sadece laboratuvar ortamlarında değil, en zorlu koşullarda bile çalışabileceğini gösteriyor.</p><p>Sonuç olarak, Viyana Üniversitesi'nin kuantum bilgisayarıyla uzayda elde ettiği bu başarı, hem bilimsel hem de teknolojik açıdan önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Uzayda çalışan kuantum bilgisayarı, gelecekteki uydu görevlerinde veri işleme süreçlerini kökten değiştirme potansiyeline sahip. Araştırma ekibi, yaşanan tüm zorluklara rağmen bu tarihi adımı atarak, kuantum teknolojilerinin sınırlarını uzaya taşıdı ve ilerleyen dönemlerde bu alandaki gelişmelerin hızlanacağını ortaya koydu.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/kuantum-bilgisayarlar-ici-286_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293200</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/yillardir-kullanilan-bu-kemik-takviyeleri-neden-yeniden-sorgulaniyor-293200</link>
      <pubDate>2026-09-28T16:51:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Yıllardır kullanılan bu kemik takviyeleri neden yeniden sorgulanıyor?]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Kanada'da 150 binden fazla kişiyle yapılan kapsamlı araştırma, kalsiyum ve D vitamini takviyelerinin kemik kırıklarını ve düşmeleri önlemede beklenen etkiyi göstermediğini ortaya koydu. Uzmanlar, bu takviyelerin rutin kullanımının gözden geçirilmesi gerektiğini vurguluyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Yıllardır kullanılan bu kemik takviyeleri neden yeniden sorgulanıyor?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kanada'da gerçekleştirilen ve 150 binden fazla katılımcının verilerinin incelendiği yeni bir araştırma, kalsiyum ve D vitamini takviyelerinin kemik kırıkları ve düşmelerin önlenmesinde beklenen faydayı sağlamadığını gösterdi. The BMJ'de yayımlanan bu geniş kapsamlı meta-analiz, yaygın şekilde önerilen bu iki takviyenin, özellikle osteoporoz riski taşıyan bireylerde, rutin olarak kullanımının gerekliliğini sorgulattı. Araştırmacılar, takviyelerin kemik sağlığı üzerindeki etkisinin sanılandan çok daha sınırlı olduğunu belirtti.</p><h3>Kanada ekibi: Kalsiyum ve D vitamini takviyeleri beklenen faydayı göstermiyor</h3><p>Çalışmada, Kanada'daki araştırmacılar 69 ayrı klinik denemenin sonuçlarını bir araya getirerek toplamda 150 binden fazla kişinin verilerini analiz etti. Araştırmanın sonuçları, kalsiyum ve D vitamini takviyelerinin tek başına ya da birlikte kullanıldığında, kırık ve düşme riskini azaltmada anlamlı bir yarar sağlamadığını ortaya koydu. Özellikle yaş, düşük D vitamini seviyesi, osteoporoz tanısı veya geçmişte kırık ve düşme öyküsü gibi faktörler dikkate alındığında da sonuçların büyük ölçüde değişmediği belirtildi. Sadece kalsiyum ve D vitamini kombinasyonunun kırık riskini azaltmada hafif bir etki gösterdiği, ancak bu etkinin klinik olarak anlamlı kabul edilemeyecek kadar düşük olduğu vurgulandı. Araştırmacılar, bu bulgular ışığında, kalsiyum ve D vitamini takviyelerinin yaygın ve rutin kullanımının tekrar değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.</p><h3>Uzmanlardan sağlık sistemine maliyet uyarısı: Takviyeler zarardan çok fayda sağlamıyor</h3><p>Meta-analize ilişkin bir editoryal yazıda, Kanada'dan bağımsız üç araştırmacı da kalsiyum ve D vitamini takviyelerinin etkinliği konusunda net bir kanıt bulunmadığını belirtti. Uzmanlar, özellikle kalsiyum takviyelerinin kabızlık, şişkinlik, karın ağrısı ve kramplar gibi sindirim sistemi sorunlarına yol açabileceğini, ayrıca sağlık sistemi üzerinde gereksiz maliyet oluşturduğunu ifade etti. Yapılan hesaplamalara göre, ABD ve Avrupa Birliği'nde 50 yaş üzerindeki tüm osteoporoz hastalarına bu takviyelerin verilmesi, yıllık yaklaşık 2 milyar dolarlık bir maliyet anlamına geliyor. Bu nedenle, uzmanlar, yüksek riskli gruplarda kalsiyum ve D vitamini takviyesi önerilerinin, daha güçlü bilimsel kanıtlar elde edilene kadar temkinli şekilde yapılmasını öneriyor. Ayrıca, geçmişte yapılan bazı büyük çalışmaların sonuçlarının tekrar edilememesi ve bazı denemelerin geri çekilmesi, mevcut kılavuzların güncellenmesi gerektiğini gösteriyor.</p><h3>Klinik kılavuzlar ve toplumsal algı: Takviye önerileri sorgulanıyor</h3><p>Bugün dünya genelinde, özellikle yaşlı yetişkinlerde kemik sağlığını korumak amacıyla kalsiyum ve D vitamini takviyeleri yaygın şekilde öneriliyor. Sağlık kılavuzlarının yaklaşık yüzde 70'i, kırıkların önlenmesi veya genel sağlık için bu takviyelerin kullanımını tavsiye ediyor. Ancak son araştırmalar, bu önerilerin bilimsel dayanağının zayıf olabileceğini ortaya koyuyor. Kalsiyumun kemik yapısı için gerekli mineralleri sağladığı, D vitamininin ise bu minerallerin bağırsaklardan emilimini kolaylaştırdığı uzun süredir biliniyor. Yine de, yeni kanıtlar bu takviyelerin kemik sağlığı üzerindeki etkisinin abartılmış olabileceğine işaret ediyor. Özellikle D vitamini eksikliği olmayan bireylerde, takviyenin kırık ve düşme riskini azaltmada belirgin bir fayda sunmadığı görülüyor. Araştırmacılar, şiddetli D vitamini eksikliği olanlar ve aktif osteoporoz tedavisi gören hastalar için ise yeterli veri olmadığını, bu gruplarda takviyelerin etkisinin henüz netleşmediğini ifade ediyor.</p><h3>Geçmişten bugüne: Takviye tavsiyeleri nasıl şekillendi?</h3><p>Kalsiyum ve D vitamini takviyelerine yönelik tavsiyelerin kökeni, 1990'larda yapılan ve üç yıl boyunca bu takviyeleri alanlarda kırık oranında azalma tespit edilen ilk büyük çalışmalara dayanıyor. Ancak sonraki yıllarda yapılan araştırmalar, bu sonuçları teyit edemedi. 2000'li yılların başında yayımlanan sistematik incelemeler, düşük katılımcı sayısına sahip çalışmalar üzerinden D vitamini ve kalsiyumun kırık ve düşme riskini azaltabileceğini öne sürdü. Ancak bu incelemelerin dayandığı bazı önemli çalışmalar daha sonra geri çekildi ve güvenilirlikleri tartışmalı hâle geldi. Son yıllarda yapılan daha büyük ve güvenilir araştırmalar ise, kalsiyum ve D vitamini takviyeleri ile daha düşük kırık oranları arasında anlamlı bir ilişki bulamadı. Buna rağmen, klinik uygulama kılavuzlarının önemli bir kısmı hâlâ bu takviyelerin kullanımını teşvik ediyor. Araştırmacılar, yeni bulgular ışığında kılavuzların güncellenmesi ve toplumsal algının yeniden şekillendirilmesi gerektiğini düşünüyor.</p><h3>Takviye kullanımında dikkatli olunmalı: Her birey için farklı yaklaşım gerekebilir</h3><p>Yapılan çalışmanın sonuçları, özellikle kalsiyum ve D vitamini takviyelerinin yaygın ve rutin kullanımının, beklenen faydayı sağlamadığı gibi, gereksiz maliyet ve potansiyel sağlık sorunlarına yol açabileceğini gösteriyor. Araştırmacılar, düşük D vitamini ve kalsiyum seviyelerine sahip bireylerde kemik yoğunluğunda azalma, kas fonksiyonunda bozulma, düşme ve kırık riskinin arttığını belirtiyor. Ancak, bu risklerin önlenmesinde takviye kullanımının her zaman etkili olmadığı görülüyor. Özellikle şiddetli eksiklik yaşayanlar veya spesifik tıbbi durumları olanlar için takviye gerekliliği kişiselleştirilmiş şekilde değerlendirilmelidir. Genel popülasyonda ise, kalsiyum ve D vitamini takviyelerine rutin olarak başvurmak yerine, dengeli beslenme ve sağlıklı yaşam tarzı ön plana çıkarılmalıdır. Uzmanlar, yeni bilimsel veriler ışığında, sağlık politikalarının ve klinik uygulama kılavuzlarının gözden geçirilmesini öneriyor.</p><p>Sonuç olarak, Kanada'da yürütülen ve 150 binden fazla kişinin incelendiği bu büyük çalışma, kalsiyum ve D vitamini takviyelerinin kemik kırıklarını ve düşmeleri önlemede sanılandan çok daha az etkili olduğunu ortaya koydu. Araştırmacılar, mevcut bilimsel kanıtlar doğrultusunda, bu takviyelerin yaygın ve rutin kullanımının gözden geçirilmesi gerektiğini vurguluyor. Sağlık otoritelerinin ve uzmanların, yeni veriler ışığında önerilerini güncellemesi, gereksiz maliyet ve potansiyel sağlık risklerinin önüne geçilmesi açısından önem taşıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/yillardir-kullanilan-bu-k-132_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293199</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/kanserin-beyindeki-gizli-yuvasi-goruntulendi-293199</link>
      <pubDate>2026-09-28T16:49:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Kanserin beyindeki gizli yuvası görüntülendi]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Caltech'te görevli bir araştırma ekibi, glioblastoma adı verilen ölümcül beyin tümörünün canlı fare beyninde nasıl yayıldığını yüksek hassasiyetle izleyebilen yenilikçi bir ultrason tekniği geliştirdi. Bu yöntem, beyin kanserinin karmaşık yapısını anlamak ve tedavi seçeneklerini geliştirmek açısından önemli bir potansiyel sunuyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Kanserin beyindeki gizli yuvası görüntülendi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Caltech'li bilim insanları, glioblastoma olarak bilinen ölümcül beyin tümörünün, fare beyninin derinliklerinde nasıl yayıldığını ve çevresine nasıl uyum sağladığını adım adım izleyebilen çığır açıcı bir ultrasonografi yöntemi geliştirdi. Fareler üzerinde yürütülen bu deneyde, araştırmacılar, canlı ve uyanık hayvanların beyinlerinde tümörün büyüme sürecini, damar yapılarındaki değişiklikleri ve sinirsel aktivitelerin hemodinamik karşılıklarını eş zamanlı ve yüksek çözünürlükle takip etmeyi başardı. Yöntem, glioblastomanın beyin dokusu içinde kendi mikro çevresini nasıl oluşturduğunu ve hayatta kalmak için çevresini nasıl yeniden şekillendirdiğini net biçimde ortaya koydu. Bu gelişme, beyin kanserinin anlaşılması ve tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesi için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.</p><h3>Caltech ekibi: Ultrasonla glioblastoma evrimi gözlemlendi</h3><p>Çalışmaya liderlik eden kimya mühendisi Mikhail Shapiro ve ekibi, iScience dergisinde yayımladıkları makalede, geliştirdikleri yeni ultrason platformunun, uyanık farelerde tümörün üç boyutlu ilerleyişini in vivo olarak gözlemlemeye olanak tanıdığını vurguladı. Glioblastoma, beyin ve omurilikteki glial hücrelerden veya öncülerinden kaynaklanan, son derece agresif ve kötü huylu bir tümör türü olarak biliniyor. Özellikle glioblastomanın 5 yıllık sağkalım oranının yalnızca %5 ila %7 arasında olması, bu hastalığın ne kadar ölümcül olduğunu gözler önüne seriyor. Araştırmacılar, glioblastomanın tedaviye dirençli olmasının temel nedenlerinden birinin, tümörün beyin dokusu ve damarlarıyla karmaşık biçimde iç içe geçmesi olduğuna dikkat çekti. Bu durum, mevcut görüntüleme tekniklerinin yetersiz kalmasına ve tümörün gelişim sürecinin ayrıntılı biçimde izlenememesine yol açıyor. MRI gibi yöntemler tüm beyni görüntüleyebilse de, özellikle canlı ve hareketli hayvanlarda beyin işlevlerini yakalamada sınırlı kalıyor. Optik görüntüleme ise detaylı bilgi sunmasına rağmen beynin derinliklerine ulaşamıyor. Yeni ultrason tekniği ise hem tümörün hem de damarların ve beyin aktivitelerinin aynı anda ve derinlikte izlenmesini mümkün kılıyor.</p><h3>Glioblastoma hücrelerine gaz keseciği genleri eklendi</h3><p>Araştırmacıların karşılaştığı en büyük zorluklardan biri, glioblastoma dokusunun ultrason görüntülerinde çevresindeki sağlıklı beyin dokusundan nasıl ayırt edileceğiydi. Bu sorunun çözümü için, bazı bakterilerde doğal olarak bulunan ve gaz kesecikleri oluşturan genler, insan glioblastoma hücrelerine aktarıldı. Bu genetik mühendislik sayesinde, tümör hücreleri ultrason altında belirgin şekilde görünür hale geldi. Bilim insanları, önce bu hücreleri doku benzeri hidrojel bir ortamda test etti ve gaz keseciklerinin ultrason sinyallerini güçlendirdiğini doğruladı. Ardından, genetiği değiştirilmiş glioblastoma hücreleri üç farenin sol talamusuna enjekte edildi. Takip eden 11 gün boyunca, araştırma ekibi, geliştirdikleri üçlü ultrason sistemiyle tümörün büyümesini, çevre dokulara etkisini ve beyin damarlarındaki yeniden yapılanmayı gerçek zamanlı olarak izledi. Bu süreçte, gaz kesecikleriyle işaretlenen tümör dokusu, çevresindeki beyin dokusundan net biçimde ayrıldı ve tümörün ilerleyişi detaylı olarak kaydedildi.</p><h3>Farelerde glioblastoma büyümesi adım adım izlendi</h3><p>Deney sırasında, fareler uyanık halde ve hareket edebilecekleri şekilde yastıklı bir platforma yerleştirildi; başları ise ultrason taraması sırasında hareketi en aza indirmek için sabitlendi. Araştırmacılar, tümörün büyüdükçe beynin görsel bilgi işleyen lateral genikülat nükleusu (LGN) bölgesini nasıl yerinden ittiğini gözlemledi. Ayrıca, LGN'deki kan akışı değişiklikleri ve tümörün beyin fonksiyonları üzerindeki etkileri de kaydedildi. Tümörün büyümesiyle birlikte, etrafındaki kan damarlarının yer değiştirdiği, yeniden şekillendiği ve bazılarının daraldığı veya tıkandığı tespit edildi. Kan akışındaki bu değişiklikler, tümörün çevresindeki mikro çevreyi kendi lehine nasıl değiştirdiğini gösterdi. Elde edilen veriler, glioblastomanın yalnızca büyümekle kalmayıp, beynin işlevsel ve yapısal bütünlüğünü de bozduğunu ortaya koydu. Bu gözlemler, beyin tümörlerinin tedavisine yönelik yeni stratejiler geliştirilmesinde önemli ipuçları sağladı.</p><h3>Ultrason tekniğiyle beyin kanseri araştırmalarında yeni dönem</h3><p>Çalışmanın sonuçları, geliştirilen ultrason tekniğinin glioblastoma gibi ölümcül beyin tümörlerinin canlı ve hareketli hayvanlarda detaylı biçimde izlenmesine olanak tanıdığını gösterdi. Yöntem, hem tümörün büyümesini hem de çevresindeki damar yapılarındaki değişiklikleri eş zamanlı olarak takip edebiliyor. Ancak araştırmacılar, bu deneyin yalnızca üç fareyle sınırlı bir kavramsal kanıt niteliğinde olduğunu ve insanlardaki kanserin karmaşıklığını tam olarak yansıtmayabileceğini belirtti. Bir sonraki adımda, tekniğin daha büyük hayvan gruplarında ve daha gerçekçi beyin kanseri modellerinde test edilmesi planlanıyor. Ayrıca, bu ultrason yöntemiyle tedavi uygulamalarının etkileri de izlenebilecek; böylece sadece tümörün küçülüp küçülmediği değil, aynı zamanda beyin ve damar yapılarının tedaviye nasıl yanıt verdiği de gözlemlenebilecek. Araştırmacılar, glioblastomanın beyin içinde nasıl bir mikro çevre oluşturduğunu detaylı biçimde izleyerek, gelecekte tümörün bu savunma mekanizmalarını hedef alan yeni tedavi yaklaşımları geliştirmeyi hedefliyor.</p><p>Sonuç olarak, Caltech ekibinin geliştirdiği bu yenilikçi ultrason tekniği, glioblastoma gibi agresif beyin tümörlerinin biyolojisini anlamada ve tedavide yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Canlı ve uyanık hayvanlarda yüksek çözünürlüklü görüntüleme sağlayan bu yöntem, beyin kanseri araştırmalarında önemli bir araç haline gelebilir. Önümüzdeki yıllarda, daha geniş kapsamlı çalışmalar ve insan uygulamalarıyla bu teknolojinin potansiyelinin tam olarak ortaya çıkması bekleniyor. Glioblastomanın karmaşık yapısını çözmek ve etkili tedavi yöntemleri geliştirmek için bilim dünyasında umutlar artıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/kanserin-beyindeki-gizli--200_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293198</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/gunes-ve-ay-depremleri-nasil-tetikliyor-293198</link>
      <pubDate>2026-09-28T16:47:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Güneş ve Ay depremleri nasıl tetikliyor?]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Güneş ve Ay'ın Dünya üzerindeki etkileri, sismik aktivitelerle ilgili önemli ipuçları sunuyor. Bilim insanları, gelgit kuvvetlerinin yavaş depremleri tetikleyebileceğini gösteren yeni modellemelerle deprem tahmininde önemli bir çığır açtı. Özellikle Japonya ve Cascadia gibi bölgelerde gözlemlenen bu etki, depremlerin zamanlaması ve şiddeti konusunda yeni soruları gündeme getirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Güneş ve Ay depremleri nasıl tetikliyor?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilim insanları, Güneş ve Ay'ın Dünya üzerindeki etkilerinin depremlerle bağlantısını ortaya koyan çarpıcı bir çalışmaya imza attı. Son araştırmalar, bu iki gök cisminin uyguladığı gelgit kuvvetlerinin yalnızca okyanuslarda değil, aynı zamanda kara parçalarında ve taşlarda da belirgin gelgit stresleri oluşturduğunu gösteriyor. Özellikle, bu streslerin yavaş depremleri tetikleyebildiği ve Dünya'nın kabuğunda algılanamayan sismik hareketlere yol açtığı tespit edildi. JGR Solid Earth dergisinde yayımlanan modelleme çalışması, Güneş ve Ay'ın çekim gücünün, fay hatlarında küçük ancak sürekli baskılar oluşturarak yavaş depremleri başlatabileceğini ortaya koydu.</p><h3>Bilim insanları: 'Gelgit kuvvetleri yavaş depremleri tetikliyor'</h3><p>Yapılan araştırmada, gelgitlerin Dünya'nın kabuğunda oluşturduğu streslerin, genellikle birkaç kilopascal mertebesinde olduğu ve bu değerin bir insanın hafifçe bastırdığı el baskısı kadar küçük olduğu belirtildi. Ancak bu küçük streslerin, bazı fay hatlarında yavaş depremleri tetiklediği gözlemlendi. Araştırmacılar, tektonik levha arayüzlerinde meydana gelen kayma ve sürtünmeyi, bir yay-blok modeli ile hız ve durum sürtünmesi kullanarak simüle etti. Bu modelleme, fay hattının sürtünme direncinin hem kayma hızı hem de temas durumu gibi iki ana faktöre bağlı olarak değiştiğini ortaya koydu. Özellikle, fay hattındaki sürtünmenin azalması kayma hızını artırıyor ve bu da hem hızlı hem de yavaş depremlerin oluşmasına yol açabiliyor. Araştırmaya göre, üretilen depremin tipi, gelgit kuvvetinin genliği ve periyodu gibi özelliklere doğrudan bağlı olarak değişiyor. Eğer gelgit kuvvetinin genliği düşükse, fay hattı sessizce kaymaya devam edebilirken, genlik belirli bir eşiği aşarsa ve periyot doğru aralıkta olursa, sismik aktivite tetiklenebiliyor.</p><h3>Japonya ve Cascadia'da gelgit ve deprem ilişkisi öne çıkıyor</h3><p>Çalışmada, gelgitlerin sismik aktivite üzerindeki etkisi, gerçek dünya gözlemleriyle de desteklendi. Özellikle Japonya'nın güneybatısı ile Kuzey Amerika'nın Pasifik kıyısındaki Cascadia bölgesinde, depremlerin gelgitlerle birlikte yaklaşık 12 ve 24 saatlik aralıklarla zirve yaptığı kaydedildi. Araştırmacılar, bu bölgelerdeki titremelerin gelgit döngüsüyle uyumlu şekilde arttığını ve bunun modelin öngörüleriyle örtüştüğünü belirtti. Ayrıca, gelgit perturbasyonlarının yalnızca düzenli aralıklarla değil, aynı zamanda karmaşık ve öngörülemez sismik aktivitelere de yol açabileceği vurgulandı. Modelde, gelgit stresinin maksimuma ulaştığı anlarda veya baskının en hızlı yükseldiği zamanlarda sismik olayların tetiklenebileceği gösterildi. Bunun yanı sıra, bazı depremlerin rastgele zamanlarda meydana geldiği de gözlemlendi. Gelgit kuvvetlerinin fay hattındaki stres birikimi ve salınımı üzerinde belirleyici rol oynadığı ve bu nedenle mega itme depremlerinin potansiyelini değerlendirmede önemli bir faktör olduğu ifade edildi.</p><h3>Gelgit ve deprem ilişkisi deprem tahmininde yeni bir yol açıyor</h3><p>Bu yeni modelleme çalışması, sismologlara depremleri daha iyi anlama ve tahmin etme konusunda önemli bir çerçeve sunuyor. Bilim insanları, tespit edilen depremleri analiz ederek fay hatlarının sürtünme özelliklerini ve zayıflamadan önce ne kadar kayma yaşandığını belirleyebileceklerini aktardı. Özellikle, ölçülen sismik aktivitenin gelgit döngüsüyle eşleştirilmesi, fayların davranışını anlamada kritik bir rol oynayabilir. Araştırmacılar, bu modelin özellikle tekrarlayan, yerel ve düşük frekanslı depremleri (LFE'ler) simüle etmede etkili olduğunu belirtti. Ayrıca, Pasifik Çevresi'nin aktif dalma bölgelerinde yavaş depremlerin tespit edilmesi, bölgedeki stres birikimi ve salınımı hakkında değerli bilgiler sağlıyor. Bu bulgular, gelecekteki mega itme depremlerinin hem yırtılma potansiyelini hem de mekansal kapsamını değerlendirmek için önemli bir referans olarak öne çıkıyor.</p><h3>Güneş ve Ay'ın etkisiyle mega depremler ve tsunami riski artıyor</h3><p>Uzmanlar, Güneş ve Ay'ın Dünya üzerindeki gelgit etkisinin, sadece küçük ölçekli sismik hareketlerle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda dünyanın en güçlü sismik sarsıntı türlerinden olan mega itme depremlerinin tetiklenmesinde de rol oynayabileceğini belirtiyor. Mega itme depremleri, devasa enerji birikimiyle hareket eden ve yıkıcı tsunamilere yol açabilen sismik olaylar olarak biliniyor. Ayrıca, bu tür depremler volkanik aktiviteleri de tetikleyebilir. Bilim insanları, gelgit kaynaklı sismik olayların zamanlaması ve şiddeti üzerinde yapılan bu tür çalışmaların, deprem tahminlerinin doğruluğunu artırabileceğini ve afet yönetimi açısından kritik öneme sahip olduğunu vurguluyor. Sonuç olarak, Güneş ve Ay'ın Dünya üzerindeki etkileri, hem sismik aktivitenin anlaşılması hem de gelecekteki deprem risklerinin değerlendirilmesi açısından bilim dünyasında yeni bir sayfa açıyor.</p><p>Sonuç olarak, Güneş ve Ay'ın oluşturduğu gelgit kuvvetlerinin, Dünya'nın kabuğunda yavaş depremleri tetikleyebildiği ve bu etkinin özellikle Japonya ve Cascadia gibi sismik açıdan aktif bölgelerde belirgin olduğu ortaya çıktı. Bilim insanlarının geliştirdiği yeni modellemeler, fay hatlarının davranışını ve sismik aktivitenin zamanlamasını anlamada önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Bu gelişmeler, deprem tahmini ve afet yönetimi alanında daha etkili stratejiler geliştirilmesine katkı sağlayabilir.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/gunes-ve-ay-depremleri-na-689_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293197</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/titan-quest-iinin-nihai-cikis-tarihi-aciklandi-10-surumu-19-ocak-2027de-geliyor-293197</link>
      <pubDate>2026-09-28T16:22:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Titan Quest II'nin nihai çıkış tarihi açıklandı! 1.0 sürümü 19 Ocak 2027'de geliyor]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[THQ Nordic, Titan Quest II'nin 19 Ocak 2027'de Xbox Series X|S, PlayStation 5 ve PC için piyasaya sürüleceğini açıkladı. Oyunseverler, antik Yunan dünyasında geçen bu aksiyon RPG'nin yeni fragmanıyla birlikte çıkış tarihini öğrenmenin heyecanını yaşıyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Titan Quest II'nin nihai çıkış tarihi açıklandı! 1.0 sürümü 19 Ocak 2027'de geliyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>THQ Nordic, Titan Quest II'nin 19 Ocak 2027'de Xbox Series X|S, PlayStation 5 ve PC platformlarında oyuncularla buluşacağını resmen duyurdu. Grimlore Games imzası taşıyan ve uzun süredir beklenen Titan Quest II, antik Yunan mitolojisini temel alan aksiyon RPG türünde öne çıkıyor. Şirketin paylaştığı yeni fragmanda, oyunseverler nihai sürümden etkileyici sahneler izleme fırsatı buldu. Titan Quest II, PC'de 49,99 dolar, konsollarda ise 59,99 dolar fiyat etiketiyle satışa çıkacak.</p><h3>THQ Nordic: 'Titan Quest II için büyük gün 2027'</h3><p>THQ Nordic yetkilileri, Titan Quest II'nin erken erişim sürecinin ardından nihai sürüm hazırlıklarının tamamlandığını belirtti. Oyun, ilk olarak Ağustos 2025'te erken erişime açıldı ve bu süreçte topluluk tarafından sağlanan geri bildirimler doğrultusunda birçok yenilik eklendi. Haziran ayında gelen büyük güncelleme ile yeni görevler, etkinlikler ve boss savaşları oyuna dahil edildi. Şirket, Titan Quest II'nin gerçek zamanlı savaş mekanikleri ve oyunculara sunduğu derin karakter gelişimiyle, aksiyon RPG tutkunlarına unutulmaz bir deneyim sunacağını vurguladı.</p><h3>Yeni fragman ve içeriklerle Titan Quest II beklentiyi yükseltti</h3><p>Titan Quest II'nin yayınlanan son fragmanı, oyunun 1.0 sürümünde yer alacak yeni epik zırhlar, son bölüm, eşyalar ve ek içeriklere dair önemli ipuçları verdi. Oyun, Tanrılar, canavarlar ve efsanevi yaratıklarla dolu antik Yunan atmosferinde geçiyor. Diablo ve Path of Exile tarzı gerçek zamanlı savaş sistemiyle dikkat çeken Titan Quest II, farklı sınıflar, yetenekler ve ganimet sistemiyle oyunculara kapsamlı bir ilerleme sunacak. THQ Nordic, bu yeni içeriklerle birlikte Titan Quest II'nin aksiyon RPG dünyasında kendine sağlam bir yer edineceğini ifade etti.</p><p>Titan Quest II'nin resmi çıkış tarihi ve yeni fragmanının açıklanması, oyun dünyasında büyük yankı uyandırdı. Oyuncular, 2027'de çıkacak bu yapımın sunduğu yenilikleri ve antik Yunan dünyasında yaşatacağı eşsiz deneyimi sabırsızlıkla bekliyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/titan-quest-iinin-nihai-c-577_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293196</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/her-aksam-bilgisayari-kapatmak-sart-mi-teknoloji-efsanesi-mercek-altinda-293196</link>
      <pubDate>2026-09-28T16:22:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Her akşam bilgisayarı kapatmak şart mı? Teknoloji efsanesi mercek altında]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[Microsoft ve Apple, bilgisayar kullanıcılarının her akşam cihazlarını kapatma gerekliliğiyle ilgili uzun süredir tartışılan efsanelere açıklık getirdi. Modern bilgisayar teknolojileriyle birlikte, enerji tasarrufu ve donanım ömrü açısından Uyku modu ve kapatma arasındaki farklar yeniden gündeme geldi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Her akşam bilgisayarı kapatmak şart mı? Teknoloji efsanesi mercek altında]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilgisayar kullanıcıları arasında yıllardır süren 'Her akşam bilgisayar kapatılmalı mı?' tartışmasına Microsoft ve Apple'dan yeni açıklamalar geldi. Modern teknolojilerle donatılan bilgisayarların enerji tüketimi ve donanım ömrü üzerindeki etkileri hakkında yapılan değerlendirmeler, günlük kullanım alışkanlıklarının gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya koydu. Hem Microsoft hem de Apple, bilgisayarı her gün kapatmanın teknik olarak zorunlu olmadığını, ancak uzun süre kullanılmayacaksa kapatmanın enerji tasarrufu açısından daha mantıklı olduğunu vurguladı.</p><h3>Microsoft ve Apple: 'Uyku modu enerji tasarrufu sağlar'</h3><p>Microsoft, bilgisayarı kısa süreliğine bırakacak kullanıcılar için Uyku modunu öneriyor. Uyku modu, bilgisayarın çok az enerji harcayarak neredeyse anında eski çalışma durumuna dönmesini sağlıyor. Apple da benzer bir yaklaşım sergileyerek, Mac cihazların Uyku modunda aktif kaldığını, ancak enerji tüketiminin büyük ölçüde azaldığını belirtiyor. Her iki şirket de, birkaç saatlik aralarda Uyku modunun pratik ve hızlı bir çözüm sunduğunu, bu sayede kullanıcıların işlerine kaldıkları yerden devam edebildiğini ifade ediyor. Modern bilgisayarlarda bulunan 'Modern Bekleme' gibi gelişmiş güç yönetimi özellikleri, cihazların uzun saatler boyunca çok düşük enerjiyle çalışmasına imkan tanıyor. Böylece, enerji tasarrufu sağlanırken bilgisayarın performansından veya güvenliğinden ödün verilmiyor.</p><h3>ENERGY STAR'dan enerji tüketimine yönelik tavsiyeler</h3><p>ENERGY STAR, bilgisayarın kullanılmadığı zamanlarda Uyku modunun tercih edilmesini öneriyor. Kurumun açıklamalarına göre, Uyku modu enerji tüketimini önemli ölçüde azaltıyor ve bu nedenle gereksiz yere açık bırakılan bilgisayarlar hem çevreye hem de elektrik faturasına olumsuz etki ediyor. ENERGY STAR ayrıca, ekran koruyucuların enerji tasarrufu sağlamadığına dikkat çekiyor. Özellikle gece boyunca veya uzun süre kullanılmayacak bilgisayarların tamamen kapatılması, enerji tüketimini neredeyse sıfıra indiriyor. Böylece, kullanıcılar hem ekonomik hem de çevreci bir tercih yapmış oluyor.</p><h3>Donanım ömrü ve kapatma efsaneleri: Günlük kapatma donanıma zarar veriyor mu?</h3><p>Bilgisayar kullanıcıları arasında yaygın olan bir diğer görüş ise, cihazı her gün kapatmanın donanım ömrünü kısalttığı yönünde. Ancak uzmanlar, modern bilgisayarların bu tür döngüler için özel olarak tasarlandığını belirtiyor. Bilgisayar açılırken ve kapanırken oluşan anlık elektrik ve ısı yükleri, donanım üreticileri tarafından dikkate alınarak ürünler geliştirilmiş durumda. Özellikle HDD sabit diskler, on binlerce başlatma ve durdurma döngüsüne dayanacak şekilde üretiliyor. Seagate'in masaüstü HDD modelleri, 50.000 başlatma/durdurma ve 300.000 yükleme/boşaltma döngüsü için testlerden geçiyor. Dolayısıyla, günlük kapatma işleminin modern bilgisayarlara zarar verdiği iddiası, günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumda. Kullanıcılar, cihazlarını ihtiyaçlarına göre kapatabilir veya Uyku modunda bırakabilir.</p><h3>Yeniden başlatma ve güncellemeler: İşletim sistemi sağlığı için önemli</h3><p>Bilgisayarın düzenli aralıklarla yeniden başlatılması, işletim sistemi ve donanım sağlığı açısından fayda sağlıyor. Zamanla uygulamalar, sürücüler ve arka plan işlemleri sistem kaynaklarını kullanarak küçük sorunlara yol açabiliyor. Yeniden başlatma, bu sorunları ortadan kaldırırken RAM ve diğer kaynakların temizlenmesine yardımcı oluyor. Ayrıca, Windows güncellemelerinin tamamlanabilmesi için de yeniden başlatma gerekiyor. Microsoft, bazı güncellemelerin tam olarak yüklenebilmesi için bilgisayarın yeniden başlatılmasının şart olduğunu belirtiyor. 2026 yılından itibaren, güncellemelerin yönetiminde değişikliğe gidilmesi planlanıyor ve kullanıcıların güncellemeler sonrasında cihazlarını yeniden başlatmaları öneriliyor. Bu nedenle, bilgisayarını sürekli Uyku modunda bırakan kullanıcıların da belirli aralıklarla yeniden başlatma yapması, sistemin sağlıklı çalışması için önemli.</p><h3>Günlük kullanımda ideal yöntem: Uyku modu mu, kapatma mı?</h3><p>Uzmanlar, bilgisayarı her akşam kapatmanın artık bir zorunluluk olmadığını belirtiyor. Eğer kullanıcı kısa bir süre sonra bilgisayarına dönecekse, Uyku modu hem hızlı hem de enerji açısından verimli bir seçenek sunuyor. Ancak gün boyunca bilgisayar kullanılmayacaksa veya gece boyunca açık kalmasına gerek yoksa, cihazı kapatmak enerji tüketimini neredeyse sıfıra indiriyor. Bu tercih, donanım ömrü açısından bir zorunluluk olmasa da, gereksiz enerji harcamasını önlüyor. Sonuç olarak, bilgisayar kullanıcıları cihazlarını ihtiyaçlarına göre Uyku modunda bırakabilir veya kapatabilir. Modern bilgisayarlar, binlerce açma-kapama döngüsüne dayanacak şekilde tasarlandığı için, günlük kapatma alışkanlığı donanım açısından herhangi bir risk oluşturmuyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/her-aksam-bilgisayari-kap-525_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293195</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/kultur/the-last-of-usin-3-sezon-kadrosu-buyuyor-uc-yeni-isim-aciklandi-293195</link>
      <pubDate>2026-09-28T16:21:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[The Last of Us'ın 3. sezon kadrosu büyüyor! Üç yeni isim açıklandı]]></title>
      <category><![CDATA[Kültür & Sanat]]></category>
      <description><![CDATA[HBO, The Last of Us dizisinin 3. sezonunda John Goodman, Laura Bailey ve Ian Alexander'ın kadroya dahil olduğunu açıkladı. Yeni sezonun 2027'de izleyiciyle buluşması beklenirken, bu sezonun serinin finali olabileceği konuşuluyor. Dizinin anahtar kelimesi olan The Last of Us, hem hikayesi hem de oyuncu tercihleriyle gündemdeki yerini koruyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[The Last of Us'ın 3. sezon kadrosu büyüyor! Üç yeni isim açıklandı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>HBO, The Last of Us dizisinin üçüncü sezonunda kadroya üç yeni ismin katıldığını duyurdu. John Goodman, Laura Bailey ve Ian Alexander'ın eklenmesiyle birlikte, dizinin 3. sezonu için beklentiler yükseldi. The Last of Us'ın yeni sezonunun 2027 yılında yayınlanması planlanıyor ve bu sezonun serinin son bölümü olabileceği iddiaları dikkat çekiyor. The Last of Us hayranları, hikayenin nasıl bir sona ulaşacağını merak ediyor.</p><h3>John Goodman ve Ian Alexander The Last of Us evreninde buluşuyor</h3><p>John Goodman, The Last of Us'ın yeni sezonunda "Otoyol Kahramanları" adlı grubun üyesi Joey karakterine hayat verecek. Bu grubun bir diğer önemli ismi Paco'yu ise Ian Alexander canlandıracak. Ian Alexander, The Last of Us Part II oyununda Lev karakterine ses ve performans vermesiyle serinin hayranları tarafından yakından tanınıyor. The Last of Us dizisinin oyuncu kadrosundaki bu değişiklikler, hem oyun hem de dizi takipçileri arasında heyecan yarattı. Goodman ve Alexander'ın performansları, The Last of Us evrenine yeni bir soluk getirecek.</p><h3>Laura Bailey, The Last of Us 3. sezonunda Seraphites lideri olarak geliyor</h3><p>The Last of Us'ın üçüncü sezonunda Laura Bailey, Seraphites adlı dini grubun önde gelen figürlerinden Elizabeth rolünü üstlenecek. Bailey, Naughty Dog'un The Last of Us Part II oyununda Abby karakterini canlandırmıştı ve şimdi dizide farklı bir karakterle izleyici karşısına çıkacak. The Last of Us dizisinde Bella Ramsey, Kaitlyn Dever, Isabela Merced, Gabriel Luna ve Jeffrey Wright gibi isimler de yeni sezonda yer almaya devam edecek. Ayrıca, Craig Mazin'in showrunner olarak görevine devam ettiği, Neil Druckmann'ın ise televizyon prodüksiyonundan ayrıldığı açıklandı. The Last of Us, hem hikaye hem de kadro açısından yeni sezonuyla merakla bekleniyor.</p><p>The Last of Us dizisinin üçüncü sezonu, yeni oyuncu kadrosu ve olası final sezonu olmasıyla şimdiden büyük ilgi topladı. HBO'nun bu hamlesi, dizinin sadık izleyicileri kadar oyun severler arasında da heyecan yarattı. The Last of Us, televizyon dünyasında ses getirmeye devam ediyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/the-last-of-usin-3-sezon--579_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293194</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/depresyon-hastalari-islenmis-gidayi-kesti-bir-ayin-sonundaki-degisim-sasirtti-293194</link>
      <pubDate>2026-09-28T16:17:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Depresyon hastaları işlenmiş gıdayı kesti! Bir ayın sonundaki değişim şaşırttı]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[California Üniversitesi, San Francisco'da yürütülen yeni bir araştırma, aşırı işlenmiş gıdaların depresyon üzerindeki olası etkilerini gözler önüne serdi. Araştırmada, işlenmiş gıda tüketimini azaltan depresyon hastalarında önemli iyileşmeler tespit edildi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Depresyon hastaları işlenmiş gıdayı kesti! Bir ayın sonundaki değişim şaşırttı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>California Üniversitesi, San Francisco'da (UCSF) gerçekleştirilen yeni bir çalışma, aşırı işlenmiş gıdaların depresyon üzerindeki etkilerini ortaya koydu. Bilim insanları, depresyon teşhisi almış yetişkinlerin, bir ay boyunca aşırı işlenmiş gıdalardan uzak durduklarında, depresyon belirtilerinde belirgin bir azalma yaşadıklarını tespit etti. Araştırmada yer alan katılımcıların tamamı depresyonla mücadele ediyordu ve çalışma boyunca uygulanan iki farklı beslenme düzeniyle karşılaştırmalı sonuçlar elde edildi. Özellikle işlenmiş gıda tüketiminin azaltıldığı dönemde, katılımcıların depresyon puanlarında kayda değer bir düşüş gözlendi. Bu bulgular, aşırı işlenmiş gıdanın depresyon üzerindeki rolüne dair önemli bir sinyal olarak değerlendiriliyor.</p><h3>UCSF ekibi: Aşırı işlenmiş gıda depresyonu derinleştiriyor</h3><p>UCSF Psikiyatri ve Davranış Bilimleri Bölümü'nden Nyasha Chagwedera'nın öncülüğünde yürütülen araştırmada, 20 yetişkin gönüllü yer aldı. Katılımcıların tamamı depresyon tanısı almış, ortalama 44 yaşında ve çoğunluğu kadınlardan oluşuyordu. Araştırmada, aşırı işlenmiş gıda tüketimi dört hafta boyunca azaltılan grup ile normal diyet uygulayan grup karşılaştırıldı. Ardından iki grup arasında diyetler değiştirildi. Katılımcılar, araştırmacıların rehberliğinde kendi yiyeceklerini satın aldı ve tükettikleri gıdaları detaylı olarak raporladı. Çalışmaya katılanların büyük çoğunluğunun fazla kilolu olduğu ve bir kısmının diyabet, yüksek tansiyon veya sağlıksız kolesterol seviyelerine sahip olduğu belirtildi. Katılımcıların ortalama 13 yıldır depresyonla yaşadığı ve 13'ünün psikiyatrik ilaç kullandığı, 9'unun ise terapi gördüğü açıklandı. Araştırma boyunca ilaç, terapi, egzersiz ve uyku düzenlerinde herhangi bir değişiklik yapılmadı. Deneye katılanların büyük bölümü çalışmayı tamamladı ve elde edilen veriler, özellikle aşırı işlenmiş gıdanın depresyon üzerindeki etkisini net bir şekilde ortaya koydu.</p><h3>Depresyon puanlarında dramatik düşüş: İşlenmiş gıda kısıtlaması fark yarattı</h3><p>Çalışmada, katılımcıların depresyon düzeyleri üç farklı ölçekle ölçüldü. Sonuçlara göre, aşırı işlenmiş gıdanın azaltıldığı dönemde depresyon puanları belirgin şekilde düştü. 27 puanlık anketin başlangıcında ortalama 12,8 olan depresyon puanı, düşük işlenmiş gıda tüketimi döneminde 5,5'e geriledi. Normal diyet döneminde ise bu puan 8,7 olarak kaydedildi. Klinik değerlendirme ölçeğinde ise, 60 üzerinden başlangıçta 22 olan puan, işlenmiş gıda kısıtlamasıyla 8'e kadar düştü. Bu sonuçlar, işlenmiş gıda tüketiminin depresyon belirtilerini artırabileceğini, kısıtlandığında ise belirgin bir iyileşme sağlanabileceğini gösteriyor. Ayrıca, anksiyete puanlarında da benzer bir düşüş yaşandı. Katılımcıların çoğu, yeni beslenme düzeninin faydalı olduğunu ifade ederken, bu değişimi uygulamanın zorlayıcı olduğunu belirtti. Araştırmacılar, işlenmiş gıdaların içerdiği katkı maddeleri, şeker, tuz ve yağ oranlarının insanların iştahını artırdığını ve bu gıdalardan uzaklaşmanın kolay olmadığını vurguladı.</p><h3>Bilim insanları: Bağırsak sağlığı ve depresyon ilişkisi araştırılıyor</h3><p>Çalışmanın yazarları, aşırı işlenmiş gıdanın depresyon üzerindeki etkisinin arkasında yatan biyolojik mekanizmaların henüz netleşmediğini belirtti. Nyasha Chagwedera, işlenmiş gıdaların bağırsak zarına zarar vererek "sızdıran bağırsak" sendromuna yol açabileceğini ve bunun da vücutta kronik iltihaplanmayı tetikleyebileceğini öne sürdü. Bu tür iltihaplanmaların doğrudan depresyona yol açabileceği veya bireyleri depresyona karşı daha hassas hale getirebileceği ifade edildi. Ancak, mevcut çalışmada bağırsak sağlığı veya iltihaplanma doğrudan ölçülmedi. Diğer araştırmalar ise, bağırsak bakterilerinin iltihaplanma ve depresyonla ilişkili olabileceğini, işlenmiş gıda tüketiminin ise vücutta kimyasal değişimlere neden olarak depresyon ve anksiyeteyi tetikleyebileceğini gösteriyor. Bilim insanları, işlenmiş gıdanın hangi bileşenlerinin depresif belirtilerle bağlantılı olduğunu henüz kesin olarak belirleyemedi. Şeker, yağ, ekstra kalori veya katkı maddelerinin her biri bu süreçte rol oynayabilir.</p><h3>UCSF araştırmacılarından büyük ölçekli deneme hazırlığı</h3><p>Çalışmanın kıdemli yazarı, UCSF Psikiyatri ve Nöroloji Profesörü Andrew Krystal, elde edilen bulguların daha geniş kapsamlı bir araştırmanın yolunu açtığını belirtti. Pilot çalışmanın, işlenmiş gıdanın depresyon üzerindeki etkilerini büyük bir denemede test etmenin mümkün olduğunu gösterdiği vurgulandı. Araştırmacılar, bir sonraki aşamada daha fazla katılımcı ile körlemesine ve objektif ölçümlerin yapılacağı büyük ölçekli bir deneme planlıyor. Bu yeni çalışmada, insanların beslenme alışkanlıkları daha yakından izlenecek ve biyolojik değişiklikler detaylı şekilde analiz edilecek. Ekip, 2028 yılında yeni katılımcıların kaydına başlamayı hedefliyor. Bilim insanları, işlenmiş gıdanın depresyon üzerindeki etkilerinin daha derinlemesine anlaşılması için uzun vadeli ve kapsamlı araştırmaların gerekliliğine dikkat çekiyor.</p><p>Sonuç olarak, UCSF'nin öncülüğünde yürütülen bu çalışma, aşırı işlenmiş gıdaların depresyon belirtilerini artırabileceğine dair önemli bulgular sundu. Her ne kadar elde edilen veriler henüz kesin bir kanıt olmasa da, işlenmiş gıda tüketiminin azaltılmasının depresyonla mücadelede etkili bir yöntem olabileceği öne çıkıyor. Araştırmacılar, bu alanda daha geniş katılımlı ve objektif çalışmaların yapılmasının, depresyon tedavisinde yeni yaklaşımlara kapı aralayabileceğini belirtiyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/depresyon-hastalari-islen-439_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293193</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/bitki-koklerinin-gizli-alarm-sistemi-ortaya-cikarildi-293193</link>
      <pubDate>2026-09-28T16:15:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bitki köklerinin gizli alarm sistemi ortaya çıkarıldı]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Würzburg Üniversitesi'nde yürütülen yeni bir araştırma, bitki köklerinin yaralanma durumunda hızlı basınç sinyalleriyle çevredeki kökleri uyardığını ve bu sürecin elektriksel ile kalsiyum tabanlı savunma sistemlerini harekete geçirdiğini gösterdi. Bu bulgular, tarımda kök hasarının ürün verimi üzerindeki etkisini daha iyi anlamak adına kritik öneme sahip.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bitki köklerinin gizli alarm sistemi ortaya çıkarıldı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Würzburg Üniversitesi'nden bilim insanları, bitki köklerinin yaralanma anında çevresindeki diğer köklere hızlı basınç sinyalleri göndererek savunma sistemlerini devreye soktuğunu ortaya koydu. Laboratuvar ortamında yapılan çalışmada, Arabidopsis thaliana adlı model bitkinin kökleri üzerinde gerçekleştirilen deneyler, köklerin zarar gördüğünde yalnızca kendilerini değil, yakınlarındaki dokuları da uyardığını gösterdi. Araştırma ekibi, bu uyarıların elektriksel ve kalsiyum sinyalleriyle birleşerek kökün savunma mekanizmasını nasıl tetiklediğini ayrıntılı biçimde analiz etti. Uzmanlar, köklerdeki bu hızlı savunma yanıtının tarımsal üretim açısından önemli sonuçlar doğurabileceğini vurguladı.</p><h3>Dr. Angel Baudon: 'Kökler arası iletişimde hızlı basınç değişimi etkili'</h3><p>Çalışmanın başında yer alan Dr. Angel Baudon ve ekibi, bitki köklerinin toprağın altında genellikle görünmez bir yaşam sürdüğünü, ancak böcekler, nematodlar ve diğer zararlıların köklere zarar verebildiğini belirtti. Ekip, köklerin bu tehditlere karşı nasıl uyarı verdiğini anlamak için genç Arabidopsis fidelerinin köklerini hassas cam aletlerle yaraladı. Bu işlemin ardından, kök hücrelerinde hızlı bir basınç düşüşü gözlendi. Araştırmacılar, bu basınç değişiminin komşu köklere saniyeler içinde ulaştığını ve elektriksel ile kalsiyum sinyallerini tetiklediğini tespit etti. Deneyler sırasında, küçük bir yaralanmanın yaklaşık 49 milivolt, daha büyük bir yaralanmanın ise 91 milivolt elektriksel değişim oluşturduğu kaydedildi. Bu farklılık, yaralanmanın büyüklüğüne göre savunma yanıtının şiddetini belirledi. Ayrıca, elektriksel sinyalin saniyede yaklaşık 74,7 milimetre hızla yayıldığı, kalsiyum dalgasının ise çok daha yavaş hareket ettiği belirlendi. Dr. Baudon, köklerdeki bu hızlı iletişim ağının, bitkinin hayatta kalması için kritik bir rol oynadığını ifade etti.</p><h3>MCA1 ve GLR kanalları kök savunma sinyallerinde kilit rol üstleniyor</h3><p>Araştırma ekibi, kök hücrelerinin basınç değişikliklerini algılamasında görevli proteinleri de inceledi. Özellikle MCA1 adlı protein eksik olduğunda, yaralanma sonrası oluşan elektriksel sinyalin komşu köklere iletilmesinde ciddi bir zayıflama görüldü. Normalde %100 olan sinyal gücünün, MCA1 eksikliğinde yaklaşık %38'e düştüğü belirtildi. Buna karşılık, OSCA1 adlı proteinin çıkarılması benzer bir etki göstermedi. Bu bulgu, MCA1'in kökler arası hızlı basınç sinyalinin algılanmasında temel bir rol oynadığını gösteriyor. Ayrıca, araştırmacılar hücre hasarıyla ilişkili üç maddeyi &#8212; glutamat, ATP ve hidrojen peroksit &#8212; test etti. Glutamatın, farklı bir yan kökte belirgin bir elektriksel yanıt oluşturduğu tespit edildi. GLR3.3 ve GLR3.6 adlı glutamat reseptör kanalları eksik olan bitkilerde ise, yaralanma yerinde normal yanıt gözlemlenirken, komşu kökteki elektriksel sinyalin şiddeti %41'e indi. Bu veriler, glutamatın ve GLR kanallarının, kök savunma sisteminin güçlendirilmesinde önemli bir rol üstlendiğini ortaya koydu. Araştırmada, hızlı basınç değişiminin önce diğer köke ulaştığı ve burada glutamat sinyalinin tetiklendiği, GLR kanallarının ise bu yanıtı artırdığı sonucuna varıldı.</p><h3>Kök savunma sinyalleri tarımsal verim için kritik öneme sahip</h3><p>Çalışmada, köklerdeki savunma sinyallerinin yapraklardakinden farklı olarak kısa mesafelerde etkili olduğu gözlendi. Dr. Angel Baudon, yapraklarda uyarı sinyallerinin uzun mesafelere yayılabildiğini, ancak köklerde sinyalin mesafe arttıkça hızla zayıfladığını belirtti. Araştırmacılar, bu durumun toprağın sıkı yapısı nedeniyle zararlıların hareket kabiliyetinin sınırlı olmasından kaynaklanabileceğini öne sürdü. Ayrıca, glutamat ve tekrarlanan kalsiyum sinyalleriyle yapılan deneyler, köklerin uyarı sisteminin bir süre için daha az hassas hale gelebildiğini ortaya koydu. Beş saatlik gözlemde, komşu köklerde stres hormonları olan etilen ve jasmonat ile ilişkili yolların daha aktif hale geldiği görüldü. Bu bulgular, hızlı basınç sinyaliyle başlayan savunma mekanizmasının, ardından gelen hormonal değişikliklerle güçlendiğini gösteriyor. Bilim insanları, köklerdeki bu savunma sisteminin tarımda ürün kayıplarını azaltmak ve doğal direnç mekanizmalarını geliştirmek için önemli fırsatlar sunduğunu vurguladı.</p><h3>Basınç sinyaliyle tetiklenen kök savunması tarımda yeni stratejilere kapı aralıyor</h3><p>Würzburg Üniversitesi'nde yürütülen araştırmanın sonuçları, köklerin mekanik hasarı nasıl algıladığını ve buna nasıl yanıt verdiğini anlamak açısından yeni bir perspektif kazandırdı. Elde edilen veriler, özellikle MCA1 ve GLR kanallarının kök savunma sinyallerinin etkinliğinde merkezi bir rol oynadığını ortaya koydu. Araştırmacılar, bu mekanizmanın doğrudan böcek saldırılarına karşı test edilmediğini, ancak laboratuvar ortamında elde edilen bulguların, kök besleyen zararlılara karşı bitkilerin doğal savunmasını optimize etmek için kullanılabileceğini belirtti. Dr. Angel Baudon, ürünlerin mekanik hasarı algılama biçimini anlamanın, tarımda dirençli çeşitlerin geliştirilmesine katkı sağlayabileceğine dikkat çekti. Sonuç olarak, bitki köklerinde hızlı basınç değişimiyle başlayan savunma sinyalleri, hem elektriksel hem de kalsiyum tabanlı yanıtlarla birleşerek köklerin çevresel tehditlere karşı daha dirençli hale gelmesini sağlıyor. Bu bulgular, gelecekte tarımsal üretimde daha verimli ve dayanıklı bitki çeşitlerinin geliştirilmesine yönelik yeni stratejilere kapı aralıyor.</p><p>Sonuç olarak, Würzburg Üniversitesi'nin yürüttüğü bu kapsamlı araştırma, bitki köklerinde hızlı basınç sinyaliyle tetiklenen savunma mekanizmasının ayrıntılarını gözler önüne serdi. Kök hücrelerinde tespit edilen MCA1 ve GLR kanallarının, savunma sinyallerinin iletiminde ve güçlendirilmesinde oynadığı rol, tarımda verimlilik ve direnç açısından yeni uygulamalara ilham verebilir. Bilim insanları, bu bulguların laboratuvar ortamında elde edildiğini, ancak kök savunma sisteminin tarımsal uygulamalarda dikkate alınmasının, ürün kayıplarını azaltmada etkili olabileceğini belirtiyor. Araştırmanın sonuçları, köklerin çevresel tehditlere karşı geliştirdiği karmaşık savunma stratejilerinin daha iyi anlaşılması için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/bitki-koklerinin-gizli-al-575_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293192</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/kendinle-konusmak-neden-ise-yariyor-arastirmalar-dikkat-cekici-bir-ayrintiya-isaret-ediyor-293192</link>
      <pubDate>2026-09-28T16:11:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Kendinle konuşmak neden işe yarıyor? Araştırmalar dikkat çekici bir ayrıntıya işaret ediyor]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Psikologlar, yalnızken kendinle konuşmanın düşündüğünüzden çok daha önemli sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekiyor. Uzmanlara göre, doğru şekilde yapılan iç konuşma odaklanmayı ve motivasyonu artırırken, yanlış biçimde uygulanan kendinle konuşma ise tam tersi etki yaratabiliyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Kendinle konuşmak neden işe yarıyor? Araştırmalar dikkat çekici bir ayrıntıya işaret ediyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yalnızken kendinle konuşmak, birçok kişi için utanç verici bir alışkanlık gibi görünse de, psikologlar bu davranışın sanıldığından çok daha derin etkiler doğurduğunu vurguluyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar, kendinle konuşmanın yalnızca bir alışkanlık olmadığını, aynı zamanda dikkat, motivasyon ve duygusal denge üzerinde belirleyici rol oynayabildiğini ortaya koydu. Uzmanlar, özellikle hangi kelimelerin seçildiği ve iç konuşmanın biçiminin, bu etkilerin olumlu ya da olumsuz olmasında doğrudan etkili olduğunu belirtiyor. Yani, kendinle konuşmak sadece bir refleks değil; bilinçli şekilde yönlendirildiğinde zihinsel performansı ve ruh sağlığını güçlendiren bir araç olarak öne çıkıyor.</p><h3>Psikologlar: 'Kendinle konuşma neredeyse evrensel'</h3><p>Kendinle konuşma, toplumda neredeyse herkesin sergilediği bir davranış olarak dikkat çekiyor. Psikologlar, bu alışkanlığın olağanüstü bir zeka veya yaratıcılık belirtisi olarak görülmemesi gerektiğini, aksine insan beyninin doğal işleyişinin bir parçası olduğunu vurguluyor. Günlük yaşamda anahtarlarını ararken ya da bir yemeği hazırlarken kendinle konuşmak, çoğu zaman hafif bir utanç duygusuyla karışsa da, bu davranışın temelinde bilişsel süreçleri destekleyen doğal bir eğilim bulunuyor. Uzmanlar, kendinle konuşmanın yalnızca bireyin iç dünyasını yansıtmakla kalmadığını, aynı zamanda problem çözme ve karar verme süreçlerinde de önemli bir rol oynadığını aktarıyor. Araştırmalar, iç konuşmanın insanlara karmaşık görevlerde rehberlik ettiğini ve dikkatlerini toplamada yardımcı olduğunu gösteriyor. Bu nedenle, kendinle konuşma alışkanlığı toplumda yaygın olmasına rağmen, çoğu birey bu davranışın potansiyel faydalarını yeterince fark etmiyor.</p><h3>Doğru kelimelerle iç konuşma odaklanmayı artırıyor</h3><p>Kendinle konuşmanın etkisi, kullanılan kelimelerin ve konuşma biçiminin seçimine bağlı olarak değişiyor. Deneysel Psikoloji Dergisi'nde yayımlanan bir çalışmada, katılımcıların ekrandaki nesneleri ararken hedefin adını yüksek sesle söylemeleri istendi. Bulgular, nesnenin adını tekrar etmenin arama hızını ve doğruluğunu artırdığını ortaya koydu. Uzmanlar, bu etkiye 'etiket geri bildirim hipotezi' adını veriyor. Yani, "anahtarlar, anahtarlar, anahtarlar" demek, aranan nesneye dair algıyı güçlendiriyor ve dikkati yönlendiriyor. Bu yöntem, özellikle hedef nesneyle isim arasında güçlü bir ilişki olduğunda etkili oluyor. Ancak, aranan nesneyle isim arasında uyumsuzluk varsa, kendinle konuşmak performansı düşürebiliyor. Örneğin, 'çanta' diyerek başka bir nesneyi arıyorsanız, görsel sistem yanlış bir şablona yöneliyor ve bu da hata riskini artırıyor. Yani, kendinle konuşmanın faydalı olabilmesi için doğru kelimelerin ve uygun tanımlamaların kullanılması gerekiyor.</p><h3>İç konuşmada soru sormak motivasyonu tetikliyor</h3><p>Psikologlar, kendinle konuşmada soru biçiminde cümleler kurmanın, beyan cümlelerine göre daha etkili sonuçlar doğurduğunu belirtiyor. Yapılan araştırmalar, "Bugün bunu bitirecek miyim?" şeklinde sorular sormanın, "Bugün bunu bitireceğim." gibi kesin ifadelerden daha fazla hedef odaklı davranışa yol açtığını gösteriyor. Uzmanlar, bunun sebebini soru sormanın bireyin kendi nedenlerini üretmesini teşvik etmesiyle açıklıyor. Yani, kendinle konuşurken kendinize sorduğunuz sorular, içsel motivasyonunuzu ve hedeflerinizi netleştiriyor. Beyan cümleleri ise, kimi zaman bireyin inanmadan kabul ettiği bir iddiayı tekrar etmesine neden olabiliyor. Bu nedenle, iç konuşmada soru sormak, kendinle konuşmanın motivasyon artırıcı etkisini güçlendiriyor ve daha gerçekçi hedefler koymaya yardımcı oluyor. Psikologlar, bu yöntemin özellikle zorlayıcı görevler ve karar anlarında bireylerin performansını artırdığını vurguluyor.</p><h3>Adını kullanarak kendinle konuşmak duyguları düzenliyor</h3><p>İç konuşmanın bir diğer önemli boyutu ise, kişinin kendi adını kullanarak kendine hitap etmesi. Psikolog Ethan Kross ve ekibinin yürüttüğü çalışmalarda, "uzaklaştırılmış kendine konuşma" adı verilen bu yöntemin, stresli durumlarda duygusal düzenlemeyi kolaylaştırdığı tespit edildi. "Bu durumu başarabilirsin, Ayşe" gibi ifadeler, kişinin olumsuz duygulardan uzaklaşmasını ve olaylara dışarıdan bir gözle bakmasını sağlıyor. Uzmanlar, bu yaklaşımın kişiye psikolojik bir mesafe kazandırdığını, böylece stresin ve kaygının etkisini azalttığını belirtiyor. Adını kullanmak, problemi başkasının sorunuymuş gibi algılamaya yardımcı oluyor ve bireyin kendi duygularını daha sağlıklı yönetmesini sağlıyor. Araştırmalar, bu yöntemin özellikle kriz anlarında ve zorlayıcı duygusal durumlarda etkili olduğunu gösteriyor. Yani, kendinle konuşurken 'ben' yerine adınızı kullanmak, duygusal dayanıklılığı artıran pratik bir strateji sunuyor.</p><h3>Sesli düşünmek çözüm yollarını ortaya çıkarıyor</h3><p>Problem çözme süreçlerinde kendinle konuşmanın bir diğer avantajı ise, düşünceleri yüksek sesle ifade etmenin bilişsel boşlukları ortaya çıkarması. Yazılım geliştirme alanında yaygın olan "lastik ördek hata ayıklama" tekniği, bir problemi başkasına anlatır gibi yüksek sesle ifade etmenin hataları daha kolay tespit etmeye yardımcı olduğunu gösteriyor. Psikologlar, düşünceleri tam cümlelere dökmenin, zihindeki eksiklikleri ve yanlış anlamaları ortaya çıkardığını vurguluyor. Yani, iç konuşma sadece sessiz bir içsel süreç olarak kalmıyor; yüksek sesle yapılan açıklamalar, çözüm yollarını daha hızlı ve etkili şekilde bulmayı sağlıyor. Bu yöntem, özellikle karmaşık ve çok adımlı problemlerle karşılaşıldığında, bireyin dikkatini toplamasına ve sorunun kök nedenini daha net görmesine yardımcı oluyor. Sesli düşünmek, iç konuşmanın en pratik ve uygulanabilir formlarından biri olarak öne çıkıyor.</p><h3>Her kendinle konuşma faydalı değil: İçeriğe dikkat!</h3><p>Psikologlar, kendinle konuşmanın her zaman faydalı olmadığını, içeriğin ve tonun büyük önem taşıdığını belirtiyor. Özellikle sürekli eleştirel veya olumsuz iç konuşmalar, bireyin ruh sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Rumination yani sürekli düşünme ve sert öz eleştiri, odaklanmayı ve duygusal dengeyi bozabiliyor. Bu nedenle, iç konuşmanın yapıcı, motive edici ve gerçekçi olması gerekiyor. Uzmanlar, kendinle konuşmanın olumlu etkilerinden yararlanmak için, içeriğin dikkatli seçilmesi ve negatif düşünce kalıplarından uzak durulması gerektiğini vurguluyor. Eğer iç konuşmalarınız sürekli olarak sert, eleştirel ya da rahatsız edici ise, bir uzmandan destek almak önem taşıyor. Sonuç olarak, kendinle konuşmanın varlığı kadar, içeriği ve tonu da ruh sağlığı üzerinde belirleyici rol oynuyor.</p><h3>Kendinle konuşmanın kişilikle ilgisi yok</h3><p>Yapılan araştırmalar, kendinle konuşmanın kişinin yaratıcılığı, özgüveni veya disiplin seviyesiyle doğrudan ilişkili olmadığını ortaya koyuyor. Araştırmacılar, bu tür çalışmaların genellikle bir görev sırasında konuşmanın ya da sessiz kalmanın etkilerini ölçtüğünü, ancak bu alışkanlığın kişilik özellikleriyle bağlantısını incelemediğini belirtiyor. Yani, kendinle konuşmak daha yaratıcı ya da daha özgüvenli biri olduğunuz anlamına gelmiyor. Bu nedenle, iç konuşmanın psikolojik etkilerini değerlendirirken, kişilik özellikleriyle ilgili genellemelerden kaçınmak gerekiyor. Uzmanlar, kendinle konuşmanın temel olarak bilişsel süreçlere ve anlık duruma bağlı olduğunu vurguluyor. Bu da, iç konuşmanın kişisel özelliklerden çok, anlık ihtiyaçlar ve görevlerle ilişkili olduğunu gösteriyor.</p><h3>Uzmanlardan pratik öneriler: İç konuşmayı nasıl yönlendirmeli?</h3><p>Psikologlar, iç konuşmayı daha verimli ve sağlıklı hale getirmek için bazı pratik önerilerde bulunuyor. Aradığınız nesneyi bulmak için adını yüksek sesle tekrarlamak, niyetlerinizi beyan cümleleri yerine soru olarak ifade etmek ve zorlandığınızda kendinize adınızla hitap etmek, kendinle konuşmanın olumlu etkilerinden yararlanmanızı sağlıyor. Bu tekniklerin hiçbirinin, etkilerin sessiz iç konuşmada da gözlenebilmesi nedeniyle, yüksek sesle ve başkalarının yanında yapılması gerekmiyor. Ancak, içsel yorumlarınız sürekli olumsuz, sert veya rahatsız edici ise, bu durumu bir terapist ya da doktora danışmak faydalı olabilir. Uzmanlar, kendinle konuşmanın içeriğinin ve biçiminin bilinçli şekilde düzenlenmesinin, zihinsel performansı ve ruh sağlığını korumada önemli bir araç sunduğunu belirtiyor.</p><p>Sonuç olarak, kendinle konuşma alışkanlığı, doğru uygulandığında odaklanmayı, problem çözmeyi ve duygusal dengeyi güçlendiren değerli bir strateji sunuyor. Ancak, içeriğin ve biçimin özenle seçilmesi, olumsuz düşünce kalıplarından uzak durulması ve gerektiğinde profesyonel destek alınması, bu alışkanlığın uzun vadeli fayda sağlamasında belirleyici rol oynuyor. Psikologlar, kendinle konuşmanın yalnızca bir alışkanlık değil, bilinçli şekilde yönlendirilmesi gereken bir araç olduğunun altını çiziyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/kendinle-konusmak-neden-i-772_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293191</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/akciger-kanseri-teshisinde-nefes-devrimi-basit-bir-test-biyopsi-ihtiyacini-azaltabilir-293191</link>
      <pubDate>2026-09-28T16:08:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Akciğer kanseri teşhisinde nefes devrimi! Basit bir test biyopsi ihtiyacını azaltabilir]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Griffith Üniversitesi araştırmacıları, akciğer kanseri şüphesiyle başvuran hastalarda nefes testiyle kanserli nodüllerin ayırt edilmesinde önemli bulgulara ulaştı. Akciğer kanseri erken teşhisinde yeni bir umut olarak görülen bu yöntem, gereksiz biyopsi ve invaziv işlemlerin azaltılması açısından büyük potansiyel taşıyor. Ancak uzmanlar, nefes testinin rutin kullanıma geçmeden önce daha geniş hasta gruplarında doğrulanması gerektiğini vurguluyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Akciğer kanseri teşhisinde nefes devrimi! Basit bir test biyopsi ihtiyacını azaltabilir]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Griffith Üniversitesi'nde yürütülen yeni bir araştırma, akciğer kanseri şüphesiyle başvuran hastalarda nefes testiyle kanserli nodüllerin ayırt edilmesinde umut verici sonuçlar ortaya koydu. Avustralya merkezli ekip, şüpheli akciğer nodüllerinin invaziv biyopsilere başvurmadan önce basit bir nefes testiyle değerlendirilmesinin, gereksiz prosedürlerin önüne geçebileceğini belirtti. Araştırmada, akciğer kanseri riski taşıyan ve ileri tetkiklere yönlendirilen yetişkinlerin nefes örnekleri incelendi. Elde edilen bulgular, akciğer kanseri erken teşhisinde nefes testinin gelecekte önemli bir rol oynayabileceğine işaret ediyor.</p><h3>Profesör Punyadeera: 'Nefes kimyası kanserli nodülleri ayırt edebiliyor'</h3><p>Çalışmaya liderlik eden Profesör Chamindie Punyadeera, ekibiyle birlikte akciğerlerinde şüpheli nodül tespit edilen 89 yetişkinden nefes örnekleri topladı. Araştırmacılar, bu örneklerdeki kimyasal desenleri iki farklı yöntemle analiz etti. Birinci yöntem olan elektronik burun (eNose), hastaların nefesindeki kimyasal karışımlara tepki veren 32 sensörle genel bir desen çıkardı. İkinci yöntem ise gaz kromatografisi-kütle spektrometrisi (GC-MS) ile nefeste bulunan belirli uçucu organik bileşenleri tespit etti. Elde edilen sonuçlar, her iki yöntemin de kanserli ve kanser dışı nodüller arasında belirgin farklılıklar gösterdiğini ortaya koydu. Özellikle GC-MS analizinde, kanserli kişilerde daha sık rastlanan 11 kimyasal özellik belirlendi. Profesör Punyadeera, "Nefes kimyasındaki desenler sayesinde, standart klinik bilgilere göre çok daha iyi bir ayırım sağladık" diyerek, akciğer kanseri teşhisinde nefes testinin potansiyeline dikkat çekti.</p><h3>Akciğer kanseri teşhisinde biyopsi yerine nefes testi önerisi</h3><p>Griffith Üniversitesi'nden Dr. Xi Zhang, akciğer nodüllerinin biyopsiyle incelenmesinin her zaman kolay olmadığını vurguladı. Küçük ya da erişilmesi zor nodüllerde yapılan biyopsiler, hastalarda pneumotoraks gibi ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor. Dr. Zhang, "Basit bir nefes testi, hangi nodüllerin kanserli olma ihtimalinin yüksek olduğunu belirlemede umut veriyor. Ancak bu test biyopsinin yerini almayacak; daha çok, hangi hastaların acil müdahaleye ihtiyaç duyduğunu göstermede yardımcı olabilir" dedi. Ayrıca, invaziv olmayan bu yöntemin, benign nodüllere sahip hastalarda gereksiz prosedürleri azaltabileceği belirtiliyor. Böylece, akciğer kanseri riski taşıyan hastalarda, invaziv işlemlerin sadece gerçekten gerekli olanlara uygulanması sağlanabilir.</p><h3>Erken bulgular cesaret verici ancak daha fazla çalışma şart</h3><p>Yapılan analizlerde, nefes testinin ilk aşamada kanserli ve kanser dışı nodülleri ayırt etmede oldukça başarılı olduğu görüldü. Ancak araştırmacılar, test modellerini daha sıkı kriterlerle değerlendirdiğinde, sonuçların zayıfladığını ve testin yeni hasta gruplarında aynı başarıyı göstermeyebileceğini tespit etti. Bu nedenle, nefes testinin rutin klinik kullanıma geçmeden önce, farklı hastanelerde ve daha büyük hasta gruplarında doğrulanması gerekiyor. Ayrıca, nefes kimyasının sigara kullanımı, diğer akciğer hastalıkları ve çevresel faktörlerden etkilenebileceği, bu yüzden sonuçların karmaşık olabileceği vurgulanıyor. Araştırma ekibi, GC-MS analizinde kimyasal bileşenlerin sadece varlığına veya yokluğuna odaklandıkları için, her kimyasalın miktarını tam olarak değerlendiremediklerini de belirtti. Tüm bu nedenlerle, nefes testi akciğer kanseri teşhisinde umut verse de, klinik uygulamaya geçmeden önce daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyuluyor.</p><h3>Nefes testiyle gereksiz biyopsilerin önüne geçilebilir</h3><p>Akciğer kanseri teşhisinde invaziv işlemlerin azaltılması, hem hastaların yaşam kalitesi hem de sağlık sistemi üzerindeki yük açısından büyük önem taşıyor. Akciğerlerde tespit edilen nodüllerin yüzde 95'inin sonunda kanserli olmadığı biliniyor. Ancak, kanser riskini göz ardı etmemek için birçok hasta gereksiz biyopsi ve ileri tetkiklere maruz kalıyor. Basit bir nefes testiyle, hangi nodüllerin acil müdahale gerektirdiği daha doğru şekilde belirlenirse, gereksiz biyopsiler ve komplikasyonlar azalabilir. Elektronik burun (eNose) hızlı bir ön tarama sağlayabilirken, GC-MS yöntemiyle daha ayrıntılı kimyasal analiz yapılabiliyor. Araştırmacılar, iki aşamalı bir sistemin ileride klinik uygulamada yer alabileceğini düşünüyor. Ancak bu iki yöntemin aynı anda kullanıldığı bir tanı sistemi henüz test edilmedi. Sonuç olarak, akciğer kanseri riski taşıyan hastalarda nefes testinin invaziv işlemlere alternatif olarak geliştirilmesi, erken teşhis ve tedavi açısından devrim niteliğinde olabilir.</p><h3>Gelecek için umut: Nefes testiyle erken tanı mümkün olabilir</h3><p>Griffith Üniversitesi'nde yürütülen bu çalışma, akciğer kanseri erken teşhisinde nefes testinin potansiyelini ortaya koydu. Nefes testi, doktorlara hangi şüpheli akciğer nodüllerinin acil müdahale gerektirdiğini, hangilerinin ise hemen invaziv bir işleme gerek duymadığını belirlemede ek bir bilgi kaynağı sunabilir. Bu sayede, gereksiz biyopsilerden kaçınılması ve hastaların daha az riskli, daha konforlu bir süreçten geçmesi mümkün olabilir. Ancak araştırmacılar, bulguların henüz erken aşamada olduğunu ve nefes testinin rutin klinik uygulamaya girmesi için daha kapsamlı ve çok merkezli çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor. Akciğer kanseriyle mücadelede yeni bir dönemin kapılarını aralayan bu yöntem, gelecekte hastaların yaşamını kolaylaştırabilir ve erken teşhis oranlarını artırabilir.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/akciger-kanseri-teshisind-589_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293190</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/sozde-komedyen-deniz-goktasin-cezasi-belli-oldu-293190</link>
      <pubDate>2026-09-28T15:55:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Sözde komedyen Deniz Göktaş'ın cezası belli oldu]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Sözde komedyen Deniz Göktaş tahliye edildi. Göktaş'a "Dini değerleri aşağılama" suçundan 7 ay 15 gün, "Cumhurbaşkanına hakaret" suçundan ise 11 ay 20 gün hapis cezası verildi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Sözde komedyen Deniz Göktaş'ın cezası belli oldu]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından "Cumhurbaşkanına hakaret", "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama" ile "Suçu ve suçluyu övme" suçlarından 2 yıl 7 aydan 12 yıla kadar hapisle cezalandırılması istenen Deniz Göktaş hakkında hazırlanan iddianame İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nce kabul edildi. Göktaş 28 Eylül'de hakim karşısına çıkacaktı.</p><p>88 gündür tutuklu bulunan sözde komedyen Deniz Göktaş, bugün ilk kez hakim karşısına çıktı.</p><p>Sözde komedyen Deniz Göktaş tahliye edildi. Göktaş'a "Dini değerleri aşağılama" suçundan 7 ay 15 gün, "Cumhurbaşkanına hakaret" suçundan ise 11 ay 20 gün hapis cezası verildi.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/sozde-komedyen-deniz-gokt-149_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293189</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/egitim/osym-duyurdu-2026-yks-ek-yerlestirme-sonuclari-aciklandi-293189</link>
      <pubDate>2026-09-28T15:50:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[ÖSYM duyurdu: 2026-YKS ek yerleştirme sonuçları açıklandı]]></title>
      <category><![CDATA[Eğitim]]></category>
      <description><![CDATA[ÖSYM, 2026-Yükseköğretim Kurumları Sınavı (2026-YKS) ek yerleştirme sonuçları açıklandı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[ÖSYM duyurdu: 2026-YKS ek yerleştirme sonuçları açıklandı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezince (ÖSYM), 2026-Yükseköğretim Kurumları Sınavı (2026-YKS) ek yerleştirme sonuçları açıklandı.</p><p>ÖSYM'nin internet adresindeki duyuruya göre, 2026-YKS sonuçlarına göre 2026-2027 öğretim yılı için yükseköğretim programlarına ek yerleştirme işlemleri tamamlandı.</p><p>Adaylar, ek yerleştirme sonuçlarına ÖSYM'nin "https://sonuc.osym.gov.tr" adresinden T.C. kimlik numarası ve aday şifresiyle erişebilecek.</p><p>Ayrıca yerleştirme sonuç belgesi basılmayacak ve adayların adreslerine gönderilmeyecek.</p><p>2026-YKS ek yerleştirme sonuçlarına göre bir programa kayıt hakkı kazanan adayların kayıt işlemleri 2-9 Ekim'de, elektronik kayıtlar ise 2-4 Ekim'de yapılabilecek. </p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/osym-duyurdu-2026-yks-ek--849_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293188</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/turkiye-ekonomisi-enflasyon-ve-para-politikasi-tcmb-baskani-fatih-karahan-mecliste-sunum-yapacak-293188</link>
      <pubDate>2026-09-28T15:47:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Türkiye ekonomisi, enflasyon ve para politikası... TCMB Başkanı Fatih Karahan, Meclis'te sunum yapacak]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan'ın, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonundaki sunumunda milletvekillerine Türkiye ekonomisi, enflasyon ve para politikası çerçevesinde bilgilendirme yapması bekleniyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Türkiye ekonomisi, enflasyon ve para politikası... TCMB Başkanı Fatih Karahan, Meclis'te sunum yapacak]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda 6 Ekim'de sunum yapacak.</p><p>TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu, Komisyon Başkanı ve AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş başkanlığında 6 Ekim'de toplanacak. Komisyonda, Karahan'ın milletvekillerine sunum yapması öngörülüyor.</p><p>Karahan'ın, toplantıda, küresel gelişmeler, Türkiye ekonomisi, enflasyon ve para politikası çerçevesinde kapsamlı bir sunum gerçekleştirmesi bekleniyor.</p><p>TCMB'nin faiz kararları ile enflasyonla mücadeleye ilişkin gelişmelerin, toplantının öne çıkan başlıklarını oluşturacağı tahmin ediliyor.</p><p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu'na göre, Başkan'ın, Banka faaliyetleri ve para politikası uygulamaları hakkında TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunu bilgilendirmesi gerekiyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/turkiye-ekonomisi-enflasy-873_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293187</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/cumhurbaskani-erdogan-endonezya-cumhurbaskani-subianto-ile-telefonda-gorustu-293187</link>
      <pubDate>2026-09-28T15:44:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Cumhurbaşkanı Erdoğan, Endonezya Cumhurbaşkanı Subianto ile telefonda görüştü]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ile telefonda görüştü.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Cumhurbaşkanı Erdoğan, Endonezya Cumhurbaşkanı Subianto ile telefonda görüştü]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto'nun görüşmesinde Türkiye-Endonezya ikili ilişkileri ile bölgesel ve küresel konular ele alındı.</p><p>Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın görüşmede, iki ülkenin uluslararası platformlardaki dayanışmasından memnuniyet duyduğunu, bunun sürdürülmesinin Türkiye ile Endonezya'ya fayda sağlayacağını ifade etti.</p><p>İki ülke arasındaki ticaret ve savunma sanayii alanları başta olmak üzere birçok başlıkta işbirliğinin geliştirilmesinin önemli olduğunu vurgulayan Erdoğan, bu doğrultuda adımlar atmaya devam edeceklerini belirtti.</p><p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Subianto'yu Antalya'da düzenlenecek COP31 Liderler Zirvesi'ne de davet etti.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/cumhurbaskani-erdogan-end-883_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293186</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/beyin-kan-akisinda-gozden-kacan-mekanizma-karin-kaslari-damarlari-harekete-geciriyor-293186</link>
      <pubDate>2026-09-28T15:33:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Beyin kan akışında gözden kaçan mekanizma! Karın kasları damarları harekete geçiriyor]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Penn State Üniversitesi'nde yürütülen yeni bir araştırma, karın kaslarının beyin kan akışını saniyeler içinde değiştirdiğini ortaya koydu. Fareler üzerinde yapılan deneyler, karın kası hareketlerinin beynin en büyük damarlarında hızlı daralma ve kan akışında artışa yol açtığını gösteriyor. Uzmanlar, bu mekanizmanın insanlarda da etkili olabileceğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Beyin kan akışında gözden kaçan mekanizma! Karın kasları damarları harekete geçiriyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Penn State Üniversitesi'nde gerçekleştirilen bir araştırma, karın kaslarının beyin kan akışını beklenmedik şekilde etkilediğini ortaya çıkardı. Fareler üzerinde yapılan deneylerde, karın kaslarının kasılmasıyla birlikte, kafatası içindeki en büyük damarlar çok kısa bir sürede daralıyor ve beyin dokusuna giden kan akışı anlık olarak artıyor. Araştırmacılar, bu etkinin hareket başlamadan hemen önce, yalnızca ondalık bir saniye içinde gerçekleştiğini belirledi. Bulgular, karın kası hareketlerinin beyin damarları üzerinde mekanik bir kontrol sağladığını ve bu durumun insanlarda da geçerli olabileceğini gösteriyor.</p><h3>Drew ve Zhang'dan beyin kan akışında devrim niteliğinde keşif</h3><p>Çalışmanın başında yer alan Patrick Drew ve Qingguang Zhang, farelerde karın kası kasılmasıyla başlayan süreci detaylı şekilde inceledi. Deneylerde, farelerin karın kaslarına yerleştirilen ince teller, kasılma anında oluşan elektrik sinyallerini ölçtü. Aynı anda, kafatası üzerindeki damarlar, yeşil ve mavi ışık altında hızla görüntülendi. Elde edilen veriler, karın kası kasılır kasılmaz, beynin üst kısmında önden arkaya uzanan ve beyni boşaltan en büyük damarların daraldığını gösterdi. İlginç bir şekilde, bu daralma ve kan akışı artışı, hayvanın bacakları hareket etmeden önce, yani hareketin başlamasından hemen önce gerçekleşti. Araştırmacılar, bu sürecin yalnızca hareketle sınırlı olmadığını, bıyıklara üflenen bir hava gibi dış uyaranların da benzer bir etki yarattığını gözlemledi. Ancak, sesli uyaranlar aynı sonucu doğurmadı. Drew, bu bulguların damarların sadece pasif borular olmadığını, aktif ve fizyolojik olarak önemli bir rol oynadığını vurguladı. Karın kası hareketlerinin beyin kan akışı üzerindeki etkisi, bugüne kadar göz ardı edilen damarların işlevine dair yeni bir bakış açısı sundu.</p><h3>Karın kası hareketleriyle beyin basıncında anlık değişim tespit edildi</h3><p>Araştırma ekibi, karın kası hareketlerinin beyin içi basıncı ve damar genişliğini nasıl etkilediğini anlamak için çeşitli deneyler gerçekleştirdi. On fare üzerinde yapılan ölçümlerde, yürüyüş sırasında kafatası içindeki basıncın yaklaşık 8 mmHg yükseldiği kaydedildi. Bu basınç artışı, ilk adım öncesinde başlıyor ve son adım sonrasında normale dönüyordu. Kan basıncı, damarlar boyunca ilerlerken düşerken, en büyük damarlar beyinde en düşük basınca sahip oluyordu. Dışarıdan uygulanan basınçla, bu büyük damarlar önce daralıyor ve beyin dokusundaki kan akışı yaklaşık yüzde 3 oranında artıyordu. Araştırmacılar, anestezi altındaki farelerde karın bölgesine bilgisayar kontrollü manşonla uygulanan kısa süreli sıkışmaların da benzer etkiler yarattığını gösterdi. Elde edilen sonuçlar, karın kası hareketlerinin beyin sıvılarını ve damarlarını mekanik olarak etkilediğini ve bu etkinin vücut hareketlerinden bağımsız olarak ortaya çıkabildiğini kanıtladı. Drew'un daha önceki çalışmaları, karın kası kasılmasının beyni hafifçe yerinden oynattığını ve omurilik sıvısının hareketine yol açtığını da ortaya koymuştu. Ekip, bu mekanizmanın beynin sıvı dalgalarını harekete geçirmede önemli bir rol oynayabileceğini düşünüyor.</p><h3>Nefes alma ve uyku sırasında karın kası-beyin bağlantısı devam ediyor</h3><p>Karın kası hareketlerinin beyin kan akışına etkisi yalnızca hareketle sınırlı kalmıyor. Araştırmacılar, nefes alma sırasında damarların da benzer şekilde daralıp genişlediğini belirledi. Dinlenme halinde, damarlar nefes alışverişine uyumlu olarak içeri girerken daralıyor, dışarı çıkarken ise genişliyordu. Bu değişimlerin şiddeti, yürüyüş sırasında oluşan basıncın yaklaşık yirmide biri kadar olsa da, gün boyunca sürekli bir etki yaratıyordu. Ayrıca, dört fare üzerinde yapılan uyku deneylerinde, kas tonusunun düştüğü ve kan basıncının azaldığı REM uykusu sırasında büyük damarların en geniş halini aldığı gözlendi. Uyanıklık durumunda ise karın kasları yeniden devreye giriyor ve damarlar tekrar daralıyordu. Bu bulgular, karın kası ve beyin arasındaki mekanik bağlantının yalnızca hareketle değil, nefes alma ve uyku gibi günlük süreçlerle de sürdüğünü gösteriyor. Drew, karın kası hareketleriyle oluşan kuvvetlerin, beyin ve damar sağlığının korunmasında önemli bir rol oynayabileceğini belirtti.</p><h3>İnsanlarda karın kası-beyin ilişkisi henüz netleşmedi</h3><p>Çalışmanın sonuçları fareler üzerinde elde edilse de, araştırmacılar benzer damar yapılarına sahip olan insanlarda da bu sürecin geçerli olabileceğini düşünüyor. Patrick Drew, insan beyni ve karın bölgesinin damarsal yapısının farelerle büyük ölçüde benzerlik gösterdiğini vurguladı. Ancak, insanlarda bu mekanizmayı doğrudan gözlemlemek ve ölçmek şu an için mümkün değil. Araştırmacılar, sinüs damarlarının şeklinin ve kafatası içindeki basıncın kişiden kişiye değişebileceğini, bu nedenle ölçümlerin hassasiyetinin sınırlı olabileceğini ifade etti. Ayrıca, beynin büyük damarlarının çevresinde duyusal sinirlerin bulunması, bu damarların daralmasının baş ağrısı gibi durumlarda ağrı yoğunluğunu artırabileceğini düşündürüyor. Drew ve ekibi, bu mekanizmanın insanlarda da geçerli olup olmadığını anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu belirtti. Eğer benzer bir süreç insanlarda da çalışıyorsa, karın kası hareketleriyle beyin kan akışını kontrol etmenin yeni yolları geliştirilebilir.</p><p>Sonuç olarak, Penn State Üniversitesi'nde yürütülen bu araştırma, karın kası hareketlerinin beyin kan akışı ve damar sağlığı üzerindeki etkilerine dair önemli ipuçları sundu. Fareler üzerinde elde edilen bulgular, vücut hareketlerinin ve nefes almanın beyin sağlığıyla doğrudan bağlantılı olabileceğini gösteriyor. İnsanlarda da benzer bir mekanizmanın geçerli olup olmadığı ise ilerleyen araştırmalarla netleşecek. Ancak, bu çalışma karın kası ve beyin arasındaki ilişkinin sanılandan çok daha güçlü ve karmaşık olduğunu ortaya koydu.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/beyin-kan-akisinda-gozden-597_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293185</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/toki-46-ilde-383-arsayi-acik-artirmayla-satacak-293185</link>
      <pubDate>2026-09-28T15:27:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[TOKİ, 46 ilde 383 arsayı açık artırmayla satacak]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ), 46 ilde 383 arsayı 29-30 Eylül'de açık artırma yöntemiyle satışa sunacak.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[TOKİ, 46 ilde 383 arsayı açık artırmayla satacak]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ), 46 ilde 383 arsayı 29-30 Eylül'de açık artırma yöntemiyle satışa sunacak.</p><p>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, alıcılar konut, ticaret, turizm, eğitim, tarım, sanayi, spor, kentsel çalışma, plansız alan, rekreasyon alanı, depolama alanı, akaryakıt istasyon alanı, lojistik tesis alanı ve ağaçlandırılacak alan niteliğindeki arsalara, yüzde 25 peşinat ve 48 ay vade ile sahip olabilecek.</p><p>Bazı taşınmazlar ise peşin bedelle satılacak, peşin alımlarda yüzde 15 indirim uygulanacak.</p><p>Muhammen bedeli 10 milyar 358 milyon 647 bin 195 lira olan toplam 1 milyon 684 bin 690 metrekare büyüklüğündeki Adana, Adıyaman, Afyonkarahisar, Ağrı, Aksaray, Amasya, Ankara, Antalya, Ardahan, Artvin, Aydın, Balıkesir, Batman, Bayburt, Bilecik, Bingöl, Bolu, Çankırı, Çorum, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Giresun, Hatay, Iğdır, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Kars, Kastamonu, Kayseri, Kilis, Konya, Manisa, Mardin, Mersin, Muğla, Sinop, Sivas, Tekirdağ, Van, Yozgat ve Zonguldak'ta bulunan 383 arsa açık artırmayla satılacak.</p><p>Açık artırmalar, 29-30 Eylül'de saat 10.30'da Ankara Bilkent Otel ile TOKİ İstanbul Hizmet Binası'nda yapılacak.</p><p>Ayrıca, "<a target="_blank" href="#0"><strong>muzayede.emlakyonetim.com.tr</strong></a>" internet adresi üzerinden de teklif verilebilecek.</p><p>Satışa ilişkin ayrıntılı bilgilere, "<a target="_blank" href="#0"><strong>www.toki.gov.tr</strong></a>" ile "<a target="_blank" href="#0"><strong>muzayede.emlakyonetim.com.tr"</strong></a> internet adreslerinden ve "444 84 34" numaralı telefondan ulaşılabilecek.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/toki-46-ilde-383-arsayi-a-161_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293184</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/topraktaki-bakterilerin-yuzde4unu-olusturuyorlar-ama-onlar-olmasa-hicbir-sey-yetismez-293184</link>
      <pubDate>2026-09-28T15:27:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Topraktaki bakterilerin %4'ünü oluşturuyorlar ama onlar olmasa hiçbir şey yetişmez!]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Çin'in Loess Platosu'nda yapılan geniş çaplı araştırma, toprak bakterilerinin yalnızca küçük bir bölümünün ekosistemdeki istikrarı sağladığını ortaya koydu. Araştırmada, nadir toprak bakterilerinin istikrar açısından beklenmedik derecede önemli bir rol üstlendiği vurgulandı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Topraktaki bakterilerin %4'ünü oluşturuyorlar ama onlar olmasa hiçbir şey yetişmez!]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çin'in kuzeybatısında yer alan Loess Platosu'nda gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırma, toprak bakterilerinin ekosistem üzerindeki etkilerini gözler önüne serdi. Northwest A&amp;F Üniversitesi'nden Zhengchen Wang ve ekibi, 117 farklı toprak örneğini inceleyerek nadir toprak bakterilerinin, ekosistemin istikrarını korumada beklenenden çok daha büyük bir rol oynadığını ortaya çıkardı. Araştırmada, orman, çalı ve otlak alanlarından alınan örneklerde tespit edilen bakterilerin yalnızca yaklaşık %4'ünü oluşturan nadir türlerin, topluluk içindeki istikrarla en güçlü bağlantıya sahip olduğu belirlendi.</p><h3>Loess Platosu'nda nadir toprak bakterileri ekosistem dengesini sağlıyor</h3><p>Çalışmada toprak bakterileri, yaygınlıklarına göre gruplandırıldı. Araştırmacılar, her örnekte bulunan bakterileri hem ne kadar yaygın olduklarına hem de ne kadar geniş bir alana yayıldıklarına göre sıraladı. Elde edilen sonuçlara göre, toplamda tespit edilen bakterilerin yarısı nadir türlerden oluştu ve bu nadir toprak bakterileri, her birinin 100.000 bakteriden daha azını oluşturduğu bir seviyede bulundu. Buna karşılık, 100'den az tür, 1.000 bakteriden birini aşacak kadar yaygınken, bu küçük grup ise toplam bakterilerin %31'ini oluşturdu. Yani, toprakta az sayıda yaygın tür olsa da, nadir toprak bakterileri sayıca az olmalarına rağmen ekosistemin istikrarında belirleyici oldu.</p><h3>Çinli bilim insanlarından nadir bakterilere dair kritik bulgu</h3><p>Çinli bilim insanları, her toprak örneğinde bulunan bakterilerin genetik çeşitliliğini analiz etti. Araştırma ekibi, 9.990 bakteriyel tür ve 194.063 bağlantı içeren kapsamlı bir ağ haritası oluşturdu. Bu haritada, yaygın ve ortak türler, daha fazla bağlantıya ve diğer türlerle daha kısa yollara sahipti. Ancak, 3.560 nadir toprak bakterisi çoğunlukla kendi aralarında ve orta derecede yaygın türlerle bağlantılıydı. Sadece 15 bağlantı, ortak bir türü doğrudan bir nadir türle birleştirdi. Bu bulgular, nadir toprak bakterilerinin, topluluğun istikrarı açısından kritik bir rol oynadığını gösterdi. Araştırmacılar, bu istikrarın, bir toprak örneğinde birlikte artan ya da azalan bakteri çiftleri ile zıt yönlerde hareket eden çiftler arasındaki dengeyle sağlandığını ifade etti. Nadir toprak bakterileri, bu dengenin korunmasına en fazla katkıyı sunan grup olarak öne çıktı.</p><h3>Toprak mikrobiyal ağında nadir türlerin önemi vurgulandı</h3><p>Araştırmada, yaygın ana grubun ağı organize ettiği, ancak istikrarı doğrudan nadir toprak bakterilerinin sağladığı ortaya kondu. Bilim insanları, toprakta çok sayıda farklı nadir türün bulunmasının, ekosistemin dayanıklılığını artırdığını belirtti. Çünkü bu çeşitlilik sayesinde, topluluk bazı türleri kaybetse bile işlevselliğini sürdürebiliyor. 2020 yılında yapılan ve farklı iklimler arasında toprakların taşındığı bir başka deney de, nadir toprak bakterilerinin yaygın olanlara göre daha istikrarlı olduğunu göstermişti. Araştırmanın eş-yazarı Xing Wang, "Temel bakteriler, mikrobiyal ağın karmaşıklığını organize ederken, nadir bakteriler istikrarın sürdürülmesinde anahtar rol oynuyor" açıklamasında bulundu. Wang, bu grupların çevresel değişikliklere farklı tepkiler verdiğini, ancak birlikte çalışarak toprak mikrobiyal topluluklarının korunmasına yardımcı olduklarını vurguladı.</p><h3>İklim ve çevre, bakteriyel çeşitlilikte belirleyici rol oynamıyor</h3><p>Bilim insanları, her grubun bileşimini, rastgele oluşacak bir desenle karşılaştırarak, çevrenin ve iklimin bakterilerin dağılımı üzerindeki etkisini de inceledi. Başlangıçta, çevresel koşulların dar ihtiyaçları olan nadir toprak bakterileri ve neredeyse her yerde yaşayabilen yaygın türleri daha çok etkilediği düşünülüyordu. Ancak, araştırmada bu beklenti doğrulanmadı. Elde edilen bulgular, nadir toprak bakterilerinin çeşitliliğinin ve varlığının, ekosistemin istikrarı için çevre ve iklim faktörlerinden bağımsız olarak kritik öneme sahip olduğunu gösterdi. Ayrıca, yaygın türlerin ise daha çok ağın organizasyonunda etkili olduğu, ancak istikrarı doğrudan belirlemediği tespit edildi.</p><p>Sonuç olarak, Loess Platosu'nda yapılan bu geniş çaplı araştırma, toprak ekosistemlerinde nadir toprak bakterilerinin beklenmedik derecede önemli bir rol üstlendiğini ortaya koydu. Bilim insanları, bu bulguların toprak sağlığı ve ekosistemin sürdürülebilirliği açısından yeni bir bakış açısı sunduğunu belirtiyor. Nadir türlerin korunması ve çeşitliliğin sürdürülmesi, gelecekte tarım ve çevre politikalarının şekillenmesinde temel unsurlardan biri olmaya aday görünüyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/topraktaki-bakterilerin-y-364_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293183</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/gorunmez-tehlike-penceremizin-disinda-hava-kirliligi-intihar-riskini-yuzde53-artiriyor-293183</link>
      <pubDate>2026-09-28T15:24:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Görünmez tehlike penceremizin dışında! Hava kirliliği intihar riskini %53 artırıyor]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Queen's Üniversitesi'nde yürütülen kapsamlı araştırma, uzun süreli hava kirliliği maruziyetinin intihar riskiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Araştırma, özellikle PM2.5 gibi ince partikül maddelerin ruh sağlığı üzerindeki etkisini gözler önüne sererken, çevresel faktörlerin intihar önleme politikalarında daha fazla dikkate alınması gerektiğine işaret ediyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Görünmez tehlike penceremizin dışında! Hava kirliliği intihar riskini %53 artırıyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde her yıl yüz binlerce insan intihar nedeniyle yaşamını yitirirken, Queen's Üniversitesi'nden Dr. Sophie Jones liderliğinde yürütülen yeni bir araştırma, hava kirliliği ile intihar riski arasında çarpıcı bir ilişki olduğunu gösterdi. Belfast merkezli ekip, 2010-2024 yılları arasında yayımlanan 45 bilimsel çalışmayı detaylı biçimde inceledi. Elde edilen veriler, özellikle uzun süreli PM2.5 olarak bilinen ince partikül maddeye maruz kalan bireylerde intihar, intihar girişimi ve intihar düşüncelerinin görülme olasılığında belirgin bir artış olduğunu ortaya koydu. Araştırmacılar, çevresel etmenlerin ruh sağlığı üzerindeki etkisini vurgulayarak, hava kirliliğinin intihar riskinde değiştirilebilir bir faktör olabileceğine dikkat çekti.</p><h3>Dr. Sophie Jones: 'Hava kirliliği intihar riskini yüzde 53 artırıyor'</h3><p>Queen's Üniversitesi'nden Dr. Sophie Jones'un liderliğindeki ekip, dünya genelinde 6.585 kayıt arasından seçilen 45 çalışmayı analiz etti. İncelemeye alınan araştırmalar, özellikle PM2.5 olarak adlandırılan ve çapı 2.5 mikrometreden küçük olan partiküllerin etkilerini mercek altına aldı. Sonuçlar, uzun süreli PM2.5 maruziyetinin, intihar, intihar girişimi veya intihar düşünceleriyle ölüm olasılığında yüzde 53'e varan bir artışla ilişkili olduğunu gösterdi. Bu oran, bir metreküp havadaki PM2.5 miktarının her 10 mikrogram artışı için geçerli. Dr. Jones, "Bu bulgular, çevresel faktörlerin intihar önleme politikalarında daha fazla yer bulması gerektiğini gösteriyor" ifadeleriyle, mevcut önleme yöntemlerinin ötesinde çevresel müdahalelerin önemine vurgu yaptı. Araştırmada, kısa vadeli PM2.5 maruziyetinin ise intihar riskinde yüzde 1 oranında bir artışa yol açtığı belirtildi. Kısa vadeli etkiler küçük görünse de, uzun vadeli maruziyetin toplum genelinde ciddi sonuçlar doğurabileceği ifade edildi.</p><h3>PM2.5 ve azot dioksit: Ruh sağlığında kritik rol</h3><p>Araştırmanın öne çıkan bulguları arasında, PM2.5 ve azot dioksit gibi hava kirleticilerin ruh sağlığı üzerindeki etkileri yer aldı. PM2.5 partikülleri, genellikle inşaat alanları, trafik, enerji santralleri ve yangınlar gibi kaynaklardan atmosfere yayılıyor. Araştırmacılar, bu partiküllerin insan saçının yaklaşık 30'da biri kadar ince olduğunu ve solunum yoluyla vücuda kolayca girebildiğini belirtti. Yıllarca süren maruziyetin, kronik iltihaplanma ve sinir sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğu, bunun da bireylerin stresle başa çıkma kapasitesini zayıflattığı kaydedildi. Azot dioksit ise, yakıtın yanması sonucu ortaya çıkan ve özellikle motorlu taşıtlardan kaynaklanan bir gaz olarak öne çıkıyor. Kısa vadeli maruziyette anlamlı bir risk artışı saptanmazken, altı aydan uzun süreli maruziyette intihar riskinin yüzde 32 arttığı tespit edildi. Kükürt dioksit, ozon ve karbon monoksit gibi diğer kirleticiler ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki göstermedi.</p><h3>Çevresel maruziyetlerin ruh sağlığı üzerindeki etkileri tartışılıyor</h3><p>İncelenen 45 çalışmanın 38'i hava kirliliğine, üçü su kirliliğine, üçü gürültüye ve biri gece yapay ışığa odaklandı. Gürültüye dair üç çalışmada, her ek desibelin intihar riskini yüzde 12 oranında artırdığı görüldü. Ancak bu bulgu, istatistiksel olarak kesin bir sonuca ulaşmadı ve şans faktörüyle açıklanabilme olasılığı dışlanamadı. Su kirliliğiyle ilgili çalışmalar ise farklı parametreler ve ölçüm yöntemleri nedeniyle ortak bir sonuca varamadı. Gece yapay ışık üzerine yapılan tek bir araştırma, potansiyel bir bağlantı önerse de, bu alanda daha fazla veriye ihtiyaç olduğu vurgulandı. Araştırmacılar, çevresel maruziyetlerin intihar önleme çabalarında değiştirilebilir risk faktörleri olarak tanınmasının kritik olduğunun altını çizdi. Ayrıca, çevresel kirleticilerin bir arada bulunduğu durumlarda (örneğin, trafik gürültüsü, sokak lambası ve azot dioksit gibi) birikimli etkilerin ne olduğu konusunda daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğu belirtildi.</p><h3>Politika yapıcılar için yeni bir bakış açısı: Çevre ve ruh sağlığı ilişkisi</h3><p>Dr. Jones ve ekibi, araştırmalarında doğrudan biyolojik mekanizmaları incelemese de, mevcut bulguların politika yapıcılar için önemli bir uyarı niteliği taşıdığını ifade etti. PM2.5 ve azot dioksit gibi kirleticilerin, kronik iltihaplanma ve sinir sistemi hasarı yoluyla ruh hali ve davranış üzerinde olumsuz etkiler yarattığına dikkat çekildi. Ayrıca, arsenik, kurşun, lityum ve nitrat gibi maddelerin su yoluyla alınmasının da benzer riskler taşıyabileceği belirtildi. Gürültü ve yapay ışık gibi çevresel faktörlerin ise vücut saatini bozarak stresi artırdığı ve ruh sağlığını olumsuz etkilediği kaydedildi. Dr. Jones, "Çevresel sağlığı ruh sağlığı politikalarına entegre etmek, sektörler arası işbirliği ile intihar riskini azaltmada ve toplumun genel ruh sağlığını iyileştirmede hayati bir rol oynayabilir" dedi. Araştırmada, intihar, intihar girişimi ve intihar düşüncelerinin birlikte ele alındığı, çünkü bu üç başlık için yeterli sayıda ayrı çalışma bulunmadığı belirtildi. Ayrıca, analizlerde cinsiyetler arasında anlamlı bir fark saptanmadı.</p><h3>Veri eksiklikleri ve gelecekteki araştırma ihtiyaçları öne çıkıyor</h3><p>Çalışmada, 2010-2024 yılları arasında yapılan araştırmaların büyük bölümünün Avrupa, Kuzey Amerika ve Doğu Asya ülkelerine ait olduğu, Afrika, Güney Asya ve Orta Doğu'dan ise herhangi bir veriye ulaşılamadığı ifade edildi. Bu durum, küresel ölçekte çevresel maruziyetlerin intihar riski üzerindeki etkisinin tam olarak anlaşılmasını zorlaştırıyor. Ayrıca, birden fazla çevresel kirleticinin bir arada bulunduğu durumlarda ortaya çıkan toplam riskin henüz yeterince incelenmediği vurgulandı. Dr. Jones, "Şu anda birikimli maruziyetlerin ve neden-sonuç ilişkilerinin daha iyi anlaşılması için ek analizler yürütüyoruz" açıklamasını yaptı. Araştırmacılar, mevcut kanıtların, çevresel maruziyetlerin intihar önleme stratejilerinde dikkate alınmasının gerekliliğini güçlü biçimde ortaya koyduğunu belirtti.</p><p>Sonuç olarak, Queen's Üniversitesi'nin öncülüğünde hazırlanan bu kapsamlı çalışma, hava kirliliği ve özellikle PM2.5 gibi ince partikül maddelerin intihar riskiyle olan bağlantısını bilimsel verilerle ortaya koydu. Araştırmacılar, çevresel faktörlerin ruh sağlığı üzerindeki etkilerinin göz ardı edilmemesi ve intihar önleme politikalarında çevre sağlığının da öncelikli bir unsur olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Gelecekte yapılacak daha kapsamlı ve çok boyutlu çalışmalar, hem politika yapıcılar hem de toplum sağlığı açısından kritik önem taşıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/gorunmez-tehlike-pencerem-577_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293182</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/osmaniyede-silahla-vurulan-ogretmen-hayatini-kaybetti-293182</link>
      <pubDate>2026-09-28T15:24:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Osmaniye'de silahla vurulan öğretmen hayatını kaybetti]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Osmaniye'de yeğeni tarafından tabancayla vurulan öğretmen hayatını kaybetti, şüpheli gözaltına alındı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Osmaniye'de silahla vurulan öğretmen hayatını kaybetti]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Osmaniye'de merkeze bağlı Çardak köyündeki Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde Türk dili ve edebiyatı öğretmeni Mehmet Bilgili, aralarında husumet bulunan yeğeni A.E. Bilgili'nin silahlı saldırısına uğradı.</p><p>İhbar üzerine okula 112 Acil Sağlık ve jandarma ekipleri yönlendirildi.</p><p>Tabancayla açılan ateş sonucu ağır yaralanan öğretmen, ambulansla kaldırıldığı hastanede müdahaleye rağmen kurtarılamadı.</p><p>Okula giden Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, yetkililerden bilgi aldı.</p><p>Serdengeçti, gazetecilere, saldırının eğitim öğretimle alakası olmadığını söyledi.</p><p>Öğretmen ile yeğeni arasında husumet bulunduğunu dile getiren Serdengeçti, şöyle konuştu:</p><p>"Zanlı şizofren, psikiyatri bağlamında uzun yıllardır tedavisi devam ediyor. Daha önce öğretmenimizin kendisini yetiştirdiği, evlat olarak baktığına yönelik bilgiler var elimizde. Fakat son dönemlerde husumet oluşuyor, şizofreni kaynaklı çeşitli iddialardan kaynaklı bu menfur saldırıyı gerçekleştiriyor. Gerek kolluk kuvvetlerimizce gerek Cumhuriyet Başsavcılığınca aydınlatacaktır. Burada öğrenci ve eğitime dönük bir saldırı değil."</p><p>Vali Serdengeçti, saldırganın amcası olan öğretmeni hedef aldığını belirterek, "Okulumuzun bahçesinde hedef alıyor. Geçmiş olsun, başımız sağ olsun." dedi.</p><p>Serdengeçti, şüphelinin yakalandığını ve olayda kullanılan ruhsatsız tabancanın ele geçirildiğini ifade ederek, "Kendisinin, öğretmene husumete dönük çeşitli iddiaları var fakat saldıran kişinin şizofreni belirtileri olduğunu biliyoruz." diye konuştu.</p><p><b>"REHBERLİK VE PSİKOSOSYAL DESTEK EKİPLERİ GÖREVLENDİRİLDİ"</b></p><p>Osmaniye Valiliğinden yapılan yazılı açıklamada, olayın eğitim-öğretim faaliyetleriyle, okul yönetimiyle veya öğrencilerle ilgisinin bulunmadığı, öğretmen ile yeğeni arasındaki meseleden kaynaklandığının değerlendirildiği belirtildi.</p><p>Zanlıya güvenlik korucusunun müdahale ettiği bildirilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:</p><p>"Olayın hemen ardından, okul güvenliğinin sağlanması amacıyla görevlendirilen güvenlik korucumuz, süratle müdahalede bulunmuş ve şüpheli şahsı etkisiz hale getirerek olayda kullandığı değerlendirilen ruhsatsız tabancayla yakalamıştır. Şüpheli, akabinde güvenlik birimlerimize teslim edilerek gözaltına alınmış, olaya ilişkin adli tahkikat başlatılmıştır."</p><p>Öğretmen Mehmet Bilgili'ye Allah'tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve öğrencilerine başsağlığı dilenen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p><p>"Yaşanan hadisenin öğrencilerimiz üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkilerin en aza indirilmesi amacıyla Milli Eğitim Müdürlüğümüzün rehberlik ve psikososyal destek ekipleri görevlendirilmiş, öğrencilerimizin güven duygusunun korunması, psikolojik ve pedagojik yönden desteklenmeleri için gerekli tedbirler alınmıştır. Evlatlarımızın huzuru, güvenliği ve eğitim ortamlarının esenliği en büyük hassasiyetimizdir. Süreç, ilgili bütün kurumlarımız tarafından yakından ve titizlikle takip edilmektedir."</p><p><b>MEB: İKİ BAKANLIK MÜFETTİŞİ GÖREVLENDİRİLDİ</b></p><p>Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB), Osmaniye'de bir öğretmene yönelik okulun bahçesinde yaşanan silahlı saldırının hemen ardından bir bakan yardımcısı ile 2 genel müdürün, çalışmaları koordine etmek üzere hareket ettiği, 2 Bakanlık müfettişinin de olayı tüm yönleriyle incelemek üzere görevlendirildiği bildirildi.</p><p>MEB'den, Osmaniye'nin Çardak köyündeki Farabi Anadolu Lisesi'nde bugün meydana gelen silahlı saldırıya ilişkin açıklama yapıldı.</p><p>Söz konusu okulda Türk dili ve edebiyatı öğretmeni olarak görev yapan Mehmet Bilgili'nin, okul bahçesinde yeğeni olduğu öğrenilen bir kişinin silahlı saldırısı sonucu hayatını kaybettiği aktarılan açıklamada, yaşanan elim hadisenin eğitim camiası başta olmak üzere milleti derinden üzdüğü belirtildi.</p><p>Açıklamada, menfur saldırıya ilişkin olarak olay anında okulda biri silahlı olmak üzere 2 güvenlik personelinin bulunduğu, "şizofreni" tanısı bulunan 41 yaşındaki şahsın okul bahçesine girdiği bilgisinin alındığı aktarılarak, saldırının bahçede kameriyelerin olduğu alanda ve öğrenciler dersteyken gerçekleştiğinin altı çizildi.</p><p>Olayın akabinde güvenlik personelinin olaya derhal müdahale ederek saldırganı etkisiz hale getirdiği, şahsın emniyet birimlerince gözaltına alındığı bildirilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p><p>"Menfur saldırının ilk anlarından itibaren Bakanlık birimlerimiz, emniyet güçleri ve sağlık görevlileri başta olmak üzere devletimizin ilgili tüm kurumları gerekli önlemleri almış, konuyla ilgili kapsamlı bir tahkikat başlatılmıştır. Konu, Bakanlığımızca hassasiyetle takip edilmekte olup gerekli tüm çalışmalar, ilgili birimlerimizce koordineli bir şekilde yürütülmektedir. Olayın hemen ardından bir bakan yardımcımız ile 2 genel müdürümüz, çalışmaları koordine etmek üzere Osmaniye'ye hareket etmiştir. Ayrıca 2 Bakanlık müfettişi de olayı tüm yönleriyle incelemek üzere görevlendirilmiş ve Osmaniye iline yönlendirilmiştir.</p><p>Yaşanan menfur hadiseden etkilenen öğrenci, öğretmen ve velilerimiz için psikososyal destek ekiplerimiz, sahada rehabilitasyon faaliyetlerine başlamıştır. Adı geçen okulumuzda eğitim öğretim faaliyetlerine bugün ve yarın ara verilmiştir. Saldırıda hayatını kaybeden öğretmenimize Allah'tan rahmet, yakınları, maarif ailemiz ve Türk milletine başsağlığı diliyoruz."</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/osmaniyede-silahla-vurula-165_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293181</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/sizofreni-hastalarinin-beyninde-sasirtan-kesif-meger-o-gen-hic-durmadan-calisiyormus-293181</link>
      <pubDate>2026-09-28T15:21:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Şizofreni hastalarının beyninde şaşırtan keşif! Meğer o gen hiç durmadan çalışıyormuş]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Sydney Üniversitesi ve Max Planck Psikiyatri Enstitüsü iş birliğiyle yürütülen yeni bir araştırmada, şizofreni hastalarının beyinlerinde FKBP5 geninin aktivasyonu ve kimyasal etiket seviyelerindeki değişiklikler incelendi. 600'e yakın beyin örneğiyle yapılan analizler, şizofrenide genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimine dair önemli ipuçları sundu.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Şizofreni hastalarının beyninde şaşırtan keşif! Meğer o gen hiç durmadan çalışıyormuş]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sydney Üniversitesi ve Max Planck Psikiyatri Enstitüsü'nün ortaklaşa yürüttüğü geniş çaplı bir araştırmada, şizofreni hastalarının beyinlerinde stres yanıtını düzenleyen FKBP5 geninde dikkat çekici değişiklikler tespit edildi. Araştırmacılar, 14 ile 84 yaşları arasında değişen 587 kişinin beyin dokularını analiz ederek, özellikle frontal korteks bölgesindeki kimyasal etiketlerin seviyelerini inceledi. Elde edilen veriler, şizofreni tanısı alan bireylerde FKBP5 geninin daha kolay aktive olduğunu ve bu bölgede DNA'ya bağlı metil grubu etiketlerinin belirgin şekilde azaldığını ortaya koydu. Çalışma, şizofreninin yalnızca genetik değil, aynı zamanda çevresel ve moleküler etkenlerin birleşimiyle ortaya çıktığını göstererek, hastalığın biyolojik temellerine dair yeni bir bakış açısı sundu.</p><h3>Sydney Üniversitesi: FKBP5 geninde epigenetik değişiklikler şizofreniyle ilişkili</h3><p>Araştırmanın baş yazarı Katrina Edmond ve ekibi, şizofreniyle bağlantılı olabilecek epigenetik mekanizmaları detaylı biçimde değerlendirdi. FKBP5 geni, vücudun stres hormonlarını düzenlemesinde kilit rol oynuyor. Özellikle stresli durumlarda salgılanan kortizol hormonunun etkisini azaltan FKBP51 proteini, bu genin kodladığı bir yapı olarak öne çıkıyor. Araştırmada, şizofreni tanısı konulan bireylerin frontal korteksinde, FKBP5 geninin kısa bir bölümünde metil grubu etiketlerinin belirgin şekilde azaldığı tespit edildi. Bu azalma, genin daha fazla aktive olmasına yol açarken, stres yanıtını kapatan biyolojik mekanizmanın zayıflamasına neden oluyor. Edmond, bulguların şizofreninin çoklu faktörlerden kaynaklandığını gösterdiğini vurguladı ve genetik, çevresel deneyimler ile moleküler değişikliklerin hastalığa katkısını anlamada önemli bir adım atıldığını belirtti.</p><h3>600 beyin örneğinde FKBP5 geni detaylı incelendi</h3><p>Araştırmada kullanılan beyin dokuları, Baltimore'daki Lieber Beyin Gelişimi Enstitüsü ve Sydney Üniversitesi'ndeki NSW Beyin Doku Kaynak Merkezi tarafından sağlandı. Toplamda 587 beyin örneği üzerinde gerçekleştirilen analizlerde, 152'si şizofreni geçmişine sahipti. Bilim insanları, FKBP5 geninde metil grubu etiketlerinin bağlanabileceği 50 farklı noktayı inceledi. Bu noktaların 10'unda şizofreni hastalarıyla sağlıklı bireyler arasında anlamlı farklılıklar bulundu. Özellikle altı noktada, şizofreni hastalarında etiket seviyeleri daha düşük çıktı. FKBP5 geninin artırıcı (enhancer) bölgesinde tespit edilen üç noktada, genin aktivasyonu ile etiket seviyeleri arasında güçlü bir ilişki gözlendi. Bu bulgular, şizofrenide genin epigenetik kontrolünün bozulduğunu ve hastalığın biyolojik temelinde FKBP5'in önemli rol oynadığını ortaya koydu.</p><h3>Katrina Edmond: 'Şizofreni biyolojik bir bulmacanın parçası'</h3><p>Çalışmanın ilk yazarı Katrina Edmond, elde edilen verilerin şizofreni hastaları için yeni bir umut ışığı olabileceğini ifade etti. Edmond, şizofreninin tek bir nedene bağlanamayacağını ve genetik, çevresel faktörler ile beyindeki moleküler değişimlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Araştırma kapsamında, FKBP5 geninin epigenetik yapısındaki değişikliklerin, şizofreni tanısı olan bireylerde stres yanıtının düzenlenmesinde aksaklıklara yol açtığı saptandı. Edmond ayrıca, bu tür moleküler değişikliklerin tespitinin, hastalığın tedavisinde yeni hedefler belirlenmesine katkı sağlayabileceğini belirtti. Elde edilen bulgular, gelecekte FKBP5'i hedef alan ilaçların geliştirilmesi için bilimsel bir temel oluşturuyor.</p><h3>FKBP5 genine odaklanan tedavi stratejileri umut vadediyor</h3><p>FKBP5 geni, psikiyatrik hastalıkların tedavisinde potansiyel bir hedef olarak öne çıkıyor. Araştırmacılar, FKBP5'i hedef alan yeni ilaçların geliştirilmesiyle, mevcut psikiyatrik ilaçların ötesinde, hastalığın kökenine yönelik müdahalelerin mümkün olabileceğini düşünüyor. Hayvan deneylerinde FKBP51 proteinini bloke eden bileşiklerin, stresle başa çıkma yeteneğini artırdığı ve kaygı düzeyini azalttığı görüldü. Edmond, bu biyolojik yolun insanlarda güvenli ve etkili bir şekilde hedeflenip hedeflenemeyeceğinin ise ilerleyen araştırmalarla netleşeceğini belirtti. Şizofreni hastalarında FKBP5'e özel tedavilerin, hastalığın belirtilerini hafifletmenin ötesinde, biyolojik mekanizmalara doğrudan müdahale edebileceği öngörülüyor. Ancak bu tür tedavilerin insanlar üzerinde test edilmeden önce, vücudun diğer sistemlerinde olası yan etkilerinin dikkatle değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor.</p><h3>Yaş faktörü FKBP5 genindeki değişiklikleri etkiliyor</h3><p>Araştırma, FKBP5 genindeki metilasyon seviyelerinin yaşla birlikte değiştiğini de gösterdi. 50 analiz noktasının 27'sinde, yaşın etiket seviyeleri üzerinde etkili olduğu belirlendi. Özellikle yaşlı bireylerde, metil grubu etiketleri daha düşük seviyelerde bulundu. Bu durum, stres yanıtı sisteminin yaşla birlikte değişkenlik gösterdiğini ve psikiyatrik hastalıklara yatkınlıkta yaşın önemli bir rol oynayabileceğini ortaya koydu. Araştırmacılar, bu bulgunun, şizofreninin yalnızca genç yaşlarda değil, ilerleyen yaşlarda da biyolojik etkilerinin sürdüğünü ve tedavi yaklaşımlarının buna göre şekillenmesi gerektiğini belirtti.</p><h3>FKBP5 geni ve beyin bağışının araştırmalardaki rolü</h3><p>Çalışmada, beyin dokusu bağışının bilimsel ilerlemeye sunduğu katkı da vurgulandı. Edmond ve ekibi, bağışçıların ve ailelerinin cömertliği sayesinde, şizofreni gibi karmaşık hastalıkların moleküler düzeyde anlaşılmasının mümkün hale geldiğini ifade etti. Araştırmada kullanılan dokular, farklı yaş gruplarından ve çeşitli tanı geçmişlerine sahip bireylerden toplandı. Bu çeşitlilik, FKBP5 genindeki değişikliklerin hem hastalığa hem de yaşa bağlı olarak nasıl farklılaştığını anlamada kritik rol oynadı. Araştırmacılar, beyin bağışının, psikiyatrik hastalıkların biyolojik temellerini çözmek için vazgeçilmez bir kaynak oluşturduğunu dile getirdi.</p><h3>FKBP5 geninde tespit edilen değişiklikler tedaviye yeni kapılar aralıyor</h3><p>FKBP5 geninde gözlenen epigenetik değişikliklerin, şizofreni tedavisinde yeni yöntemlerin geliştirilmesine öncülük edebileceği öngörülüyor. Araştırma ekibi, FKBP5'i hedef alan bileşiklerin, laboratuvar ve hayvan çalışmalarında umut verici sonuçlar verdiğini belirtti. Ancak, insanlarda uygulanacak tedaviler için kapsamlı güvenlik ve etkinlik testlerinin tamamlanması gerekiyor. Edmond, gelecekteki çalışmaların, FKBP5'in beyin dışında vücudun diğer bölgelerindeki işlevlerini de göz önünde bulundurarak, tedavi stratejilerinin hassasiyetle geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Şizofreni hastaları için biyolojik temelli yeni tedavi yaklaşımlarının, hastalığın yönetiminde çığır açıcı etkiler yaratabileceği düşünülüyor.</p><p>Sonuç olarak, Sydney Üniversitesi ve Max Planck Psikiyatri Enstitüsü'nün ortak araştırması, şizofreni hastalarının beyinlerinde FKBP5 geninin epigenetik kontrolündeki değişikliklerin hastalığın biyolojik mekanizmalarını anlamada önemli bir rol oynadığını ortaya koydu. Elde edilen bulgular, şizofreninin karmaşık yapısının çözülmesinde yeni bir dönemin kapılarını aralarken, FKBP5 geni odaklı tedavi stratejilerinin geliştirilmesi için bilim dünyasına güçlü bir temel sundu.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/sizofreni-hastalarinin-be-908_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293180</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/alaskada-donmus-topraklar-eriyor-nehirler-asit-ve-metaller-yuzunden-turuncuya-burundu-293180</link>
      <pubDate>2026-09-28T15:18:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Alaska'da donmuş topraklar eriyor! Nehirler asit ve metaller yüzünden turuncuya büründü]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Arctic Alaska'da donmuş toprakların çözülmesi, bölgedeki nehirlerin kimyasında köklü değişikliklere yol açtı. California Üniversitesi'nden bilim insanları, asit ve metal seviyelerindeki artışın hem sucul yaşam hem de insan sağlığı açısından ciddi riskler oluşturduğunu belirtti.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Alaska'da donmuş topraklar eriyor! Nehirler asit ve metaller yüzünden turuncuya büründü]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Arctic Alaska'nın donmuş topraklarında yaşanan çözülme, bölgedeki nehirlerin kimyasında büyük bir değişime neden oldu. Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar, çözülmenin etkisiyle asit ve metal yüklü suların nehir sistemlerine karıştığını ortaya koydu. Özellikle California Üniversitesi, Davis'ten uzmanlar, 2022 ile 2024 yazları arasında Noatak Ulusal Koruma Alanı ve Kobuk Vadisi Ulusal Parkı çevresindeki Batı Brooks Sırası'nda altı farklı havzada gerçekleştirdikleri örneklemelerde, nehirlerin onlarca mil boyunca asit ve metal seviyelerinde ciddi artışlar tespit etti. Bu gelişmeler, bölgedeki ekosistemi ve yerel toplulukları doğrudan etkileyen yeni bir çevre tehdidinin habercisi olarak değerlendiriliyor.</p><h3>California Üniversitesi uzmanları: 'Asit ve metal seviyesi madencilik bölgeleriyle yarışıyor'</h3><p>California Üniversitesi, Davis'ten kıdemli yazar Brett Poulin ve ekibi, Arctic Alaska'nın donmuş topraklarındaki çözülmenin, nehirlerde madencilik bölgelerinde görülen düzeyde asit ve metal birikimine yol açtığını açıkladı. Poulin'in aktardığına göre, sızıntı sularındaki asitlik ve metal yoğunluğu, ABD Ulusal Parkları'nın bakir nehirlerinde bile madencilik alanlarından alınan örneklerle benzerlik gösteriyor. Ekip, pirit gibi kükürt içeren minerallerin çözülmesiyle açığa çıkan asit ve metallerin, nehirlerin rengini turuncuya çevirdiğini ve suyun kimyasal yapısını onlarca mil boyunca değiştirdiğini belirledi. Özellikle Salmon Nehri'nde 64 mil boyunca yapılan ölçümlerde, nikel, çinko ve kadmiyum seviyelerinde 65 kata varan artışlar gözlemlendi. Bu durumun, nehir ekosistemindeki balık ve diğer sucul canlılar için toksik etkiler yarattığı, ekosistemin bütününü tehdit ettiği vurgulandı.</p><h3>Brooks Sırası'nda 200'den fazla dere asit drenajından etkileniyor</h3><p>Brooks Sırası boyunca yapılan uydu analizleri, 2025 itibarıyla 200'den fazla nehir ve derenin asit kaya drenajı tehdidi altında olduğunu gösterdi. Bilim insanları, çözülmekte olan donmuş toprakların, suyun yer altındaki minerallerle daha fazla etkileşime girmesine yol açtığını ve böylece asit ile metallerin nehir sistemlerine taşındığını ifade etti. Özellikle pH değerlerindeki ani düşüşler ve metal konsantrasyonlarındaki sıçramalar, 2019 ve 2020 yıllarında bölgedeki en sıcak kışların ardından gözlemlendi. Bu dönemde, sülfat ve çinko seviyelerinde yüzde 200'ü aşan artışlar kaydedildi. Ekip, bu tür değişimlerin, iklim değişikliğinin etkisiyle donmuş toprakların çözülmesinin hızlanmasından kaynaklandığını ve Arctic Alaska'nın su kaynaklarının geleceği için büyük bir tehdit oluşturduğunu belirtti.</p><h3>Uzmanlar: 'Su kalitesi balık ve insan sağlığını tehdit ediyor'</h3><p>California Üniversitesi'nden Taylor Evinger ve Brett Poulin, Arctic Alaska'daki nehirlerde ölçülen birçok metalin balıklar ve diğer sucul canlılar için toksik seviyelere ulaştığını açıkladı. Asidik drenajların görüldüğü yan derelerde selenyumun federal sınırların üzerine çıktığı, bunun da akarsu yaşamı üzerinde ek baskı yarattığı belirtildi. İnsan sağlığı açısından ise, kurşun ve arsenik seviyeleri güvenli sınırların altında kalsa da, uzun vadeli etkilerin ve diğer metallerin potansiyel risklerinin tam olarak bilinmediği vurgulandı. Araştırmacılar, suyun kimyasal yapısındaki değişimin, balık popülasyonlarında ve küçük akarsu hayvanlarının çeşitliliğinde belirgin düşüşlere yol açtığını, bu durumun da ekosistemin dengesini bozduğunu kaydetti. Ayrıca, metalin ne kadarının kıyı Arctic sularına ulaştığı halen belirsizliğini koruyor.</p><h3>2019'daki ani değişimlerin nedeni sıcak kışlar ve yoğun kar yağışı</h3><p>Bilimsel ekip, Arctic Alaska'daki nehirlerde gözlenen ani asit ve metal artışlarının, 2018 ve 2019 yıllarında yaşanan rekor sıcak kışlar ve yoğun kar yağışlarıyla bağlantılı olduğunu tespit etti. Daha fazla kar, toprağın yalıtımını artırarak donmuş zeminin çözülmesini hızlandırdı ve suyun daha derinlere inerek minerallerle temasını sağladı. Bu süreç, asit ve metal salınımının birdenbire artmasına yol açtı. 2019'dan sonra sülfat ve çinko seviyelerinde tekrar düşüşler kaydedilse de, bu azalmanın kesin nedeni henüz açıklanamadı. Bilim insanları, reaktif minerallerin sınırlı olabileceğini veya yer altı su yollarının yıldan yıla değişebileceğini düşünüyor. Ancak, Arctic Alaska'daki donmuş toprakların çözülmesiyle ilgili risklerin önümüzdeki yıllarda da devam edeceği öngörülüyor.</p><h3>Donmuş toprak çözülmesi Arctic Alaska'nın geleceğini tehdit ediyor</h3><p>Uzmanlar, Arctic Alaska'da donmuş toprakların çözülmesiyle ortaya çıkan asit ve metal yüklü suların, sadece ekosistem için değil, bölgedeki topluluklar ve su kaynakları için de ciddi bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekiyor. Özellikle su kalitesinde gözle görülür değişiklikler yaşanırken, balık ve diğer sucul canlıların popülasyonlarında düşüşler tespit edildi. Bilim insanları, bu sürecin dinamik olduğunu ve her yıl yeni etkilerle karşılaşıldığını belirtiyor. Araştırmacılar, hangi manzaraların ve hava koşullarının bir sonraki sızıntıya yol açacağını öngörebilmek için daha fazla veri toplamaya ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. Sonuç olarak, Arctic Alaska'daki donmuş toprakların çözülmesi, bölgenin doğal dengesini tehdit eden ve yakından izlenmesi gereken bir çevresel sorun olarak öne çıkıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/alaskada-donmus-topraklar-442_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293179</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/ezber-bozan-arastirma-carsaf-utulemek-faydali-mi-zararli-mi-293179</link>
      <pubDate>2026-09-28T15:05:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Ezber bozan araştırma! Çarşaf ütülemek faydalı mı zararlı mı?]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Britanyalı bilim insanları, nevresim ütüleme alışkanlığının hijyen açısından faydalı görünse de uyku sağlığı ve cilt için beklenmedik riskler barındırdığını açıkladı. Araştırmaya göre, yanlış ütüleme yöntemi bakterilerin çoğalması ve uyku kalitesinin düşmesi gibi olumsuz sonuçlara yol açabiliyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Ezber bozan araştırma! Çarşaf ütülemek faydalı mı zararlı mı?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Britanya merkezli bir araştırma ekibi, nevresim ütüleme alışkanlığının sanıldığı kadar masum olmadığını ortaya koydu. Bilim insanları, özellikle yüksek sıcaklıkta yapılan ütülemenin kumaşın hava geçirgenliğini ve nem emme özelliğini azalttığını belirtti. Bu durum, gece boyunca vücut tarafından salgılanan terin yeterince emilmemesine, ciltte tahriş ve döküntülerin oluşmasına yol açabiliyor. Ayrıca, nevresim ütüleme sırasında kumaşta oluşan statik elektrik birikimi de uykunun huzursuz ve yüzeysel geçmesine sebep olabiliyor.</p><h3>Bilim insanlarından nevresim ütüleme riskine dikkat</h3><p>Uzmanlar, ütülenen nevresimlerin hijyen açısından avantaj sağladığını kabul ediyor. Yüksek ısı, toz akarı ve zararlı bakterileri yok ederek evde özellikle bebek veya bağışıklık sistemi zayıf bireyler için koruyucu bir etki yaratıyor. Ancak araştırmacılar, bu uygulamanın herkes için uygun olmadığını vurguluyor. Kumaşın sıkılaşması nedeniyle nemin yeterince emilememesi, cildin doğal ısısını düzenlemesini engelliyor. Böylece bakteri ve mantar gibi mikroorganizmalar için uygun bir ortam oluşuyor. Sonuçlar arasında aşırı terleme, ciltte tahriş ve uyku kalitesinde belirgin düşüş yer alıyor.</p><h3>Uzmanlardan buharlı ütü önerisi ve istisnalar</h3><p>Bilim insanları, evde yeni doğan bebek veya bağışıklık sistemi zayıf bir kişi bulunuyorsa nevresimlerin ütülenmesinin makul bir önlem olduğunu belirtiyor. Ancak bu durumda, kumaşın yapısına zarar vermeden dezenfekte edebilen buharlı ütülerin tercih edilmesi öneriliyor. Araştırma, nevresim ütüleme alışkanlığının hijyen ve sağlık arasında hassas bir denge gerektirdiğini gösteriyor. Uzmanlar, gereksiz ütülemenin önüne geçilmesi ve nevresimlerin doğal özelliklerinin korunmasının önemine dikkat çekiyor. Uyku sağlığını korumak için nevresim seçimine ve ütüleme yöntemine özen gösterilmesi gerektiği belirtiliyor.</p><p>Sonuç olarak, Britanyalı bilim insanlarının bulguları, nevresim ütüleme alışkanlığının sağlık üzerindeki etkilerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Uzmanlar, özellikle nevresim gibi doğrudan ciltle temas eden tekstil ürünlerinde, hijyenin yanında kumaşın doğal yapısının da korunmasının önemini vurguluyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/ezber-bozan-arastirma-car-228_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293178</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/spor/fatih-terim-turkiye-ile-italya-arasinda-oynanacak-maclar-oncesinde-degerlendirmelerde-bulundu-293178</link>
      <pubDate>2026-09-28T15:04:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Fatih Terim, Türkiye ile İtalya arasında oynanacak maçlar öncesinde değerlendirmelerde bulundu]]></title>
      <category><![CDATA[Spor]]></category>
      <description><![CDATA[Eski milli takım teknik direktörü Terim, bu akşamki Türkiye-İtalya maçının iki tarafın da galibiyete ihtiyacı nedeniyle önemli olduğunu, İtalya'nın zor döneminin Dünya Kupası sonrası yeniden başlamak isteyen Türkiye için fırsat olabileceğini söyledi. ]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Fatih Terim, Türkiye ile İtalya arasında oynanacak maçlar öncesinde değerlendirmelerde bulundu]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Teknik direktörlük kariyeri boyunca İtalya'dan Fiorentina ve Milan gibi önde gelen kulüpleri de çalıştıran Fatih Terim, UEFA Uluslar A Ligi'nde Türkiye ile İtalya arasında oynanacak maçlar öncesinde İtalya'nın La Gazzetta dello Sport gazetesine değerlendirmelerde bulundu.</p><p>Türkiye ile İtalya arasında bugün oynanacak maça ilişkin görüşleri sorulan Terim, "Önemli bir maç çünkü İtalya'nın da Türkiye'nin de bir zafere ihtiyacı var. İtalya Milli Takımı'nın ne kadar zor bir dönemden geçtiğini biliyoruz ama bu, Dünya Kupası'ndan sonra yeniden başlamak isteyen Türkiye için iyi bir fırsat olabilir." dedi.</p><p>Terim, A Milli Takım'ın Hakan Çalhanoğlu ve Kenan Yıldız gibi iki önemli isimden yoksun bir şekilde maça çıkılacağının hatırlatılması üzerine, "İkisi de kaliteli oyuncu ve yoklukları hissedilecek. Ancak Türkiye, Arda Güler gibi olağanüstü yeteneğe ve Can Uzun gibi gelecek vadeden bir oyuncuya sahip. Bu tür maçlar sorumluluk alma fırsatı sunuyor." diye konuştu.</p><p>Deneyimli teknik adam, Türkiye'den beklentisine dair, "En önemli olacak şey; sahada göstereceğimiz karakter olacak. İtalya'ya karşı oynarken, cesur ve zeki olmalısınız çünkü en ufak hatadan dahi yararlanabilecek deneyime sahip bir rakiple mücadele edeceksiniz." ifadelerini kullandı.</p><p>Fatih Terim, 2026 Dünya Kupası'nda grup aşamasında elenmesinin ardından nasıl bir Türkiye görecekleri sorusuna da şu yanıtı verdi:</p><p>"Ülkemizin futbol kültürüne ve üst düzey oyuncular yetiştirebilecek yetenek havuzuna sahip olduğuna her zaman inandım. Ancak sonuç almak için istikrara, disipline ve doğru zihniyete ihtiyacımız var. Dünya Kupası gibi büyük turnuvalar güçlü ve zayıf yönlerimizi aynı zamanda da geliştirmemiz gereken yönleri ortaya koyuyor. Önemli olan; ders çıkarmak."</p><p><b>"(FRANSA KARŞISINDA) MİLLİ TAKIM, GÜÇLÜ BİR RAKİBE RAĞMEN OYUNDA KALMAYI BAŞARDI"</b></p><p>Fatih Terim, Türkiye'nin Fransa karşısında son maçta aldığı 1-0'lık yenilgiye ilişkin, "Milli takım, güçlü bir rakibe rağmen oyunda kalmayı başardı ve bazı maçlarda sadece sonuca değil, performansa, mücadele ruhuna, fırsat yaratma becerisine de bakmak gerekiyor. Türkiye için önemli olan bir futbol kimliği oluşturmak. Sabır ve azim gerekiyor." yorumunu yaptı.</p><p>A Milli Takım Teknik Direktörü Vincenzo Montella'yı da iyi tanıdığını ve kendisini hem oyuncu hem teknik adam olarak takip ettiğini dile getiren Terim, "Futboldan anlayan, oyunu iyi okuyan ve kendi fikirleri olan bir teknik adam. Dünya Kupası'ndan sonra Vincenzo ile devam etme kararı, federasyonun ona duyduğu güveni ve yaptığı işin bir sonucudur. Bir takımın belirli bir oyun tarzını bulması zaman aldığı için her zaman istikrardan yana oldum. Birkaç yıl önce UEFA Uluslar C Ligi'nde olduğumuzu düşünürsek, o ve takım tebrikleri hak ediyor." ifadelerini kullandı.</p><p><b>"İTALYA'NIN ZAMANA VE YENİDEN YAPILANMA İÇİN YETERLİ BİR PLANA İHTİYACI VAR"</b></p><p>İtalya'nın üst üste 3 Dünya Kupası'nda yer alamamasına ilişkin görüşleri sorulan Terim, şunları söyledi:</p><p>"Samimi olmak gerekirse böyle bir şeyi beklemiyordum çünkü İtalya bu kupayı çok kazandı ve dünya futbol tarihine iz bıraktı. İtalya'nın katılamaması büyük hayal kırıklığıydı. Üst üst 3 kez katılamamak, üzerinde çok ciddi düşünmeyi gerektiriyor."</p><p>Bu sürede, İtalya'nın milli takım düzeyinde 2021'de oynanan Avrupa Şampiyonası'nı kazandığını, Atalanta'nın 2024'te UEFA Avrupa Ligi'ni, 2022'de Roma'nın UEFA Konferans Ligi'ni kazandığını hatırlatan Terim, İtalya'nın halen büyük potansiyeli olduğunu ancak, genç takımlarının, genç oyunculara sunulan imkanlarının, kulüplerin transfer politikalarının gözden geçirilmesi gerektiğini dile getirdi.</p><p>Terim, İtalya'nın taktiksel açıdan bir okul gibi olduğunu belirterek, "Ancak futbol sürekli gelişiyor ve bugün sadece taktiklere, savunma organizasyonuna veya geçmiş başarılara dayanarak hayatta kalamazsınız. Tüm yönlerin geliştirilmesi gerekiyor. İtalya'nın zamana ve yeniden yapılanma için yeterli bir plana ihtiyacı var. Çünkü mesele sadece Dünya Kupası'na katılmak değil, İtalyan futbolunun kimliğini ve rekabet gücünü yeniden keşfetmesini sağlamak." şeklinde konuştu.</p><p>Roberto Mancini'nin önemli ve daha önce İtalya'yı Avrupa Şampiyonu yapan bir teknik adam olduğuna işaret eden Fatih Terim, "İtalya'nın oynadığı futbol,   oyuncuların öz güveni ve elde ettikleri yenilmezlik serisi gerçekten dikkat çekiciydi. Elbette, dönüşü tüm sorunları çözmeyecek. Önünde büyük bir sorumluluk var, ancak aynı zamanda başarılı olmak için gereken deneyime de sahip." dedi.</p><p>Terim, İtalya Milli Takımı'nda en çok; kaleci Gianluigi Donnarumma, Riccardo Calafiori, Nicolo Barella, Sandro Tonali, Federico Di Marco ve genç yetenek Pio Esposito'yu beğendiğini sözlerine ekledi.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/fatih-terim-turkiye-ile-i-658_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293177</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/spor/turkiye-italya-maci-bu-aksam-bursada-milli-takim-ilk-galibiyetini-ariyor-293177</link>
      <pubDate>2026-09-28T14:56:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Türkiye-İtalya maçı bu akşam Bursa'da: Milli takım ilk galibiyetini arıyor]]></title>
      <category><![CDATA[Spor]]></category>
      <description><![CDATA[A Milli Futbol Takımı, UEFA Uluslar A Ligi'nde gruptaki ilk galibiyetini almak için bu akşam saat 21.45'te Bursa'da İtalya'yı ağırlayacak. Teknik direktör Vincenzo Montella, eski ülkesine karşı duygusal bir maça çıkıyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Türkiye-İtalya maçı bu akşam Bursa'da: Milli takım ilk galibiyetini arıyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>A Milli Futbol Takımı, UEFA Uluslar A Ligi'ndeki kritik mücadelesinde bu akşam Bursa'da İtalya ile karşılaşacak. Saat 21.45'te başlayacak karşılaşmada Ay-Yıldızlılar, gruptaki ilk galibiyetini elde etmeyi hedefliyor. Maçın en dikkat çekici detaylarından biri ise teknik direktör Vincenzo Montella'nın doğduğu ülkeye rakip olması.</p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/videos/video1-28092026e728c60b.mp4" type="video/mp4"></video><p><b>MONTELLA: SAHAYA ÇIKTIĞIMDA SADECE TÜRKİYE GÖRECEĞİM</b></p><p>İtalyan teknik adam Vincenzo Montella, maç öncesinde yaptığı açıklamada duygusal bir mesaj verdi. Montella, "Sahaya çıktığımda Türkiye'den başka hiçbir şey görmeyeceğim. Ne kadar zorlasa da duygusal anlamda bazen spor bu. Yarın sahaya çıktığımızda sadece Türkiye için atan bir yüreğim olacak" dedi. Tecrübeli çalıştırıcı, profesyonelliğini ön plana koyarak takımına odaklandığını vurguladı.</p><p><b>ORKUN KÖKÇÜ DÖNDÜ, UĞURCAN ÇAKIR CEZALI</b></p><p>Milli takımda sakatlığını atlatan Orkun Kökçü, son antrenmanla birlikte sahaya çıktı ve kadroda yerini aldı. Ümit Milli Takım kampından ayrılan İlhan Fakılı da A Milli Takım kafilesine dahil oldu. Öte yandan Fransa maçında ceza sahası dışında eliyle topa müdahale ettiği için kırmızı kart gören kaleci Uğurcan Çakır, bu akşamki mücadelede forma giyemeyecek. Türkiye'nin sahaya Altay, Zeki, Meri, Abdülkerim, Oğuz, İsmail, Salih, Ferdi, Arda, Kerem ve Barış Alper'den oluşan 11 ile çıkması bekleniyor.</p><p><b>İTALYA SON 3 DÜNYA KUPASI'NI KAÇIRDI, ÇIKIŞ ARIYOR</b></p><p>Son üç Dünya Kupası'na katılma şansını yakalayamayan İtalya, bu turnuvada toparlanma arayışında. Gruptaki ilk maçında Belçika'ya 2-0 yenilen Gökmavililer, teknik direktör Roberto Mancini yönetiminde çıkış yakalamayı planlıyor. Mancini, taraftarların tepkilerini anladığını belirterek durumu değiştirmeyi hedeflediklerini söyledi. İtalya'nın Donnarumma, Cayodi, Scalvini, Bastoni, Califiori, Fratesi, Tonali, Dombia, Cambiaghi, Esposito ve Ken 11'iyle sahaya çıkması öngörülüyor.</p><p>Türkiye-İtalya maçını İngiliz hakem Michael Oliver yönetecek. Aynı saatte grubun diğer karşılaşmasında Fransa ile Belçika, Brüksel'de kozlarını paylaşacak. Her iki maçın sonuçları, grubun kaderini şekillendirmesi açısından büyük önem taşıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/turkiye-italya-maci-bu-ak-991_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293176</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/discover/australias-ai-case-why-didnt-the-ai-stop-293176</link>
      <pubDate>2026-09-28T14:52:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Australia's AI case: Why didn't the AI stop?]]></title>
      <category><![CDATA[Discover]]></category>
      <description><![CDATA[The AI incident in Australia has shown that AI agents can take steps humans did not anticipate while carrying out an assigned task. Experts say the main concern is that when AI encounters a barrier, it may see it not as a boundary it should respect, but as a problem it should overcome.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Australia's AI case: Why didn't the AI stop?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>An OpenAI agent was asked to research Australian health statistics.</p><p>The task was simple: <b>Find information.</b></p><p>But when it hit a digital barrier on the government website, it did something its operators had not asked it to do. <b>It kept trying.</b></p><p>The agent eventually gained unauthorized access to non-public files on an Australian government system, in an incident that experts have described as the first publicly known case of an AI agent independently breaching a government body.</p><p>The incident took place in mid-June but was only disclosed publicly last week by Australian Prime Minister Anthony Albanese in New York on the sidelines of the UN General Assembly.</p><p>In another concerning admission, OpenAI said last Friday that its agents had interacted with several US government websites in unexpected ways, including US Securities and Exchange Commission (SEC) and Census Bureau sites, as part of an ongoing review of model behavior.</p><blockquote>Bigger issue than accessing data is the behavior of the AI agent, which acted independently, says Hisham Al-Assam, reader in Computer Science at University of Buckingham</blockquote><p><b>For AI and cybersecurity experts, however, the significance of the incident goes beyond the data involved.</b></p><p>It raises a more fundamental question: What happens when an AI system is given a goal, access to digital tools and enough autonomy to decide what to do when its first approach fails?</p><p><b>"Based on what has been publicly reported, this appears to be the first known case of this kind involving an AI agent and an Australian government system,"</b> said Hisham Al-Assam, an associate professor and reader in computer science at the University of Buckingham.</p><p>He cautioned against describing it as the first such incident ever, noting that similar cases may have occurred but have not been publicly disclosed.</p><p><b>Peter Garraghan, a chair professor in AI security at Lancaster University, called the move "highly significant."</b></p><p>"An AI agent moved beyond information retrieval and accessed non-public data on a government system without being instructed to do so," he said.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/14/yapayzekadeepfake203-140920260e304b32.jpg"/><p>However, he warned, it was too early to conclude that the agent independently discovered a vulnerability because the matter is under investigation.</p><p><b>Behavior of AI agent</b></p><p>Al-Assam said what makes this case particularly interesting is that the agent did not receive instructions to "hack the Australian government."</p><p>On the contrary, it was given a research task. When it encountered a restriction while trying to access information, instead of simply stopping, it tried to find another way around the obstacle.</p><p><b>"That distinction is important because it shows how an agent can potentially move from following an objective to adapting its behavior when something gets in the way."</b></p><p>The issue is that an AI agent does not inherently understand what is legal, ethical, or authorized and what is not, he added.</p><p>He also believes that the actual data involved does not appear to be the biggest concern, as there has been no evidence reported that individual Medicare patient records were accessed, and the system involved was primarily designed to provide aggregate statistics.</p><p><b>For him, the bigger issue is the behavior of the AI agent.</b></p><p>"A normal chatbot mainly generates text. An agentic AI system can be connected to websites, APIs, code and other tools, allowing it to actually take actions.</p><p>"That ability to observe, adapt and keep trying is what makes agentic AI so powerful, but it also creates a different kind of security challenge."</p><p>Al-Assam said that does not mean AI has suddenly become a super-hacker.</p><p>"But it does suggest that organizations need to think differently about systems that can pursue a goal, interact with other systems and adapt their behavior without a human specifying every individual step."</p><p><b>STRONGER TECHNICAL BOUNDARIES</b></p><p>Albanese said the agent accessed public and non-public files on the Medicare Statistics Reporting Portal, administered by Services Australia.</p><p>A forensic investigation involving the Australian Signals Directorate is underway. Albanese said there was no evidence so far that personal information had been accessed or of a broader compromise of the Services Australia network.</p><p>However, experts called for governments to introduce stronger boundaries.</p><p>Al-Assam said that the biggest lesson is that an AI agent does not naturally understand the difference between "I can't access this" and "I am not authorized to access this."</p><p><b>"If its objective is to find information, it could potentially interpret a technical restriction as a problem to solve rather than a boundary it should respect."</b></p><p>He said that is especially concerning in health care, where systems contain highly sensitive information and often depend on older infrastructure, legacy applications and complex connections between different systems.</p><p>"AI agents therefore need much stronger technical boundaries than simply telling them what they should or shouldn't do. That means least-privilege access, strong authentication, sandboxing, network restrictions, continuous monitoring and clear limits on what an agent is allowed to access or change. For high-risk actions, human approval should also be required."</p><p><b>Avoid creating superintelligence</b></p><p>Stavros Shiaeles, a professor of cybersecurity and applied AI at the University of Portsmouth, urged caution over the development of superintelligence.</p><p>"We should be aiming to create agents for specific tasks, for example AI for math, physics, etc., and not combining all the sciences in one AI."</p><p>Unfortunately, all things are leading to superintelligence, which he believes humans will soon have issues with, he added.</p><p>Shiaeles' warning comes as leading AI companies discuss superintelligence, systems capable of exceeding humans across a range of intellectual tasks, as a potential next stage of development.</p><p>OpenAI Chief Scientist Jakub Pachocki warned on Sept. 6 that the current pace of AI progress could continue into recursive self-improvement, with future systems increasingly driving their own development. "This is a time that calls for extreme caution," he wrote.</p><p>Meta, meanwhile, said in August that people could have access to superintelligence "in the next few years," while Microsoft AI says it is working towards "Humanist Superintelligence" designed to remain under human control.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/23/yapayzekaegitimunive-23092026f097b7b2.jpg"/><p><b>New stage in cyberattacks</b></p><p>Garraghan, a founder of Mindgard, an AI security company, said the incident shows that AI agents can take consequential actions beyond their intended tasks, but calling it a fully autonomous cyberattack would go beyond the available evidence.</p><p>OpenAI said the models were looking for statistics during an internal evaluation and took unintended actions, making this primarily a serious failure of control, containment and oversight.</p><p>"My concerns extend beyond the initial access to the apparent containment failure, the possibility that several systems were affected and the months-long disclosure process. We should expect more incidents as agents gain greater access to external systems, making isolation, least-privilege access, continuous security testing, monitoring and rapid disclosure essential."</p><p><b>For Al-Assam, the broader shift is quite significant.</b></p><p>"We have spent decades securing systems against humans using computers.</p><p>"We now need to start thinking about how to secure them against computers that can act more like humans."</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/18/yapayzeka1-1808202656630d18.jpg"/>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/australias-ai-case-why-di-246_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293175</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/okullarda-enfeksiyon-alarmi-uzmanindan-paketli-gida-ve-antibiyotik-uyarisi-293175</link>
      <pubDate>2026-09-28T14:45:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Okullarda enfeksiyon alarmı: Uzmanından paketli gıda ve antibiyotik uyarısı]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Dicle Üniversitesi Çocuk Hastalıkları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Velat Şen, okulların açılmasıyla birlikte üst solunum yolu enfeksiyonlarında ciddi artış yaşandığını belirterek aileleri uyku düzeni, beslenme ve el hijyeni konusunda uyardı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Okullarda enfeksiyon alarmı: Uzmanından paketli gıda ve antibiyotik uyarısı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Okulların kapılarını yeniden açmasının ardından çocuklar arasında üst solunum yolu enfeksiyonları belirgin biçimde arttı. Kalabalık sınıflar ve servis araçlarının bulaş riskini yükselttiği bu dönemde hastanelere başvuran çocuk sayısı da gözle görülür şekilde çoğaldı. Dicle Üniversitesi Çocuk Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Velat Şen, hem ailelere hem okul yönetimlerine önemli uyarılarda bulundu.</p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/videos/video-28092026fc0d8e57.mp4" type="video/mp4"></video><p><b>"BAĞIŞIKLIĞI GÜÇLENDİRMENİN YOLU UYKU VE BESLENMEDEN GEÇİYOR"</b></p><p>Prof. Dr. Velat Şen, çocukların enfeksiyonlara karşı korunmasında güçlü bir bağışıklık sisteminin temel şart olduğunu vurguladı. Şen, yazdan kalma geç yatma alışkanlıklarının mutlaka değiştirilmesi gerektiğini söyledi. Çocukların günde en az 8-9 saat kaliteli uyku alması gerektiğini ifade eden Şen, beslenme konusunda da kritik noktalara dikkat çekti. Paketli, ambalajlı ve işlenmiş gıdaların bağışıklık sistemini doğrudan olumsuz etkilediğini belirten uzman, market ürünlerinin belirgin şekilde kısıtlanmasını önerdi.</p><p><b>OKULA AÇ GİDEN ÇOCUK ENFEKSİYONA DAHA AÇIK</b></p><p>Şen, çocukların okula kesinlikle aç karnına gitmemesi gerektiğini dile getirdi. Sabah kahvaltısının mutlaka yapılmasını isteyen profesör, havaların serinlemesiyle birlikte düşen sıvı tüketiminin de artırılması gerektiğine dikkat çekti. Beslenme çantası konusunda ise Şen, kantinlerde ağırlıklı olarak paketli gıdalar bulunduğu için evde hazırlanan sağlıklı beslenme çantalarının çok daha doğru bir tercih olduğunu söyledi. Okulda öğle yemeği çıkan kurumlarda ise çocukların bu yemekleri rahatlıkla tüketebileceğini ekledi.</p><p><b>EL HİJYENİ İHMAL EDİLİRSE BULAŞ KAÇINILMAZ</b></p><p>Solunum yoluyla yayılan mikroorganizmaların aksırma ve hapşırma sırasında sınıftaki eşyalara, sıralara ve araç gereçlere bulaştığını anlatan Şen, temas yoluyla enfeksiyonun hızla yayıldığını ifade etti. Bu nedenle sınıfta, serviste ve evde el temizliğinin son derece önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı.</p><p><b>'ATEŞLİ ÇOCUĞU OKULA GÖNDERİRSENİZ SINIFIN TAMAMI RİSK ALTINA GİRER'</b></p><p>Bazı ailelerin "sadece burnu akıyor" diyerek çocuklarını okula gönderdiğine değinen Prof. Dr. Şen, bu yaklaşımın ciddi bir hata olduğunu belirtti. Özellikle belirgin ateş ve halsizlik yaşayan çocukların sınavları yoksa en az 3 ila 5 gün evde dinlenmesi gerektiğini söyleyen Şen, zorunlu durumlarda hasta çocuğun maske takarak okula gitmesinin hem arkadaşlarını koruyacağını hem de iyileşme sürecini kısaltacağını aktardı.</p><p><b>ANTİBİYOTİK UYARISI: YÜZDE 80'İNDE VİRÜS VAR, FAYDA ETMEZ</b></p><p>Şen, ailelerin çocuk hastalanır hastalanmaz antibiyotiğe sarılmasını kesinlikle doğru bulmadığını söyledi. Ekim ayından nisan ayına kadar süren dönemde üst solunum yolu hastalıklarının yüzde 80'inde etkenin virüsler olduğunu ve antibiyotiklerin bu virüslere karşı hiçbir işe yaramadığını net bir dille ifade etti. Dünya Sağlık Örgütü'nün bile kesin bir ateş sınırı tanımlamadığını hatırlatan Şen, 38,5 dereceye kadar beklenmesini ve en az 2-3 gün yalnızca ateş düşürücülerle idare edilmesini tavsiye etti.</p><p>Uzmanlar, okulların açık olduğu dönemde ailelerin panik yerine bilinçli davranmasının önemine dikkat çekiyor. Düzenli uyku, sağlıklı beslenme, bol sıvı tüketimi ve el hijyenine özen gösterilmesi, çocukları enfeksiyonlardan korumanın en etkili yolu olarak öne çıkıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/okullarda-enfeksiyon-alar-795_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293173</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/milli-voleybolcu-aysun-ozbek-ayhan-24-tv-arafta-sorularda-kendimi-ararken-rabbime-yoneldim-293173</link>
      <pubDate>2026-09-28T14:26:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Milli Voleybolcu Aysun Özbek Ayhan, 24 TV Arafta Sorular'da: Kendimi ararken Rabbime yöneldim, Rabbime yönelirken de kendimi buldum]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[24 TV Arafta Sorular programında Star Gazetesi Yazarı Esra Elönü'ye konuk olan Milli Voleybolcu Aysun Özbek Ayhan, “Kendimi şöyle tarif ediyorum: Kendimi ararken Rabbime yöneldim, Rabbime yönelirken de kendimi buldum. Aslında sadece Allah'ın rızasını kazanmak istedim. Niyetim, voleybol oynarken de tabii ki kazanmaktı ama Rabbime yöneldikten sonra o bütün başarıların aslında bir anlamı olmadığını anladım.” dedi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Milli Voleybolcu Aysun Özbek Ayhan, 24 TV Arafta Sorular'da: Kendimi ararken Rabbime yöneldim, Rabbime yönelirken de kendimi buldum]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><b>24 TV Arafta Sorular programında Star Gazetesi Yazarı Esra  Elönü'nün sorularını yanıtlayan Milli Voleybolcu Aysun Özbek Ayhan, "Kendimi  şöyle tarif ediyorum: Kendimi ararken Rabbime yöneldim, Rabbime yönelirken de  kendimi buldum. Aslında sadece Allah'ın rızasını kazanmak istedim. Niyetim,  voleybol oynarken de tabii ki kazanmaktı ama Rabbime yöneldikten sonra o bütün  başarıların aslında bir anlamı olmadığını anladım." dedi.</b></p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/videos/ssstwitter-28092026d702438b.mp4" type="video/mp4"></video><p class="MsoNormal"><b>"Kendimi şöyle tarif ediyorum: Kendimi ararken Rabbime yöneldim,  Rabbime yönelirken de kendimi buldum. Aslında sadece Allah'ın rızasını kazanmak  istedim. Niyetim, voleybol oynarken de tabii ki kazanmaktı ama Rabbime  yöneldikten sonra o bütün başarıların aslında bir anlamı olmadığını anladım." </b></p><p class="MsoNormal">Namaz kılmaya  ve Rabbimin huzuruna çıkana kadar.Kendimi şöyle aslında tarif ediyorum: Kendimi  ararken Rabbime yöneldim. Rabbime yönelirken de kendimi buldum diyelim.Evet,  aslında öyle ama dediğim gibi, yani zaten arayış Rabbim olduğu için. Ben hep  öyleydim aslında, oynarken de öyleydim. Hani zaten benim sloganım "Her şeyin  hayırlısıdır." Yani evet, her zaman öyle söylerim. Yani bir şey olacaksa Rabbim  onu, eğer benim için hayırlıysa, yapar. Ama eğer olmamışsa üzülmem. Çünkü derim  ki "Vardır bunda da bir hayır." Yani benim tek arayışım Rabbim diye. Oynarken  de öyleydi yani.Yani şöyle aslında; ben de sadece hani Allah'ın rızasını  kazanmak istedim aslında. Yani niyetim voleybol oynarken de, hani tabii ki  kazanmak istiyorduk. Bir emek vardı. Çok büyük emek veriyorduk orada da. Ama  Rabbime yöneldikten sonra, hani o bütün başarıların aslında bir anlamı  olmadığını... Hani o anda, hani kaybedince de çünkü üzülüyorduk. Ama  anlamsızmış yani. Üzülmemek gerekiyormuş. Onu anladım aslında.Yani şöyle, insan  dünyayı kazanıp kendini kaybedebiliyor. Onu da düşünüyorum, aynen. İnşallah biz  de ahireti kazanalım diyorum.Mesela 16 sene diyelim, hani tamam, kızlarla  görüşüyoruz tabii ki ama mesela bu en son maça çıktık, plaket aldık orada.  Mesela bana normalde "Ice" derler zaten. Lakabım Ice'dır benim. Oynarken de  öyleydi. Hani "Hiç değişmemişsin ya, aynı kalmışsın." diyorlar. Dedim ki "Tabii  ki, yani nasıl değişebilirim ki? Yani sadece hani tamam, dış görünüş olarak  değişmiş olabilirim ama sonuçta ben de insanım yani."</p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/videos/ssstwitter-2809202614550ec7.mp4" type="video/mp4"></video><p class="MsoNormal"><b>''Ben inancımı yaşamak için bir tercih yaptım. Ama bence asıl  korkuları ben değildim. Asıl korkuları, benden sonraki sporculara örnek  olabilmemdi. Ve voleyboldaki giyim kuşam sorgulanması.Hakkını helal etme  olayında diyor ya, ben eğer önce gidersem beklermişim, eğer onlar giderse onlar  bekleyecek. Yani orada hiç karşılaşmamak amaçlı ben hakkımı helal ediyorum.''</b></p><p class="MsoNormal">Bence herkes,  yani nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşamalı Esra Hanım. Yani ben de öyle mesela  bir tercih yaptım. Ben kimsenin hayatına karışmıyorum ya da kendi hayatıma da  kimseyi zorlamıyorum. Yani zorlayabilsem kendi çocuklarımı zorlarım zaten.  Değil mi? Önce insan, önce yakınını, değil mi? Önce yakınını etkilemek lazım.Ben  de dediğim gibi kendi tercihim. Yani inancımı yaşamak için aslında bir tercih  yaptım. Ama bence, yani asıl korkuları ben değildim sanki Esra Hanım. Yani asıl  korkuları benden sonraki sporculara örnek olabilmemdi bence. Ve voleyboldaki  giyim kuşam sorgulanması da olabilir.Yayınlanan haberde izlediniz mi bilmiyorum.  O haberde mesela.Hakkını helal etme olayında şöyle bir şey bildiğim için hiç o  konuya girmiyorum. Hani diyor ya mesela, ben eğer önce gidersem  bekleyecekmişim. Eğer onlar giderse onlar beklenecek. Yani orada hiç  karşılaşmamak amaçlı ben hakkımı helal ediyorum. Hiç karşılaşmayalım.Zaten bana  diyorlar, sen helal etsen de etmesen de Rabbim seni zaten orada karşılaştırmaz,  diyorlar. Öyle çok insan var çünkü Esra Hanım.</p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/videos/ssstwitter-2809202641bfa1d7.mp4" type="video/mp4"></video><p class="MsoNormal"><b>''Bu süreçte ödediğim en büyük bedel ömrüm. Ömrüm gitti.  Örtündükten sonra hiçbir teklif gelmedi.''</b></p><p class="MsoNormal">Ömrüm derim  yani şöyle, hani kendimi bildim bile 12 yaşında başladım voleybola. Bütün  hayatım yollarda, antrenmanlarda, kamplarda, turnuvalarda. Yani geçirerek  ödedim, öyle söyleyeyim. Bir de baktım ki dediğim gibi zaman gelmiş, geçmiş, gitmiş.  Hani hadiste de deniyor ya, gençliğini nerede harcadın. Sizce bundan daha büyük  bir bedel olabilir mi mesela?Yani şöyle, güzel miydi? Evet, güzeldi. Çünkü ben  voleybol oynamayı çok seviyordum. Hâlâ da seviyorum yani, fırsat bulunca  oynarım. Evde tek başına oynuyor musunuz? Zeynep'le oynuyoruz. Oynuyoruz evde  mesela. Topumuz var. Aynen, Zeynep'le oynuyoruz. Zeynep'e bir şeyler  gösteriyorum. Da işte artık gösterebildiğim kadar değil.Yani öyle bir teklif  gelseydi bilmiyorum ki Esra Hanım. O anda ne yapardım? Bilmiyorum. Yani hatta  eşimle konuştum. Hani ne yapardım bilmiyorum, inanın.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/milli-voleybolcu-aysun-oz-672_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293172</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/israil-basini-netanyahu-bae-liderinden-7-ekim-uyarisina-iliskin-haberleri-yalanlamasini-istedi-293172</link>
      <pubDate>2026-09-28T14:19:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[İsrail basını: Netanyahu, BAE liderinden 7 Ekim uyarısına ilişkin haberleri yalanlamasını istedi]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan'dan, "7 Ekim'e ilişkin Netanyahu'yu uyardığı" yönündeki haberleri yalanlamasını istediği belirtildi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[İsrail basını: Netanyahu, BAE liderinden 7 Ekim uyarısına ilişkin haberleri yalanlamasını istedi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İsrail basınına göre Netanyahu, dün BAE Devlet Başkanı Bin Zayid ile gerçekleştirdiği yaklaşık bir buçuk saatlik görüşmede, Bin Zayid'den söz konusu haberleri yalanlamasını istedi.</p><p>Netanyahu'nun ofisinden ya da BAE Dışişleri Bakanlığından ise görüşmenin içeriğine dair bir açıklama gelmedi.</p><p>BAE liderinin Netanyahu'yu 7 Ekim 2023'ten önce uyardığı iddiası</p><p>BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan'ın 7 Ekim 2023'ten yaklaşık 10 gün önce, İsrail Başbakanı Binyamin Binyamin Netanyahu'yu uyardığı iddia edilmişti.</p><p>BAE Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, söz konusu iddiayı ne doğrulamış ne de yalanlamıştı.</p><p>İsrail Başbakanlık Ofisi ise yaptığı açıklamada haberlerin gerçeği yansıtmadığını ve BAE'nin Netanyahu'yu 7 Ekim öncesi uyarmadığını öne sürerek bir bilgi varsa bunun istihbarat kanalları vasıtasıyla iletilmiş olabileceğini savunmuş ve topu, İsrail istihbarat kurumlarına atmıştı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/israil-basini-netanyahu-b-747_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293170</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/30-dakikadan-fazla-uyuyanlar-dikkat-gunduz-uykusu-erken-olum-riskini-artiriyor-293170</link>
      <pubDate>2026-09-28T14:12:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[30 dakikadan fazla uyuyanlar dikkat! Gündüz uykusu erken ölüm riskini artırıyor]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, gündüz uykusu alışkanlığının ciddi sağlık riskleri taşıdığını vurguladı. 90 binden fazla kişinin incelendiği araştırmada, özellikle öğle saatlerinde uzun süre uyumanın erken ölüm riskini artırdığı belirlendi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[30 dakikadan fazla uyuyanlar dikkat! Gündüz uykusu erken ölüm riskini artırıyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gündüz uykusu alışkanlığı, sağlık uzmanlarının dikkat çektiği önemli bir risk faktörü olarak öne çıktı. Yapılan kapsamlı bir araştırmada, 90 binden fazla kişinin verileri incelendi ve özellikle 12:00 ile 13:00 arasında yarım saatten uzun süren gündüz uykusunun erken ölüm riskini artırdığı saptandı. Uzmanlar, gündüz uykusu ile sağlık sorunları arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.</p><h3>Uzmanlar: Gündüz uykusu ve düzensiz gece uykusu risk oluşturuyor</h3><p>Bilim insanları, gündüz uykusu süresinin yanı sıra gece uykusunun düzensiz olmasının da erken ölüm riskini yükselttiğini açıkladı. Araştırmaya göre, gündüz uykusu alışkanlığı cinsiyet, yaş, vücut ağırlığı, sigara veya alkol gibi zararlı alışkanlıklar gözetmeksizin risk teşkil ediyor. Gündüz uykusu ile ilgili bu risklerin, sağlıkla ilgili gizli sorunların belirtisi olabileceği de vurgulandı.</p><h3>Bilim insanlarından gündüz uykusu konusunda kritik uyarı</h3><p>Çalışmada, gündüz uykusu alışkanlığının neden erken ölüm riskini artırdığı henüz kesin olarak açıklanamadı. Ancak uzmanlar, gündüz uykusunun ve düzensiz gece uykusunun, bireylerin genel sağlık durumu üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini ifade ediyor. Gündüz uykusu süresi ve düzeninin, sağlığın önemli göstergeleri arasında olduğu belirtiliyor. Araştırmacılar, gündüz uykusu alışkanlığı olanların bu konuda dikkatli olması gerektiğini söylüyor.</p><p>Sonuç olarak, gündüz uykusu alışkanlığı ve düzensiz gece uykusu, erken ölüm riskini artırıyor. Uzmanlar, sağlıklı bir yaşam için uyku düzenine özen gösterilmesi gerektiğini hatırlatıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/30-dakikadan-fazla-uyuyan-667_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293168</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/turk-hava-kuvvetleri-yeni-nesil-egitim-ucagi-hurkusa-kavustu-293168</link>
      <pubDate>2026-09-28T14:05:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Türk Hava Kuvvetleri yeni nesil eğitim uçağı HÜRKUŞ'a kavuştu]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, 2027 yılında Türk Hava Kuvvetlerinde HÜRKUŞ filolarını görüleceğini belirterek, "2028 yılı sonuna kadar da 55 uçağın tamamını Hava Kuvvetlerimizin envanterine kazandırmayı planlıyoruz." dedi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Türk Hava Kuvvetleri yeni nesil eğitim uçağı HÜRKUŞ'a kavuştu]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İlk HÜRKUŞ-II uçaklarının kabul faaliyeti için TUSAŞ'ın Kahramankazan tesislerinde "HÜRKUŞ İlk Teslimat Töreni" gerçekleştirildi. Törene, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün'ün yanı sıra TUSAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan, TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Rafet Dalkıran ve diğer savunma sanayisi yetkilileri katıldı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/42591905.jpg"/><p>Törende konuşan Haluk Görgün, Türk havacılığı için tarihi bir gün yaşandığını belirterek, yeni nesil HÜRKUŞ uçaklarının ilk ikisinin Hava Kuvvetleri Komutanlığına teslim edildiğini bildirdi.</p><p>Türkiye'nin ilk kez kendi insanlı uçağını kendi pilotuna emanet ettiğini vurgulayan Görgün, Vecihi Hürkuş'un adını taşıyan uçağın teslimat öncesindeki son test uçuşunu yaklaşık iki hafta önce Hava Kuvvetleri Komutanı ile gerçekleştirdiklerini kaydetti.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/42591919.jpg"/><p>Görgün, uçağın uçuş performansındaki gelişimi bizzat gördüğünü ifade ederek, "Ortaya konulan işe bakarak büyük bir güvenle söylüyorum, kendi sınıfında dünyanın en iyisini yaptık. Mühendislik zanaatını, tasarım sanatıyla buluşturduk." ifadelerini kullandı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/42591862.jpg"/><p><b>HÜRJET VE KAAN'A GEÇİŞİ KOLAYLAŞTIRACAK MİMARİ</b></p><p>HÜRKUŞ'un kokpit ve aviyonik mimarisinin HÜRJET ve KAAN gibi diğer yerli hava platformlarıyla bütünlük içinde tasarlandığına dikkati çeken Görgün, pilotların söz konusu platformlara geçtiklerinde tamamen yabancı bir mimari yerine, alıştıkları sistemlerin gelişmiş versiyonlarını göreceklerini belirtti.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/42591920.jpg"/><p>Projeye başlandığında görev alan mühendislerin yaş ortalamasının 28 olduğunu hatırlatan Görgün, şöyle devam etti:</p><p>"Bu genç ekip HÜRKUŞ'la birlikte Türkiye'nin insanlı hava platformları için önemli bir mühendislik birikimi oluşturdu. HÜRKUŞ'ta kazandığımız tasarım, geliştirme, test ve entegrasyon tecrübesini HÜRJET ve KAAN'a taşıyoruz. Yani HÜRKUŞ projesi bize yalnızca bir uçak kazandırmadı, daha büyük hedeflerin altından kalkabilecek bir mühendislik kabiliyeti de kazandırdı. Bir uçağı tasarlamak ve üretmek kadar, ortaya koyduğunuz tasarımın emniyetini ve performansını kendi kabiliyetlerinizle doğrulayabilmek de önemli. HÜRKUŞ'un geliştirme sürecinde yer, laboratuvar ve sistem entegrasyon çalışmaları kapsamında yaklaşık 23 bin saatlik test faaliyeti gerçekleştirdik. Bu sürecin sonunda, 9 Eylül'de HÜRKUŞ'umuza uluslararası standartlarda askeri tip sertifikasyon verdik. Böylece tasarlayan ve üreten olmanın yanında, kendi uçağını test eden ve sertifikalandıran bir yetkinliğe ulaştık."</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/42591921.jpg"/><p><b>"ULUSLARARASI PAZARDA BENZERSİZ BİR SEÇENEK"</b></p><p>HÜRKUŞ'un temel eğitim kabiliyetlerinin yanı sıra hafif taarruz ve yakın hava desteği görevlerini de icra edebilen çok yönlü bir platform olduğuna işaret eden Görgün, bu durumun uçağı uluslararası pazarda benzersiz bir seçenek haline getirdiğini vurguladı.</p><p>Görgün, dünyanın farklı coğrafyalarından pek çok ülkenin uçakla ilgilendiğini bildirerek, "Temel eğitim uçağı pazarında, yüzlerce uçağı kapsayan bir ihtiyaç olduğunu biliyoruz. Kendi ihtiyacımızı karşılarken, dünya pazarında da ana oyunculardan birisi olacağımızı şimdiden söyleyebiliriz. Savunmamız için taşıdığı değerin yanında, ticari bakımdan da sürdürülebilir bir projeye imza attık. Çok yakında HÜRKUŞ'un ihracat haberlerini sizlerle paylaşmaya başlayacağımızı şimdiden söyleyebiliriz." dedi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/42591861.jpg"/><p><b>"TEDARİK EDİLECEK UÇAK SAYISI 55'E ÇIKARILDI"</b></p><p>Uçağın yüzde 80'lere yaklaşan bir yerlilik oranıyla üretildiği bilgisini veren Görgün, TUSAŞ'ın ana yükleniciliğinde ASELSAN, HAVELSAN, TASECS, KAREL, ANDAR, TAAC, Fotoniks, Volt Teknoloji, Volo, UDEA ve diğer alt yüklenicilerin birikimlerini bu platforma taşıdığını aktardı.</p><p>Görgün, kurulan hatlarda dost ve müttefik ülkeler için de eş zamanlı olarak üretim gerçekleştireceklerini belirterek, "Alacağımız her yeni sipariş, paydaş firmalarımızın yeni pazarlara erişimi anlamına geliyor. HÜRKUŞ'u seçen bir ülkeye, uçağımızla birlikte üzerinde görev yapan milli sistemleri de sunuyoruz. Böylece her ihracat, savunma sanayimizin daha geniş bir kesimine kazanç olarak dönecek. Bugün HÜRKUŞ'u yüzde 80'lere yaklaşan bir yerlilik oranıyla üretiyoruz." diye konuştu.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/42591873.jpg"/><p>Alt sistemlerin ve yazılımların yerli olmasının milli mühimmatların entegrasyonunu kolaylaştırdığını belirten Görgün, şunları kaydetti:</p><p>"Bugün teslim ettiğimiz iki uçağı, planlanan takvim çerçevesinde yenileri izleyecek. 15 uçakla başlayan tedarik programımızı, 40 ilave uçakla toplam 55 uçağa çıkardık. İnşallah 2027 yılında Türk Hava Kuvvetlerinde HÜRKUŞ filolarını göreceğiz. 2028 yılı sonuna kadar da 55 uçağın tamamını Hava Kuvvetlerimizin envanterine kazandırmayı planlıyoruz."</p><p>Savunma sanayisi ekosisteminin birçok projede seri üretim ve hızlı teslimat dönemine girdiğini vurgulayan Görgün, önümüzdeki süreçte HÜRKUŞ'ların yanı sıra hava, kara, deniz platformlarını, Çelik Kubbe bileşenlerini ve füze sistemlerini hızla envantere kazandıracaklarını bildirdi.</p><p>Görgün, Türkiye'nin farklı sınıflardaki hava, kara ve deniz araçları ile mühimmatları özgün tasarımlarla geliştirip seri üretime sokabilen sayılı ülkelerden biri haline geldiğini belirterek, bu dönüşümün mimarı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile katkı sunan Milli Savunma Bakanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı, TUSAŞ ve alt yüklenicilere teşekkür etti.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/42591862.jpg"/><p><b>"SABİT KANATLI HAVA ARAÇLARINDA KİLOMETRE TAŞI"</b></p><p>TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu da uçağa adını veren Vecihi Hürkuş'un "Başkalarının kanatlarıyla uçmaya çalışanlar Hürkuş olamazlar" şiarıyla yola çıktıklarını belirterek, dost ve müttefik ülkelere kanat olabilecek kapasiteye ulaşılmasının tesadüf olmadığını dile getirdi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/42591912.jpg"/><p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tam bağımsız savunma sanayisi vizyonu ve Savunma Sanayii Başkanlığının destekleriyle bugüne gelindiğine dikkati çeken Demiroğlu, şunları kaydetti:</p><p>"Bugün teslimatını gerçekleştirdiğimiz HÜRKUŞ, yalnızca kendi sınıfında başarılı bir hikaye yazmakla kalmadı, aynı zamanda sabit kanatlı hava araçlarımızda bir kilometre taşı oldu. HÜRKUŞ'tan HÜRJET'e, HÜRJET'ten KAAN'a, KAAN'dan daha ilerilere varacak olan bu serüvende elde edilen mühendislik bilgi ve birikimleri bugün ülkemizi bu alanda dünyadaki 4 ülkeden biri haline getirdi. Çok yakın tarihte aldığımız askeri tip sertifikasıyla yeni bir yetkinlik kazanan HÜRKUŞ'umuzu envanterimize kazandırıyoruz."</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/42591923.jpg"/><p><b>"HÜRJET VE KAAN'IN EĞİTİM SÜREÇLERİNE TEMEL OLUŞTURACAK"</b></p><p>Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Rafet Dalkıran ise yerli ve milli imkanlarla geliştirilen yeni nesil temel eğitim uçağı Hürkuş'un Türk Hava Kuvvetleri envanterine katılmasının haklı gururunu yaşadıklarını ifade etti.</p><p>Kuruluş yıllarında ortaya konulan milli havacılık idealinin, bugün devletin iradesi ve mühendislerin emeğiyle gökyüzünde hayat bulduğuna dikkati çeken Dalkıran, şunları kaydetti:</p><p>"HÜRKUŞ, Türk Hava Kuvvetleri pilotaj eğitiminde önemli bir görev üstlenecektir. Modern aviyonik sistemleri, yüksek performansı ve manevra kabiliyetiyle pilot adaylarımızın uçuş becerilerini geliştirmelerine ve çağdaş eğitim ihtiyaçlarını uzun bir altyapı içerisinde yetiştirmelerine büyük katkı sağlayacaktır. Daha da önemlisi HÜRJET ve KAAN başta olmak üzere yakın gelecekte envanterimize girecek yerli ve milli uçaklarımıza entegre olarak, eğitim ve harekat süreçlerine önemli bir temel oluşturacaktır. HÜRKUŞ, yalnızca bugünün ihtiyacına cevap veren bir platform değil, Türk Hava Kuvvetlerinin geleceğine uzanan güçlü bir vizyonun da parçasıdır."</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/42591925.jpg"/><p>Programın sonunda Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Görgün, HÜRKUŞ teslimat belgesini Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Dalkıran'a takdim etti. Program, HÜRKUŞ'un gerçekleştirdiği selamlama uçuşuyla tamamlandı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/42591926.jpg"/>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/turk-hava-kuvvetleri-yeni-544_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293167</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/istanbulda-saganak-ne-kadar-surecek-valilik-aciklamasi-uyariyla-beraber-geldi-293167</link>
      <pubDate>2026-09-28T14:00:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[İstanbul'da sağanak ne kadar sürecek? Valilik açıklaması uyarıyla beraber geldi]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[İstanbul Valiliği, yağışların İstanbul genelinde hafta boyunca sağanak ve gök gürültülü sağanak şeklinde devam edeceğini bildirildi. Valilik, hafta boyunca etkili olması beklenen yağışların yol açabileceği olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması uyarısında bulundu.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[İstanbul'da sağanak ne kadar sürecek? Valilik açıklaması uyarıyla beraber geldi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Valiliği, hafta boyunca etkili olması beklenen yağışların yol açabileceği olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması uyarısında bulundu.</p><p>Valilikten yapılan açıklamada, Meteoroloji Genel Müdürlüğünün son değerlendirmesine göre yağışların il genelinde hafta boyunca sağanak ve gök gürültülü sağanak şeklinde devam etmesinin beklendiği bildirildi.</p><p>Yağışların perşembe gününe kadar zaman zaman kuvvetli olacağı tahminine yer verilen açıklamada, "Rüzgarın, kuzeyli yönlerden orta, yağışla birlikte zaman zaman kuvvetli (40-60 km/saat) eseceği tahmin edilmektedir. Sel, su baskını, yağış anında kuvvetli rüzgar ve ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı vatandaşlarımızın dikkatli ve tedbirli olmaları önemle rica olunur." ifadeleri kullanıldı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/istanbulda-saganak-ne-kad-228_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293166</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/havelsan-sanliurfada-muhendis-cocuk-yollarda-projesiyle-600den-fazla-ogrenciye-ulasildi-293166</link>
      <pubDate>2026-09-28T13:54:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[HAVELSAN Şanlıurfa'da: "Mühendis Çocuk Yollarda" projesiyle 600'den fazla öğrenciye ulaşıldı]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Hava Elektronik Sanayii (HAVELSAN), "Mühendis Çocuk Yollarda" projesinin pilot uygulaması için rotasını Şanlıurfa'ya çevirdi. Proje kapsamında dört köy okulunda 600'den fazla öğrenciye ulaşıldı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[HAVELSAN Şanlıurfa'da: "Mühendis Çocuk Yollarda" projesiyle 600'den fazla öğrenciye ulaşıldı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların bilim, teknoloji ve mühendislik alanlarına ilgisini artırmak ve onları uygulamalı deneyimlerle buluşturmak amacıyla HAVELSAN'ın hayata geçirdiği "Mühendis Çocuk Yollarda" projesi, TEKNOFEST Güneydoğu vesilesiyle pilot uygulaması Şanlıurfa'da gerçekleştirildi.</p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/videos/muhendiscoukyollarda-280920262d3b4da1.mp4" type="video/mp4"></video><p>Proje kapsamında Harran, Bozova, Haliliye ve Hilvan ilçelerine bağlı köy okulları ziyaret edildi. İlk üç günde Tahılalan, Eskin ve Mağaracık ilkokul ve ortaokullarında düzenlenen etkinliklerde yaklaşık 450 öğrenciyle bir araya gelindi. Öğrencilere yönelik gerçekleştirilen kodlama, mühendislik ve BARKAN atölyelerinde, çocukların teknoloji ve mühendislik alanlarını uygulamalı olarak deneyimlemeleri sağlandı. Atölyelerin yanı sıra öğrencilere 'Mühendis Çocuk' dergileri dağıtılırken katılım sertifikaları da verildi. Öğrenciler ayrıca HAVELSAN ve TEKNOFEST hakkında bilgilendirilerek festival alanındaki HAVELSAN standına davet edildi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/muhendiscocukkoyokul-28092026c5cc6e22.jpg"/><p><b>MİNİ BARKAN ÖĞRENCİLERLE BULUŞTU</b></p><p>Atölyelerin önemli başlıklarından birini HAVELSAN'ın yerli ve milli mühendislik çalışmaları kapsamında geliştirdiği İnsansız Kara Aracı BARKAN oluşturdu. Gerçekleştirilen uygulamalarla öğrenciler, BARKAN'ın oyun versiyonunu yakından tanıyarak otonom sistemler hakkında temel bilgiler edinme fırsatı buldu. Atölyeler sayesinde çocukların, Türkiye'nin yerli ve milli teknoloji ve mühendislik çalışmalarına ilişkin farkındalıklarının artırılması hedeflendi. Proje kapsamında 4 köy okulunda toplam 610 öğrenciye 'Mühendis Çocuk' dergisi ulaştırılmış oldu.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/muhendiscocukkoyokul-280920263f6fe2a1.jpg"/><p><b>PROJEYE ŞANLIURFALI EĞİTİMCİLERDEN TAM NOT</b></p><p>Mühendislik alanında köy okullarındaki öğrencilere uygulamalı deneyimler sunan Mühendis Çocuk Yollarda Projesi, Şanlıurfa'da yerel iş birliği ile hayata geçirildi. "Mühendis Çocuk Yollarda" projesinin Şanlıurfa uygulamasında Şanlıurfa İl Milli Eğitim Müdürlüğü, STEM ve Bilim Merkezi ile Genç STEM Derneği gönüllüleri yerel iş birliği paydaşları olarak katkı sundu. Proje ile çocukların TEKNOFEST öncesinde festival heyecanına ortak edilmesi sağlandı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/muhendiscocukkoyokul-28092026a67d25e1.jpg"/><p>Etkinliklere ilişkin değerlendirmelerde bulunan okul idarecileri ve öğretmenler, HAVELSAN'ın öğrencilerle bir araya gelmesinin anlamlı olduğunu ifade ederek projeden duydukları memnuniyeti dile getirdi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/muhendiscocukkoyokul-280920268acd3e62.jpg"/>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/havelsan-sanliurfada-muhe-852_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293165</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/girnede-batan-yolcu-gemisi-2-kisinin-cesedine-ulasildi-293165</link>
      <pubDate>2026-09-28T13:28:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Girne'de batan yolcu gemisi: 2 kişinin cesedine ulaşıldı]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) Girne açıklarında 30 Ağustos'ta batan yolcu gemisindeki kayıpları arama çalışmalarında 2 kişinin cesedine ulaşıldı. ]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Girne'de batan yolcu gemisi: 2 kişinin cesedine ulaşıldı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) Başbakanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, batığın yaklaşık 1000 metre uzağında ve 570 metre derinlikte yürütülen dip çalışmaları devam ediyor.</p><p>Dip arama çalışmaları sırasında iki kişinin cesedine ulaşıldığı belirtilen açıklamada, cesetlerin kimliklerinin belirlenmesi amacıyla DNA incelemelerinin başlatıldığı kaydedildi.</p><p>DNA sonuçlarının açıklanmasının ardından ailelere gerekli bilgilendirmelerin yapılacağı aktarılan açıklamada, "Devlet olarak kayıp yolcularımıza ulaşıncaya kadar arama çalışmalarını sürdüreceğiz. Hayatını kaybeden yolcularımıza bir kez daha Allah'tan rahmet, kayıp ailelerine sabır ve metanet diliyoruz." ifadelerine yer verildi.</p><p><b>GİRNE'DE BATAN GEMİ</b></p><p>KKTC'deki Girne Limanı ile Mersin'deki Taşucu Limanı arasında sefer yapan "Filo Jet" isimli yüksek hızlı yolcu gemisi, 30 Ağustos Pazar günü öğle saatlerinde Girne'den hareket ettikten kısa süre sonra ön kısmından su almaya başlamış, Girne Limanı'na dönmeye çalıştığı sırada batmıştı.</p><p>Toplam 267 yolcu ve mürettebatın bulunduğu geminin batmasının ardından 239 kişi kurtarılmış, Girne açıklarında 554 metre derinlikte enkazı bulunan gemideki 15 yolcu hayatını kaybetmişti.</p><p>KKTC Başbakanı Ünal Üstel, 19 Eylül'de yaptığı açıklamada, kayıp olarak aranan bir kişinin daha cesedine ulaşıldığını duyurmuştu.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/girnede-batan-yolcu-gemis-164_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293164</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/suruculere-hayati-uyari-direksiyon-basina-gecmeden-once-bu-ilaclardan-uzak-durun-293164</link>
      <pubDate>2026-09-28T13:14:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Sürücülere hayati uyarı! Direksiyon başına geçmeden önce bu ilaçlardan uzak durun]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Otomobil sahiplerinin haklarını koruma komitesi başkan yardımcısı Alexander Kholodov, ilaç kullanan sürücüleri uyardı. Özellikle kodein ve korvalol gibi maddeler, sürüş güvenliğini tehlikeye atabilirken, alkol içeren ilaçların da test sonuçlarını olumsuz etkileyebileceği belirtildi. Sürücülerin ilaç içeriğini dikkatle incelemesi ve doktor tavsiyesi almadan araç kullanmaması öneriliyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Sürücülere hayati uyarı! Direksiyon başına geçmeden önce bu ilaçlardan uzak durun]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Otomobil sahiplerinin haklarını koruma komitesi başkan yardımcısı Alexander Kholodov, ilaç kullanan sürücülere önemli bir uyarıda bulundu. Kholodov, özellikle araç kullanmadan önce alınan bazı ilaçların, sürüş güvenliğini ciddi şekilde riske atabileceğini belirtti. Sputnik radyosuna konuşan Kholodov, ilaçların kullanım talimatında kısıtlama yer almasa bile, sürücülerin mutlaka içeriğini incelemesi gerektiğini vurguladı. Alkol içeren ilaçlar, sürücünün trafik kontrollerinde alkol etkisi altında olduğu izlenimi yaratabilir. Bu nedenle, ilaç içeriğinde bulunan alkol miktarına dikkat edilmesi gerektiği hatırlatıldı.</p><h3>Kodein ve korvalol içeren ilaçlar sürücüler için tehlike oluşturuyor</h3><p>Kholodov, kodein içeren ilaçların sürücünün dikkatini ve konsantrasyonunu azaltabileceğine dikkat çekti. Ayrıca, korvalol gibi fenobarbital içeren ilaçların da sarhoşluk testlerinde olumsuz sonuçlara yol açabileceği belirtildi. Bu tür ilaçlar, sürücünün hem reflekslerini yavaşlatıyor hem de yasal sorunlara neden olabiliyor. Sürücüler, ilaç kullanmadan önce özellikle bu maddelerin bulunup bulunmadığını kontrol etmeli. Yanlış ilaç seçimi, trafikte hem kendileri hem de diğer yolcular için büyük risk taşıyor.</p><h3>Uzmanlardan kefir ve kvas uyarısı: test sonuçlarını etkileyebilir</h3><p>Birçok sürücü, araç kullanmadan önce kefir veya kvas gibi fermente içeceklerin tüketiminin güvenli olup olmadığını merak ediyor. Uzmanlar, bu içeceklerin tüketilmesinin genellikle serbest olduğunu ancak ilk dakikalarda yapılan testlerde alkol etkisi altında gibi sonuçlar çıkabileceğini açıkladı. Zaman geçtikçe test sonucu normale dönüyor. Uzmanlar, ilaç veya içecek tüketimiyle ilgili tereddüt yaşayan sürücülerin, mutlaka bir doktora danışmasını tavsiye ediyor. Araç kullanmadan önce hem ilaç içeriği hem de olası yan etkiler konusunda bilgi sahibi olmak, güvenli sürüş açısından büyük önem taşıyor.</p><p>Sonuç olarak, sürücüler ilaç kullanmadan önce mutlaka prospektüsleri okumalı, içeriği analiz etmeli ve doktor tavsiyesi almadan direksiyon başına geçmemeli. Bu önlemler, hem kendi sağlıklarını hem de trafikteki diğer kişilerin güvenliğini korumak açısından kritik önem taşıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/suruculere-hayati-uyari-d-114_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293163</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/discover/how-to-make-and-drink-turkish-coffee-from-its-foam-to-its-presentation-coffee-culture-293163</link>
      <pubDate>2026-09-28T13:13:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[How to make and drink Turkish coffee: From its foam to its presentation, coffee culture]]></title>
      <category><![CDATA[Discover]]></category>
      <description><![CDATA[For Turkish coffee lovers, every detail, from its consistency to its foam, matters. So, how do you make a delicious Turkish coffee with plenty of foam? Here are the key points of Turkish coffee, from the right coffee-to-water ratio and cooking method to using a wooden spoon and serving suggestions.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[How to make and drink Turkish coffee: From its foam to its presentation, coffee culture]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p><b>Turkish coffee is not just a beverage in Türkiye but also part of a culture that has been preserved for centuries. More than 500 years have passed since coffee beans arrived in the Ottoman lands, and coffee began to spread in Istanbul in the early 16th century. As its distinctive cooking method developed, coffeehouses also spread rapidly. These places were not only where coffee was consumed but also became social spaces where people gathered, read books, listened to poetry and chatted.</b></p><p>Over time, unique customs developed around coffee. From hosting guests and the tradition in which families come together before marriage to coffee fortune telling and carefully prepared coffee cups and cezves, many traditions became part of Turkish coffee culture. The saying "A cup of coffee is remembered for forty years" is also one of the best-known expressions describing the meaning of coffee in Türkiye.</p><p><b>WHAT IS TURKISH COFFEE?</b></p><p>Turkish coffee culture is among the traditions that have been preserved in Türkiye. According to an academic article published by Anadolu Agency, coffee was described in old sources as "a black-colored beverage drunk by Turks, not consumed with meals, savored in slow sips and never absent from gatherings of friends."</p><p>Turkish coffee is defined as "a foamy coffee that differs in its presentation and consumption, has its own distinctive cooking methods, and is drunk in cups with or without handles."</p><p>One of the features that distinguishes Turkish coffee from other coffees is its unique preparation and drinking rituals. Using a cezve, cooking the coffee over low heat, pouring it slowly into cups and drinking it in small sips are among the important elements of this culture.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/trkkahvesi2-2809202670caaa9b.jpg"/><p><b>ON THE UNESCO LIST</b></p><p>The cultural value of Turkish coffee was also internationally recognized when it was added to UNESCO's Representative List of the Intangible Cultural Heritage of Humanity in 2013.</p><p>One of the elements that makes the coffee distinctive is the way it is prepared. Finely ground coffee is slowly cooked over low heat in a cezve, its foam is preserved, and it is served in the cup with its coffee grounds, giving Turkish coffee its distinctive character.</p><p>For this reason, making a good Turkish coffee is not simply a matter of bringing coffee and water together in a cezve. Details such as the temperature of the water used, the amount of coffee, the heat used during cooking and preserving the foam directly affect the flavor.</p><p><b>A CHEF'S RECIPE FOR PERFECTLY FOAMY TURKISH COFFEE</b></p><p>So, how is Turkish coffee made, and what is the most important tip for making Turkish coffee? <b>Chef Hatice Akman,</b> who points out that the foam should not be allowed to boil when making Turkish coffee, shared a Turkish coffee recipe.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/trkkahvesi1-28092026d136b649.jpg"/><p><b>INGREDIENTS</b></p><p>For 1 cup of Turkish coffee:</p>-1 Turkish coffee cup of cold drinking water (approximately 60&#8211;70 ml)<br>-7&#8211;8 grams of Turkish coffee (approximately 2 level teaspoons)<br>-Sugar (optional)<br>-Medium sweet: 1 sugar cube<br>-Sweet: 2 sugar cubes<p><b>HOW TO MAKE TURKISH COFFEE?</b></p><p>-First, add the water to the cezve, followed by the coffee and, if using, the sugar.</p><p>-Before placing it on the stove, stir well with a wooden spoon, if available. Do not stir again afterward.</p><p>-Cook the coffee slowly over low heat.</p><p>-When foam begins to rise around the edges, remove the cezve from the heat without allowing it to boil.</p><p>-Divide the foam between the cups.</p><p>-Place the cezve back on the stove briefly. When the coffee is about to rise, slowly pour it into the cup from close to the rim.</p><p><b>KEY TIPS FOR TURKISH COFFEE</b></p><p>The right coffee-to-water ratio, cold water and low heat are important for the consistency and foam of Turkish coffee. Taking the coffee off the heat before the foam boils and making sure not to burn the coffee are also among the points to pay attention to.</p><b>#</b>Use cold water.<br><b>#</b>If possible, choose freshly ground coffee.<br><b>#</b>Stir the coffee with a wooden spoon before placing it on the stove.<br><b>#</b>Cook it over low heat.<br><b>#</b>Do not boil the coffee quickly over high heat. This may cause the foam to disappear and the coffee to develop a bitter taste.<br><b>#</b>Pour the coffee into the cup slowly and from close to the cup, not from a height.<p><b>WHY IS A WOODEN SPOON IMPORTANT FOR TURKISH COFFEE?</b></p><p>A wooden spoon helps stir more gently without scratching the cezve. It is especially preferred for copper cezves.</p><p>A wooden spoon transfers less heat to the hand compared with a metal spoon.</p><p>However, it cannot necessarily be said that a metal spoon always spoils the taste of the coffee. A stainless steel spoon can also be used.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/trkkahves4-28092026b7b555b0.jpg"/><p><b>HOW IS TURKISH COFFEE SERVED?</b></p><p>Today, Turkish coffee cups are smaller than other cups and hold an average of 50&#8211;70 milliliters of liquid. A single-handled cup has its own saucer, and these cups are used specifically for serving Turkish coffee.</p><p>When Turkish coffee is served, it is preferred to pour it slowly into the cup and wait for about 1 minute so that the coffee grounds settle to the bottom. Serving a glass of water alongside the coffee is also part of the traditional presentation. Drinking water before the coffee cleanses the tastes remaining in the mouth, allowing the taste of the coffee to be better appreciated.</p><p><b>PROFESSIONAL MEASUREMENTS FOR TURKISH COFFEE</b></p><p>For 1 cup of Turkish coffee, approximately 65 ml of water and 7&#8211;8 grams of coffee is a good starting ratio.</p><p>Those who want a stronger coffee can increase the amount of coffee to 8&#8211;9 grams.</p><p><b>WHY IS WATER AND LOKUM SERVED WITH TURKISH COFFEE?</b></p><p>Presentation is at least as important as preparation when it comes to Turkish coffee. Silver trays and cup holders found in traditional coffee sets are not only pieces used for serving, but also stand out as objects reflecting the aesthetic side of coffee culture.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/lokum-28092026a541f3c0.jpg"/><p>Coffee is also considered one of the symbols of communication, hospitality and sharing in Turkish culture. Offering coffee to guests and chatting over coffee are among the traditions that continue in daily life as well as on special occasions.</p><p>One of the traditional accompaniments to coffee is also <b>lokum (Turkish delight). </b>Served to guests alongside coffee in different varieties, lokum remains one of the traditional complements to this culture.</p><p><b>WHY IS TURKISH COFFEE SERVED WITH ITS COFFEE GROUNDS?</b></p><p>One of the features that distinguishes Turkish coffee from other types of coffee is that it is served with its coffee grounds. Because the coffee used in Turkish coffee is ground very finely and cooked in a cezve, the coffee grounds settle to the bottom of the cup. The coffee is transferred to the cup without being filtered and served with its coffee grounds.</p><p>Leaving the coffee grounds in the cup also paved the way for the emergence of the tradition of coffee fortune telling over time.</p><p>In this respect, Turkish coffee has a distinctive place not only because of the way it is prepared and served, but also because of the social and cultural rituals that have developed around it.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/kahve-280920266adc6191.jpg"/>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/how-to-make-and-drink-tur-347_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293162</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/dunyanin-en-pahali-kahvesini-icmeden-once-bir-kez-daha-dusunun-arkasindan-bu-insanlik-disi-293162</link>
      <pubDate>2026-09-28T13:10:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Dünyanın en pahalı kahvesini içmeden önce bir kez daha düşünün! Arkasından bu insanlık dışı yöntem çıktı]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Endonezya'nın ünlü kopi luwak kahvesi, yüksek fiyatları ve egzotik tadı ile dikkat çekiyor. Ancak kahvenin üretiminde musangların esaret altında tutulması, hayvan refahı açısından büyük endişelere yol açıyor. Uzmanlar, bu kahvenin popülerliğinin musang popülasyonunu hızla azalttığını vurguluyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Dünyanın en pahalı kahvesini içmeden önce bir kez daha düşünün! Arkasından bu insanlık dışı yöntem çıktı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Endonezya'nın Sulawesi, Java ve Sumatra adalarında üretilen kopi luwak kahvesi, dünyanın en pahalı ve sıra dışı içeceklerinden biri olarak öne çıkıyor. Hollandalı kolonistlerin üç yüz yıl önce başlattığı kahve tarımı, zamanla bölgedeki musangların beslenme alışkanlıklarını değiştirdi. Musanglar, olgun kahve meyvelerini yedikten sonra çekirdekleri sindirmeden dışkılıyor. Bu çekirdekler toplanıp işlenerek, benzersiz aromasıyla tanınan kopi luwak kahvesi elde ediliyor. Bir fincanının fiyatı 20 ila 100 dolar arasında değişen bu kahve, egzotik tadı nedeniyle özellikle turistler arasında büyük ilgi görüyor.</p><h3>Musanglar esaret altında üretime zorlanıyor</h3><p>Kopi luwak kahvesine olan talebin artması, Endonezya'da yeni bir sorunu gündeme taşıdı. Yaban hayattan yakalanan musanglar, dar kafeslerde esaret altında tutuluyor ve yalnızca kahve meyvesiyle besleniyor. Bu koşullar, hayvanların doğal davranışlarını engelliyor ve ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor. Uzmanlar, bu tür çiftliklerde yaşayan musangların yüksek stres altında olduğunu, bağışıklık sistemlerinin zayıfladığını ve çoğunlukla erken öldüklerini belirtiyor. Hayvan hakları savunucuları, kopi luwak üretimi için uygulanan bu yöntemlerin musang popülasyonunu tehlikeye attığı konusunda uyarıyor.</p><h3>Kopi luwak popülerliği musangları tehdit ediyor</h3><p>Kopi luwak kahvesinin küresel ölçekte artan popülerliği, Endonezya'daki musangların sayısında ciddi bir azalmaya yol açıyor. Özellikle lüks kahve tüketicilerinin ilgisi, hayvanların doğal yaşam alanlarından koparılmasına ve kötü koşullarda yaşamalarına neden oluyor. Konuyla ilgili yapılan araştırmalar, musangların doğal ortamlarından uzaklaştırılmasının ekosistemi de olumsuz etkilediğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, kopi luwak üretiminde etik standartların uygulanmasının ve tüketicilerin bilinçlenmesinin, hem hayvan refahı hem de sürdürülebilir kahve üretimi için kritik olduğunu vurguluyor. Sonuç olarak, egzotik bir lezzet uğruna musangların yaşamı ve doğal denge büyük risk altında kalıyor.</p><p>Kopi luwak kahvesinin cazibesi, Endonezya'daki musangların yaşamını tehdit ediyor. Uzmanlar, kahve severleri bilinçli tüketime ve hayvan refahına duyarlı olmaya çağırıyor. Sürdürülebilir yöntemlerin benimsenmesi, hem musangların korunması hem de Endonezya'nın kahve kültürünün devamı için büyük önem taşıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/dunyanin-en-pahali-kahves-363_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293161</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/3-bin-800-metre-derinlikte-insan-izi-kiyidan-250-km-uzakta-plastik-ve-cizme-bulundu-293161</link>
      <pubDate>2026-09-28T13:08:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[3 bin 800 metre derinlikte insan izi! Kıyıdan 250 km uzakta plastik ve çizme bulundu]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Arjantin'in Mar del Plata açıklarında yapılan bilimsel araştırma, kıyıdan 250 kilometre uzaklıkta ve 878 ile 3820 metre derinlikte bile insan kaynaklı plastik atıkların yaygın olduğunu ortaya koydu. Uzmanlar, derin deniz ekosistemlerinin sanılandan daha fazla tehlike altında olduğuna dikkat çekiyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[3 bin 800 metre derinlikte insan izi! Kıyıdan 250 km uzakta plastik ve çizme bulundu]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Arjantin'in yaklaşık 250 kilometre açığında, Mar del Plata deniz kanyonunda yapılan bilimsel inceleme, insan kaynaklı atıkların okyanusun en derin noktalarına kadar ulaştığını gösterdi. Temmuz ve Ağustos 2025'te gerçekleştirilen araştırmada, bilim insanları uzaktan kumandalı SuBastian aracı ile toplam 17 dalış yaptı. Bu dalışlarda, 878 ile 3820 metre arasındaki derinliklerde 29 farklı çöp parçası tespit edildi. Elde edilen yaklaşık 240 saatlik video kaydı, okyanus kirliliğinin boyutlarını gözler önüne serdi.</p><h3>Bilim insanları: 'Plastik ve kauçuk atıklar deniz canlılarını tehdit ediyor'</h3><p>Mar del Plata deniz kanyonunda bulunan atıkların büyük çoğunluğunu plastik nesneler oluşturdu. 29 çöp parçasından 27'sinin plastik olduğu belirlendi. Geriye kalan iki nesnenin ise kauçuk malzemeden üretildiği tespit edildi. Ayrıca, dört farklı atık parçasının balıkçılık ekipmanlarına ait olduğu anlaşıldı. Bu bulgular, okyanus kirliliği sorununun yalnızca kıyı bölgeleriyle sınırlı olmadığını, denizlerin en uzak ve derin noktalarına kadar yayıldığını ortaya koydu. Araştırma sırasında, yedi atık nesnesinin üzerinde veya çevresinde deniz canlıları gözlemlendi. Özellikle balıkçılık iplerinde tüp kurtları yerleşirken, plastik atıkların etrafında deniz yıldızları ve başka okyanus canlıları bulundu. Ancak uzmanlar, bu canlıların plastik yüzeyleri yaşam alanı olarak kullanmasının, plastiklerin ekosisteme fayda sağladığı anlamına gelmediğini vurguladı.</p><h3>Okyanus kirliliği: Gemi trafiği ve akıntıların etkisiyle yayıldı</h3><p>Bilim insanları, Mar del Plata açıklarındaki kirliliğin ana kaynağının doğrudan kara atıkları olmadığını, bölgeden geçen gemilerden kaynaklanan çöplerin deniz akıntılarıyla derinliklere taşındığını düşünüyor. Kanyonun üst kısmı kıtasal şelfle bağlantılı olmadığı için, bu bölgeye karadan doğrudan çöp ulaşması pek mümkün görünmüyor. Araştırma ekibi, 3,14 kilometrelik alanda dokuz çöp parçası kaydetti. Bu rakam, Sicilya, Sardunya ve Kaliforniya gibi bölgelerde kilometre başına 50 ila 80 nesneye kadar çıkabiliyor. Ancak araştırmacılar, gerçek çöp miktarının daha yüksek olabileceğine dikkat çekti. Çünkü mevcut kameralar, tortular altında kalan ya da çok küçük plastik parçaları tespit edemiyor. Bu bulgular, okyanus kirliliği tehdidinin kıyıdan uzak ve derin bölgelerde de ciddi boyutlara ulaştığını gösterdi.</p><p>Sonuç olarak, Mar del Plata açıklarında yapılan bu araştırma, okyanus kirliliği sorununun sadece yüzeyde değil, denizlerin en derin ve uzak noktalarında da ciddi bir tehdit oluşturduğunu ortaya koydu. Uzmanlar, plastik atıkların ve diğer insan kaynaklı çöplerin derin deniz ekosistemlerini tehdit ettiğini belirterek, acil önlemler alınması gerektiğine dikkat çekti.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/3-bin-800-metre-derinlikt-726_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293160</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/iran-basini-iranin-abd-ile-herhangi-bir-muzakere-plani-bulunmuyor-293160</link>
      <pubDate>2026-09-28T13:03:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[İran basını: İran'ın ABD ile herhangi bir müzakere planı bulunmuyor]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[İran'ın, ABD Başkanı Donald Trump'ın açıklamalarına rağmen ABD ile herhangi bir müzakere planının bulunmadığı belirtildi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[İran basını: İran'ın ABD ile herhangi bir müzakere planı bulunmuyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İran resmi haber ajansı IRNA'nın, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kuruluna katılmak üzere New York'a giden İran heyetindeki bir yetkiliye dayandırdığı haberinde, halihazırda ABD'de bulunan Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi'nin önceden planlanan görüşmelerini tamamladıktan sonra salı günü İran'a döneceği ve ABD ile herhangi bir müzakere planının bulunmadığı bilgisine yer verildi.</p><p>Haberde ayrıca İran'ın Katar arabuluculuğuyla ABD'ye ilettiği şartlara ilişkin cevabın henüz gelmediği ve bu cevabın beklenildiği ifade edildi.</p><p>ABD Başkanı Trump, İran'ın Hürmüz Boğazı'nın açılması için öne sürdüğü şartları reddettiğini belirtmesinin ardından, bu hafta İran'la yeni bir müzakere turu yapılmasını beklediğini söylemişti.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/iran-basini-iranin-abd-il-342_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.293159</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/turkiye-iber-amerika-konferansina-ortak-gozlemci-basvurusunun-kabul-edilmesinden-memnun-293159</link>
      <pubDate>2026-09-28T13:00:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Türkiye, İber-Amerika Konferansı'na "Ortak Gözlemci" başvurusunun kabul edilmesinden memnun]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'nin İber-Amerika Konferansı'na Ortak Gözlemci olma başvurusunun kabul edilmesinden memnuniyet duyulduğunu bildirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Türkiye, İber-Amerika Konferansı'na "Ortak Gözlemci" başvurusunun kabul edilmesinden memnun]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dışişleri Bakanlığından konuya ilişkin yazılı açıklama yapıldı.</p><p>Açıklamada, "Ülkemizin İber-Amerika Konferansı'na Ortak Gözlemci olma başvurusunun, Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu Yüksek Düzeyli Haftası sırasında gerçekleştirilen İber-Amerika Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda kabul edilmesinden memnuniyet duyuyoruz." ifadelerine yer verildi.</p><p>Bu kararın alınmasına yönelik katkılarından dolayı, başta İber-Amerika Konferansı Dönem Başkanı İspanya olmak üzere, tüm üye ülkelere ve İber-Amerika Sekretaryası'na teşekkür edilen açıklamada, 4-5 Kasım'da İspanya'nın ev sahipliğinde Madrid'de gerçekleştirilecek 30. İber-Amerika Konferansı Zirvesi'ne Türkiye'nin Ortak Gözlemci statüsünde katılacağı belirtildi.</p><p>Açıklamada, Türkiye'nin Latin Amerika ve Karayipler bölgesine yönelik çok boyutlu politikası çerçevesinde, İber-Amerika Konferansı üyeleriyle mevcut işbirliğini derinleştirmeye devam edeceği vurgulandı.</p><p><b>KARARIN KASIMDA RESMİYET KAZANMASI BEKLENİYOR</b></p><p>Bakanlık kaynaklarından edinilen bilgiye göre Türkiye'nin İber-Amerika Konferansı nezdinde Ortak Gözlemci statüsü için yaptığı başvuru, BM marjında gerçekleştirilen İber-Amerika Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda kabul edildi.</p><p>Söz konusu kararın, 4-5 Kasım'da Madrid'de düzenlenecek 30. İber-Amerika Konferansı Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi sırasında resmiyet kazanması öngörülüyor.</p><p>Türkiye, Ortak Gözlemci statüsü için resmi başvurusunu Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın İber-Amerika Konferansı Genel Sekreteri Andres Allamand'a hitaben yazdığı mektupla 3 Temmuz'da iletmişti.</p><p>Ortak Gözlemci statüsü, Türkiye'nin teşkilata üye ülkelerle siyasi diyaloğunu derinleştirmesine ve ticaret, kültür ve kalkınma alanlarında işbirliği imkanlarını daha da genişletmesine katkı sağlayacak.</p><p><b>İBER-AMERİKA KONFERANSI VE ORTAK GÖZLEMCİ STATÜSÜ</b></p><p>Guadalajara (Meksika) ve Madrid'de 1991 ve 1992 yıllarında düzenlenen Kurucu Zirvelerle oluşturulan İber-Amerika Konferansı, Latin Amerika ile İber Yarımadası'ndan 22 ülkeyi bir araya getiriyor.</p><p>Teşkilatın Genel Sekreterliği Madrid'de bulunuyor.</p><p>Konferansa üye ülkeler şöyle:</p><p>"Andorra, Arjantin, Bolivya, Brezilya, Dominik Cumhuriyeti, Ekvator, El Salvador, Guatemala, Honduras, İspanya, Kolombiya, Kosta Rika, Küba, Meksika, Nikaragua, Panama, Paraguay, Peru, Portekiz, Şili, Uruguay ve Venezuela."</p><p>Söz konusu teşkilata, diğer ülkeler "Ortak Gözlemci" sıfatıyla, uluslararası kuruluşlar ise "İstişari Gözlemci" sıfatıyla katılabiliyor.</p><p>İber-Amerika Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda, Türkiye ile birlikte Angola ve Hindistan'ın da Ortak Gözlemci statüsü için başvuruları kabul edildi.</p><p>Ortak Gözlemci statüsüne sahip diğer ülkeler ise Almanya, Belçika, Fas, Filipinler, Fransa, Güney Kore, Haiti, Hollanda, İtalya, Japonya, Lüksemburg ve Macaristan.</p><p>İber-Amerika Konferansı nezdinde Ortak Gözlemci statüsü bulunan ülkeler, Devlet ve Hükümet Başkanları Zirveleri, Sektörel Bakanlar Toplantıları ve Dışişleri Bakanları, Ulusal Koordinatörler ve İşbirliği Görevlileri Toplantıları vesilesiyle kuruluş çatısı altında yürütülen faaliyetlere katılabiliyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/28/turkiye-iber-amerika-konf-368_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
  </channel>
</rss>