<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" version="2.0">
  <channel>
    <link>https://www.yirmidort.tv</link>
    <title>Yirmidört</title>
    <description>Son Dakika Haberleri, Tv programları, Türkiye’ den ve dünyadan tüm gelişmeleri 24 TV’ den takip edebilirsiniz.</description>
    <language>tr-TR</language>
    <generator>Yirmidört Tv Haber</generator>
    <atom:link href="http://pubsubhubbub.appspot.com" rel="hub" />
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287372</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/silivride-cikan-yangin-kontrol-altina-alindi-tem-trafige-yeniden-acildi-287372</link>
      <pubDate>2026-08-13T16:44:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Silivri'de çıkan yangın kontrol altına alındı! TEM trafiğe yeniden açıldı]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[İstanbul Valiliğinden Silivri'deki otluk alanda çıkan yangının kontrol altına alınmasının ardından TEM Otoyolunda araç trafiğinin kontrollü olarak sağlanmaya başlandığı belirtildi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Silivri'de çıkan yangın kontrol altına alındı! TEM trafiğe yeniden açıldı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Valiliğinden yapılan açıklamada saat 14.00 sıralarında Silivri İlçesi Fener, Akören, Alipaşa Mahalleleri arasında kalan otluk alanda yangın çıktığı belirtildi. Yangının rüzgarın etkisiyle kısa sürede genişleyerek TEM Otoyoluna kadar ilerlediğinin belirtildiği açıklamada, " Bölgeye AFAD, Orman Bölge Müdürlüğü, itfaiye ve sağlık birimlerine ait çok sayıda ekip sevk edilmiş olup, yangına karadan ve havadan müdahale devam etmektedir. Yangın nedeniyle; TEM Otoyolu çift yönlü araç trafiğine kapatılmıştır. Otoyol çevresindeki yangının kontrol altına alınmasının ardından araç trafiği kontrollü olarak sağlanmaya başlanmıştır. Otoyol üzerinde bulunan 1 dinlenme tesisi (Karbey), 1 çiftlik ve 1 yediemin hurda parkı tedbir amacıyla boşaltılmaktadır. Olayda an itibariyle ölen ya da yaralanan bulunmamakta olup, ekiplerin yangına müdahalesi devam etmektedir" ifadelerine yer verildi.  </p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/silivride-cikan-yangin-ko-527_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287371</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/cumhurbaskani-erdogan-super-lige-cikan-takimlari-kabul-etti-287371</link>
      <pubDate>2026-08-13T16:18:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Cumhurbaşkanı Erdoğan, Süper Lig'e çıkan takımları kabul etti]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Trendyol Süper Lig'e çıkan takımları Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde kabul etti.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Cumhurbaşkanı Erdoğan, Süper Lig'e çıkan takımları kabul etti]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde Trendyol Süper Lig'e çıkan takımların yönetici, teknik heyet ve sporcularını kabul etti. </p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/42207633.jpg"/><p>Kabulde Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ile Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu da yer aldı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/cumhurbaskani-erdogan-sup-535_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287370</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/gaziantepte-iscinin-hasarli-omuz-kikirdagi-dizinden-alinan-dokuyla-onarildi-287370</link>
      <pubDate>2026-08-13T15:59:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Gaziantep'te işçinin hasarlı omuz kıkırdağı dizinden alınan dokuyla onarıldı]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Gaziantep Şehir Hastanesi'nde, işçinin omuz kıkırdağındaki hasarlı bölge, diz kapağından alınan kıkırdak dokusuyla onarıldı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Gaziantep'te işçinin hasarlı omuz kıkırdağı dizinden alınan dokuyla onarıldı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fabrikada işçi olarak çalışan 37 yaşındaki Abdullah Koçar, sağ omzunda oluşan ağrı nedeniyle bazı sağlık merkezlerine başvurdu ancak sonuç alamayınca Gaziantep Şehir Hastanesi&#39;ne başvurdu.</p><p>Ortopedi servisinde yapılan tetkiklerde Koçar&#39;ın omuz kıkırdağında 2,5 santimetrekarelik hasarlı alan bulunduğu belirlendi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/42206562.jpg"/><p>Ortopedi Uzmanı Doç. Dr. Taner Karlıdağ başkanlığındaki heyetin değerlendirmesi sonucu, genç ve aktif çalışan Koçar&#39;ın güç kaybı yaşamaması ve ilerleyen dönemde protez cerrahisine ihtiyaç duymaması için diz kapağından kıkırdak nakli yapılmasına karar verildi.</p><p>Koçar&#39;ın diz ekleminin yük taşımayan bölümünden alınan kıkırdak doku, omuz eklemindeki hasarlı bölge temizlendikten sonra buraya nakledildi. Ameliyat, omuz eklemi açılmadan artroskopik cerrahi yöntemiyle gerçekleştirildi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/42206564.jpg"/><p>Gaziantep Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ahmet Uluşan, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, hastanede nadir gerçekleştirilen özellikli bir ameliyatı başarıyla uyguladıklarını söyledi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/img0855-130820269099d3f7.jpg"/><p style="margin-top: -10px; font-size: 12px; font-style: italic;" class="image-description-detail">Başhekim Prof. Dr. Ahmet Uluşan</p><p>Hastanın diz kapağı kıkırdağından bir parça alınarak omzuna yerleştirildiğini belirten Uluşan, &quot;Belki daha basit bir yöntem olan implant yerleştirilebilirdi ama hastamız genç ve aktif çalışan birisi. İleriki yaşamında sıkıntı olmaması, yabancı cisim reaksiyonunun gerçekleşmemesi için doğal olanı kullandık ve bu işlemleri kapalı dediğimiz yöntemle yaptık. Bu ameliyatlar multidisipliner çalışmalar.&quot; diye konuştu.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/42206565.jpg"/><p><b>"AMACIMIZ HASTAMIZI PROTEZ CERRAHİSİNDEN KURTARMAKTI"</b></p><p>Ortopedi Uzmanı Doç. Dr. Taner Karlıdağ da hastanın daha önce birkaç sağlık merkezine başvurduğunu ancak tedavi edilemeyeceğinin söylendiğini ifade etti.</p><p>Karlıdağ, şöyle konuştu:</p><p>&quot;Hastamızın omzundaki lezyon, omuz ekleminin yaklaşık üçte birini kaplıyordu. Bu protez cerrahisine gidebilirdi. Ancak bu hastamıza omuz protezi yapsaydık koluyla, eliyle çalışan bir insan olduğu için hayatını çok ciddi anlamda etkileyebilecekti. Bu yüzden diz ekleminin yük taşımayan bölgesinden kendi kıkırdağını alarak omzuna, çürüme olan alanı temizleyip nakil yaptık. Amacımız hastamızı protez cerrahisinden kurtarmak ve eski hayatına geri döndürmekti.&quot;</p><p>Koçar&#39;ın yaklaşık 1,5 ay içinde omzunu hareket ettirmeye başlayacağını belirten Karlıdağ, protez cerrahisi uygulanması halinde hastanın 2,5-3 kilogramdan daha ağır yükleri kaldıramayacağını ifade etti.</p><p>Abdullah Koçar ise emeği geçenlere teşekkür ederek &quot;Çok araştırdım ve doktoruma güvendim. Ameliyatı oldum, hiç ağrım kalmadı, sanki ameliyat olmamış gibiyim.&quot; dedi.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/gaziantepte-iscinin-hasar-388_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287360</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/spor/lig-radyoda-musa-mutlu-ile-serbest-oyuna-konuk-oldu-yilmaz-vural-dunyada-basarisiz-antreno-287360</link>
      <pubDate>2026-08-13T15:18:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Lig Radyo'da Musa Mutlu ile Serbest Oyun'a konuk oldu! Yılmaz Vural: Dünyada başarısız antrenörler görevi bırakıyor]]></title>
      <category><![CDATA[Spor]]></category>
      <description><![CDATA[Yılmaz Vural, Lig Radyo'da Musa Mutlu ile Serbest Oyun programına konuk oldu. Türk futbolunun tecrübeli ve renkli isimlerinden Yılmaz Vural; antrenörlük kariyerinde karşılaştığı vefasızlıklardan Türk futbolunun yapısal krizlerine kadar pek çok konuda sert açıklamalarda bulundu.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Lig Radyo'da Musa Mutlu ile Serbest Oyun'a konuk oldu! Yılmaz Vural: Dünyada başarısız antrenörler görevi bırakıyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Türk futbolunun tecrübeli ve renkli isimlerinden  Yılmaz Vural, Lig Radyo'da Musa Mutlu ile Serbest Oyun programına konuk oldu.  Deneyimli teknik adam; antrenörlük kariyerinde karşılaştığı vefasızlıklardan  Türk futbolunun yapısal krizlerine kadar pek çok konuda sert açıklamalarda  bulundu.</p><p class="MsoNormal"><b>"SARIYER'DE FATURA BANA  KESİLDİ"</b></p><p class="MsoNormal">Sarıyer Kulübündeki ayrılık sürecine ve Kulüp  Başkanı Ahmet Emre Yaldız'ın tutumuna değinen deneyimli teknik adam, haklı  olduğu hâlde taraftarın ve kamuoyunun önüne hedef olarak atıldığını belirtti.  Yanlış yönetim kararlarının faturasının kendisine kesilmesini eleştiren Vural,  "Sözleşme yapmışsın, beni istemişsin; ayrıldıktan sonra paramı ödemeyip  beni Sarıyer halkına kötülüyorsun. Kendi yaptığın hatayı kulübe ve bana mal  edemezsin. Benim gibi bir ismin şu an boşta olması, çalışmıyor olması bu sistem  için bir ayıptır." ifadeleriyle tepkisini dile getirdi.</p><p class="MsoNormal"><b>"OYUNCUNUN İSMİNİ SÖYLEYEMİYOR  DİYE HOCA GÖNDERİLİR Mİ?"</b></p><p class="MsoNormal">"Çok sert çalıştığı için eleştirildiğini  belirten Yılmaz Vural: "Bir insan çalışıyor diye bir yerden yollanır mı?  40 yıldır hocalık yapıyorum, ilk kez bu durumla karşı karşıya kaldım. Oyuncunun  ismini söyleyemiyor diye hoca gönderilir mi? Papy Djilobodji'yi telaffuz  etmekte zorlandım. Djilobodji'yi annesi bile söyleyemez. En zor isimleri bile  telaffuz ediyorum ama bazen ben de zorlanıyorum ki bu da normal. Bu yüzden hoca  gönderilir mi? Saçma bir şey bu." dedi.</p><p class="MsoNormal"><b>"SARIYER HALKINA  KÖTÜLÜYORLAR"</b></p><p class="MsoNormal">73 yaşındaki çalıştırıcı, Kulüp Başkanı Ahmet Emre  Yaldız hakkında şu ifadeleri kullandı: "Ben kendisini seviyorum, güzel  insan ama çok heyecanlı. Benden eşofmanları istiyor. Sözleşme yapmışsın, beni  istemişsin; sonra ben ayrıldıktan sonra o parayı bana ödememişsin. Beni haklı  buldular. Şimdi burada beni neye şikâyet ediyorsun? Kim kime para hediye eder?  Sen bu sözleşme şartları yerine getirmeyeceksen o zaman niye yapıyorsun?  Kimseden ekstra bir talebim olmadı. Hatanın karşılığında beni Sarıyer halkına  kötülüyorsun. Yapma Ahmet'im, güzel adamsın. Ben Sarıyer Kulübünün üyesiyim.  Sen kendi yaptığın hatayı Sarıyer'e mal ediyorsun, bana değil." dedi.</p><p class="MsoNormal"><b>"YABANCI TEKNİK ADAM AİDİYETİ  YANSITAMAZ"</b></p><p class="MsoNormal">Açıklamalarında Türkiye Futbol Federasyonunu ve A  Millî Takım'daki yabancı antrenör tercihini de sert bir dille eleştiren Vural,  yerli teknik adama verilen değerin yetersizliğine dikkat çekti. Vincenzo  Montella üzerinden millî takım tercihlerini sorgulayan tecrübeli çalıştırıcı,  İstiklal Marşı okunurken yabancı bir teknik adamın o millî aidiyeti ve duyguyu  sahaya yansıtmasının mümkün olmadığını savundu. Dünyada başarısız olan  antrenörlerin görevi bıraktığına işaret eden Vural; Türkiye'de ise  başarısızlığa rağmen teknik adamların koltuğunun korunduğunu vurgulayarak  Türkiye Futbol Antrenörleri Derneğinin (TÜFAD) teknik adamların haklarını  savunmak yerine süreci sadece izlemekle yetindiğini belirtti.</p><p class="MsoNormal"><b>"EN BÜYÜK SORUN  YÖNETİCİLER"</b></p><p class="MsoNormal">Türk futbolundaki çöküşün ve tribünlerdeki  gerilimin temel sebebinin liyakatsiz yöneticiler olduğunu vurgulayan Yılmaz  Vural, spor kültürünün gerilediğine dikkat çekti. Federasyon ve kulüp yönetim kurullarında  futbolu bilen insanların yer almadığını, kararların analizlerle değil  tavsiyelerle alındığını belirten deneyimli teknik adam, yöneticilerin  kullandığı dilin taraftarları kutuplaştırdığını söyledi. Eskiden rakip  taraftarların dostça yan yana maç izlediği ve bilet kuyruklarında paylaşımlarda  bulunduğu günlerin geride kaldığını hatırlatan Vural, "Dünyanın en güzel  sosyal olayını ne yazık ki çok kötü yönetiyoruz." diyerek futbol camiasını  özeleştiri yapmaya davet etti.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/lig-radyoda-musa-mutlu-il-232_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287350</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/spor/barcelona-real-madrid-real-sociedad-ve-atletico-madrid-2027-ispanya-super-kupa-maclari-ist-287350</link>
      <pubDate>2026-08-13T14:35:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Barcelona, Real Madrid, Real Sociedad ve Atletico Madrid... 2027 İspanya Süper Kupa maçları İstanbul'da oynanacak]]></title>
      <category><![CDATA[Spor]]></category>
      <description><![CDATA[2027 İspanya Süper Kupa organizasyonu, 2-7 Şubat'ta İstanbul'da gerçekleştirilecek. Barcelona, Real Madrid, Real Sociedad ve Atletico Madrid'in mücadele edeceği 2027 İspanya Süper Kupa organizasyonunda maçların Atatürk Olimpiyat Stadı'nda oynanacağı açıklandı. ]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Barcelona, Real Madrid, Real Sociedad ve Atletico Madrid... 2027 İspanya Süper Kupa maçları İstanbul'da oynanacak]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İspanya Kraliyet Futbol Federasyonundan (RFEF) yapılan açıklamada, Barcelona,   Real Madrid, Real Sociedad ve Atletico Madrid'in mücadele edeceği organizasyonda maçların Atatürk Olimpiyat Stadı'nda oynanacağı belirtildi.</p><p>Yedi farklı ülkeden gelen organizasyona ev sahipliği yapma teklifinin incelendiği ve İstanbul'da karar kılındığı aktarılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p><p>"Uluslararası futbol takviminde sağlam bir yer edinmiş, dünya çapında 150'den fazla ülkede yayınlanan ve 2016'daki şampiyonluğunda Barcelona'nın zafer kazandığı bu turnuvanın 2027 edisyonu İstanbul'da gerçekleşecek."</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/barcelona-real-madrid-rea-602_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287348</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/turkiyenin-vergi-rekortmeni-5-yildir-degismedi-baykarin-kuresel-ihracat-basarisi-yine-zirv-287348</link>
      <pubDate>2026-08-13T14:29:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Türkiye'nin vergi rekortmeni 5 yıldır değişmedi! Baykar'ın küresel ihracat başarısı yine zirveyi getirdi]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Dünyanın önde gelen teknoloji, savunma ve havacılık şirketi Baykar'ın milli SİHA ihracatında yakaladığı küresel başarı, şirket yöneticilerini 5 yıldır üst üste Türkiye'nin en fazla gelir vergisi ödeyen isimleri konumuna getirdi. aykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar ve Baykar Genel Müdürü Haluk Bayraktar, 2021-2025 yıllarında 5 yıl art arda Türkiye'nin en çok gelir vergisi ödeyen mükellefleri oldu.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Türkiye'nin vergi rekortmeni 5 yıldır değişmedi! Baykar'ın küresel ihracat başarısı yine zirveyi getirdi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) verilerine göre, Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar ve Baykar Genel Müdürü Haluk Bayraktar, 2021-2025 yıllarında 5 yıl art arda Türkiye'nin en çok gelir vergisi ödeyen mükellefleri oldu.</p><p>Selçuk Bayraktar, 2025 vergilendirme döneminde 2 milyar 991 milyon 536 bin lira, Haluk Bayraktar 2 milyar 502 milyon 27 bin lira gelir vergisi beyan etti. İki yöneticinin ödediği toplam gelir vergisi 5 milyar 493,6 milyon lirayı buldu.</p><p>Ödenen vergi, Baykar'ın bir önceki yıl elde ettiği kazançlar üzerinden hesaplanan kurumlar vergisi ve kar dağıtımı stopajının ardından gerçekleşti. Baykar yöneticilerinin 2021'den bu yana ödediği vergi tutarında yaşanan yaklaşık 18 katlık artışta ihracat odaklı büyüme modeli belirleyici oldu.</p><a data-link="1" href="https://www.yirmidort.tv/ekonomi/turkiyenin-en-cok-vergi-veren-isimleri-belli-oldu-287326" class="related-news haber"><div class="image"><img src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/turkiyenin-en-cok-vergi-v-821_2-41.jpg"/></div><h3>Türkiye'nin en çok vergi veren isimleri belli oldu</h3></a><p><b>ÖZ KAYNAKLA SÜRDÜRÜLEBİLİR AR-GE VE YATIRIM</b></p><p>Kuruluşundan bu yana tüm projelerini öz kaynaklarıyla yürüten Baykar, devletten nakit teşvik, hibe veya sipariş garantisi almadan faaliyetlerini sürdürüyor.</p><p>Şirket, aynı zamanda kuruluşundan bugüne kadar banka kredisi dahi kullanmadan AR-GE ve üretim süreçlerini kazandığı gelirleri yatırıma dönüştürerek finanse ediyor.</p><p>Gelecek vizyonunu uzay teknolojileri dahil yüksek teknolojinin yeni alanlarına yönelten firma, 2003 yılında başlayan AR-GE yolculuğundan bu yana elde ettiği toplam gelirlerin yaklaşık yüzde 90'ını ihracattan sağladı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/1-13082026c64a4d42.jpg"/><p><b>İHRACATTA 2,2 MİLYAR DOLARLIK YENİ REKOR</b></p><p>Savunma ve havacılık sektöründe son 5 yılın ihracat lideri olan Baykar, Bayraktar TB2 SİHA için 36, Bayraktar AKINCI TİHA için ise 16 ülke ile olmak üzere 39 farklı ülkeyle tedarik sözleşmesi imzaladı.</p><p>2021'de 664 milyon dolar olan ihracatını 2022'de 1,2 milyar dolara, 2023 ve 2024'te 1,8'er milyar dolara çıkaran firma, 2025 yılında bu rakamı 2,2 milyar dolara ulaştırdı.</p><p>Cirosunun yüzde 90'ını ihracattan elde eden Baykar, Türkiye genelinde tüm sektörler arasında en çok ihracat yapan ilk 10 firma arasındaki yerini üst üste 3'üncü kez korurken, küresel SİHA pazarındaki liderliğini de pekiştirdi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/2-130820268b97a8b3.jpg"/><p><b>İSTİHDAM 8 BİN 500'Ü AŞTI</b></p><p>Yüksek teknoloji odaklı insan kaynağı yatırımlarını sürdüren şirket, yurt içi ve dışı iştiraklerinde 8 bin 500'den fazla kişiye istihdam sağlıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/turkiyenin-vergi-rekortme-562_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287346</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/organize-suc-orgutleri-ele-baslari-ferhat-delen-ile-erdogan-aykut-turkiyeye-iade-edildi-287346</link>
      <pubDate>2026-08-13T14:37:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Organize suç örgütleri ele başları Ferhat Delen ile Erdoğan Aykut, Türkiye'ye iade edildi]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[İçişleri Bakanlığı, "Redkitler" ve "Erdoğan Aykut" organize suç örgütlerinin elebaşıları Ferhat Delen ile Erdoğan Aykut'un Gürcistan'da yakalanarak Türkiye'ye getirildiğini bildirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Organize suç örgütleri ele başları Ferhat Delen ile Erdoğan Aykut, Türkiye'ye iade edildi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Redkitler ve Erdoğan Aykut organize suç örgütlerinin elebaşları Gürcistan'da yakalandı.</p><p>İçişleri Bakanlığı, Redkitler ve Erdoğan Aykut organize suç örgütlerinin elebaşları Ferhat Delen ile Erdoğan Aykut'un Gürcistan'da yakalanarak Türkiye'ye getirildiğini bildirdi.</p><p>Bakanlıktan yapılan açıklamada, "Organize suç örgütü elebaşıları nereye kaçarlarsa kaçsınlar Türk devletinin pençesinden kurtulamazlar." ifadesi kullanıldı.</p><p>Bu kapsamda "Redkitler" organize suç örgütü elebaşı Ferhat Delen ile "Erdoğan Aykut" organize suç örgütü elebaşı Erdoğan Aykut'un, Gürcistan'da yakalanarak bugün Sarp Kara Hudut Kapısı üzerinden Türkiye'ye iadelerinin sağlandığı belirtildi.</p><p>Çalışmanın, Emniyet Genel Müdürlüğü İnterpol Europol Daire Başkanlığı, KOM ve İstihbarat Başkanlıkları, Göçmen Kaçakçılığıyla Mücadele ve Hudut Kapıları ile Asayiş Daire Başkanlıkları, Dışişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı koordinesinde yapıldığı ifade edildi.</p><p>Açıklamada, Delen'in "kasten öldürme", "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma", "taşıma veya bulundurma" suçlarından kırmızı bültenle uluslararası seviyede arandığı bilgisi verildi.</p><p>Erdoğan Aykut'un ise "silahla yağma", "Türk vatandaşı veya yabancının yurt dışına çıkmasına imkan sağlama" ve "hırsızlık" suçlarından kırmızı bültenle uluslararası seviyede arandığı ifade edildi.</p><p>Açıklamada, şunlar kaydedildi:</p><p>"Ayrıca 'silahla tehdit', 'kamu malına zarar verme', 'ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma' suçlarından kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan Kule Emre organize suç örgütü üyesi Bayram Tekkalan ile 'hakaret', 'görevi yaptırmamak için direnme', 'kasten öldürmeye azmettirme', 'kasten öldürmeye teşebbüs' ve 'sahte para basmak', '6136 sayılı Kanun'a aykırılık', 'tasarlayarak kasten öldürme', 'gece vakti silahla yağma', 'cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma', 'kasten adam öldürme' suçlarından kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan Ş.B, D.Y, H.U. ve F.S. isimli şahıslar da Gürcistan'da yakalanarak ülkemize iadeleri sağlandı. Çocuklarımızın geleceğine uzanan, gençlerimizi suç batağına çekmeye çalışan hiçbir organize suç örgütüne geçit vermeyeceğiz. 10 yıl da geçse, 100 yıl da geçse, nereye kaçarlarsa kaçsınlar, Türk Devletinin pençesinden kurtulamayacaklar.</p><p>Kahraman polislerimizi, başkanlıklarımızı, daire başkanlıklarımızı, Artvin İl Emniyet Müdürlüğümüzü ve emeği geçenleri tebrik ediyoruz. Adalet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı görevlilerine teşekkür ediyoruz."</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/organize-suc-orgutleri-el-965_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287338</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/fethiyede-tur-teknesinde-yangin-cikti-287338</link>
      <pubDate>2026-08-13T13:23:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Fethiye'de tur teknesinde yangın çıktı]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Muğla'nın Fethiye ilçesinde günlük tur teknesinde çıkan yangına ekipler müdahale ediyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Fethiye'de tur teknesinde yangın çıktı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Muğla'nın Fethiye ilçesinde  günübirlik mavi tur düzenlenen teknede, Katrancı Koyu yakınlarında henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı. Alevler kısa sürede tekneye yayıldı.</p><p>Teknede bulunanlar can yelekleriyle denize atladı.</p><p>İhbar üzerine bölgeye Sahil Güvenlik, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü ve deniz polisi ekipleri sevk edildi.</p><p>Ekiplerin çalışması sonucu 107 kişinin tahliyesi gerçekleştirildi.</p><p>Yangının söndürülmesi için ekiplerin çalışması sürüyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/fethiyede-tur-teknesinde--383_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287337</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/turkiyede-doa-sistemiyle-100-milyondan-fazla-ambalaj-toplandi-287337</link>
      <pubDate>2026-08-13T13:20:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Türkiye'de DOA sistemiyle 100 milyondan fazla ambalaj toplandı]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) sistemiyle 1 Temmuz-11 Ağustos döneminde Türkiye genelinde 100 milyon 182 bin 985 içecek ambalajının toplandığını bildirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Türkiye'de DOA sistemiyle 100 milyondan fazla ambalaj toplandı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:</p><p>"100 milyon kez doğa kazandı. Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi'nin himayelerinde Türkiye'den dünyaya yayılan Sıfır Atık anlayışını Depozito İade Sistemimiz DOA ile günlük hayatın her alanına taşıdık. Şu ana kadar 100 milyon ambalajı geri dönüşüme kazandırdık. Milletimizin çok sevdiği DOA'yı daha da büyütecek, yaygınlaştıracak, etki alanını artıracağız."</p><p>Kurum, paylaşımında, DOA sistemine ilişkin verilerin yer aldığı infografiğe de yer verdi.</p><p>Buna göre, toplanan ambalajların 66 milyon 146 bin 145'ini PET şişeler, 17 milyon 43 bin 567'sini alüminyum içecek kutuları, 16 milyon 993 bin 273'ünü ise cam şişeler oluşturdu. En fazla ambalajın toplandığı 5 il sırasıyla Antalya, İstanbul, Kocaeli, Adana ve İzmir oldu.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/turkiyede-doa-sistemiyle--965_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287336</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/motor-yaginin-sahte-oldugunu-anlamanin-en-kolay-yolu-ne-287336</link>
      <pubDate>2026-08-13T12:57:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Motor yağının sahte olduğunu anlamanın en kolay yolu ne?]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Otomotiv uzmanı A. Nosko, motor yağı seçimi konusunda sürücüleri uyardı. Sahte motor yağı kullanımı, araçlarda ciddi arızalara ve yüksek onarım masraflarına yol açabiliyor. Uzmanlar, tüketicilerin motor yağı alırken fiyat ve ambalaj detaylarına dikkat etmesi gerektiğini vurguluyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Motor yağının sahte olduğunu anlamanın en kolay yolu ne?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Otomotiv uzmanı A. Nosko, motor yağı seçiminde yapılan hataların araç sahiplerine ağır bedeller ödetebileceğini belirtti. Özellikle sahte motor yağı kullanımı, motorun yağ kanallarında tıkanıklıklara yol açarak ciddi arızalara neden oluyor. Nosko, kaliteli motor yağının maliyetinin birkaç bin rubleyle sınırlı kalmasına karşın, motorun büyük bir hasar alması halinde onarım masraflarının on binlerce hatta yüz binlerce rubleye çıkabildiğini ifade etti. Bu nedenle, motor yağı alırken fiyatı düşük ürünlere yönelmenin uzun vadede çok daha yüksek maliyetlere sebep olabileceği uyarısında bulundu.</p><h3>Otomotiv uzmanı Nosko: 'Fiyatı düşük motor yağına şüpheyle yaklaşın'</h3><p>Nosko'ya göre, sahte motor yağının en belirgin işareti, piyasa fiyatının altında bir fiyat etiketi taşıması. Eğer bir ürün, resmi tedarikçilerin sunduğu fiyatlardan yüzde 10-20 daha ucuzsa, bu ürüne karşı temkinli olunması gerekiyor. Uzman, bu tür ürünlerin genellikle kalitesiz veya sahte olabileceğini ve motorun ömrünü kısaltabileceğini vurguladı. Ayrıca, ucuz motor yağı tercih edenlerin kısa sürede çok daha pahalı onarımlarla karşılaşabileceğine dikkat çekti.</p><h3>Motor yağı ambalajında dikkat edilmesi gereken ayrıntılar</h3><p>Ambalaj üzerindeki detaylar da sahte motor yağını ayırt etmede önemli bir rol oynuyor. Nosko, etiketteki yazı tipinin belirsizliği, baskı kalitesizliği veya yazım hataları gibi unsurların sahtecilik belirtisi olabileceğini söyledi. Bunun yanı sıra, kapağın üzerindeki mühür halkasının eksikliği de ürünün daha önce açıldığını ve güvenilir olmadığını gösteriyor. Uzmanlar, sürücülerin motor yağı alırken bu tür ayrıntılara dikkat ederek hem araçlarını hem de bütçelerini koruyabileceklerini belirtiyor.</p><p>Sonuç olarak, otomotiv uzmanları motor yağı seçiminde kaliteyi ön planda tutmanın, uzun vadede araç sahiplerine büyük avantajlar sağladığını vurguluyor. Sahte motor yağı kullanımı, araçlarda geri dönüşü zor arızalara yol açabileceği için, alışveriş sırasında fiyat ve ambalaj gibi temel detaylara dikkat edilmesi büyük önem taşıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/motor-yaginin-sahte-oldug-737_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287335</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/icisleri-bakani-ciftci-bu-yilin-ilk-7-ayinda-518-yeni-nesil-suc-orgutune-yonelik-olarak-14-287335</link>
      <pubDate>2026-08-13T12:57:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[İçişleri Bakanı Çiftçi: Bu yılın ilk 7 ayında 518 yeni nesil suç örgütüne yönelik olarak 1445 operasyon yaptık]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[İçişleri Bakanı Çiftçi, "Bu yılın ilk 7 ayında 518 yeni nesil suç örgütüne yönelik olarak 1445 operasyon yaptık. Bunları tamamen çökertinceye kadar, faaliyetlerini sona erdirinceye kadar mücadelemiz devam edecek." dedi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[İçişleri Bakanı Çiftçi: Bu yılın ilk 7 ayında 518 yeni nesil suç örgütüne yönelik olarak 1445 operasyon yaptık]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, NTV canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.</p><p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca "Alihan Kuriş çıkar amaçlı suç örgütü"ne yönelik başlatılan soruşturmaya ilişkin açıklamalarda bulunan Çiftçi, suç örgütüne yönelik Ankara, Sakarya ve Antalya'da eş zamanlı operasyonlar düzenlendiğini söyledi.</p><p>Kuriş'in de aralarında olduğu 30 şüphelinin gözaltına alındığını belirten Çiftçi, şunları kaydetti:</p><p>"Dün akşam Adalet Bakanımız ile bu konuyu görüştük, değerlendirdik. Bu sabah da operasyon için düğmeye basılmış oldu. Alihan Kuriş, 2016'da bu örgütün başına geçti, daha doğrusu akımın başına geçti diyelim. Akımın başına geçmesiyle beraber faaliyetler daha bir gizlilik içerisinde yürümeye başladı. Şu anda Almanya'nın Köln şehrinde büyük bir merkez yapıyorlar. Bittiği zaman da 70 milyon dolarlık büyük bir yatırım bu, büyük bir genel merkez yapıyorlar. İnşaat tamamlandığında faaliyetlerinin tamamının oraya da kaydırılacağını değerlendiriyoruz. Dolayısıyla örgütün suç ayaklarına, finansal ayaklarına yönelik epeyden beri üzerinde çalışılan bir operasyondu. Bugün de gerçekleştirilmiş oldu. İlerleyen günlerde operasyonun neticeleri daha açık bir şekilde ortaya çıkmış olacak."</p><p>"Terörsüz Türkiye" sürecinin önemli bir konu olduğuna dikkati çeken Çiftçi, Türkiye'nin 50 yıldır terör örgütü PKK ile mücadele ettiğini söyledi.</p><p>Bakan Çiftçi, "Türkiye'nin üretimine, istihdamına, refahına, altyapısına harcanması gereken paralar terörle mücadele konusunda boşuna harcanmış oldu, enerjisi boşuna akıtılmış oldu. İnşallah Terörsüz Türkiye yasasıyla beraber ülkemiz bu prangadan da kurtulmuş olacak. Böylece Türkiye başka bir seviyeye geçmiş olacak." ifadelerini kullandı.</p><p>Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'un TBMM'de rekor oyla kabul edildiğini belirten Çiftçi, siyasi partilerin büyük kısmının buna destek verdiğini dile getirdi.</p><p>Çiftçi, Türkiye'nin önemli bir eşiğe geldiğini vurgulayarak, "Biz de İçişleri Bakanlığı olarak bu sürecin takipçilerinden biriyiz. Süreç bugüne kadar iyi geldi. Bundan sonra da iyi gitmesi, sonuca ulaşması için İçişleri Bakanlığımıza da büyük görevler düşüyor. Çünkü şu anda iç ve dış konjonktür, Türkiye'nin siyasi atmosferi gayet uygun bu noktada." diye konuştu.</p><p><b>"BAKANLIK OLARAK BU SÜRECİ DİKKATLE TAKİP EDİYORUZ"</b></p><p>Sürecin akamete uğramaması için dün TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un başkanlığında, 81 ilin valileri, emniyet müdürleri ve jandarma komutanlarının katılımıyla "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi" konulu güvenlik toplantısı yapıldığını hatırlatan Çiftçi, şöyle devam etti:</p><p>"Bu süreci mutlaka sabote etmek isteyenler olacak. Bundan sonra sürecin sağlıklı bir şekilde devam etmesi için almamız gereken tedbirlere yönelik olarak Sayın TBMM Başkanımız kapsamlı değerlendirme yaptı. Sürecin başından bugüne gelinceye kadar hangi aşamalardan geçtiğimizi detaylı şekilde anlattı, tecrübelerini paylaştı. Son derece verimli toplantı gerçekleştirdik. Biz bundan sonra bölgede de Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde de valilerimizle, kolluk güçlerimizle toplantı yapmaya devam edeceğiz.</p><p>Atmamız gereken adımları onlarla kararlaştıracağız. Bakanlık olarak bu süreci dikkatle takip ediyoruz. Şu anda bizim teröre yönelik olarak çalışmalarımız da devam ediyor. Yani biz terörle ilgili çalışmalarımızı sonlandırmış da değiliz. Kolluk kuvvetlerimiz sahada arama-tarama faaliyetlerini devam ettiriyorlar. Bunun neticesinde barınak, mağara, sığınak gibi tespit ettiklerimizi imha ediyoruz. Terör örgütüne yönelik ikna çalışmalarımız devam ediyor. İçişleri Bakanlığı olarak bugüne gelinceye kadar lojistik destek veriyorduk. Bundan sonra sahada daha aktif olarak süreci takip edeceğiz."</p><p>Trendyol Süper Lig 2026-2027 sezonunun yarın başlayacağını anımsatan Çiftçi, "Pazar günü Diyarbakır'da Amedspor ile Erzurumspor'un bir maçı var. Biz bu maçın da iyi yönetildiği takdirde, diğer maçların da iyi yönetildiği takdirde Terörsüz Türkiye amacına hizmet edeceğini değerlendiriyoruz. Onun için Gençlik ve Spor Bakanımızla karar aldık, ilk maça da beraber gidelim diye düşünüyoruz Diyarbakır'da." açıklamasında bulundu.</p><p><b>"DEVLETİN HAFIZASINDAN KAÇIŞ YOK"</b></p><p>Bakan Çiftçi'ye, FETÖ'nün 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik Marmaris'te gerçekleştirilen suikast teşebbüsüne katılan Burkay Karatepe'nin yakalanmasına ilişkin değerlendirmeleri soruldu.</p><p>"Burkay Karatepe'nin yakalanması önemli bir eşikti." diyen Çiftçi, şunları söyledi:</p><p>"37 kişilik suikast timinin yakalanamayan tek kişisiydi. Diğerleri yakalanmıştı, adalete hesap vermişlerdi ama bu kişi 10 yıldır kaçmayı, gizlenmeyi becermişti. Bunun da yakalanmasıyla beraber halka tamamlanmış oldu. Bu şunu da gösterdi, devletimiz hiçbir zaman unutmuyor. Devletin hafızasından kaçış yok. Aradan 1 yıl geçse de 10 yıl geçse de biz suçluları aramaya, takip etmeye, uygun zamanda ve zeminde onları yakalamaya, adalete teslim etmeye gayret edeceğiz. Bu kişinin yakalanması, devlet hafızasının zamana yenilmediğini göstermesi açısından da son derece önemli."</p><p>Çiftçi, göreve başladığında suç ve suçlularla mücadele kapsamında iki önemli başlık belirlediklerini anlatarak, bunların yeni nesil suç örgütleri ile uyuşturucuyla mücadele olduğunu kaydetti.</p><p><b>"YENİ NESİL SUÇ ÖRGÜTLERİ, GÜNÜMÜZDE YENİ NESİL TERÖR ÖRGÜTLERİNE EVRİLDİ"</b></p><p>Bakan Çiftçi, 2026'yı yeni nesil suç örgütleriyle ve uyuşturucuyla mücadele yılı ilan ettiklerini ifade ederek, şöyle devam etti:</p><p>"Yeni nesil suç örgütleri, artık günümüzde yeni nesil terör örgütlerine evrildi. Bunlar terör örgütü. İnsanların evlerini, araçlarını kurşunluyorlar, onları huzursuz ediyorlar. Değişik alanlarda faaliyet gösteriyorlar. Bunlar terör eylemlerine girişiyorlar, siber dolandırıcılık, uyuşturucu kaçakçılığı yapıyorlar, düzensiz göçmenlerle ilgili faaliyetleri var. Dolayısıyla hibrit örgütler bunlar. Onun için bunlarla etkili şekilde mücadele etmemiz gerekiyor. Bakanlığımız artık bunu merkeze aldı. Şimdiye kadar kaçakçılık ve organize suçlar bu örgütlerin ilgi alanındaydı. KOM Dairemiz bunlara bakıyordu. Artık bundan sonra Terörle Mücadele Daire Başkanlığımız da bunları hedeflerine alacaklar."</p><p>Yeni nesil suç örgütlerine yönelik gerçekleştirilen operasyonlara ilişkin bilgi veren Çiftçi, "Bu yılın ilk 7 ayında 518 yeni nesil suç örgütüne yönelik olarak 1445 operasyon yaptık. Bazen birden fazla operasyon yaptığımız da olabiliyor çökertmek için. Bunları tamamen çökertinceye kadar, faaliyetlerini sona erdirinceye kadar mücadelemiz devam edecek. 518 örgütün 17'si de uluslararası çapta faaliyet yürüten örgütlerdendi. Bunlarla ilgili mücadelemiz hem yurt içinde hem yurt dışında devam edecek." diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/icisleri-bakani-ciftci-bu-667_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287334</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/egitim/yok-ogrenci-affinin-usul-ve-esaslarini-belirledi-287334</link>
      <pubDate>2026-08-13T12:47:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[YÖK öğrenci affının usul ve esaslarını belirledi]]></title>
      <category><![CDATA[Eğitim]]></category>
      <description><![CDATA[Yükseköğretim Kurulu (YÖK) öğrenci affına ve yükseköğretime ilişkin düzenlemelerden yararlanacak öğrencilerin üniversitelere dönüş sürecine ilişkin usul ve esasları belirledi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[YÖK öğrenci affının usul ve esaslarını belirledi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yükseköğretim Kurulu'ndan (YÖK) yapılan açıklamaya göre, 9 Ağustos'ta Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7592 sayılı Kanun ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'na eklenen Geçici 85'inci madde kapsamında, üniversitelerle ilişiği kesilenler ve bir yükseköğretim programını kazandığı halde kayıt yaptıramayanlara yeniden yükseköğretime dönme imkanı tanındı.</p><p>Düzenlemeden yararlanmak isteyenler, 9 Aralık'a kadar ilişiklerinin kesildiği veya kayıt hakkı kazandıkları yükseköğretim kurumuna başvurabilecek. Başvuruları kabul edilen öğrenciler, 2026-2027 eğitim öğretim yılında öğrenimlerine başlayabilecek.</p><p><b>9 ARALIK'A KADAR BAŞVURAMAYANLARA BELİRLİ KOŞULLARDA EK İMKAN TANINDI</b></p><p>Düzenleme hazırlık sınıfı dahil olmak üzere intibak, ön lisans, lisans tamamlama, lisans ve lisansüstü programlardan ilişiği kesilen öğrencileri kapsıyor. Bir yükseköğretim programını kazanmasına rağmen kayıt yaptırmayanlar da belirlenen süre içinde başvurmaları halinde düzenlemeden yararlanabilecek.</p><p>Mücbir sebepler nedeniyle 9 Aralık'a kadar başvuramayanlara da belirli koşullarda ek imkan tanındı. Bu kişiler mücbir sebebin ortadan kalkmasından itibaren 1 ay içinde başvurabilecek.</p><p>Sağlık nedeniyle süresi içinde başvuru yapamayanların ise buna ilişkin heyet raporunu, 9 Aralık mesai bitimine kadar ibraz etmeleri gerekecek.</p><p>Terör suçları ile kasten öldürme, işkence, eziyet, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti gibi düzenlemede sayılan suçlardan mahkum olanlar öğrenci affından yararlanamayacak.</p><p>Sahte belge nedeniyle kaydı iptal edilenler veya kayıt sırasında sahte belge verenler ile mevzuatta belirtilen diğer istisnalar da kapsam dışında tutulacak.</p><p>Hukuken geçerli olmayan yollarla kayıt yaptırdığı gerekçesiyle üniversiteyle ilişiği kesilenler de düzenlemeden yararlanamayacak.</p><p><b>KAPATILAN PROGRAMLARDAKİ ÖĞRENCİLER İÇİN DÜZENLEME YAPILDI</b></p><p>Kapatılan ikinci öğretim programlarında dönemi veya sınıfı bulunmayan öğrenciler, ilgili programın birinci öğretiminde eğitimlerine devam edebilecek.</p><p>Programı sonradan kapatılan ve geçmişte yerleştirildikleri halde kayıt yaptırmayan öğrenciler ise kayıt yılındaki taban puanı sağlamaları şartıyla üniversitelerinin yetkili kurullarınca eşdeğer programlara intibak ettirilebilecek.</p><p>Öte yandan, çift anadal öğrencilerine ilişkin durumlar da ayrıca düzenlendi. Anadal programından ilişiği kesildiği için çift anadal kaydı sona erenler ile anadal programından mezun olduktan sonra çift anadal programıyla ilişiği kesilenler yeniden başvuru yapabilecek.</p><p>Düzenlemeden yararlanarak üniversitesine dönen ve kayıt yılındaki merkezi yerleştirme puanı gerekli şartları sağlayan öğrenciler, eşdeğer veya farklı diploma programlarına yatay geçiş için başvurabilecek.</p><p>Örgün programlara bu kapsamda yapılacak yatay geçiş işlemleri 2026-2027 eğitim öğretim döneminde yapılacak.</p><p>Düzenleme kapsamında yeniden öğrenci statüsü kazananlara Anadolu, Ankara, Atatürk ve İstanbul üniversitelerinin eşdeğer açıköğretim programlarına yatay geçiş imkanı da tanındı.</p><p><b>GEÇMİŞ YILLAR İÇİN ÖĞRENİM ÜCRETİ ALINMAYACAK</b></p><p>Öğrencilerin daha önce başarıyla tamamladıkları derslerin intibakı ve eğitime devam koşulları üniversitelerin ilgili kurulları tarafından belirlenecek.</p><p>Düzenlemeyle geri dönen öğrencilerin azami öğrenim süreleri ise yeniden kayıt yaptırdıkları tarihten itibaren başlayacak.</p><p>2026-2027 eğitim öğretim yılında yeniden öğrenime başlayacak öğrencilerden kayıt tarihinden önceki yıllara ilişkin herhangi bir katkı payı veya öğrenim ücreti alınmayacak.</p><p>Öğrenciler için varsa 2026-2027 eğitim öğretim yılına ilişkin katkı payı ve öğrenim ücreti hükümleri uygulanacak.</p><p><b>"AFFI GENÇLERİN GELECEKLERİNİ YENİDEN KURMA İMKANI OLARAK GÖRÜYORUZ"</b></p><p>Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, yükseköğretim sisteminin merkezinde öğrencilerin ve onların geleceğinin olduğunu belirterek, "Çeşitli sebeplerle yükseköğrenimine devam edemeyen gençlerimizin eğitim hayatına yeniden dönebilmelerini, yarım kalan hayallerini tamamlayabilmelerini son derece kıymetli buluyoruz." ifadelerini kullandı.</p><p>Özvar, "Yeni düzenlemeyle, kanunda belirtilen şartları taşıyan öğrencilerimize üniversitelerine dönmeleri için yeni bir imkan sağlandı. Düzenlemenin yürürlüğe girmesinden itibaren 4 ay içinde öğrenim hakkını kaybeden veya kaydı silinen öğrencilerimiz de bu haktan yararlanabilecek. Böylece uygulama sürecinde yeni mağduriyetlerin ortaya çıkmasının önüne geçilmiş olacak." değerlendirmesini yaptı.</p><p>YÖK olarak üniversitelerle birlikte sürecin açık, anlaşılır ve öğrenci odaklı yürütülmesini sağlayacaklarını vurgulayan Özvar, öğrencilerin başvuru ve intibak süreçlerinde karşılaşabilecekleri tereddütleri gidermek ve uygulamada birlik sağlamak amacıyla usul ve esasları belirlediklerini kaydetti.</p><p>Özvar, "Bizim için her öğrencinin emeği, birikimi ve geleceği değerlidir. Üniversitelerimizin kapısını yeniden açtığımız öğrencilerimizin eğitimlerini tamamlayarak ülkemizin üretimine, kalkınmasına ve geleceğine katkı sunmalarını arzu ediyoruz. Bu düzenlemeyi yalnızca bir af değil gençlerimize geleceklerini yeniden kurma imkanı olarak görüyoruz." açıklamasını yaptı.</p><p>Aftan yararlanmak isteyen öğrencilerin 9 Aralık'a kadar kayıt hakkı kazandıkları veya ilişiklerinin kesildiği yükseköğretim kurumlarına başvurmaları gerekiyor. Düzenlemeye ilişkin usul ve esaslara YÖK'ün resmi internet sitesinden erişilebilecek.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/yok-ogrenci-affinin-usul--170_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287333</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/insan-beyninin-olaganustu-gelisiminde-insana-ozgu-bir-genin-rolu-ortaya-cikti-287333</link>
      <pubDate>2026-08-13T12:44:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[İnsan beyninin olağanüstü gelişiminde insana özgü bir genin rolü ortaya çıktı]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Columbia Üniversitesi Zuckerman Enstitüsü'ndeki bilim insanları, yalnızca insanlarda çoğaltılan SRGAP2 geninin beyin bağışıklık hücreleri olan mikroglianın olgunlaşmasını yıllar boyunca yavaşlattığını keşfetti. Neuron dergisinde yayımlanan araştırma, insan beyninin olağanüstü bilişsel kapasitesinin ardındaki evrimsel mekanizmaya ışık tutuyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[İnsan beyninin olağanüstü gelişiminde insana özgü bir genin rolü ortaya çıktı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir farenin beyin bağışıklık hücreleri yaklaşık üç haftada olgunlaşırken, insandaki karşılıkları tam dört ila sekiz yıl sürüyor. Columbia Üniversitesi bünyesindeki Zuckerman Enstitüsü'nde görev yapan araştırmacılar, bu devasa farkın arkasında yatan genetik mekanizmayı ilk kez ayrıntılı biçimde ortaya koydu. Neuron dergisinde yayımlanan çalışma, insana özgü SRGAP2 geninin beyin bağışıklık hücreleri olan mikroglianın gelişimini dramatik ölçüde yavaşlattığını ve bu yavaşlığın insanın üstün bilişsel yeteneklerinin oluşmasında belirleyici bir rol oynadığını gösterdi. Araştırma, evrim sürecinde insan beynini diğer türlerden ayıran temel genetik değişiklikleri anlamaya yönelik önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.</p><h3>SRGAP2 geni: 15 yıllık araştırmanın kritik dönüm noktası</h3><p>Mikroglia, beyindeki en yaygın bağışıklık hücresi türü olarak bilinir. Bu hücreler dışarıdan gelen tehditlere karşı savunma hattı oluştururken, aynı zamanda hasar görmüş nöronları temizler ve beyin gelişimi sırasında sinir devrelerinin şekillenmesine doğrudan katkıda bulunur. Beyin hücrelerinin yaklaşık yüzde 5 ila 10'unu oluşturan mikroglia, gelişim döneminde nöronların hangi sinapsları koruyacağını ve hangilerini ortadan kaldıracağını belirlemeye yardımcı olur. Bunun ötesinde, beyin devrelerindeki sinapsları daha duyarlı ya da daha az duyarlı hale getirme kapasitesine de sahiptir. Zuckerman Enstitüsü'ndeki bilim insanları, ilk kez insan mikroglianın tıpkı insan nöronları gibi diğer hayvanlarınkine kıyasla çok daha yavaş olgunlaştığını kanıtladı. Bu bulgu, SRGAP2 geninin etkisinin nöronlarla sınırlı kalmadığını, mikroglia üzerinde de belirleyici bir işlev gördüğünü ortaya koyması bakımından son derece dikkat çekici.</p><p>Franck Polleux'nun laboratuvarı 15 yılı aşkın süredir yalnızca insanlarda çoğaltılan birkaç düzine genden biri olan SRGAP2 geni üzerinde çalışıyor. Araştırmanın temel amacı, insan beynini diğer türlerinkinden farklı kılan genetik değişiklikleri gün yüzüne çıkarmak. Dr. Polleux daha önceki çalışmalarında SRGAP2 geninin insana özgü kopyalarının, nöronların birbirleriyle iletişim kurduğu bağlantı noktaları olan sinapsların sayısını artırdığını keşfetmişti. Bu kopyalar aynı zamanda sinapsların alışılmadık derecede yavaş olgunlaşmasına yol açıyor. Söz konusu iki özellik, insan nöronlarını diğer memelilerin nöronlarından temelden ayıran kritik farklılıklar olarak kabul ediliyor. Uzatılmış gelişim süreci, çevreleyen hücrelere daha güçlü ve daha yoğun bağlantılara sahip nöronlar üretiyor; bu da bilgiyi işleme ve depolama kapasitesini ciddi ölçüde artırıyor.</p><h3>Mikrogliada SRGAP2 geni nöronlara göre 10 kat daha aktif</h3><p>Çalışmanın baş yazarı Carlos Diaz-Salazar, SRGAP2 geninin insana özgü kopyalarının mikrogliada nöronlara kıyasla neredeyse 10 kat daha bol bulunduğunu tespit etti. Bu beklenmedik oran, araştırma ekibini şaşırttı ve genin mikrogliada neden bu denli aktif olduğu sorusunu gündeme getirdi. Dr. Polleux, "Soru şuydu: Bu gen mikrogliada neden bu kadar aktif?" diyerek keşfin başlangıç noktasını anlattı. Son yirmi yılda yapılan araştırmalar, bilim dünyasının mikroglia hakkındaki anlayışını kökten değiştirdi. Bu hücreler yalnızca enfeksiyonla savaşıp hasarlı dokuyu onarmakla kalmıyor, gelişen beyni inşa etmede de hayati bir rol üstleniyor.</p><p>Fare ve insan hücreleri kullanılarak gerçekleştirilen deneyler, insana özgü SRGAP2 kopyalarının mikroglial gelişimi kayda değer biçimde uzattığını doğruladı. İnsan mikrogliası olgunlaşmak için dört ila sekiz yıla ihtiyaç duyarken, fare mikrogliası aynı süreci kabaca üç haftada tamamlıyor. Bu muazzam zaman farkı, insan beyninin neden bu denli karmaşık bilişsel işlevler gerçekleştirebildiğine dair güçlü ipuçları sunuyor. "Bu gen, nöronların gelişimsel temposunu kontrol etmeye yardımcı oluyor ve doğa ayrıca onu nöron gelişimi için çok önemli olan mikroglianın gelişimini kontrol etmek için seçti; böylece gelişim sırasında senkronize oluyorlar" dedi şu anda Barselona'daki Hospital del Mar Tıbbi Araştırma Enstitüsü'nde görev yapan Dr. Diaz-Salazar. Bu senkronizasyon, beyin gelişiminin düzenli ve koordineli ilerlemesi açısından büyük önem taşıyor.</p><h3>Neoteni kavramı ve insan beyninin uzun süreli olgunlaşması</h3><p>Memeliler arasında insan beyni, uzun süreli olgunlaşma dönemiyle belirgin biçimde öne çıkıyor. Bilim dünyasında neoteni olarak adlandırılan bu uzatılmış gelişim süreci, insanların gelişmiş bilişsel yeteneklerine doğrudan katkıda bulunuyor. Yeni bulgular, SRGAP2 geninin hem nöronların hem de onların gelişimine rehberlik eden mikroglianın yavaş olgunlaşmasını koordine edebildiğini ortaya koydu. Bu iki hücre tipini benzer bir zaman programında tutmak, mikroglianın insan beyninin şekillendiği alışılmadık derecede uzun dönem boyunca sinirsel bağlantıları etkilemesine olanak tanıyor. Başka bir deyişle, SRGAP2 geni bir orkestra şefi gibi davranarak farklı hücre tiplerinin gelişim hızlarını uyumlu hale getiriyor.</p><p>Araştırma ekibi bundan sonraki aşamada SRGAP2 geninin nöronlarda, mikrogliada ve diğer beyin hücrelerinde neoteniyi tam olarak nasıl ürettiğini araştırmayı planlıyor. Dr. Polleux, "İnsan beynini oluşturmaya yardımcı olan tüm unsurları anlamak istiyoruz, böylece bizi evrimsel bir bakış açısından neyin benzersiz kıldığını kavrayabiliriz" dedi. Bilim insanlarının yakın dönemde mikroglianın nörogelişimsel bozukluklar ve nörodejeneratif hastalıklarda önemli roller üstlendiğini keşfetmesi, bu araştırmanın tıbbi boyutunu da güçlendiriyor. Dr. Polleux, elde edilen bulguların beyin hastalıkları bağlamında insan mikroglianı neyin özel kıldığını anlamaya bir adım daha yaklaştırdığını vurguladı. SRGAP2 geni üzerindeki çalışmaların ilerleyen dönemde hem evrimsel biyoloji hem de nörolojik hastalıkların tedavisi açısından çığır açıcı sonuçlar doğurması bekleniyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/insan-beyninin-olaganustu-597_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287332</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/demanstan-korunmak-icin-her-gun-yapabileceginiz-8-basit-aliskanlik-287332</link>
      <pubDate>2026-08-13T12:43:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Demanstan korunmak için her gün yapabileceğiniz 8 basit alışkanlık]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Demans, özellikle yaş ilerledikçe ciddi bir tehdit oluşturmaya devam ediyor. Michigan Üniversitesi ve önde gelen nörologlar, demans riskini azaltmak için uygulanabilir sekiz önemli alışkanlığı açıkladı. Araştırmalar, yaşam tarzındaki küçük değişikliklerin bile belleği koruma konusunda büyük fark yaratabileceğini gösteriyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Demanstan korunmak için her gün yapabileceğiniz 8 basit alışkanlık]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Demans, yaşlı nüfusun karşı karşıya kaldığı en ciddi sağlık sorunlarından biri olarak dikkat çekiyor. Michigan Üniversitesi'nden uzman nörologlar ve uluslararası alanda tanınan araştırmacılar, demans riskini azaltmak isteyen kişiler için sekiz temel alışkanlığı sıraladı. Son bilimsel çalışmalar, özellikle günlük hayatta yapılacak küçük değişikliklerin ve doğru alışkanlıkların, demansın ortaya çıkışını geciktirebileceğini ya da riskini önemli ölçüde azaltabileceğini ortaya koyuyor. Dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen demans, unutkanlık, iletişimde zorluk ve akıl yürütme bozuklukları gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Uzmanlar, yaşlanma ve aile öyküsünün en önemli risk faktörleri arasında yer aldığını vurgularken, yaşam tarzı değişikliklerinin de en az genetik faktörler kadar belirleyici olabileceğini aktarıyor.</p><h3>Michigan Üniversitesi: Demans riskinde yaş ve aile öyküsü belirleyici</h3><p>Demans, günlük yaşamı etkileyen bilişsel işlev kayıplarıyla tanımlanıyor. Michigan Üniversitesi Alzheimer Araştırmaları Profesörü Dr. Judith Heidebrink, demansın en yaygın formunun Alzheimer hastalığı olduğunu, ancak vasküler demans, Huntington ve Parkinson hastalığıyla ilişkili demans türlerinin de önemli bir paya sahip olduğunu belirtiyor. Demansın belirtileri arasında randevuları unutmak, tanıdık yolları karıştırmak, iletişimde zorlanmak ve mantıksal düşünmede bozulma yer alıyor. Araştırmalar, 65 yaşından sonra her beş yılda bir demans riskinin yaklaşık iki katına çıktığını gösteriyor. Aile geçmişinin de riski artırdığına dikkat çeken uzmanlar, yaşam tarzı faktörlerinin ise bu riski önemli ölçüde etkileyebileceğini ifade ediyor. Lancet dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, demans vakalarının yüzde 45'i, yaşam tarzı alışkanlıklarının değiştirilmesiyle önlenebiliyor veya geciktirilebiliyor. Bu bulgular, bireylerin kendi sağlıkları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olabileceğini ve alınacak önlemlerin büyük bir fark yaratabileceğini ortaya koyuyor.</p><h3>Uzmanlardan belleği koruyan 8 alışkanlık: Egzersiz, beslenme ve sosyal yaşam öne çıkıyor</h3><p>Demans riskini azaltmak için önerilen sekiz alışkanlık, günlük yaşamda uygulanabilecek pratik adımlardan oluşuyor. İlk sırada düzenli fiziksel aktivite yer alıyor. Johns Hopkins Bloomberg Halk Sağlığı Okulu'nun araştırmasına göre, haftada 35 dakika orta düzeyde egzersiz yapmak, demans riskini yüzde 41 oranında azaltıyor. Egzersiz süresi haftada 140 dakikaya çıkarıldığında ise riskte yüzde 69'a varan bir azalma görülüyor. Dr. Andrew E. Budson, 30 dakikalık egzersizi üç 10 dakikalık seansa bölmenin de aynı oranda fayda sağladığını belirtiyor. Fiziksel olarak aktif kalmak, sadece demans riskini değil, aynı zamanda yüksek tansiyon gibi diğer risk faktörlerini de azaltıyor.</p><p>İkinci önemli alışkanlık ise Akdeniz tarzı beslenme. Balık, zeytinyağı, meyve, sebze, kuruyemiş, fasulye ve tam tahılları içeren bu beslenme modeli, Alzheimer riskini azaltıyor. MIND diyeti, yani Akdeniz ve DASH diyetlerinin birleşimi, demans riskinde yüzde dokuzluk bir düşüş sağlıyor. Uzmanlar, badem, yeşil yapraklı sebzeler, siyah fasulye ve günde yarım yemek kaşığı zeytinyağının beyin sağlığı üzerinde olumlu etkiler yarattığını vurguluyor. Kırmızı et, tam yağlı süt ürünleri ve alkol tüketiminin ise sınırlandırılması öneriliyor.</p><h3>Dr. Budson: Sosyal bağlantılar demans riskini yarıya indiriyor</h3><p>Sosyal yaşamın sürdürülmesi de demans riskini azaltan önemli bir unsur olarak öne çıkıyor. Dr. Budson, sosyal etkileşimin beyni en çok uyaran faktörlerden biri olduğunu belirtiyor. Yapılan bir Japon araştırması, sosyal izolasyonun beyin hacminde küçülmeye yol açtığını ortaya koydu. Nature Aging dergisinde yayımlanan bir başka çalışma ise, orta ve ileri yaşlarda sosyal olarak aktif kalan bireylerde demans riskinin yüzde 50 oranında azaldığını gösteriyor. Uzmanlar, arkadaşlarla iletişim kurmanın, sosyal gruplara katılmanın ve düzenli buluşmaların beyin sağlığını korumada etkili olduğunu ifade ediyor. Sosyal bağlantıların, yalnızca psikolojik açıdan değil, fizyolojik olarak da beyin fonksiyonlarını desteklediği vurgulanıyor.</p><p>Belleği korumanın bir diğer yolu ise zihni aktif tutmak. Dijital beyin oyunları yerine klasik bulmacalar çözmek, yeni kitaplar okumak veya farklı güzergahlar kullanmak, nöronların çalışmasını teşvik ediyor. Dr. Budson, bulmacalarda verilen ipuçlarının ve yeni kelime kombinasyonlarının beyni sürekli olarak zorladığını belirtiyor. Ayrıca, torunlara kitap okumak veya teknolojik yardım almadan yeni bir yeri keşfetmek de zihinsel egzersiz olarak öneriliyor.</p><h3>İşitme, uyku ve vitamin düzeyleri: Demans önlemede ihmal edilmemesi gereken başlıklar</h3><p>İşitme sağlığının korunması, demans riskini azaltmada önemli bir diğer faktör olarak öne çıkıyor. Dr. Budson, demans vakalarının yaklaşık yüzde yedisinin, işitme kaybının işitme cihazları ile giderilmesiyle önlenebileceğini aktarıyor. Gürültülü ortamlarda kulak tıkaçları kullanmak ve işitme testlerini düzenli yaptırmak, işitme kaybının önüne geçilmesini sağlıyor. Uzmanlar, işitme kaybı ile demans arasında doğrudan bir ilişki bulunduğunu belirtiyor.</p><p>Uyku düzeni de demans riskini etkileyen önemli bir unsur. Nörodejeneratif hastalıklar konusunda uluslararası otorite kabul edilen Dr. Dale Bredesen, uyku apnesinin Alzheimer için en büyük risk faktörlerinden biri olduğunu ifade ediyor. Gecede en az yedi saat uyumak, beyin sağlığını korumada kritik rol oynuyor. Horlama veya dinlenmemiş uyanma gibi belirtiler yaşayan kişilere, mutlaka uyku apnesi taraması yaptırmaları öneriliyor.</p><p>Vitamin seviyelerinin düzenli olarak kontrol edilmesi de unutulmamalı. Özellikle B12 ve D vitamini eksiklikleri, uzun vadede bilişsel gerilemeye yol açabiliyor. Uzmanlar, pahalı hafıza takviyelerinin bilimsel olarak kanıtlanmadığını, bunun yerine doktor kontrolünde vitamin düzeylerinin izlenmesinin daha etkili olduğunu vurguluyor. Federal Ticaret Komisyonu'nun, yanlış iddialarla pazarlanan hafıza takviyelerine karşı açtığı davalar da bu konuda dikkat çekiyor.</p><h3>Ağız sağlığı ve antiviral tedaviler: Demans riskini azaltmada yeni bulgular</h3><p>Düzenli ağız bakımı, demans riskini azaltmada önemli bir rol üstleniyor. Diş eti iltihabının beyin iltihabını tetikleyebileceği belirtiliyor. Bu nedenle dişlerin düzenli fırçalanması, diş ipi kullanımı ve diş hekimi kontrolleri öneriliyor. Elektrikli diş fırçaları, kapsamlı temizlik sağlayarak diş eti hastalıklarının önüne geçilmesine yardımcı oluyor. Ayrıca, soğuk yarası gibi viral enfeksiyonların da demans riski ile ilişkili olabileceği ifade ediliyor. Tayvan'da yapılan bir araştırma, antiviral kremlerle soğuk yarası tedavisi uygulanan kişilerde demans riskinin yüzde 90 oranında daha düşük olduğunu ortaya koydu. Dr. Bredesen, bu bulgunun ağız ve cilt sağlığının beyin fonksiyonları üzerindeki etkisini bir kez daha gösterdiğini belirtiyor.</p><p>Uzmanlar, demans riskini azaltmak için tüm bu alışkanlıkların bir anda hayata geçirilmesinin şart olmadığını, küçük ve sürdürülebilir adımların uzun vadede daha etkili sonuçlar doğuracağını vurguluyor. Örneğin, bir arkadaşla günlük yürüyüşe çıkmak veya akşam saatlerinde bulmaca çözmek gibi basit değişiklikler, zamanla kalıcı ve koruyucu alışkanlıklara dönüşebiliyor. Demans riskinin azaltılması için önerilen bu sekiz alışkanlık, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde farkındalığın artmasına katkı sağlıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/demanstan-korunmak-icin-h-272_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287331</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/adalet-bakani-akin-gurlek-net-konustu-kimse-dokunulmaz-degildir-287331</link>
      <pubDate>2026-08-13T12:43:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek net konuştu: Kimse dokunulmaz değildir]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Kimse dokunulmaz değildir, kimse kanunlar karşısında imtiyazlı değildir. Hukuk herkes için işler. Hukukun asli amacı, vatandaşı huzur ve güven içinde tutmaktır." dedi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek net konuştu: Kimse dokunulmaz değildir]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, Trabzon Valiliğini ziyaretinde yaptığı açıklamada, kentte bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın selamını vatandaşlara iletti.</p><p>Trabzon&#39;un, insanıyla Karadeniz&#39;e karakter kazandıran, birçok değeriyle bölgenin ve Türkiye&#39;nin yeri asla doldurulamayacak müstesna şehri olduğunu belirten Gürlek, Trabzon&#39;un 15 Ağustos&#39;ta kutlanacak 565. fetih yıl dönümünü tebrik etti.</p><p>Gürlek, Trabzon&#39;un ve milletin hafızasında müstesna bir yere sahip, bayrak uğruna toprağa düşen Eren Bülbül ve Jandarma Astsubay Ferhat Gedik&#39;i şehadetlerinin dokuzuncu yılında rahmet ve minnetle yad ederek, &quot;Tüm Türkiye&#39;yi acıya boğan bu elim olayı bir kez daha hatırlarken, &#39;İyi ki varsın Eren&#39; sözüyle hafızalarımıza kazınan Eren evladımızın, Ferhat Astsubayımızın ve vatanımız uğruna can veren bütün şehitlerimizin ruhları şad, mekanları cennet olsun diyorum.&quot; ifadelerini kullandı.</p><p>Türkiye Cumhuriyeti Devleti&#39;nin büyük bir devlet olduğunun altını çizen Gürlek, şöyle devam etti:</p><p>&quot;Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Ben ise 86 milyon vatandaşımızın Adalet Bakanıyım. Bu makamın sahibi değil, milletimizin ve devletimizin bize tevdi ettiği bu emanetin taşıyıcısıyım. Bu nedenle adalet hizmetlerini hiçbir ayrım gözetmeden, milletimizin tamamına karşı taşıdığımız bir sorumluluk olarak görüyorum. Kimse dokunulmaz değildir, kimse kanunlar karşısında imtiyazlı değildir. Hukuk herkes için işler. Hukukun asli amacı vatandaşı huzur ve güven içinde tutmaktır. Hukuk, nerede bir sorun görürse, nerede vatandaşımız ya da onun var ettiği devlet aleyhine bireysel ya da organize bir yapılanma görürse orada devreye girer, dosyanın üzerindeki isme bakmaz, hukuk gereğini yapar.&quot;</p><p>Gürlek, Trabzonluların spor sevgisini, 7&#39;den 77&#39;ye Trabzonspor aşkını bildiğini belirterek, &quot;Adeta tüm dünyayı kıskandıracak kadar futbola olan duygu bağınızı takdir ediyorum. Bu şehrin yaşayan en değerli sevgi selini saygı ile selamlıyorum. Trabzon&#39;un bu sezon yaptığı değerli transferleri yakından takip ediyor, Türk futboluna kazandırdığı dünyaca ünlü isimleri bize heyecanla seyrettirme fırsatı verdiği içinse ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum. Muhammed Salah, Trabzon camiasına hayırlı olsun. Trabzonspor&#39;umuzun Avrupa Kupası maçlarından bir tanesinde muhteşem tribünlerinize misafir olarak katılıp bu deneyimi sizlerle beraber inşallah izlemeyi düşünüyorum. Trabzon&#39;umuza Avrupa yolculuğunda şimdiden başarılar diliyorum.&quot; diye konuştu.</p><p><b>"UCU NEREYE GİDERSE GİTSİN, KİMİN KARŞISINA ÇIKARSA ÇIKSIN, YOLUMUZDAN ŞAŞMAYACAĞIZ"</b></p><p>Bakan Gürlek, Türkiye Yüzyılı hedefine işaret ederek, &quot;Bu hedefi yalnızca ekonomik kalkınmanın, teknolojik ilerlemenin veya büyük yatırımların yüzyılı olarak görmüyoruz. Biz, Türkiye Yüzyılı&#39;nı aynı zamanda Adaletin Yüzyılı olarak da görüyoruz. Adaletin Yüzyılı yapma hedefiyle çalışmalarımıza kararlılıkla devam ediyoruz. Bu nedenle her geçen gün farklı şekillerde karşımıza çıkan suç ve suç örgütleriyle mücadeleye devam ediyoruz.&quot; dedi.</p><p>&quot;Suçun yöntemi değişse de araçları değişse de örgütlerin kullandığı yollar değişse de değişmeyen bir şey var, devletin suçla mücadele iradesidir&quot; ifadesini kullanan Gürlek, şunları kaydetti:</p><p>&quot;Uyuşturucudan yasa dışı bahis ve sanal kumara, sokak çetelerinden organize suç yapılanmalarına kadar milletimizin huzurunu hedef alan bütün suç odaklarının üzerine kararlılıkla gidiyoruz. Bu hafta da açıkça ifade ettik. Suç zincirinin yalnızca görünen kısmıyla ilgilenmiyoruz. Uyuşturucu suçlarında torbacısından baronuna, organize suçta suçun failinden azmettiricisine, yasa dışı bahiste hesabını kullandırandan o düzeni yönetenlere kadar zincirin tamamını ortaya çıkarıyoruz. Mattia Ahmet Minguzzi evladımızın, Atlas Çağlayan evladımızın ve nice çocuğumuzun katledilmesi hepimizin yüreğinde derin yaralar oluşturdu. Bizim görevimiz yalnızca suç işlendikten sonra faili cezalandırmak değil, bu acıların bir daha yaşanmaması için suçu ortaya çıkmadan önlemektir. Bu anlayışla, özellikle ağır suçlara karışan çocuklar bakımından daha caydırıcı bir infaz düzenlemesinin hazırlanmasında Adalet Bakanlığı olarak aktif rol üstlendik. Cezaların artırılması yönündeki çalışmalara önemli katkılar sağladık, çocukların suça sürüklenmesinde ailelerin sorumluluğunu güçlendiren düzenlemelerin de yer aldığı yasal düzenleme, Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçerek yasalaştı. Çünkü çocuklarımız geleceğimizin en büyük teminatıdır. Onların yitip gitmesine, hayallerinin yarım kalmasına izin vermeyeceğiz. Çocuklarımızın güvenliği ve geleceği için üzerimize düşen ne varsa sonuna kadar kararlılıkla mücadele edeceğiz.&quot;</p><p>Bakan Gürlek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p><p>&quot;Bizler yalnızca suçun ve suçlunun değil, suç düzenini ayakta tutan kara paranın da takipçisiyiz. Çünkü suçun damarını kesmeden, bu kaynağı kurutmadan suç örgütünün nefesini kesemezsiniz. Bu bağlamda bu düzene geçit vermeyeceğiz, operasyonlarımıza devam edeceğiz. Biz özellikle suçla mücadele konusunda büyük Türk milletinin hizmetindeyiz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan&#39;ın ortaya koyduğu irade son derece açıktır. Milletimizin huzurunu bozan hiçbir yapıya müsamaha gösterilmeyecektir. Biz de bu iradenin gereğini hukuk içerisinde yerine getireceğiz. Devletten daha güçlü bir yapı yoktur. Türk adaletinden kaçabilecekleri bir yer de yoktur. Suç işleyen kim olursa olsun, nereye giderse gitsin, yaptığı yanına kar kalmayacaktır.&quot;</p><p>&quot;Adaletin önünde zaman aşınır, hakikat aşınmaz&quot; ifadesini kullanan Gürlek, &quot;Bir olayın üzerinden yıllar geçebilir, bir dosya rafta bekleyebilir ama faili meçhul kalan her ölüm devletin önünde kapanmamış bir hesaptır. Bu nedenle faili meçhul olayları, şüpheli ölümleri ve kamu vicdanında iz bırakan dosyaları yeniden açmaya devam edeceğiz. Şüpheyi dağıtacağız, delillerin izini süreceğiz, faili ortaya çıkaracağız. Sorumluyu adaletin karşısına çıkaracağız. Kararlıyız ve azimliyiz. Ucu nereye giderse gitsin, kimin karşısına çıkarsa çıksın, yolumuzdan şaşmayacağız.&quot; diye konuştu.</p><p><b>"MESELE, BÜTÜN VATANDAŞLARIMIZIN ÇOCUKLARINA DAHA HUZURLU BİR TÜRKİYE BIRAKMASI MESELESİDİR"</b></p><p>Gürlek, Türkiye&#39;nin çok uzun yıllar boyunca terörün ağır bedellerini ödediğine dikkati çekerek, &quot;Binlerce evladımızı şehit verdik. Nice anneler evladını toprağa verdi. Nice çocuklar babasız büyüdü. Nice ailelerin ocağına ateş düştü. Türkiye yalnızca canlarını kaybetmedi. Türkiye enerjisinden kaybetti, kaynaklarından kaybetti, kalkınma imkanlarından kaybetti. Hepsinden önemlisi, kardeşliğimiz defalarca hedef alındı. Bugün geldiğimiz noktada ise artık başka bir Türkiye vardır.&quot; dedi.</p><p>Cumhurbaşkanı Erdoğan&#39;ın liderliğinde ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli&#39;nin ortaya koyduğu güçlü iradeyle başlayan Terörsüz Türkiye hedefinin, milletin sağduyusu ve Gazi Meclisin iradesiyle yeni ve tarihi bir aşamaya taşındığına işaret eden Gürlek, şu değerlendirmede bulundu:</p><p>&quot;Meclisimizin gündemine gelen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, 10 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda 468 kabul oyuyla yasalaşmıştır. Tarihe geçecek çok güçlü bir milli irade ortaya konulmuştur. Buradan bir kez daha emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum. Bu güçlü irade bize çok önemli bir şey söylüyor, Terörsüz Türkiye artık yalnızca bir temenni değildir. Devletimizin, siyaset kurumunun ve milletimizin ortak geleceğine dair ortaya konulmuş tarihi bir iradedir. Bu meselenin tarafı 86 milyon vatandaşımızdır. Kazananı da 86 milyon vatandaşımız olacaktır. Milli şuuru yüksek Trabzon&#39;umuz da bu süreci sağduyuyla anlatmalı ve güçlü şekilde sahiplenmelidir. Çünkü mesele bu topraklarda bir daha hiçbir annenin evladını teröre kurban vermemesi meselesidir. Mesele ülkemizin dağlarının, şehirlerinin ve sınırlarının terörle değil, üretimle, yatırımla, turizmle, bilimle ve gençlerimizin başarılarıyla anılması meselesidir. Mesele, bir daha hiçbir Eren Bülbül&#39;ümüzün çocuk yaşta aramızdan koparılmaması meselesidir. Mesele, bütün vatandaşlarımızın çocuklarına daha huzurlu bir Türkiye bırakması meselesidir.&quot;</p><p>Bakan Gürlek, şöyle devam etti:</p><p>&quot;Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan&#39;ın ifade ettiği gibi, hedefimiz Türkiye&#39;yi terör tehdidinden kalıcı olarak kurtarmak, milli birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendirmek ve bölgemizde huzur iklimini sağlamaktır. Burada özellikle altını çiziyorum, şehitlerimizin aziz hatırasını incitecek hiçbir adım atılmamıştır, atılmayacaktır. Gazilerimizin fedakarlığı bizim için tartışmaya kapalıdır. Tek gayemiz güçlü Türkiye&#39;dir. Güçlü Türkiye&#39;ye giden yolda iç cepheyi güçlendirmektir. Yine Cumhurbaşkanı&#39;mızın ifade ettiği gibi, Türkiye hepimizin ortak paydasıdır. Türkiye Cumhuriyeti hepimizin müşterek yuvasıdır. Hangi kökenden olursak olalım hepimiz Türk milletinin fertleriyiz. Ülkenin ve milletin yüksek çıkarları söz konusu olduğunda ortaklaşmak, bir araya gelmek, aynı zeminde buluşmak mecburiyetindeyiz. Bu, kendini Türk milletine ait hisseden herkes için milli bir ödevdir. İşte bu nedenle inanıyorum ki Milli Mücadele ruhunu hala damarlarında taşıyan Trabzon, Terörsüz Türkiye konusunda en güçlü sahiplenen iradelerden biri olacaktır.&quot;</p><p>Türkiye&#39;nin bugün artık sorunlarını erteleyen değil, sorunlarının üzerine giden bir ülke olduğunu vurgulayan Gürlek, &quot;Terör meselesinde de böyledir. Suç örgütleriyle mücadelede de böyledir. Adalet sistemimizin eksiklerinde de böyledir. Nerede bir eksiklik varsa gidereceğiz. Nerede vatandaşımızın haklı bir beklentisi varsa dinleyeceğiz. Nerede milletimizin huzuruna kasteden bir yapı varsa hukuk içerisinde karşısında duracağız.&quot; diye konuştu.</p><p><b>ADALET TEŞKİLATI DAHA GÜÇLÜ HALE GETİRİLECEK</b></p><p>Bakan Gürlek, adalet teşkilatını daha güçlü hale getirecek, yargılamanın etkinliğini artıracak, vatandaşın hakkına daha hızlı ulaşmasını sağlayacak reformları sürdüreceklerini söyledi.</p><p>Bu anlayışla, Trabzon&#39;da adalet hizmetlerinin fiziki altyapısını da güçlendirmeye devam ettiklerini anlatan Gürlek, şu bilgileri paylaştı:</p><p>&quot;Vakfıkebir Adliyemizin proje çalışmalarını tamamladık, yapım ihalesini gerçekleştirdik. Of Adalet Sarayı projemizi de daha güçlü ve etkin bir yargı hizmeti sunacak şekilde hazırladık. Trabzon Bölge Adliye Mahkememizde kurulmasına karar verilen yeni hukuk ve ceza dairelerimizin faaliyete geçebilmesi için ihtiyaç duyulan hizmetleri inşallah yerinde tetkik edeceğiz, gerekirse yeni daire kurulmasını da sağlayacağız. Ve nihayetinde milletimizin yıllardır hak ettiği sivil, demokratik ve kuşatıcı bir anayasa hedefinden de vazgeçmeyeceğiz. Çünkü Türkiye Yüzyılı&#39;nı geçmiş dönemlerin vesayet anlayışından kalan bir anayasal zeminin üzerine değil, milletin iradesini merkeze alan, insan onurunu ve temel hakları güvence altına alan güçlü bir hukuk düzeninin üzerine inşa etmek istiyoruz.&quot;</p><p>Bakan Gürlek, &quot;Bizim hedefimiz büyük ama bu milletin gücü hedeflerimizden daha büyüktür.&quot; ifadesini kullanarak, şunları kaydetti:</p><p>&quot;Bir asır önce yokluk içerisinde istiklal mücadelesi veren bu millet, bugün kendi savunma sanayisini kuruyor, kendi teknolojisini üretiyor, dünyanın dört bir yanında söz sahibi oluyor. Şimdi önümüzde yeni bir dönem var. Terörün gölgesinden tamamen kurtulmuş, suç örgütlerinin hareket alanının yok edildiği, hukuk güvenliğinin güçlendiği, ekonomisiyle, üretimiyle ve insan kaynağıyla çok daha büyük hedeflere yürüyen bir Türkiye dönemi. Biz buna inanıyoruz. Trabzon&#39;un da bu yürüyüşte dün olduğu gibi bugün de en ön safta yer alacağına inanıyoruz. Yeşil vatanımızı koruyacak, ülkemizde her türlü suç örgütünü yok edecek ve milletimizin huzurunu bozan iç ve dış mihraklara asla fırsat vermeyeceğiz.&quot;</p><p>Kadim şehir Trabzon&#39;da kendilerini samimiyetle ağırlayan Vali Tahir Şahin, il protokolü ve Trabzonlulara teşekkür eden Gürlek, adaletin tecellisi için gece gündüz görev yapan hakimlere, cumhuriyet savcılarına, avukatlara ve adalet teşkilatının bütün mensuplarına, milletin huzuru ve güvenliği için fedakarca görev yapan emniyet ve jandarma teşkilatına şükranlarını sundu.</p><p>Bakan Gürlek, birliğin, beraberliğin ve kardeşliğin daim olması temennisinde bulundu.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/adalet-bakani-akin-gurlek-309_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287330</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/zor-durumdaki-bir-arkadasiniza-destek-olurken-bu-5-hatadan-kacinin-287330</link>
      <pubDate>2026-08-13T12:42:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Zor durumdaki bir arkadaşınıza destek olurken bu 5 hatadan kaçının]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Psikologlar, zor zamanlar geçiren arkadaşlara verilen desteğin ilişkilerde belirleyici olduğunu vurguluyor. Özellikle 'Bir şeye ihtiyacın olursa haber ver' gibi ifadelerin yetersiz kaldığını, daha somut ve empatik yaklaşımların önemini anlatıyorlar.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Zor durumdaki bir arkadaşınıza destek olurken bu 5 hatadan kaçının]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Zor bir süreçten geçen arkadaşlara nasıl destek olunacağı konusunda psikologlar önemli uyarılarda bulunuyor. Özellikle 'Bir şeye ihtiyacın olursa haber ver' gibi genel ifadelerin, ihtiyaç anında yeterli destek sağlamadığına dikkat çekiliyor. Uzmanlar, doğru iletişim kurmanın ve empatiyle yaklaşmanın hem arkadaşlık ilişkilerinin kalıcılığını hem de kişinin iyileşme sürecini doğrudan etkilediğini belirtiyor. Bu uyarılar, zor zamanlarda arkadaş desteği sunarken yapılan yaygın hataların ilişkilerde kırılmalara yol açabileceğini gözler önüne seriyor.</p><h3>Psikologdan duygusal destek için net tavsiyeler</h3><p>Psikologlar, zor zamanlar yaşayan bir arkadaşın yanında olmanın sadece fiziksel olarak bulunmakla sınırlı olmadığını vurguluyor. Özellikle 'Bir şeye ihtiyacın olursa haber ver' demek, destek verme sorumluluğunu karşı tarafa yüklediği için çoğu zaman etkisiz kalıyor. Bu tür ifadeler, kişinin zaten ağır bir yük taşıdığı dönemde, yardım isteme konusunda çekingen davranmasına yol açabiliyor. Uzmanlar, bunun yerine somut destek teklifleri sunmanın çok daha etkili olduğunu belirtiyor. Örneğin, "Alışverişini yapabilir miyim?", "Çamaşırlarını yıkayabilir miyim?" veya "Çocuklara bakabilir miyim?" gibi net sorular, arkadaşın ihtiyacını ifade etmesine gerek kalmadan yardım almasını sağlıyor. Araştırmalar da gösteriyor ki, özellikle yas gibi süreçlerde günlük işlerde sağlanan pratik yardımlar, duygusal iyileşmeye büyük katkı sunuyor. Duygusal destek sunarken, kişinin duygularını yargılamadan, onların hislerini olduğu gibi kabul etmek de son derece önemli. 'Ağlama', 'Güçlü olmalısın' gibi cümlelerden kaçınılması, arkadaş desteği sırasında empatiyi artırıyor ve kişinin kendini daha güvende hissetmesini sağlıyor.</p><h3>Yanlış iletişim arkadaşlıkları zedeleyebilir</h3><p>Uzmanlar, zor zamanlar geçiren birine 'Atlat' veya 'Artık toparlanmalısın' gibi ifadelerin de ciddi zararlara yol açabileceğini belirtiyor. Her bireyin iyileşme ve toparlanma süreci farklılık gösteriyor. Araştırmalara göre, stresli bir olayın ardından insanların %11'i kronik stresle başa çıkmakta zorlanıyor, %9 ila %12'si ise başlangıçta iyi görünse de zamanla daha kötü hissedebiliyor. Bu nedenle, duygusal süreçlere zaman tanımak ve kişinin hislerini yargılamadan yanında olmak gerekiyor. Psikologlar, 'Kendini kötü hissetmekte özgürsün, ne kadar sürerse sürsün ben burada olacağım' gibi destekleyici cümlelerin, arkadaş desteği açısından çok daha işlevsel olduğunu vurguluyor. Ayrıca, zor zamanlarda tamamen sessiz kalmak ya da kişiden uzaklaşmak, kişinin yalnızlık ve terk edilmişlik hissini derinleştiriyor. Basit bir mesajla bile, "Bugün seni düşündüm, nasılsın?" diye sormak, arkadaş desteği sunmanın en etkili yollarından biri olarak öne çıkıyor. Sosyal destek, bilimsel olarak da psikolojik dayanıklılığın en önemli belirleyicilerinden biri olarak kabul ediliyor.</p><p>Sonuç olarak, zor zamanlar geçiren birine destek olurken kullanılan kelimelerin ve yaklaşımın önemi büyük. Psikologlar, 'Bir şeye ihtiyacın olursa haber ver' gibi genel ifadeler yerine, somut ve empatik destek tekliflerinin arkadaşlık ilişkilerini güçlendirdiğini, kişinin iyileşme sürecine olumlu katkı sağladığını belirtiyor. Doğru iletişimle kurulan arkadaş desteği, hem zor zamanların atlatılmasında hem de ilişkilerin uzun vadede sağlıklı kalmasında belirleyici rol oynuyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/zor-durumdaki-bir-arkadas-840_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287329</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/bilgi/tvin-agustos-ayi-icerikleri-aciklandi-287329</link>
      <pubDate>2026-08-13T12:34:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[TV+'ın ağustos ayı içerikleri açıklandı]]></title>
      <category><![CDATA[Bilgi]]></category>
      <description><![CDATA[TV+, ağustos ayında Amerika ile aynı anda yayınlanacak yeni dizilerden merakla beklenen filmlere kadar geniş bir içerik seçkisini izleyicilerle buluşturuyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[TV+'ın ağustos ayı içerikleri açıklandı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'nin süper içerik platformu TV+, bu ay Return to Silent Hill, Lioness dizisinin yeni sezonu ve DC evreninden Lanterns adlı yapımı izleyicilerle buluşturuyor. Haluk Bilginer'in Emmy Ödülü'ne uzandığı Şahsiyet ile sevilen komedi dizisi Ayak İşleri de ağustosta platformdaki yerini alıyor. Gladiator II, Dracula: A Love Tale ve The Jester 2 de bu ay TV+ kütüphanesine eklenen diğer güçlü yapımlar arasında.</p><p><b><u>TV+ ağustos ayı takvimi:</u></b></p><p>· 1 Ağustos: Return to Silent Hill</p><p>· 1 Ağustos: Gladiator II</p><p>· 3 Ağustos: Lioness - Yeni Sezon (Amerika ile Aynı Anda)</p><p>· 17 Ağustos: Lanterns</p><p>· 27 Ağustos: Dracula: A Love Tale</p><p>· 31 Ağustos: The Jester 2</p><p>· 21 Ağustos: Şahsiyet</p><p>· 21 Ağustos: Ayak İşleri</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/whatsappimage2026081-13082026cad34b3f.jpg"/><p><b>Silent Hill kâbusu geri dönüyor: Return to Silent Hill</b></p><p>Video oyun tarihinin en ikonik korku serilerinden biri yeniden beyaz perdeye taşınıyor. Christophe Gans'ın yönetmen koltuğunda oturduğu Return to Silent Hill, yıllar önce kaybettiği aşkını bulmak için Silent Hill kasabasına dönen James Sunderland'ın gerçekle kâbus arasındaki sınırın giderek silikleştiği yolculuğunu konu alıyor. Başrollerde ise Jeremy Irvine ve Hannah Emily Anderson yer alıyor. Psikolojik gerilimi ve karanlık atmosferiyle dikkat çeken film, 1 Ağustos'tan itibaren ilk kez ve sadece TV+'ta.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/whatsappimage2026081-1308202600a286cc.jpg"/><p><b>Amerika ile aynı anda TV+'ta: Lioness yeni sezonuyla geri dönüyor</b></p><p>Taylor Sheridan imzalı aksiyon ve casusluk dizisi Lioness, üçüncü sezonuyla geri dönüyor. CIA'in en gizli operasyonlarını konu alan yapım, Zoe Saldaña, Nicole Kidman ve Morgan Freeman'ın yer aldığı güçlü kadrosuyla, aksiyon temposunu yeni sezonda da koruyor. Lioness'in üçüncü sezonu, 3 Ağustos'tan itibaren Amerika ile aynı anda, ilk kez ve sadece TV+'ta izlenebilecek.</p><p><b>DC evreninin merakla beklenen yeni dizisi: Lanterns</b></p><p>DC Studios'un yeni yapımlarından Lanterns, Green Lantern evrenini sürükleyici bir polisiye hikâyeyle buluşturuyor. Gizem ve dramı bir araya getiren yapım, DC evreninin en çok beklenen dizileri arasında gösteriliyor. Lanterns, 8 Ağustos'tan itibaren TV+'ta izleyicilerle buluşacak.</p><p><b>'Şahsiyet' ve 'Ayak İşleri' TV+ kütüphanesine ekleniyor</b></p><p>Haluk Bilginer'e Uluslararası Emmy Ödülü kazandıran 'Şahsiyet', ağustos ayında TV+ kütüphanesindeki yerini alıyor. Türkiye'nin öne çıkan polisiyelerinden 'Şahsiyet'in yanı sıra, sevilen oyuncular Çağlar Çorumlu ve Güven Murat Akpınar'ın başrollerini paylaştığı komedi dizisi 'Ayak İşleri' de bu ay platformda yayınlanacak bir başka önemli yapım.</p><p>Bu iki yeni içerik ile TV+, yerli yapım seçkisini güçlü yapımlarla daha da zenginleştiriyor.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/whatsappimage2026081-130820260d22391a.jpg"/><p><b>TV+ kütüphanesi ses getiren filmlerle güçlenmeye devam ediyor</b></p><p>TV+, ağustos ayında sinema tutkunlarını yeni yapımlarla buluşturuyor. Oscar ödüllü Gladiator efsanesinin devam filmi Gladiator II 1 Ağustos'ta, gotik atmosferiyle dikkat çeken Luc Besson imzalı Dracula: A Love Tale 27 Ağustos'ta, korku türünün yeni yapımlarından The Jester 2 ise 31 Ağustos'ta TV+ izleyicileriyle buluşacak.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/tvin-agustos-ayi-icerikle-742_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287328</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/msb-mekke-anlasmasi-herhangi-bir-ulkeyi-ortak-dusman-olarak-tanimlamiyor-287328</link>
      <pubDate>2026-08-13T12:30:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[MSB: Mekke Anlaşması herhangi bir ülkeyi ortak düşman olarak tanımlamıyor]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Milli Savunma Bakanlığı, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın savunma amaçlı olup herhangi bir ülkeyi ortak düşman ya da hasım olarak tanımlamadığını ifade etti. MSB, NATO'ya alternatif veya rakip bir yapı olmayıp bölgesel güvenlik ve istikrara katkı sağlayarak uluslararası güvenlik mimarisini tamamlayıcı bir mekanizma olarak değerlendirildiğini belirtti.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[MSB: Mekke Anlaşması herhangi bir ülkeyi ortak düşman olarak tanımlamıyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Milli Savunma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, Bakanlık'ta düzenlenen haftalık basın bilgilendirme toplantısında konuştu.</p><p>Aktürk, Kıbrıs Türkü'nün hak ve güvenliğini teminat altına almak ve maruz kaldığı zulmü sona erdirmek amacıyla 14 Ağustos 1974'te icra edilen İkinci Kıbrıs Barış Harekatı'nın yıl dönümü dolayısıyla şehitleri ve ebediyete irtihal eden gazileri andı.</p><p><b>TERÖRLE MÜCADELE</b></p><p>Aktürk, "Terörsüz Türkiye" hedefi doğrultusunda yürütülen çalışmaların, terörün Türkiye'nin gündeminden kalıcı olarak çıkarılması, milletin huzur ve güvenliğinin güçlendirilmesi, toplumsal birlikteliğin pekiştirilmesi ile bölgede kalıcı barış ve istikrarın tesis edilmesi açısından tarihi öneme sahip olduğunu vurguladı.</p><p>Gelinen aşamada en büyük payın vatan uğruna fedakarlığın en yüce örneğini sergileyen şehitlere, kahraman gazilere ve ailelerine ait olduğunu ifade eden Aktürk, şunları söyledi:</p><p>"Bakanlığımızca, Kanun'un 8'inci maddesinin uygulanmasına yönelik olarak devletimizin ilgili kurumlarıyla tam bir uyum ve koordinasyon içerisinde gerekli çalışmalara başlanmıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, ülkemizin beka ve güvenliğine yönelen her türlü tehdit ve tehlikeye karşı mücadelesini, sınırlarımızda ve ötesinde kesintisiz ve kararlı şekilde sürdürmektedir. Bu kapsamda geçtiğimiz hafta içerisinde barınma alanlarından kaçan 3 terör örgütü PKK mensubu daha teslim olmuştur."</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/1-13082026669f47c1.jpg"/><p><b>"SINIR GÜVENLİĞİ EN ÜST SEVİYEDE TESİS EDİLİYOR"</b></p><p>Aktürk, sınırlarda güvenliğin 7 gün 24 saat esasıyla en üst seviyede tesis edildiğini bildirdi.</p><p>Sınır güvenliğine ilişkin bilgi veren Aktürk, şunları kaydetti:</p><p>"Hudutlarımızda son bir haftada 1'i terör örgütü mensubu olmak üzere yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 499 şahıs yakalanmış, 716 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir. Böylece, 1 Ocak'tan bugüne kadar sınırlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 7 bin 942, engellenen kişi sayısı da 45 bin 518 olmuştur. Ayrıca, bu hafta içerisinde Van, Hakkari ve Hatay hudut hatlarında yapılan arama-tarama faaliyetlerinde 304 kilo uyuşturucu madde ele geçirilmiştir."</p><p><b>BÖLGESEL VE KÜRESEL BARIŞ İLE İSTİKRARA KATKILAR</b></p><p>Aktürk, ikili işbirlikleri, bölgesel inisiyatifler ve çok uluslu görevler kapsamında birçok coğrafyada başarıyla görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerinin, bölgesel ve küresel barış için öncü rol oynamaya devam ettiğini vurguladı.</p><p>Bu kapsamda Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos'ta Mekke Ortak Savunma Anlaşması imzalandığını hatırlatan Aktürk, üç ülke arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik ilişkilerinin savunma, güvenlik alanında daha kurumsal ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmasının amaçlandığını söyledi.</p><p>Anlaşmanın temel hedefinin bölgesel güvenlik ve istikrara katkı sağlamak, üç ülke arasındaki askeri işbirliğini geliştirmek ve muhtemel krizlere karşı ortak hareket kabiliyetini güçlendirmek olduğunu belirten Aktürk, "Söz konusu anlaşma savunma amaçlı olup herhangi bir ülkeyi ortak düşman ya da hasım olarak tanımlamamaktadır." dedi.</p><p>Aktürk, anlaşma kapsamında savunma bakanları, dışişleri bakanları ile genelkurmay başkanları, silahlı kuvvetler komutanlarının katılımıyla stratejik siyasi ve askeri mekanizmaların oluşturulması ve üç ülke arasındaki koordinasyonun en üst düzeyde yürütülmesinin öngörüldüğünü ifade etti.</p><p>Anlaşmayla askeri işbirliğinin kademeli olarak geliştirilmesinin planlandığını bildiren Aktürk, "Bu kapsamda komuta yeri ve arazi tatbikatlarından başlayarak, ilerleyen aşamalarda kara, deniz, hava, hava savunma ve insansız sistemlerin katılımıyla müşterek tatbikatların icra edilmesi hedeflenmektedir." bilgisini verdi.</p><p>Zeki Aktürk, tatbikatlarla muhtemel krizler öncesinde ihtiyaç ve eksikliklerin tespit edilmesi, elde edilen tecrübelerin doktrin, eğitim ve planlama süreçlerine aktarılması ile müşterek harekat kabiliyetinin sürekli geliştirilmesinin amaçlandığını belirtti.</p><p>Savunma sanayi işbirliğinin anlaşmanın önemli unsurlarından biri olduğuna dikkati çeken Aktürk, "Bu kapsamda yalnızca ürün ve sistem tedariki değil, ortak geliştirme ve üretim, teknoloji işbirliği ile sürdürülebilir bakım ve lojistik desteğin sağlanması hedeflenmektedir." diye konuştu.</p><p>İnsansız ve otonom sistemlerin, elektronik harp ve yapay zeka destekli kabiliyetlerin öncelikli işbirliği alanları arasında yer aldığını vurgulayan Aktürk, şunları kaydetti:</p><p>"Mekke Ortak Savunma Anlaşması, NATO'ya alternatif veya rakip bir yapı olmayıp bölgesel güvenlik ve istikrara katkı sağlayarak uluslararası güvenlik mimarisini tamamlayıcı bir mekanizma olarak değerlendirilmektedir. Mekanizmanın olgunlaşmasıyla birlikte, gerekli mutabakatın sağlanması halinde diğer ülkelerin katılımı da değerlendirilebilecektir. Nihai hedefimiz, barış döneminde etkin şekilde işleyen, muhtemel krizlere hazırlıklı ve ihtiyaç halinde somut askeri destek sağlayabilen kurumsal bir mekanizma oluşturmaktır. Bu işbirliğinin, ülkelerimizin güvenliğinin yanı sıra bölgesel barış, istikrar ve caydırıcılığa da önemli katkı sağlayacağını değerlendiriyoruz. Bu vesileyle dost ve kardeş ülke Pakistan'ın Bağımsızlık Günü'nü şimdiden kutluyoruz."</p><p><b>"İSRAİL, GAZZE'DEKİ İNSANİ KRİZİ DERİNLEŞTİREN SALDIRILARINI SÜRDÜRÜYOR"</b></p><p>Aktürk, Orta Doğu'daki gelişmeler kapsamında bölgede kalıcı barış ve istikrarın sağlanmasının, İsrail'in Gazze ve Lübnan'daki işgal ve saldırılarına son vermesiyle mümkün olduğunu söyledi.</p><p>İsrail'in, Birleşmiş Milletler raporlarına da yansıyan ve Gazze'deki insani krizi derinleştiren saldırılarını sürdürdüğünü ifade eden Aktürk, şunları dile getirdi:</p><p>"İsrail'in 15 maddelik Gazze Planı'nı da reddetmesi, bölgesel yayılmacı politika izlediğinin bir diğer göstergesi olmuştur. Öte yandan İsrail, imzalanan çerçeve anlaşmasına rağmen benzer şekilde Lübnan'ın güneyindeki saldırılarına ve askeri faaliyetlerine de devam etmektedir. Uluslararası toplumun, İsrail'in bu eylemlerine karşı uluslararası hukuka ve insani değerlere sahip çıkarak daha kararlı ve güçlü bir tutum sergilemesinin, bölgede barış ve istikrarın tesisi açısından elzem olduğunu bir kez daha vurguluyoruz."</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/2-13082026912cfe2c.jpg"/><p><b>DÜŞEN F-16 UÇAĞI</b></p><p>Aktürk, dün Yalova'da kırıma uğrayan F-16 uçağına ilişkin de bilgi verdi.</p><p>Zeki Aktürk, konuya ilişkin, "12 Ağustos'ta 18'inci Ana Üs Komutanlığı/Yalova'da 2026 yılı Hava Harp Okulu Öğrenci Seçme Uçuşları kapsamında eğitim uçuşu gerçekleştiren Hava Kuvvetlerimize ait bir adet F-16 uçağımız kırıma uğramıştır. Fırlatma koltuğuyla uçaktan ayrılan pilotumuzun sağlık durumu iyidir. Kırımın nedeni yapılacak detaylı inceleme sonucu belirlenecektir." açıklamasını yaptı.</p><p><b>ENVANTERE YENİ GİREN SİLAH SİSTEMLERİ</b></p><p>Aktürk, yerli ve milli savunma sanayisinin kara, deniz, hava ve siber alanlarında geliştirdiği kritik sistemlerle Türk Silahlı Kuvvetlerinin caydırıcılığını ve harekat kabiliyetini güçlendirmeye devam ettiğini vurguladı.</p><p>Bu kapsamda yapılan faaliyetlere ilişkin bilgi veren Aktürk, şunları kaydetti:</p><p>"Geçtiğimiz hafta içerisinde Kara Kuvvetleri Komutanlığımızca muhtelif miktarda, dikine iniş kalkış yapabilen Kamikaze İnsansız Hava Aracı (KİHA) Sistemleri ile 5,56 milimetre hafif makineli tüfeğin muayene ve kabul faaliyetleri tamamlanmıştır. Diğer yandan, 20-23 Ağustos tarihleri arasında Gölcük Deniz Ana Üs ve Gölcük Tersanesi Komutanlıklarımızda düzenlenecek, ülkemizin ve Deniz Kuvvetlerimizin denizlerdeki gücü ile bu alandaki ileri teknolojik yetkinliğini katılımcılarla buluşturacak TEKNOFEST Mavi Vatan'a, gençlerimiz başta olmak üzere tüm halkımızı bekliyoruz."</p><p><b>ÖĞRENCİ VE PERSONEL TEMİNİ</b></p><p>Aktürk, personel ve askeri öğrenci alım faaliyetlerinin planlanan takvime uygun olarak devam ettiğini duyurdu.</p><p>Bu kapsamda 24 Temmuz'da başlayan Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları'nda istihdam edilmek üzere 2026 yılı "3'üncü Dönem Uzman Erbaş Temini", "4'üncü Dönem Teknik Sınıf Uzman Erbaş Temini" ile "2'nci Dönem Sözleşmeli Er Temini" başvurularının 17 Ağustos'a kadar uzatıldığı bilgisini veren Aktürk, şunları kaydetti:</p><p>"Bakanlığımız ile Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğinde, ilkokul ve ortaokul öğrencilerine yönelik düzenlenen 'Kahramanım Mehmetçik ve Vatan' konulu resim yarışmasında halk oylaması devam etmektedir. Öğrencilerimizin bayrağımıza, vatanımıza ve Mehmetçiğimize duydukları sevgi ve bağlılığı sanat yoluyla ifade etmelerine imkan sağlayan yarışma kapsamında seçici kurul tarafından belirlenen eserler Bakanlığımızın X hesabında vatandaşlarımızın beğenisine sunulmuştur. İlkokul kategorisinin ardından ortaokul kategorisinde devam eden halk oylaması yarın sona erecek, yarışma sonuçları ise 21 Ağustos'ta Bakanlığımız ile Milli Eğitim Bakanlığının resmi sosyal medya hesapları ve internet siteleri üzerinden ilan edilecektir."</p><p><b>SORU-CEVAP</b></p><p>MSB'de düzenlenen haftalık basın bilgilendirme toplantısının ardından, Bakanlık tarafından basın mensuplarının sorularına ilişkin açıklama yapıldı.</p><p>Kızıldeniz İttifakı'na ilişkin soru üzerine Bakanlık tarafından "Babülmendep Boğazı'nda seyir serbestisinin sağlanması amacıyla 'Çok Uluslu Deniz Savunma Koalisyonu' kurulmasına yönelik olarak Suudi Arabistan'ın daveti üzerine, 28 Temmuz'da Riyad'da teknik düzeyde, müteakiben 30 Temmuz'da Genelkurmay Başkanları seviyesinde toplantı gerçekleştirilmiştir." açıklaması yapıldı.</p><p>Halihazırda koordinasyon maksadıyla 12-13 Ağustos 2026 tarihlerinde Cidde'de icra edilmekte olan toplantıya Türkiye tarafından katılım sağlandığı ifade edilen açıklamada, Körfez bölgesinde gerginliğin azaltılması ve uluslararası ticaretin kesintisiz sürdürülmesi amacıyla Suudi Arabistan makamlarıyla çalışmalara devam edildiği belirtildi.</p><p><b>HUDUT HATTINDAKİ FAALİYETLER</b></p><p>Hudut hattındaki çalışmalara ilişkin soru üzerine Bakanlık tarafından, "Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, hudutlarımızı 'Hudut Namustur' anlayışıyla her türlü hava ve arazi şartlarında 7 gün 24 saat esasına göre büyük bir özveri ve kararlılıkla korumaktadır. Bu kapsamda hudut karakolları ve üs bölgelerimizde birlik veya personel azaltılması söz konusu değildir." değerlendirmesi yapıldı.</p><p><b>SOMALİ SİLAHLI KUVVETLERİ PERSONELİNE VERİLEN EĞİTİMLER</b></p><p>Bakanlık tarafından, dost ve müttefik ülkelerle imzalanan ikili anlaşmalar kapsamında eğitim ile danışmanlık faaliyetlerinin yürütüldüğü aktarıldı.</p><p>Bu kapsamda, Somali Silahlı Kuvvetleri personeline gruplar halinde "Komando Temel Eğitimi" verildiği ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p><p>"Manisa'da 11 Mayıs-7 Ağustos tarihleri arasında eğitimlerini tamamlayan 1521 personelin mezuniyet töreni, 7 Ağustos'ta Kara Kuvvetleri Komutanımız ile Somali Kara Kuvvetleri Komutanı'nın katılımıyla icra edilmiştir. Mezun olan personelin ülkelerine intikali 10 Ağustos'ta başlamış olup 4 Eylül'e kadar tamamlanması planlanmaktadır. Müteakip eğitim grubu kapsamında, 1523 Somali Silahlı Kuvvetleri personeline 17 Ağustos-9 Kasım tarihleri arasında eğitim verilmesi planlanmaktadır."</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/msb-mekke-anlasmasi-herha-814_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287327</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/bilim-insanlari-kara-delik-yildizi-olarak-tanimladiklari-yeni-bir-kozmik-cisim-kesfetti-287327</link>
      <pubDate>2026-08-13T12:24:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bilim insanları "kara delik yıldızı" olarak tanımladıkları yeni bir kozmik cisim keşfetti]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[Gök bilimciler, Güneş Sistemi büyüklüğünde olduğu tahmin edilen ve parlak kırmızı ışık yayan, "kara delik yıldızı" olarak tanımladıkları yeni bir kozmik cisim keşfettiklerini bildirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bilim insanları "kara delik yıldızı" olarak tanımladıkları yeni bir kozmik cisim keşfetti]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası araştırma ekibi, ABD Havacılık ve Uzay Ajansının (NASA) James Webb Uzay Teleskobu tarafından elde edilen görüntülerden birinde yer alan "MoM-BH*-1" adlı parlak kırmızı ışık yayan cisim üzerinde detaylı incelemeler yürüttü.</p><p>Bilgisayar simülasyonları yardımıyla, cismin, nükleer füzyonla enerji üreten devasa bir yıldız olmadığını tespit eden bilim insanları, Güneş Sistemi büyüklüğünde olduğu tahmin edilen cismin, yoğun gaz tabakasıyla çevrili bir kara delik olabileceğini ortaya koydu.</p><p>Yoğun gazın etkisiyle kozmik cismin, dışarıdan bakıldığında tıpkı bir yıldız gibi ışık yaydığını vurgulayan gök bilimciler, cismin görünüş bakımından dev bir yıldızı andırmasına rağmen bilinen herhangi bir yıldızın üretebileceğinden yaklaşık 100 milyar kat daha fazla enerji yaydığını belirledi.</p><p>Araştırmacılar, Dünya'dan milyarlarca ışık yılı uzakta bulunan cismin, Büyük Patlama'dan yaklaşık 660 milyon yıl sonra oluştuğunun tahmin edildiğini aktardı.</p><p>Çalışmanın başyazarı Massachusetts Teknoloji Enstitüsüne (MIT) bağlı Kavli Astrofizik ve Uzay Araştırmaları Enstitüsünden Dr. Rohan Naidu, "Astrofizik alanında yeni bir cisim türü, bir 'kara delik yıldızı' keşfettik." ifadesini kullandı.</p><p>Naidu, "kara delik yıldızı" olarak tanımladıkları cismin kara deliklerle ilişkilendirilen düzeyde enerji yayarken aynı zamanda yıldızlara özgü bazı özellikler gösterdiğini kaydetti.</p><p>Araştırmanın sonuçları "Nature" bilim dergisinde yayımlandı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/bilim-insanlari-kara-deli-583_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287326</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/turkiyenin-en-cok-vergi-veren-isimleri-belli-oldu-287326</link>
      <pubDate>2026-08-13T12:21:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Türkiye'nin en çok vergi veren isimleri belli oldu]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Dünyanın önde gelen teknoloji şirketlerinden Baykar'ın milli SİHA ihracatında yakaladığı küresel başarı, yöneticilerini üst üste 5'inci kez Türkiye'nin en çok gelir vergisi veren isimleri listesinde zirveye taşıdı. Türkiye'nin en çok gelir vergisi ödeyen isimleri; Selçuk Bayraktar, Haluk Bayraktar ve Rahmi Koç oldu.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Türkiye'nin en çok vergi veren isimleri belli oldu]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gelir İdaresi Başkanlığı, 2025 vergilendirme dönemine ilişkin yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinin değerlendirilmesi sonucunda Türkiye genelinde en fazla vergi beyan eden 100 mükellef listesini açıkladı.</p><p>Türkiye'nin en çok gelir vergisi ödeyen isimleri, Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, Genel Müdürü Haluk Bayraktar, Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç oldu.</p><p>Buna göre, Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar ve Baykar Genel Müdürü Haluk Bayraktar, 2021-2025 yıllarında art arda 5 kez Türkiye'nin en çok gelir vergisi ödeyen mükellefleri oldu.</p><p>2025 vergilendirme döneminde Selçuk Bayraktar 2 milyar 991 milyon 536 bin lira, Haluk Bayraktar da 2 milyar 502 milyon 27 bin lira gelir vergisi beyan etti. İki yöneticinin ödediği toplam gelir vergisi 5 milyar 493,6 milyon lirayı buldu.</p><p>Ödenen vergi, Baykar'ın bir önceki yıl elde ettiği kazançlar üzerinden hesaplanan kurumlar vergisi ve kar dağıtımı stopajının ardından gerçekleşti. Baykar yöneticilerinin 2021'den bu yana ödediği vergi tutarında yaşanan yaklaşık 18 katlık artışta ihracat odaklı büyüme modeli belirleyici oldu.</p><p><b>ÖZ KAYNAKLA SÜRDÜRÜLEBİLİR AR-GE VE YATIRIM</b></p><p>Kuruluşundan bu yana tüm projelerini öz kaynaklarıyla yürüten Baykar, devletten nakit teşvik, hibe veya sipariş garantisi almadan faaliyetlerini sürdürüyor. Şirket, aynı zamanda kuruluşundan bugüne banka kredisi dahi kullanmadan AR-GE ve üretim süreçlerini kazandığı gelirleri yatırıma dönüştürerek finanse ediyor.</p><p>Gelecek vizyonunu uzay teknolojileri dahil yüksek teknolojinin yeni alanlarına yönelten firma, 2003 yılında başlayan AR-GE yolculuğundan bu yana elde ettiği toplam gelirin yaklaşık yüzde 90'ını ihracattan sağladı.</p><p><b>İHRACATTA 2,2 MİLYAR DOLARLIK YENİ REKOR</b></p><p>Savunma ve havacılık sektöründe son 5 yılın ihracat lideri olan Baykar, Bayraktar TB2 SİHA için 36, Bayraktar AKINCI TİHA için 16 ülkeyle olmak üzere toplamda 39 ülkeyle tedarik sözleşmesi imzaladı.</p><p>2021'de 664 milyon dolar olan ihracatını 2022'de 1,2 milyar, 2023 ve 2024'te 1,8'er milyar dolara çıkaran firma, 2025 yılında bu rakamı 2,2 milyar dolara ulaştırdı.</p><p>Cirosunun yüzde 90'ını ihracattan elde eden Baykar, Türkiye genelinde tüm sektörler arasında en çok ihracat yapan ilk 10 firma arasındaki yerini üst üste üçüncü kez korurken, küresel SİHA pazarındaki liderliğini de pekiştirdi.</p><p>Yüksek teknoloji odaklı insan kaynağı yatırımlarını sürdüren şirket, yurt içi ve dışı iştirakleriyle 8 bin 500'den fazla personele de istihdam sağlıyor.</p><p><b>ÜÇÜNCÜ SIRADA MUSTAFA RAHMİ KOÇ YER ALDI</b></p><p>2025 vergilendirme dönemine ilişkin en fazla gelir vergisi beyan eden mükellefler listesinin üçüncü sırasında 830 milyon 795 bin 72 lirayla Koç Holding Şeref Başkanı Mustafa Rahmi Koç bulunuyor.</p><p>Listenin dördüncü sırasında 676 milyon 261 bin 752 lirayla Mehmet Sinan Tara yer aldı.</p><p>Listenin, 5, 6 ve 8'inci sırasındaki kişiler isimlerinin açıklanmasını istemedi.</p><p>Listede yedinci sırada 557 milyon 655 bin 112 lirayla Erman Ilıcak, dokuzuncu sırada 448 milyon 694 bin 701 lirayla Mehmet Cengiz, onuncu sırada 430 milyon 317 bin 466 lirayla Ceyda Lale Tara yer aldı.</p><p><b>KURUMLAR VERGİSİ</b></p><p>2025 yılına ilişkin vergilendirme döneminde en fazla kurumlar vergisi beyan eden mükellefler listesinde de 70 milyar 394 milyon 682 bin lira vergi tahakkuku ile Ziraat Bankası birinci oldu.</p><p>Listenin ikinci sırasındaki kurum isminin açıklanmasını istemezken, 22 milyar 908 milyon 19 bin lirayla Türkiye Vakıflar Bankası üçüncü sırada yer buldu.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/turkiyenin-en-cok-vergi-v-821_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287325</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/iranli-yetkiliden-israil-ve-abdye-ait-gemiler-hurmuz-bogazindan-gecemeyecek-aciklamasi-287325</link>
      <pubDate>2026-08-13T12:15:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[İranlı yetkiliden "İsrail ve ABD'ye ait gemiler Hürmüz Boğazı'ndan geçemeyecek" açıklaması]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu Sekreteri Saidi, İsrail'e ait herhangi bir geminin Hürmüz Boğazı'ndan geçişine izin verilmeyeceğini, ABD'nin de düşmanlık ve tehditlerini sona erdirmeden hiçbir gemisinin Boğaz'dan geçiş yapamayacağını söyledi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[İranlı yetkiliden "İsrail ve ABD'ye ait gemiler Hürmüz Boğazı'ndan geçemeyecek" açıklaması]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu Sekreteri Behnam Saidi, devlet televizyonunda yaptığı konuşmada, "düşman" ülkelere ait gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçişine müsaade edilmeyeceğini belirtti.</p><p>Saidi, "Siyonist rejime ait hiçbir geminin Hürmüz Boğazı'ndan geçiş hakkı yoktur. Hatta bir gemi rejimle bağlantılı olup da başka bir ülkenin bayrağıyla İsrail mallarını taşıyorsa geçiş hakkı olmayacaktır." dedi.</p><p>ABD'ye ait gemilere de Boğaz'dan geçiş izni vermeyeceklerini savunan Saidi, "Suçlu ve saldırgan Amerikan rejimine ait ticari ya da askeri hiçbir geminin de İran'a tehdit oluşturduğu ve İran Silahlı Kuvvetler tarafından düşman olarak tanımlandığı müddetçe Hürmüz Boğazı'ndan geçiş hakkı olmayacak." ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/iranli-yetkiliden-israil--606_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287324</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/enerji-ve-tabii-kaynaklar-bakani-bayraktar-turkiyenin-hedefi-enerjide-disa-bagimliligi-bitirmek-287324</link>
      <pubDate>2026-08-13T12:12:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar: Türkiye'nin hedefi enerjide dışa bağımlılığı bitirmek]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Bakan Bayraktar, "Türkiye'nin hedefi enerjide dışa bağımlılığı bitirmek. Bunu başardığı anda Türkiye ekonomisi çok daha güçlü ve siyasi açıdan da çok daha güçlü bir ülke haline gelecek." dedi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar: Türkiye'nin hedefi enerjide dışa bağımlılığı bitirmek]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Genç Diplomasi Derneği (GDD) tarafından "Krizler Çağında İnsani Diplomasi" temasıyla düzenlenen Bosphorus Diplomasi Forumu'nun 2026 (BDF'26) "Küresel Sistemin Kırılma Noktası: Enerji Diplomasisi" başlıklı panelinde konuştu.</p><p>Gelişmekte olan ülkelerin enerji ihtiyacının arttığını belirten Bayraktar, "Dünyada enerji talebi çok hızlı şekilde artmaya devam ediyor ve enerjisiz bir hayat mümkün değil. Ülkemiz için de öyle. Dolayısıyla bu artan talebi doğru şekilde karşılamak, bunu dış kaynaklarla değil de kendi iç kaynaklarımızla karşılamak bize çok önemli bir ekonomik katkı sağlayacak." dedi.</p><p>Türkiye'nin 2022'de enerji ithalatı için yaklaşık 100 milyar dolar ödediğini dile getiren Bayraktar, şöyle devam etti:</p><p>"Bu dışa ödenen paranın kendi cebimizde kalmasının ekonomik olarak çok önemli bir katkısı var ama onun dışında özellikle jeopolitik anlamda Türkiye'nin kendi kendine yeten bir ülke olması... Çünkü şimdi dünyada çok büyük bir kriz var. İran'da başlayan savaş neyi etkiledi? Hürmüz Boğazı'ndan akışları, petrol, LNG tankerlerinin akışını etkiledi. Şu anda oradan petrolünü sağlayan ülkeler bu anlamda ciddi zorluk yaşamaya başladılar. Türkiye, bu dönemde yüzde 10 enerjisini, petrolünü Hürmüz geçişli tedarik ediyordu. Yüzde 10 olduğu için şu anda Türkiye'de herhangi bir sıkıntı yaşamıyoruz. Ama bu daha yüksek oranlarda olsaydı, ki olan ülkeler var. O zaman belli sıkıntıları yaşayacaktık."</p><p>Bayraktar, enerji tedarikinde sorun yaşayan ülkelerin tüketimlerini azaltmaya başladığını belirterek, "Kendi kaynaklarınızla enerjinizi sağlamak, yerli, yenilenebilir kaynaklarla bunları sağlamak ülkeler için hem stratejik açıdan, jeopolitik açıdan ve de ekonomik açıdan çok büyük katkıları olan bir durum." diye konuştu.</p><p>Türkiye'nin hedefinin enerjide dışa bağımlılığı bitirmek olduğunun altını çizen Bayraktar, "Bunu başardığı anda Türkiye ekonomisi çok daha güçlü ve siyasi açıdan da çok daha güçlü bir ülke haline gelecek." dedi.</p><p><b>ARTAN ELEKTRİK TALEBİNİ KARŞILAMAYA YÖNELİK ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR</b></p><p>Bakan Bayraktar, Türkiye'nin enerjide dışa bağımlılığı bitirmek için birçok alanda çalışmalar yürüttüğünü ve 2035 hedefleri doğrultusunda çalışmaların hız kazandığını dile getirerek, "Petrol arama ve üretim çalışmaları yanında, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji gibi alanlarda da çalışıyoruz. Elektrik konusu güçlü olduğumuz bir konu. Elektrikte üretim yanında enerji tüketimi alanında da dönüşüm geçiriyoruz. Enerjide bağımlılığı azalttıkça petrol ve doğal gaz kaynaklı cari açıkta azaltım sağlayabiliriz. Sonraki hedef de bunu sıfıra indirmek." ifadesini kullandı.</p><p>Küresel enerji talebinin artmaya devam edeceğini belirten Bayraktar, şunları söyledi:</p><p>"Bu dönüşümde yapay zeka, veri merkezleri, robot teknolojileri ve elektrikli ulaşım gibi faktörler nedeniyle küresel elektrik talebinde artış bekleniyor. Elektrikli araçların yaygınlaşması ve deniz suyunu arıtma gibi su kıtlığıyla mücadele yöntemlerinin elektrik talebini artıracağı öngörülüyor. Türkiye, bu artan talebi çevreyle uyumlu bir şekilde, yerli ve yenilenebilir kaynaklarla, nükleer enerjiyle ve verimlilik odaklı stratejilerle karşılamayı hedefliyor."</p><p><b>GABAR, SAKARYA VE AKKUYU OYUN DEĞİŞTİRİCİ PROJELER</b></p><p>Gabar'ın yalnızca petrol üretimi açısından değil, bölgedeki gençlerin ve ailelerin hayatına dokunması bakımından da özel bir yere sahip olduğunu ifade eden Bayraktar, Sakarya Gaz Sahası'nın da Türkiye'nin kendi gemileri, mühendisleri ve jeologlarıyla yürüttüğü çalışmaların sonucu olduğunu dile getirdi.</p><p>Bayraktar, Gabar, Sakarya Gaz Sahası ve Akkuyu'nun Türkiye açısından "oyun değiştirici" ve ülkenin kaderine etki edecek önemli projeler olduğunu vurguladı.</p><p>Karadeniz'deki doğal gaz üretimine ilişkin Bayraktar, "Bu senenin sonunda iki katına çıkacağız. İnşallah Osmangazi birkaç hafta sonra Karadeniz'deki lokasyonuna gidecek. O, üretimi iki katına çıkaracak." dedi.</p><p>Bayraktar, üretim artışıyla dışarıdan alınan ve zaman zaman yüksek maliyetli olan doğal gazın fiyatını düşürmenin mümkün olacağını belirtti.</p><p>Hürmüz'deki gelişmelere işaret eden Bayraktar, "Şimdi Hürmüz'de bir kriz var. LNG tankerleri bize gelmeyebilir. Başka boru hatlarına bir zarar gelebilir. Şu anda dünyada gördüğümüz şey şu, enerji altyapısı kritik ana hedef haline gelmiş." ifadesini kullandı.</p><p>Akkuyu Nükleer Güç Santrali ile Türkiye'nin yaklaşık 70 yıllık nükleer enerji hedefinin gerçeğe dönüştüğünü söyleyen Bayraktar, "İnşallah ilk reaktörde elektrik üretmeye önümüzdeki birkaç ay içinde başlıyoruz. 70 yıllık bir rüya. Türkiye nükleer lige çıkıyor." diye konuştu.</p><p>Bakan Bayraktar, küçük modüler reaktörlerin nükleer enerjinin ikinci çağı olduğunu belirterek, "Türkiye'yi biz artık nükleerde bu yeni çağda kendi enerji teknolojisini kullanabilen, kendisi kendi kaynağını yapabilen bir ülke haline getirmek istiyoruz. Buna Türkiye'nin mühendislik gücünün yeteceğini düşünüyorum. Bu konuda çok ciddi çalışmalar şu anda yapılıyor." dedi.</p><p>Bayraktar, eylül ayında TEKNOFEST kapsamında nükleer teknoloji yarışmasının üçüncüsünün düzenleneceğini de sözlerine ekledi.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/enerji-ve-tabii-kaynaklar-461_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287323</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/ak-parti-kurucular-kurulu-uyesi-binali-yildirim-ak-parti-ideolojik-bir-parti-degil-butun-m-287323</link>
      <pubDate>2026-08-13T12:08:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[AK Parti Kurucular Kurulu Üyesi Binali Yıldırım: AK Parti, ideolojik bir parti değil, bütün milletin partisidir]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[AK Parti Kurucular Kurulu Üyesi Binali Yıldırım, "AK Parti, ideolojik bir parti değil, bütün milletin partisidir. Yani milletin taleplerinden doğan bir partidir. Bizi millet parti yaptı ve daha sonra da iktidar yaptı, sorumluluk verdi." dedi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[AK Parti Kurucular Kurulu Üyesi Binali Yıldırım: AK Parti, ideolojik bir parti değil, bütün milletin partisidir]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>AK Parti Kurucular Kurulu Üyesi ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Aksakallar Konseyi Başkanı Binali Yıldırım, "AK Parti, ideolojik bir parti değil, bütün milletin partisidir. Yani milletin taleplerinden doğan bir partidir. Bizi millet parti yaptı ve daha sonra da iktidar yaptı, sorumluluk verdi." dedi.</p><p>AK Parti'nin 25. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla değerlendirmede bulunan Yıldırım, 25 yıl önce 71 parti kurucusuyla yola çıktıklarını, başlarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın olduğunu ve daha sonra aralarına 52 milletvekilinin daha katıldığını söyledi.</p><p>AK Parti'nin kuruluşundan 14 ay sonra iktidar olduğunu anımsatan Yıldırım, bunu, birçok insanın beklemediğini ifade etti. Yıldırım, AK Parti'nin bu başarısının günlerce tartışıldığını belirterek, bu sorunun cevabını 1990'lı yılların sorunlu günlerinde aramak gerektiğini dile getirdi. O günleri "Artık millet gına getirmiş" diyerek tanımlayan Yıldırım, buna karşın Recep Tayyip Erdoğan'ın, 1994'te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesiyle başta çamur, çukur ve çöp olmak üzere şehrin sorunlarını nasıl çözdüklerini anlattı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/42205161.jpg"/><p><b>"İBB'DEKİ BAŞARI, İKTİDARA GİDEN YOLU AÇTI"</b></p><p>Binali Yıldırım, "İstanbul Büyükşehir Belediyesinde (İBB) ortaya koyduğumuz o başarı, aslında tek başına iktidara, 3 Kasım 2002'ye giden yolu açtı. Çünkü, İstanbul, Türkiye'nin özeti. Türkiye'nin her tarafından insanlar İstanbul'da yaşıyor ve Cumhurbaşkanımızın, Genel Başkanımızın arkadaşlarıyla birlikte ünü, başarısı, bütün ülkeye dalga dalga yayıldı. Buna karşılık merkezi hükümet de her türlü engellemeyi yaptı. O engellemelere rağmen bu başarıldı." diye konuştu.</p><p>Erdoğan ve arkadaşlarının, İstanbul'daki başarısının millete referans olduğunu ifade eden Yıldırım, "AK Parti kurulunca 14 ay sonra insanlar 'İşte aradığımız parti bu' dedi ve 3 Kasım'da bizi iktidara getirdi. Yani AK Parti, ideolojik bir parti değil, bütün milletin partisidir. Yani milletin taleplerinden doğan bir partidir. Bizi millet parti yaptı ve daha sonra da iktidar yaptı, sorumluluk verdi." değerlendirmesinde bulundu.</p><p>Binali Yıldırım, şöyle devam etti:</p><p>"Yani günlük anlatımla AK Parti iktidarında biz, Sayın Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde tabiri caizse şeytan taşlamaktan artakalan zamanlarda memleketin işlerini yaptık. Bir yandan vesayet odaklarıyla uğraştık. Hatırlayın, iş başına gelmişiz. Daha 2 ay olmamış, 8 Ocak 2003'te muhtıra yayımlandı. Ama biz buna hiç itibar etmedik, yolumuza devam ettik ve ilk ciddi vesayet duruşunu 27 Nisan 2007'de elektronik muhtıra. İlk defa Türk siyasetinde olmayan bir şey oldu. Bu muhtırayı iadeli, taahhütlü gönderen bir duruş ortaya koyduk. Dedik ki, 'Ey arkadaşlar, işinize bakın. Bize görevi millet verdi. Eğer bu görevden bizi uzaklaştıracak bir güç varsa bu da millettir. Bunun yeri de sandıktır.' 27 Nisan muhtırasıyla birlikte Türkiye'de muhtıralarla seçilmiş iktidarları işbaşından uzaklaştırma dönemi sona erdi. Aynı şeyi MİT tırlarında, 17-25 Aralık'ta, Gezi olaylarında, 15 Temmuz'da yaşadık. Bir yandan vesayet odaklarıyla mücadele ettik, halkın verdiği emaneti yere düşürmedik, diğer yandan da Türkiye'yi altyapı, ulaştırma, iletişim, sağlık, aklınıza gelen her konuda dünyanın 10 ülkesi arasına soktuk. Nereden? 40. sıralardan 10. sıralara geldik."</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/42205163.jpg"/><p>Yıldırım, "Dünyada halkın iradesiyle seçimle işbaşına gelip millet desteğini eksiltmeden kesintisiz devam eden bir siyasi hareket yok. Osmanlı'da, padişahlıkta bile yok. İnsanlar bizim kaşımıza gözümüze meraklı değil. Neye meraklı? Yapılan hizmetlere. Beklentilerinin karşılanmasına." dedi.</p><p>Milletin AK Parti ile diğer partileri kıyasladığını belirten Yıldırım, "Geçmişte yapılanlara bakıyor. Gelecek beklentilerine bakıyor, karar veriyor. Eğer siz ortaya bir şey koyamamışsanız, bölünmüş yollarla, şehir hastaneleriyle, internetiyle, e-Devlet'iyle, sanayi hamleleriyle, eğitimde yapılan reformlarla, 72 üniversiteden 209 üniversiteye ülkeyi taşımanızla, daha sayamayacağım çok güzel şeyler var. Bütün bunları gördü ve halk dedi ki, 'Kardeşim, benim beklentilerim karşılanıyor. O halde bunu tekrar seçelim.' Öyle öyle geldik 25 yıla." diye konuştu.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/42205162.jpg"/><p><b>"AK PARTİ, HALKIN BEKLENTİLERİNİ KARŞILARKEN TERÖRSÜZ TÜRKİYE'NİN DE ALTYAPISINI HAZIRLADI"</b></p><p>Yıldırım, Başbakan olduğu 2016'da "Terörün, ülkenin son gündem maddesi" olacağına yönelik söz verdiğini anımsatarak, o gün itibarıyla terörle mücadelede savunmadan taarruz yöntemine geçildiğini söyledi.</p><p>Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı gibi harekatların düzenlendiğini belirten Yıldırım, "AK Parti iktidarı, bir yandan halkın beklentilerini karşılarken bir yandan da Terörsüz Türkiye'nin altyapısını hazırladı. Bu yüzyıl, Terörsüz Türkiye yüzyılı olacak diye Cumhurbaşkanı'mız açıkladı. Nitekim terör örgütü neyi gördü biliyor musunuz? Terör örgütü, 'Artık bu ülkede bize ekmek yok. Bırakın bu ülkede, bu ülkenin komşularında da bize ekmek yok. Çünkü Türkiye çok güçlü. Artık biz silah bırakıyoruz, havlu attık' dedi." ifadelerini kullandı.</p><p>Yıldırım, Türkiye'nin terörle mücadeleye 40 yılda 2 trilyon dolardan fazla kaynak harcadığını, bu süreçte 40 bin insanın da hayatını kaybettiğini bildirdi.</p><p>Türkiye'de terör sorununun bitmesiyle olumlu gelişmelerin yaşanacağına işaret eden Yıldırım, şöyle devam etti:</p><p>"Terörsüz Türkiye, altın bir fırsattır. Bunun yasal düzenlemesi de yapılmıştır. Meclisimizi de tebrik ediyorum, yüzde 80'in üzerinde rekor bir destekle çıkmıştır. Bu da halkımızın hissiyatını yansıtmaktadır. Bundan sonraki dönemde artık insanımıza, insanımızın sıkıntılarını ortadan kaldıracak ekonomik projelere, desteklere daha fazla yatırım yapılacak ve terörde kaybettiğimiz insanları artık kaybetmeyeceğiz. Terörde yok ettiğimiz trilyonlarca lira kaynağı gençlerimiz, geleceğimiz, ülkemizin daha müreffeh yarınlara ulaşması için harcayacağız."</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/42205165.jpg"/><p><b>"VATANDAŞ AÇISINDAN DAHA KAPSAYICI HÜKÜMLER GETİRİLEBİLİR"</b></p><p>Başbakanlığı döneminde anayasada köklü bir değişiklik yaparak parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçildiğini anımsatan Yıldırım, "Burada güven ve istikrar var. Artık öyle vesayet odağı falan yok. Güçlü yönetim, güçlü parlamento var." dedi.</p><p>Yıldırım, anayasada ihtiyaçlar doğrultusunda yeni düzenlemeler de yapılabileceğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p><p>"Yerel yönetimler daha da güçlendirilebilir. Vatandaş açısından daha kapsayıcı hükümler getirilebilir. Ama burada kırmızı çizgiler bellidir. Anayasa'nın ilk 4 maddesi, üniter devlet yapısının bozulmaması. Yani öyle federasyondu, oydu, buydu, bunlara kapalıyız. Biz Terörsüz Türkiye yüzyılında halkımızın daha fazla refahı için ve Türkiye'nin hem bölgesel hem de küresel bir güç olması için Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde emin adımlarla yürümeye devam edeceğiz."</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/42205164.jpg"/><p>Teröre harcanmayacak kaynakların kalkınmaya harcanacağını ifade eden Yıldırım, Türkiye'nin savunma sanayisindeki atılımının, bölge ve dünyada güçlü bir ülke olabilmesi yolunda büyük bir kazanım olduğunu söyledi.</p><p>Türkiye'nin, Türk Devletleri Teşkilatı ile İslam İşbirliği Teşkilatı'nın da çok önemli bir üyesi olduğunu anımsatan Yıldırım, şunları kaydetti:</p><p>"Türk dünyası deyince yani öyle küçümsemeyelim. Türk dünyası, Akdeniz'den başlıyor Moğolistan'a kadar 8 bin 500 kilometre uzunluğunda 4,5 milyon kilometrekare yüzölçümlü ve 180 milyon insanın yaşadığı 8 ülkeden ibaret. Diğer ülkelerdeki Türkleri de sayarsak 300 milyondan bahsediyoruz. Dünyanın 10'uncu, 11'inci büyük ekonomisinden bahsediyoruz. Şimdi biz Avrupa Birliği'ne benzer bir modeli adım adım gerçekleştiriyoruz. Bu nedir? İnsanların, sermayenin, malların ve hizmetlerin serbest dolaşması. Bunlar olduğunda herkesin egemenlik hakkı devam edecek. Ayrı ülke, ayrı bayrağı var, ayrı devleti var. Ama artık yüksek gümrük duvarları örmeyeceğiz. Gidiş geliş, ticaret kolaylaşacak. Buradan oluşan refah da bütün bu coğrafyada yaşayan insanlara dağıtılacak."</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/42205166.jpg"/>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/ak-parti-kurucular-kurulu-290_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287322</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/bakan-kurum-her-sehrimize-meydan-yaptik-tarihi-yapilar-uzerinde-titizlikte-calistik-onlar--287322</link>
      <pubDate>2026-08-13T11:58:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bakan Kurum: Her şehrimize meydan yaptık, tarihi yapılar üzerinde titizlikte çalıştık! Onlar bizim kimliğimiz]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, "Her şehrimize meydan yaptık, tarihi yapılar üzerinde titizlikte çalıştık. Çünkü onlar bizim kimliğimizdir." dedi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bakan Kurum: Her şehrimize meydan yaptık, tarihi yapılar üzerinde titizlikte çalıştık! Onlar bizim kimliğimiz]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, COP31 hazırlık etkinlikleri kapsamında düzenlenen Dirençli Şehirler Programı'na katıldı. Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Bakan Kurum, COP31 hazırlıkları, Deprem bölgesinde yeniden inşa edilen şehirler ve Sıfır Atık uygulamasında gelinen noktaya ilişkin açıklamalarda bulundu.</p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/video2-130820269e3d5667.mp4#t=0.5" type="video/mp4"></video><p>COP31 hazırlık etkinlikleri kapsamında düzenlenen Dirençli Şehirler Programında konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, "Verilen sözlerin sahada karşılık bulduğu bir Uygulama COP'u için çok çalışıyoruz" dedi.</p><p><b>"VERİLEN SÖZLERİN SAHADA KARŞILIK BULDUĞU BİR UYGULAMA COP'U İÇİN ÇOK ÇALIŞIYORUZ"</b></p><p>Programa katılan kişileri gördüğünde doğru insanlarla, doğru meseleleri konuşmak üzere bir araya toplandıklarını fark ettiğini ifade eden Kurum,</p><p>"Bir tarafta şehirlerinin sokağını, suyunu, altyapısını bilen belediye başkanlarımız var. Diğer tarafta dünyanın finansman, teknoloji ve bilgi birikimini taşıyan kuruluşlarımız var. Aramızda 93 yıllık uygulama tecrübesiyle İLBANK'ımız var. Bu iş birliği ve dostluk buluşmasını çok kıymetli buluyorum. Peki elimizdeki bu büyük birlikteliği, bize sunulan bu işbirliği imkânını; insanımızın hayatını değiştirecek sonuçlara nasıl dönüştüreceğiz? Biz Türkiye olarak, COP31 Başkanlığımıza ve tarihin omuzlarımıza yüklediği bu sorumluluğumuza işte tam da bu soruyla bakıyoruz. Afrika'nın finansmana erişim sorununu, Pasifik ada devletlerinin varoluşsal kaygılarını, Asya'nın hızla büyüyen şehirlerini, Avrupa'nın iklim uyum ihtiyacını yine aynı sorumluluk duygusuyla ele alıyoruz. Çünkü atmosferin pasaportu yok. Kuraklık sınır kapısında durmuyor. Sel ülke seçmiyor. Bu anlayışla Antalya'da verilen sözlerin sahada karşılık bulduğu bir Uygulama COP'u gerçekleştirmek için çok çalışıyoruz" açıklamalarında bulundu.</p><p><b>"11 İLİMİZİ SİZ BELEDİYELERİMİZİN DE DESTEĞİYLE TARİHİ KÜLTÜREL YERLERİ İLE AYAĞA KALDIRDIK"</b></p><p>COP31 Eylem Gündemlerini temiz enerji dönüşümünden yeşil sanayileşmeye, Sıfır Atık'tan gıda güvenliğine, İklim Uygulama Köprüsü'nden dirençli şehirlere, gençlikten okyanuslara uzanan; insanlığın açık yaralarına merhem olacağına yürekten inandıkları 10 başlık etrafında şekillendirdiklerini belirten Kurum, açıklamalarına şu şekilde devam etti:</p><p>"Hedefimiz çok açık ve net her şart, her zorluk altında; çalışan çözümleri büyüteceğiz, taahhüdü projeye, projeyi yatırıma, yatırımı insana ulaştıracağız. Ve Antalya'da, dünyanın birbirine ne anlatacağını konuşmakla yetinmeyeceğiz; dünyanın birlikte ne yapacağını da, bir insanlık borcu olarak ortaya koyacağız. İklim meselesine bakarken kendi yaşadıklarımızı da hatırlıyoruz. Türkiye yangını gördü, seli yaşadı, kuraklıkla mücadele etti, aşırı sıcaklıklarla karşılaştı. Bütün bunlar bize önemli bir ders verdi: Afetleri önceden hesaplayan, riski azaltan, kaynağını doğru yöneten bir şehircilik anlayışı kurmak zorundayız. Tabii en acı tecrübeyi de 6 şubat'ta yaşadık. 6 Şubat 2023 belki de tarihimizin en uzun günüydü. 11 ilimizde, 14 milyon insanımız bu felaketten doğrudan etkilendi. 110 bin kilometrekarelik geniş bir alanda büyük bir yıkımla karşı karşıya kaldık. Binlerce canımızı kaybettik. Yüzbinlerce bina kullanılamaz hale geldi. O günlerde insanlarımız evlerinin eski yerini bile bulmakta zorlandı; bu acı hepimizin hafızasına kazındı. Ama biz o en uzun gecede bile umudumuzu kaybetmedik. 650 bin yardım görevlisi, lojistik çalışanı ve arama kurtarma personeliyle sahadaydık. 200 bin mimar, mühendis ve işçiyle tek yürek olduk. Fedakâr insanlarımızın emeği karanlık anlarımızda ışık oldu. Devlet ve millet el ele verdi; asrın dayanışmasını asrın inşa seferberliğine dönüştürdük. Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman, Malatya başta olmak üzere 11 ilimizi siz belediyelerimizin de desteğiyle tarihi kültürel yerleri de dahil olmak üzere ayağa kaldırdık."</p><p><b>"ÜRETİM HIZIMIZI SAATTE 23, GÜNDE 550 KONUTA ULAŞTIRDIK"</b></p><p>İLBANK la beraber 11 bin kilometrelik alt yapıyı yenilediklerini ifade eden Kurum, "Okullar, camiler, çarşılar inşa ettik. Meseleye hep bütüncül baktık, "Meydanlar şehirlerin kimliğidir." dedik, her şehrimize meydanlar yaptık. Tarihi yapılar üzerinde titizlikle çalıştık. En önemli hedefimiz ise vatandaşımızın bir an önce başını yuvasına sokmasıydı. Onun için tüm bu çalışmaları yaparken üretim hızımızı saatte 23, günde 550 konuta ulaştırdık. 27 Aralık 2025 itibarıyla 11 ilimizde toplam 455 bin konut ve iş yerini tamamlayarak hak sahibi vatandaşlarımıza teslim ettik. Size 455 bin konutu şöyle anlatayım. Nüfus bakımından Litvanya, yüzölçümü açısından Bulgaristan, İzlanda kadar bir ülkeyi 2 yılda alt yapısı, okulları, iş yerleri, parkları, ibadethaneleri; topyekun bir şehircilik anlayışıyla yeniden inşa ettik. İnşa çalışmamızın her aşamasında çevremizi koruyarak adım attık. Enkaz atıklarını yeniden değerlendirmek için devasa bir geri dönüşüm merkezi kurduk; atıkları dönüştürdük, dönüştürüyoruz. Yaptığımız 500 bine yakın evin tamamı iklim dirençlidir, Sıfır Atık uyumludur, enerji verimlidir. İnanın kolay değildi. Kapsamlı bir koordinasyon, büyük bir azim ve kararlılıkla çok şükür buralara geldik" ifadelerini kullandı.</p><p><b>"SIFIR ENERJİLİ BİNA KONSEPTİYLE ENERJİ TÜKETİMİNİ YÜZDE 39 AZALTTIK"</b></p><p>Dirençli şehirler için yeni finansman mekanizmaları geliştirmek zorunda olduklarını belirten Kurum, "Dirençli altyapı ve bina standartlarını küresel ölçekte yaygınlaştırmalıyız. Yeşil bina sertifikasyon sistemlerini güçlendirmeliyiz. Biz, depremden etkilenen 11 ilimizde tam da bu anlayışla hareket ettik. Tarihin en büyük kentsel yeniden inşa sürecini, yeni bir yol haritasına dönüştürdük ve deprem sonrası tasarladığımız sıfır enerjili bina konseptiyle enerji tüketimini yüzde 39, sera gazı emisyonunu yüzde 36 azalttık. COP31 sürecinde tüm bu başlıkları ölçülebilir hedeflerle somut uygulamalara dönüştürecek adımı atacağız. Cop31 başkanlığı olarak; dünyaya hedef sunmakla kalmayacak; uygulanmış örnekler, ölçülmüş sonuçlar ve ölçeklendirilebilir bir model de önereceğiz" dedi.</p><p><b>"DÖNÜŞTÜRDÜĞÜMÜZ AMBALAJ SAYISI 100 MİLYONU GEÇTİ"</b></p><p>Depozito İade Sistemiyle (DOA), yepyeni bir evreye geçtiklerini ve DOA ile Sıfır Atık'ı günlük hayatın her alanına taşıdıklarını ifade eden Kurum, açıklamalarına şu şekilde devam etti:</p><p>Bugüne kadar dönüştürdüğümüz ambalaj sayısı 100 milyonu geçti. İnşallah milletimizin çok sevdiği DOA'yı daha da büyütecek, yaygınlaştıracak, etki alanını artıracağız. Türkiye'nin belediyeleri sudan ulaşıma, atıktan enerjiye, afet yönetiminden sosyal hizmetlere kadar çok farklı alanlarda sınanmış, büyük bir uygulama kapasitesine sahiptir. Ve biliyoruz ki; merkezi yönetimle güçlü bir yerel yönetim aynı hedefte buluştuğunda başarılmayacak hiç bir şey yok. Bizler her zaman sizlerin yanındayız. Şu anda, Asya Kalkınma Bankası ve diğer çözüm ortaklarımızla birlikte; yaklaşık 2,5 milyar euro'luk finansman paketleri üzerinde çalışıyoruz. İnşallah çok yakın zamanda sonuç alacak, belediyelerimizin su kayıp kaçaklarının azaltılması, atık suların arıtılması ve yeniden kullanılması, yenilenebilir enerji yatırımları, ulaşım ve atık bertarafı çalışmaları için gereken desteği vereceğiz."</p><p>Uluslararası finans dünyasının temsilcilerine işbirliği çağrısında bulunan Bakan Kurum, birlikte proje hazırlayıp risk alarak uygulama ve sonuçları ölçme anlayışıyla ulusal iklim hedeflerini yatırım yapılabilir projelere dönüştürmek ve finansmanın sahaya daha hızlı ulaşmasını sağlamak istediklerini belirtti.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/direncli-sehirler-program-759_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287321</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/nebraskadaki-siradan-tepecigin-altinda-ne-var-1969da-topraga-gomduler-287321</link>
      <pubDate>2026-08-13T11:46:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Nebraska'daki sıradan tepeciğin altında ne var? 1969'da toprağa gömdüler]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Nebraska'nın Hallam kasabası yakınlarında, 1960'lı yıllarda gömülen deneysel bir nükleer reaktör, bugün hâlâ federal gözetim altında tutuluyor. ABD Enerji Bakanlığı, bu alanı 2090 yılına kadar izlemeye devam etmeyi planlıyor. Gömülü reaktörün varlığı, nükleer enerjinin riskli geçmişine dair çarpıcı bir örnek oluşturuyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Nebraska'daki sıradan tepeciğin altında ne var? 1969'da toprağa gömdüler]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Nebraska'nın Hallam kasabası yakınlarında, 1969 yılında yerin altına gömülen deneysel bir nükleer reaktör, aradan geçen onlarca yıla rağmen hâlâ sessizliğini koruyor. ABD Enerji Bakanlığı'nın sıkı gözetimi altındaki bu alan, 1.4 dönümlük düz bir çimen tepeciğiyle dışarıdan bakıldığında sıradan görünse de, altında Amerika'nın erken nükleer enerji denemelerinin kalıntılarını barındırıyor. 1960'lı yıllarda, Atom Enerjisi Komisyonu'nun öncülüğünde kurulan ve kısa ömürlü olan Hallam Nükleer Enerji Tesisi, teknik arızalar nedeniyle sadece iki yıl çalışabildi. Ardından, reaktörün en tehlikeli parçaları yerinde mühürlenerek, tüm yer altı yapısı altı fit toprak tabakasıyla kaplandı. Federal düzenleyiciler, bu alanı en az bir yüzyıl boyunca izlemeye devam edeceklerini belirtiyor. Hallam reaktörünün gömülü kalması, nükleer enerjinin deneysel döneminin Amerika'daki izlerini günümüze taşıyor.</p><h3>ABD Enerji Bakanlığı: Hallam reaktörü 2090'a kadar gözetim altında</h3><p>Hallam Nükleer Enerji Tesisi'nin bulunduğu alan bugün ABD Enerji Bakanlığı'nın Miras Yönetimi Ofisi tarafından yönetiliyor. Yetkililer, gömülü reaktörün çevresel güvenliğini sağlamak amacıyla düzenli olarak yer altı suyu örneklemesi yapıyor ve çimen tepeciğinin erozyona karşı durumunu denetliyor. Alanın radyoaktif kalıntıları, zaman içinde çevreye zarar vermemesi için sürekli kontrol ediliyor. Enerji Bakanlığı, radyoaktif bozunma sürecine göre, bölgenin 2070 yılı civarında tamamen serbest bırakılabileceğini öngörüyor. Ancak, bazı anlaşmalar ve güvenlik protokolleri gereği, gözetim süresi 2090 yılına kadar uzayabilir. Bu süreçte, alanda herhangi bir radyoaktif sızıntı olup olmadığı titizlikle takip ediliyor. Hallam reaktörü, ABD'nin nükleer enerji tarihindeki tehlikeli miraslarından biri olarak federal gözetim altında tutulmaya devam ediyor.</p><h3>Teknik sorunlar Hallam reaktörünün ömrünü kısalttı</h3><p>1950'li yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri Atom Enerjisi Komisyonu, Hallam kasabasının yakınında deneysel bir nükleer enerji santrali inşa etti. Bu tesis, sodyum soğutmalı ve grafit moderatörlü bir reaktörün ticari şebekeye güvenilir elektrik sağlayıp sağlayamayacağını test etmek amacıyla kuruldu. Ancak, Hallam reaktörü kısa sürede ciddi teknik sorunlarla karşılaştı. Özellikle grafit moderatörde yaşanan arızalar, reaktörün sadece iki yıl çalışabilmesine neden oldu. 1962'de faaliyete geçen reaktör, 1964'te kapatıldı. Atom Enerjisi Komisyonu, araştırma hedeflerinin tamamlandığını açıklasa da, reaktörün beklenen performansı göstermemesi ve güvenlik riskleri nedeniyle operasyonlar sonlandırıldı. Hallam reaktörü, Amerika'nın nükleer enerji alanındaki deneysel cesaretini ve karşılaşılan teknik güçlükleri simgeliyor.</p><h3>Devre dışı bırakma süreci: Gömülü reaktörün ardındaki mühendislik</h3><p>Hallam reaktörünün kapatılmasının ardından, devre dışı bırakma ve sökme işlemleri 1967'den 1969'a kadar sürdü. Ekipler, yer üstündeki tüm yapıları söktü, sodyum soğutucuları ve radyoaktif malzemelerin büyük bölümünü alandan çıkardı. Ancak, bazı tehlikeli bileşenler güvenli şekilde taşınamayacak durumda olduğu için, yer altındaki reaktör binasında üç ayrı kontaminasyon bölgesine mühürlendi. Bu alanlar, reaktör kabı, yakıt depolama tüpleri ve hasarlı moderatör elemanlarını içeriyor. Mühendisler, içeride kalan sodyumu devre dışı bırakmak için buhar kullandı ve hidrojen gazı oluşma riskine karşı önlem aldı. Tüm yapı, suyun geçişini engelleyecek şekilde toprakla örtüldü ve çimenle kaplandı. Reaktörün tam konumu ve yapısı, gelecekteki nesillerin bilgiye ulaşabilmesi için paslanmaz çelik kutular içinde belgelenip saklandı.</p><h3>Federal gözetim: 100 yıl sürecek nükleer miras</h3><p>Bugün Hallam reaktörünün bulunduğu alan, aktif bir kömür santralinin hemen yanında sessizce varlığını sürdürüyor. ABD Enerji Bakanlığı'nın yürüttüğü gözetim programı kapsamında, bölgenin çevresel güvenliği için periyodik testler ve gözlemler yapılıyor. Gömülü reaktör, nükleer atıkların uzun süreli yönetimi konusunda Amerika'nın karşılaştığı zorlukların canlı bir örneği olarak öne çıkıyor. Enerji Bakanlığı, alanın 2070'te serbest bırakılması ihtimalini değerlendirirken, bazı anlaşmalar gözetimin 2090'a kadar sürebileceğini belirtiyor. Bu süreçte, reaktörün çevreye zarar vermemesi ve radyoaktif maddelerin kontrol altında tutulması için kapsamlı önlemler uygulanıyor. Hallam reaktörü, sadece teknik bir başarısızlık değil, aynı zamanda nükleer enerjinin toplumsal ve çevresel etkileri açısından da önemli bir deneyim olarak kayıtlara geçti.</p><h3>Hallam örneği: Amerika'nın nükleer geçmişine sessiz bir tanıklık</h3><p>Hallam reaktörü, Amerika'nın nükleer enerjiye yönelik erken dönem deneylerinin sıradışı bir hatırası olarak varlığını sürdürüyor. Benzer şekilde, Ohio'daki Piqua gibi tesisler de kısa süreli çalışmanın ardından yerinde gömülerek kapatıldı. Bu tür deneysel projeler, nükleer teknolojinin hangi tasarımlarının ticari kullanıma uygun olabileceğini belirlemeye yönelik önemli adımlar olarak tarihe geçti. Ancak, Hallam reaktörünün gömülü kalması, nükleer enerjinin risklerinin ve uzun vadeli sonuçlarının unutulmaması gerektiğini hatırlatıyor. Çimen tepeciği altında yatan bu nükleer miras, Amerika'nın enerji arayışında göze aldığı cesur adımların ve beraberinde getirdiği karmaşık sorumlulukların simgesi olarak dikkat çekiyor. Hallam, sıradan bir alan görüntüsünün ardında, Amerika'nın nükleer geçmişine ve gelecekteki enerji politikalarına dair önemli mesajlar barındırıyor.</p><p>Sonuç olarak, Nebraska Hallam'da gömülü kalan nükleer reaktör, nükleer enerjinin deneme-yanılma döneminin ve alınan risklerin günümüze yansıyan bir anıtı olarak öne çıkıyor. ABD Enerji Bakanlığı'nın yürüttüğü titiz gözetim, alanın güvenliğini ve çevresel sürdürülebilirliğini sağlamak için devam ediyor. Hallam reaktörü, nükleer enerjiyle ilgili alınan derslerin ve bu mirasın gelecek nesillere aktarılmasının önemine işaret ediyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/nebraskadaki-siradan-tepe-246_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287320</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/bakteri-yokken-bile-iltihap-neden-suruyor-287320</link>
      <pubDate>2026-08-13T11:42:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bakteri yokken bile iltihap neden sürüyor?]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Chicago Üniversitesi'nde yürütülen yeni bir araştırma, mitokondrial proteinlerin bağışıklık sistemini bakteriyel saldırı varmış gibi harekete geçirdiğini ortaya koydu. Bu bulgu, iltihabın kaynağına dair önemli ipuçları sunarken, mitokondri kökenli proteinlerin insan sağlığı üzerindeki etkisine dikkat çekiyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bakteri yokken bile iltihap neden sürüyor?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Chicago Üniversitesi'nde gerçekleştirilen kapsamlı bir çalışma, mitokondrial proteinlerin bağışıklık sistemini bakteriyel bir tehdit algısı oluşturacak şekilde uyardığını gözler önüne serdi. Araştırmacılar, mitokondrilerden salınan belirli proteinlerin, vücutta gerçek bir enfeksiyon olmadan bile iltihaplanmayı tetikleyebildiğini tespit etti. Bu beklenmedik bulgu, mitokondrilerin evrimsel geçmişinin, günümüzde otoimmün hastalıklar ve enfeksiyon sonrası devam eden iltihaplanma süreçlerinde nasıl rol oynadığını anlamak açısından büyük önem taşıyor. Özellikle, mitokondrial proteinlerin bağışıklık hücrelerini yanıltarak gereksiz bir iltihap yanıtı başlatabileceği ortaya çıktı. Bu durum, hastalıkların seyrini ve tedavi yaklaşımlarını derinden etkileyebilecek yeni bir mekanizmayı gündeme getiriyor.</p><h3>Dr. Jalees Rehman: 'Mitokondriler bağışıklık sistemini yanıltıyor'</h3><p>Çalışmanın baş araştırmacısı Dr. Jalees Rehman, iltihabın sadece enfeksiyon sırasında değil, enfeksiyon ortadan kalktıktan sonra da devam edebildiğine dikkat çekti. Dr. Rehman, antibiyotik tedavisiyle bakteriler yok edilse bile, bazı hastalarda bağışıklık sisteminin iltihap üretmeyi sürdürdüğünü vurguladı. Bu süreçte, mitokondrial proteinlerin merkezi bir rol oynadığı belirtildi. Rehman'a göre, mitokondrilerin antik kökenleri, onların bazı bakteriyel özelliklerini günümüze taşımasına neden oldu. Araştırmada, mitokondriler tarafından üretilen proteinlerin, bakteriyel proteinlerde de bulunan formil grubu adı verilen bir kimyasal etiket taşıdığı tespit edildi. Bağışıklık sistemi, bu formil gruplarını bir tehlike sinyali olarak algılıyor ve bu durum, nötrofiller başta olmak üzere bağışıklık hücrelerinin enfeksiyon bölgesine yönelmesini sağlıyor. Mitokondrial proteinler, bu sinyali taklit ederek enfeksiyon olmadan da iltihap sürecini başlatabiliyor.</p><h3>Mitokondrial proteinler iltihabı nasıl tetikliyor?</h3><p>Chicago Üniversitesi ekibi, akut akciğer iltihabı modellerinde yaptığı deneylerde, canlı bakteri bulunmayan ortamlarda bile kandaki mitokondrial protein seviyelerinin yükseldiğini gözlemledi. Bu proteinlerin, vücudun kendi mitokondrilerinden salındığı belirlendi. Endotelyal hücreler, Pink1 adlı bir protein aracılığıyla hasar görmüş mitokondrileri temizlerken, bu süreçte mitokondrial proteinlerin dolaşıma geçtiği saptandı. Araştırmacılar, insan nötrofillerini bu proteinlerle karşılaştırdığında, bağışıklık hücrelerinin bakteriyel bir saldırı varmış gibi aktifleştiğini ve yüksek düzeyde oksidatif stres ürettiğini kaydetti. Oksidatif stres, dokulara zarar verebilen bir yan etki olarak öne çıkıyor. Dr. Rehman, bu mekanizmanın, enfeksiyon sonrası dahi iltihabın neden devam ettiğini açıklayabileceğini ifade etti. Ayrıca, Pink1 proteini devre dışı bırakıldığında, mitokondrial protein seviyeleri ve akciğerde nötrofil birikimi belirgin şekilde azaldı; bu da hayatta kalma oranlarını olumlu etkiledi.</p><h3>Mitokondrial proteinlere karşı yeni tedavi umutları</h3><p>Çalışmanın sonuçları, endotelyal hücrelerin beklenmedik bir şekilde iltihap sinyali kaynağı olabileceğini ortaya koydu. Mitokondrial proteinlerin bağışıklık yanıtlarını artırıcı etkisi, özellikle şiddetli enfeksiyonlarda ve kronik iltihaplı hastalıklarda tedavi stratejilerinin yeniden gözden geçirilmesini gerektiriyor. Araştırmacılar, mitokondrial proteinlerin salınımını veya etkisini engelleyen ilaçların geliştirilmesinin, yüksek düzeyde iltihap yaşayan hastalar için umut vadettiğini belirtiyor. Gelecekte yapılacak çalışmaların, bu yeni mekanizmanın insan sağlığı üzerindeki etkilerini daha ayrıntılı biçimde ortaya koyması bekleniyor. Dr. Rehman, hücrelerin evrimsel geçmişinin modern hastalıkların anlaşılmasında ve tedavisinde yeni yollar açabileceğini vurguladı. Bu bulgular, mitokondrial proteinlerin sadece enerji üretiminde değil, aynı zamanda bağışıklık sistemiyle ilişkili hastalıkların oluşumunda da önemli bir rol oynadığını gösteriyor.</p><p>Sonuç olarak, Chicago Üniversitesi'nin bu araştırması, mitokondrial proteinlerin bağışıklık sistemi üzerindeki etkisini ve iltihap süreçlerindeki rolünü ortaya koyarak, gelecekteki tedavi yöntemleri için yeni bir kapı araladı. Mitokondrilerin antik kökenlerinden gelen özelliklerinin, günümüzde insan sağlığı üzerinde nasıl etkili olabileceği bir kez daha gözler önüne serildi. Araştırmacılar, mitokondrial proteinlerin hedef alınmasının, iltihapla ilişkili hastalıklarda devrim yaratabilecek yaklaşımlar sunabileceğini düşünüyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/bakteri-yokken-bile-iltih-948_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287319</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/demir-yolu-tasimaciligina-yonelik-yilin-ilk-yarisinda-91-denetim-yapildi-287319</link>
      <pubDate>2026-08-13T11:41:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Demir yolu taşımacılığına yönelik yılın ilk yarısında 91 denetim yapıldı]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca, demir yolu sektöründe emniyetin güçlendirilmesi ve hizmet kalitesinin artırılması için bu yılın ocak-haziran döneminde 91 denetim gerçekleştirilirken, yılın ikinci yarısında 135 denetim yapılması hedefleniyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Demir yolu taşımacılığına yönelik yılın ilk yarısında 91 denetim yapıldı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının 2026 yılına ilişkin Kurumsal Mali Durum ve Beklentiler Raporu'ndan yapılan derlemeye göre, demir yolu taşımacılığında daha iyi hizmet verilebilmesi için Bakanlığın denetim çalışmaları aralıksız devam ediyor.</p><p>Buna göre, yılın ocak-haziran döneminde demir yolu taşımacılığı yapan firmalar, yolcu hakları ile kamu hizmeti yükümlülüğü sözleşmesi gibi alanlarda 19 denetim gerçekleştirildi. Bu kapsamda, 15 demir yolu işletmecisi, 19 gar ve istasyon ile 7 yolcu treni de denetlendi.</p><p>Ayrıca, söz konusu dönemde demir yolu emniyetinin güçlendirilmesi, sertifikasyon ve tescil süreçlerinde uygulama birliğinin sağlanması, teknik denetim kapasitesinin geliştirilmesi ve kamu hizmet kalitesinin artırılması amacıyla faaliyetler yürütüldü.</p><p>Bu çerçevede, 4 emniyet yönetim sistemi denetimi, 12 tren makinisti yeterlilik kontrolü, 15 emniyet açısından kritik görevli personel yeterlilik kontrolü, 27 bakımdan sorumlu kuruluşlara yönelik teknik denetim, 8 demir yolu altyapı bakım denetimi, 6 tescil öncesi araç tespiti ve teknik saha incelemesi olmak üzere 72 faaliyette bulunuldu.</p><p>Bakanlıkça, demir yolu sektöründe emniyetin güçlendirilmesi ve hizmet kalitesinin artırılması amacıyla yılın ilk 6 ayında yapılan denetim sayısı 91 oldu.</p><p><b>YILIN İKİNCİ YARISINDA YAPILACAK FAALİYETLER</b></p><p>Bakanlık yılın ikinci yarısında da demir yolu sektörüne yönelik faaliyetlerine devam edecek.</p><p>Yıl sonuna kadar planlı denetimlerin tamamlanması, belge ve tescil süreçlerinde hizmet kalitesinin artırılması, mevzuat ve teknik şartname çalışmalarının olgunlaştırılması, risk esaslı denetim modelinin güçlendirilmesi ve dijitalleşme çalışmalarının ilerletilmesi amaçlanıyor.</p><p>Yılın ikinci yarısında da bakımdan sorumlu kuruluşlara yönelik 63, demir yolu altyapısının bakımına yönelik 6, emniyet yönetim sistemine yönelik 8, kritik personele yönelik 21, tren makinistlerine yönelik 14 olmak üzere 112 denetim yapılması hedefleniyor.</p><p>Ayrıca 2026 yılı denetim planında yer alan Demir Yolu İşletmeciliği Yetkilendirme Yönetmeliği kapsamında faaliyet gösteren işletmecilere yönelik 15, yolcu hakları kapsamında 4, kamu hizmeti yükümlülüğü kapsamında 4 olmak üzere 23 denetim yapılması planlanıyor.</p><p>Böylece, Bakanlıkça yılın ikinci yarısında 135 denetim yapılması öngörülüyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/demir-yolu-tasimaciligina-552_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287318</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/abdde-fuzyon-enerjisinin-kritik-sorununa-cozum-icin-yeni-tesis-kuruluyor-hedef-trityum-uretimi-287318</link>
      <pubDate>2026-08-13T11:41:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[ABD'de füzyon enerjisinin kritik sorununa çözüm için yeni tesis kuruluyor! Hedef trityum üretimi]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[Japon teknoloji şirketi Kyoto Fusioneering, ABD'nin Doğu Tennessee eyaletinde Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı iş birliğiyle kuracağı UNITY-3 tesisiyle nükleer füzyonun en kritik sorunlarından biri olan trityum üretimine çözüm arıyor. Bu girişim, ABD Enerji Bakanlığı'nın desteğiyle, küresel enerji sektöründe yeni bir dönemin kapılarını aralayabilir.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[ABD'de füzyon enerjisinin kritik sorununa çözüm için yeni tesis kuruluyor! Hedef trityum üretimi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Japonya merkezli ileri teknoloji firması Kyoto Fusioneering, ABD'nin Doğu Tennessee bölgesinde Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı ile ortaklaşa yürüteceği UNITY-3 adlı yeni test tesisiyle nükleer füzyon teknolojisinin en zorlu sorunlarından biri olan trityum üretimine odaklanıyor. Proje, ABD Enerji Bakanlığı'nın finansal desteği ve Tennessee'nin Nükleer Enerji Tedarik Zinciri Yatırım Fonu'nun katkılarıyla hayata geçiyor. 2026 yılı başında imzalanan ilk anlaşmanın ardından, Kyoto Fusioneering'in ABD'deki ana ofisini bölgeye taşımasıyla birlikte, Oak Ridge'de kurulacak UNITY-3 tesisi, nükleer füzyon reaktörleri için kritik öneme sahip trityum üretim teknolojilerini test edecek. Şirket, bu tesiste geliştireceği yöntemlerle, doğada neredeyse hiç bulunmayan trityumun verimli ve güvenli biçimde üretilmesini hedefliyor.</p><h3>Kyoto Fusioneering: Trityum üretiminde yeni dönem başlatılıyor</h3><p>Kyoto Fusioneering, Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı ile birlikte yürüteceği UNITY-3 projesiyle küresel nükleer füzyon sektöründe çığır açmayı amaçlıyor. UNITY-3'ün temel hedefi, füzyon reaktörlerinin yakıt ihtiyacını karşılayan trityumun, reaktör çevresine sarılan ve lityum içeren özel bir kabuk aracılığıyla üretilmesini sağlamak. Bu kabuk, "üreme örtüsü" olarak biliniyor ve füzyon reaksiyonundan yayılan nötronları lityumun içine hapsederek taze trityum oluşturuyor. Trityum üretimi, nükleer mühendislikte en az gelişmiş alanlardan biri olarak öne çıkıyor; bu nedenle UNITY-3'teki testler, ticari füzyon santrallerinin hayata geçmesi için kritik bir eşik anlamı taşıyor. Proje kapsamında, tam ölçekli enerji santrali kurulmadan önce, trityum üretim sistemlerinin güvenilirliği ve verimliliği deneysel olarak ölçülecek. Bu sayede, gelecekteki reaktörlerin yakıt döngüsü ve emniyeti konusunda önemli bir yol haritası oluşturulacak.</p><h3>Oak Ridge'de yüksek enerjili nötron testleriyle kritik veri toplanıyor</h3><p>UNITY-3 tesisi, geniş hacimli ve yüksek enerjili füzyon nötronları üreten bir parçacık hızlandırıcısı ile donatılacak. Araştırmacılar, bu ortamda farklı prototip üreme örtülerini test ederek, elde edilen trityum miktarını ve nötronların malzemeler içindeki hareketini ayrıntılı biçimde analiz edecek. Elde edilen veriler, mühendislerin gelecekteki füzyon reaktörlerinin tasarımında kullandığı bilgisayar modellerinin doğruluğunu artıracak ve simülasyonları gerçeğe daha yakın hale getirecek. ABD Enerji Bakanlığı'nın Füzyon Bilimi ve Teknoloji Yol Haritası'nda da vurgulandığı gibi, trityum üretimine yönelik örtü testleri, ülkenin enerji planlarında öncelikli bir teknik boşluk olarak tanımlanıyor. UNITY-3, bu boşluğu dolduracak donanıma ve ölçüm kapasitesine sahip dünyadaki tek tesis olma özelliğini taşıyor. Ayrıca, burada elde edilen yüksek doğruluklu bilimsel veriler, Enerji Bakanlığı'nın Genesis Misyonu ve AI-Füzyon Dijital Birleşim Platformu'nda yapay zeka modellerinin eğitilmesinde kullanılacak. Bu dijital araçlar, reaktörlerin performansını simüle ederek mühendislik süreçlerini hızlandıracak.</p><h3>Kyoto Fusioneering'in küresel test stratejisinde üçüncü aşama</h3><p>UNITY-3 projesi, Kyoto Fusioneering'in "UNITY programı" adı verilen kapsamlı test stratejisinin üçüncü ve en kritik aşamasını oluşturuyor. Şirket, her bileşeni tek bir yerde denemek yerine, farklı fiziksel süreçleri çeşitli ülkelerdeki özel tesislerde izole biçimde test ediyor. Programın ilk adımı olan UNITY-1, Japonya'nın Kyoto kentinde nükleer olmayan sıvı metal sistemlerinin ısı transferi ve manyetik alanlardaki akışını inceliyor. İkinci aşama UNITY-2 ise Kanada'nın Ontario kentinde, Kanadalı Nükleer Laboratuvarlar ve Savannah Nehri Ulusal Laboratuvarı ile birlikte sürekli trityum yakıt işleme döngüsünü uygulamalı olarak gösteriyor. UNITY-3 ile birlikte, nötron dinamiği, trityum üretiminin doğrulanması ve sadece gerçek bir füzyon-nötron ortamında gözlemlenebilen dönüşüm etkileri test ediliyor. Bu yaklaşım, ticari ölçekte füzyon reaktörlerinin güvenli ve sürdürülebilir şekilde çalışabilmesi için gereken bilimsel altyapının oluşturulmasına büyük katkı sağlıyor.</p><h3>ABD nükleer enerji sektöründe iş birliği ve yerel kalkınma</h3><p>Kyoto Fusioneering'in Doğu Tennessee'ye taşınması, sadece teknolojik bir adım değil; aynı zamanda ABD'nin nükleer enerji sektöründe iş gücü, tedarik zinciri ve yerel sanayiyle bütünleşme açısından da stratejik bir hamle olarak görülüyor. Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı'ndaki araştırmacılar ve bölgedeki nükleer uzmanlar, UNITY-3 projesinin hayata geçirilmesinde aktif rol üstleniyor. Ayrıca, General Atomics, Realta Fusion, OpenStar Technologies, Thea Energy, Xcimer Energy ve Type One Energy gibi önde gelen füzyon şirketleri de bu tesisi tasarımlarını test etmek için ortak bir platform olarak kullanıyor. Kyoto Fusioneering, Japonya'daki ileri füzyon donanımını ve üretim kabiliyetini ABD'nin yerel sanayi ağına entegre ederek, küresel enerji teknolojisinde iki ülke arasında köprü kuruyor. Bu iş birliği, ABD'nin enerji bağımsızlığını artırma ve yeni nesil temiz enerji çözümlerine geçişte kritik bir rol oynayabilir.</p><p>Sonuç olarak, Oak Ridge'de kurulacak UNITY-3 tesisi, nükleer füzyonun ticari olarak uygulanabilmesi için en büyük engellerden biri olan trityum üretimi sorununa bilimsel ve teknik bir çözüm sunma potansiyeline sahip. Kyoto Fusioneering'in liderliğinde yürütülen bu uluslararası iş birliği, ABD'nin enerji geleceğinde sürdürülebilirlik ve inovasyon açısından yeni bir dönemin başlangıcı olabilir. Trityum üretimindeki ilerleme, hem ABD'nin hem de küresel enerji sektörünün temiz ve güvenli enerji hedeflerine ulaşmasında belirleyici bir unsur olacak.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/abdde-fuzyon-enerjisinin--597_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287317</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/uzmanlar-yuksek-tansiyonu-olanlara-aksam-yemeginden-sonra-bu-sekersiz-cayi-oneriyor-287317</link>
      <pubDate>2026-08-13T11:35:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Uzmanlar yüksek tansiyonu olanlara akşam yemeğinden sonra bu şekersiz çayı öneriyor]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Yüksek tansiyon sorunu yaşayanlar için uzmanlar akşam yemeği sonrası en ideal içeceği açıkladı. Doğal olarak kafeinsiz olan ve güçlü bitki bileşikleri barındıran hibiskus çayı, düzenli tüketildiğinde tansiyon seviyelerini olumlu yönde etkileyebiliyor. Diyetisyenler, şekersiz hibiskus çayının hem hidrasyon hem de kalp sağlığı açısından dikkat çekici avantajlar sunduğunu vurguladı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Uzmanlar yüksek tansiyonu olanlara akşam yemeğinden sonra bu şekersiz çayı öneriyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek tansiyon, çoğu zaman herhangi bir belirti vermeden yıllar içinde sessizce ilerleyen ciddi bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Günlük alışkanlıklar ve özellikle akşam saatlerinde tercih edilen içecekler, tansiyon yönetiminde belirleyici bir rol üstlenebiliyor. Hiçbir içeceğin tek başına kalp sağlığına uygun bir beslenme programının, düzenli fiziksel aktivitenin ya da doktor tarafından reçete edilen ilaçların yerini tutamayacağı açık olsa da, doğru seçilmiş bir uyku öncesi içecek genel tansiyon kontrolüne önemli katkılar sağlayabiliyor. Uzman diyetisyenler, yüksek tansiyonu olan kişiler için akşam yemeği sonrasında en ideal içeceğin şekersiz hibiskus çayı olduğunu belirtiyor. Doğal yapısı gereği kafein içermeyen ve faydalı bitki bileşikleri bakımından oldukça zengin olan hibiskus çayı, yalnızca günlük sıvı ihtiyacını karşılamakla kalmıyor; aynı zamanda tansiyon hedeflerine ulaşma yolunda da güçlü bir destek sunuyor.</p><h3>Hibiskus çayı tansiyonu neden olumlu etkiliyor?</h3><p>Hibiskus çayının tansiyon üzerindeki olumlu etkisi birden fazla mekanizmaya dayanıyor. Her şeyden önce bu çay, vücudun hidrasyon dengesini korumasına yardımcı olan mükemmel bir sıvı kaynağı olarak öne çıkıyor. Yeterli düzeyde sıvı almak, kan dolaşımının düzenli işlemesini destekliyor ve böbreklerin tansiyonu doğrudan etkileyen sodyum ile sıvı dengesini sağlıklı bir biçimde sürdürmesine katkıda bulunuyor. Beslenme uzmanı Patricia Kolesa bu konuda dikkat çekici bir açıklama yaptı. Kolesa, uzun vadede artan sıvı alımının daha düşük tansiyon değerleriyle doğrudan ilişkilendirildiğini ifade etti. Kolesa'ya göre bu durum, sıvının kan hacmini artırma kapasitesiyle bağlantılı; çünkü artan kan hacmi, kan damarları üzerindeki baskıyı ve yükü azaltıyor. Özellikle sade su içmek cazip gelmediği anlarda, şekersiz hibiskus çayı tercih etmek günlük hidrasyon hedeflerini tutturmanın pratik ve lezzetli bir yolu olarak karşımıza çıkıyor. Böylece hem sıvı ihtiyacı gideriliyor hem de tansiyon kontrolüne dolaylı bir destek sağlanıyor.</p><h3>Polifenol deposu hibiskus çayı kan damarlarını gevşetiyor</h3><p>Hibiskus çayının tansiyon üzerindeki etkisi yalnızca hidrasyonla sınırlı değil. Bu çay, flavonoidler başta olmak üzere güçlü polifenollerden son derece zengin bir içeriğe sahip. Diyetisyen Kolesa, hibiskus çayındaki bu polifenollerin daha düşük tansiyon değerleriyle doğrudan ilişkilendirildiğini paylaştı. Beslenme uzmanı Michelle Routhenstein ise konuya farklı bir boyut ekledi. Routhenstein, bu bileşiklerin kan damarlarının gevşemesi ve genişlemesi için sinyal veren bir molekül olan nitrik oksidin korunmasına yardımcı olduğunu açıkladı. Nitrik oksidin korunması, kan akışının düzenlenmesine ve basıncın dengelenmesine doğrudan katkı sağlıyor. Bilimsel araştırmalar da bu görüşü destekler nitelikte; daha yüksek polifenol alımının yüksek tansiyon riskinin azalmasıyla bağlantılı olabileceğini ortaya koyuyor. Hibiskus çayındaki polifenollerin bir diğer dikkat çekici özelliği ise renin-anjiyotensin-aldosteron sistemi üzerindeki etkileri. Bu sistem, vücutta tansiyonu düzenleyen kritik bir hormon grubu olarak görev yapıyor. Hibiskus polifenolleri bu sistemi etkileyerek kan damarlarının gevşemesini teşvik ediyor ve daha sağlıklı tansiyon seviyelerinin korunmasına zemin hazırlıyor.</p><h3>Günde 3 fincan hibiskus çayı 6 haftada fark yaratıyor</h3><p>Bilimsel çalışmalar, düzenli hibiskus çayı tüketiminin özellikle yüksek tansiyon değerlerine sahip bireylerde sistolik tansiyonda belirgin bir düşüşle ilişkili olduğunu gösteriyor. Tansiyonu düşürmek için kesin olarak belirlenmiş standart bir hibiskus çayı dozu henüz bulunmuyor. Ancak bazı araştırmalar oldukça umut verici sonuçlar ortaya koydu. Günde üç fincan, yani toplamda yaklaşık 4 gram hibiskus çayı tüketmenin altı haftalık bir süre sonunda sistolik tansiyonda anlamlı bir düşüş sağlayabildiği tespit edildi. Bu üç fincandan birini akşam yemeğinin ardından içmek, hibiskus çayını günlük rutine dahil etmenin en kolay ve pratik yollarından biri olarak değerlendiriliyor. Bununla birlikte, mevcut araştırmalar gece saatlerinde tüketimin günün erken saatlerinde içmeye kıyasla daha etkili olduğuna dair net bir kanıt sunmuyor. Dolayısıyla önemli olan, hibiskus çayını günün herhangi bir diliminde düzenli olarak tüketme alışkanlığı edinmek.</p><h3>Hibiskus çayını lezzetli hale getirmenin pratik yolları</h3><p>Hibiskus çayı, doğal yapısı itibarıyla hafif ekşimsi bir tada ve göz alıcı koyu kırmızı bir renge sahip. Bu özellikleri, çayı hem sıcak hem de soğuk olarak keyifle tüketmeyi oldukça kolaylaştırıyor. Akşam rutinine dahil etmek isteyenler için birkaç farklı hazırlama yöntemi bulunuyor. İlk ve en önemli kural, eklenmiş şekerleri en aza indirmek. Diyetisyen Kolesa, şekersiz hibiskus çayı tercih etmeyi ve mümkün olan en az tatlandırıcı kullanmayı öneriyor. Bunun gerekçesi de oldukça net: eklenmiş şeker, yüksek sistolik tansiyon ve hipertansiyon gelişme riskinin artmasıyla doğrudan ilişkilendiriliyor. Sıcak demleme yöntemi en klasik tercih olarak öne çıkıyor. Kurutulmuş hibiskus çiçekleri veya hazır çay poşetleri sıcak suda beş ila on dakika arasında demlenebiliyor. Daha yoğun bir renk ve daha belirgin bir ekşi tat elde etmek isteyenler demleme süresini uzatabilir. Soğuk demleme yöntemi ise özellikle yaz aylarında cazip bir alternatif sunuyor. Bir sürahiye hibiskus çayı poşetleri veya kurutulmuş çiçekler eklenerek gece boyunca buzdolabında bekletiliyor. Routhenstein, soğuk demlenmiş hibiskus çayına portakal kabuğu rendesi ve bir tarçın çubuğu eklemeyi tercih ettiğini belirtti; bu kombinasyon hem aromayı zenginleştiriyor hem de görsel olarak çekici bir sunum ortaya çıkarıyor.</p><h3>Tansiyon kontrolü için hibiskus çayının ötesinde etkili stratejiler</h3><p>Hibiskus çayı tansiyon yönetiminde değerli bir destek olsa da tek başına yeterli değil. Tansiyon kontrolünü güçlendirmek için günlük yaşama entegre edilebilecek başka stratejiler de büyük önem taşıyor. Düzenli egzersiz yapmak da tansiyon yönetiminde kritik bir yere sahip. Fiziksel aktivite, kalp kasını güçlendirerek ve kan damarı fonksiyonlarını iyileştirerek tansiyonun düşmesine doğrudan katkı sağlıyor. Uzmanlar, haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta aerobik aktivite ve buna ek olarak haftada iki seans kuvvet antrenmanı yapılmasını öneriyor. Sodyum alımını sınırlamak da tansiyon kontrolünde vazgeçilmez bir adım olarak kabul ediliyor. Günlük sodyum tüketimini 2.300 miligramın altında tutmak ilk hedef olarak belirleniyor. Daha belirgin tansiyon faydaları elde etmek isteyenler ise kademeli olarak günlük 1.500 miligramın altına inmeyi hedefleyebilir. Son olarak lif alımını artırmak, tansiyon yönetiminde sıklıkla göz ardı edilen ama son derece etkili bir strateji olarak karşımıza çıkıyor. Yeterli lif tüketimi, bağırsaktaki faydalı bakterileri besliyor. Bu bakteriler lifi fermente ederek kısa zincirli yağ asitleri üretiyor ve bu asitler kan damarı fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcı oluyor. Güncel kılavuzlar, kadınlar için günde en az 28 gram, erkekler için ise 38 gram lif tüketilmesini öneriyor. Tüm bu stratejiler bir arada uygulandığında, hibiskus çayının sağladığı katkıyla birlikte tansiyon kontrolünde çok daha etkili sonuçlar elde etmek mümkün hale geliyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/uzmanlar-yuksek-tansiyonu-422_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287316</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/kismen-kara-delik-kismen-yildiz-astronomlar-yeni-bir-kozmik-nesne-kesfetti-287316</link>
      <pubDate>2026-08-13T11:32:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Kısmen kara delik, kısmen yıldız! Astronomlar yeni bir kozmik nesne keşfetti]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Hawaii Üniversitesi'nden astronom Rohan Naidu ve ekibi, erken evrende 'kara delik yıldızı' olarak adlandırılan MoM-BH*-1 adlı yeni ve benzersiz bir gök cismi keşfetti. Bu buluş, James Webb Uzay Teleskobu'nun sağladığı verilerle evrenin ilk dönemlerine ışık tutuyor ve kozmik sırların çözülmesinde önemli bir adım olarak görülüyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Kısmen kara delik, kısmen yıldız! Astronomlar yeni bir kozmik nesne keşfetti]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hawaii Üniversitesi'nden astronom Rohan Naidu liderliğindeki uluslararası bir ekip, erken evrende bugüne kadar hiç karşılaşılmamış bir gök cismi keşfetti. James Webb Uzay Teleskobu'nun yüksek hassasiyetli gözlemleriyle tespit edilen bu nesne, bilim dünyasında 'kara delik yıldızı' olarak adlandırıldı ve MoM-BH*-1 ismini aldı. Milyarda bir rastlanabilecek kadar nadir olduğu belirtilen MoM-BH*-1, hem kara delik hem yıldız özellikleri sergileyerek evrenin ilk dönemlerinde oluşan devasa kara deliklerin gizemini aydınlatmada kritik bir rol üstleniyor.</p><h3>Naidu: 'MoM-BH*-1 milyarda bir!' diyerek vurguladı</h3><p>Kara delik yıldızı olarak tanımlanan MoM-BH*-1, dışarıdan bakıldığında dev bir yıldız gibi görünse de, yaydığı enerji bakımından alışılmış tüm yıldızlardan çok daha güçlü bir yapıya sahip. Naidu ve ekibi, bu nesnenin bilinen herhangi bir yıldızdan yaklaşık 100 milyar kat daha fazla enerji yaydığını belirledi. Bu olağanüstü enerji seviyesi, nesnenin klasik yıldızlardan ayrılarak kara deliklere benzemesini sağlıyor. Naidu, elde edilen devasa veri havuzunda böyle bir nesneye rastlamanın eşsiz bir deneyim olduğunu ve MoM-BH*-1'in milyarda bir görülebilecek bir keşif olduğunu vurguladı. Bilim insanları, bu tür nesnelerin evrendeki süper kütleli kara deliklerin oluşumuna dair yeni ipuçları sunduğunu düşünüyor.</p><h3>James Webb Uzay Teleskobu ile erken evrenin sırları açığa çıkıyor</h3><p>MoM-BH*-1'in keşfi, erken evrende gözlemlenen ve 'küçük kırmızı noktalar' olarak bilinen gizemli nesnelerle ilgili tartışmaları da yeniden alevlendirdi. Astronomlar, bu kırmızı noktaların aslında tozdan değil, büyük iyonize gaz bulutlarından kaynaklandığını ve MoM-BH*-1'in de bu özelliği taşıdığını açıkladı. Özellikle nesneden gelen ışığın belirli bir dalga boyunun altında aniden kaybolması, bilim dünyasında Balmer kırılması olarak bilinen bir fenomene işaret ediyor. Bu durum, hem kara deliklerin hem de yıldızların temel özelliklerinin bir arada bulunduğu hibrit bir gök cisminin varlığına dair güçlü kanıtlar sunuyor. Uzmanlar, MoM-BH*-1'in yaydığı 'saf' kara delik yıldızı ışığının, ev sahibi galaksisini bile gölgede bıraktığını belirtiyor.</p><h3>Küçük kırmızı noktalar ve kara delik yıldızlarının evrenin tarihindeki yeri</h3><p>MoM-BH*-1'in keşfiyle birlikte, erken evrendeki küçük kırmızı noktaların gerçek kimliği ve süper kütleli kara deliklerin nasıl oluştuğu soruları yeniden gündeme geldi. Bilim insanları, bu tür nesnelerin her süper kütleli kara deliğin doğum hikayesinin bir parçası olabileceğine inanıyor. Araştırmalar, küçük kırmızı noktaların aslında büyük galaksilerde yer alan kara delik yıldızları olabileceğini gösteriyor. Ayrıca, MoM-BH*-1'in spektral özellikleri, tozun etkisinin sınırlı olduğunu ve asıl rengin gazdan kaynaklandığını ortaya koyuyor. Bu bulgu, evrenin ilk dönemlerinde süper kütleli kara deliklerin neden beklenenden çok daha büyük olduğunu açıklamada önemli bir rol oynuyor.</p><h3>Bilim dünyası MoM-BH*-1'in peşinde: Yeni gözlemler yolda</h3><p>Rohan Naidu ve ekibi, MoM-BH*-1'in sırlarını çözmek için James Webb Uzay Teleskobu'ndan yeni gözlem süreleri aldı. Aralık ayından itibaren başlayacak olan bu gözlemlerle, kara delik yıldızlarının kütlesi, yapısı ve atmosfer özellikleri detaylı biçimde incelenecek. Naidu, erken evreni araştıran astronomlar arasında büyük bir heyecan yaşandığını, bu keşfin 1960'larda ve 70'lerde ilk kuasarların bulunmasına benzer bir dönemi yeniden başlattığını belirtti. JWST sayesinde evrenin bilinmeyen yönleriyle ilgili yeni bölümler yazılıyor ve bilim dünyası, MoM-BH*-1 gibi sıra dışı keşiflerle evrenin tarihine ışık tutmaya devam ediyor.</p><p>Sonuç olarak, MoM-BH*-1'in keşfi, kara delik yıldızı kavramını bilim dünyasına kazandırırken, erken evrendeki gizemli nesnelerin anlaşılmasına da önemli katkı sağladı. James Webb Uzay Teleskobu'nun sağladığı verilerle desteklenen bu buluş, astronomi alanında yeni soruları gündeme getiriyor ve kozmik şafakta yaşanan oluşumların sırlarını çözmeye bir adım daha yaklaşıldığını gösteriyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/kismen-kara-delik-kismen--192_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287315</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/turk-siyasi-tarihindeki-ceyrek-asirlik-oyku-ak-parti-25-yasinda-287315</link>
      <pubDate>2026-08-13T11:32:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Türk siyasi tarihindeki çeyrek asırlık öykü: AK Parti 25 yaşında]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde 2001'de kurulduğu günden bugüne girdiği tüm genel seçimlerden birinci parti olarak çıkmayı başaran AK Parti, siyaset sahnesinde çeyrek asrı geride bıraktı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Türk siyasi tarihindeki çeyrek asırlık öykü: AK Parti 25 yaşında]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, 14 Ağustos 2001'de Türkiye'nin 39. partisi olarak Türk siyasi hayatına giren AK Parti, siyasetteki 25'inci yılını kutluyor.</p><p>AK Parti, Eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğindeki "Erdemliler Hareketi" tarafından kuruldu.</p><p>Erdoğan'ın kuruluş ilanındaki "Bugün Türk siyaset tarihine, hizmete sevdalı insanların kurduğu AK Parti'nin doğum günü olarak geçecek ve bugünden sonra, Türkiye'mizde artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak." vurgusu, Türk siyasi tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı kabul edildi.</p><p>Kuruluş sürecinin tamamlanmasının ardından 16 Ağustos'ta düzenlenen AK Parti Kurucular Kurulu Toplantısı'nda Erdoğan, oy birliğiyle genel başkanlığa seçildi. Böylece AK Parti'nin, 4 başbakan ve 2 cumhurbaşkanı çıkararak seçim zaferleriyle şekillenen siyasi yolculuğu başlamış oldu.</p><p>AK Parti, kuruluşundan 15 ay sonra "Tek başına, iş başına" sloganıyla, siyasi yasaklı olması sebebiyle lideri Erdoğan'dan mahrum girdiği 3 Kasım 2002'deki genel seçimden yüzde 34,28'lik oy oranıyla birinci parti olarak çıktı ve Abdullah Gül'ün başkanlığında 58. Cumhuriyet Hükümeti kuruldu.</p><p><b>SİYASET YOLU AÇILDI</b></p><p>Genel Başkan Erdoğan, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 312. maddesinde yapılan değişiklikle siyasi yasağının kalkmasının ardından, 9 Mart 2003'te Siirt'te yenilenen seçimlerde milletvekili seçilerek TBMM'ye adımını attı.</p><p>Abdullah Gül başkanlığındaki 58. Hükümet'in istifası sonrasında, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından hükümeti kurmakla görevlendirilen Erdoğan, 15 Mart 2003'te 59. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni kurdu ve başbakanlık koltuğuna oturdu.</p><p><b>YENİ SEÇİMLER, YENİ BAŞARILAR</b></p><p>AK Parti, Erdoğan'ın başbakanlığında kurulan hükümetin ardından ilk seçim sınavını 2004 Mahalli İdareler Seçimleri'nde verdi.</p><p>Seçimlerden yüzde 41,7 oy oranıyla birinci parti olarak çıkan AK Parti, 12'si büyükşehir olmak üzere toplam 1750 belediyede yönetimi devraldı.</p><p>2007 genel seçimlerinde oy oranını yüzde 46,58'e yükselterek tek başına iktidarını koruyan AK Parti, 2009 yerel seçimlerini de en yüksek oy oranıyla tamamladı.</p><p><b>İKTİDAR PARTİSİNE KAPATMA DAVASI</b></p><p>Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın hazırladığı, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan'ın da aralarında bulunduğu 71 kişi hakkında 5 yıl süreyle siyaset yasağı talebiyle birlikte AK Parti'nin kapatılmasını içeren iddianame, 14 Mart 2008'de Anayasa Mahkemesi'ne sunuldu.</p><p>Anayasa Mahkemesi'nin iddianameyi 31 Mart 2008'de kabul etmesiyle AK Parti açısından yeni bir süreç başladı.</p><p>Siyasi tarihe "Google iddianamesi" olarak geçen iddianamenin kabul edilmesinin ardından dava, 30 Temmuz 2008'de karara bağlandı.</p><p>Mahkeme üyelerinden 6'sı partinin kapatılması yönünde, 5'i ise buna karşı oy kullandı. Ancak Anayasa'da öngörülen nitelikli çoğunluk sağlanamadığından AK Parti hakkında açılan kapatma davası reddedildi.</p><p><b>2010 HALK OYLAMASI</b></p><p>AK Parti'nin önemli siyasi sınavlarından biri de 12 Eylül darbesinin 30'uncu yılına denk gelen ve 1982 Anayasası'nda değişiklik öngören düzenlemeye ilişkin 2010'daki halk oylaması oldu. Bu halk oylamasında sandıktan yüzde 57,88 oranında "evet" oyu çıktı.</p><p>2011 genel seçimlerinde AK Parti yüzde 49,83 oy oranını yakalarken 2014 yerel seçimlerinde ise yüzde 45,54 destek alarak 18'i büyükşehir olmak üzere toplam 818 belediye başkanlığını kazandı.</p><p><b>HALK İRADESİYLE SEÇİLEN İLK CUMHURBAŞKANI</b></p><p>Cumhurbaşkanı Gül'ün görev süresinin dolmasının ardından 10 Ağustos 2014'te yapılan seçimde Recep Tayyip Erdoğan, yüzde 51,79 oy oranıyla halk tarafından doğrudan seçilen ilk, Türkiye'nin ise 12. Cumhurbaşkanı oldu.</p><p>Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesiyle AK Parti Genel Başkanlığı görevini Konya Milletvekili Ahmet Davutoğlu üstlendi.</p><p>Davutoğlu'nun genel başkanlığında ilk sınavını 7 Haziran 2015'teki genel seçimlerde ve ardından yapılan 1 Kasım 2015 erken seçimlerinde veren AK Parti, 1 Kasım'da tek başına iktidarı elde etti.</p><p>AK Parti'nin 22 Mayıs 2016'da düzenlenen 2. Olağanüstü Kongresi'nde, partinin kurucularından Binali Yıldırım Genel Başkan seçildi. Yıldırım, 65. Hükümeti kurarak Başbakan oldu.</p><p><b>FETÖ'NÜN 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ VE CUMHUR İTTİFAKI'NIN DOĞUŞU</b></p><p>Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki Türkiye tarihinin en kanlı darbe girişimi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Milletimizi, illerimizin meydanlarına, havalimanlarına davet ediyorum." yönündeki çağrısı üzerine vatandaşların tankların önüne geçerek demokrasiyi sahiplenmesiyle engellendi.</p><p>15 Temmuz sonrasında darbe girişimine karşı AK Parti ile MHP'nin sergilediği ortak dayanışma, Cumhur İttifakı'nın temelini oluşturdu.</p><p>AK Parti, 16 Nisan 2017'de yapılan halk oylamasıyla Türkiye için önemli bir adım attı.</p><p>Türkiye için yeni bir dönemin kapılarının aralandığı 16 Nisan 2017'deki halk oylamasının temelleri, Başbakan Binali Yıldırım dahil, 316 AK Parti milletvekilinin imzasını taşıyan Anayasa değişikliği teklifinin 10 Aralık 2016'da TBMM Başkanlığına sunulmasıyla atıldı.</p><p>Maddeler üzerinde yapılan oylamaların ardından 10 Şubat 2017'de Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anayasa değişikliğine ilişkin kanunu onaylayarak halkoyuna sunulmak üzere yayımlanması için Başbakanlığa gönderdi.</p><p>Halk oylaması, yüzde 51,41 oranında "evet" ve yüzde 48,59 oranında "hayır" oyuyla sonuçlandı. Böylece, Anayasa'daki, "Cumhurbaşkanı seçilenin partisi ile ilişiği kesilir" hükmü kaldırıldı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a parti üyeliğinin yolu açıldı. Vatandaşlar verdikleri oylarla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçilmesine karar verdi.</p><p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2014 Cumhurbaşkanı Seçimi'nin ardından ayrıldığı AK Parti'ye 979 gün aradan sonra gelerek üyelik beyannamesini imzaladı ve üye oldu.</p><p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, alınan olağanüstü kongre kararı sonrasında 21 Mayıs 2017'de yapılan 3. Olağanüstü Büyük Kongre'de 1414 geçerli oyun tamamını alarak 998 gün sonra yeniden AK Parti Genel Başkanlığına seçildi.</p><p><b>24 HAZİRAN 2018 SEÇİMLERİ</b></p><p>Siyasi partilerin seçim ittifakı yapmalarına imkan tanıyan 7102 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Türkiye'de ilk kez siyasi partilerin ittifak kurarak seçime girmesinin önü açıldı.</p><p>AK Parti ve MHP arasında "Cumhur İttifakı" adı verilen ittifak ilk sınavını, 24 Haziran 2018'deki seçimde verdi.</p><p>Siyasi ittifak yapılan MHP'nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den gelen erken seçim teklifi sonrasında, Erdoğan ve partinin yetkili organları bu teklifi değerlendirdi ve seçimlerin 24 Haziran 2018'de yapılacağı açıklandı.</p><p>Seçmenler, ilk kez 24 Haziran'da hem cumhurbaşkanı hem de milletvekili seçimi için aynı gün sandık başına gitti.</p><p>Seçimlerde yüzde 52,59 oy alan Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin ilk Cumhurbaşkanı olurken AK Parti de milletvekili seçiminde yüzde 42,56 oyla 13. seçimini de birinci parti olarak tamamlamayı başardı.</p><p>TBMM'de 9 Temmuz'da yemin ederek görevine başlayan Erdoğan, yeni sistemin ilk Cumhurbaşkanlığı Kabinesi'ni de aynı gün açıkladı.</p><p><b>AK PARTİ 6. OLAĞAN BÜYÜK KONGRESİ'Nİ YAPTI</b></p><p>AK Parti'nin 18 Ağustos 2018'de düzenlenen 6. Olağan Büyük Kongresi'nde geçerli oyların tamamını alan Erdoğan, 1380 oyla yeniden genel başkan seçildi.</p><p>Kongrede yapılan değişiklikle 24 Haziran seçimlerinde yapılan "siyasi parti seçim ittifakı" parti tüzüğüne girerken tüzüğe "Merkez Yürütme Kurulu üyeliği ile Cumhurbaşkanı Yardımcılığı veya Bakanlık görevi aynı kişide birleşemez." fıkrası eklendi.</p><p>Mahalli İdareler Genel Seçimlerinde de AK Parti ve MHP, "Cumhur İttifakı"nı devam ettirdi. Bu doğrultuda 30'u büyükşehir olmak üzere 51 ilde ittifak yapılırken 27 büyükşehirde AK Parti, Adana, Mersin ve Manisa büyükşehir belediyelerinde ise MHP aday gösterdi.</p><p>AK Parti, bu seçimde de ulaştığı yüzde 44,33 oy oranıyla birinci parti olmayı başardı.</p><p><b>OLAĞAN KONGRE SÜRECİNE KOVİD-19 ENGELİ</b></p><p>Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan'ın talimatıyla partinin 7. Olağan Büyük Kongre süreci sonbaharda başladı ancak martta Türkiye'de de etkili olmaya başlayan Kovid-19 salgını nedeniyle "İnandığın yolda yürü" temasıyla başlatılan kongre sürecine ara verildi.</p><p>Salgın şartlarının hafiflemesinin ardından kongre süreci devam etti ve 24 Mart 2021'de kongre yapıldı. Erdoğan, geçerli 1428 oyun tamamını alarak bir kez daha AK Parti Genel Başkanlığına yeniden seçildi.</p><p><b>14 MAYIS CUMHURBAŞKANI VE 28. DÖNEM MİLLETVEKİLİ GENEL SEÇİMİ</b></p><p>Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde 10 Mart 2023'te açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anayasa'nın 116. maddesinin verdiği yetkiyle 18 Haziran'da yapılması gereken cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinin 14 Mayıs'ta yenilenmesi kararını imzaladı.</p><p>Cumhurbaşkanı Seçimi ve 28. Dönem Milletvekili Seçimi'nin yapıldığı 14 Mayıs'ta, Cumhur İttifakı'nın adayı Recep Tayyip Erdoğan, yüzde 49,52 oy aldı ancak ilk turda yüzde 50 artı 1 oy alamadığı için Cumhurbaşkanı seçilemedi. AK Parti ise aldığı yüzde 35,62 oyla parlamentoda 268 milletvekili çıkardı.</p><p>28 Mayıs'ta yapılan Cumhurbaşkanı Seçimi'nin ikinci turunda Recep Tayyip Erdoğan yüzde 52,18 oranında oy alarak Cumhurbaşkanı seçildi.</p><p>Kurulduğu günden bu yana girdiği tüm genel seçimlerde birinci parti olmayı başaran AK Parti, bu genel seçimi de kazanarak çok partili siyasi hayatın başladığı 1946'dan bu yana en uzun süre iktidarda kalan parti olma ünvanını sürdürdü.</p><p>Seçimlerin ardından AK Parti, 4. Olağanüstü Büyük Kongresi'ni 7 Ekim 2023'te yaptı.</p><p>Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, geçerli 1399 oyun tamamını alarak yeniden AK Parti Genel Başkanlığına seçildi.</p><p>Kongrede, yeni seçilen Merkez Karar ve Yönetim Kurulunda 49 yeni isim yer aldı. AK Parti Merkez Yürütme Kurulu'nda ise 18 isimden 14'ü yerini korudu.</p><p><b>31 MART 2024 MAHALLİ İDARELER SEÇİMLERİ</b></p><p>AK Parti, 31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri'nde yüzde 35,49 oranında oy alarak 24 il ve 357 ilçe belediyesi kazandı.</p><p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim sonuçlarının ardından yaptığı konuşmada, "Milletin sandıkta verdiği mesajları en isabetli, en objektif bir şekilde akıl ve vicdan terazimizde tartarak gerekli adımları mutlaka atacağız." ifadelerini kullandı.</p><p>Seçimin ardından AK Parti teşkilatlarından Adıyaman, Afyonkarahisar, Erzincan, Gaziantep, Kastamonu, Osmaniye, Zonguldak, Rize, Şanlıurfa, Mardin, Kahramanmaraş ve Batman il başkanları ile bazı ilçe başkanları değiştirilerek kadrolarda bir yenileme süreci başlatıldı.</p><p><b>AK PARTİ KADROLARINDA DEĞİŞİM</b></p><p>AK Parti, 23 Şubat 2025'te 8. Olağan Büyük Kongresi'ni gerçekleştirerek Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) ile Merkez Disiplin Kurulu, Siyasi Erdem ve Etik Kurulu ve Genel Merkez Parti İçi Demokrasi Hakem Kurulu üyelerini belirledi.</p><p>Yeni MKYK'de 36 isim görevini korurken 39 isim yeni parti yönetiminde yer almadı. Kurula 39 yeni ismin katılmasıyla birlikte MKYK'nin yüzde 52'si yenilenmiş oldu.</p><p>Kongrede, Tüzük Değişikliği Komisyonunca hazırlanan parti tüzüğünün 81. maddesine ilişkin de değişiklik yapıldı. Böylece Türk Devletleri ile İlişkiler, Sağlık Politikaları, Kültür ve Sanat Politikaları adlarında 3 yeni başkanlık kuruldu.</p><p>Öte yandan, AK Parti Çevre ve Şehircilik Politikaları Başkanı Sevilay Tuncer, 9 Nisan 2026'da görevini AK Parti MKYK üyesi ve İstanbul Milletvekili Nilhan Ayan'a devretti.</p><p>8. Olağan Büyük Kongresi'nin ardından AK Parti teşkilatlarında yenilenme süreci başladı. Adana, Adıyaman, Afyonkarahisar, Ardahan, Bitlis, Çanakkale, Diyarbakır, Elazığ, Giresun, Karaman, Muğla, Niğde, Ordu, Siirt, Tunceli olmak üzere, 15 il başkanı değiştirildi.</p><p><b>TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ</b></p><p>MHP lideri Devlet Bahçeli'nin 22 Ekim 2024'teki çağrısıyla başlayan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sahiplenmesiyle yürüyen "Terörsüz Türkiye" hedefinde önemli bir mesafe alındı.</p><p>Bu kapsamda terörün Türkiye'nin gündeminden tamamen çıkartılması, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi, milli birlik ve kardeşliğin pekiştirilmesi, özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti alanlarında çalışmalar yapmak amacıyla Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş tarafından TBMM'de temsil edilen siyasi partilere gönderilen bir yazı ile kuruldu. Komisyon 5 Ağustos 2025'te çalışmalarına başladı.</p><p>Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu, Komisyonun 18 Şubat 2026 tarihli 21'inci toplantısında oya sunularak nitelikli çoğunlukla kabul edildi.</p><p>"Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi ise 5 Ağustos 2026'da TBMM Başkanlığına sunuldu.</p><p>Teklifle, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararı'nın Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi amaçlanıyor.</p><p>TBMM Adalet Komisyonunda 8 Ağustos'ta kabul edilen Kanun Teklifi, 10 Ağustos'ta TBMM Genel Kurulu'nda görüşmelerde 467 "kabul", 87 "ret", 7 "çekimser", 2 "mükerrer" oyla kabul edilerek yasalaştı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/turk-siyasi-tarihindeki-c-995_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287314</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/apple-watchta-uyku-skorunu-daha-kullanisli-hale-getiren-ayar-287314</link>
      <pubDate>2026-08-13T11:29:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Apple Watch'ta uyku skorunu daha kullanışlı hale getiren ayar]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[Apple Watch'un uyku skoru özelliği, watchOS 26 ile birlikte kullanıcıların uyku kalitesini daha yakından takip etmesini sağlıyor. Farklı bildirim ayarları sayesinde, kullanıcılar uyku skorlarını daha verimli ve kişisel bir biçimde değerlendirebiliyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Apple Watch'ta uyku skorunu daha kullanışlı hale getiren ayar]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Apple Watch, uyku takibi konusunda sunduğu yeni özelliklerle dikkat çekiyor. Özellikle watchOS 26 güncellemesiyle birlikte gelen uyku skoru sistemi, kullanıcıların gece boyunca elde ettiği uyku kalitesini puanlayarak daha detaylı bir analiz imkânı sunuyor. Kullanıcılar, Apple Watch'un bileğe takılmasıyla otomatik olarak devreye giren bu sistem sayesinde, herhangi bir ek uygulama yüklemeden ya da özel bir moda geçmeden uyku verilerini kaydedebiliyor. Son güncellemelerle birlikte, uyku skoruna ilişkin bildirim ayarları da daha kişiselleştirilebilir hâle geldi. Artık kullanıcılar, belirli aralıklardaki uyku skorları için bildirim alıp almama tercihini kendileri belirleyebiliyor. Bu yenilik, uyku takibi deneyimini daha işlevsel ve kullanıcı odaklı bir seviyeye taşıyor.</p><h3>Apple Watch'ta uyku skoru bildirimleri nasıl yönetiliyor?</h3><p>watchOS 26 ile birlikte Apple, uyku skoru bildirimlerinde esneklik sağlayan yeni seçenekler sundu. Kullanıcılar, iPhone'daki Watch uygulamasının Uyku bölümünden veya doğrudan Apple Watch'taki Ayarlar menüsünden, hangi uyku skoru aralıkları için bildirim almak istediklerini seçebiliyor. Uyku skoru beş ana kategoriye ayrılıyor: Çok Düşük (0-40), Düşük (41-60), İyi (61-80), Yüksek (81-95) ve Çok Yüksek (96+). Kullanıcılar, örneğin yalnızca "İyi", "Düşük" veya "Çok Düşük" skorlar için bildirim almayı tercih ederek, gereksiz uyarılardan kaçınabiliyor. Bu sayede, gece uykusunun kalitesi düşük olduğunda sabah gelen bildirimle, uyku düzenlerinde nelerin etkili olduğunu fark etme ve gerekli önlemleri alma şansı doğuyor. Yüksek ya da çok yüksek skorlar için bildirim almamayı seçmek ise, iyi uykunun zaten bir standart olması gerektiği düşüncesinden kaynaklanıyor. Bu ayarlar, kullanıcıların uyku verilerini daha anlamlı ve kişisel bir şekilde değerlendirmelerine olanak tanıyor.</p><h3>Uyku skoru hesaplaması ve kullanıcı yorumları</h3><p>Apple Watch'un uyku skoru, üç temel kritere göre hesaplanıyor: Uyku süresi tahminleri 50 puan, yatma düzeni 30 puan ve uyku sırasında yaşanan kesintiler 20 puan olarak toplam puana yansıyor. Bu puanlama sistemi, uyku kalitesini daha objektif şekilde ölçmeyi amaçlıyor. Ancak bazı kullanıcılar, bu tür bildirimlerin zaman zaman kaygı yaratabileceğini belirtiyor. Özellikle yaş ilerledikçe ve uyku düzeni değiştikçe, Apple Watch'un sürekli uyarı vermesi bazı kişilerde stres oluşturabiliyor. Bununla birlikte, birçok kullanıcı için düşük ya da iyi uyku skoruna dair sabah bildirimleri, gece uykusunu değerlendirme ve gerekirse yaşam tarzında değişiklik yapma konusunda önemli bir fırsat sunuyor. Ayrıca, uyku skorunun tutarlılık gibi faktörlerden de etkilendiği, belirlenen zamandan birkaç dakika sapmaların bile puanlamayı değiştirdiği ifade ediliyor. Kullanıcılar, bu konuda Apple'ın uyku izleme algoritmasını daha hassas ve destekleyici hâle getirmesini bekliyor.</p><h3>Uyku skoru bildirim ayarları nasıl değiştiriliyor?</h3><p>Uyku skoru bildirimleri, hem iPhone hem de Apple Watch üzerinden kolayca yönetilebiliyor. iPhone kullanıcıları, Watch uygulamasında Uyku bölümüne giderek, "Uyku Skoru Bildirimleri" seçeneğiyle belirli aralıklar için bildirimleri açıp kapatabiliyor. Apple Watch üzerinden ise, Ayarlar uygulamasında Uyku seçeneğine dokunarak aynı işlemi gerçekleştirmek mümkün. Bu esnek yapı sayesinde, kullanıcılar kendi uyku alışkanlıklarına ve ihtiyaçlarına en uygun bildirim stratejisini belirleyebiliyor. Ayrıca, uyku skoru özelliği Apple Watch Series 6 ve sonraki modellerde, Apple Watch Ultra ve Ultra 2 ile Apple Watch SE 2 ve sonrası cihazlarda kullanılabiliyor. Bu modellerde watchOS 26 sürümünün yüklü olması gerekiyor. Apple, kullanıcı geri bildirimlerini dikkate alarak, uyku skoru sistemini geliştirmeye ve daha işlevsel hâle getirmeye devam ediyor.</p><p>Sonuç olarak, Apple Watch'un uyku skoru özelliği ve kişiselleştirilebilen bildirim ayarları, kullanıcıların uyku kalitesini daha yakından izlemelerine ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları geliştirmelerine katkı sağlıyor. Bu yenilikler, hem teknolojik gelişmelerin hem de kullanıcı deneyiminin ön planda tutulduğu bir yaklaşımı yansıtıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/apple-watchta-uyku-skorun-509_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287313</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/is-dunyasi-filistin-icin-bir-araya-geldi-500-eser-muzayedeye-cikti-287313</link>
      <pubDate>2026-08-13T11:28:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[İş dünyası Filistin için bir araya geldi: 500 eser müzayedeye çıktı]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) ev sahipliğinde, Filistin'e Destek Platformu ve Deniz Feneri Derneği iş birliğiyle gerçekleştirilen “Filistin İçin Hat ve Sanat Eserleri Müzayedesi”, iş dünyasından geniş bir katılımla tamamlandı. MÜSİAD Genel Merkezi'nde gerçekleştirilen programa MÜSİAD üyeleri ve sanayiciler yoğun ilgi gösterirken, yurt içi ve yurt dışındaki MÜSİAD şube başkanları ile üyeleri de Bidsee uygulaması üzerinden online olarak müzayedeye katıldı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[İş dünyası Filistin için bir araya geldi: 500 eser müzayedeye çıktı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gazze'deki insanlık dramına destek olmak amacıyla düzenlenen organizasyonda toplam <b>160 milyon TL</b> bağış toplandı. Bir önceki müzayedede elde edilen 15 milyon TL'lik kaynak, bu yıl MÜSİAD teşkilatının ve iş dünyasının güçlü desteğiyle rekor bir seviyeye ulaştı.</p><p>Toplanan tüm bağışlar Deniz Feneri Derneği hesaplarına aktarılarak, Filistin'e Destek Platformu aracılığıyla doğrudan Gazze'deki ihtiyaç sahiplerine ulaştırılacak.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/224o6620-13082026aa32f726.jpg"/><p><b>AÇILIŞ ÖNCESİNDE GAZZE İLE CANLI BAĞLANTI KURULDU</b></p><p>Sunuculuğunu Hattat Mustafa Cemil Efe ile Şef Ömür Akkor'un üstlendiği program, Kur'an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Müzayede öncesinde Gazze ile canlı bağlantı yapılarak bölgedeki anlık durum hakkında bilgi alındı.</p><p>Açılış bölümünde MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, Filistin'e Destek Platformu Başkanı Osman Nuri Kabaktepe ve İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan birer konuşma gerçekleştirdi. Konuşmalarda, Gazze'de yaşanan insanlık dramına dikkat çekilirken, Filistin halkıyla dayanışmanın ve insani yardım çalışmalarının önemine vurgu yapıldı. Hat sanatının seçkin örneklerinin yanı sıra farklı sanat eserlerinin de yer aldığı müzayedede, eserler Filistin'e destek amacıyla sanatseverlerin beğenisine sunuldu.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/224o6538-13082026d7cb9b99.jpg"/><p><b>İŞ DÜNYASI VE SANAT CAMİASINDAN GÜÇLÜ KATILIM</b></p><p>Filistin için düzenlenen anlamlı geceye iş dünyasının önde gelen temsilcileri başta olmak üzere çok sayıda davetli katıldı. <b>Gecenin ev sahipliğini üstlenen MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, müzayedeye çıkan ilk esere teklif verip satın alarak açık arttırmayı başlattı.</b> Müzayede boyunca salondaki katılımcıların yanı sıra <b>online uygulama üzerinden Türkiye'den ve yurt dışından katılanların yoğun teklifleri</b> de dikkat çekti.</p><p>Özellikle nadir hat eserleri ve özel koleksiyon parçaları için art arda teklifler gelirken, bazı eserler öngörülen değerlerinin üzerinde fiyatlarla alıcı buldu.</p><p><b>500 ESER FİLİSTİN İÇİN BAĞIŞLANDI</b></p><p>Müzayedede 500 eser sanatseverlerin beğenisine sunulurken, eserler Yusuf İyilik tarafından müzayedeye konuldu. İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan da koleksiyonundaki bazı eserleri gecede satışa sunulmak üzere bağışladı. Bağışlanan eserler de diğer koleksiyon parçalarıyla birlikte açık artırmaya çıkarılarak sanatseverlerden gelen tekliflerle alıcı buldu. Böylece sanat dünyasının farklı alanlarından seçkin eserler, Gazze'deki ihtiyaç sahiplerine destek olmak amacıyla anlamlı bir dayanışmanın parçası oldu.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/224o6747-130820263923cb50.jpg"/><p><b>EN YÜKSEK TEKLİF ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ HAT TABLOSUNA GELDİ</b></p><p>Gece boyunca devam eden açık artırmada en yüksek teklifi alan eser, 9 milyon TL bedelle alıcı bulan Âl-i İmrân Sûresi'nin yazılı olduğu hat tablosu oldu.</p><p>Salondaki katılımcılar ile Bidsee uygulaması üzerinden online olarak bağlanan yurt içi ve yurt dışındaki MÜSİAD şubelerinin eş zamanlı teklifleriyle gerçekleştirilen müzayede, 160 milyon TL'lik bağışla tamamlandı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/is-dunyasi-filistin-icin--622_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287312</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/gunun-manseti-13-agustos-2026-persembe-287312</link>
      <pubDate>2026-08-13T11:10:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Günün Manşeti | 13 Ağustos 2026 Perşembe]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[24 TV GYY Ömer Özkök ve Star Gazetesi GYY Nuh Albayrak 'Günün Manşeti'nde 13 Ağustos 2026 Perşembe gündemini değerlendirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Günün Manşeti | 13 Ağustos 2026 Perşembe]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>24 TV Genel Yayın Yönetmeni Ömer Özkök ve Star Gazetesi GYY Nuh Albayrak, Türkiye'nin ve dünyanın gündemini, gazetelere yansıyan haberleri, köşe yazılarını ve günün önemli gelişmelerini farklı bakış açılarıyla, çarpıcı analizlerle hafta içi her sabah "Günün Manşeti"nde değerlendiriyor. "Günün Manşeti" hafta içi her sabah saat 11.00'de canlı yayınla 24 TV'de ekrana geliyor.</p><p>24 TV GYY Ömer Özkök ve Star Gazetesi GYY Nuh Albayrak 'Günün Manşeti'nde 13 Ağustos 2026 Perşembe gündemini değerlendirdi.</p><p><b>Programdan önemli satır başları:</b></p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/video-13082026986ee6c9.mp4#t=0.5" type="video/mp4"></video><p><b>ALİHAN KURİŞ ÖRGÜTÜNE OPERASYON</b></p><p><b>Star Gazetesi GYY Nuh Albayrak</b><b>: </b>Şimdi bu tür zamanlarda, biz FETÖ'de bunu çok gördük, hemen cemaatler üzerine bir şey başlatılıyor.  Ama bu tür şeyler üzerinden cemaatlerin, İslami cemaatlerin hedefe alınması İslam düşmanlığının bir başka biçimidir.</p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/video1-13082026f5d24c03.mp4#t=0.5" type="video/mp4"></video><p><b>KÖLN'DE 70 MİLYON DOLARLIK MERKEZ!</b></p><p class=""><b>Star Gazetesi GYY Nuh Albayrak:</b> O benim bahsettiğim Kur'an-ı Kerim öğretmeye çalışan camianın bu 70 milyon dolarlık merkezde ne işi olabilir bilmiyorum yani. Bu yapılan operasyonun 'çocuklara Kur'an-ı Kerim öğretilen Süleymancılara yapıldığı' algısının yanlış bir algı olduğunu düşünüyorum. </p><p><b>24 TV GYY Ömer Özkök</b>: Ya biz bunu yaşadık, FETÖ meselesinde yaşadık. Din üzerinden, insanların en hassas oldukları yumuşak karınları üzerinden kurulmuş olan o kirli ağın yapabileceklerinin boyutlarına şahit olduk.</p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/video-13082026c6b6fa15.mp4#t=0.5" type="video/mp4"></video><p><b>İSRAİL'DEN TRUMP'A YALAN SENARYO</b></p><p><b>Star Gazetesi GYY Nuh Albayrak</b><b>: </b>NATO Zirvesi çerçevesinde en çok takip edilen şey Trump'ın basın toplantısıydı. O basın toplantısında bir laf etti. İlk defa, o güne kadar hiçbir zaman ima dahi etmediği bir laf etti: "İran beni öldürmek istiyor." dedi  Dedim ki: "Bu İsrail'in oyunudur.". Bunun ucuz bir İsrail oyunu olduğu çok net ortadaydı zaten</p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/video1-130820267e51c8cf.mp4#t=0.5" type="video/mp4"></video><p><b>İSRAİL'DEN TEK YALANLA ÜÇ HEDEF</b></p><p><b>Star Gazetesi GYY Nuh Albayrak</b><b>:</b> Şu anda İsrail veya Yahudiler, Amerikalılar da dahil olmak üzere tekrar bu 'mağdur' sıfatını kazanabilmek için sosyal medya şirketlerine, Avrupa'daki, Amerika'daki sivri isimlere milyar dolarlar ödüyorlar.</p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/video3-130820264255e27f.mp4#t=0.5" type="video/mp4"></video><p><b>YENİ PARTİ'DE ÇATLAK DERİNLEŞİYOR</b></p><p>İmamoğlu'ndan gecikmeli istifa. Kılıçdaroğlu ne yapacak?  24 TV GYY Ömer Özkök ve Star Gazetesi GYY Nuh Albayrak ile "Günün Manşeti"nde değerlendirdi.</p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/video-13082026df30afe4.mp4#t=0.5" type="video/mp4"></video><p><b>BAHÇELİ'DEN TARİHİ FIRSAT MESAJI</b></p><p><b>24 TV GYY Ömer Özkök</b><b>: </b>Terörsüz Türkiye meselesinde kritik virajları bir bir dönüyoruz bin şükür. Sayın Bahçeli; "Hem elimizi hızlı tutmamız gerekiyor hem de istismara müsaade edilmemesi gerekir" diyor. Bu, herkesi kapsayan bir uyarı.  Sayın Bahçeli'nin uyarısı sadece Milliyetçi Hareket Partisi seçmenine ya da parti teşkilatına yönelik değil. Bilakis bunu istismar etmeye çalışan, özellikle Türkiye'yi yok etme çabasındaki İsrail'in tezlerine tutunan, İsrail ağzıyla konuşan, "Netanyahu da böyle demişti, işte Kürtleri de dövüyorsunuz demişti" diyen sorumsuzlar da istismarın yapılmaması uyarısından nasibini almalı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/gunun-manseti-24-tvde-bas-781_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287311</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/2026-enflasyon-tahminleri-28-olarak-guncellendi-tcmb-baskani-karahan-acikladi-287311</link>
      <pubDate>2026-08-13T12:53:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[2026 enflasyon tahminleri %28 olarak güncellendi... TCMB Başkanı Karahan açıkladı]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, yılın üçüncü enflasyon raporunu açıkladı. TCMB Başkanı Karahan, 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 28 olarak yukarı yönlü güncellediklerini belirterek, "Enflasyonun 2027 yıl sonunda yüzde 15'e, 2028 yılı sonunda ise yüzde 9'a gerileyeceğini tahmin ediyoruz.” dedi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[2026 enflasyon tahminleri %28 olarak güncellendi... TCMB Başkanı Karahan açıkladı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, yılın üçüncü Enflasyon Raporu'nun tanıtımı amacıyla İstanbul Finans Merkezi'ndeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Yerleşkesi'nde düzenlenen bilgilendirme toplantısında konuştu.</p><p>Karahan, küresel büyüme görünümüne ilişkin beklentilerin jeopolitik gelişmelerin etkisiyle zayıf seyrini sürdürdüğünü belirtti.</p><p>Bu bağlamda, dış talep varsayımlarını 2026 yılı için aşağı yönde sınırlı olarak güncellediklerini söyleyen Karahan, "İkinci güncellememiz petrol ve ithalat fiyatlarıyla ilgili. Ateşkesin ardından düşen ancak sonraki gerilimlerle yeniden yükselen petrol fiyatlarında, gerçekleşmelerin de etkisiyle aşağı yönlü bir güncelleme yaptık." ifadesini kullandı.</p><p>Karahan, sürecin seyrine ilişkin belirsizlik devam etmekle birlikte petrol fiyatlarının 2026 yılı içinde kademeli olarak gerileyeceğini varsaydıklarını dile getirdi.</p><p>2027 yılı petrol fiyatları varsayımlarını ise savaşın gidişatını göz önünde bulundurarak yukarı yönlü güncellediklerini belirten Karahan, öte yandan, motorin rafineri marjları, doğal gaz ve diğer bazı emtia fiyatlarının da etkisiyle 2026 yılı ithalat fiyatları varsayımlarını bir miktar yukarı yönlü revize ettiklerini söyledi.</p><p>Karahan, 2027 ithalat fiyatı varsayımlarını ise baz etkisi kaynaklı olarak aşağı çektiklerini ifade etti.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/42205830.jpg"/><p><b>"2026 YIL SONU ENFLASYON TAHMİNİMİZİ YÜZDE 28 OLARAK YUKARI YÖNLÜ GÜNCELLEDİK"</b></p><p>TCMB Başkanı Karahan, bunlara ek olarak, gıda fiyatları varsayımlarını, gerçekleşme ve tarımsal emtia fiyatlarındaki görünüm kaynaklı olarak yükselttiklerini belirterek şöyle devam etti:</p><p>"Tahminlerimizi oluştururken, para politikasında sıkı duruşun korunduğu bir görünüm esas aldık. Ayrıca, ekonomi politikalarındaki eş güdümün de devam edeceği varsayımını yansıttık. Şimdiye kadar özetlediğim görünüm altında 2026 yıl sonu enflasyon tahminimizi yüzde 28 olarak yukarı yönlü güncelledik. Enflasyonun 2027 yıl sonunda yüzde 15'e, 2028 yıl sonunda ise yüzde 9'a geriledikten sonra orta vadede enflasyon hedefi olan yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanacağını öngörüyoruz.</p><p>2026 yıl sonu tahmininde yapılan 2 puan güncellemede, motorin, doğal gaz ve enerji dışı emtia fiyatlarındaki görünüm etkili oldu. Eşel mobil uygulamasına yönelik düzenlemelerin etkisini de tahminlerimize yansıttık. Bunun yanı sıra gıda enflasyonu varsayımında yapılan yukarı yönlü güncelleme ile yönetilen/yönlendirilen fiyatlar da enflasyon tahminimizin yükselmesinde rol oynadı."</p><p>Karahan, çıktı açığı tahminlerinde ise önceki rapor dönemine göre kayda değer bir güncelleme olmadığını ifade etti. Finansal koşullardaki sıkılığın korunmasıyla yurt içi talebin zayıf seyrini gelecek dönemde sürdürmesini beklediklerini dile getiren Karahan, "Ayrıca geçmiş enflasyona endeksleme eğiliminin güçlü olduğu hizmet kalemlerinde ataletin zayıflamasıyla hizmet enflasyonundaki düşüşün giderek daha belirgin hale geleceğini öngörüyoruz. Sıkı parasal duruşun beklenti ve fiyatlama davranışlarındaki iyileşmeyi desteklemesiyle enflasyonun ana eğilimindeki gerilemenin önümüzdeki dönemde sürmesini bekliyoruz." dedi.</p><p>TCMB Başkanı, mayıs toplantısına atıfta bulunarak, "tahmin iletişimine" ilişkin yeni bir yaklaşım belirlediklerini anımsattı. Bu kapsamda öne çıkan riskleri paylaşan Karahan, savaş ve ateşkesin gidişatına bağlı olarak petrol ve doğal gaz fiyatlarının daha uzun süre yüksek kalmasının yukarı yönlü risklerin başında geldiğini söyledi.</p><p>Ayrıca motorin fiyatlarında rafineri marjları kaynaklı yükselişlerin de enerji fiyatları üzerindeki yukarı yönlü riskleri canlı tuttuğunu ifade eden Karahan, "Diğer taraftan, ateşkese ilişkin haber akışının daha olumlu olması durumunda ise petrol fiyatları temel varsayımlardan düşük kalarak enflasyon üzerinde aşağı yönlü etki yapabilir." diye konuştu.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/42205833.jpg"/><p><b>"SIKI PARA POLİTİKASI DURUŞUMUZ SAYESİNDE İÇ TALEPTEKİ ZAYIF SEYİR BELİRGİNLEŞTİ"</b></p><p>Fatih Karahan, gıda fiyatları tarafında da uluslararası tarımsal emtia fiyatlarının, tarımsal girdi fiyatlarının, iklim koşullarının ve arz gelişmelerinin her zamanki gibi önemini koruduğunu, özellikle işlenmemiş gıda grubunda arz yönlü gelişmelerin, kısa vadeli enflasyon görünümü üzerinde her iki yönde de etkili olabileceğini belirtti.</p><p>Bunun yanı sıra farklı arz yönlü şokların son dönemlerde art arda ve daha sık görülmesinin fiyatlama davranışları ve enflasyon ataleti açısından riskler barındırdığını dile getiren Karahan, "Para politikası duruşumuzu oluştururken risklerin yönünü ve enflasyon beklentileri üzerindeki olası etkilerini bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmeye devam edeceğiz." dedi.</p><p>Jeopolitik gelişmelere ve bu gelişmelerin makroekonomik etkilerine ilişkin belirsizliklerin sürdüğüne dikkati çeken Karahan, şunları kaydetti:</p><p>"Dezenflasyon süreci, yaşanan bu gelişmelerin de yansımalarıyla ivme kaybetmesine rağmen devam ediyor. Sıkı para politikası duruşumuz sayesinde iç talepteki zayıf seyir belirginleşti. Ayrıca, piyasa katılımcılarının beklentileri bir miktar yükselse de reel sektör ve hanehalkı beklentileri geriledi. Para politikasının daha yoğun etkilediği kalemlerde enflasyonda yavaşlamayı daha net görüyoruz. Ancak arz yönlü şoklar nedeniyle bu gelişmenin manşet enflasyona yansımaları sınırlı kaldı. Bu şokların etkisi hafifledikçe sıkı para politikası duruşumuzun katkısıyla dezenflasyon sürecinin yeniden hızlanacağını öngörüyoruz. Her fırsatta vurguladığım gibi fiyat istikrarı, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah artışı için bir ön koşul. Bu nedenle ara hedeflerle uyumlu bir seyir içinde fiyat istikrarı sağlanana kadar sıkı para politikası duruşumuzu kararlılıkla sürdüreceğimizi yeniden belirtmek isterim."</p><p>Dezenflasyon sürecinin seyrinde bu yıl öne çıkan jeopolitik gelişmelerin, Mayıs Enflasyon Raporu'ndan bu yana dalgalı seyrini koruduğunu belirten Karahan, bu gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki etkilerini proaktif bir şekilde takip ettiklerini ifade etti.</p><p>Karahan, savaşın seyrine ilişkin söz konusu yüksek belirsizlik ortamında sıkı ve ihtiyatlı duruşu sürdürürken, para politikasını kısa vadeli gelişmelerin yanı sıra orta vadeli enflasyon görünümünü de gözeterek şekillendirmeye devam ettiklerini kaydetti.</p><p>Jeopolitik gelişmelerin yol açtığı arz yönlü şokların dezenflasyon sürecine olumsuz yansıdığını aktaran Karahan, "Para politikamızın talep koşulları üzerindeki sıkılaştırıcı etkilerini açık bir şekilde gözlemliyoruz. Bu bağlamda, maliyet artışlarına karşın temel mal enflasyonu düşük seviyelerini korurken, belli başlı hizmet kalemlerinde de enflasyon ataleti zayıfladı ve dezenflasyon devam etti. Yurt içi dinamiklerde izlediğimiz bu olumlu gelişmeleri kararlı politikamızın bir sonucu olarak değerlendiriyoruz." ifadelerini kullandı.</p><p><b>"TÜM ARAÇLARIMIZI KARARLILIKLA KULLANMAYA DEVAM EDECEĞİZ"</b></p><p>Karahan, enflasyon beklentileri ile fiyatlama davranışlarının da önemini koruduğunu belirterek, "Bu dönemde sıkı duruşumuzu sürdürecek, temel amacımız olan fiyat istikrarına ulaşmak için tüm araçlarımızı kararlılıkla kullanmaya devam edeceğiz." diye konuştu.</p><p>Haziranda ABD ile İran arasında varılan mutabakatın ardından jeopolitik risklerde geçici bir gerileme gözlediklerini dile getiren Karahan, sonrasında jeopolitik risklerin, savaşın seyri ve taraflar arasında yeni bir anlaşma ihtimaline ilişkin haber akışı nedeniyle dalgalı bir görünüm sergilediğini söyledi.</p><p>Karahan, bu durumun küresel ekonomik görünüme ilişkin belirsizliklerin devam etmesine yol açtığını, küresel arz koşullarında sınırlı bir iyileşme gözlenmesine rağmen, girdi ve navlun maliyetlerinin yüksek seyrini koruduğunu ve tedarik zincirlerindeki aksamaların da devam ettiğini kaydetti.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/42205831.jpg"/><p>Küresel enerji arzı açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı'ndan gemi geçişlerinin, mutabakatın ardından bir miktar arttığını anlatan Karahan, şunları değerlendirmelerde bulundu:</p><p>"Ancak izleyen dönemde geçişler yeniden azalarak durma noktasına geldi. Petrol fiyatları da mutabakatın akabinde savaş öncesi seviyelere yakınsadı, ardından yeniden yükseldi. Mevcut durumda petrol fiyatları yüksek ve oynak seyrini sürdürüyor. Doğal gaz fiyatlarında da benzer bir görünüm hakim. Daha genel baktığımızda gerek enerji gerekse enerji dışı emtia fiyatları savaş öncesine kıyasla yüksek düzeylerini koruyor. Buna bağlı olarak ithalat fiyatlarının da savaş sonrasında belirgin ölçüde arttığını gözlüyoruz.</p><p>Küresel büyümenin 2026'da ivme kaybetmesi bekleniyor. 2027'de ise baz etkilerinin de katkısıyla, büyüme görünümünün bir miktar toparlanması öngörülüyor. Diğer taraftan savaşın seyrine bağlı olarak küresel büyüme üzerindeki riskler her iki yönde de geçerliliğini koruyor. Dalgalı bir seyir izleyen enerji fiyatları, küresel enflasyon ve enflasyon beklentileri üzerinde etkili olmayı sürdürüyor. Savaşla birlikte yukarı yönlü güncellenen enflasyon tahminlerinin yüksek seviyelerini koruduğunu görüyoruz. İkincil etkiler nedeniyle küresel enflasyon görünümünde bozulmanın devam edebileceği değerlendiriliyor."</p><p>Karahan, söz konusu durumun küresel olarak daha sıkı para politikası beklentilerini de güçlendirdiğini ifade ederek, artan jeopolitik belirsizlik nedeniyle gelişmekte olan ülkelere yönelik portföy hareketlerinin de dalgalı bir seyir izlediğini belirtti.</p><p>Son dönemde gelişmekte olan ülke hisse senedi piyasalarından çıkışlar, tahvil piyasalarına ise girişlerin gözlendiğini söyleyen Karahan, "ABD Merkez Bankası (Fed) sözlü yönlendirmeyi bırakması sonrası faiz patikasına yönelik belirsizliğin arttığını görüyoruz. Öte yandan, Japonya Merkez Bankasının (BoJ) atacağı adımlar da küresel piyasalar açısından önem taşıyor. Bu gelişmeler de küresel risk iştahı ve portföy hareketleri üzerinde belirleyici olacak." diye konuştu.</p><p><b>"YILIN İLK ÇEYREĞİNDE BÜYÜME YAVAŞLAMAYA DEVAM ETTİ"</b></p><p>Karahan, yurt içi makroekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmelerinde ise "Yılın ilk çeyreğinde büyüme yavaşlamaya devam etti. Bu çerçevede, mevcut büyüme verileri, sıkı para politikası duruşumuzun hedeflenen bir sonucu olarak talep koşullarının dezenflasyonist düzeyde kaldığını teyit etti. İkinci çeyreğe ilişkin görünüm ise büyümenin, özel tüketimdeki zayıf seyre karşın, dış talep kaynaklı olarak bir miktar toparlandığını ima ediyor." açıklamalarında bulundu.</p><p>Yılın ikinci çeyreğine ilişkin göstergelere değinen Karahan, 2025'in son çeyreğinde ve bu yılın ilk çeyreğinde görece yatay bir seyir izleyen sanayi üretiminin, ihracatın beklenenden güçlü seyretmesinin de katkısıyla arttığını ve oynaklığı yüksek sektörler dışlandığında da benzer bir eğilimin söz konusu olduğunu ifade etti.</p><p>Karahan, hizmet üretiminin nisan ve mayıs aylarında aylık bazda gerilediğini ve çeyreklik bazda yataya yakın seyrettiğini belirterek, "İmalat sanayi kapasite kullanım oranı yılın ikinci çeyreğinde sınırlı olarak artmakla birlikte tarihsel ortalamasının altındaki seyrini sürdürdü. Temmuzda ise bir miktar geriledi. İş gücü piyasasında, ikinci çeyrekte manşet işsizlik oranının gerilediğini görüyoruz. Buna göre işsizlik oranı geçmiş dönem ortalamalarının oldukça altında seyrederken, geniş tanımlı göstergeler daha az sıkı bir iş gücü piyasasına işaret ediyor. Nitekim, atıl iş gücü oranı ve ilan başına başvuru sayıları yüksek seyrediyor." şeklinde konuştu.</p><p>Talep koşullarına da değinen Karahan, altın hariç bakıldığında perakende satışların büyümesinin bir önceki çeyreğin altında gerçekleştiğini, trendinden arındırılmış verilerin de perakende satışlardaki ivme kaybının sürdüğünü gösterdiğini söyledi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/42205834.jpg"/><p><b>"KÜRESEL TİCARET VE JEOPOLİTİK KOŞULLARDAKİ ZORLUKLARA RAĞMEN İKİNCİ ÇEYREKTE İHRACATTA ARTIŞ GERÇEKLEŞTİ"</b></p><p>Karahan, ikinci çeyrekte gerileyen kart harcamalarının da talepteki yavaşlamanın belirginleştiğini teyit ettiğini kaydederek, temmuz ayına ilişkin verilerin kart harcamalarındaki zayıf seyrin üçüncü çeyrekte de sürdüğüne işaret ettiğini belirtti.</p><p>Talebe ilişkin verilerin bir bütün olarak ikinci çeyrekte talep koşullarının dezenflasyonist düzeyde olduğunu gösterdiğini ifade eden Karahan, farklı yöntemlerle hesapladıkları çıktı açığı göstergelerinin büyük çoğunluğunun ve ortalamasının, bir süredir olduğu gibi ikinci çeyrekte de negatif düzeye işaret ettiğini kaydetti.</p><p>Karahan, yılın geri kalanında talep koşullarında dezenflasyonist görünümün korunacağını öngördüklerini bildirdi.</p><p>İktisadi faaliyete ilişkin değerlendirmelerde bulunan Karahan "Küresel ticaret ve jeopolitik koşullardaki zorluklara rağmen ikinci çeyrekte ihracatta artış gerçekleşti. İhracattaki güçlü görünümde, jeopolitik gelişmelerin ve artan lojistik maliyetlerinin, talebi kısmen Türkiye'ye kaydırmasının da rol oynadığını değerlendiriyoruz." diye konuştu.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/42205835.jpg"/><p><b>"2026 YILINDA CARİ AÇIĞIN MİLLİ GELİRE ORANININ UZUN DÖNEM ORTALAMASININ ALTINDA GERÇEKLEŞECEĞİNİ ÖNGÖRÜYORUZ"</b></p><p>Karahan, bu dönemde, savaşın başlamasından sonra Orta Doğu ülkelerine ihracattaki düşüşün bir miktar telafi edildiğini, Afrika, Avrupa Birliği ve Kuzey Amerika ülkelerine ihracatın ise arttığını kaydetti.</p><p>Aynı dönemde, ithalatta nispeten daha düşük bir artış olduğunu belirten Karahan, yüksek fiyatlar nedeniyle enerji ithalatının arttığını, altın ve enerji hariç ithalatta ise düşüş gerçekleştiğini belirtti.</p><p>Karahan, böylelikle dış ticaret açığının ikinci çeyrekte ilk çeyreğe kıyasla gerilediğini belirterek, "Temmuz ayı geçici verileri de önceki çeyrek seviyelerinin altında bir görünüme işaret etmekte. Tüketim malı ithalatına baktığımızda ikinci çeyrekteki gerilemede büyük oranda binek otomobil ithalatındaki yavaşlamanın rol oynadığını görüyoruz. Temmuz ayı geçici verileri tüketim malı ithalatında sınırlı bir artış ima ediyor. Bununla birlikte söz konusu artış ilk iki çeyrekteki gerilemeyi telafi edecek ölçüde görünmüyor." ifadesini kullandı.</p><p>Cari işlemler dengesi gelişmelerine de değinen Karahan, "İkinci çeyrekte cari açık milli gelire oranla tarihsel ortalamaların altında bir seyir izledi. Savaş nedeniyle artan enerji fiyatları, enerji ithalatında belirgin yükselişe neden oldu. Bir önceki çeyreğe göre gerileyen altın ithalatı ise cari açıktaki artışı sınırladı. Yılın geri kalanında cari açık üzerinde uluslararası ticarette artan korumacı önlemler, jeopolitik gelişmeler ve enerji fiyatlarındaki artış kaynaklı yukarı yönlü riskler var." diye konuştu.</p><p>Karahan, bu gelişmelere rağmen, 2026 yılında cari açığın milli gelire oranının uzun dönem ortalamasının altında gerçekleşeceğini öngördüklerini belirtti.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/2026-enflasyon-tahminleri-317_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287310</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/turkiye-ay-aracini-2027nin-ilk-aylarinda-uzaya-firlatacak-287310</link>
      <pubDate>2026-08-13T10:50:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Türkiye Ay aracını 2027'nin ilk aylarında uzaya fırlatacak]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ay Projesi kapsamında takvimin netleştiğini belirterek, "Kendi hibrit itki roket sistemine sahip Ay aracımızı 2027'nin ilk aylarında uzaya göndereceğiz." dedi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Türkiye Ay aracını 2027'nin ilk aylarında uzaya fırlatacak]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih  Kacır, Afyonkarahisar'daki Emre Gölü'nde gerçekleştirilen 28. TÜBİTAK Gökyüzü Gözlem Etkinliği'nde basın mensuplarına değerlendirmede bulundu.</p><p>Türkiye'nin Milli Teknoloji Hamlesi iddiasında uzayın çok önemli bir yer tuttuğunu dile getiren Kacır, uzay ve uzay teknolojilerinin savunma sanayisi gibi kritik alanlar için de en stratejik altyapıları oluşturduğunu söyledi.</p><p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde çok kritik çalışmaları gerçekleştirdiklerini vurgulayan Kacır, uydu teknolojileri alanında BİLSAT, RASAT, GÖKTÜRK-2, Türksat 6A ve İMECE ile çok önemli bir kabiliyet oluşturduklarına dikkati çekti.</p><p>Kacır, Milli Uzay Programı kapsamında derin uzay projelerini sürdürdüklerini belirterek şunları ifade etti:</p><p>"Mühendislerimiz, araştırmacılarımız, bilim insanlarımız Türkiye'nin kendi ay aracını geliştiriyorlar. Kendi hibrit itki roket sistemine sahip Ay aracımızı 2027'nin ilk aylarında uzaya göndereceğiz. Şu anda fırlatma takvimi de netleşmiş oldu. Tüm testler başarıyla gerçekleşti. İnşallah böyle bir iddiayı da Türkiye olarak, dünyada çok az sayıda ülkenin başarabileceği bir teknolojik kabiliyeti ülkemize kazandırarak hayata geçirmiş olacağız."</p><p><b>UZAY LİMANI PROJESİ</b></p><p>Uzaya bağımsız erişimin Türkiye için stratejik bir hedef olduğunu söyleyen Kacır, Türkiye'nin roket ve füze teknolojilerinde çok önemli kabiliyetlere sahip olduğunu dile getirdi.</p><p>ROKETSAN, TÜBİTAK SAGE ve Delta V'nin de bu noktada çok önemli çalışmaları olduğunu belirten Kacır, şöyle devam etti:</p><p>"Bu çalışmaların artık kendi uydularımızı kendi imkanlarımızla uzaya göndereceğimiz roketleri üretme noktasına gelmesine adım adım yaklaşıyoruz. Uzaya bağımsız erişim için uzay limanı altyapısına sahip olmayı da önceliklendiriyoruz. Uzay limanları uzaya erişimin en maliyet etkin olduğu noktalarda kuruluyor. Ekvator bölgeleri dünyanın dönüş hızından da yararlanıldığı için daha maliyet etkin yollarla uzaya erişim fırsatı sunan bölgeler. Türkiye olarak çok stratejik bir adım atıyoruz ve Somali'de kendi uzay limanımızı inşa ediyoruz. İnşallah o proje de hızla tamamlanacak ve Türkiye kendi roketleriyle kendi geliştirdiği uyduları ve uzay araçlarını kendi uzay limanından uzaya gönderme kabiliyetine erişecek."</p><p>Kacır, bütün bunların bir ekosistemle mümkün olduğunun altını çizerek, ODTÜ'de kuracakları uzay teknoparkının, bu alanda tüm kurumların ve şirketlerin kümelendiği, AR-GE faaliyetlerinin bir arada yürütüldüğü bir altyapı olacağını söyledi.</p><p>Türkiye'nin gerçekleştirdiği insanlı uzay bilim misyonlarına değinen Kacır, "Bunun devamı da gelecek. Türkiye inşallah önümüzdeki dönemde yeni kurulacak uluslararası uzay istasyonlarında teknoloji bileşenlerini geliştiren, üreten bir ülke olarak bu sürece katılmaya hazırlanıyor. Bu yönde pek çok uluslararası işbirliğine imza atmaya gayret ediyoruz." dedi.</p><p><b>"IAC 2026'DA İLK KEZ ANTALYA'DAN BİR DEKLARASYON YAYIMLANACAK"</b></p><p>Kacır, 5-9 Ekim tarihlerinde düzenlenecek 77'nci Uluslararası Uzay Kongresi'ne (IAC 2026) Antalya'da ev sahipliği yapacaklarını belirterek, burada 100'den fazla ülkeden 10 binin üzerinde katılımcıyla Türkiye tarihinin en büyük bilimsel organizasyonlarından birinin gerçekleştirileceğini ifade etti.</p><p>İlk kez böyle bir kongreye ev sahipliği yapmak ve dünyanın dört bir yanından katılım sağlayacak misafirleri Antalya'da ağırlamak konusunda çok heyecanlı olduklarını dile getiren Kacır, kongrenin Türkiye'nin hem kabiliyetlerini dünyaya tanıtmada büyük imkanlar sunacağına hem de yeni uluslararası işbirliklerinin kapısını aralayacağına inandıklarını söyledi.</p><p>Kacır, dünyada pek çok konuda çok derin ayrışmaların yaşandığı bir dönemde bulunulduğunu, Türkiye'nin böyle bir dönemde hem bölgesine hem dünyaya barış ve istikrar mesajı veren çok güçlü bir ülke olduğunu ifade etti.</p><p>Uzayın işbirliklerine açık bir alan olduğunu söyleyen Kacır, böyle bir dönemde Türkiye'nin kendi uluslararası misyonuyla ve iddiasıyla çok uyumlu bir alanda, dünyanın dört bir tarafından akla gelebilecek tüm ülkelerden katılımın sağlanacağı bir kongreye ev sahipliği yapmasını çok anlamlı bulduklarını dile getirdi.</p><p>Kacır, söz konusu kongrelerin en büyüğüne Türkiye'nin ev sahipliği yapacağını, tüm ön kayıt istatistiklerinde ve bilimsel makale başvurularında rekor kırdıklarını söyledi.</p><p>Kongrede yeni nesil uzay teknolojisi girişimlerine yönelik de bir alan oluşturduklarını belirten Kacır, şunları kaydetti:</p><p>"Bu alan 'Yeni Uzay'ın sadece büyük şirketlerin, büyük kurumların var olduğu değil, aslında pek çok alanda olduğu gibi paradigma değişimine odaklanan teknoloji girişimlerinin de güçlü şekilde temsil edildiği bir platform olacak. Bu da bu kongreye özgün bir yaklaşım kazandıracak. IAC 2026'da ilk kez Antalya'dan bir deklarasyon yayımlanacak. Önceki kongrelerde böyle bir uygulama da yoktu. Biz bu deklarasyonun da özellikle barış, güven ve istikrar mesajlarını içermesini hedefliyoruz. Bunu biz Uluslararası Uzay Federasyonuna teklif ettik. Kongrenin başlangıcından bir gün önce dünyanın dört bir yanından parlamenterlerin ve hükümet temsilcilerinin katıldığı bir toplantı gerçekleşecek ve 'Antalya Deklarasyonu' buradan yayımlanacak. İstiyoruz ki uzay, barış ve işbirliği mecrası olmaya ve insanlığa hizmet edecek teknolojilerin geliştirilmesine bir platform sunmaya devam etsin. Antalya'daki kongre, aslında yaşamakta olduğumuz dünyadaki tüm uluslararası diplomatik süreçlere çok anlamlı ve güçlü bir mesaj vermemize vesile olacak."</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/turkiye-ay-aracini-2027ni-136_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287309</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/hazine-ve-maliye-bakani-simsek-motorinde-kademeli-otv-uygulamasini-degerlendirdi-287309</link>
      <pubDate>2026-08-13T10:45:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek motorinde "kademeli ÖTV" uygulamasını değerlendirdi]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Bakan Şimşek, motorin için devreye alınan kademeli ÖTV uygulamasına ilişkin, "Böylece maliyet baskılarını hafifletmenin yanı sıra enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları üzerindeki etkileri de azaltmayı amaçlıyoruz." ifadesini kullandı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek motorinde "kademeli ÖTV" uygulamasını değerlendirdi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, NSosyal hesabından Cumhurbaşkanı Kararı ile motorin için getirilen kademeli özel tüketim vergisi (ÖTV) uygulamasını değerlendirdi.</p><p>Bütçede harcama disiplini ve kayıt dışılıkla mücadeleyle sağlanan mali alanı, dezenflasyon sürecini desteklemek için kullandıklarına işaret eden Şimşek, şunları kaydetti:</p><p>"Jeopolitik gelişmelerin etkisiyle motorin fiyatlarında yaşanan yüksek artışın tüketici ve üreticilere yansımasını sınırlamak için ağustos ayının kalanında motorinde ÖTV'yi sıfırlıyor ve yıl sonuna kadar kademeli uygulamaya geçiyoruz. Böylece maliyet baskılarını hafifletmenin yanı sıra enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları üzerindeki etkileri de azaltmayı amaçlıyoruz. Kalıcı refah artışı ve daha adil gelir dağılımının ön koşulu olan fiyat istikrarını sağlamaya yönelik politikalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz."</p><a data-link="1" href="https://www.yirmidort.tv/gundem/motorinde-otv-agustos-sonuna-kadar-sifirlandi-287286" class="related-news haber"><div class="image"><img src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/motorinde-otv-agustos-son-524_2.jpg"/></div><h3>Motorinde ÖTV ağustos sonuna kadar sıfırlandı</h3></a>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/hazine-ve-maliye-bakani-s-961_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287308</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/bilim-insanlari-cocukluk-travmasinin-beyinde-nasil-iz-biraktigini-ortaya-cikardi-287308</link>
      <pubDate>2026-08-13T10:44:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bilim insanları çocukluk travmasının beyinde nasıl iz bıraktığını ortaya çıkardı]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Washington Üniversitesi ve Princeton Üniversitesi'nde yürütülen yeni bir araştırma, çocukluk döneminde yaşanan travmanın beyin hücrelerinde kalıcı izler bırakabildiğini ortaya koydu. Uzmanlar, bu biyolojik değişikliklerin ilerleyen yıllarda ruh sağlığı üzerinde ciddi etkiler yaratabileceğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bilim insanları çocukluk travmasının beyinde nasıl iz bıraktığını ortaya çıkardı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk döneminde yaşanan travmaların, beyin hücrelerinde silinmesi güç izler bıraktığı bilimsel olarak ortaya kondu. Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Princeton Üniversitesi'nin ortaklaşa yürüttüğü araştırmaya göre, çocuklukta maruz kalınan şiddetli stres ve travmatik olaylar, beynin stresle başa çıkma kapasitesini kalıcı biçimde etkiliyor. Fareler üzerinde yapılan deneylerde, travmanın beyin hücrelerinde moleküler düzeyde bir hafıza oluşturduğu ve bu değişikliklerin, bireylerin yetişkinlik döneminde strese karşı daha hassas hale gelmesine yol açtığı tespit edildi.</p><h3>Washington Üniversitesi'nden Dr. Meaghan Creed: 'Travma beyin hücrelerinde yara bırakıyor'</h3><p>Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Dr. Meaghan Creed, erken dönemde yaşanan travmaların, beynin işleyişinde uzun vadeli değişikliklere yol açtığını vurguladı. Araştırma ekibi, çocukluk travmasının beyin hücrelerinde fiziksel bir yara izi gibi kalıcı bir etki bıraktığını belirledi. Dr. Creed, bu bulguların, travmanın etkilerini ortadan kaldırabilecek yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi için bilim insanlarına somut bir hedef sunduğunu ifade etti. Araştırmanın Neuron dergisinde yayımlanması, bulguların uluslararası bilim camiasında yankı uyandırmasına neden oldu. Uzmanlar, çocukluk döneminde yaşanan stresin, ilerleyen yaşlarda anksiyete ve depresyon gibi ruhsal hastalıklara karşı duyarlılığı artırdığını belirtiyor.</p><h3>Erken stres, beyin hücrelerinde SETD7 enzimiyle kalıcı değişim başlatıyor</h3><p>Çalışmada, çocukluk travmasının beyindeki gen aktivitesini değiştirdiği ve bu değişimin, DNA'nın beyin hücreleri içindeki paketlenme biçimine dayandığı ortaya çıktı. Araştırmacılar, ventral tegmental alan olarak bilinen ve dopamin üreten nöronları barındıran beyin bölgesine odaklandı. Bu nöronlar, çevresel deneyimlerin işlenmesinde kritik rol oynuyor. Deneylerde, travmaya maruz kalan genç farelerin dopamin nöronlarında, SETD7 adı verilen bir enzimin seviyesinin belirgin şekilde yükseldiği gözlendi. SETD7 enzimi, DNA üzerinde H3K4me1 isimli kimyasal etiketi artırarak genlerin daha kolay aktive edilmesini sağlıyor. Bu durum, beyin hücrelerinin çevresel stres sinyallerine karşı daha duyarlı hale gelmesine neden oluyor ve ilerleyen dönemlerde ruhsal sorunlara zemin hazırlıyor.</p><h3>Princeton Üniversitesi'nden Dr. Peña: 'Epigenetik değişiklikler ruh sağlığını etkiliyor'</h3><p>Princeton Sinirbilimleri Enstitüsü'nden Dr. Catherine Jensen Peña, araştırmanın çocukluk travmasının epigenetik düzeyde nasıl iz bıraktığını gösterdiğini açıkladı. Dr. Peña, DNA'nın histon proteinleri etrafında sarılarak genlerin erişilebilirliğini kontrol ettiğini ve stresin bu yapıyı değiştirdiğini belirtti. Araştırmada, SETD7 enziminin artırılmasıyla birlikte, travma yaşamamış farelerde bile stres yanıtı genlerinin daha kolay aktive olduğu ve bu hayvanların yetişkinlikte strese karşı daha az dayanıklı hale geldiği tespit edildi. Tersine, SETD7'nin etkisi azaltıldığında, beyin hücrelerinin stres karşısında daha dirençli kaldığı ve sosyal davranışlarda olumsuzluk gözlenmediği ortaya çıktı. Dr. Peña, bu bulguların, çocukluk döneminde sağlanan destekleyici bakım ve sosyal kaynakların, beyin gelişiminde koruyucu rol oynayabileceğine işaret ettiğini vurguladı.</p><h3>Çocukluk travması dünya genelinde yaygın: Uzmanlar önlem çağrısı yaptı</h3><p>Dünya genelinde çocukların yarısından fazlası, aile içi şiddet, istismar, uyuşturucu kullanımı gibi travmatik olaylara maruz kalıyor. Araştırmacılar, dört veya daha fazla travmaya maruz kalan çocukların, yetişkinlikte ciddi fiziksel ve ruhsal sağlık sorunlarıyla karşılaşma riskinin belirgin şekilde arttığını belirtiyor. Uzmanlar, çocukluk travmasının sadece bireysel değil, toplumsal düzeyde de önemli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor. Çalışmanın sonuçları, erken dönemde yaşanan stresin moleküler düzeyde iz bıraktığını ve bu izlerin, ilerleyen yaşlarda ruh sağlığını olumsuz etkileyebileceğini gösteriyor. Bilim insanları, çocukların gelişim dönemlerinde destekleyici bakımın artırılması ve travmatik deneyimlerin önlenmesi için ailelere ve topluma önemli sorumluluklar düştüğünü ifade ediyor.</p><p>Sonuç olarak, Washington Üniversitesi ve Princeton Üniversitesi'nin ortak araştırması, çocukluk travmasının beyin hücrelerinde kalıcı izler bıraktığını ve bu değişikliklerin ilerleyen yıllarda ruh sağlığını ciddi biçimde etkileyebileceğini ortaya koydu. Uzmanlar, çocukların gelişim dönemlerinde karşılaştıkları stres ve travmaların, epigenetik düzeyde kalıcı değişikliklere yol açtığını vurgulayarak, erken müdahale ve koruyucu önlemlerin önemine dikkat çekiyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/bilim-insanlari-cocukluk--304_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287307</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/yag-yakimiyla-baglantili-genetik-sir-ortaya-cikti-287307</link>
      <pubDate>2026-08-13T10:43:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Yağ yakımıyla bağlantılı genetik sır ortaya çıktı]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Nature dergisinde yayımlanan ve üç kıtada bir milyondan fazla kişiyi kapsayan geniş çaplı araştırmada, FNIP1 genindeki nadir mutasyonların kardiyometabolik hastalık riskini yüzde 60 oranında azalttığı tespit edildi. FNIP1 geni, vücudun yağ depolama ve yakma mekanizmasını etkileyerek diyabet ve kalp hastalıklarından koruyucu rol üstleniyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Yağ yakımıyla bağlantılı genetik sır ortaya çıktı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Nature dergisinde yayımlanan ve üç kıtada bir milyondan fazla insanın genetik verilerini analiz eden uluslararası bir araştırma ekibi, FNIP1 adı verilen bir gendeki nadir mutasyonların, kardiyometabolik hastalıklara karşı önemli bir koruma sağladığını ortaya koydu. Araştırma, FNIP1 geninde tespit edilen varyantların, vücudun yağ depolama eğilimini azaltıp yağ yakımını teşvik ettiğini ve bu sayede tip 2 diyabet ile kalp hastalığı gibi ciddi sağlık sorunlarının görülme olasılığını belirgin şekilde düşürdüğünü gösterdi. Çalışmada, FNIP1 genindeki mutasyonlara sahip bireylerin, bu mutasyonlara sahip olmayanlara kıyasla kardiyometabolik hastalıklara yakalanma riskinin yaklaşık yüzde 60 daha düşük olduğu belirlendi. Bu bulgu, FNIP1 geninin insan sağlığı üzerindeki kritik rolünü ve gelecekteki tedavi yöntemleri için potansiyel bir hedef olabileceğini gündeme getirdi.</p><h3>FNIP1 geni yağ yakımını artırıyor, hastalık riskini azaltıyor</h3><p>FNIP1 geni, vücutta enerji depolanmasını ve harcanmasını düzenleyen temel bir mekanizmanın parçası olarak işlev görüyor. Normal koşullarda, FNIP1 geni tarafından kodlanan protein, folikulin adlı başka bir proteinle birlikte çalışarak enerji harcamasını yavaşlatıyor ve vücudun yağ depolamasını teşvik ediyor. Ancak araştırmada tespit edilen nadir FNIP1 mutasyonları, bu fren mekanizmasını devre dışı bırakarak vücudun enerjiyi daha hızlı yakmasına neden oluyor. Laboratuvar ortamında, insan karaciğer hücrelerinde FNIP1 geninin susturulması, yağ yakımıyla ilgili genlerin daha aktif hale gelmesini sağladı. Ayrıca fareler üzerinde yapılan deneylerde, FNIP1 yolunun manipüle edilmesi, yüksek yağlı ve yüksek fruktozlu diyetle beslenen hayvanlarda yağ birikimini önledi, insülin duyarlılığını artırdı ve karaciğer yağlanmasını azalttı. Bu sonuçlar, FNIP1 geninin vücudun enerji yönetiminde ve kardiyometabolik hastalıklara karşı korunmada merkezi bir role sahip olduğunu gösteriyor.</p><h3>Bir milyon kişilik veriyle FNIP1 mutasyonunun etkisi kanıtlandı</h3><p>Çalışmada, FNIP1 genindeki mutasyonların toplumda nadir görüldüğü belirtildi. Araştırmacılar, analiz ettikleri bir milyondan fazla kişinin sadece yaklaşık her 7.000'inde bu gen varyantına rastladı. Toplamda 155 kişi, FNIP1 geninde protein kısaltıcı mutasyonlar taşıyordu. Bu kişilerin metabolik sağlık profilleri, genel popülasyona göre belirgin şekilde daha iyiydi. Özellikle trigliserit (TG) ile yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) kolesterol oranı düşük olan bu bireylerde, kardiyometabolik hastalıklara yakalanma riski de ciddi oranda azaldı. Araştırmanın ortak liderlerinden genetikçi Luca Lotta, FNIP1 genindeki mutasyonların, vücudun enerjiyi depolama ve yakma dengesini değiştirdiğini, bunun da hastalıklara karşı koruyucu bir faktör oluşturduğunu vurguladı. Ayrıca, FNIP1 geninin yanı sıra, PDE3B gibi başka genlerdeki varyantların da özellikle kadınlarda olumlu etkiler gösterdiği tespit edildi.</p><h3>Yağ dağılımı ve FNIP1 geni: Sağlıklı vücut kompozisyonu için anahtar</h3><p>Araştırmada, FNIP1 genindeki mutasyonların sadece toplam vücut yağ miktarını değil, aynı zamanda yağın vücutta nasıl dağıldığını da etkilediği ortaya çıktı. Bilim insanları, viseral yağın (organların çevresinde ve karın bölgesinde biriken yağ) kalp ve damar sağlığı açısından en riskli yağ türü olduğunu belirtiyor. Buna karşılık, kalça ve uyluk gibi bölgelerde depolanan yağın daha az zararlı olduğu biliniyor. FNIP1 varyantına sahip bireylerde, yağın daha sağlıklı bölgelerde toplandığı ve bu durumun kardiyometabolik hastalıklara karşı ek bir koruma sağladığı gözlemlendi. Bu bulgu, FNIP1 geninin yalnızca enerji metabolizmasını değil, aynı zamanda vücut yağının dağılımını da düzenleyerek genel sağlığı olumlu yönde etkileyebileceğini gösteriyor.</p><h3>GLP-1 ilaçları ve FNIP1: Yeni tedavi hedefleri gündemde</h3><p>FNIP1 genindeki mutasyonların sağladığı koruyucu etkiler, son yıllarda obezite ve tip 2 diyabet tedavisinde devrim yaratan GLP-1 ilaçlarının mekanizmasıyla bazı benzerlikler taşıyor. GLP-1 ilaçları, hormonal sinyalizasyon yoluyla iştahı azaltıp kilo kaybını teşvik ederken, FNIP1 ise doğrudan vücudun enerji depolama ve yakma kararlarını etkiliyor. Araştırmacılar, FNIP1'in bu özelliği sayesinde potansiyel bir ilaç hedefi olabileceğini belirtiyor. Ancak, FNIP1'i tamamen devre dışı bırakmanın uzun vadeli etkileri henüz bilinmiyor. Uzmanlar, FNIP1'i bloke eden bir ilacın, doğal olarak bu mutasyona sahip bireylerde görülen faydaları tam olarak sağlayıp sağlayamayacağı konusunda temkinli yaklaşıyor. Ayrıca, FNIP1 yolunun tamamen kapatılmasının istenmeyen yan etkilere yol açabileceği uyarısı yapılıyor.</p><h3>FNIP1 genindeki nadir mutasyonların evrimsel geçmişi</h3><p>FNIP1 genindeki mutasyonların neden bu kadar nadir olduğu sorusu, araştırmanın önemli başlıkları arasında yer aldı. İnsanlık tarihinin büyük bölümünde, enerji tasarrufu sağlayan bir metabolizmaya sahip olmak hayatta kalmak için avantaj sağlıyordu. Ancak günümüzde, kalorisi yüksek gıdaların kolayca ulaşılabilir olması, bu tür bir metabolizmanın dezavantaj haline gelmesine yol açabiliyor. Araştırmacılar, FNIP1 genindeki mutasyonların geçmişte olumsuz etkiler yaratabileceğini, ancak modern yaşam koşullarında bu değişimlerin sağlık açısından faydalı sonuçlar doğurabildiğini belirtiyor. Bu durum, insan biyolojisinin çevresel koşullarla nasıl etkileşime girdiğini ve genetik varyasyonların sağlık üzerindeki etkilerini anlamak açısından önemli bir örnek oluşturuyor.</p><h3>FNIP1 geninde yeni ilaç geliştirme potansiyeli ve riskler</h3><p>FNIP1 geninin kardiyometabolik hastalıklara karşı sağladığı koruma, ilaç geliştirme alanında büyük bir ilgi uyandırdı. Araştırmayı yürüten bilim insanları, FNIP1'i hedef alan yeni tedavilerin, obezite ve diyabet gibi yaygın hastalıklara karşı etkili olabileceğini düşünüyor. Ancak, bu tür bir ilacın geliştirilmesi sürecinde dikkatli olunması gerektiği vurgulanıyor. FNIP1'in tamamen devre dışı bırakılması, beklenmeyen yan etkilere ve metabolik dengenin bozulmasına yol açabilir. Bu nedenle, FNIP1'i hedefleyen tedavilerin hem etkinlik hem de güvenlik açısından kapsamlı şekilde test edilmesi gerekiyor. Araştırmacılar, FNIP1 geninin insan sağlığı üzerindeki etkilerini daha iyi anlamak için yeni klinik çalışmaların planlandığını duyurdu.</p><p>Sonuç olarak, FNIP1 genindeki nadir mutasyonlar, kardiyometabolik hastalıklara karşı doğal bir koruma mekanizması sunuyor. Bu bulgular, genetik araştırmaların insan sağlığını koruyacak yeni tedavi stratejileri geliştirme potansiyelini bir kez daha gözler önüne seriyor. Ancak, FNIP1'i hedef alan ilaçların geliştirilmesi için daha fazla araştırma ve klinik testler yapılması gerektiği, uzmanlar tarafından özellikle vurgulanıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/yag-yakimiyla-baglantili--481_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287306</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/bilim-insanlarini-sasirtan-celik-korozyona-karsi-beklenmedik-bir-koruma-gelistirdi-287306</link>
      <pubDate>2026-08-13T10:42:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bilim insanlarını şaşırtan çelik! Korozyona karşı beklenmedik bir koruma geliştirdi]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[Hong Kong Üniversitesi'nde geliştirilen yeni nesil paslanmaz çelik, yeşil hidrojen üretiminin maliyetini 40 kat azaltma potansiyeliyle bilim dünyasında büyük heyecan yarattı. Süper çelik olarak adlandırılan SS-H2, geleneksel malzemelerin sınırlarını aşarak deniz suyundan hidrojen üretiminde yeni bir dönemi başlatıyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bilim insanlarını şaşırtan çelik! Korozyona karşı beklenmedik bir koruma geliştirdi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hong Kong Üniversitesi (HKU) Makine Mühendisliği Bölümü'nden Profesör Mingxin Huang liderliğindeki araştırma ekibi, yeşil hidrojen üretiminde devrim yaratabilecek yeni bir paslanmaz çelik türü geliştirdi. SS-H2 olarak adlandırılan bu süper çelik, geleneksel paslanmaz çeliklerin yetersiz kaldığı yüksek korozyonlu ortamlarda bile dayanıklılığını koruyor. Özellikle deniz suyu bazlı hidrojen üretiminde kullanılan pahalı titanyum bileşenlerin yerini alabilecek bu yeni malzeme, yapısal maliyetleri yaklaşık 40 kat düşürebilecek kapasiteye sahip. Bu önemli gelişme, yeşil hidrojenin ekonomik olarak erişilebilirliğini artırırken, sürdürülebilir enerji teknolojilerinin yaygınlaşmasına da ivme kazandırıyor.</p><h3>Profesör Huang: 'Manganez tabakasıyla çeliğin sınırlarını aştık'</h3><p>SS-H2'nin en dikkat çekici özelliği, geleneksel paslanmaz çeliklerin dayanıklılığını belirleyen krom oksit tabakasına ek olarak, manganez bazlı ikinci bir koruyucu tabaka oluşturması. Araştırma ekibinin "ardışık ikili pasivasyon" adını verdiği bu yöntem, çeliğin 1700 mV'ye kadar olan yüksek elektrik potansiyellerinde bile klorür içeren ortamlarda korozyona karşı dirençli kalmasını sağlıyor. Bu, özellikle deniz suyunda bol miktarda bulunan klorür iyonlarının neden olduğu agresif korozyon riskini ortadan kaldırıyor. Profesör Huang ve ekibi, bu çığır açıcı buluşun, paslanmaz çelikte manganezin korozyon direncini zayıflattığına dair yaygın inanışı da tersine çevirdiğini belirtiyor. Çalışmanın ilk yazarı Dr. Kaiping Yu, manganez tabakasının sağladığı korumanın bilimsel olarak mevcut bilgilerle açıklanamadığını vurgularken, araştırma sonuçlarının atomik düzeyde ikna edici kanıtlar sunduğunu ifade etti. Ekip, SS-H2'nin geleneksel paslanmaz çeliklere kıyasla temel bir ilerleme sunduğunu ve bu mekanizmanın endüstriyel uygulamalar için büyük umut taşıdığını belirtti.</p><h3>SS-H2 ile yeşil hidrojen üretiminde maliyetler 40 kat azalacak</h3><p>Yeni geliştirilen SS-H2 paslanmaz çelik, özellikle tuzdan arındırılmış deniz suyu veya asidik çözeltilerle çalışan elektrolizörlerde titanyum gibi pahalı bileşenlerin yerini alabilecek. Araştırmacılar, 10 megavatlık bir PEM elektroliz tank sisteminin şu anda yaklaşık 17,8 milyon Hong Kong Doları'na mal olduğunu ve bu maliyetin yüzde 53'ünün yapısal bileşenlerden kaynaklandığını belirtiyor. SS-H2'nin kullanılmasıyla, bu bileşenlerin maliyetinin yaklaşık 40 kat azalacağı öngörülüyor. Bu, endüstriyel ölçekte hidrojen üretiminde devrim niteliğinde bir etki yaratabilir. Ayrıca, SS-H2'nin tuzlu su elektrolizörlerinde titanyum tabanlı malzemelerle karşılaştırılabilir performans göstermesi, yeşil hidrojenin ekonomik ve sürdürülebilir şekilde üretilmesini mümkün kılacak. Araştırma ekibi, SS-H2 teknolojisinin birkaç ülkede patent başvurusunu gerçekleştirdi ve iki patentin onaylandığını açıkladı. Bu gelişme, yenilenebilir enerji sektöründe maliyetleri düşürerek daha geniş bir uygulama alanı yaratacak.</p><h3>Laboratuvardan endüstriyel üretime geçişte kritik adımlar</h3><p>SS-H2'nin laboratuvar ortamındaki başarısı, malzemenin endüstriyel ölçekte yaygınlaşması için önemli bir başlangıç noktası oldu. Ancak, elektrolizörlerde kullanılacak metal ağlar ve köpükler gibi bileşenlerin geliştirilmesi için mühendislik açısından hâlâ bazı zorluklar bulunuyor. Araştırmacılar, SS-H2'nin büyük ölçekli üretimine yönelik ilk adımları attıklarını ve ana karadan bir fabrika ile iş birliği içinde tonlarca SS-H2 bazlı tel üretildiğini duyurdu. Bu gelişme, yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilen hidrojenin daha ekonomik hale gelmesini sağlayacak. Profesör Huang, yüksek korozyon direnci ve düşük maliyetin birleşiminin, SS-H2'yi ticari elektrolizörlerde vazgeçilmez bir malzeme haline getireceğini vurguladı. Eğer teknoloji laboratuvardan sanayiye başarıyla aktarılırsa, yeşil hidrojen üretiminde daha ucuz ve sürdürülebilir bir yol açılmış olacak.</p><h3>Geleneksel paslanmaz çeliğin sınırları ve SS-H2'nin farkı</h3><p>Paslanmaz çelik, yaklaşık bir yüzyıldır korozyonun sorun olduğu alanlarda temel yapı malzemesi olarak kullanılıyor. Dayanıklılığını büyük ölçüde içeriğindeki kromdan alan bu alaşım, yüzeyde ince bir krom oksit tabakası oluşturarak alttaki metali koruyor. Ancak, geleneksel paslanmaz çeliklerde bu koruyucu tabaka yüksek elektrik potansiyellerinde çözünerek transpasif korozyona neden olabiliyor. Özellikle deniz suyu gibi klorür açısından zengin ortamlarda, 254SMO süper paslanmaz çelik gibi yüksek dirençli alaşımlar dahi bu sorunun önüne geçemiyor. SS-H2 ise, ardışık ikili pasivasyon stratejisiyle, hem krom oksit hem de manganez bazlı ikinci bir tabaka oluşturarak bu sınırları aşıyor. Bu sayede, su oksidasyonu için gerekli yüksek potansiyellerde bile korozyona karşı üstün bir direnç sağlanıyor. Araştırma ekibi, bu yeniliğin paslanmaz çelik teknolojisinde yeni bir paradigma oluşturduğuna dikkat çekiyor.</p><h3>Altı yıllık araştırma ve bilimsel merak</h3><p>SS-H2'nin geliştirilmesi, yaklaşık altı yıl süren kapsamlı bir araştırma ve deneme sürecinin ürünü. Proje, olağandışı çeliğin keşfiyle başlayıp, atomik düzeyde bu dayanıklılığın nedenlerini anlamaya yönelik deneylerle devam etti. Ekip, geleneksel korozyon biliminin dışına çıkarak, yüksek elektrik potansiyellerinde stabil kalan alaşımlar üzerinde uzmanlaştı. Bu yaklaşım, paslanmaz çelikte uzun süredir aşılamayan bir engelin ortadan kalkmasını sağladı. Araştırmacılar, bulgularını Materials Today dergisinde yayımlayarak uluslararası bilim dünyasının dikkatini çekti. Projenin lideri Profesör Huang, bu atılımın yeşil hidrojen üretimi başta olmak üzere, birçok yeni uygulamanın önünü açacağını belirtti. SS-H2'nin bilimsel olarak açıklanamayan bazı özellikleri, araştırmacıların bu alandaki merakını ve heyecanını artırdı.</p><h3>Yeşil hidrojen üretiminde yeni bir dönem başlıyor</h3><p>SS-H2'nin endüstriyel uygulamalara geçişiyle birlikte, yeşil hidrojen üretiminde maliyetlerin önemli ölçüde düşmesi bekleniyor. Bu gelişme, yenilenebilir enerjiyle çalışan elektroliz sistemlerinin yaygınlaşmasını hızlandırabilir ve fosil yakıtlara bağımlılığı azaltabilir. Araştırmacılar, SS-H2'nin dayanıklılığı sayesinde deniz suyundan hidrojen üretiminin daha güvenli ve ekonomik bir şekilde gerçekleştirilebileceğini öngörüyor. Eğer bu teknoloji, laboratuvardan sanayiye başarıyla aktarılırsa, enerji sektöründe sürdürülebilirlik açısından tarihi bir dönüm noktası yaşanacak. Süper çelik SS-H2, hem bilim dünyasında hem de endüstride büyük bir dönüşümün kapılarını aralıyor.</p><p>Sonuç olarak, Hong Kong Üniversitesi'nin geliştirdiği SS-H2 süper çelik, yeşil hidrojen üretiminde maliyetleri düşürerek, sürdürülebilir enerji teknolojilerinde yeni bir çağ başlatma potansiyeline sahip. Bu yenilik, hem bilimsel hem de ekonomik açıdan önemli fırsatlar sunarken, gelecekte enerji sektöründe köklü değişimlere yol açabilir.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/bilim-insanlarini-sasirta-967_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287305</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/borsa-13-agustos-persembe-gunune-yukselisle-basladi-287305</link>
      <pubDate>2026-08-13T10:36:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Borsa 13 Ağustos Perşembe gününe yükselişle başladı]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, 13 Ağustos Perşembe gününe yüzde 0,10 yükselişle 14.124,18 puandan başladı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Borsa 13 Ağustos Perşembe gününe yükselişle başladı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>13 Ağustos 2026 Perşembe borsa haberleri... Dün alış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, günü yüzde 2,96 değer kazanarak 14.110,14 puandan tamamladı. Endeks, 15 Haziran'dan bu yana en yüksek günlük artışını gerçekleştirerek 14.000 puan seviyesini aştı.</p><p>Endeks, bugün açılışta önceki kapanışa göre 14,05 puan ve yüzde 0,10 artışla 14.124,18 puana çıktı. Bankacılık endeksi yatay seyrederken, holding endeksi yüzde 0,07 yükseldi.</p><p>Sektör endeksleri arasında en fazla kazandıran yüzde 2,41 ile tekstil deri, en çok gerileyen ise yüzde 0,58 ile ticaret oldu.</p><p>Küresel piyasalarda, ABD'de ılımlı gelen enflasyon verilerinin risk iştahını desteklemesine karşın, Orta Doğu'da yeni bir ateşkes konusunda taraflardan henüz net bir açıklama gelmemesi iyimserlikleri sınırlıyor.</p><p>Öte yandan yurt içinde gözler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) düzenleyeceği yılın 3'üncü Enflasyon Raporu bilgilendirme toplantısı ile "Ödemeler Dengesi" verilerine çevrildi.</p><p>AA Finans Ödemeler Dengesi Beklenti Anketi'ne katılan ekonomistler, cari işlemler hesabının haziranda 4 milyar 918,2 milyon dolar açık vereceğini tahmin etti. Ekonomistler, cari işlemler hesabının bu yıl ise 52 milyar 391 milyon dolar açık vereceğini öngördü.</p><p>Analistler, bugün yurt içinde TCMB Enflasyon Raporu, cari işlemler dengesi ile para ve banka istatistiklerinin, yurt dışında ise ABD'de ÜFE başta olmak üzere yoğun veri gündeminin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 14.200 ve 14.300 puanın direnç, 14.000 ve 13.900 puanın destek konumunda olduğunu kaydetti.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/borsa-13-agustos-persembe-391_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287304</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/boeing-ve-airbusa-cinli-rakip-c919-uluslararasi-pazara-ilk-adimini-atti-287304</link>
      <pubDate>2026-08-13T10:36:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Boeing ve Airbus'a Çinli rakip! C919 uluslararası pazara ilk adımını attı]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Çin'in yerli üretimi olan C919 yolcu uçağı, Air China filosunda Pekin'den Moğolistan'ın Ulaanbaatar kentine ilk uluslararası ticari uçuşunu gerçekleştirdi. Bu adım, Boeing ve Airbus'ın yıllardır hakim olduğu küresel havacılık pazarında COMAC'ın iddiasını güçlendirdi ve Çin'in havacılık sektöründe yeni bir dönemin kapılarını araladı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Boeing ve Airbus'a Çinli rakip! C919 uluslararası pazara ilk adımını attı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çin'in havacılık sektöründe yerli üretime dayalı iddialı projesi olan C919 yolcu uçağı, Air China tarafından işletilen ilk uluslararası ticari uçuşunu Pekin'den Moğolistan'ın başkenti Ulaanbaatar'a gerçekleştirerek önemli bir dönüm noktasına imza attı. Çarşamba günü yerel saatle 15:00'te Pekin Başkent Uluslararası Havalimanı'ndan havalanan C919, yaklaşık iki saatlik bir uçuşun ardından Ulaanbaatar'a indi. Bu sefer, Çin toprakları dışında C919'un katıldığı ilk ticari uçuş olarak kayıtlara geçti ve Air China, bu hattın artık günlük olarak işletileceğini duyurdu. Söz konusu gelişme, Boeing ve Airbus'ın uzun süredir hakimiyet kurduğu küresel yolcu uçağı pazarında Çinli üretici COMAC'ın rekabetçi bir alternatif sunma çabasını gözler önüne serdi.</p><h3>COMAC C919 ile küresel havacılıkta yeni bir sayfa açıyor</h3><p>Çin Ticari Uçak Şirketi (COMAC), C919 projesiyle sadece ülke içinde değil, uluslararası alanda da ses getirmeyi amaçlıyor. 174 yolcu kapasiteli tek koridorlu dar gövdeye sahip olan C919, doğrudan Boeing 737 MAX ve Airbus A320neo ile aynı pazar segmentine hitap ediyor. Ancak, uçağın motorları ABD merkezli GE Aerospace ile Fransa'nın Safran Uçak Motorları'nın ortak girişimi olan CFM International tarafından üretiliyor. Analistler, C919'un halen birçok kritik bileşen için yabancı tedarikçilere bağımlı olduğuna dikkat çekiyor. Bu durum, COMAC'ın tamamen kendi kendine yeten bir üretim modeli oluşturmasını zorlaştırıyor. Ayrıca, C919'un ABD veya Avrupa'nın büyük havacılık otoritelerinden henüz sertifika almamış olması, uçağın yurtdışı satış potansiyelini sınırlıyor. Buna rağmen, COMAC son dönemde C919 ve daha küçük modeli C909'u Dubai Hava Fuarı gibi önemli etkinliklerde sergileyerek küresel havacılık endüstrisiyle bağlarını güçlendirmeye çalışıyor.</p><h3>Boeing ve Airbus'a karşı Çin'in C919 stratejisi</h3><p>Çin, dünyanın en büyük havacılık pazarlarından biri olarak kendi üretimi C919'a güçlü bir müşteri tabanı sağlıyor. Ancak, ülkenin havayolu şirketleri halen büyük ölçüde Boeing ve Airbus uçaklarına bağımlı. Mayıs ayında Çin'in 200 Boeing uçağı, motorları ve yedek parçaları için sipariş onaylaması, Pekin yönetiminin yerli üretime verdiği desteğe rağmen uluslararası üreticilere olan bağımlılığın sürdüğünü gösteriyor. COMAC bugüne kadar 32 C919 teslim ederken, Airbus yalnızca 2025 yılı içinde Çin'e yaklaşık 100 dar gövde uçak teslim etti. C919'un üretim kapasitesi henüz rakipleriyle karşılaştırılamayacak düzeyde olsa da, şirket 2029 yılına kadar yıllık 200 uçak üretme hedefini koruyor. Analistler, bu hedefe ulaşmanın hem üretim hem de tedarik zinciri açısından ciddi zorluklar içerdiğini belirtiyor. Ayrıca, COMAC'ın havayollarına yeterli teknik ve operasyonel destek sunabilmesi, C919'un küresel alanda kabul görmesi için kritik öneme sahip.</p><h3>Uzmanlar: C919'un başarısı için üretim ve destek kritik</h3><p>Havacılık uzmanları, C919'un pazarda kalıcı bir yer edinebilmesi için sadece üretim adetlerinin artırılmasının yeterli olmayacağını vurguluyor. Emekli havacılık analisti Rob Morris, COMAC'ın gelişim ve üretim hızının Boeing ve Airbus ile rekabet için halen yetersiz olduğunu belirtiyor. Morris'e göre, C919'un Çin iç pazarında etkili olma potansiyeli bulunsa da, uygulama ve teslimat süreçlerinin yavaş ilerlemesi, uçağın yaygınlaşmasını geciktiriyor. Ayrıca, yolcu ve havayolu şirketlerinin C919'a güven duyması için, tıpkı A320 ve 737 modellerinde olduğu gibi, 7 gün 24 saat kesintisiz teknik destek ve operasyonel güvenilirlik sağlanması gerekiyor. AeroDynamic Advisory Genel Müdürü Richard Aboulafia ise, uçak üretiminde tedarik zincirinin karmaşıklığına dikkat çekerek, en küçük bir bileşenin eksikliğinin dahi teslimatları aksatabileceğini ifade ediyor. COMAC'ın uluslararası rekabet gücünü artırabilmesi için tedarik zincirinde sağlam bir yapı kurması, üretim kapasitesini yükseltmesi ve ölçek ekonomisi yakalaması gerektiği belirtiliyor.</p><h3>C919'un çıkışı Çin havacılık endüstrisinde yeni bir dönemi başlatıyor</h3><p>Tüm bu zorluklara rağmen, C919'un ilk uluslararası uçuşunu başarıyla tamamlaması Çin havacılık endüstrisi için tarihi bir başarı olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, bir yolcu uçağı üretmenin; binlerce farklı bileşen, sistem ve yazılımı entegre etme kabiliyeti gerektirdiğini ve bu alanda dünyada yalnızca birkaç şirketin başarılı olabildiğini vurguluyor. Bu başarı, Çin'in havacılık alanında küresel ölçekte söz sahibi olma hedefinin somut bir göstergesi olarak öne çıkıyor. COMAC'ın önünde hâlâ önemli engeller bulunsa da, C919'un uluslararası arenada boy göstermeye başlaması, sektördeki rekabetin önümüzdeki yıllarda daha da kızışacağına işaret ediyor. Çin'in bu alandaki kararlılığı ve yatırımları, havacılıkta dengelerin değişmesine neden olabilir.</p><p>Sonuç olarak, C919'un ilk uluslararası uçuşu, Çin'in küresel havacılık pazarında iddiasını güçlendiren sembolik bir adım olarak dikkat çekiyor. COMAC'ın önünde aşılması gereken teknik, operasyonel ve pazara giriş engelleri bulunsa da, bu gelişme Çin'in havacılık sektöründe yeni bir döneme girdiğinin açık bir göstergesi. Uzmanlar, önümüzdeki yıllarda C919'un performansının ve küresel pazardaki etkisinin yakından izleneceğini belirtiyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/boeing-ve-airbusa-cinli-r-804_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287303</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/putinden-batiya-gemi-tehdidi-rus-ticari-gemileri-ele-gecirilirse-misilleme-yapilacak-287303</link>
      <pubDate>2026-08-13T10:33:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Putin'den Batı'ya gemi tehdidi! Rus ticari gemileri ele geçirilirse misilleme yapılacak]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Batı ülkelerinin Rus ticari gemilerine yönelik el koyma girişimlerini korsanlık olarak nitelendirdi ve bu adımlara karşı sert misillemelerin gelebileceği uyarısında bulundu. Pasifik'te düzenlenen deniz tatbikatı sırasında konuşan Putin, Moskova'nın ticari gemilerini korumak için tüm imkanlarını kullanacağını vurguladı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Putin'den Batı'ya gemi tehdidi! Rus ticari gemileri ele geçirilirse misilleme yapılacak]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Batı'nın Rus ticari gemilerine yönelik el koyma girişimlerine karşı ciddi bir misilleme tehdidinde bulundu. Çarşamba günü Pasifik'te bir deniz tatbikatı sırasında Rus savaş gemisini ziyaret eden Putin, Batılı ülkelerin Rusya bağlantılı gemilere el koymasının uluslararası deniz hukukunun açıkça ihlali anlamına geldiğini belirtti. Putin, bu tür eylemleri "korsanlık ve soygun" olarak tanımlayarak, Rusya'nın karşılık vermek zorunda kalacağını vurguladı. Ayrıca, Rusya'nın yanıtının yalnızca Rus gemilerinin alıkonulduğu sularda değil, Moskova'nın uygun gördüğü herhangi bir bölgede gerçekleşebileceğine dikkat çekti. Bu açıklamalar, Batı ile Rusya arasındaki deniz taşımacılığı gerilimini yeni bir boyuta taşıdı.</p><h3>Putin: 'Korsanlık karşılıksız kalmaz'</h3><p>Putin'in açıklamaları, Batı'nın son dönemde Rusya ile ilişkili ticari gemilere yönelik artan müdahalelerine yanıt olarak geldi. Özellikle Fransa ve Birleşik Krallık'ın, Rusya'nın "gölge filosuna" ait olduğu düşünülen ve uluslararası yaptırımları ihlal ederek petrol taşıyan tankerleri alıkoyması, Moskova'nın tepkisini artırdı. Avrupa Birliği ise yüzlerce "gölge filosu" gemisine yaptırım uyguladı. Putin, bu gelişmeler ışığında, Rusya'nın ticari gemilerini korumak amacıyla savaş gemilerini görevlendirmeye başladığını belirtti. Bu adım, Batı'nın denizlerdeki baskısına karşı Rusya'nın askeri kapasitesini devreye soktuğunu gösteriyor. Putin, korsanlık olarak nitelendirdiği bu uygulamalara karşılık vermenin kaçınılmaz olduğunu vurguladı.</p><h3>Rus donanması denetimlere hazır: Avrupa gemileri hedefte</h3><p>Pasifik Filosu Komutanı Amiral Viktor Liina, Putin'e verdiği bilgide, Rus donanmasının "düşman ülkeler" adına çalışan ticari gemilerin denetimi için tamamen hazır olduğunu ifade etti. Liina, birçok geminin Britanya, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerine ait olduğunu, bu gemilerin farklı ülke bayrakları taşıyarak "gölge filo" oluşturduğunu dile getirdi. Rusya'nın, bu gölge filoya ait gemilerin denetimi ve gerektiğinde alıkonulması için yeterli askeri varlığa sahip olduğunu belirten Liina, donanmanın bu görevi üstlenmeye hazır olduğunu söyledi. Bu ifadeler, Rusya'nın Batılı ticari gemilere yönelik potansiyel misilleme operasyonlarının kapsamını genişletebileceği anlamına geliyor.</p><h3>Medvedev'den simetrik karşılık vurgusu</h3><p>Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev de konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, Avrupa'ya ait birçok ticari geminin "rahat bayraklar" kullandığını ve bu nedenle kolayca tespit edilebildiğini kaydetti. Medvedev, Rusya'nın simetrik bir yaklaşım benimseyerek, gerekçeli şüphe durumunda hem kendi sularında hem de tarafsız bölgelerde düşman ülkelere ait ticari gemilere müdahale etme hakkına sahip olduğunu ifade etti. Medvedev ayrıca, Rus ordusunun bu tür operasyonları Karadeniz'in ötesine, farklı deniz havzalarına da taşıyabilecek kapasitede olduğunu belirtti. Moskova'nın bu kararlılığı, deniz taşımacılığı alanında Batı ile Rusya arasında yeni bir gerilim hattı oluşturuyor.</p><p>Rusya'nın Batı'nın ticari gemilere yönelik yaptırımlarına karşı koyma kararlılığı, önümüzdeki dönemde uluslararası deniz taşımacılığında yeni krizlerin yaşanabileceğine işaret ediyor. Putin'in ve üst düzey Rus yetkililerin açıklamaları, Moskova'nın ticari ve askeri kapasitesini kullanarak Batı'ya karşı caydırıcı adımlar atmaya hazır olduğunu gösteriyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/putinden-batiya-gemi-tehd-593_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287302</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/orbánin-gorevden-aldigi-eski-yargic-macaristanin-yeni-cumhurbaskani-secildi-287302</link>
      <pubDate>2026-08-13T10:17:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Orbán'ın görevden aldığı eski yargıç Macaristan'ın yeni cumhurbaşkanı seçildi]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Macaristan'da eski Yüksek Mahkeme Başkanı András Baka, 140 oyla Cumhurbaşkanı seçilerek ülkenin siyasi dengelerinde yeni bir dönemin kapısını araladı. Baka'nın görevi, Başbakan Péter Magyar'ın Orbán döneminin etkilerini azaltma çabalarını izlemek ve yeni anayasa çalışmalarını yönetmek olacak.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Orbán'ın görevden aldığı eski yargıç Macaristan'ın yeni cumhurbaşkanı seçildi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Macaristan'da siyaset sahnesi, 73 yaşındaki eski Yüksek Mahkeme Başkanı András Baka'nın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte önemli bir değişim sürecine girdi. Parlamento tarafından 140 oyla göreve getirilen Baka, ülkenin sembolik olarak görülen ancak kritik öneme sahip cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu. Bu gelişme, Başbakan Péter Magyar'ın liderliğinde yürütülen ve eski Başbakan Viktor Orbán'ın kurduğu siyasi ve ekonomik güç merkezlerini dağıtma girişimlerinin bir parçası olarak dikkat çekiyor. Baka'nın önünde, Orbán'ın 2011'de hazırladığı anayasanın değiştirilmesi ve yeni bir anayasanın hazırlanması gibi zorlu görevler bulunuyor. Göreve seçildikten sonra parlamentoya hitap eden Baka, Macaristan'ın yeni döneminde toplumsal uzlaşı ve demokratik değerlerin ön plana çıkması gerektiğini vurguladı.</p><h3>András Baka: 'Yeni Macaristan intikamla kurulamaz'</h3><p>András Baka, parlamentodaki konuşmasında, "Yeni Macaristan'ı intikam üzerine inşa edemeyiz" diyerek toplumsal barış ve uzlaşının altını çizdi. Baka, toplumun bir bölümünün özgürlük ve umut duygusuyla hareket ettiğini, diğer kesimin ise hayal kırıklığı ve belirsizlik yaşadığını belirtti. Bu duyguların demokratik toplumlarda olağan olduğunu söyleyen Baka, yeni anayasa sürecinde mümkün olan en geniş katılımı sağlamayı hedeflediğini açıkladı. Baka'nın bu açıklamaları, geçmişte Fidesz tarafından Yüksek Mahkeme Başkanlığı görevinden alınmasının ardından, hukukun üstünlüğüne verdiği önemin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Baka'nın liderliğinde, Macaristan'da siyasi kutuplaşmanın azaltılması ve demokratik ilkelerin güçlendirilmesi bekleniyor.</p><h3>Fidesz protesto etti, yeni hükümet hızlı adımlar attı</h3><p>András Baka'nın seçimi sırasında Fidesz partisine mensup 51 milletvekili, kendi adayları Tamás Sulyok'un görevden alınmasına tepki göstererek oylama öncesi meclisi terk etti. Bu protesto, ülkede siyasi gerilimin halen yüksek olduğunu gösterdi. Öte yandan, Mayıs ayından bu yana göreve gelen Magyar hükümeti, Orbán döneminin politikalarını hızla değiştirmeye başladı. Kısa sürede 27 yeni yasa kabul edildi ve anayasada iki önemli değişiklik gerçekleştirildi. Özellikle, Orbán'ın olağanüstü hal ilan ederek kullandığı yetkiler sona erdirildi; göçmenler, Covid-19 ve Ukrayna'daki savaş gerekçe gösterilerek alınan acil durum kararları iptal edildi. Ayrıca, Fidesz hükümetinin eleştirel gazetecilere ve sivil toplum kuruluşlarına baskı aracı olarak kullandığı Egemenlik Koruma Ofisi kapatıldı. Bunun yerine, eski hükümetin devlet fonlarını kötüye kullandığı iddia edilen kişileri soruşturacak ve yargılayacak Ulusal Varlık Kurtarma ve Koruma Ofisi kuruldu.</p><h3>Yeni anayasa ve dönemeçteki Macaristan</h3><p>Baka'nın öncülüğünde başlatılan anayasa reformu süreci, Macaristan için tarihi bir döneme işaret ediyor. Anayasa değişiklikleriyle birlikte, başbakanlık görevi iki dönemle, milletvekilliği ise üç dönemle sınırlandırıldı. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi'nin parlamentonun eylemlerini denetleme yetkisi geri getirildi. Kamu yayıncılığı da köklü biçimde değişti; devlet radyosu ve televizyonu, 9 Temmuz'dan bu yana haber programları yeniden yapılandırıldığı için yayına ara verdi. Yetkililer, bu adımın Fidesz döneminde hükümetin propaganda aracı haline gelen medya kuruluşlarının bağımsızlığını sağlamak amacıyla atıldığını açıkladı. Baka ise, göreve başlamadan önce BBC'ye verdiği röportajda, milletvekili dönem sınırlamasına karşı olduğunu belirterek, seçmenlerin özgür iradesinin kısıtlanmaması gerektiğini savundu. Uzun yıllar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde yargıçlık yapan Baka, siyasi kimliğini hukuki düşünce ve mesleki deneyimiyle şekillendirdiğini söyledi.</p><p>Baka'nın başkanlığı, anayasa değişikliğiyle birlikte geçici bir dönem için planlandı. Yeni anayasa yürürlüğe girene kadar veya en fazla beş yıl boyunca görevde kalması öngörülüyor. Salı günü parlamentoya hitap eden Baka, Macaristan'da güçlü liderlere duyulan güvenin toplumsal gelişime engel olabileceğini vurguladı ve devletin halk için var olduğunu belirtti. Bu açıklamalar, Macaristan'da demokratikleşme ve toplumsal uzlaşının önümüzdeki dönemde ana gündem maddeleri olacağını gösteriyor.</p><p>András Baka'nın cumhurbaşkanlığı, Macaristan'da siyasi ve hukuki reformların hız kazanacağı bir dönemin başlangıcını temsil ediyor. Yeni anayasa çalışmaları ve toplumsal uzlaşı arayışı, ülkenin geleceğini şekillendirecek en önemli başlıklar arasında yer alıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/orbánin-gorevden-aldigi-e-149_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287301</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/ebola-salgininda-kritik-esik-dso-tarihinin-en-olumcul-salgini-icin-uyardi-287301</link>
      <pubDate>2026-08-13T10:15:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Ebola salgınında kritik eşik! DSÖ tarihinin en ölümcül salgını için uyardı]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde patlak veren Ebola salgını, Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) açıklamasına göre ölümcüllükte tarihi bir eşiğe yaklaşıyor. En az 4 bin 300 vaka ve 2 bini aşkın ölümle, salgının kontrol altına alınmasında ciddi zorluklar yaşanıyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Ebola salgınında kritik eşik! DSÖ tarihinin en ölümcül salgını için uyardı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde bu yılın başlarında başlayan Ebola salgını, Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ ) son açıklamasına göre, hastalığın tarihindeki en ölümcül salgın olma yolunda hızla ilerliyor. DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, mevcut salgının mevcut hızını koruması halinde, 2014-2016 yılları arasında Batı Afrika'da yaşanan ve en az 11 bin kişinin yaşamını yitirdiği Ebola felaketini geride bırakabileceğini belirtti. Salgının resmi olarak 15 Mayıs'ta ilan edilmesine rağmen, sağlık yetkilileri virüsün en az üç ay önce yayılmaya başladığını ve bu süreçte vakaların büyük kısmının başlangıçta sıtma ya da tifüsle karıştırıldığını ifade ediyor. Kongo'da şu ana kadar en az 4 bin 300 Ebola vakası tespit edildi ve 2 binin üzerinde kişi hayatını kaybetti. Uzmanlar, salgının kontrol altına alınmasının önündeki en büyük engellerden birinin bölgedeki güvenlik sorunları ve istikrarsızlık olduğunu vurguluyor.</p><h3>DSÖ: 'Virüs bizden önde gidiyor'</h3><p>DSÖ Afrika Direktörü Dr. Mohamed Janabi, salgının merkez üssü olan Bunia kentinde düzenlenen basın toplantısında, "Virüsü kovalıyoruz, ancak virüs bizden önde gidiyor" diyerek salgının yayılma hızına dikkat çekti. Janabi, araştırmaların, virüsün Şubat ayında yayılmaya başladığını ve ilk vakalarda sıkça yanlış teşhis yapıldığını ortaya koyduğunu söyledi. Ebola'nın yayılmasında, enfekte vücut sıvılarıyla temasın belirleyici rol oynadığını, belirtilerin ise genellikle iki ila 21 gün içinde ortaya çıktığını hatırlattı. Hastalığın başlangıcında grip ya da sıtmaya benzer ateş, baş ağrısı ve halsizlik gibi semptomların görüldüğünü, ilerleyen aşamalarda ise kusma, ishal ve organ yetmezliğinin gelişebildiğini belirten Janabi, sağlık çalışanlarının bölgedeki vakaların yalnızca yüzde 30'una ulaşabildiğini açıkladı. Bu durum, salgının kontrol altına alınmasını daha da güçleştiriyor.</p><h3>Bundibugyo türü Ebola için aşı ve tedavi arayışı hızlandı</h3><p>Kongo'daki mevcut Ebola salgını, nadir görülen Bundibugyo türünden kaynaklanıyor. Bu virüs türü daha önce sadece 2007 ve 2012 yıllarındaki salgınlarda tespit edilmişti. Şu an için Bundibugyo Ebola virüsüne karşı onaylanmış bir aşı ya da etkili bir tedavi bulunmuyor. Ancak, İngiltere'nin ilaç düzenleyici kurumu MHRA, Oxford Üniversitesi'nin liderliğinde geliştirilen ve Covid-19 aşısındaki teknolojiye dayanan yeni bir Ebola aşısının ilk insan denemelerine onay verdi. Ayrıca, üç farklı araştırma grubu da Bundibugyo türüne özel aşılar üzerinde çalışıyor. DSÖ ise Kongo'da iki antiviral tedavinin hayatta kalma oranlarını artırıp artırmayacağını değerlendirmek üzere klinik denemeleri destekliyor. Tüm bu bilimsel çabaların amacı, salgının yayılmasını durdurmak ve gelecekte benzer krizlerin önüne geçmek.</p><p>Kongo'daki Ebola salgını, bölgesel istikrarsızlık ve sağlık altyapısındaki yetersizlikler nedeniyle hızla büyüyor. DSÖ yetkilileri, önümüzdeki üç ay içinde bulaşmanın kontrol altına alınmasını umut ettiklerini, ancak bunun salgının tamamen sona ermesi anlamına gelmediğini vurguluyor. Salgınla mücadelede uluslararası iş birliği, hızlı tanı ve etkili tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi büyük önem taşıyor. Ebola tehdidi, sadece Kongo'yu değil, bölge ülkelerini ve tüm dünyayı yakından ilgilendiriyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/ebola-salgininda-kritik-e-540_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287300</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/tbmm-baskani-kurtulmustan-nahda-hareketi-lideri-gannusiye-iliskin-aciklama-ozgur-birakilma-287300</link>
      <pubDate>2026-08-13T10:14:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[TBMM Başkanı Kurtulmuş'tan Nahda Hareketi lideri Gannuşi'ye ilişkin açıklama: Özgür bırakılması en büyük temennimiz]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[TBMM Başkanı Kurtulmuş, Tunus'ta tutuklu bulunan Nahda Hareketi lideri ve eski Meclis Başkanı Raşid el-Gannuşiye ilişkin açıklamada bulundu. Kurtulmuş, "Kendisine gerekli tıbbi desteğin eksiksiz sağlanması, insan onurunun gerektirdiği adil ve insani koşullara kavuşturularak özgür bırakılması en büyük temennimizdir." ifadesini kullandı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[TBMM Başkanı Kurtulmuş'tan Nahda Hareketi lideri Gannuşi'ye ilişkin açıklama: Özgür bırakılması en büyük temennimiz]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Tunus'ta tutuklu bulunan Nahda Hareketi lideri ve eski Meclis Başkanı Raşid el-Gannuşi'ye ilişkin açıklamada bulundu. </p><p>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Tunus'ta tutuklu bulunan Nahda Hareketi lideri ve eski Tunus Meclis Başkanı Raşid el-Gannuşi'nin açlık ve ilaç grevini sonlandırdığını hatırlatarak, "Kendisine gerekli tıbbi desteğin eksiksiz sağlanması, insan onurunun gerektirdiği adil ve insani koşullara kavuşturularak özgür bırakılması en büyük temennimizdir." ifadesini kullandı.</p><p>Kurtulmuş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "barış, demokrasi ve dayanışma mücadelesinin sembol isimlerinden" şeklinde nitelendirdiği Tunus'ta tutuklu bulunan Nahda Hareketi'nin lideri ve eski Meclis Başkanı Raşid el-Gannuşi'nin durumuna ilişkin gelişmeleri hassasiyetle takip ettiğini belirtti.</p><p>Gannuşi'nin, sağlık durumunu takip eden ekibin talebi üzerine açlık ve ilaç grevine son verdiğini anımsatan Kurtulmuş, şunları kaydetti:</p><p>"İleri yaşı ve mevcut sağlık sorunları dikkate alındığında, Gannuşi'nin içinde bulunduğu durumun ciddiyeti göz ardı edilmemelidir. Hayatını Tunus halkının geleceğine, özgürlüğe, adalete ve demokrasiye adayan Gannuşi, baskılara, sürgüne ve hapis cezalarına rağmen inandığı değerlerden ve demokratik mücadelesinden taviz vermedi. Geçiş sürecindeki demokratik tavrı, güçlü entelektüel birikimi ve fikirleriyle Tunus'ta ve uluslararası kamuoyunda geniş bir takdir kazandı. Türkiye ve Tunus halkları arasındaki köklü kardeşlik bağlarının bir gereği olarak, kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyor ve bir an evvel sağlığına kavuşmasını diliyorum. Kendisine gerekli tıbbi desteğin eksiksiz sağlanması, insan onurunun gerektirdiği adil ve insani koşullara kavuşturularak özgür bırakılması en büyük temennimizdir."</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/tbmm-baskani-kurtulmustan-660_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287299</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/ulastirma-ve-altyapi-bakani-uraloglu-havalimanlarimizin-yolcu-kapasitesini-3974-milyonun-u-287299</link>
      <pubDate>2026-08-13T09:58:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu: Havalimanlarımızın yolcu kapasitesini 397,4 milyonun üzerine çıkardık]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, havalimanlarının yıllık yolcu kapasitesini 24 yılda 55 milyondan 397,4 milyonun üzerine çıkardıklarını belirterek, "Böylece yıllık kapasitemiz, 26 Avrupa Birliği ülkesinin toplam nüfusundan daha fazla yolcuya hizmet verebilecek düzeye ulaştı" ifadelerini kullandı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu: Havalimanlarımızın yolcu kapasitesini 397,4 milyonun üzerine çıkardık]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, yazılı açıklamasında, Türkiye'nin sivil havacılık alanında yakaladığı büyümeye ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p><p>Türkiye'nin havalimanı altyapısı, yolcu kapasitesi ve uçuş ağıyla dünyada dikkati çeken bir seviyeye ulaştığını bildiren Uraloğlu, ülke genelinde havalimanı sayısının bu dönemde 26'dan 58'e yükseldiğini, terminal alanlarının da 541 bin metrekareden 4,1 milyon metrekareye ulaştığını kaydetti.</p><p>Uraloğlu, bu doğrultuda havalimanlarının yıllık yolcu kapasitesinin de arttığına dikkati çekerek, "Son 24 yılda havalimanlarımızın yıllık yolcu kapasitesini 55 milyondan 397,4 milyonun üzerine çıkardık. Böylece yıllık kapasitemiz, 26 Avrupa Birliği (AB) ülkesinin toplam nüfusundan daha fazla yolcuya hizmet verebilecek düzeye ulaştı." değerlendirmesinde bulundu.</p><p>Söz konusu dönemde hizmet verilen yolcu sayısının yaklaşık 34 milyondan 2025 yılının sonunda 247,1 milyona yükseldiğini anımsatan Uraloğlu, günlük yolcu trafiğinin ise 92 bin düzeyinden 677 bin seviyesine ulaştığını belirtti.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/aksam-130820268b9e5625.jpg"/><p><b>"TÜRKİYE SADECE KAPASİTEDE DEĞİL, KÜRESEL SIRALAMALARDA DA ÖNEMLİ YÜKSELİŞ YAKALADI"</b></p><p>Uraloğlu, uçak trafiğinde de benzer yükseliş yaşandığına işaret ederek, toplam uçuş sayısının 532 binden 2,5 milyonun üzerine çıktığını, günlük uçuş sayısının ise 6 bin 800'ü aştığını vurguladı.</p><p>Türkiye'nin havacılıkta sadece kapasitede değil, küresel sıralamalarda da önemli bir yükseliş yakaladığını belirten Uraloğlu, şu bilgileri paylaştı:</p><p>"Dünya yolcu trafiğinde 18. sıradan 7. sıraya, Avrupa'da ise 7. sıradan 3. sıraya yükseldik. Toplam hava aracı sayısı 626'dan 2 bin 218'e çıktı, büyük gövdeli uçak sayısı ise 150'den 800'e ulaştı. Hava yolu koltuk kapasitesi 25 binlerden 157 binin üzerine, kargo kapasitesi de 303 bin tondan 2 bin 903 tona yükseldi. Yurt dışı uçuş noktası sayısı 60'tan 356'ya çıktı. Türkiye'nin hava ulaştırma anlaşması bulunan ülke sayısı, 81'den 175'e yükseldi. Hava sahasında tanımlı uçuş yollarımız da yüzde 91 artışla 41 bin 901 kilometreden 80 bin kilometreye yükseldi. Yani, bugün uçaklarımız, dünya üzerinde 80 bin kilometreyi bulan dev bir hava koridoru üzerinden uçuş gerçekleştiriyor."</p><p>Uraloğlu, uçak park pozisyonlarının 332'den 1739'a, seyrüsefer yardımcı cihazlarının ise 215'ten 589'a çıktığına dikkati çekerek, "Yaptığımız yatırımlarla 2002 yılında sivil havacılığımıza hizmet veren yaklaşık 149 kilometrelik pist uzunluğuna 92,4 kilometre daha ekledik. Pist uzunluğumuz 241,4 kilometreye ulaştı, bu da Ankara-Çorum arasındaki mesafeye denk geliyor." ifadelerini kullandı.</p><p>Türkiye'nin havacılıkta ulaştığı bu kapasitenin sadece bugünün değil, geleceğin de altyapısını oluşturduğunu vurgulayan Uraloğlu, "Bu büyüme ile ülkemizi küresel hava ulaşım ağının merkezlerinden biri haline getirdik." değerlendirmesinde bulundu.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/ulastirma-ve-altyapi-baka-936_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287298</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/abd-savunma-bakani-hegseth-latin-amerika-ulkelerine-ucmden-ayrilmalari-cagrisi-yapti-287298</link>
      <pubDate>2026-08-13T09:55:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[ABD Savunma Bakanı Hegseth, Latin Amerika ülkelerine UCM'den ayrılmaları çağrısı yaptı]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Latin Amerika ülkelerine, hükümetlerinin egemenliğini zedelediğini savunduğu Uluslararası Ceza Mahkemesinden (UCM) ayrılmaları çağrısında bulundu.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[ABD Savunma Bakanı Hegseth, Latin Amerika ülkelerine UCM'den ayrılmaları çağrısı yaptı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Panama'da düzenlenen "Amerikan Kartel Karşıtı Koalisyonu" toplantısına katılan ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) ilişkin açıklamalarda bulundu.</p><p>Hegseth, toplantıya katılan Latin Amerika ülkelerine UCM'den ayrılmaları ve mahkemenin "ülkelerin egemenliğini ellerinden alma" girişimlerini reddetmeleri çağrısı yaptı.</p><p>ABD'nin bölgede uyuşturucu kaçakçısı olduğundan şüphelenilen kişilere yönelik askeri operasyonlarının uluslararası hukuk açısından tartışma konusu olmasına ilişkin ise Hegseth, söz konusu operasyonların "uluslararası insancıl hukuk kapsamında tamamen yasal" olduğunu savundu.</p><p><b>KOLOMBİYA'DAN "UYUŞTURUCU TERÖRİZMİYLE MÜCADELEDE ABD İLE İŞBİRLİĞİ" TALEBİ</b></p><p>Bakan Hegseth, Kolombiya'nın "Amerika'nın Kalkanı" girişimine katılacağını da açıkladı.</p><p>Hegseth, Kolombiya Cumhurbaşkanı Abelardo de la Espriella liderliğindeki yeni hükümetin, "uyuşturucu terörizmiyle mücadele" kapsamında ülkede ortak askeri operasyonlar düzenlenmesi için ABD'den işbirliği talep ettiğini belirtti.</p><p>"Amerika'nın Kalkanı" girişimi, ABD Başkanı Donald Trump ile Latin Amerika ülkelerinin mart ayında Florida'da düzenlediği ve uyuşturucu kartelleriyle mücadelede ortak hareket edilmesinin ele alındığı zirvenin ardından ortaya çıkmıştı. Kolombiya'nın önceki Cumhurbaşkanı Gustavo Petro ise söz konusu zirveye davet edilmemişti.</p><p>ABD Başkanı Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başta olmak üzere Gazze'deki soykırım için birçok İsrailli yetkili hakkında tutuklama kararı çıkaran UCM'yi birçok kez eleştirmiş ve müttefiklerine UCM'den çekilme çağrısı yapmıştı.</p><p>ABD, UCM'nin kurucu anlaşması olan Roma Sözleşmesi'ne taraf değil.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/abd-savunma-bakani-hegset-659_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287297</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/perseverance-marsta-lazerle-kayalari-inceledi-beklenmedik-bir-mineral-kesfetti-287297</link>
      <pubDate>2026-08-13T09:54:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Perseverance Mars'ta lazerle kayaları inceledi, beklenmedik bir mineral keşfetti]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[NASA'nın Mars'taki Perseverance gezgini, Jezero Krateri'nde lazerle incelediği üç farklı kayada yakut ve safirin hammaddesi olan korundum mineralinin izlerini tespit etti. Kızıl gezegende daha önce hiç rastlanmayan bu keşif, Mars'ın jeolojik geçmişine dair önemli ipuçları sunuyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Perseverance Mars'ta lazerle kayaları inceledi, beklenmedik bir mineral keşfetti]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>NASA'nın Perseverance gezgini, 2025 yılında Jezero Krateri'nde rutin bir lazer taraması sırasında bilim dünyasını şaşırtan bir keşfe imza attı. Gezgin, krater kenarında bulunan üç farklı soluk kayayı lazerle analiz ettiğinde, Mars'ta daha önce hiç rastlanmamış bir mineral olan korundumun izlerini ortaya çıkardı. Dünya'da yakut ve safir gibi değerli taşların temelini oluşturan bu kristal yapılı mineral, üstelik yakutlara karakteristik kırmızımsı-pembemsi rengini kazandıran krom izleri de içeriyordu. Keşif, bilim insanlarını derinden etkiledi çünkü kimse bu denli sıradan görünen kayaların içinde böylesine sıra dışı bir mineral barındıracağını tahmin etmiyordu.</p><h3>Los Alamos ekibinden çarpıcı açıklama: 'Çok beklenmedik bir sonuç'</h3><p>Los Alamos Ulusal Laboratuvarı'ndan jeokimyager Ann Ollila liderliğindeki araştırma ekibi, ilk bulgularını bir konferans özetinde paylaştığında kullandığı ifade oldukça dikkat çekiciydi. Ekip, 'Çok beklenmedik bir şekilde, SuperCam'in zamana bağlı lüminesans analizi, krater kenarındaki plajiyoklazca zengin üç yüzer kayada krom içeren korundumun net işaretlerini ortaya koydu' diye yazdı. Bu ilk duyurunun ardından araştırmacılar kapsamlı analizlerini tamamlayarak sonuçlarını Geophysical Research Letters dergisinde yayımladı. Yayımlanan çalışmada, Mars'tan elde edilen sinyaller ile Dünya'daki değerli taşlardan alınan sinyaller arasında çarpıcı benzerlikler ortaya koyan laboratuvar karşılaştırmaları da yer aldı. Korundum mineralinin bir Mars ortamında tanımlanması tarihte ilk kez gerçekleşti ve bu durum bilim camiasında büyük yankı uyandırdı.</p><h3>Mars'ta korundum neden bu kadar şaşırtıcı?</h3><p>Keşfin asıl dikkat çekici yanı, korundumun değerli bir mineral olması değil, bu mineralin oluşması için gereken koşulların Mars'ta kolayca açıklanamaması. Ollila ve meslektaşları makalelerinde bu durumu net biçimde ifade etti: 'Korundum oluşumu genellikle alüminyumca zenginleştirilmiş ve silikonda tüketilmiş toplu bileşimler gerektirir. Tipik olarak ya yüksek sıcaklıklarda ya da tektonik süreçlerle ilişkili olarak meydana gelir. Bu nedenle Mars kayalarında tespit edilmesi son derece şaşırtıcı.' Mars'ın ısı konusunda bir eksikliği bulunmuyor, en azından geçmişte böyle bir sorun yoktu. Gezegenin yüzeyi volkanik özelliklerle dolu ve Jezero Krateri de bol miktarda magmatik malzeme barındırıyor. Ancak buradaki asıl sorun ısıda değil, kimyada yatıyor.</p><h3>Korundum bilmecesi: Plajiyoklaz ile bir arada nasıl var olabilir?</h3><p>Korundum, alüminyum oksitin kristal formudur ve oluşabilmesi için ortamda çok fazla alüminyum bulunması, buna karşılık fazla silikon olmaması gerekir. Bunun sebebi oldukça basit bir kimyasal rekabete dayanıyor: Eğer ortamda silikat mineralleri varsa, bu mineraller plajiyoklaz feldspat gibi alüminyum-silikat kayaları oluşturmak için mevcut alüminyumun tamamını kapıyor. Dolayısıyla korundumun oluşması için yeterli serbest alüminyum kalmıyor. İşte tam da bu noktada korundum bilmecesi ortaya çıkıyor. Perseverance'ın gerçekleştirdiği üç korundum tespitinin tamamı, plajiyoklazın baskın olduğu kaya parçalarında yapıldı. Bu durum oldukça çelişkili bir tablo oluşturuyor, özellikle de söz konusu kayaların krater kenarı boyunca birbirinden farklı noktalarda bulunduğu düşünüldüğünde. Plajiyoklaz ve korundumun bir arada var olamayacağı söylenemez, ancak Mars koşullarında bu iki mineralin bir arada bulunmasını sağlayacak ortamın elde edilmesi son derece güç.</p><h3>Üç gizemli kaya: Hampden River, Coffee Cove ve Smiths Harbour</h3><p>Araştırmacıların incelediği üç kaya Hampden River, Coffee Cove ve Smiths Harbour olarak adlandırıldı. Her üçü de soluk renkli, plajiyoklazca zengin parçalardı ve jeolojide 'yüzer kaya' olarak bilinen kategoriye giriyordu. Yüzer kayalar, içinde oluştukları ana kayaya artık bağlı olmayan, yerde serbest biçimde duran kaya parçalarıdır. Bu da söz konusu kayaların başka bir bölgeden taşınmış olabileceği anlamına geliyor. Yüzer kayalar bilim insanları için özellikle ilginç araştırma hedefleri çünkü gezginin farklı bir bölgeye uzun mesafe kat etmesine gerek kalmadan Mars'ın çok daha geniş jeolojik yapısı hakkında değerli bilgiler sunabiliyor. Bu sayede tek bir noktadan bile gezegenin farklı bölgelerine ait jeolojik ipuçları elde etmek mümkün oluyor.</p><h3>Perseverance'ın lazer analizi korundumu nasıl ortaya çıkardı?</h3><p>Perseverance gezgini 2025 yılının Mart, Nisan ve Temmuz aylarında sırasıyla her bir kayayı zamana bağlı lüminesans (TRL) spektroskopisi yöntemiyle inceledi. Bu teknik, minerallerin içindeki atomları uyarmak için bir lazer kullanıyor, ardından atomlar normal enerji seviyelerine dönerken yaydıkları karakteristik ışığı ölçüyor. Perseverance bu analizi üç plajiyoklaz örneğinin tamamında uyguladığında, ortaya çıkan spektrumlar krom içeren korundumun ayırt edici imzasını geri döndürdü. Yani Mars yüzeyinde gözle görülür biçimde parıldayan yakutlar saçılmış değil, ancak üç ayrı plajiyoklaz parçasının içine hapsolmuş krom içeren korundum taneciklerinin spektral kanıtı net biçimde elde edildi. Bu sonuç, Mars'ta korundum varlığının ilk doğrudan kanıtı olarak bilim tarihine geçti.</p><h3>Dünya'daki yakut ve safirlerle çarpıcı benzerlik</h3><p>Araştırmacılar Mars'tan elde ettikleri spektrumları Dünya'daki yakut, safir ve diaspor minerallerinden alınan karşılaştırılabilir spektrumlarla yan yana koyduğunda, sonuçlar oldukça ilgi çekici bir tablo ortaya koydu. Üç Mars kayasının tamamı 692,7 ve 694,1 nanometre dalga boylarında iki belirgin lüminesans zirvesi gösterdi. Bu zirveler, krom atomlarının bazı alüminyum atomlarının yerini aldığında korundumda üretilen karakteristik sinyallerdir; tıpkı Dünya'daki yakutlarda gözlemlenen sinyaller gibi. Smiths Harbour kayasında ise ek bir ölçüm daha yapıldı. Bu örnekte parıltının süresi yaklaşık 3 milisaniye olarak kaydedildi ki bu değer, Dünya'daki korundum örnekleri için ölçülen aralığın tam ortasına denk geliyor. Bu benzerlik, Mars'taki mineralin Dünya'daki korundum ile neredeyse aynı fiziksel özelliklere sahip olduğunu güçlü biçimde destekliyor.</p><h3>Jezero Krateri'ndeki dev çarpma korundumun anahtarı olabilir</h3><p>Peki Mars'ta gerçekten yakutlar var mı? Belki. Ama bilim insanlarını asıl meşgul eden soru çok daha derin: Mars, yakutlar gibi davranan bir minerali nasıl üretti? Yanıt, belki de doğrudan gözümüzün önünde duruyor: Jezero Krateri'nin kendisi. Korundumun magma ile kayaların etkileşimi veya sıcak sıvıların kayalarla teması gibi farklı yollarla oluşabileceği biliniyor. Ancak Ollila ve meslektaşları başka bir olasılığı öne çıkardı: Milyarlarca yıl önce Jezero Krateri'ni Mars yüzeyinden oyan devasa bir çarpma olayı. Büyük çarpmalar kayaları muazzam ısı ve basınca maruz bırakır, Dünya'nın kabuğunun derinliklerinde metamorfik mineraller yaratan koşullara benzer bir ortam üretir. Korundum, Dünya'da ve hatta Ay'da çarpma ile değişime uğramış kayalarda daha önce de tespit edildi. Bu bilgi, Mars'taki keşfi destekleyen güçlü bir analoji sunuyor.</p><h3>Dolaylı ama ikna edici ipuçları korundumun çarpma kökenini işaret ediyor</h3><p>Araştırmacıların elindeki ipuçları dolaylı olmakla birlikte oldukça ikna edici bir bütünlük oluşturuyor. Mars'taki korundum küçük tanecikler halinde oluşuyor, bu da büyük kristaller yerine ani ve yoğun bir enerji olayına işaret ediyor. Kayalar Jezero Krateri'nin kenarında bulundu, yani tam da bir çarpma olayının en yoğun etkisinin hissedileceği bölgede. Üstelik bu kayalar, çarpma breşleri olarak yorumlanan kaya parçalarının yakınında konumlanıyordu. Çarpma breşleri, bir meteorit çarpması sırasında oluşan parçalanmış ve yeniden birleşmiş kaya yapılarıdır. Araştırmacılar ayrıca, kayalarla etkileşime giren sıvıların korundumun oluşumunu kolaylaştıracak alüminyumca zengin ve silikonda fakir kimyasal ortamı yaratmaya yardımcı olmuş olabileceğini de değerlendiriyor. Bu hipotezi destekleyen bir diğer önemli bulgu ise Jezero Krateri'nde geçmiş dönemlere ait hidrotermal aktivite kanıtlarının varlığı. Sıcak sıvıların kayalarla etkileşimi, korundumun oluşması için gerekli kimyasal dengeyi sağlamış olabilir.</p><h3>Mars numune geri getirme misyonu için güçlü bir gerekçe</h3><p>Elbette diğer açıklamalar tamamen dışlanamıyor. Mineraller Güneş Sistemi'nin yarısı kadar uzakta bulunduğunda, Dünya'dan yapılabilecek analizlerin doğal bir sınırı var. Yüzer kayaların kaynaklandığı ana kaya çıkıntısını bulmak, keşfin doğrulanması açısından büyük bir adım olurdu. Ancak bundan da ötesi, söz konusu kayalardan bir parçayı Dünya'ya geri getirmek çok daha belirleyici sonuçlar sunabilir. Bu durum, son dönemde çeşitli bütçe ve planlama sorunlarıyla yoldan çıkmış olan Mars numune geri getirme misyonunu yeniden canlandırmak için son derece güçlü bir bilimsel gerekçe oluşturuyor. Araştırmacılar makalelerinde bu konuyu açıkça vurguladı: 'Eğer bu çıkıntıdan bir çekirdek örneği alınıp Dünya'ya geri getirilirse, korundumun nasıl oluştuğunu kesin olarak belirlemek için çok daha kapsamlı analizler yapılabilir. Bu da Mars'ın tarihinin daha eksiksiz bir biçimde anlaşılmasının önünü açacak.' Perseverance'ın Jezero Krateri'ndeki bu beklenmedik korundum keşfi, kızıl gezegenin jeolojik geçmişinin sandığımızdan çok daha karmaşık ve zengin olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/perseverance-marsta-lazer-264_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287296</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/her-gun-karpuz-yediginizde-kan-basinciniza-ne-olur-287296</link>
      <pubDate>2026-08-13T09:52:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Her gün karpuz yediğinizde kan basıncınıza ne olur?]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Karpuzun her gün tüketilmesiyle ilgili yapılan araştırmalar, özellikle kan basıncı üzerinde ortaya çıkan etkileriyle dikkat çekiyor. Uzmanlar, karpuzun içeriğindeki L-sitrülin ve potasyum sayesinde kan basıncını destekleyebileceğini belirtirken, bazı gruplar için sınırlamalar olabileceğine de vurgu yapıyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Her gün karpuz yediğinizde kan basıncınıza ne olur?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Karpuzun günlük tüketimiyle ilgili yapılan araştırmalar, bu meyvenin kan basıncı üzerindeki etkilerini gündeme taşıdı. Son bilimsel bulgulara göre, karpuzda doğal olarak bulunan L-sitrülin ve potasyum maddeleri, özellikle kalp sağlığını korumak isteyenler için önemli avantajlar sağlayabiliyor. Ancak uzmanlar, bu faydaların kişiden kişiye değişebileceğini ve bazı durumlarda dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p><h3>Uzmanlar: 'Karpuzun kan basıncına etkisi sınırlı olabilir'</h3><p>Karpuzun içeriğinde yer alan L-sitrülin, vücutta L-arginine'e dönüşerek nitrik oksit üretimini artırıyor. Bu süreç, kan damarlarının gevşemesine yardımcı olarak kanın daha rahat dolaşmasını sağlıyor ve böylece kan basıncının dengelenmesine katkıda bulunuyor. Ayrıca, karpuzun içerdiği potasyum minerali de vücuttaki sodyum seviyesini dengelemekte rol oynuyor. Ancak, karpuzun potasyum oranı diğer bazı meyve ve sebzelere kıyasla daha düşük. Araştırmalar, karpuz özlerinin veya L-sitrülin açısından zengin ürünlerin, özellikle ön hipertansiyon ya da hipertansiyon tanısı almış kişilerde kan basıncını hafifçe düşürebildiğini gösteriyor. Buna rağmen, taze karpuzun doğrudan aynı etkiyi sağlayıp sağlamadığı konusunda kesin bir görüş birliği bulunmuyor. Uzmanlar, bu konuda daha fazla bilimsel çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor.</p><h3>Karpuz tüketiminde kimler dikkatli olmalı?</h3><p>Karpuz, su oranı yüksek ve doğal şeker içeren bir meyve olarak sağlıklı yetişkinler için genellikle güvenli kabul ediliyor. Ancak, ileri evre böbrek hastalığı olan bireylerin potasyum alımlarını sınırlamaları gerekebileceğinden, karpuz tüketiminde dikkatli olmaları öneriliyor. Diyabet hastalarının da porsiyon kontrolüne özen göstermesi gerekiyor; çünkü karpuzun doğal şeker içeriği, kan şekeri seviyelerini etkileyebiliyor. Ayrıca, yüksek kan basıncı nedeniyle ilaç kullanan kişiler, karpuzun olumlu etkileri olsa bile, ilaçlarını bırakmamalı ve tedavilerini değiştirmemeli. Karpuzun kan basıncını destekleyici etkisi bulunsa da, reçeteli tedavinin yerine geçecek kadar güçlü bir kanıt henüz bulunmuyor.</p><h3>Araştırmalar: 'Karpuzun etkisi kişiye göre değişiyor'</h3><p>Bilimsel çalışmalar, karpuzun özellikle L-sitrülin bakımından zengin özlerinin, ön hipertansiyon veya kalp-damar riski taşıyan kişilerde kan basıncında iyileşme sağlayabildiğini ortaya koyuyor. Fakat bu iyileşmelerin genellikle mütevazı düzeylerde olduğu ve bazı çalışmaların ise çok az ya da hiç bir fayda göstermediği belirtiliyor. Normal kan basıncına sahip sağlıklı bireylerde ise karpuzun belirgin bir etkisi gözlemlenmiyor. Obezite veya başka kalp sağlığı risk faktörleri olanlarda yapılan araştırmalar da benzer şekilde karışık sonuçlar verdi. Taze karpuz ile yoğunlaştırılmış karpuz özlerinin etkisi arasında fark olup olmadığı ise halen netleşmiş değil. Bu nedenle, karpuzun kan basıncı üzerindeki olumlu etkilerinden tam anlamıyla kimlerin yararlanabileceği konusunda daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyuluyor.</p><p>Sonuç olarak, karpuzun içeriğindeki L-sitrülin ve potasyum, sağlıklı bir dolaşım sistemi ve kan basıncı için destekleyici olabilir. Ancak, bu etkinin kişisel sağlık durumu ve mevcut hastalıklar gibi faktörlere bağlı olarak değişebileceği unutulmamalı. Herhangi bir kronik hastalığı olan veya ilaç kullanan bireylerin, karpuz tüketimi konusunda doktorlarına danışmaları öneriliyor. Karpuzun günlük beslenmede dengeli ve bilinçli şekilde yer alması, sağlıklı yaşamın bir parçası olarak değerlendiriliyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/13/her-gun-karpuz-yediginizd-664_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
  </channel>
</rss>