<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" version="2.0">
  <channel>
    <link>https://www.yirmidort.tv</link>
    <title>Yirmidört</title>
    <description>Son Dakika Haberleri, Tv programları, Türkiye’ den ve dünyadan tüm gelişmeleri 24 TV’ den takip edebilirsiniz.</description>
    <language>tr-TR</language>
    <generator>Yirmidört Tv Haber</generator>
    <atom:link href="http://pubsubhubbub.appspot.com" rel="hub" />
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290937</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/rize-artvin-havalimanina-yetecek-kadar-zamanlari-kalmadi-faciadan-donuldu-290937</link>
      <pubDate>2026-09-09T18:14:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Rize-Artvin Havalimanı'na yetecek kadar zamanları kalmadı: Faciadan dönüldü]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Rize-Artvin Havalimanı'na iniş yapmaya çalışırken motoru arızalanan ve Karadeniz'e zorunlu iniş gerçekleştiren eğitim uçağındaki 2 Belçikalı pilot kurtarıldı. Rize Valisi İhsan Selim Baydaş kazayla ilgili "Ucuz atlatılmış bir kaza oldu, hayati tehlikeleri yok" açıklamasını yaptı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Rize-Artvin Havalimanı'na yetecek kadar zamanları kalmadı: Faciadan dönüldü]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gürcistan&#39;ın Batum şehrinden kalkan ve Ordu-Giresun Havalimanı&#39;na hareket eden iki kişilik özel uçak, teknik arıza nedeniyle Pazar ilçesi açıklarında denize acil iniş yaptı.</p><p>İhbar üzerine bölgeye Sahil Güvenlik Komutanlığı ekipleri sevk edildi.</p><p>Ekipler, uçaktaki iki kişiyi bulundukları yerden kurtardı.</p><p>Kazazedeler, tedbir amacıyla Kaçkar Devlet Hastanesi&#39;ne kaldırıldı.</p><p>Sahil Güvenlik, Kıyı Emniyeti ve Deniz Polisi ekiplerinin, uçağın bulunduğu alanda başlattığı çalışma tamamlandı.</p><p>Bot yardımıyla Pazar Sahil Güvenlik Karakol Komutanlığı&#39;nın yer aldığı alana getirilen uçak, burada bekleyen vinç yardımıyla kıyıya çıkarılarak çekiciye yüklendi.</p><p><b>"GEÇMİŞ OLSUN, UCUZ ATLATILMIŞ BİR KAZA OLDU"</b></p><p>Rize Valisi İhsan Selim Baydaş, yaptığı açıklamada, Batum&#39;dan kalkan iki kişilik özel uçakla irtibata geçildiğinde acil durum ilan edildiğini belirterek, &quot;Yalnız havalimanına yaklaşamadılar, yetişemediler. Denize iniş yapmak durumunda kalındı. Hemen hızlıca arkadaşlarımız teyakkuzdaydı. Sahil Güvenlik ekiplerimiz uçağa ulaştılar.&quot; dedi.</p><p>&quot;Belçika vatandaşı iki erkek sağ olarak Sahil Güvenlik ekiplerimiz tarafından alındılar, hayati tehlikeleri yok.&quot; ifadesini kullanan Baydaş, &quot;Biri 55 yaşında, biri 69 yaşında iki erkek, sağ olarak Sahil Güvenlik ekiplerimiz tarafından sağ olarak alındılar. Hayati tehlikeleri yok, iyi. Kontrol amaçlı hastaneye sevk edildiler.&quot; değerlendirmesinde bulundu.</p><p>Baydaş, havalimanında da herhangi bir problem bulunmadığına dikkati çekerek, &quot;Geçmiş olsun, ucuz atlatılmış bir kaza oldu.&quot; diye konuştu.</p><p>Uçakta motor arızası meydana geldiğini ifade eden Baydaş, &quot;Şu an için başka bulgu yok. Hava aracı yüzeyde yüzer vaziyette, onu da arkadaşlarımız alıyorlar. Kendi beyanları motor arızaları olduğu yönünde.&quot; dedi.</p><p><b>UÇAKTAKİ KİŞİLERİN İSİMLERİ AÇIKLANDI</b></p><p>Pazar Kaymakamlığından yapılan açıklamada ise Rize-Artvin Havalimanı&#39;nın kuzeybatısında, sahilden yaklaşık 4 mil açıkta bir eğitim uçağının denize acil iniş yaptığı ihbarı üzerine Sahil Güvenlik ekiplerince derhal çalışma başlatıldığı belirtildi.</p><p>Açıklamada, denize acil iniş yapan uçakta bulunan Belçika uyruklu Vlasselaer Werner ve Christian Peiffer&#39;in, ekiplerce güvenli şekilde kurtarıldığı ifade edildi.</p><p>Yapılan ilk kontrollerde her iki kişinin de sağlık durumlarının iyi olduğunun belirlendiğine işaret edilen açıklamada, şu bilgilere yer verildi:</p><p>&quot;İlk bilgilere göre, Gürcistan Batum&#39;dan havalanan uçağın motor arızası nedeniyle Rize-Artvin Havalimanı&#39;na iniş yapmak üzere kuleyle iletişime geçtiği, ardından zorunlu olarak denize acil iniş yaptığı anlaşılmıştır. Olayla ilgili çalışmalar ve incelemeler ilgili kurumlarımız tarafından sürdürülmektedir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.&quot;</p><p><b>"HERHANGİ BİR HAYATİ TEHLİKEYE RASTLANMADI"</b></p><p>Kaçkar Devlet Hastanesi Başhekimi Mehmet Han Alişan, gazetecilere yaptığı açıklamada, uçakta bulunan Belçika vatandaşı 2 kişinin Rize-Artvin Havalimanı acil müdahale ekiplerince hastaneye ulaştırıldıklarını söyledi.</p><p>İki kişinin de sağlık durumlarının iyi olduğunu aktaran Alişan, şunları kaydetti:</p><p>&quot;Hastanemize getirilen kişilerin yapılan muayenelerinde herhangi bir hayati tehlikeye rastlanmadı. Acil uzmanımızın yaptığı muayenede birinin bel ağrısı olduğu öğrenilince bir önlem almak amacıyla tomografileri, acil tetkikleri yapıldı ve izlem amacıyla şu anda müşahedemizde. Hastalarımızı takip etmekteyiz. Sağlık durumları iyi olan hastalarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.&quot;</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/rize-artvin-havalimanina--858_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290936</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/abdde-hukumete-guven-dip-yapti-suphecilik-son-yillarin-zirvesinde-290936</link>
      <pubDate>2026-09-09T18:07:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[ABD'de hükümete güven dip yaptı: Şüphecilik son yılların zirvesinde]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[AP/NORC ve USA Facts tarafından ABD'de yapılan son anket, kamuoyunun federal hükümet verilerine duyduğu güvensizliğin son yılların en yüksek seviyesine ulaştığını ortaya koydu. Yetişkinlerin yüzde 60'ı; seçimler, dış politika ve çevre gibi kritik konularda resmi bilgilere güvenmediğini belirtti.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[ABD'de hükümete güven dip yaptı: Şüphecilik son yılların zirvesinde]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>AP/NORC Halkla İlişkiler Araştırma Merkezi ve USA Facts tarafından yapılan yeni bir ankette, hükümet bilgilerine duyulan güvensizliğin 2024&#39;ten bu yana arttığı, ancak bunun Başkan Donald Trump&#39;ın ilk döneminin sonundaki seviyeden daha da yüksek olduğu kaydedildi.</p><p>29 Temmuz-10 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilen anketin sonuçlarıyla ilgili raporda, bu durumun özellikle Demokratlar arasında Trump&#39;ın federal bürokrasinin bazı kısımlarını ortadan kaldırmaya yönelik son girişimlerinin, yürütme organına olan kamu güvenini nasıl etkilemiş olabileceğine işaret ettiği değerlendirmesine yer verildi.</p><p>Anket raporunda, &quot;Amerikalılar birkaç yıl öncesine kıyasla hükümet bilgilerine daha şüpheci yaklaşıyor; çoğunluk artık seçimler ve siyaset, dış ilişkiler veya çevre hakkında federal hükümet bilgilerine çok az veya hiç güvenmediklerini söylüyor.&quot; ifadelerine yer verildi.</p><p>ABD&#39;deki yetişkinlerin yaklaşık yüzde 60&#39;ı, çevre, dış ilişkiler, seçimler ve siyaset, kürtaj veya göç konularında federal hükümetten gelen bilgilere düşük düzeyde güven duyuyor ve &quot;çok az&quot; veya &quot;hiç&quot; güvenmediklerini söylüyor.</p><p>AP-NORC/USA Facts&#39;in 2019&#39;da yaptığı bir ankette, federal hükümetin söylediklerine duyulan güvensizliğin, sorulan hemen her konuda en azından biraz arttığı görülmüştü.</p><p>Bu durum, 2019&#39;da yüzde 37 olan güvensizliğin şu anda yüzde 53&#39;e yükseldiğini ortaya koyarken, güvensizliğin son bir yılda 9 puanlık bir artış gösterdiğine işaret ediyor.<br></p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/abdde-hukumete-guven-dip--655_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290935</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/2007deki-deyrizor-gizemi-son-buldu-uaea-suriye-hakkindaki-kararini-degistirdi-290935</link>
      <pubDate>2026-09-09T18:02:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[2007'deki Deyrizor gizemi son buldu: UAEA Suriye hakkındaki kararını değiştirdi]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[UAEA'nın 2007'deki Deyrizor krizinden bu yana Suriye üzerinde kurduğu siyasi baskı dönemi sona erdi. Şeffaflık ve teknik iş birliği ilkeleriyle hareket ettiklerini vurgulayan Mudar el-Ukla, Suriye'nin nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanma hakkının uluslararası alanda yeniden tescillendiğini ifade etti.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[2007'deki Deyrizor gizemi son buldu: UAEA Suriye hakkındaki kararını değiştirdi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ukla, Suriye&#39;nin resmi haber kanalı El-İhbariye televizyonuna yaptığı açıklamada, alınan kararın tarihi bir başarı olduğunu belirterek, söz konusu gelişmenin Suriye yönetiminin bir buçuk yıldır sürdürdüğü diplomatik ve teknik çalışmaların sonucu olduğunu söyledi.</p><p>Suriye&#39;nin nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanma hakkından taviz vermediğini vurgulayan Ukla, &quot;Ülkemiz mutlak şeffaflık ve teknik işbirliği ilkesiyle hareket ederek uluslararası standartlara ve kapsamlı güvence sistemine olan bağlılığını kanıtlamıştır." dedi.</p><p>Kararın, Suriye dosyası üzerinden kurulan siyasi baskı dönemini sona erdirdiğini savunan Ukla, &quot;Bu karar, Suriye&#39;nin izlediği yaklaşımın dürüstlüğüne ve ciddiyetine yönelik açık bir uluslararası tescildir."ifadelerini kullandı.</p><p>Ukla, "Ülkemizin nükleer bilimleri ulusal kalkınmanın hizmetine sunma konusundaki tam hakkı yeniden teyit edilmiştir." şeklinde konuştu.</p><p>UAEA, 2007&#39;de Deyrizor&#39;da vurulan bir tesisin gizli bir nükleer reaktör olduğu ve Esed rejiminin müfettişlere erişim izni vermemesi gerekçesiyle Suriye'yi &quot;uyumsuz ülke&quot; ilan etmişti.<br></p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/2007deki-deyrizor-gizemi--390_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290934</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/turkiye-abd-iliskilerinde-yeni-donem-sinyalleri-bakan-simsek-surec-ivme-kazandi-290934</link>
      <pubDate>2026-09-09T17:58:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni dönem sinyalleri! Bakan Şimşek: Süreç ivme kazandı]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, ABD Büyükelçiliği'ndeki resepsiyonda iki ülke ilişkilerindeki yeni döneme dikkat çekti. Küresel belirsizliklerin arttığı bir süreçten geçildiğini belirten Şimşek, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Trump liderliğinde bağların yeniden tesis edilmesi için güçlü bir ivme yakalandığını söyledi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni dönem sinyalleri! Bakan Şimşek: Süreç ivme kazandı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şimşek, ABD&#39;nin bağımsızlığının 250. yıl dönümü nedeniyle bu ülkenin Ankara Büyükelçiliği&#39;nde düzenlenen kutlamaya katıldı.</p><p>Bakan Şimşek, buradaki konuşmasında, ABD&#39;yi bir başarı hikayesine dönüştürenin yalnızca 1776&#39;da yayımlanan Bağımsızlık Bildirgesi olmadığını, asıl belirleyici olanın, takip eden yıllarda inşa edilen kurumlar olduğunu söyledi.</p><p>Amerikan Anayasası&#39;nın iki asrı aşkın süredir hala yürürlükte olduğunu dile getiren Şimşek, &quot;Bir ekonomist olarak beni en çok etkileyen de budur. Tutarlılık ve istikrar, bir ülkenin sahip olabileceği en nadir değerler arasındadır. Bunları satın alamazsınız. Zaman içinde kazanırsınız.&quot; dedi.</p><p>Şimşek, 2023&#39;te Türkiye Cumhuriyeti&#39;nin kuruluşunun 100. yılının kutlandığını anımsatarak, ABD ile ilişkilerin, iki ülke arasında ilk olan &quot;Ticaret ve Seyrüsefer Antlaşması&quot;nın imzalandığı 1830&#39;a kadar uzandığını belirtti. İlk Amerikalı diplomatın ise bu tarihten bir yıl sonra İstanbul&#39;a geldiğini ifade eden Şimşek, &quot;Önce ticaret, ardından diplomasi geldi. Bir Hazine ve Maliye Bakanı olarak bu sıralamanın hoşuma gittiğini söylemeliyim.&quot; diye konuştu.</p><p>Şimşek, Türkiye henüz NATO üyesi olmadan 1950&#39;de Türk ve Amerikan askerlerinin Kore&#39;de omuz omuza savaştığını, Türkiye&#39;nin iki yıl sonra NATO ittifakına katıldığını, Somali&#39;de, Afganistan&#39;da ve Balkanlar&#39;da her zaman sorumluluk üstlendiğini söyledi.</p><p><b>"İKİ LİDERİN ÖNCÜLÜĞÜNDE BAĞLARIMIZI YENİDEN TESİS ETMEK İÇİN İVME YAKALADIK"</b></p><p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump&#39;ın NATO Zirvesi kapsamında Ankara&#39;da bir araya geldiklerini hatırlatan Şimşek, şöyle devam etti:</p><p>&quot;Jeopolitik belirsizliğin arttığı, küresel ekonominin parçalandığı ve köklü yapısal sorunların yaşandığı bir dönemde Türkiye ile ABD birbirine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Geçtiğimiz 10 yıl, ilişkilerimiz açısından her zaman kolay olmadı ancak bugün iki liderin öncülüğünde, bu zorlukları geride bırakmak ve bağlarımızı çok daha güçlü biçimde yeniden tesis etmek için önemli bir ivme yakalamış durumdayız.&quot;</p><p><b>"İKİLİ TİCARETİMİZ BÜYÜK ÖLÇÜDE DENGELİ"</b></p><p>Suriye&#39;de istikrarın sağlanması ve bölgede barış ile güvenliğin güçlendirilmesi başta olmak üzere, sonuç alınması gereken alanlarda Türkiye ile ABD&#39;nin birlikte çalıştığının altını çizen Şimşek, &quot;Bölgesel güvenliğin ötesinde de birlikte yapabileceğimiz çok daha fazla şey var. Liderlerimiz, ikili ticaretimiz için 100 milyar dolarlık bir hedef belirledi. Bugün bu rakamın üçte birini aşmış durumdayız. Üstelik ikili ticaretimiz büyük ölçüde dengeli. &quot; değerlendirmesinde bulundu.</p><p>Şimşek, iki ülke arasındaki 100 milyar dolarlık hedefin gerçekçi olup olmadığı konusunun zaman zaman gündeme geldiğini belirterek, ABD ekonomisinin büyüklüğünün geçen yıl 31 trilyon dolar, Avrupa Birliği&#39;nin (AB) büyüklüğünün ise 21 trilyon dolar olduğunu, Türkiye&#39;nin aynı dönemde AB ile ticaret hacminin 232 milyar dolar iken, ABD ile yalnızca 34 milyar dolar olduğunu anlattı.</p><p>Şimşek, AB ile coğrafi yakınlık ve Gümrük Birliği&#39;nin bu farkın bir kısmını açıkladığını ancak 7 kata ulaşan farkın tamamını açıklamadığını söyledi.</p><p><b>&#8288;"İKİLİ TİCARETTE 100 MİLYAR DOLAR ULAŞILABİLİR BİR HEDEF"</b></p><p>ABD ile ikili ticarette 100 milyar doların iddialı bir hedef olmadığına dikkati çeken Şimşek, &quot; Ulaşabileceğimiz bir hedeftir. Enerji, teknoloji, savunma sanayisi ve her iki ülkenin de daha dayanıklı hale getirmesi gereken tedarik zincirlerinde önemli bir potansiyel görüyorum.&quot; diye konuştu.</p><p>Şimşek, Türkiye&#39;de halihazırda 2 bin 400&#39;den fazla Amerikan şirketinin faaliyet gösterdiğini, bu şirketlerin ülkenin sunduğu imkanların farkında olduğunu vurguladı.</p><p><b>"YATIRIM ORTAMINI İYİLEŞTİRİYORUZ"</b></p><p>Türkiye&#39;nin satın alma gücü paritesine göre dünyanın en büyük 11&#39;inci ekonomisi olduğunu, dinamik bir pazarı, nitelikli iş gücü, güçlü imalat altyapısı, Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Afrika&#39;ya doğrudan erişimi bulunduğunu dile getiren Şimşek, şunları kaydetti:</p><p>&quot;Görevimiz, yatırımcılara uzun vadeli taahhütlerde bulunabilecekleri güven ortamını sağlamaktır. Ekonomi programımızın amacı da tam olarak budur. Makrofinansal istikrarı güçlendiriyor, öngörülebilirliği artırıyor, kurala dayalı çerçeveyi pekiştiriyor ve yatırım ortamını iyileştiriyoruz. Büyükelçi (ABD&#39;nin Ankara Büyükelçisi) Barrack, ilişkilerimize yeni bir enerji ve yapıcı bir ruh kazandırdı. Suriye ve Irak Özel Başkanlık Temsilcisi olarak Türkiye ve bölgemiz açısından önem taşıyan konular üzerinde de çalışıyor. Büyükelçinin iş dünyasındaki seçkin kariyeri, Türkiye-ABD ilişkilerinin karşılıklı fayda temelinde ilerletilmesi bakımından önemli bir fırsat sunuyor. Kendilerinin yoğun çabalarına büyük değer veriyor, yakın işbirliğimizi sürdürmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz.&quot;</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/turkiye-abd-iliskilerinde-568_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290932</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/eurofighter-savas-ucaklari-icin-geri-sayim-msb-ucuslar-basladi-290932</link>
      <pubDate>2026-09-09T17:22:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Eurofighter savaş uçakları için geri sayım! MSB: Uçuşlar başladı]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Eurofighter Typhoon tedariki kapsamında Türk pilotların uçuş eğitimlerine başladığını bildirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Eurofighter savaş uçakları için geri sayım! MSB: Uçuşlar başladı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bakanlığın NSosyal hesabından yapılan paylaşımda, İngiltere ile imzalanan Eurofighter Typhoon tedariki kapsamında ağustos ayında eğitim sürecinin başladığı hatırlatıldı.</p><p>Bu kapsamda Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı pilotlarının, terminoloji eğitimlerini başarıyla tamamlayarak uçuş eğitimlerine başladığı belirtildi.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/eurofighter-savas-ucaklar-787_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290931</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/genel-mudur-cay-basinimiza-saglanan-kamu-destegi-52-milyar-tlye-ulasti-290931</link>
      <pubDate>2026-09-09T17:13:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Genel Müdür Çay: Basınımıza sağlanan kamu desteği 5,2 milyar TL'ye ulaştı]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Basın İlan Kurumu 33. Dönem 8. Genel Kurul Toplantısının açılışında konuşan Genel Müdür Abdulkadir Çay, 2026'nın ilk 8 ayında basına yönelik resmî ilan ve reklam desteklerinin yüzde 40 artışla 5 milyar 248 milyon TL'ye ulaştığını, KGF iş birliğiyle de 131 milyon TL'lik finansman sağlandığını açıkladı. ]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Genel Müdür Çay: Basınımıza sağlanan kamu desteği 5,2 milyar TL'ye ulaştı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Basın İlan Kurumu 33. Dönem 8. Genel Kurul Toplantısı, Genel Müdür Abdulkadir Çay'ın konuşmasıyla başladı.</p><p>Kurumun son dönemde yürüttüğü çalışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çay, basın sektörünün ihtiyaçlarını sahada tespit etmeyi sürdürerek Türk basınının geleceğine yönelik adımları kararlılıkla attıklarını söyledi.</p><p><b>11 BÖLGEDE 684 SÜRELİ YAYIN TEMSİLCİSİYLE BİR ARAYA GELDİK</b></p><p>Sahadaki gerçekliği muhataplarından dinlemek ve çözümün bir parçası olmak şeklindeki temel yaklaşımlarının gereği olarak 11 Bölge Müdürlüğünde 58 ili kapsayan toplantılar gerçekleştirdiklerini belirten Genel Müdür Çay, 684 süreli yayın temsilcisinin katıldığı toplantılarda, sektörün ihtiyaçları ve geleceğe yönelik atılacak adımlar için önemli izlenimler edindiklerini kaydetti.</p><p>Farklı şehirlerde cemiyetler tarafından düzenlenen etkinliklere de katıldıklarını söyleyen Çay, "Programlarda gazetecinin alın terinin, nitelikli insan kaynağının ve gazeteciliğin temel değerlerinin korunmasının önemini vurguladık. Bütün bu temaslarımız, sahadan gelen talepleri karar süreçlerimize taşıyan ve çözüm üretme irademizi besleyen önemli birer çalışma alanı oldu" dedi.</p><p><b>NİTELİKLİ İNSAN KAYNAĞINA KATKI SAĞLAMAK İÇİN ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜYORUZ</b></p><p>Konuşmasında 'nitelikli insan kaynağı' konusuna değinen Genel Müdür Çay, bu ihtiyacın karşılanmasına katkı sunmak adına Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) ile 'Aktif İşgücü Hizmetleri İş Birliği Protokolü'nü imzaladıklarını hatırlattı.</p><p>Söz konusu protokolle, resmî ilan ve reklam sistemi içerisinde yer alan 1.075 basın işletmesine yönelik istihdam, eğitim ve iş gücünün geliştirilmesini kapsayan yeni bir süreci başlattıklarını dile getiren Çay, "İŞKUR ile 2016 yılında imzalanan ve 2021 yılında nihayete eren protokol kapsamında 3 bin 635 kişi işbaşı eğitim programlarından yararlanmıştı. Yeni protokolden de basınımızın azami derecede yararlanmasını amaçlıyoruz. İnanıyorum ki bu iş birliği, Türk basınının gelecekte ihtiyaç duyacağı insan kaynağının yetişmesine de katkı sunacak önemli bir adım olacaktır" şeklinde konuştu.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/basnlankurumugenelku-090920260c8e6141.jpg"/><p>Basın adına gerçekleştirdikleri çalışmaların istihdam boyutunun dışında birçok farklı alanda da sürdüğünü ifade eden Çay, yapay zekâ ve dijital dönüşüm alanlarında eğitim programları düzenlediklerini, basın çalışanlarının eğitim imkânlarını geliştirmeye yönelik iş birlikleri gerçekleştirdiklerini aktardı.</p><p><b>131 MİLYON TL'LİK KAYNAĞI KISA SÜREDE BASININ HİZMETİNE SUNDUK</b></p><p>Genel Müdür Çay, Kredi Garanti Fonu (KGF) ile basın işletmelerinin kredi ve teminat imkânlarına daha kolay ve hızlı şekilde ulaşabilmesi için hayata geçirilen iş birliğini, 2026 yılının ilk 8 ayında ortaya çıkan rakamlar üzerinden değerlendirdi.</p><p>Yaklaşık 60 süreli yayına aktarılan toplam finansman tutarının kısa sürede 131 milyon TL'ye ulaştığını kaydeden Çay, 2010-2025 yılları arasındaki 15 yıllık dönemde aktarılan finansmanın kur bazında 154,68 milyon TL olduğunu, bugün ise KGF iş birliği sayesinde birkaç ay içinde önemli bir kaynağın basın işletmelerinin hizmetine sunulduğunu vurguladı.</p><p><b>RESMÎ İLAN VE REKLAM DESTEĞİ 5,2 MİLYAR TL'YE ULAŞTI</b></p><p>Sektöre sağlanan ilan ve reklam desteklerindeki ciddi yükselişe dikkat çeken Çay, 2026 yılının ilk 8 ayında resmî ilan tutarının 117 bin adet ilanla 4 milyar 200 milyon TL'ye, resmî reklam tutarının ise 14 bin adet reklamla 900 milyon TL'ye yükseldiğini açıkladı.</p><p>Geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 40'lık bir artış yakalandığını belirten Çay, 5 milyar 248 milyon TL'ye ulaşan desteğin daha da artması için çalışmaya devam edeceklerini kaydetti.</p><p><b>15 TEMMUZ'UN GAZETECİLİK HAFIZASINI DİJİTALE TAŞIDIK</b></p><p>Sektörün geleceğinde meslek kültürünün ve hafızasının önemine işaret eden Çay, 15 Temmuz'un 10. yıl dönümünde "İrade Bizim, Zafer Bizim" temasıyla düzenlenen etkinlikler kapsamında, 7 üniversitenin iletişim fakültesi öğrencilerinin hazırladığı manşetlerden oluşan '15 Temmuz Manşetleri Gazetecilik Atölyesi Sergisi'ni TBMM, Gaziantep, İzmir ve Erzurum'da açtıklarını hatırlattı.</p><p>TBMM'de açılan serginin kendileri için ayrı bir anlam taşıdığını ifade eden Çay, "Bu çalışmayı bir sergi faaliyetinden ziyade, Türk basınının demokrasi ve millî irade karşısındaki sorumluluğunu ortaya koyan tarihî bir dönüm noktası olarak değerlendiriyoruz. Genç gazeteci adaylarımızın kaleminden çıkan manşetleri geleceğe taşımak; bir anlamda bu sorumluluğun, bu hafızanın ve bu meslek anlayışının yeni nesillere aktarılmasına katkı sunmaktır" diye konuştu.</p><p>Bu tarihi sorumluluğu dijital alana da taşıdıklarını belirten Çay, 15temmuz.bik.gov.tr adresinden erişime açılan dijital portalda, 15 Temmuz sürecinde yaşananları kayıt altına aldıklarını söyledi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/basnlankurumugenelku-09092026cd9d70fd.jpg"/><p>Genel Müdür Çay, "15 Temmuz gecesinde görev yapan 60'tan fazla gazetecinin yazılı ve görüntülü tanıklıklarını, o gecenin hafızasını taşıyan gazete manşetlerini, genç iletişimcilerimizin çalışmalarını ve gecenin gelişimini saat saat ortaya koyan kronolojiyi bir araya getirdik. Böylece yalnızca yaşananları anlatan değil, 15 Temmuz'un gazetecilik hafızasını belgeleyen, koruyan ve gelecek kuşaklara aktaran kapsamlı bir dijital arşiv oluşturduk. Biliyoruz ki milletlerin hafızası yalnızca hatırlamakla değil; yaşananları doğru biçimde kayıt altına almak, tanıklıkları korumak ve bu birikimi gelecek kuşaklara aktarmakla güçlenir" değerlendirmesinde bulundu.</p><p>Çay ayrıca, yaz dönemi staj programı ile 60'ın üzerinde iletişim öğrencisine kurum bünyesinde pratik yapma imkânı sağladıklarını sözlerine ekledi.</p><p><b>DİJİTAL YAYINCILIĞIN SÜREKLİ DEĞİŞEN YAPISINA UYUM SAĞLIYORUZ</b></p><p>Geleceğin medyasını bugünden hazırlamak zorunda olduklarını söyleyen Çay, BİK Analitik'in yeni versiyonunu Temmuz ayında kademeli olarak devreye aldıklarını belirtti.</p><p>Ziyaretçi davranışları ve haber okuma alışkanlıklarını daha doğru yansıtan yeni ölçümleme kriterlerini aktaran Çay, "Dijital yayıncılığın sürekli değişen yapısı karşısında ölçümleme sistemimizi de geliştirerek resmî ilan ve reklam sistemimizin sürdürülebilir bir zeminde işlemesini hedefliyoruz" dedi.</p><p>Denetim süreçlerini de dijitalleştirdiklerini kaydeden Genel Müdür Çay, Elektronik Denetim Tebliği'nin yayımlandığını, uygulamanın altyapı çalışmalarının ardından 1 Ocak 2027'de başlayacağını bildirdi.</p><p>Güçlü bir mevzuat altyapısının önemine değinen Çay, 1 Temmuz 2026'da yürürlüğe giren 195 sayılı Kanun değişikliğiyle internet haber sitelerinin vasıf ve ödevleri ile yaptırım sınırlarının doğrudan kanun düzeyine taşındığını hatırlattı.</p><p>Mevzuatın sahada doğru uygulanması amacıyla 10 Bölge Müdürlüğünde uygulamalı mevzuat eğitimleri düzenlediklerini aktaran Çay, İLANBİS üzerinden başlatılan anket çalışmasıyla internet medyasının beklentilerini analiz ederek eğitimleri sektörün gerçek ihtiyaçlarına göre şekillendirdiklerini ifade etti.</p><p><b>HEDEFİMİZ GELECEĞE GÜVENLE BAKAN BİR TÜRK BASINI</b></p><p>Konuşmasının sonunda Türk basınının geleceğini şekillendirmek adına çalışmaya devam edeceklerini belirten Genel Müdür Çay, "Ortak gayemiz daha güçlü, daha nitelikli, dijital dönüşüme ayak uydurabilen, kendi hafızasına sahip çıkan ve geleceğe güvenle bakabilen bir Türk basınıdır" ifadelerini kullandı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/basnlankurumugenelku-09092026c0e939de.jpg"/><p>Genel Müdür Çay'ın konuşmasının ardından Başkanlık Divanı seçimi yapılarak yoklama alındı ve Genel Kurul Gündemi belirlendi.</p><p>Yönetim Kurulu Durum Raporu ve Denetçiler Raporları okunduktan sonra Yönetim Kurulu'nun tekliflerine ilişkin sunum yapıldı. Akabinde ise üyeleri belirlenen İlan İşleri, Hukuk İşleri ve Mali İşler Komisyonları çalışmalarına başladı.</p><p>Basın İlan Kurumu 33. Dönem 8. Genel Kurulu'nun 11 Eylül 2026 Cuma günü gerçekleştirilecek son oturumunda, komisyonların görüşleri doğrultusunda sunulan teklifler karara bağlanacak.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/genel-mudur-cay-basinimiz-663_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290930</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/yapay-zeka-uzmani-istifa-etti-sosyal-medyada-yazdiklari-urkutucu-290930</link>
      <pubDate>2026-09-09T16:24:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Yapay zeka uzmanı istifa etti: Sosyal medyada yazdıkları ürkütücü]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[Yapay zeka şirketi Anthropic'ten istifa eden araştırmacı Jacob Coxon, ayrılığının ardından çarpıcı açıklamalarda bulundu. Coxon, yapay zeka sektöründeki çalışanların bu teknolojinin 10 yıl içinde insanlığı öldürebilecek seviyeye ulaşabileceğine ciddi şekilde inandığını belirtirken, şirketlerin süper zekaya ulaşmak için tehlikeli bir yarışa girdiğini savundu.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Yapay zeka uzmanı istifa etti: Sosyal medyada yazdıkları ürkütücü]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p><b> Yapay zeka şirketi Anthropic çalışanı Jacob Coxon'un, yapay zekanın "gerçek güç ve kaynaklar elde edebilecek insanüstü sistemler haline gelebileceğini" savunarak şirketinden istifa ettiğini duyurduğu paylaşımı, milyonlarca görüntülenme alarak geniş yankı uyandırdı.</b></p><p>Son üç yıldır yapay zeka devleri<b> OpenAI ve Anthropic</b> bünyesinde araştırmacı olarak görev yaptığını belirten Coxon, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, her iki şirketin de yeterince sorumlu davranmadığını savunarak Anthropic'ten istifa ettiğini duyurdu.</p><p>Coxon, şirketlerin <b>kendi kendini geliştirebilen süper zekaya ulaşmak için kontrolsüz yarış içinde olduğunu ifade ederek,</b> "Bu teknolojinin gücünü hafife almayın. Bunlar yakında her şeyi hackleyebilecek, herhangi bir alanı bir gecede dönüştürebilecek, gerçek güç ve kaynaklar elde edebilecek insanüstü sistemler haline gelecek. Bu alanların her birindeki ilerlemeye tanık olduk ve bu süreç yavaşlamıyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>10 YIL İÇİNDE...<p></p><p>Yapay zeka modellerini geliştiren sektör çalışanlarının, bu sistemlerin 10 yıl içinde insanlığı <b>"öldürebileceğine"</b> ciddi şekilde inandığını öne süren Coxon, yöneticilerin kamuoyu önünde ılımlı konuşmalarına rağmen <b>kapalı kapılar ardında büyük bir korku yaşadıklarını iddia etti.</b></p><p>Coxon, Anthropic yönetiminin <b>"riske rağmen ilk kendilerinin hedefe ulaşması gerektiği" </b>fikrine kilitlendiğini savunarak, bu durumu<b> "özel bir şirketin dahili iletişim uygulamasından yürütülemeyecek kadar kibirli bir kumar"</b> olarak nitelendirdi.</p><p><b>Sosyal medya kullanıcıları, Coxon'un uyarılarına karşı tepkilerini yükseltti</b></p><p>Coxon&#39;un paylaşımı, kısa sürede milyonlarca görüntülenme alırken, birçok kişi, sosyal medya hesapları üzerinden yaptıkları değerlendirmelerde yapay zekanın geleceğine yönelik endişelerini dile getirdi.</p><p>ABD'li milyarder <b>Bill Ackman,</b> paylaşımı alıntılayarak bu durumu "endişe verici" olarak nitelendirdi.</p><p>Andrew Yang isimli kullanıcı da <b>"Çoğu kişinin farkında olduğundan daha büyük riskler alıyoruz ve çok geç olmadan mümkün olan en kısa sürede uyum sağlamalıyız."</b> ifadesini kullandı.</p><p>Alex Berenson, yapay zekanın riskleri üzerine çalışmalar yürütecek küresel bir komisyona ihtiyaç duyulduğunun altını çizerek<b>, "Hiçbir ekonomik kazanç, böyle bir kumarı göze almaya değmez."</b> dedi.</p><p>Krystal Ball ise Coxon'un paylaşımını <b>"sektörden birisinin vahim bir uyarısı daha</b>" şeklinde nitelendirerek konu hakkındaki endişelerini dile getirdi.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/yapay-zeka-uzmani-istifa--173_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290929</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/yapay-zeka-uyarisi-arastirmaci-istifa-etti-insanligi-yok-edebilir-290929</link>
      <pubDate>2026-09-09T16:23:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Yapay zeka uyarısı! Araştırmacı istifa etti: İnsanlığı yok edebilir]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[OpenAI ve Anthropic'te araştırmacı olarak görev yapan Jacob Coxon, yapay zeka şirketlerinin süper zeka yarışında yeterince sorumlu davranmadığını savunarak Anthropic'ten istifa etti. Coxon, insanüstü sistemlerin gerçek güç ve kaynaklar elde edebilecek seviyeye gelebileceğini belirterek, sektör çalışanlarının yapay zekanın 10 yıl içinde insanlığı yok edebileceği riskini ciddiye aldığını öne sürdü. ]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Yapay zeka uyarısı! Araştırmacı istifa etti: İnsanlığı yok edebilir]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son üç yıldır yapay zeka devleri OpenAI ve Anthropic bünyesinde araştırmacı olarak görev yaptığını belirten Coxon, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, her iki şirketin de yeterince sorumlu davranmadığını savunarak Anthropic'ten istifa ettiğini duyurdu.</p><p>Coxon, şirketlerin kendi kendini geliştirebilen süper zekaya ulaşmak için kontrolsüz yarış içinde olduğunu ifade ederek, "Bu teknolojinin gücünü hafife almayın. Bunlar yakında her şeyi hackleyebilecek, herhangi bir alanı bir gecede dönüştürebilecek, gerçek güç ve kaynaklar elde edebilecek insanüstü sistemler haline gelecek. Bu alanların her birindeki ilerlemeye tanık olduk ve bu süreç yavaşlamıyor." değerlendirmesinde bulundu.</p><p>Yapay zeka modellerini geliştiren sektör çalışanlarının, bu sistemlerin 10 yıl içinde insanlığı "öldürebileceğine" ciddi şekilde inandığını öne süren Coxon, yöneticilerin kamuoyu önünde ılımlı konuşmalarına rağmen kapalı kapılar ardında büyük bir korku yaşadıklarını iddia etti.</p><p>Coxon, Anthropic yönetiminin "riske rağmen ilk kendilerinin hedefe ulaşması gerektiği" fikrine kilitlendiğini savunarak, bu durumu "özel bir şirketin dahili iletişim uygulamasından yürütülemeyecek kadar kibirli bir kumar" olarak nitelendirdi.</p><p><b>- SOSYAL MEDYA KULLANICILARI, COXON'UN UYARILARINA KARŞI TEPKİLERİNİ YÜKSELTTİ</b></p><p>Coxon'un paylaşımı, kısa sürede milyonlarca görüntülenme alırken, birçok kişi, sosyal medya hesapları üzerinden yaptıkları değerlendirmelerde yapay zekanın geleceğine yönelik endişelerini dile getirdi.</p><p>ABD'li milyarder Bill Ackman, paylaşımı alıntılayarak bu durumu "endişe verici" olarak nitelendirdi.</p><p>Andrew Yang isimli kullanıcı da "Çoğu kişinin farkında olduğundan daha büyük riskler alıyoruz ve çok geç olmadan mümkün olan en kısa sürede uyum sağlamalıyız." ifadesini kullandı.</p><p>Alex Berenson, yapay zekanın riskleri üzerine çalışmalar yürütecek küresel bir komisyona ihtiyaç duyulduğunun altını çizerek, "Hiçbir ekonomik kazanç, böyle bir kumarı göze almaya değmez." dedi.</p><p>Krystal Ball ise Coxon'un paylaşımını "sektörden birisinin vahim bir uyarısı daha" şeklinde nitelendirerek konu hakkındaki endişelerini dile getirdi.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/yapay-zeka-uyarisi-arasti-960_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290928</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/numune-alinmisti-istanbulda-3-plaj-gecici-olarak-kapatildi-290928</link>
      <pubDate>2026-09-09T16:00:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Numune alınmıştı: İstanbul'da 3 plaj geçici olarak kapatıldı]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[İstanbul Valiliği, kentte halk sağlığı standartlarına uygun olmadığı tespit edilen 3 plajdaki yüzme alanlarının geçici olarak kapatılması için ilgili ilçe belediye başkanlıklarına talimat verildiğini bildirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Numune alınmıştı: İstanbul'da 3 plaj geçici olarak kapatıldı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p><b>Valilikten yapılan açıklamada, kent genelinde halkın yoğun olarak kullandığı 15 plajdan, halk sağlığını koruma amacıyla 4 Eylül'de numune alındığı belirtildi.</b></p><p>Açıklamada, şunlar kaydedildi:</p><p>"Yapılan incelemede,<b> Bakırköy-Yeşilköy International Hospital önü, Bakırköy-Yeşilköy Polis Merkezi önü, &#8288;Sarıyer-Gümüşdere Plajı </b>bölgelerinden alınan numune sonuçlarının, halk sağlığı standartlarına uygun olmadığı tespit edilmiştir. Sonuçlarla ilgili olarak İBB ve ilgili kurumlara muhtemel kirlilik kaynaklarının incelenmesi, giderilmesi ve gerekli çalışmaların yapılması yönünde resmi bildirim yapılmıştır. Ayrıca, ilgili ilçe belediye başkanlıklarına<b> yüzme alanının geçici olarak kapatılması, </b>bu konuda tabela, afiş, anons ve benzeri yollarla halkın bilgilendirilmesi ve gerekli tüm tedbirlerin alınması talimatı gönderilmiştir."</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/numune-alinmisti-istanbul-525_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290927</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/sabah-kahvesinden-once-neden-su-icmelisiniz-290927</link>
      <pubDate>2026-09-09T15:54:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Sabah kahvesinden önce neden su içmelisiniz?]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[NYU Langone Health ve Beslenme ve Diyetetik Akademisi uzmanları, sabah kahvesinden önce bir bardak su içmenin hem hidrasyon hem de sindirim sağlığı açısından önemli olduğunu vurguluyor. Araştırmalar, su tüketiminin sadece sabahları değil, gün boyunca da sürdürülmesi gerektiğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Sabah kahvesinden önce neden su içmelisiniz?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sabahları kahve içmek birçok kişi için vazgeçilmez bir alışkanlık olsa da, uzmanlar güne bir bardak su ile başlamanın sağlık açısından önemli faydalar sunduğuna dikkat çekiyor. Özellikle NYU Langone Health'te görev yapan gastroenterolog Dr. Lisa Ganjhu ve NYU Steinhardt'ta klinik beslenme alanında yardımcı profesör olan Ethan Balk, sabah ilk iş olarak su içmenin vücudun kaybettiği sıvıyı yerine koyduğunu ve gün boyu enerji ile odaklanmayı artırdığını belirtiyor. Araştırmalar, gece boyunca nefes alma ve terleme yoluyla su kaybeden vücudun, sabah saatlerinde doğru miktarda suyla desteklenmesinin zihinsel ve fiziksel performansı olumlu etkilediğini gösteriyor.</p><h3>NYU uzmanları: Su içmek zihinsel performansı destekliyor</h3><p>NYU Langone Health'ten Dr. Lisa Ganjhu, uyandıktan sonra su içmenin, gece boyunca kaybedilen sıvının yerine konmasına yardımcı olduğunu ifade ediyor. Uyku sırasında vücut, farkında olunmadan nefes alıp verme ve terleme yoluyla önemli miktarda su kaybediyor. Bu durum, sabah saatlerinde dehidrasyon riskini artırıyor. Psychological Research dergisinde yayımlanan 2020 tarihli bir çalışma ise, 12 saat boyunca su içmeyen bireylerde yargı ve karar verme yetisinin zayıfladığını ortaya koyuyor. Yani, güne susuz başlamak sadece fiziksel değil, zihinsel kapasiteyi de olumsuz etkileyebiliyor. Uzmanlar, sabahları 8 ila 16 ons (yaklaşık 240-480 ml) su içmenin yeterli olduğunu dile getiriyor. Ayrıca, Beslenme ve Diyetetik Akademisi'nin kadınlar için günde 11,5 bardak, erkekler için ise 15,5 bardak su önerdiği hatırlatılıyor. Bu rakamlar, gün boyunca su içmenin sağlık üzerindeki etkisini gözler önüne seriyor.</p><h3>Ganjhu: "Su, kahvenin mideye etkisini azaltabilir"</h3><p>Sabahları bir bardak su içmek, sadece hidrasyon için değil, sindirim sistemi açısından da fayda sağlıyor. Dr. Lisa Ganjhu, suyun yiyeceklerin yutulmasına ve gastrointestinal sistemin hareketlenmesine yardımcı olduğunu vurguluyor. Özellikle sıcak su tüketimi, bağırsakların çalışmasını teşvik edebiliyor ve sindirim sisteminin kaslarını gevşeterek günün daha rahat başlamasına katkı sunuyor. Bazı vaka çalışmaları, yemeklerden önce sıcak veya ılık su içmenin sindirimi olumlu yönde etkileyebileceğini gösteriyor; ancak bu konuda daha fazla bilimsel araştırmaya ihtiyaç duyuluyor. Dr. Ethan Balk ise, sabah su içmenin, kahvenin asiditesinin neden olabileceği mide rahatsızlıklarını hafifletebileceğini belirtiyor. Ancak bu etkinin kişiden kişiye değişebileceğini, bazı bireylerin aç karnına kahve içtiklerinde sorun yaşamadığını, bazılarının ise asit reflüsü veya mide ekşimesiyle karşılaşabildiğini aktarıyor. Yine de, güne bir bardak su ile başlamak, sindirim sistemi için olumlu bir adım olarak öne çıkıyor.</p><h3>Balk: "Gün boyu düzenli su içmek enerjinizi korur"</h3><p>Uzmanlar, sabah su içmenin yanı sıra, gün boyunca da su tüketiminin sürdürülmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Dr. Ganjhu, suyun hem cilt hem de iç organlar için hayati bir rol üstlendiğini, enerji seviyelerini desteklediğini ve bağırsak hareketlerini düzenli tuttuğunu belirtiyor. Özellikle sıcak havalarda, yeterli su tüketimi odaklanmayı ve fiziksel performansı artırıyor. Dr. Balk ise, makul miktarda kahve tüketen bireylerin ekstra suya ihtiyaç duymayabileceğini, ancak sabahları yorgunluk hissedenlerin bir bardak su içerek bu durumu gözlemleyebileceğini söylüyor. Güne su ile başlamak, günün geri kalanında da su içme alışkanlığının sürdürülmesi için iyi bir motivasyon kaynağı olabilir. Uzmanlar, su içmenin sağladığı çok yönlü faydalara dikkat çekerek, her bireyin günlük su ihtiyacını karşılaması gerektiğini vurguluyor.</p><p>Sonuç olarak, NYU uzmanlarının önerileri ve yapılan araştırmalar, sabah bir bardak su içmenin vücudun hidrasyonunu geri kazanmasına, zihinsel performansın artmasına ve sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına katkı sağladığını gösteriyor. Gün boyu yeterli su tüketimi ise genel sağlık ve enerji seviyesinin korunmasında kilit rol oynuyor. Her sabah kahveye uzanmadan önce bir bardak su içmek, hem fiziksel hem de zihinsel açıdan güne daha iyi başlamanızı sağlayabilir.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/sabah-kahvesinden-once-ne-258_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290926</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/cocugunuz-oyundan-sonra-ders-calismakta-zorlaniyor-mu-bilim-insanlari-nedenini-acikladi-290926</link>
      <pubDate>2026-09-09T15:52:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Çocuğunuz oyundan sonra ders çalışmakta zorlanıyor mu? Bilim insanları nedenini açıkladı!]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Padova Üniversitesi'nin yürüttüğü araştırma, anaokulu çağındaki çocukların 30 dakikalık oyun sonrasında bazı görevlerde daha hızlı davrandığını, ancak dikkat ve öz disiplin gerektiren işlerde zorlandıklarını ortaya koydu. Uzmanlar, oyun sonrası dikkat performansındaki bu değişimin aileler ve eğitimciler için kritik öneme sahip olduğunu vurguladı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Çocuğunuz oyundan sonra ders çalışmakta zorlanıyor mu? Bilim insanları nedenini açıkladı!]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Padova Üniversitesi'nde gerçekleştirilen yeni bir araştırma, anaokulu çağında olan çocukların 30 dakikalık bir oyun seansının ardından bazı görevlerde daha hızlı hareket ettiğini, ancak dikkat ve öz disiplin gerektiren görevlerde daha fazla zorluk yaşadıklarını ortaya koydu. 48 çocuk üzerinde yürütülen bu çalışma, oyun sonrası dikkat performansında gözle görülür değişiklikler meydana geldiğini gösterdi. Araştırmanın sonuçları, hem ebeveynler hem de öğretmenler için çocukların oyun sonrası dikkat seviyeleriyle ilgili önemli ipuçları sunuyor.</p><h3>Padova Üniversitesi: Oyun sonrası dikkat becerileri zayıfladı</h3><p>Padova Üniversitesi'nden Andrea Facoetti, Sara Bertoni, Sandro Franceschini ve Giovanna Puccio'nun yürüttüğü araştırmada, 5 yaş civarındaki 48 anaokulu çocuğu ile üç ayrı oturum düzenlendi. İlk oturumda çocuklar oyun oynamazken, diğer iki oturumda çocuklara 30 dakika boyunca Nintendo Switch'te Mario Kart 8 Deluxe veya fiziksel bir bulmaca olan Tangram oynatıldı. Oyun sonrası dikkat performansı, konuşma seslerini ayırt etme, görsel arama, kısa süreli bellek ve motor becerilerle ilgili görevlerle ölçüldü. Araştırmacılar, oyun sonrası dikkat performansında hızlı yanıt gerektiren görevlerde çocukların daha başarılı olduğunu, ancak dikkat dağıtıcı unsurların bulunduğu ve öz disiplin gerektiren işlerde belirgin bir performans düşüşü yaşandığını tespit etti. Bu bulgu, oyun sonrası dikkat kavramının çocuk gelişimi açısından ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gündeme taşıdı.</p><h3>48 çocukla yapılan deneyde dikkat dağıtıcılar performansı düşürdü</h3><p>Çalışmada, çocukların dikkat performansı üç farklı koşulda karşılaştırıldı. Oyun oynamayan çocuklar, dikkat gerektiren görevlerde daha istikrarlı bir başarı sergilerken, Mario Kart ve Tangram oynayan çocuklar, hızlı karar verilmesi gereken işlerde daha iyi sonuçlar elde etti. Ancak, özellikle görsel arama görevinde çok sayıda dikkat dağıtıcı unsur bulunduğunda, oyun sonrası dikkat performansı belirgin biçimde düştü. Örneğin, dikkat dağıtıcı hayvan resimleriyle dolu bir testte, oyun oynamayan çocukların verimsizlik puanı 33,1 iken, Mario Kart oynayanlarda bu puan 45,9'a, Tangram oynayanlarda ise 45,0'a yükseldi. Bu sonuçlar, dikkat dağıtıcıların oyun sonrası dikkat üzerinde olumsuz bir etkisi olduğunu gösterdi. Araştırmacılar, bu durumun yalnızca ekrana maruz kalmakla değil, oyuna yoğun şekilde katılmakla da ilişkili olduğunu vurguladı.</p><h3>Uzmanlar: Oyun sonrası dikkat değişimi eğitimde göz önünde bulundurulmalı</h3><p>Araştırmacılar, elde edilen bulguların aileler ve eğitimciler için önemli dersler içerdiğini belirtti. Oyun sonrası dikkat performansındaki değişimin, çocukların hemen ardından gerçekleştirecekleri görevlerin niteliğine göre farklılık gösterdiği kaydedildi. Örneğin, hızlı algılama gerektiren bir görevde çocuklar oyun sonrası daha başarılı olurken, dikkat dağıtıcı unsurların fazla olduğu veya öz disiplin gerektiren bir işte ise performansları düşebiliyor. Uzmanlar, oyun sonrası dikkat seviyesinin yalnızca ekran süresiyle açıklanamayacağını, dijital veya geleneksel oyunların benzer etkiler yarattığını ifade etti. Ayrıca, bu tür kısa vadeli değişimlerin, çocukların öğrenme ortamlarında dikkate alınması gerektiği vurgulandı. Çalışmanın sınırlı sayıda çocuk ve oyun türüyle yapıldığı, dolayısıyla bulguların tüm çocuklara genellenemeyeceği de belirtildi. Yine de, oyun sonrası dikkat performansındaki bu değişim, çocuk gelişimi ve erken öğrenme süreçleri açısından dikkatle izlenmesi gereken bir konu olarak öne çıktı.</p><h3>Dijital ve geleneksel oyunlar benzer etkiler gösterdi</h3><p>Araştırmada dikkat çeken bir diğer bulgu ise, dijital oyun olan Mario Kart ile fiziksel bulmaca Tangram'ın çocuklarda oyun sonrası dikkat üzerinde benzer etkiler oluşturması oldu. Çocuklar her iki oyunu da eğlence, zorluk ve mutluluk açısından benzer şekilde değerlendirdi. Bu durum, oyun sonrası dikkat değişiminin ekran süresinden ziyade, oyuna olan yüksek katılım ve yoğunlukla bağlantılı olabileceğini düşündürdü. Araştırmacılar, deneyin yalnızca kısa vadeli etkileri ölçtüğünü, uzun vadede oyun sonrası dikkat performansının nasıl değişeceği konusunda kesin bir sonuca varılamayacağını belirtti. Yine de, elde edilen veriler, hem dijital hem de geleneksel oyunların çocuklarda benzer bir dikkat dalgalanmasına yol açabileceğini gösterdi. Bu nedenle, ailelerin ve eğitimcilerin çocukların oyun sonrası dikkat seviyelerini göz önünde bulundurarak, etkinliklerin sırasını planlamaları gerektiği ifade edildi.</p><h3>Çocuk gelişiminde oyun sonrası dikkat yönetimi önemli</h3><p>Padova Üniversitesi'nin yürüttüğü bu araştırma, oyun sonrası dikkat performansı kavramının çocukların günlük yaşamındaki önemini bir kez daha ortaya koydu. Kısa bir oyun seansının ardından çocukların bazı alanlarda daha hızlı ve başarılı olabildiği, ancak dikkat ve öz disiplin gerektiren işlerde zorlanabileceği anlaşıldı. Araştırmacılar, bu bulguların aileler ve öğretmenler için kesin kurallar sunmadığını, ancak çocukların oyun sonrası dikkat seviyelerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. Özellikle, çocukların oyun sonrası hangi tür görevlerle karşılaşacaklarının bilinmesi ve buna göre bir etkinlik sıralaması yapılmasının, çocuk gelişimi açısından faydalı olabileceği ifade edildi. Sonuç olarak, oyun sonrası dikkat performansındaki değişimlerin, çocukların öğrenme sürecinde dikkate alınması gereken önemli bir faktör olduğu bir kez daha ortaya çıktı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/cocugunuz-oyundan-sonra-d-585_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290925</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/gunde-sadece-2-3-saat-uyuyarak-yasamak-mumkun-mu-bilim-insanlari-uykuyu-kontrol-eden-salteri-buldu-290925</link>
      <pubDate>2026-09-09T15:50:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Günde sadece 2-3 saat uyuyarak yaşamak mümkün mü? Bilim insanları uykuyu kontrol eden şalteri buldu!]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Basel Üniversitesi'nden bilim insanları, beynin uyku baskısını yöneten anahtar hücre gruplarını tanımlayarak, uyku ihtiyacının nasıl oluştuğuna dair önemli bulgular sundu. Araştırmada, farelerin beyin sapındaki belirli hücrelerin baskılanmasıyla uyku süresinin %70 oranında azaldığı ve bu durumun davranışsal etkileri detaylı biçimde incelendi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Günde sadece 2-3 saat uyuyarak yaşamak mümkün mü? Bilim insanları uykuyu kontrol eden şalteri buldu!]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Basel Üniversitesi Biozentrum'dan Alexander Schier ve ekibi, Beth Israel Deaconess Tıp Merkezi ile Auburn Üniversitesi'nden araştırmacılarla birlikte yürüttükleri çalışmada, beynin uyku baskısını nasıl oluşturduğunu kontrol eden iki ana beyin hücresi grubunu tespit etti. Araştırma, fareler üzerinde yapılan deneylerle, beyin sapında yer alan bu hücrelerin baskılanması durumunda, uyku süresinin neredeyse %70 oranında azaldığını ve uyanıklık süresinin iki katına çıktığını ortaya koydu. Bilim insanları, bu hücrelerin baskılandığı farelerde, genellikle uyku kaybının yol açtığı davranışsal sorunların büyük oranda görülmediğini de belirledi. Çalışma, uyku ihtiyacının oluşmasında rol oynayan nöral devrelerin ve özellikle 'uyku baskısı' olarak adlandırılan biyolojik sürecin temel taşlarını aydınlatmaya yardımcı oldu.</p><h3>Schier: 'Uyku isteğini tetikleyen beyin hücreleri ilk kez tanımlandı'</h3><p>Çalışmanın başındaki isim Alexander Schier, uzun süreli uyanıklık sonrasında aktifleşen ve uykuya geçişi teşvik eden nöron gruplarının ilk kez bu kadar net biçimde tanımlandığını vurguladı. Schier, "Neden uykulu hale geldiğimizi anlamak için uzun süredir eksik olan bir parçayı bulduk," diyerek bulguların önemine dikkat çekti. Araştırmada, farelerin beyin sapında yer alan iki ana hücre grubu incelendi. Bu hücrelerin baskılanmasıyla fareler, tipik olarak uyku kaybı yaşayan hayvanlarda gözlenen ciddi davranışsal bozukluklara maruz kalmadan, saatlerce uyanık kalabildi. Bulgular, uyku baskısının beyindeki belirli devreler tarafından nasıl yönetildiğine dair ilk doğrudan kanıtları sundu. Schier ve ekibi, bu keşfin insanlarda uyku ihtiyacının anlaşılması ve uyku bozukluklarının tedavisi için yeni kapılar aralayabileceğini düşünüyor.</p><h3>Median raphe ve hipotalamus: Uyku baskısının merkezi noktaları</h3><p>Çalışmada, uyku baskısı oluşturan hücrelerin en yoğun olarak median raphe ve hipotalamusun preoptik bölgesinde bulunduğu belirlendi. Median raphe'deki üç ana nöron türünden özellikle sakinleştirici ve serotonin salgılayan hücrelerin, uyku isteğinin oluşmasında kilit rol oynadığı görüldü. Araştırmacılar, uzun süre uyanık tutulan farelerde bu hücrelerin aktivitesinin ciddi biçimde arttığını, uykuya geçildiğinde ise hızla azaldığını tespit etti. Hipotalamusun preoptik alanındaki hücreler ise, uykuya geçişi başlatan ve sürdüren sinyallerin iletilmesinde etkili oldu. Elde edilen veriler, bu iki bölgenin birlikte çalışarak uyku baskısını oluşturduğunu ve uykunun başlatılmasında merkezi rol üstlendiğini gösterdi. Ayrıca, bu hücrelerin baskılanmasının ardından farelerin %17'sinin yaşamını yitirmesi, uyku baskısının fizyolojik açıdan ne kadar kritik olduğunu ortaya koydu.</p><h3>Farelerde uyku baskısı baskılandığında ne değişti?</h3><p>Deneylerde, hem median raphe hem de hipotalamusun belirli hücre tipleri baskılandığında, farelerde uyku süresi %70 oranında azaldı ve uyanıklık süresi ortalama iki katına çıktı. Bu etki haftalarca devam etti ve hayvanlar, kontrol grubuna göre günde 6,5 saatten fazla uyanık kaldı. İlginç şekilde, bu farelerde şiddetli uyku kaybına rağmen ciddi davranışsal bozukluklar gözlenmedi; hareketliliklerinde artış ve bazı hafıza testlerinde hafif zayıflama dışında, kaygı düzeylerinde belirgin bir değişiklik rapor edilmedi. Ayrıca, kontrol grubunda görülen derin uykuya işaret eden yavaş beyin dalgalarının gücü, baskılanan grupta %115 düzeyinde kaldı. Araştırmacılar, bu hayvanların uyku borcu biriktirmediğini ve sonrasında da uykuya dair tipik toparlanma davranışlarını göstermediğini belirtti. Ancak, uzun vadede bu hücre gruplarının baskılanmasının fizyolojik sonuçları ağır oldu ve hayvanların yaklaşık %17'si yaşamını yitirdi.</p><h3>Beyin devreleri ve uyku baskısı arasındaki gizemli bağlantı</h3><p>Bilim insanları, uyku baskısının oluşumunda rol oynayan beyin devrelerinin tam olarak nasıl çalıştığını anlamak için detaylı analizler yaptı. Median raphe'deki nöronların yaklaşık %60'ı diğer hücreleri sakinleştiren, %25'i ise uyarıcı kimyasallar salgılıyor. Serotonin üreten hücreler ise toplamın %10'unu oluşturuyor. Uyanıklık etiketli hücrelerin büyük kısmı sakinleştirici veya serotonin türündeydi. Her iki hücre grubunun aynı anda aktive edilmesi, tek başına aktive edilmelerine kıyasla daha uzun ve derin bir uyku sağladı. Zorla uyanık tutulan farelerde ise bu hücrelerin baskılanması, neredeyse tüm uykuya dalma girişimlerini engelledi. Araştırmacılar, bu bulguların uyku baskısının sadece kimyasal değil, aynı zamanda elektriksel eşiklerin de değişmesiyle ilişkili olduğunu belirledi. Özellikle sakinleştirici hücrelerin ateşlenme eşiklerinin düşmesi, uyanıklık süresi uzadıkça bu hücrelerin daha kolay aktive olmasını sağladı. Serotonin hücrelerinde ise bu tür bir değişim izlenmedi, bu nedenle iki hücre grubu farklı yollarla aynı amaca hizmet ediyor olabilir.</p><h3>Uyku baskısını başlatan mekanizma hâlâ gizemini koruyor</h3><p>Çalışmada haritalanan hücrelerin, derin uykunun göstergesi olan yavaş dalgaların ölçüldüğü kortekse doğrudan sinyal göndermediği ortaya çıktı. Bu durum, uyku baskısının beyin genelinde nasıl yayıldığına dair yeni sorular doğurdu. Araştırmacılar, median raphe ve hipotalamusun korteksle bağlantısının dolaylı yollarla, örneğin talamus aracılığıyla sağlanabileceğini düşünüyor. Ancak, bu hücrelerin uzun süreli uyanıklığı nasıl kaydettiği ve neyin bu baskıyı başlattığı henüz netlik kazanmadı. Bilim insanları, bu keşfin ardından beyin devrelerinin ve moleküler mekanizmaların daha ayrıntılı biçimde araştırılması gerektiğini vurguladı. Çalışmanın baş yazarlarından William Joo, "Bu nöronların beynin diğer bölgeleriyle nasıl iletişim kurduğunu ve uyku isteğinin moleküler düzeyde nasıl oluştuğunu anlamak, uyku bozukluklarının tedavisi için yeni yollar açabilir," diyerek, gelecekteki araştırmaların önemine işaret etti. Ayrıca, hayatta kalan farelerin uyku baskısını daha yavaş oluşturuyor olabileceği ve uyku yoksunluğuna karşı potansiyel bir direnç geliştirebileceği ihtimali üzerinde duruldu.</p><h3>Uyku baskısı araştırmaları yeni tedavi yolları sunabilir</h3><p>Çalışmanın sonuçları, uyku baskısı kavramının nörobiyoloji alanında daha önce görülmemiş bir biçimde anlaşılmasını sağladı. Bulgular, uyku ihtiyacının sadece biyolojik bir zorunluluk olmadığını, aynı zamanda belirli beyin devrelerinin kontrolünde dinamik bir süreç olduğunu gösterdi. Bilim insanları, bu devrelerin manipülasyonu ile uzun süreli uyanıklığa uyum sağlanabileceğini ve böylece uyku yoksunluğunun yol açtığı fizyolojik zorluklara karşı daha dirençli bireylerin geliştirilebileceğini öngörüyor. Ayrıca, araştırmada kullanılan fare modelleri sayesinde, insanlarda görülen uyku bozukluklarının tedavisinde yeni yaklaşımlar geliştirilebileceği düşünülüyor. Uyku baskısının nasıl başladığı ve hangi moleküler sinyallerin bu süreci tetiklediği ise hâlâ yanıt bekleyen önemli sorular arasında yer alıyor. Araştırmacılar, bu alandaki çalışmaların devam edeceğini ve gelecekte daha kapsamlı sonuçlara ulaşılacağını belirtti.</p><p>Sonuç olarak, Basel Üniversitesi öncülüğünde yürütülen bu araştırma, uyku baskısının beyin hücreleri tarafından nasıl oluşturulduğu ve yönetildiği konusunda bilim dünyasına yeni bir bakış açısı kazandırdı. Uyku baskısı kavramının derinlemesine anlaşılması, hem temel bilim hem de klinik uygulamalar açısından büyük önem taşıyor. Önümüzdeki dönemde, bu bulguların insan sağlığı ve uyku bozukluklarının tedavisi için umut verici gelişmelere zemin hazırlayabileceği öngörülüyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/gunde-sadece-2-3-saat-uyu-323_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290924</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/kutup-adasinda-zincirleme-dogal-afet-alarmi-kuresel-isinma-depremlerin-yikici-gucunu-katliyor-290924</link>
      <pubDate>2026-09-09T15:48:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Kutup adasında zincirleme doğal afet alarmı! Küresel ısınma depremlerin yıkıcı gücünü katlıyor]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Jan Mayen adasında mart ayında meydana gelen 6.5 büyüklüğündeki deprem, yalnızca bir sarsıntıdan ibaret kalmadı. Bu olay, kalıcı donun erimesiyle zayıflayan yamaçlarda büyük bir kaya çığını tetikledi ve bilim insanları, küresel ısınmanın Arktik bölgelerde benzer zincirleme felaketlere yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Kutup adasında zincirleme doğal afet alarmı! Küresel ısınma depremlerin yıkıcı gücünü katlıyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Norveç'e bağlı, Kuzey Atlantik'te yer alan uzak Jan Mayen adasında 10 Mart 2025 günü yaşanan 6.5 büyüklüğündeki deprem, bölgede alışılmışın dışında bir zincirleme felaketin kapısını araladı. Sarsıntının hemen ardından, adanın kuzeyinde Kjerulf Buzulu üzerinde bulunan bir yamaç çöktü ve tonlarca volkanik kaya, buzulun üstüne doğru hızla kayarak dev bir kaya çığı oluşturdu. Uzmanlar, olayın yalnızca depremin etkisiyle sınırlı olmadığını, yıllardır sessizce eriyen kalıcı donun yamaçlardaki kayaları zayıflattığını ve bu nedenle felaketin kaçınılmaz hale geldiğini belirtiyor. Bilim insanları, küresel ısınmanın Arktik bölgelerdeki benzer tehlikeleri artırabileceği uyarısında bulunuyor.</p><h3>GEOMAR ekibinden çarpıcı bulgular: Kalıcı donun erimesi felaketi hazırladı</h3><p>Bu olağanüstü olayın ardındaki gerçekleri açığa çıkaran araştırma, GEOMAR Helmholtz Okyanus Araştırmaları Merkezi'nden Dr. Guilherme W. S. de Melo liderliğindeki uluslararası bir bilim ekibi tarafından yürütüldü. Bilim insanları, Jan Mayen'deki depremin hemen ardından yamaçta meydana gelen çöküşün, yalnızca yer sarsıntısının değil, aynı zamanda yıllar içinde eriyen kalıcı donun etkisiyle zemin bütünlüğünün zayıflamasından kaynaklandığını tespit etti. Kalıcı don, yıl boyunca donmuş kalan toprak tabakası olarak biliniyor ve volkanik yamaçlarda adeta bir çimento gibi kayaları bir arada tutuyor. Ancak küresel ısınma nedeniyle bu donmuş tabakaların giderek çözülmesi, yamaçlarda beklenmedik bir istikrarsızlığa yol açıyor. Araştırmacılar, bu durumun yalnızca Jan Mayen için değil, tüm Arktik ve dağlık bölgeler için ciddi bir risk oluşturduğunu vurguluyor. Dr. de Melo, "Bu 2025 depremi, zincirleme doğal tehlikelerin çarpıcı bir örneği" diyerek, kalıcı donun bozulmasının yamaçları ve buzulları giderek daha savunmasız hale getirdiğini ifade etti.</p><h3>Uydu ve sismik verilerle olayın perde arkası çözüldü</h3><p>Olayın detaylarını anlamak için çok sayıda ileri teknoloji aracı kullanıldı. Araştırmacılar, yerel ve bölgesel sismik kayıtları analiz ederek depremin şiddetini ve etkisini belirledi. Ayrıca yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleriyle molozun dağılımı haritalandı ve yamaçtaki çöküşün tam zamanlaması, insan kulağının duyamayacağı düşük frekanslı infrasonik ses dalgalarıyla tespit edildi. Sıcaklık ve uzun vadeli iklim verileri de olayın neden şimdi gerçekleştiğine dair önemli ipuçları sundu. Tüm bu veriler bir araya getirildiğinde, Jan Mayen'deki kaya çığının yalnızca depremin tetiklediği bir olay olmadığı, yıllar boyunca kalıcı donun erimesiyle zaten zayıflamış bir zeminin son darbeyle çöktüğü ortaya çıktı. Araştırmacılar, son 40 yılda bölgede bu büyüklükte bir kaya çığının kaydedilmediğini, bu olayın ise iklim değişikliğinin etkilerinin net bir göstergesi olduğunu belirtti.</p><h3>Küresel ısınma Arktik'te zincirleme tehlikeleri artırıyor</h3><p>Jan Mayen adası, Kuzey Atlantik'te Grönland ve İzlanda arasında, neredeyse tamamen Beerenberg adlı aktif bir volkanın hakimiyetinde bulunuyor. Adada yalnızca bir hava istasyonu ekibi yaşarken, bölge hem sismik hem de volkanik hareketliliğiyle biliniyor. 1980'lerden bu yana Beerenberg'de büyük bir patlama yaşanmasa da, bölgedeki buzullar ve yamaçlar iklim değişikliğinin etkilerine karşı giderek daha hassas hale geliyor. Son yaşanan deprem ve ardından gelen kaya çığı, bu hassasiyetin ne kadar tehlikeli sonuçlara yol açabileceğini gösterdi. Bilim insanları, benzer zincirleme felaketlerin yalnızca Jan Mayen'de değil, Himalayalar gibi dünyanın farklı noktalarında da yaşanabileceğini, küresel ısınmanın kalıcı don tabakalarını zayıflatarak yamaçları ve buzulları istikrarsızlaştırdığını vurguluyor. Dr. de Melo, "Küresel ısınma ve kalıcı donun bozulması, yamaçları ve buzulları giderek zayıflatıyor ve zincirleme tehlikelerin riskini artırıyor" diyerek, bu tür olayların gelecekte daha sık yaşanabileceği uyarısında bulundu.</p><h3>Jan Mayen'de deprem zincirleme felaketi tetikledi</h3><p>10 Mart 2025 tarihinde kaydedilen 6.5 büyüklüğündeki deprem, Jan Mayen adasını yalnızca birkaç dakika içinde sarsarken, Kjerulf Buzulu üzerindeki yamaçta büyük bir çöküşe neden oldu. Tonlarca ağırlıktaki volkanik kaya parçaları, buzulun üzerine yığılarak moloz yığınları oluşturdu ve neredeyse kıyıya kadar ulaştı. Uydu görüntüleri, molozun buzulun üzerinde geniş bir alana yayıldığını ve adanın diğer tarafındaki Weyprecht Buzulu'nda da buz kopmalarının yaşandığını gösterdi. Bu olay, adanın 40 yıllık kayıtlarında benzeri olmayan bir felaket olarak kayıtlara geçti. Bilim insanları, bu tür zincirleme tehlikelerin, iklim değişikliğiyle birlikte Arktik ve dağlık bölgelerde daha sık yaşanabileceğine dikkat çekiyor. Jan Mayen'deki deprem ve kaya çığı, küresel ısınmanın doğal afetlerin sıklığını ve şiddetini nasıl artırabileceğine dair çarpıcı bir örnek sundu.</p><h3>Uzmanlar küresel ısınmaya karşı uyarıyor: Kalıcı don riski büyüyor</h3><p>Bilim insanları, Jan Mayen'de yaşanan zincirleme felaketin yalnızca yerel bir olay olmadığını, küresel ısınmanın etkisiyle benzer risklerin dünyanın birçok bölgesinde artabileceğini belirtiyor. Özellikle kalıcı donun erimesiyle birlikte yamaç ve buzul istikrarının giderek zayıfladığı, küçük bir depremin veya başka bir tetikleyicinin büyük felaketlere yol açabileceği vurgulanıyor. Araştırmacılar, kalıcı donun bir zamanlar yamaçları ve kayaları bir arada tutan doğal bir çimento görevi gördüğünü, ancak sıcaklıkların artmasıyla birlikte bu yapının bozulduğunu ve zincirleme tehlikelerin önünü açtığını ifade ediyor. Jan Mayen'de yaşanan olay, küresel ısınmanın doğal afetlerle nasıl birleşerek beklenmedik sonuçlara yol açabileceğini gözler önüne serdi. Uzmanlar, benzer felaketlerin önlenebilmesi için iklim değişikliğiyle mücadelede daha kararlı adımlar atılması gerektiğini savunuyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/kutup-adasinda-zincirleme-995_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290923</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/yapay-zeka-insan-kusurlarini-miras-aldi-sohbet-robotlari-yuzlere-bakarak-onyargili-kararlar-veriyor-290923</link>
      <pubDate>2026-09-09T15:46:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Yapay zeka insan kusurlarını miras aldı! Sohbet robotları yüzlere bakarak önyargılı kararlar veriyor]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[Carnegie Mellon Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi araştırmacıları, yapay zeka sohbet robotlarının insanlardaki yüz önyargılarını benimsediğini ortaya koydu. Özellikle GPT-5 ve Gemini 3 Flash gibi yeni nesil modellerin, insanlardan bile daha yüksek oranda yüz önyargısı sergilediği tespit edildi. Bulgular, yapay zeka sistemlerinin güvenilirliği ve tarafsızlığı konusunda ciddi soru işaretleri doğurdu.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Yapay zeka insan kusurlarını miras aldı! Sohbet robotları yüzlere bakarak önyargılı kararlar veriyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Carnegie Mellon Üniversitesi Dil Teknolojileri Enstitüsü ile Harvard Üniversitesi'nin ortak yürüttüğü yeni bir araştırma, yapay zeka sohbet robotlarının insanlardaki yüz önyargılarını benimsediğini ve hatta bu önyargıları daha da güçlendirdiğini ortaya çıkardı. Araştırmada, GPT-4o, GPT-5, Gemini 3 Flash ve Claude Sonnet 4.5 gibi önde gelen dört sohbet robotu üzerinde 13 farklı deney gerçekleştirildi. Sonuçlar, bu gelişmiş yapay zeka modellerinin, insanların güvenilir ve yetkin olarak değerlendirdiği yüzleri neredeyse aynı şekilde seçtiğini gösterdi. Özellikle GPT-5 ve Gemini 3 Flash gibi son nesil modeller, yüz önyargısı konusunda insanlardan bile daha yüksek oranlara ulaştı. Araştırmacılar, yapay zeka sistemlerinin insan kararlarındaki hataları sadece taklit etmekle kalmayıp, bu önyargıları daha tutarlı ve güçlü biçimde yansıttığını vurguladı.</p><h3>Carnegie Mellon ekibinden yüz önyargısı analizi: GPT-4o ve GPT-5 öne çıktı</h3><p>Araştırmada, her biri farklı yeteneklere sahip dört büyük sohbet robotu, insanlara benzer şekilde yüzlerden yola çıkarak güvenilirlik ve yeterlilik gibi özellikleri değerlendirdi. 600 denemelik testlerde, GPT-4o modeli insanların daha yetkin gördüğü yüzü yüzde 87,83 oranında seçerken, güvenilirlikte ise yüzde 72,67'ye ulaştı. Bu oranlar, insanların rastgele seçim yapmasından çok daha yüksek. Hangi yüzün daha kendine güvenen, zeki, çalışkan, tembel, yetersiz veya dikkatsiz göründüğüne dair sorularda ise model, insan desenini yüzde 74,63 oranında eşleştirdi. Sıcak, yardımcı, samimi, bencil, ikiyüzlü ve agresif yüzlerde ise başarı oranı yüzde 73,33 olarak tespit edildi. Araştırmacılar, bu sonuçların yapay zekanın insan önyargılarını yalnızca yeniden üretmekle kalmadığını, aynı zamanda bu yargıları farklı alanlara da genişlettiğini belirtti. Özellikle GPT-4o'nun, insanlardan daha tutarlı ve güçlü bir şekilde yüz önyargısı sergilediği gözlendi.</p><h3>Harvard Üniversitesi'nden Mahzarin Banaji: "Yapay zeka insan önyargısını aştı"</h3><p>Harvard Üniversitesi'nden Mahzarin Banaji'nin de yer aldığı araştırmada, sohbet robotlarının yalnızca insan yüzlerinde değil, farklı türlerde de benzer önyargılar sergilediği ortaya çıktı. Ekip, daha önce psikoloji makalelerinde kullanılan insan yüzlerinin yanı sıra, Laurie Santos'un laboratuvarından alınan 10 rhesus makak fotoğrafını da teste dahil etti. Bu maymunlardan beşi daha nazik, beşi ise daha sert olarak değerlendirilmişti. 150 denemede, GPT-4o daha nazik olarak değerlendirilen makak yüzünü yüzde 66 oranında daha güvenilir olarak seçti. Bu bulgu, modelin öğrendiği yüz önyargısının yalnızca insanlara özgü olmadığını, türler arasında da geçerli olabildiğini gösterdi. Araştırmacılar, bu durumun yapay zeka sistemlerinin önyargı kalıplarını çok daha geniş bir alana yayabileceğine işaret ettiğini belirtti.</p><h3>GPT-5 ve Gemini 3 Flash: Yüz önyargısı oranı rekor seviyede</h3><p>Çalışmada, yeni nesil yapay zeka modellerinin yüz önyargısı konusunda daha da ileri gittiği tespit edildi. GPT-5 modeli, beklenen yetkin yüzü yüzde 94,33 oranında seçerken, işe alım ve yatırım konularında yüzde 97,04'e ulaştı. Gemini 3 Flash Önizleme ise yüzde 95,67 ve yüzde 87,04 gibi yüksek puanlar aldı. Her iki model de, araştırma ekibinin yaptığı tüm karşılaştırmalarda, daha eski modellere göre daha güçlü bir önyargı sergiledi. Claude Sonnet 4.5 ise yüzde 89,00 ve yüzde 89,41 ile daha düşük önyargı oranları gösterdi. Bu oranlar, insan değerlendirmelerinin çok üzerinde ve rastgele seçim ihtimalinin oldukça ötesinde. Araştırmacılar, yeni nesil yapay zeka sohbet robotlarının insan önyargılarını geride bırakarak, karar süreçlerinde daha da etkili hale geldiğini vurguladı.</p><h3>Yapay zekada yüz önyargısının kaynağı: Dil ve veri setleri etkili olabilir</h3><p>Çalışma, yapay zeka sohbet robotlarının yüz önyargısını nasıl edindiğine dair kesin bir sonuca ulaşmasa da, iki temel olasılığa işaret etti. Birincisi, insanlarla ilgili metinlerden öğrenilen kalıplar; ikincisi ise etiketli yüz veri setlerinin kullanımı. Araştırmacılar, insanlar zaten yüzlerden etkilenerek yazdığı için, yapay zeka modellerinin de bu metinleri okuyarak önyargıyı benimseyebileceğini ifade etti. Ayrıca, etiketli yüz veri setlerinin de bu önyargının kaynağı olabileceği belirtildi. Her iki olasılık da farklı çözüm yolları gerektiriyor. Araştırma ekibi, cinsiyet ve etnik köken gibi farklı gruplarda da testlerin tekrarlanmasını planlıyor. Böylece, modellerin grup stereotiplerine de geri dönüp dönmediği anlaşılabilecek. Araştırmacılar, bu tür önyargıların, iş başvuruları ve adli kararlar gibi kritik alanlarda yapay zeka kullanımını daha da riskli hale getirdiğini vurguladı.</p><h3>Karar süreçlerinde yapay zeka önyargısı: Gerçek hayatta etkiler büyüyor</h3><p>Yapay zeka sohbet robotlarının önyargılı kararları, gerçek hayattaki önemli seçimler üzerinde doğrudan etkili olabiliyor. Araştırmada, iki yabancıdan hangisinin daha fazla seri katil olma olasılığı, insan kaçakçılığı için tutuklanma ihtimali veya bir Ponzi şemasını yürütme olasılığı gibi sorular yöneltildi. GPT-4o, daha az güvenilir görünen yüzü yüzde 68,7 oranında seçti. Ödül ve pozitif kararlar söz konusu olduğunda ise, model daha yetkin görünen kişiyi yüzde 75,19 oranında önerdi. Bu oranlar, yüzlerin ne kadar farklı göründüğüne göre değişiklik gösterdi. Çene şekli gibi fiziksel özellikler için ise henüz koruyucu önlemler mevcut değil. Araştırmacılar, yapay zeka modellerinin insan önyargılarını yalnızca taklit etmekle kalmayıp, bu önyargıları daha da pekiştirdiğini ve karar süreçlerinde belirleyici hale getirdiğini ifade etti.</p><h3>Araştırmacılardan uyarı: Yüz önyargısı yüksek riskli sistemlerde tehlike yaratıyor</h3><p>Carnegie Mellon Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi araştırmacıları, yapay zeka sistemlerinin yüz önyargısı konusunda toplumu uyardı. Araştırmacılar, yüksek riskli yapay zeka uygulamalarında yüz verilerinin kullanılmasının tehlikeli sonuçlara yol açabileceğini belirtti. Özellikle iş başvuruları, adli kararlar ve finansal değerlendirmeler gibi alanlarda, yapay zekanın yüz önyargısı nedeniyle hatalı ve adaletsiz kararlar alınabileceği vurgulandı. Ekip, tüm denemelerin kamuya açık olarak yayınlandığını ve ilerleyen dönemde cinsiyet ve etnik köken gibi farklı gruplarda da testlerin yapılacağını açıkladı. Araştırmacıların en önemli tavsiyesi ise, yüzlerin yüksek riskli yapay zeka sistemlerinden uzak tutulması ve bu konuda toplumsal farkındalığın artırılması oldu. İnsanların yapay zekaya duyduğu güvenin, bu tür önyargılar nedeniyle sorgulanması gerektiği belirtildi.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/yapay-zeka-insan-kusurlar-906_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290922</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/tansiyonu-dusuren-o-super-meyve-ortaya-cikti-ilaclar-kadar-etkili-mi-290922</link>
      <pubDate>2026-09-09T15:42:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Tansiyonu düşüren o süper meyve ortaya çıktı! İlaçlar kadar etkili mi?]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Yaban mersini, özellikle kalp ve damar sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Uzmanlar, düzenli yaban mersini tüketiminin kan basıncını düşürdüğünü ve kalp hastalıkları riskini azalttığını belirtiyor. Türkiye'de de popülerliği artan bu meyve, beslenme uzmanlarının önerileri arasında ilk sıralarda yer alıyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Tansiyonu düşüren o süper meyve ortaya çıktı! İlaçlar kadar etkili mi?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaban mersini, son yıllarda kalp ve damar sağlığını koruma konusunda öne çıkan meyveler arasında gösteriliyor. Yapılan araştırmalar, düzenli olarak yaban mersini tüketen bireylerin kan basıncında belirgin bir düşüş yaşadığını ortaya koyuyor. Uzmanlar, özellikle günde bir fincan yaban mersini tüketiminin damar fonksiyonlarını iyileştirdiğini ve sistolik kan basıncını düşürdüğünü vurguluyor. Türkiye'de de giderek yaygınlaşan yaban mersini, kalp sağlığını destekleyen diyetlerin vazgeçilmez bir parçası olarak öneriliyor.</p><h3>Uzmanlardan yaban mersiniyle damar sağlığına destek çağrısı</h3><p>Kalp ve damar hastalıkları riskini azaltmak isteyenler için yaban mersini tüketimi önemli bir seçenek olarak öne çıkıyor. Bilimsel çalışmalara göre, yaban mersini damarların esnekliğini koruyarak kanın vücutta daha rahat dolaşmasını sağlıyor. Damarların sertleşip esnekliğini kaybetmesi, kalbin daha fazla çalışmasına ve yüksek kan basıncına yol açıyor. Bu nedenle, damar sağlığını korumak amacıyla yaban mersini gibi antioksidan ve lif bakımından zengin meyvelerin düzenli olarak tüketilmesi tavsiye ediliyor. Uzmanlar, yaban mersininin içerdiği flavonoidler ve özellikle antosiyaninlerin, damarları gevşeterek kan akışını artırdığını ve böylece tansiyonu dengelediğini belirtiyor. Ayrıca, yaban mersiniyle birlikte böğürtlen, ahududu, kiraz ve çilek gibi diğer antosiyanin açısından zengin meyvelerin de kalp sağlığına olumlu etkileri bulunuyor.</p><h3>Yaban mersiniyle lifli beslenme ve antioksidan desteği</h3><p>Yaban mersini, yalnızca antioksidan içeriğiyle değil, aynı zamanda lif bakımından da zengin olmasıyla dikkat çekiyor. Bir fincan yaban mersini yaklaşık 4 gram lif içeriyor. Lifli gıdalar, bağırsak sağlığını desteklerken, kolesterol seviyesinin düşmesine de yardımcı oluyor. Lif açısından zengin bir diyetin, kalp hastalıkları riskini azalttığı ve kan basıncını dengelediği bilimsel olarak kanıtlandı. DASH beslenme planı gibi popüler diyetler, her gün dört ila beş porsiyon meyve ve sebze tüketimini öneriyor. Yaban mersini, bu önerilere uygun olarak günlük beslenmede kolayca yer alabiliyor. Özellikle yabani türleri, yetiştirilmiş olanlara göre daha fazla antosiyanin içeriyor. Araştırmalar, yaşlı bireylerin günde 26 gram yabani yaban mersini tozu tükettiğinde, damar esnekliğinde artış ve sistolik kan basıncında düşüş yaşadıklarını gösteriyor. Bu sonuçlar, yaban mersininin kalp sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini bir kez daha ortaya koyuyor.</p><h3>Diyetinize yaban mersini eklemenin pratik yolları</h3><p>Yaban mersini tüketimini artırmak isteyenler için birçok pratik yöntem bulunuyor. Taze yaban mersinleri, yulaf ezmesinin veya yoğurt kasesinin üzerine eklenerek sağlıklı bir kahvaltı seçeneği oluşturabiliyor. Dondurulmuş yaban mersini, smoothie tariflerinde veya atıştırmalık olarak kullanılabiliyor. Ev yapımı kuruyemiş karışımlarına kuru yaban mersini eklemek de lif ve antioksidan alımını artırıyor. Ayrıca, yaban mersinini doğranmış çilek ve keçi peyniriyle birlikte ıspanak salatasına katmak, hem lezzetli hem de besleyici bir seçenek sunuyor. Kendi yaban mersini şurubunuzu hazırlayarak veya yüzde yüz yaban mersini suyu tüketerek, bu meyvenin faydalarından maksimum düzeyde yararlanabilirsiniz. Özellikle yabani yaban mersinlerini tercih etmek, antioksidan alımını daha da artırıyor. Yerel çiftliklerden temin edilen taze veya dondurulmuş yabani yaban mersinleri, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını destekliyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/tansiyonu-dusuren-o-super-482_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290921</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/smoothie-icin-taze-mi-yoksa-donmus-meyve-mi-daha-saglikli-290921</link>
      <pubDate>2026-09-09T15:41:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Smoothie için taze mi yoksa donmuş meyve mi daha sağlıklı?]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Smoothie hazırlarken taze mi yoksa donmuş meyve mi kullanmalı? Uzmanlar, özellikle yaban mersini gibi besin değeri yüksek meyvelerde taze ve donmuş seçenekler arasında büyük bir fark olmadığını vurguluyor. İstanbul'da yapılan son araştırmalar, besin değerlerinin korunmasında donmuş meyvelerin avantajlarına dikkat çekiyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Smoothie için taze mi yoksa donmuş meyve mi daha sağlıklı?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Smoothie hazırlarken taze meyve mi yoksa donmuş meyve mi kullanmak daha sağlıklı? Son dönemde bu soru, sağlıklı yaşam ve beslenme konusunda merak edilen başlıklar arasında öne çıkıyor. İstanbul'da yapılan araştırmalar ve uzman görüşleri, özellikle yaban mersini gibi popüler meyvelerde taze ve donmuş seçenekler arasındaki farkların sanıldığı kadar büyük olmadığını ortaya koyuyor. Taze meyveler toplandıktan sonra bazı besin maddelerini kaybedebiliyor. Buna karşın donmuş meyveler, olgunluklarının zirvesinde donduruldukları için besin değerlerini aylarca koruyabiliyor. Ancak, hangi seçeneğin daha iyi olduğu çoğunlukla kişisel tercihlere ve kullanım amacına bağlı olarak değişiyor.</p><h3>Uzmanlar: 'Taze ve donmuş yaban mersini arasında besin farkı yok denecek kadar az'</h3><p>Beslenme uzmanları, taze ürünlerin donmuşlara göre daha iyi olduğu yönündeki yaygın inanışın her zaman doğru olmadığını belirtiyor. Araştırmalara göre, taze ve donmuş yaban mersini arasında kaloriden proteine, liften vitaminlere kadar birçok besin öğesinde yalnızca küçük farklar bulunuyor. Örneğin, bir su bardağı taze yaban mersini yaklaşık 96 kalori içerirken, aynı miktarda donmuş yaban mersininde bu değer 79 kaloriye düşüyor. Lif miktarı ise taze üründe 3,6 gram, donmuşta ise 4 gram. C vitamini açısından taze yaban mersini 12,2 mg ile önde görünse de, donmuş ürünlerde bu miktar 3,9 mg'ye kadar inebiliyor. Ancak folat ve niasin gibi bazı vitaminlerde donmuş meyveler avantaj sağlayabiliyor. Uzmanlar, bu tür küçük farklılıkların genel beslenme üzerinde büyük bir etkisi olmadığını, her iki seçeneğin de lif, potasyum, magnezyum, C ve K vitaminleri gibi önemli besin maddeleri açısından zengin olduğunu vurguluyor. Ayrıca yaban mersini ve çilek gibi meyveler, güçlü antioksidanlar içeren antosiyanin pigmentleriyle öne çıkıyor.</p><h3>Donmuş meyvenin smoothie'lerdeki gizli avantajları</h3><p>Donmuş meyveler, smoothie hazırlığında pratiklik ve kullanım kolaylığıyla öne çıkıyor. Çoğu donmuş meyve önceden yıkanmış ve dilimlenmiş olarak satıldığı için zamandan tasarruf sağlıyor. Ayrıca donmuş meyveler, smoothie'ye taze veya çözülmüş meyvelerden farklı bir doku kazandırıyor ve içeceğin soğuk kalmasını sağlıyor. Bu, özellikle buz eklemeden soğuk bir smoothie elde etmek isteyenler için önemli bir avantaj. Uzmanlar, smoothie'lerin lif, sağlıklı yağ ve protein açısından da zenginleştirilebileceğini hatırlatıyor. Bunun için yulaf, avokado, çeşitli tohumlar ve Yunan yoğurdu gibi ek gıdalar öneriliyor. Ayrıca ahududu ve böğürtlen gibi meyveler, smoothie'nin lif oranını artırıyor ve sindirim sistemine destek oluyor. Donmuş meyve kullanımı, hem pratiklik hem de mevsim dışı dönemlerde taze meyve bulamayanlar için çözüm sunuyor.</p><h3>Bütçe, israf ve mevsimsellik: Donmuş meyve kullanımında öne çıkan nedenler</h3><p>Donmuş meyve tercihinin arkasında ekonomik ve pratik nedenler de bulunuyor. Donmuş meyveler genellikle taze ürünlere göre daha uygun fiyatlı olduğu için bütçe dostu bir seçenek oluşturuyor. Ayrıca dondurucuda uzun süre saklanabilmeleri, gıda israfını önemli ölçüde azaltıyor. Taze meyveler kısa sürede bozulabilirken, donmuş meyveler istenildiği zaman küçük porsiyonlar halinde kullanılabiliyor. Mevsimsellik de donmuş ürünlerin avantajları arasında. Donmuş meyveler, olgunluklarının zirve noktasında toplanıp dondurulduğu için yılın her döneminde taze lezzet ve besin değerini koruyabiliyor. Özellikle kış aylarında, taze meyveye ulaşmanın zor olduğu dönemlerde donmuş meyveler sağlıklı smoothie hazırlamak isteyenler için ideal bir alternatif sunuyor.</p><h3>Donmuş meyve kullanırken güvenlik ve sağlık uyarıları</h3><p>Donmuş meyvelerin sağlıklı ve güvenli şekilde kullanılması için bazı önemli noktalara dikkat etmek gerekiyor. Dondurma işlemi bakteri riskini tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle donmuş meyvelerde zaman zaman kontaminasyon ve geri çağırma vakaları yaşanabiliyor. Uzmanlar, satın alınan donmuş meyvelerin ambalajlarının ve geri çağırma listelerinin düzenli olarak kontrol edilmesini öneriyor. Ayrıca donmuş meyveleri çözdürme işlemi sırasında buzdolabı kullanmak en güvenli yöntem olarak öne çıkıyor. Hemen tüketilecekse mikrodalga ile çözdürmek de besin değerinin korunmasına katkı sağlıyor. Eklenmiş şeker ya da sos içeren donmuş meyvelerden kaçınılması, beslenme açısından önemli bir detay olarak vurgulanıyor. Mümkünse yalnızca su veya %100 meyve suyu ile paketlenmiş ürünler tercih edilmeli.</p><h3>Taze meyve sevenlere: Doğru tercih nasıl yapılır?</h3><p>Taze meyve, özellikle görünüm ve doku açısından donmuş meyveden ayrılıyor. Eğer meyveleri yerel ve mevsiminde satın alıyorsanız, hemen tüketmeyi planlıyorsanız ve taze ürünlerin dokusunu önemsiyorsanız, taze meyve kullanımı daha uygun olabilir. Ancak smoothie gibi içeceklerde, donmuş meyvelerin çözülmüş haliyle taze meyve arasında büyük bir fark bulunmuyor. Uzmanlar, son kararı kişisel tercihlere, alışkanlıklara ve ulaşılabilirliğe bırakıyor. Her iki seçeneğin de sağlıklı beslenme açısından değerli olduğunu, önemli olanın düzenli ve dengeli meyve tüketimi olduğunu belirtiyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/smoothie-icin-taze-mi-yok-186_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290918</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/binlerce-derece-sicaklikta-erimek-yerine-buza-donustu-laboratuvarda-uretilen-maddenin-esi--290918</link>
      <pubDate>2026-09-09T15:32:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Binlerce derece sıcaklıkta erimek yerine buza dönüştü! Laboratuvarda üretilen maddenin eşi benzeri yok!]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Fransa'daki Alternatif Enerjiler ve Atom Enerjisi Komisyonu'ndan Alexis Forestier öncülüğünde yürütülen araştırmada, 2,3 milyon atmosfer basınç ve 2.630 kelvin sıcaklık altında daha önce gözlemlenmemiş bir süperiyonik buz formu üretildi. Bu keşif, Uranüs ve Neptün gibi dev gezegenlerin derinliklerindeki manyetik alanların oluşumuna dair yeni ipuçları sunuyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Binlerce derece sıcaklıkta erimek yerine buza dönüştü! Laboratuvarda üretilen maddenin eşi benzeri yok!]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fransa'da Alternatif Enerjiler ve Atom Enerjisi Komisyonu'ndan fizikçi Alexis Forestier liderliğindeki bir araştırma ekibi, suyun bilinen davranış sınırlarını zorlayarak, 2.000°C'nin çok üzerinde ve 2,3 milyon atmosferlik rekor basınç altında yepyeni bir süperiyonik buz formu üretmeyi başardı. Bu olağanüstü deney, Dünya'da doğal olarak karşılaşılması mümkün olmayan koşullarda gerçekleşti. Elde edilen sonuçlar, yalnızca suyun fiziksel özelliklerine dair anlayışımızı değil, aynı zamanda Uranüs ve Neptün gibi dev gezegenlerin iç yapısına ilişkin teorileri de derinden etkileyebilir.</p><h3>Alexis Forestier ekibi: Süperiyonik buzun yeni fazı gözlemlendi</h3><p>Alexis Forestier ve ekibi, suyun sıradışı davranışlarını anlamak için örnekleri elmas uçlar arasında 230 gigapascal'a kadar sıkıştırdı ve lazerlerle 2.630 kelvine kadar ısıttı. Bu, deniz seviyesindeki atmosfer basıncının 2,3 milyon katına denk geliyor. Araştırmacılar, bu koşullarda suyun gaz haline geçmesini beklerken, tam tersine süperiyonik buz adı verilen ve ne tamamen katı ne de tamamen sıvı olan egzotik bir faza ulaştı. Süperiyonik buzda, oksijen atomları kristal yapı içinde sabit kalırken, hidrojen çekirdekleri sıvı benzeri bir hareketlilik gösteriyor. Bu özellik, buzun elektriksel iletkenliğini ve mekanik davranışını kökten değiştiriyor. Elde edilen yeni faz, altıgen sıkı paketlenmiş (hcp) yapıya sahip ve daha önce teorik olarak öngörülse de, deneysel olarak ilk kez bu kadar net biçimde gözlemlendi.</p><h3>Gezegenlerin manyetik alanları için kritik ipucu: Süperiyonik buzun rolü</h3><p>Süperiyonik buzun önemi, yalnızca laboratuvar ortamında üretilmiş yeni bir madde olmasından kaynaklanmıyor. Bilim insanları, Uranüs ve Neptün gibi buz devlerinin derinliklerinde bu tip süperiyonik buz fazlarının doğal olarak bulunabileceğini düşünüyor. Bu buzun, gezegenlerin alışılmadık, dağınık ve dengesiz manyetik alanlarının oluşumunda etkili olabileceği ileri sürülüyor. Yeni keşfedilen hcp fazı, daha önce tanımlanan yüzey merkezli kübik (fcc) fazdan farklı bir kristal düzenlenişe sahip. Araştırmacılar, 155 gigapascal ve 2.000 kelvin'de fcc ve hcp fazlarının karışımını, 197 gigapascal ve 2.250 kelvin'de hcp'nin baskın hale geldiğini, 219 gigapascal ve 2.630 kelvinde ise neredeyse tamamen hcp fazının hakim olduğunu belirledi. Bu gözlemler, süperiyonik buzun gezegen içi dinamikler ve elektrik iletkenliği açısından kritik bir rol oynayabileceğini gösteriyor.</p><h3>Yeni buz formunun keşfi: Bilim dünyasında paradigmaları değiştiriyor</h3><p>Alexis Forestier ve ekibi tarafından elde edilen bulgular, suyun bilinen yirmiden fazla fazına bir yenisini ekliyor. Özellikle hcp fazının, yaklaşık 200 gigapascal üzerindeki basınçlarda süperiyonik buz için daha kararlı bir düzenleme sunduğu anlaşıldı. Ekip, bu yeni fazın elektrik iletkenliği ve mekanik plastikliği gibi özelliklerinin, gezegenlerin iç yapısında maddenin ve elektrik yükünün hareketini nasıl etkileyebileceği konusunda daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu vurguladı. Ayrıca, önceki deneylerde gözlemlenen ama tanımlanamayan X-ışını difraksiyon zirvelerinin de aslında hcp buzunun varlığına işaret ettiği ortaya çıktı. Süperiyonik buzun bu yeni fazı, gezegen bilimciler için Uranüs ve Neptün'ün manyetik alanlarının kökenine dair yeni modeller geliştirme fırsatı sunuyor.</p><h3>Bilim insanlarından yeni çağrı: Süperiyonik buzun sırları çözülmeyi bekliyor</h3><p>Henüz tam anlamıyla keşfedilmemiş olan hcp süperiyonik buzun, fcc fazına kıyasla hangi basınç ve sıcaklık aralıklarında daha kararlı olduğu ve elektriksel iletkenliğinin nasıl değiştiği soruları, ilerleyen dönemde daha fazla deney ve teorik çalışma ile yanıt bulacak. Araştırmacılar, bu yeni buz formunun mekanik ve elektriksel özelliklerinin detaylı biçimde incelenmesinin, hem temel bilim hem de gezegenlerin iç dinamikleri konusunda çığır açıcı sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor. Suyun moleküler düzeydeki bu olağanüstü davranışları, yaşam için vazgeçilmez olan bu maddenin ne kadar sıradışı olabileceğini bir kez daha ortaya koyuyor. Bilim insanları, süperiyonik buzun sırlarını çözmek için araştırmalarını sürdürüyor ve her yeni bulgunun, evrendeki karmaşıklığın bir başka yüzünü açığa çıkardığını belirtiyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/binlerce-derece-sicaklikt-949_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290914</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/dso-mujdeyi-verdi-tam-42-gundur-tek-bir-vaka-bile-cikmadi-o-virus-yenildi-290914</link>
      <pubDate>2026-09-09T15:10:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[DSÖ müjdeyi verdi! Tam 42 gündür tek bir vaka bile çıkmadı, o virüs yenildi!]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[DSÖ, Uganda'da 42 gün boyunca yeni ebola vakası tespit edilmediğini duyurdu. Yetkililer, komşu Demokratik Kongo'daki salgının risk oluşturmaya devam ettiğini vurgularken, Uganda'nın hazırlıklarını sürdürdüğünü belirtti.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[DSÖ müjdeyi verdi! Tam 42 gündür tek bir vaka bile çıkmadı, o virüs yenildi!]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Uganda'da 42 günlük izleme sürecinde yeni ebola vakası görülmemesi üzerine ülkedeki ebola salgınının sona erdiğini açıkladı. Son onaylı ebola hastasının 16 Temmuz'da tedavi edilip taburcu edilmesinin ardından, ülkede bu hastayla bağlantılı yeni bir enfeksiyon ortaya çıkmadı. DSÖ, Uganda'nın salgın yönetimindeki başarısını ve yerel otoritelerin yanı sıra sağlık çalışanlarının özverili çalışmalarını övdü.</p><h3>DSÖ: 'Uganda'nın ebola ile mücadelesi örnek oldu'</h3><p>DSÖ yetkilileri, Uganda'nın ebola salgınına karşı yürüttüğü mücadelede sağlık personeli, yerel halk ve uluslararası kuruluşların iş birliğiyle önemli bir başarıya imza attığını belirtti. Salgının sona ermesine rağmen, komşu Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde ebola vakalarının devam etmesi nedeniyle riskin tamamen ortadan kalkmadığına dikkat çekildi. Özellikle sınır geçişlerinin kontrol altında tutulması, Uganda için kritik önem taşıyor. Yetkililer, Uganda'nın ebola tehdidine karşı hazırlıklarını sürdürdüğünü ve DSÖ'nün de bu süreçte destek vermeye devam edeceğini dile getirdi.</p><h3>Uganda'dan ebola için yeni önlemler ve merkez planı</h3><p>Uganda yönetimi, ebola tehdidinin komşu ülkelerden gelebilecek yeni vakalar nedeniyle sürdüğünü belirterek, Demokratik Kongo Cumhuriyeti topraklarında iki tedavi merkezi açmayı planladığını duyurdu. Bu adım, sınırdan geçen kişilerin oluşturduğu potansiyel tehlikeyi azaltmayı amaçlıyor. Uzmanlar, epidemiyolojik takibin devam edeceğini ve Uganda'nın ebola ile mücadelede bölgedeki diğer ülkelere de örnek olduğunu vurguluyor. DSÖ ise Uganda'nın hazırlık sürecine destek sunmayı sürdürecek.</p><p>Uganda'daki ebola salgınının sona ermesi, ülke için önemli bir dönüm noktası olarak kayıtlara geçti. Ancak komşu ülkelerdeki riskler nedeniyle sağlık otoriteleri ve DSÖ, teyakkuz halinde kalmaya devam ediyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/dso-mujdeyi-verdi-tam-42--396_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290913</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/kan-sekerinizi-dengelemek-bu-kadar-kolay-mi-290913</link>
      <pubDate>2026-09-09T15:09:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Kan şekerinizi dengelemek bu kadar kolay mı?]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Gazeteci Eleonor Noyes, yemek sonrası kısa bir yürüyüşün glikoz seviyesi üzerindeki etkisini kendi deneyimiyle gözlemledi. Özellikle diyabet hastaları için glikoz kontrolü açısından yürüyüşün önemine dikkat çekti.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Kan şekerinizi dengelemek bu kadar kolay mı?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gazeteci Eleonor Noyes, öğle yemeğinin ardından 15 dakikalık bir yürüyüşe çıkmanın glikoz seviyesi üzerindeki etkilerini kendi üzerinde test etti. Noyes, bu deneyi yapmaya bilimsel araştırmalardan aldığı ilhamla karar verdi. Araştırmalar, yemekten sonra yapılan kısa süreli yürüyüşlerin glikoz seviyesindeki ani yükselmeleri azaltabileceğini ortaya koyuyor. Noyes, yürüyüş sonrası kendini daha iyi hissettiğini ve işine daha hızlı odaklandığını belirtti. Ayrıca, yürüyüş sırasında yeni fikirler üretmesinin daha kolay hale geldiğini ifade etti.</p><h3>Eleonor Noyes: 'Yürüyüş glikoz seviyemi düşürdü'</h3><p>Tip 1 diyabet hastası olan Noyes, glikoz seviyelerini yakından takip ediyor. Yürüyüş deneyimi sonrası, sabah saatlerinde gözlemlediği glikoz yükselmelerinin azaldığını kaydetti. Bu olumlu değişiklik, Noyes'u yemeklerden sonra kısa yürüyüşler yapmaya teşvik etti. Uzmanlar da, özellikle diyabet hastaları için yemek sonrası hareketin glikoz kontrolünde önemli bir rol oynadığını vurguluyor. Noyes'un kişisel deneyimi, bilimsel verilerle de destekleniyor.</p><h3>Bilimsel veriler yemek sonrası yürüyüşün etkisini gösteriyor</h3><p>Yapılan araştırmalar, kısa süreli ve hafif tempolu yürüyüşlerin yemek sonrasında glikoz seviyesini dengelemeye yardımcı olduğunu gösteriyor. Bu bulgular, diyabet hastalarının günlük yaşamlarında glikoz kontrolünü sağlamak için basit adımların ne kadar etkili olabileceğini ortaya koyuyor. Noyes'un deneyimi, yürüyüşün sadece fiziksel sağlık üzerinde değil, zihinsel odaklanma ve yaratıcılık üzerinde de olumlu etkiler yarattığını gösterdi. Sonuç olarak, yemek sonrası kısa bir yürüyüş hem glikoz seviyelerini düzenliyor hem de genel yaşam kalitesini artırıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/kan-sekerinizi-dengelemek-552_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290912</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/ruyalar-sirasinda-beynin-haritasi-cikarildi-dissal-ve-icsel-sinyaller-arasindaki-guc-denge-290912</link>
      <pubDate>2026-09-09T15:08:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Rüyalar sırasında beynin haritası çıkarıldı! Dışsal ve içsel sinyaller arasındaki güç dengesi nasıl değişiyor?]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[REM uykusu sırasında beyin, çevredeki seslere verdiği tepkiyi azaltırken, kalp atışlarına karşı duyarlılığını artırıyor. 25 gönüllü üzerinde yapılan araştırma, REM uykusunun farklı evrelerinde beynin içsel ve dışsal uyarıcılara verdiği yanıtları ayrıntılı şekilde ortaya koydu.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Rüyalar sırasında beynin haritası çıkarıldı! Dışsal ve içsel sinyaller arasındaki güç dengesi nasıl değişiyor?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>REM uykusu sırasında beynin, çevredeki seslerden çok kalp atışlarına odaklandığı ortaya çıktı. 25 sağlıklı gönüllü üzerinde yapılan yeni bir araştırmada, bilim insanları REM uykusunun farklı evrelerinde beynin içsel ve dışsal uyarıcılara verdiği tepkileri inceledi. Elde edilen bulgulara göre, özellikle hızlı göz hareketlerinin görüldüğü fazik REM dönemlerinde beyin dış seslere minimum düzeyde yanıt verirken, kalp atışlarına karşı duyarlılık belirgin şekilde artıyor. Bu durum, REM uykusunun rüya görme açısından en yoğun evrelerinde beynin çevreyle bağlantısının zayıfladığını, ancak vücut içi sinyallere karşı daha tetikte olduğunu gösteriyor.</p><h3>Bilim insanları: REM uykusunda kalp atışına duyarlılık zirvede</h3><p>Araştırmanın öne çıkan bulguları, REM uykusunun fazik ve tonik olmak üzere iki ayrı evresinde beynin ses ve kalp atışlarına verdiği tepkilerde önemli farklılıklar yaşandığını gösterdi. Fazik REM evresinde, yani hızlı göz hareketlerinin ve yoğun rüyaların görüldüğü dönemde, dışarıdan gelen sesli uyarıcılara verilen tepki en düşük seviyeye indi. Buna karşın, kalp atışlarına yönelik beyin tepkisi ise uyanıklık haline kıyasla daha da güçlendi. Tonik REM evresinde ise sesli uyarıcılara karşı beyin yanıtı bir miktar artış gösterdi; ancak yine de uyanıklık düzeyinin gerisinde kaldı. Kalp atışına olan hassasiyet ise her iki REM evresinde de yüksek seyretti. Araştırmacılar, bu bulguların REM uykusunda beynin içsel sinyalleri önceliklendirdiğine işaret ettiğini belirtiyor.</p><h3>Ses-kalp indeksiyle bilinç düzeyi ölçülebilir</h3><p>Çalışmada, beynin dışsal (ses) ve içsel (kalp atışı) uyarıcılara verdiği tepkileri ölçmek için ses-kalp indeksi adı verilen yeni bir gösterge geliştirildi. Bu indeks, uyanıklık halinde en yüksek seviyeye ulaşırken, tonik REM döneminde düşüş gösterdi ve fazik REM'de minimuma indi. Araştırma ekibi, ses ve kalp atışı tepkilerinin ayrı ayrı incelendiğinde REM evreleri arasında net bir ayrım yapılamadığını, ancak ses-kalp indeksiyle bu farkların güvenilir biçimde saptanabildiğini vurguladı. Bilim insanları, bu yaklaşımın bilinci dış dünyaya kapalı olan bireylerin durumunu değerlendirmede faydalı olabileceğini düşünüyor. Ancak, bu göstergenin şu ana kadar sadece sağlıklı genç yetişkinlerde test edildiği, komada ya da anestezi altındaki hastalarda geçerliliğinin henüz araştırılmadığı belirtildi.</p><p>Araştırmanın yazarları, REM uykusunda vücut sinyallerine yönelik bu bilgi işleme kaymasının, canlı ve duygusal açıdan yoğun rüyaların ortaya çıkmasında rol oynayabileceğine dikkat çekti. Ancak, çalışma kapsamında katılımcıların rüya içerikleri toplanmadığı için bu hipotez doğrudan test edilemedi. Ayrıca, deneyde kullanılan sesli uyarıcıların anlamsız ve tekrarlayan tonlar olması nedeniyle, gelecekte kişiye özgü kelimeler ya da isimler kullanılarak farklı sonuçlar elde edilip edilemeyeceği sorusu da açık bırakıldı. Sonuç olarak, REM uykusu sırasında beynin dışsal uyaranlara olan ilgisinin azalması, içsel vücut sinyallerine ise daha fazla odaklanması, uyku ve bilinç araştırmalarında yeni bir bakış açısı sunuyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/ruyalar-sirasinda-beynin--908_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290911</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/pahali-lastik-ve-jant-sahipleri-dikkat-park-ettiginiz-aciyla-hirsizlari-vazgecirebilirsiniz-290911</link>
      <pubDate>2026-09-09T15:07:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Pahalı lastik ve jant sahipleri dikkat! Park ettiğiniz açıyla hırsızları vazgeçirebilirsiniz]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Otomobil sahipleri için tekerlek hırsızlığı riski giderek artıyor. Özellikle fabrika çıkışlı alaşım jantlara sahip araçlar hırsızların hedefi haline gelirken, uzmanlar tekerlek hırsızlığına karşı gizli vida ve güvenli park yöntemlerini öneriyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Pahalı lastik ve jant sahipleri dikkat! Park ettiğiniz açıyla hırsızları vazgeçirebilirsiniz]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde otomobil sahiplerini endişelendiren tekerlek hırsızlığı vakalarında artış yaşanıyor. Özellikle fabrika çıkışlı alaşım jantlar ve yeni lastiklere sahip araçlar, hırsızların ilk hedefleri arasında yer alıyor. Hırsızlar, bir otomobilin tüm tekerlek setini sadece birkaç dakika içinde söküp çalabiliyor. Uzmanlar, bu tür olayların önüne geçmek için alınabilecek etkili önlemler konusunda uyarılarda bulunuyor.</p><h3>Uzmanlar: 'Gizli vida' ile tekerlek hırsızlığına karşı koruma mümkün</h3><p>Otomobil güvenliği konusunda uzmanlar, tekerlek hırsızlığına karşı en yaygın ve etkili yöntemlerden birinin 'gizli vida' kullanımı olduğunu belirtiyor. Sadece özel bir anahtar ile sökülebilen bu vidalar, hırsızların işini zorlaştırıyor. Eğer gizli vida jantın içine gömülüyse ve koruma halkası bulunuyorsa, hırsızların bu vidayı çıkarması neredeyse imkânsız hale geliyor. Ancak bazı durumlarda, dışarıda kalan vida başlıkları, hırsızlar tarafından gaz anahtarı gibi aletlerle çıkarılabiliyor. Bu nedenle, mümkün olan en güvenli vida tipinin seçilmesi öneriliyor. Gizli vidalar, hırsızların zaman kaybı yaşamasına yol açtığı için genellikle caydırıcı bir unsur olarak öne çıkıyor.</p><h3>Güvenli park ve kamera sistemi hırsızlığa karşı etkili çözüm sunuyor</h3><p>Tekerlek hırsızlığını önlemenin bir diğer önemli yolu ise aracın güvenli bir alanda park edilmesi. Güvenlik kameralarıyla donatılmış otoparklar, hırsızlar için risk oluşturduğu için tercih ediliyor. Ayrıca aracı kaldırıma yakın ve sıkı bir şekilde park etmek, kriko yerleştirme ihtimalini azaltıyor. Eğimli bir yerde park edilen araçlarda ise hırsızlar daha fazla zaman harcamak zorunda kalıyor. Bu tür stratejiler, hırsızların kolay hedef arayışını engelliyor ve tekerlek hırsızlığı riskini önemli ölçüde düşürüyor. Otomobil sahiplerinin, hem gizli vida hem de güvenli park yöntemlerini birlikte kullanmaları tavsiye ediliyor.</p><p>Sonuç olarak, tekerlek hırsızlığına karşı alınacak basit ama etkili önlemler, araç sahiplerinin maddi zarar görmesini önleyebilir. Uzmanlar, her otomobil sahibinin araç güvenliği konusunda bilinçli davranmasını ve önerilen yöntemleri uygulamasını önemle vurguluyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/pahali-lastik-ve-jant-sah-111_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290910</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/iletisim-baskani-duran-turkiye-filistin-halkinin-hakli-davasini-savunmaya-devam-edecektir-290910</link>
      <pubDate>2026-09-09T14:57:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[İletişim Başkanı Duran: Türkiye, Filistin halkının haklı davasını savunmaya devam edecektir]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Bu karar, işgal altındaki Filistin topraklarında uluslararası hukuku hiçe sayan uygulamaların karşılıksız kalmadığını göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır." ifadesini kullandı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[İletişim Başkanı Duran: Türkiye, Filistin halkının haklı davasını savunmaya devam edecektir]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, NSosyal hesabından yaptığı açıklamada, Birleşik Krallık, Fransa ve Kanada öncülüğünde 12 ülkenin, Batı Şeria'daki yasa dışı İsrail yerleşimleriyle bağlantılı ticari ve ekonomik faaliyetlere karşı aldığı karardan memnuniyet duyduklarını belirtti.</p><p>Duran, şunları kaydetti:</p><p>"Bu karar, işgal altındaki Filistin topraklarında uluslararası hukuku hiçe sayan uygulamaların karşılıksız kalmadığını göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır. Uluslararası toplumun bu yöndeki iradesini güçlendirmesi ve İsrail'in hukuksuz politikalarına karşı somut adımları artırması gerekmektedir. Gazze'de devam eden yıkım ve insani dram karşısında da aynı kararlılığın gösterilmesi artık ertelenemez bir sorumluluktur. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye, Filistin halkının haklı davasını savunmaya, bölgede adalet ve barışın tesisi için gereken her türlü çabayı ortaya koymaya devam edecektir."</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/iletisim-baskani-duran-tu-886_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290909</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/sosyal-medya-provokatorlerine-gecit-yok-nasuh-bektas-ve-cemil-ciceke-erisim-engeli-290909</link>
      <pubDate>2026-09-09T14:43:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Sosyal medya provokatörlerine geçit yok: Nasuh Bektaş ve Cemil Çiçek'e erişim engeli]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Sosyal medya üzerinden milli güvenliği hedef alan ve dezenformasyon üreten paylaşımlarda bulunduğu belirtilen Nasuh Bektaş'ın X hesabına erişim engeli getirildi. Firari durumda bulunan ve geçmişte FETÖ ile iltisakı deşifre edilen Cemil Çiçek'in aktif hesabı da kısıtlanırken, daha önce 8 hesabına daha erişim engeli uygulanmıştı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Sosyal medya provokatörlerine geçit yok: Nasuh Bektaş ve Cemil Çiçek'e erişim engeli]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medya üzerinden ortaya attığı asılsız iddialarla sık sık gündeme gelen isimlere yönelik adli yaptırımlar devam ediyor.</p><p>Son alınan adli kararlar doğrultusunda, yaptığı paylaşımlarla milli güvenliği hedef aldığı ve dezenformasyon ürettiği belirtilen Nasuh Bektaş'ın X hesabına Türkiye'den erişim engeli uygulandı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/whatsappimage2026090-090920260b9bc5d5.jpg"/><p><b>FİRARİ CEMİL ÇİÇEK'İN HESABI DA KISITLANDI</b></p><p>Kamuoyunda yürütülen adli süreçlerin ardından Türkiye'den kaçan ve firari durumda bulunan Cemil Çiçek'in sosyal medya üzerindeki dezenformasyon faaliyetlerine karşı da yeni bir yaptırım uygulandı.</p><p>Adli makamların aldığı karar doğrultusunda Çiçek'in aktif olarak kullandığı sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/whatsappimage2026090-09092026303eeca2.jpg"/><p><b>FETÖ İLE İLTİSAKI DEŞİFRE OLMUŞTU</b></p><p>Geçmişte FETÖ ile iltisaklı olduğu deşifre olan Cemil Çiçek'in sosyal medya hesaplarına yönelik daha önce de çok sayıda erişim engeli kararı alınmıştı.</p><p>Hollanda'ya kaçarak iltica başvurusunda bulunduğu belirtilen Çiçek'in, sosyal medya üzerindeki kısıtlama kararlarını ve erişim engellerini aşmak amacıyla sürekli farklı kullanıcı adlarına geçtiği ortaya çıkmıştı.</p><p><b>8 HESABINA DAHA ERİŞİM ENGELİ GETİRİLMİŞTİ</b></p><p>Adli makamlar, Çiçek'in erişim engellerini bypass etmek amacıyla geçmiş dönemde devreye soktuğu ve kullanıcı adı değiştirerek aktif tutmaya çalıştığı 8 farklı hesabına daha erişim engeli getirmişti.</p><p>Şahsın kısıtlama kararlarını etkisiz kılmak amacıyla açtığı yeni dijital kanallara yönelik yaptırımların kararlılıkla sürdürüldüğü bildirildi.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/sosyal-medya-provokatorle-732_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290908</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/gitex-ai-turkiye-istanbulda-kapilarini-acti-290908</link>
      <pubDate>2026-09-09T14:34:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[GITEX Ai Türkiye, İstanbul'da kapılarını açtı]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[Dünyanın önde gelen teknoloji ve yapay zeka etkinlik ağlarından biri olan GITEX kapsamında Türkiye'de ilk kez düzenlenen GITEX Ai Türkiye, İstanbul Fuar Merkezi'nde başladı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[GITEX Ai Türkiye, İstanbul'da kapılarını açtı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisinin ev sahipliğinde ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının stratejik ortaklığında düzenlenen etkinlikte yükselen girişimler, yatırımcılar ve teknoloji devleri, yeni pazarlara açılmak, işbirlikleri geliştirmek ve yatırım fırsatlarını değerlendirmek üzere bir araya geldi.</p><p>Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi İletişim Dairesi Başkanı Gökhan Yücel, etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada, dünyanın önde gelen teknoloji topluluklarından biri olan GITEX'in, kıtaları, kültürleri, pazarları ve fikirleri buluşturan İstanbul'da ilk kez düzenlendiğini söyledi.</p><p>Etkinliğe 70 ülkeden katılım sağlandığına dikkati çeken Yücel, bu buluşmanın uluslararası bir teknoloji etkinliğinin açılışından çok daha fazlasını ifade ettiğini belirterek, "Fikirleri, sermayeyi, yeteneği ve teknolojiyi Türkiye üzerinden birbirine bağlayan yeni bir platformun başlangıcına imza atıyoruz." diye konuştu.</p><p>Yücel, teknoloji alanındaki dönüşümün merkezinde yapay zekanın bulunduğunu vurgulayarak, yapay zekanın artık uzak bir gelecek vaadi olmaktan çıkıp günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline geldiğini ifade etti.</p><p>Temel meselenin artık yapay zekanın dünyayı değiştirip değiştirmeyeceği yönünde olmadığını dile getiren Yücel, asıl sorulması gereken soruların bu değişimin nasıl ve kimlerle şekillendirileceği ile yapay zekanın insanlığın yararına olacak şekilde nasıl kontrol edilip düzenleneceği olduğunu söyledi.</p><p>Yücel, konuşmasını şöyle sürdürdü:</p><p>"Programımızın derinliği ve kapsamı, yapay zekanın artık sadece teknoloji sektörüyle sınırlı bir söylem olmadığını göstermektedir. Ana konuşmalar, paneller ve söyleşiler boyunca, veri merkezlerinden bulut sistemlerine, egemen zekadan siber güvenliğe ve dayanıklı ağlara kadar yapay zeka ekonomisine güç veren altyapıyı incelerken, yapay zekanın üretim, finans, ticaret, kamu hizmetleri, kreatif endüstriler ve çalışma hayatının geleceğini nasıl dönüştürdüğünü ele alacağız. Ayrıca teknolojik hedefi ekonomik değere dönüştürmek için gereken sermaye, yetenek, yönetişim ve uluslararası ortaklıkları değerlendireceğiz. Bu zengin diyalog, Türkiye'nin Ulusal Yapay Zeka Stratejisi ve Eylem Planı ile ve halihazırda 1000'den fazla aktif yapay zeka şirketini barındıran ekosistemimizin dinamizmiyle güçlü bir şekilde örtüşmektedir."</p><p>Yücel, bu kapsamda GITEX Ai Türkiye'nin girişimciler, yatırımcılar, politika yapıcılar, araştırmacılar ve küresel teknoloji liderlerini bir araya getirerek fikir alışverişi, işbirlikleri ve ortaklıklar için önemli bir ortam sunduğunu belirtti.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/1-09092026e2ee9d51.jpg"/><p><b>"TÜRKİYE'Yİ SADECE BİR KÖPRÜ OLARAK DEĞİL, DÜNYANIN BAĞLANTI NOKTASI OLARAK TANIMLIYORUZ"</b></p><p>Gökhan Yücel, Türkiye'nin teknoloji ve yapay zeka dönüşümünün önde gelen merkezlerinden biri olmak için güçlü bir konuma sahip olduğunun altını çizdi.</p><p>Türkiye'nin büyük, dirençli ve dinamik bir ekonomiye sahip olduğunu belirten Yücel, şöyle konuştu:</p><p>"Genç, nitelikli ve teknoloji odaklı bir nüfusa sahibiz. Güçlü sanayi kabiliyetlerine, büyüyen bir girişim ekosistemine ve hızla gelişen bir dijital altyapıya sahibiz. Ve Avrupa, Asya, Orta Doğu, Kuzey Afrika ile Orta Asya'nın tam merkezinde yer alıyoruz. Şirketler Türkiye'den sadece birkaç saat içinde birden fazla pazara, üretim ağına ve tüketici bölgesine ulaşabilmektedir. İşte bu yüzden Türkiye'yi sadece bir köprü olarak değil, dünyanın bağlantı noktası olarak tanımlıyoruz. Bir köprü iki noktayı birbirine bağlar. Bir kesim noktası ise birçoğunu bağlar. Türkiye, teknolojileri endüstrilerle, girişimcileri yatırımcılarla, yeteneği fırsatlarla ve küresel hedefleri bölgesel erişimle bağlamaktadır. Bu sadece coğrafi bir avantaj değildir. Bu bir ekonomik kabiliyettir. Bu, her birimizin önüne yeni fırsatlar açmasını sağlayan, küresel bir güç merkezinin giderek stratejik ve teknolojik hale gelen kabiliyetidir."</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/2-09092026833556d1.jpg"/><p>Küresel ölçekte ülkelerin dijital egemenlik, kritik altyapıların korunması ve rekabetçi yapay zeka kapasitesi geliştirme arayışında olduğunun altını çizen Yücel, Türkiye'nin güçlü sanayi altyapısı, girişimcilik ekosistemi, mühendislik yetkinliği ve önemli pazarlara erişimiyle bu küresel dönüşüme özgün bir katkı sunduğunu ifade etti.</p><p>Yücel bu doğrultuda Türkiye'nin hedeflerine ilişkin şunları kaydetti:</p><p>"Türkiye'nin, küresel teknoloji şirketlerinin güvenle yatırım yaptığı, uluslararası yatırımcıların yüksek büyüme potansiyeline sahip yeni nesil girişimleri keşfettiği, girişimcilerin yerelde inşa ettiklerini küresel ölçekte büyütebildiği ve yapay zekanın laboratuvarların ötesine geçerek gerçek üretimin, gerçek hizmetlerin ve gerçek ekonomik değerin bir parçası haline geldiği bir yer olmasını istiyoruz. Yatırım ve Finans Ofisi olarak bu hedefi desteklemekte kararlıyız."</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/3-0909202607d59faf.jpg"/><p><b>TOPLAMDA 100 SAATİ AŞAN KONFERANS, ATÖLYE VE OTURUMLAR DÜZENLENECEK</b></p><p>GITEX Başkan Yardımcısı Bilal Alrais de 70 ülkeden yatırımcıyı bir araya getirmek için yoğun çalışma yürüttüklerini belirterek, etkinlikle küresel teknoloji ve yapay zeka ekosistemini Türkiye'ye taşımayı ve ülkenin dijital altyapı alanındaki inovasyonunu uluslararası yatırımcılarla buluşturmayı hedeflediklerini söyledi.</p><p>Alrais, etkinlikte startuplar ve unicorn adayı girişimlerin yanı sıra Türk ekosistemiyle işbirliği ve ortaklık kurmaya istekli çok sayıda uluslararası katılımcının da yer aldığını ifade etti.</p><p>Etkinlik kapsamında agentic AI ve endüstriyel yapay zekanın benimsenmesi başta olmak üzere güncel teknoloji başlıklarının ele alınacağını, toplamda 100 saati aşan konferans, atölye ve oturumların düzenleneceğini belirten Alrais, Türkiye'nin inovasyon ve teknolojik bağımsızlığını güçlendirmeye yönelik konuların da konuşulacağını ifade etti.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/4-09092026ac70134b.jpg"/><p>İki gün sürecek etkinlik, 300'ün üzerinde kurumsal şirket ve girişimi, 150 küresel konuşmacıyı ve 20 ülkeden toplamda 100 milyar doların üzerinde varlık yöneten 100'den fazla yatırımcıyı buluşturuyor.</p><p>Türkiye'nin unicorn ve büyüme aşamasındaki şirketlerini uluslararası pazarlara taşımayı hedefleyen Turcorn 100 Programı kapsamındaki 24 şirket de etkinlikte yer alıyor.</p><p>YTÜ Yıldız Teknopark, İTÜ ARI Teknokent ve Teknopark Ankara başta olmak üzere Türkiye'nin önde gelen teknokentleri de girişimlerini küresel yatırımcılarla buluşturuyor.</p><p>Etkinliğe ayrıca Google Cloud, HPE, NVIDIA, ASUS, Dell Technologies, Huawei, SAP ve TrendAI gibi küresel teknoloji devleri de katılıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/gitex-ai-turkiye-istanbul-389_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290907</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/trumpin-ticaret-savasinda-yeni-cephe-fordun-cinli-ortak-girisim-planlari-beyaz-saraya-takildi-290907</link>
      <pubDate>2026-09-09T14:34:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Trump'ın ticaret savaşında yeni cephe! Ford'un Çinli ortak girişim planları Beyaz Saray'a takıldı]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Trump yönetimi, Ford'un Çinli şirketlerle kurduğu iş birlikleri nedeniyle ciddi endişelerini kamuoyuna açıkladı. ABD Ulaştırma Bakanı Sean Duffy'nin Ford CEO'su Jim Farley'e gönderdiği mektup, Amerikan otomotiv endüstrisinde yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Trump'ın ticaret savaşında yeni cephe! Ford'un Çinli ortak girişim planları Beyaz Saray'a takıldı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD'de Trump yönetimi, Ford Motor'un Çinli şirketlerle yaptığı iş birlikleri konusunda ciddi kaygılarını gündeme taşıdı. Ulaştırma Bakanı Sean Duffy, Ford CEO'su Jim Farley'e gönderdiği bir mektupta, şirketin Çinli ortaklarla yürüttüğü projelerin Amerikan otomotiv üretimi, tedarik zinciri güvenliği ve ulusal teknoloji bağımsızlığı açısından risk oluşturduğunu vurguladı. Ford'un Çinli batarya devi CATL ile olan anlaşması ve Çin merkezli yatırımları, Washington'da Amerikan otomotiv endüstrisinin geleceğiyle ilgili tartışmaları yeniden alevlendirdi.</p><h3>Trump yönetimi: 'Ford'un Çinli ortakları endişe verici'</h3><p>Trump yönetimi, Ford'un Çinli şirketlerle kurduğu ilişkilerin ABD otomotiv sektörüne zarar verebileceği uyarısında bulundu. Bakan Duffy'nin kaleme aldığı mektupta, Ford'un özellikle CATL ile yaptığı batarya teknolojisi anlaşması detaylı şekilde eleştirildi. Duffy, Ford'un Çinli ortaklarla geliştirdiği stratejik projelerin, Amerikan otomotiv üretiminin bütünlüğünü ve tedarik zincirinin güvenliğini tehlikeye atabileceğini belirtti. Ayrıca, Duffy'nin mektubunda, Çinli şirketlerle derinleşen iş birliğinin, ABD'nin otomotiv teknolojilerinde dışa bağımlılığını artıracağına dair kaygılar öne çıktı. Bakan, Ford yönetiminden, Amerikan işçilerini önceliklendiren ve yerli tedarik zincirlerini güçlendiren politikalar benimsemesini istedi.</p><h3>Ford'dan Trump yönetimine yanıt: 'ABD'ye bağlılığımız tam'</h3><p>Ford, Trump yönetiminden gelen eleştirileri "manşetleri yakalamak için yanlış bir girişim" olarak nitelendirdi. Şirket, ABD'de diğer otomobil üreticilerinden daha fazla saatlik işçi çalıştırdığını ve Amerikan otomotiv üretimine olan bağlılığının güçlü olduğunu savundu. Ford, Duffy'nin mektubunda yer alan bazı iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirterek, özellikle CATL ile yapılan iş birliğinin Amerikan otomotiv endüstrisinin rekabet gücünü artırmayı hedeflediğini ifade etti. Ford yönetimi ayrıca, Bakan Duffy'nin basına mektup göndermeden önce şirketle doğrudan iletişime geçmesi halinde, ABD'ye olan bağlılıkları hakkında daha kapsamlı bilgi sunabileceklerini açıkladı.</p><h3>CATL ile yapılan anlaşma ABD-Çin gerilimini yeniden gündeme taşıdı</h3><p>Ford'un, Çin merkezli batarya üreticisi Contemporary Amperex Technology Co. Limited (CATL) ile yaptığı lityum demir fosfat batarya üretimi anlaşması, ABD ile Çin arasındaki ticari ve teknolojik rekabetin yeni bir boyuta taşınmasına yol açtı. Ford, bu iş birliği sayesinde enerji depolama sistemlerinde ileri teknolojileri kullanmayı amaçlarken, Trump yönetimi ise bu tür anlaşmaların ABD'nin stratejik bağımsızlığına zarar verebileceği görüşünde. Duffy'nin mektubunda, Ford CEO'su Farley'in Detroit'teki bir otomobil fuarında Çinli ortak girişimlerin ABD'de kolaylaştırılması yönündeki açıklamalarına da dikkat çekildi. Bu gelişmeler, Amerikan otomotiv sektöründe Çinli şirketlerle yapılan iş birliklerinin ne ölçüde sürdürülebilir olduğu sorusunu yeniden gündeme getirdi.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/trumpin-ticaret-savasinda-817_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290906</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/cumhurbaskani-erdogan-izmirin-dusman-isgalinden-kurtulusunun-104-yil-donumunu-kutladi-290906</link>
      <pubDate>2026-09-09T14:27:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Cumhurbaşkanı Erdoğan, İzmir'in düşman işgalinden kurtuluşunun 104. yıl dönümünü kutladı]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Erdoğan, İzmir'in düşman işgalinden kurtuluşunun 104. yıl dönümünü tebrik etti.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Cumhurbaşkanı Erdoğan, İzmir'in düşman işgalinden kurtuluşunun 104. yıl dönümünü kutladı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İzmir'in düşman işgalinden kurtuluşunun 104. yıl dönümünü tebrik etti.</p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/video1-09092026343e0a68.mp4#t=0.5" type="video/mp4"></video><p>Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:</p><p>"İzmir'in düşman işgalinden kurtuluşunun 104'üncü yıl dönümünü tebrik ediyor, Milli Mücadelemizi büyük bir zafere ulaştıran başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere tüm kahramanlarımızı rahmetle, minnetle yad ediyorum. Tüm İzmirli vatandaşlarımıza selamlarımı iletiyorum."</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/cumhurbaskani-erdogan-izm-741_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290905</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/gumus-yukselis-trendinde-gram-gumus-ne-kadar-9-eylul-carsamba-gumus-fiyatlari-son-dakika-g-290905</link>
      <pubDate>2026-09-09T14:30:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Gümüş yükseliş trendinde! Gram gümüş ne kadar? 9 Eylül Çarşamba gümüş fiyatları... Son dakika gümüş alış satış fiyatı, canlı takip]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[9 Eylül 2026 Çarşamba gümüş fiyatları: Gümüş fiyatları yatırımcının yakın markajında. Gümüş alışverişi yapacaklar son dakika fiyatları merak ediyor. Bugün gümüş düştü mü yükseldi mi? Gram gümüş kaç lira oldu? İşte, 9 Eylül 2026 Çarşamba gümüş gram alış satış fiyatı son dakika canlı takip ile bu haberde...]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Gümüş yükseliş trendinde! Gram gümüş ne kadar? 9 Eylül Çarşamba gümüş fiyatları... Son dakika gümüş alış satış fiyatı, canlı takip]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son dakika gümüş fiyatları... Gümüş piyasasındaki dalgalanmalar yatırımcının radarında. Gümüşteki fiyat iniş çıkışları yatırımcısı tarafından ilgiyle takip ediliyor. Gümüş alıp satacaklar dikkat, bu haberi okumadan hareket etmeyin.</p><p>Gümüş piyasası son günlerde hareketli bir seyir izlemekte. Gümüş piyasalarında 9 Eylül 2026 Çarşamba günü dalgalanmalar dikkat çekti.</p><p>Gümüş fiyatları bugün yükseldi. 9 Eylül 2026 itibarıyla gram gümüş, dünkü kapanış fiyatına kıyasla eğer kazanarak 103,80 TL seviyelerinde işlem görüyordu.</p><p>Anlık verilere göre gram gümüş fiyatı 103,13 TL, gümüşün ons fiyatı ise 66,20 Dolar seviyesindedir. </p><b class="">Peki, 24 Şubat Salı (bugün) gümüş fiyatları şimdi, anlık ne oldu? İşte yanıtı...</b><b>9 EYLÜL 2026 ÇARŞAMBA GÜNCEL GÜMÜŞ FİYATLARI DETAYI</b><p class=""><b>Gram gümüş alış  fiyatı:</b> 103,75 TL</p><p class=""><b>Gram gümüş satış fiyatı: </b>103,84 TL</p><b><font color="#ff0000" class=""><a href="https://www.platinonline.com/altin-fiyatlari">CANLI TAKİP | GÜMÜŞ FİYATLARI SAYFASINA İÇİN TIKLAYINIZ</a></font></b>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/gumus-ne-kadar-9-eylul-20-607_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290904</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/altinda-kritik-dusus-bugun-altin-ne-kadar-9-eylul-carsamba-gram-altin-ceyrek-altin-kac-lir-290904</link>
      <pubDate>2026-09-09T13:58:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Altında kritik düşüş: Bugün altın ne kadar? 9 Eylül Çarşamba gram altın, çeyrek altın kaç lira? Altın fiyatları son dakika, canlı takip]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Altın fiyatlarında son durum merak ediliyor. Parasını altına yatırmak isteyenler ya da var olan altınını nakde çevirmek isteyenler dikkat! Bu haberi okumadan altın alışverişi yapmamanız önerilir. Altında kritik düşüş ve yükselişler sürüyor. Peki, bugün altın ne kadar? Gram altın, çeyrek altın alış satış fiyatı ne oldu? İşte, 9 Eylül Çarşamba altın fiyatları canlı takip ile burada...]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Altında kritik düşüş: Bugün altın ne kadar? 9 Eylül Çarşamba gram altın, çeyrek altın kaç lira? Altın fiyatları son dakika, canlı takip]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Altın fiyatlarında hareketlilik sürüyor. Yatırımcının gözü ise güncel altın fiyatlarında... Altın yatırımcıları son dakika anlık gelişmeleri ilgiyle takip ediyor.</p><p>9 Eylül 2026 Çarşamba altın fiyatları sorgulanıyor. Bugün altın fiyatları ne kadar oldu? Gram altın, çeyrek altın fiyatlarında son durum burada. Altında alış satış fiyatları en güncel verilerle bu haberde.</p><p>Gram altın, çeyrek altın, yarım altın, Cumhuriyet altını alış-satış rakamları nedir? Tüm bu soruların yanıtları canlı alış-satış tablosu ile burada...</p><p><b>ALTIN GÜNE NASIL BAŞLADI?</b></p><p>Dün değer kaybeden gram altın, günü 6 bin 784 liradan tamamlamıştı.</p><p>9 Eylül 2026 Çarşamba yani bugün gram altın, saat 09.20 itibarıyla 6 bin 860 lira seviyesinden işlem görüyordu.  Aynı dakikalarda çeyrek altın 11 bin 244 liradan, Cumhuriyet altını 44 bin 762 liradan satılıyordu.</p><p>Merkez bankalarına yönelik kuvvetlenen "şahin" tahminler ve yükselen tahvil faizleri dün altını baskıladı. Dün 4 bin 355 dolara inen altının ons fiyatı, yeni işlem gününde ise 4 bin 400 dolardan alıcı buluyor.</p><p><b>ALTINDA BEKLENTİ NE YÖNDE?</b></p><p>Emtia Piyasaları Uzmanı Zafer Ergezen, 24 TV ekranlarında değerlendirmelerde bulundu.</p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/video-090920264aaaf3ac.mp4#t=0.5" type="video/mp4"></video><p><b>AĞUSTOSUN KAZANDIRANI KÜLÇE ALTIN OLDU</b></p><p>Ağustos ayında yatırımcısına en yüksek reel getiriyi külçe altın sağladı. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre külçe altın, yurtiçi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 7.17, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise yüzde 7.93 kazandırdı. Yİ-ÜFE bazında DİBS yüzde 0.66, Euro yüzde 0.61 ve mevduat faizi yüzde 0.33 reel getiri sağladı. Dolar ve BIST 100 ise kaybettirdi. Yıllık değerlendirmede de külçe altın, Yİ-ÜFE ile yüzde 19.73, TÜFE ile yüzde 16.49 reel getiriyle ilk sırada yer aldı. Altın, yıllık bazda da güçlü performansını korudu.</p><p><b>9 EYLÜL 2026 ÇARŞAMBA ALTIN FİYATLARI ALIŞ-SATIŞ TABLOSU</b></p><p>İşte, 9 Eylül 2026 Çarşamba (bugün) gram altın, çeyrek altın, yarım altın ve cumhuriyet altını fiyatları hakkında bilgi almak isteyenler için son durum anlık ve canlı tüm değerler, altın alış satış fiyatları detayda karşınızda...</p><p><b>GRAM ALTIN FİYATI</b></p><p>Alış: 6.849,46</p><p>Satış: 6.850,21</p><p><b>ÇEYREK ALTIN FİYATI</b></p><p>Alış: 10.914,69</p><p>Satış: 11.166,02</p><p><b>YARIM ALTIN FİYATI</b></p><p>Alış: 21.761,17</p><p>Satış: 22.332,05</p><p><b>CUMHURİYET ALTINI</b></p><p>Alış: 45.307,00</p><p>Satış: 45.993,00</p><p><b><font color="#ff0000" size="4"><a href="https://www.platinonline.com/altin-fiyatlari">GÜNCEL ALTIN FİYATLARI SAYFASINA GİTMEK İÇİN TIKLAYINIZ (CANLI TAKİP)</a></font></b></p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/altinda-kritik-dusus-bugu-448_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290903</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/gunde-10-bin-adim-hedefi-bilimsel-bir-gercek-degil-iste-1960lardan-kalan-sehir-efsanesini--290903</link>
      <pubDate>2026-09-09T13:54:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Günde 10 bin adım hedefi bilimsel bir gerçek değil! İşte 1960'lardan kalan şehir efsanesini bitiren araştırma]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[British Journal of Sports Medicine'de yayımlanan yeni bir çalışma, İngiltere, İskoçya ve Galler'den 100 bini aşkın kişinin verilerini analiz ederek, yürüyüşte adım sayısı kadar hızın da erken ölüm riskini düşürmede etkili olduğunu ortaya koydu. Uzmanlar, 'günde 10 bin adım' hedefinin tek başına yeterli olmadığını, yürüyüş temposunun da en az adım kadar önemli olduğunu vurguladı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Günde 10 bin adım hedefi bilimsel bir gerçek değil! İşte 1960'lardan kalan şehir efsanesini bitiren araştırma]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere, İskoçya ve Galler'de 100 binden fazla orta yaşlı bireyin yürüyüş alışkanlıklarını inceleyen yeni bir araştırma, yürüyüşte adım sayısı kadar hızın da erken ölüm riskini azaltmada önemli rol oynadığını gösterdi. British Journal of Sports Medicine'de yayımlanan çalışmaya göre, yalnızca günlük adım hedeflerine ulaşmak değil, aynı zamanda tempoyu artırmak da sağlık açısından belirleyici etkiye sahip. Araştırmacılar, katılımcıların yedi gün boyunca taktığı aktivite takip cihazlarından elde edilen verilerle, hem günlük adım sayısını hem de yürüyüş hızını ayrıntılı biçimde analiz etti. Sonuçlar, hızlı yürüyen kişilerin, aynı adım sayısına sahip ancak daha yavaş yürüyenlere kıyasla daha düşük ölüm riski taşıdığını ortaya koydu. Bu bulgular, adım sayısına odaklanan geleneksel yaklaşımın ötesine geçilmesi gerektiğine işaret ediyor.</p><h3>Stamatakis: '10 bin adım şart değil, hızınızı artırın'</h3><p>Çalışmanın ortak yazarı ve Monash Üniversitesi'nde fiziksel aktivite, yaşam tarzı ve popülasyon sağlığı profesörü olan Emmanuel Stamatakis, günde 10 bin adım hedefinin bilimsel bir zorunluluk olmadığını, bu hedefin aslında 1960'larda Japonya'da başlatılan bir pedometre kampanyasına dayandığını hatırlattı. Stamatakis, özellikle yaşlılar, vardiya işçileri veya hareket kısıtlılığı olanlar için bu sayının ulaşılması güç bir hedef olabileceğini belirtti. Ona göre, günde 4 bin adım atan ve bu adımları bilinçli şekilde atan bir kişi de sağlığı için önemli bir katkı sağlıyor. Stamatakis, yürüyüşte hızın, adım sayısının ötesinde bir fayda yarattığını, hızlı yürüyemeyenlerin ise daha fazla adım atarak benzer yararlar elde edebileceğini ifade etti. Ayrıca, tempolu yürüyüşte dakikada yaklaşık 100 adımın orta yoğunlukta yürüyüş için ortalama bir ölçüt olabileceğini, ancak bu sayının kişisel özelliklere göre değişebileceğini de vurguladı.</p><h3>UK Biobank verileri: Hızlı yürüyüş erken ölüm riskini azaltıyor</h3><p>Araştırmanın temelini oluşturan UK Biobank verileri, 2013 ile 2015 yılları arasında toplanan ve katılımcıların yedi gün boyunca taktığı aktivite takip cihazlarından elde edilen hareket bilgilerini içeriyor. Bilim insanları, günlük adım sayılarını dört kategoriye ayırdı: 5.000'in altında, 5.000-7.500 arası, 7.500-10.000 arası ve 10.000'in üzerinde. Ayrıca, her bireyin günün en aktif 30 dakikasındaki en hızlı adım atma temposu, yani "zirve-30 kadansı" da hesaplandı. Sekiz yıl süren takipte, hem toplam adım sayısının hem de yürüyüş hızının ölüm riskini düşürdüğü görüldü. Özellikle, günde 5.000 adımın altında kalanlar arasında, dakikada en az 80 adım atanların ölüm riski, daha yavaş yürüyenlere göre belirgin şekilde daha düşük çıktı. En düşük erken ölüm riski ise, 7.500-10.000 adım arası atanlarda gözlendi; ancak bu seviyenin altındaki kişilerde, hızlı yürüyüşün riski azaltıcı etkisi daha da ön plana çıktı. Araştırmacılar, yürüyüş rutininin kişisel özelliklere ve yaşam tarzına uygun şekilde düzenlenmesinin önemine dikkat çekti.</p><h3>Uzmanlar: 'En önemli unsur tutarlılık ve kişisel tempo'</h3><p>Harvard Üniversitesi'nden Prof. Daniel Lieberman, araştırmanın gözlemsel niteliğine işaret ederek, hızlı yürüyüşün ölüm riskini doğrudan azaltıp azaltmadığının kesin olarak söylenemeyeceğini, ancak bulguların mantıklı olduğunu belirtti. Lieberman, egzersiz dozunun büyüklük, yoğunluk ve sıklık gibi üç ana unsurun birleşiminden oluştuğunu, yalnızca adım sayısına odaklanmanın yeterli olmayacağını vurguladı. Saskatchewan Üniversitesi'nden Prof. Phil Chilibeck ise, hızlı yürüyüş süresinin yavaş yavaş artırılmasını önerdi ve yürüyüşün eğlenceli hale getirilmesinin alışkanlık kazandırmada etkili olabileceğini söyledi. Uzmanlar, her bireyin kondisyonuna, yaşına ve sağlık durumuna göre en uygun yürüyüş temposunu bulmasının önemli olduğunu, hızlı yürüyüşün zorlayıcı olduğu durumlarda ise adım sayısını artırmanın mantıklı bir alternatif oluşturduğunu ifade etti. Ayrıca, herhangi bir sağlık sorunu olanların egzersiz yoğunluğunu artırmadan önce doktorlarına danışmaları gerektiği belirtildi.</p><h3>Yürüyüş alışkanlığı uzun vadede sağlık getiriyor</h3><p>Çalışmada öne çıkan bir diğer önemli nokta ise, yürüyüşte tutarlılığın ve sürdürülebilirliğin, kısa süreli motivasyonlardan çok daha fazla sağlık yararı sağladığı oldu. Uzmanlar, Ocak ayında başlanan kısa süreli egzersiz dönemlerinin aksine, yıl boyunca düzenli ve kişiye uygun tempoda yapılan yürüyüşlerin erken ölüm riskini düşürmede etkili olduğunu söylüyor. Hızlı yürüyüş, zaman kısıtlı kişiler için pratik bir çözüm sunarken, adım sayısını artırmak da benzer faydalar sağlayabiliyor. Sonuç olarak, yürüyüş rutininin bireysel ihtiyaçlara ve yaşam tarzına göre şekillendirilmesi, en iyi sağlık sonuçlarına ulaşmada anahtar rol oynuyor. British Journal of Sports Medicine'de yayımlanan bu kapsamlı araştırma, yürüyüşte hızın ve adım sayısının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.</p><p>Uzmanlar, yürüyüş alışkanlığını günlük yaşamın bir parçası haline getirmenin, uzun vadede kalp-damar hastalıkları ve erken ölüm riskini azaltmada kritik önemde olduğunu belirtiyor. Hangi tempoda yürünüyor olursa olsun, tutarlı ve sürdürülebilir bir yürüyüş rutini oluşturmak, sağlıklı bir yaşamın temel taşlarından biri olarak öne çıkıyor. Araştırma, kişilerin kendi kondisyonuna ve yaşam koşullarına uygun yürüyüş temposunu bulmasının, adım sayısı kadar önemli olduğunun altını çiziyor. Böylece, herkesin kendi kapasitesine göre hareket ederek sağlığını koruması mümkün hale geliyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/gunde-10-bin-adim-hedefi--193_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290902</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/bilim-insanlarindan-ezber-bozan-kesfi-vagus-sinir-uyarimi-beynin-gizli-ogrenme-potansiyeli-290902</link>
      <pubDate>2026-09-09T13:52:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bilim insanlarından ezber bozan keşfi! Vagus sinir uyarımı beynin gizli öğrenme potansiyelini açığa çıkarıyor]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Tohoku Üniversitesi'nde yürütülen yeni araştırma, vagus sinir stimülasyonunun beyin ile beden arasındaki iletişimi güçlendirerek öğrenme kalıcılığını önemli ölçüde artırdığını gösteriyor. Bilim insanları, bu yöntemin motor becerilerin uzun vadeli hafızaya dönüşmesinde kritik rol oynayabileceğini vurguluyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bilim insanlarından ezber bozan keşfi! Vagus sinir uyarımı beynin gizli öğrenme potansiyelini açığa çıkarıyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tohoku Üniversitesi'nde gerçekleştirilen dikkat çekici bir çalışma, vagus sinir stimülasyonunun beyin ve beden arasındaki iletişimi güçlendirerek öğrenme sürecinde kalıcılığın kapılarını araladığını ortaya koydu. Araştırmacılar, fareler üzerinde yürüttükleri deneylerde, eğitimden hemen sonra uygulanan vagus sinir stimülasyonunun, sonraki günlerde motor öğrenme performansını anlamlı ölçüde artırdığını tespit etti. Elde edilen bulgular, pratikle kazanılan yeni hareketlerin, uygulama bittikten sonra beyin ortamında gerçekleşen biyolojik süreçler sayesinde kalıcı hale geldiğine işaret ediyor.</p><h3>Tohoku Üniversitesi ekibi: 'Vagus sinir stimülasyonu öğrenmede gizli potansiyeli açığa çıkarıyor'</h3><p>Vagus sinir stimülasyonu, halihazırda bazı nörolojik hastalıkların tedavisinde kullanılan bir yöntem olarak biliniyor. Ancak Tohoku Üniversitesi'nden Prof. Ko Matsui liderliğindeki ekip, bu yöntemin öğrenme üzerindeki etkilerini derinlemesine inceledi. Bilim insanları, farelerin beyincik bölgesinde gerçekleşen yatay optokinetik yanıt (HOKR) öğrenimi sırasında, her eğitim seansının hemen ardından vagus sinirini uyardı. Sonuçlar, stimülasyonun doğrudan performansı anında artırmadığını, ancak sonraki günlerde öğrenilen hareketlerin daha güçlü şekilde hatırlandığını gösterdi. Bu veriler, vagus sinir stimülasyonunun, beyin ortamını kalıcı değişikliklere daha duyarlı hale getirdiğini ve öğrenme için kritik bir fırsat penceresi sunduğunu ortaya koydu.</p><h3>Beyin ve beden arasındaki damar ritimleri öğrenmenin kalıcılığını etkiliyor</h3><p>Araştırmada öne çıkan bir diğer bulgu ise, vagus sinir stimülasyonunun beyin damarlarında oluşturduğu ritmik değişiklikler oldu. Ekip, beyincik flokusunun yakınındaki kan hacmini ölçerek, stimülasyon sonrası bölgede iki aşamalı bir damar yanıtı oluştuğunu gözlemledi. Başlangıçta kısa süreli bir azalma yaşanırken, ardından kan akışında belirgin bir artış kaydedildi. Tekrarlanan stimülasyonlar, yerel kan hacminde ritmik dalgalanmalara yol açtı ve bu dalgalanmaların büyüklüğü, öğrenmenin kalıcılığı ile doğrudan ilişkili bulundu. Araştırmacılar, bu ritmik damar hareketlerinin, beyin devrelerinin metabolik ortamını yeniden şekillendirerek motor belleğin güçlenmesine katkı sağladığını belirtti. Baş yazar Junyu Chen, "Beyinlerimiz, bedenin ritmik sinyalleriyle beklediğimizden çok daha fazla etkileniyor olabilir" diyerek, vagus sinir stimülasyonunun potansiyeline dikkat çekti.</p><h3>Öğrenmede yeni bir dönem: Eğitim sonrası uyarımın rolü vurgulandı</h3><p>Çalışmanın bir diğer önemli noktası, eğitimin sona erdiği düşünülen anda, yani pratikten hemen sonra başlayan biyolojik süreçlerin öğrenmenin kalıcılığında oynadığı rol oldu. Tohoku Üniversitesi ekibi, eğitim bittikten sonra uygulanan vagus sinir stimülasyonunun, motor belleğin konsolidasyonunu güçlendirdiğini ve öğrenilen becerilerin unutulmasını önlediğini ortaya koydu. Araştırmacılar, bu bulguların insanlarda da benzer etkiler yaratıp yaratmayacağını belirlemek için ileri çalışmaların gerekliliğine işaret etti. Ayrıca, damar ritimlerinin uzun vadeli sinirsel plastisiteye nasıl katkı sunduğu ve stimülasyonun zamanlamasının öğrenme üzerindeki etkileri gelecekteki araştırmaların odak noktası olacak.</p><p>Vagus sinir stimülasyonu, beyin ile beden arasındaki iki yönlü iletişimi anlamada yeni bir pencere açıyor. Tohoku Üniversitesi'nin bu çalışması, bazı deneyimlerin neden kalıcı becerilere dönüştüğünü, bazılarının ise unutulduğunu açıklamaya yardımcı olabilecek önemli ipuçları sunuyor. Bilim insanları, eğitim sonrası dönemin, öğrenmenin kalıcı hale gelmesi için değerlendirilmesi gereken kritik bir süreç olduğunu vurguluyor. Bu bulgular, gelecekte hem eğitim yöntemlerinde hem de nörolojik rehabilitasyon uygulamalarında yeni yaklaşımların önünü açabilir.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/bilim-insanlarindan-ezber-589_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290901</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/banyonuzdaki-rutubet-ve-kuf-kokusuna-son-temizlik-uzmanlarindan-kalici-cozum-yontemleri-290901</link>
      <pubDate>2026-09-09T13:48:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Banyonuzdaki rutubet ve küf kokusuna son! Temizlik uzmanlarından kalıcı çözüm yöntemleri]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Banyo gibi nemli alanlarda sıkça karşılaşılan kötü koku ve küf kokusu sorunu, hem yaşam kalitesini hem de sağlığı tehdit ediyor. Temizlik uzmanları, özellikle havalandırması yetersiz banyolar için pratik ve kalıcı çözüm önerileri sunuyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Banyonuzdaki rutubet ve küf kokusuna son! Temizlik uzmanlarından kalıcı çözüm yöntemleri]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Banyoda oluşan kötü koku ve özellikle küf kokusu, ev sahiplerinin en sık karşılaştığı sorunlardan biri olarak öne çıkıyor. Havalandırması yetersiz olan banyolarda bu kokular daha da belirgin hale gelirken, temizlik uzmanları hem pratik hem de etkili yöntemlerle bu sorunun üstesinden gelmenin mümkün olduğuna dikkat çekiyor. Uzmanlar, banyonun nemini azaltmak ve kalıcı ferahlık sağlamak için uygulanabilecek 7 temel adımı sıralıyor.</p><h3>Temizlik uzmanı Karina Toner: "Nemle mücadele ilk adım"</h3><p>Spekless ev temizlik hizmetinin operasyon yöneticisi Karina Toner, banyodaki kötü kokunun ana kaynağının nem olduğunu vurguluyor. Toner, banyo, duş veya lavabo kullanımı sonrası ıslak yüzeylerin mutlaka kurulanmasını öneriyor. Aynaları, fayansları ve duş kapılarını silmek birkaç dakika alsa da, bu alışkanlık suyun yüzeyde kalmasını ve küf oluşumunu engelliyor. Ayrıca, duş kapısı veya duvarlarını sıyırmak, hem küf riskini azaltıyor hem de su lekesi ve buğulu cam gibi diğer sorunların önüne geçiyor. Toner, "Küf oluşumunu önlemek için nemi hızlıca uzaklaştırmak şart" diyerek, düzenli temizlik alışkanlıklarının önemine dikkat çekiyor.</p><h3>Uzmanlar: "Havalandırma ve nem emici ürünler fark yaratıyor"</h3><p>Temizlik uzmanı Derek Christian ise, özellikle penceresiz banyolarda havalandırmanın önemine değiniyor. Eğer banyonuzda pencere varsa, bunu açık bırakmak havanın dolaşımını sağlarken, pencere yoksa kapının açık tutulması da benzer bir etki yaratıyor. Christian, "Kapıyı açık bırakmak, odada hava akışını artırır ve nemin dışarı atılmasına yardımcı olur" diyerek, hava sirkülasyonunun altını çiziyor. Ayrıca, banyo ortamında silika jel, kömür torbası, karbonat gibi doğal nem emici ürünlerin kullanılması da öneriliyor. Bu ürünler, fazla nemi çekerek kötü kokunun önüne geçiyor ancak düzenli olarak değiştirilmesi gerektiği için maliyetli olabiliyor.</p><h3>Nem alma cihazı ve egzoz fanı ile kalıcı çözüm mümkün</h3><p>Banyoda kalıcı kötü kokuya karşı en etkili çözümlerden biri de nem alma cihazı kullanmak. Özellikle havalandırma sistemi bulunmayan banyolarda, nem alma cihazları ortamda biriken fazla nemi çekerek küf kokusunun önüne geçiyor. Christian, "Nem alma cihazları, havadaki suyun miktarını gözle görülür şekilde azaltıyor" diyerek bu cihazların etkisine dikkat çekiyor. Ayrıca, banyonuzda egzoz fanı varsa, duş veya banyo sonrası en az 20-30 dakika çalıştırılması tavsiye ediliyor. Bu sayede, duş sonrası ortamda kalan nem dışarı atılıyor ve duvarlarda birikme riski en aza indiriliyor. Eğer egzoz fanı yoksa, taşınabilir bir ayak fanı ile havanın sirküle edilmesi öneriliyor. Toner ise, egzoz fanlarının "banyo tazeliği için altın standart" olduğunu belirterek, uzun vadede bu yatırımdan kaçınılmaması gerektiğini ifade ediyor.</p><h3>Temizlik alışkanlıkları ve düzenli bakım kötü kokuyu önlüyor</h3><p>Banyoda kötü koku ve küf kokusu oluşumunu engellemek için düzenli temizlik alışkanlıkları büyük önem taşıyor. Islak yüzeylerin her kullanım sonrası kurulanması, duş kapısı ve duvarlarının sıyrılması, havalandırmanın sağlanması ve nem emici ürünlerin kullanılması, banyonun uzun süre ferah kalmasını sağlıyor. Ayrıca, egzoz fanı veya nem alma cihazı gibi teknolojik çözümler, özellikle küçük ve penceresiz banyolarda büyük fark yaratıyor. Temizlik uzmanları, bu yöntemlerin düzenli olarak uygulanması halinde banyo ortamında kalıcı kötü koku ve küf kokusu sorunlarının tamamen ortadan kalkabileceğini belirtiyor.</p><p>Banyoda kötü kokuya karşı alınacak önlemler, yalnızca yaşam kalitesini artırmakla kalmıyor; aynı zamanda sağlık açısından da önemli sonuçlar doğuruyor. Nem ve küf, solunum yolu rahatsızlıklarına yol açabileceği için, uzmanların önerdiği pratik ve kalıcı yöntemleri uygulamak büyük önem taşıyor. Banyoda kötü koku ve küf kokusunu önlemek için bu adımları düzenli olarak takip etmek, sağlıklı ve ferah bir yaşam alanı oluşturmanın anahtarı olarak öne çıkıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/banyonuzdaki-rutubet-ve-k-127_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290900</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/japonya-marsin-uydusu-phobostan-dunyaya-ilk-ornekleri-getirmeye-hazirlaniyor-290900</link>
      <pubDate>2026-09-09T13:34:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Japonya, Mars'ın uydusu Phobos'tan Dünya'ya ilk örnekleri getirmeye hazırlanıyor]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Japonya Uzay Araştırma Ajansı (JAXA), Mars'ın uydusu Phobos'tan örnek toplamak için MMX adlı iddialı bir misyon başlatıyor. Tarihi görevin amacı, Mars'ın sırlarını çözmek ve uzay araştırmalarında yeni bir dönemi başlatmak. MMX, Phobos'tan Dünya'ya ilk kez malzeme getirmeyi hedefliyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Japonya, Mars'ın uydusu Phobos'tan Dünya'ya ilk örnekleri getirmeye hazırlanıyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Japonya Uzay Araştırma Ajansı'nın (JAXA), Mars'ın uydusu Phobos'tan örnek toplamak amacıyla başlatacağı MMX (Martian Moons eXploration) misyonu, uzay araştırmalarında yeni bir döneme işaret ediyor. 20 Ekim'de Tanegashima Uzay Merkezi'nden fırlatılması planlanan MMX uzay aracı, 2026 yılında Mars yörüngesine ulaşacak ve Phobos'un yüzeyinden en az 10 gram malzeme toplayarak Dünya'ya getirmeyi hedefliyor. Bu görev, Mars'ın uydularından örnek getiren ilk misyon olma özelliği taşıyor ve bilim dünyasında büyük heyecan yaratıyor.</p><h3>JAXA'nın MMX misyonunda otonom iniş ve yüksek riskler</h3><p>MMX misyonunun en dikkat çekici yönlerinden biri, Phobos'a iniş sürecinin tamamen otonom olarak gerçekleşecek olması. Mars ile Dünya arasında yaklaşık 20 dakikalık iletişim gecikmesi bulunduğu için, uzay aracı iniş sırasında kendi kararlarını almak zorunda kalacak. Phobos'un 11 kilometrelik yarıçapı ve düşük yerçekimi, uzay aracının inişini daha önceki görevlerden farklı ve zorlu hale getiriyor. JAXA'nın daha önce başarıyla gerçekleştirdiği Ryugu asteroit misyonunda kullanılan uzun bekleme ve iniş stratejileri, Phobos'un daha güçlü yerçekimi nedeniyle burada uygulanamıyor. Aynı şekilde, Ay için geliştirilen klasik iniş teknikleri de bu ortamda yetersiz kalıyor. Bu nedenle MMX, iniş sırasında yüzeydeki krater ve arazi haritalarını analiz ederek, güvenli bir alan tespit etmeye çalışacak. 300 metrenin altına indiğinde, uzay aracı beklenmedik yükseklik değişikliklerini tespit ederse, inişi iptal ederek tekrar yükselmeye karar verebilecek. Bu otonom sistemler, gelecekteki Mars görevleri için de önemli bir deneyim sağlayacak.</p><h3>Phobos'tan örnek toplama süreci ve bilimsel hedefler</h3><p>MMX misyonu kapsamında, uzay aracı Mars yörüngesine ulaştıktan sonra yaklaşık üç yıl boyunca Mars ve uydularının etrafında bilimsel çalışmalar yürütecek. Ana uzay aracı Mitsubishi Electric tarafından tasarlandı ve fırlatıldığı anda 4.480 kilogram ağırlığında olacak. Bu ağırlığın büyük kısmını yakıt oluşturuyor; çünkü araç hem Mars'a yolculuk, hem yörüngedeki operasyonlar, hem de Dünya'ya dönüş için ayrı yakıt rezervleri taşıyor. MMX, Mars'ın diğer uydusu Deimos'un yanından geçerek bir keşif modülü bırakacak. Ayrıca, Fransız ve Alman uzay ajanslarının ortaklaşa geliştirdiği IDEFIX adlı küçük bir rover, Phobos'un yüzeyine ana inişten önce konuşlandırılacak. Yaklaşık 100 gün boyunca Phobos'u keşfedecek bu rover, MMX'in örnek toplama faaliyetleri öncesinde yüzey koşullarını değerlendirecek. MMX, robot koluyla yüzeyde delik açacak ve silindirik tüplerde malzeme toplayacak. Ayrıca NASA tarafından geliştirilen azot gazı örnekleme cihazı ile yüzeyden ince toz örnekleri de alınacak. Toplanan örneklerin 2031 yılında Dünya'ya ulaşması bekleniyor. Bilim insanları, bu malzemeler sayesinde Phobos ve Deimos'un oluşumuna dair önemli ipuçları elde etmeyi umuyor. Örneğin, uyduların Mars ile büyük bir çarpışma sonucu oluşan enkazdan mı, yoksa Mars'ın yakaladığı asteroitlerden mi meydana geldiği sorusu bu örneklerle aydınlanabilir. Ayrıca, MMX ile getirilecek örneklerin yaklaşık %0,1'inin doğrudan Mars kökenli olabileceği düşünülüyor. Bu da Kızıl Gezegen'in geçmişine dair eşsiz veriler sunacak.</p><h3>MMX misyonunda teknoloji ve maliyetin önemi</h3><p>Japonya'nın MMX projesi, sadece bilimsel değil, teknolojik açıdan da büyük bir adım olarak değerlendiriliyor. MMX, otonom navigasyon, iniş ve örnek geri dönüş sistemlerini test ederek, gelecekteki Mars görevleri için önemli bir altyapı oluşturacak. Görev sırasında uzay aracının dış modülü, Mars sistemine ulaştıktan sonra itici gazını kullandıktan sonra atılacak ve böylece ana modül daha hafif ve manevra kabiliyeti yüksek bir şekilde görevine devam edecek. MMX'in toplam maliyeti yaklaşık 345 milyon dolar olarak hesaplanıyor. Bu bütçe, Japonya'nın son 28 yıl içerisindeki ilk Mars sondası fırlatışı anlamına geliyor ve ülkenin uzay araştırmalarındaki iddiasını bir kez daha ortaya koyuyor. MMX ile elde edilecek teknolojik kazanımlar, hem Japonya'nın hem de uluslararası uzay topluluğunun ilerleyen yıllardaki Mars projelerine ışık tutacak nitelikte.</p><h3>Phobos ve Deimos'un sırrı: Mars'ın geçmişine yolculuk</h3><p>Bilim insanları, MMX misyonundan elde edilecek örneklerin, Mars'ın uydularının kökenine ve Kızıl Gezegen'in evrimine dair kritik bilgiler sunacağı görüşünde. Phobos ve Deimos'un koyu renkli yüzeyleri, su ve karbon açısından zengin asteroitleri andırıyor. Ancak, bu uyduların neredeyse dairesel yörüngeleri ve Mars'ın ekvator düzleminde hareket etmeleri, çarpışma enkazı teorisini güçlendiriyor. Zamanla yaşanan çarpışmalar sonucunda Mars'tan uzaya fırlayan malzemenin bir kısmının uydulara yerleşmiş olabileceği de düşünülüyor. MMX misyonu kapsamında toplanacak örnekler, bu teorilerin doğruluğunu test etme fırsatı sunacak. Ayrıca, Mars'ın yüzeyinden gelen materyallerin incelenmesi, gezegenin geçmişteki koşullarını ve evrimini anlamak için de eşsiz bir kaynak oluşturacak.</p><p>Japonya'nın MMX misyonu, Mars'ın uydusu Phobos'tan örnek getirme hedefiyle uzay çalışmalarında yeni bir dönemi başlatıyor. Hem bilimsel hem teknolojik açıdan büyük önem taşıyan bu görev, Mars'ın ve uydularının sırlarını çözmeye bir adım daha yaklaşılmasını sağlayacak. MMX'in başarıya ulaşması halinde, Japonya uzay araştırmalarında öncü ülkeler arasındaki yerini daha da sağlamlaştıracak ve insanlığın Kızıl Gezegen'e dair bilgisini önemli ölçüde artıracak.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/japonya-marsin-uydusu-pho-938_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290899</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/oecd-egitim-ve-beceriler-direktoru-schleicherdan-turkiyenin-pisa-basarisina-ovgu-290899</link>
      <pubDate>2026-09-09T13:33:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[OECD Eğitim ve Beceriler Direktörü Schleicher'dan Türkiye'nin PISA başarısına övgü]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Eğitim ve Beceriler Direktörü Andreas Schleicher, PISA 2025 değerlendirmesinde, Türkiye'nin elde ettiği başarının, tüm dünyanın dikkatle incelemesi gereken bir başarı hikayesi olduğunu belirtti.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[OECD Eğitim ve Beceriler Direktörü Schleicher'dan Türkiye'nin PISA başarısına övgü]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Schleicher, Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2025 döngüsünde Türkiye'nin elde ettiği başarıyı tebrik etmek amacıyla bir video mesaj gönderdi.</p><p>Mesajında, Türkiye'nin öğretmenlerini ve okul yöneticilerini tebrik eden Schleicher, "OECD'nin PISA değerlendirmesinin bu son döngüsünde elde ettiğiniz başarı yalnızca Türkiye için iyi bir haber değil, tüm dünyanın dikkatle incelemesi gereken bir başarı hikayesidir." ifadesini kullandı.</p><p>Birçok eğitim sisteminin önemli zorluklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, Türkiye'nin öğrenci performansı her üç alanda birden gelişim gösteren az sayıdaki ülkeden biri olarak öne çıktığını aktaran Schleicher, matematik, okuma ve fen alanlarındaki ortalama sonuçların 2022 ile 2025 arasında arttığını kaydetti.</p><p>Schleicher, alt performans düzeyindeki öğrencilerin oranının da 2015'ten bu yana belirgin şekilde azaldığını, bunun Türkiye'nin daha fazla genci yaşam boyu öğrenme ve gelecekteki fırsatlar için gereken temel becerilerle donatmadaki başarısını ortaya koyduğunu ifade etti.</p><p><b>"KARŞIMIZDA GERÇEKTEN HAREKETE GEÇMİŞ, İLERLEYEN BİR OKUL SİSTEMİ VAR"</b></p><p>Elde edilen sonuçların yalnızca başarılı geçen bir yılın sonucu olmadığını vurgulayan Schleicher, "Karşımızda gerçekten harekete geçmiş, ilerleyen bir okul sistemi var." değerlendirmesinde bulundu.</p><p>Eğitimin, bir ülkenin geleceğinin taslağını yazdığı yer olduğunu vurgulayan Schleicher, bugün Türkiye'nin sınıflarında oturan öğrencilerin gelecekte mühendis, girişimci, doktor, araştırmacı, öğretmen ve kamu görevlisi olarak ülkenin geleceğini şekillendireceğini belirtti.</p><p>Schleicher, Türkiye'nin eğitim hikayesine dair iyimser olmak için başka nedenler de bulunduğunun altını çizerek, Türkiye'deki her 10 öğrenciden 7'sinin öğretmenlerinin öğrencilerin öğrenme süreçleriyle yakından ilgilendiğini, konuyu anlayana kadar anlatmaya devam ettiğini ve en çok ihtiyaç duyduklarında ek destek sağladığını kaydetti.</p><p>Öğrencilerin 10 yıl öncesine kıyasla sınıflarında daha olumlu bir öğrenme ortamı bulunduğunu belirttiklerini ifade eden Schleicher, eğitimin sadece bilgiyi aktaran bir öğretmen ile onu alan bir öğrenci arasındaki mekanik bir alışveriş değil, insani bir süreç olduğuna dikkati çekti.</p><p>Türk öğrencilerin öğrenmeye yönelik tutumlarında da cesaret verici işaretler bulunduğunu ifade eden Schleicher, PISA verilerine göre birçok öğrencinin yeni şeyler keşfetmeye istekli olduğunu, işler zorlaştığında sebat edebildiğini ve yeteneğin çaba, geri bildirim ve pratikle geliştirilebileceğine inandığını dile getirdi.</p><p>Schleicher, merak, sebat, eylemlilik ve gelişim zihniyeti gibi niteliklerin bilginin hızla değiştiği ve yapay zekanın saniyeler içinde yanıtlar üretebildiği bir dünyada öğrenme, iş hayatı ve yaşamda başarının temel dayanakları haline geldiğini belirtti.</p><p><b>"TÜRKİYE'NİN EN DEĞERLİ DOĞAL KAYNAĞI SINIFLARDAKİ YETENEK, HAYAL GÜCÜ VE POTANSİYELDİR"</b></p><p>Türk öğrencilerin yapay zeka dahil dijital teknolojileri hevesle kullandıklarını gösteren PISA sonuçlarına da değinen Schleicher, bu potansiyelin farkında olan hükümetin cihaz eksikliklerini gidermeyi öncelik haline getirdiğini ve bu durumun gelecek için muazzam bir kazanıma dönüşebileceğini ifade etti.</p><p>Schleicher, teknoloji ile öğrenme arasındaki ilişkinin teknolojinin nasıl kullanıldığına bağlı olduğunu vurgulayarak, teknolojinin nihai amacının süreçleri kolaylaştırmak değil, öğrenenleri daha güçlü kılmak olması gerektiğini aktardı.</p><p>Ailelerin öğrenme sürecine dahil edilmesinin önemine işaret eden Schleicher, şöyle devam etti:</p><p>"Ebeveynlerin tüm soruların yanıtlarını bilmesine gerek yoktur, çocuklarının üzerinde çalıştığı soruların önemli olduğunu hissettirmeleri gerekir. Ne öğrendiklerini sormaları, dinlemeleri, cesaretlendirmeleri ve onlara tek bir temel mesajı iletmeleri yeterlidir, 'Senin eğitimin benim için önemli.' Bu Türkiye'nin daha ileri gidebileceği bir alandır."</p><p>Türkiye'nin elde ettiği sonuçlar dolayısıyla eğitim camiasını tebrik eden Schleicher, Türkiye'nin önündeki fırsatın daha hızlı, daha ileriye ve her çocuğu bu yolculuğa dahil ederek yürümeye devam etmek olduğunu kaydetti.</p><p>Schleicher, "Türkiye'nin en değerli doğal kaynağı, bugün sınıflarınızda oturan yetenek, hayal gücü ve potansiyeldir." ifadesini kullandı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/oecd-egitim-ve-beceriler--886_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290898</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/galaksisinden-10-kat-daha-hizli-buyuyorlar-bilim-insanlari-uzayin-derinliklerinde-ne-buldu-290898</link>
      <pubDate>2026-09-09T13:31:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Galaksisinden 10 kat daha hızlı büyüyorlar! Bilim insanları uzayın derinliklerinde ne buldu?]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Almanya merkezli eROSITA X-ışını teleskobu ile yürütülen gözlemler, bazı süper kütleli kara deliklerin galaksilerinden çok daha hızlı büyüdüğünü ortaya çıkardı. Araştırma, kara delik ve galaksi evrimi hakkındaki temel kabulleri sarsıyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Galaksisinden 10 kat daha hızlı büyüyorlar! Bilim insanları uzayın derinliklerinde ne buldu?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>eROSITA X-ışını teleskobu ile yapılan kapsamlı gözlemler, bazı süper kütleli kara deliklerin galaksilerinden beklenmedik şekilde hızlı büyüdüğünü gösterdi. Araştırmacılar, 20.000'den fazla kuasarı inceleyerek, kara deliklerin galaksileriyle arasındaki kütle dengesinin her zaman öngörüldüğü gibi ilerlemediğini tespit etti. Özellikle sekiz kuasarda, kara deliklerin galaksilerine oranla çok daha büyük kütleye sahip olduğu belirlendi. Bu bulgular, kara delik ve galaksi evrimi arasındaki ilişkinin sanılandan daha karmaşık olduğunu ortaya koydu.</p><h3>eROSITA ekibi: Kara delik-galaksi oranında şaşırtıcı fark</h3><p>Bilim insanları, eROSITA X-ışını teleskobu ve diğer gözlemevlerinden elde edilen verileri kullanarak, evrenin farklı bölgelerinde yer alan 20.000'den fazla kuasarı analiz etti. Kuasarlar, aktif süper kütleli kara deliklerin çevresindeki maddeyi yutarken yaydığı yoğun ışık sayesinde tespit edilebiliyor. Normalde, bir galaksideki kara deliğin kütlesi, galaksinin toplam kütlesinin yaklaşık yarım yüzdesine karşılık geliyor. Ancak bu çalışmada öne çıkan sekiz kuasarda, kara deliklerin galaksi kütlesine oranı 20'ye 1 seviyesine kadar yükseldi. Yani, bu kara deliklerin kütlesi galaksilerinin yaklaşık %5'ini oluşturuyor. Söz konusu oran, bilim dünyasının alışık olduğu 200'e 1 oranına kıyasla neredeyse on kat daha yüksek. Bu sıra dışı değer, kara deliklerin galaksilerinden çok daha hızlı büyüyebildiğini gösteriyor. Araştırmacılar, özellikle en parlak üç kuasarda kara deliklerin olağanüstü bir hızda madde tükettiğini ve kütlelerini bir milyar yıl içinde iki katına çıkarabileceklerini tahmin ediyor.</p><h3>Süper kütleli kara deliklerin büyümesi galaksileri gölgede bırakıyor</h3><p>Araştırmada dikkat çeken bir diğer bulgu, bu devasa kara deliklerin ev sahibi galaksilerinin oldukça sönük ve yıldız bakımından fakir olması. Bilim insanları, bu galaksilerde Samanyolu gibi çok sayıda yıldızın bulunmadığını belirtiyor. Gelecekte daha fazla yıldız oluşması mümkün olsa da, kara deliklerin çevresindeki maddeyi hızla tüketmesi, yeni yıldızların oluşumunu engelleyebilir. Bu durum, galaksi ve kara delik büyümesi arasındaki ilişkinin her zaman paralel ilerlemediğini gösteriyor. Elimizdeki gözlemler, kara delik büyümesinin galaksi büyümesini geçici olarak geride bırakabileceğine işaret ediyor. Ancak, hangi mekanizmanın bu dengesizliği yarattığı henüz netlik kazanmadı. Bilim insanları, kara delikler ile galaksiler arasındaki karmaşık ilişkiyi çözebilmek için daha fazla gözleme ihtiyaç olduğunu vurguluyor.</p><p>Sonuç olarak, eROSITA'nın sağladığı veriler, süper kütleli kara deliklerin galaksilerle olan evrimsel bağlantısının sandığımızdan çok daha karmaşık olabileceğini gösteriyor. Hem kara deliklerin hem de galaksilerin büyüme süreçlerinin tamamen birbirine bağlı olmadığı, zaman zaman kara deliklerin galaksilerini geride bırakabildiği ortaya çıktı. Bilim dünyası, bu çarpıcı bulguların ardından kara delik ve galaksi oluşumuna dair mevcut teorileri gözden geçirme gereği duyuyor. Önümüzdeki yıllarda yapılacak yeni gözlemler, evrenin en gizemli yapılarından biri olan kara deliklerin galaksilerle ilişkisini daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/galaksisinden-10-kat-daha-222_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290897</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/google-chromeda-radikal-donem-basladi-153-surumle-birlikte-guncellemeler-artik-iki-haftada-290897</link>
      <pubDate>2026-09-09T13:20:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Google Chrome'da radikal dönem başladı! 153. sürümle birlikte güncellemeler artık iki haftada bir gelecek]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[Google Chrome, masaüstü ve mobil platformlarda 153. sürümüyle birlikte iki haftada bir güncelleme sistemine geçti. Bu yeni model, hem bireysel hem de kurumsal kullanıcılar için performans, güvenlik ve yeniliklerin çok daha hızlı sunulmasını hedefliyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Google Chrome'da radikal dönem başladı! 153. sürümle birlikte güncellemeler artık iki haftada bir gelecek]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Google Chrome, 153. sürümünü yayınlayarak tarayıcı dünyasında önemli bir değişikliğe imza attı. Artık Chrome kullanıcıları, masaüstü, Android ve iOS cihazlarında iki haftada bir yeni sürümle karşılaşacak. Önceden dört haftada bir yayınlanan büyük güncellemeler, bu değişiklikle birlikte iki kat daha hızlı sunulacak. Google, bu yeni güncelleme döngüsünün hem kullanıcılar hem de geliştiriciler için önemli avantajlar sağladığını vurguluyor.</p><h3>Google Chrome: 'Daha hızlı ve güvenli internet için güncellemeler artıyor'</h3><p>Google, Chrome'un iki haftada bir güncellenmesinin, performans iyileştirmeleri ve yeni özelliklerin kullanıcılara çok daha hızlı ulaşmasını sağladığını belirtiyor. Şirket, güncellemelerin içeriğinin daha küçük olacağını, ancak bu sayede hata düzeltmeleri ve yeniliklerin kısa aralıklarla sunulabileceğini ifade ediyor. Google'a göre, bu yaklaşım modern web teknolojilerinin daha hızlı benimsenmesine ve güvenlik açıklarının daha çabuk kapatılmasına katkı sağlıyor. Ayrıca, güncellemelerin sıklaşması sayesinde, geliştiriciler dağıtım sürelerinin kısalmasından ve platformlar arası uyumluluğun hızlıca sağlanmasından faydalanacak.</p><h3>Kurumsal kullanıcılar için Chrome'da esnek güncelleme seçenekleri</h3><p>Kurumsal müşteriler için Google, sekiz haftada bir güncellenen "Uzun Süreli Stabil" (LTS) kanalını sunmaya devam ediyor. Bu kanal, özellikle büyük ölçekli şirketler için istikrarı korurken, güvenlik ve performansın da güncel kalmasını sağlıyor. Google, çoğu kurumsal kullanıcının yine de iki haftalık Stabil kanalını tercih etmesini öneriyor. Chrome 153 sürümü, bugün itibarıyla tüm platformlarda dağıtıma başladı. Bir sonraki sürüm olan Chrome 154 ise 22 Eylül'de kullanıcılarla buluşacak. Google, bu yeni modelin özellikle yapay zekâ tabanlı tehditlere karşı hızlı koruma sunacağını belirtiyor.</p><p>Google Chrome'un başlattığı iki haftalık güncelleme döngüsü, internet deneyimini daha güvenli ve hızlı hale getirmeyi amaçlıyor. Kullanıcılar ve geliştiriciler, bu yeni sistem sayesinde yeniliklerden ve güvenlik iyileştirmelerinden çok daha kısa sürede faydalanabilecek.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/google-chromeda-radikal-d-739_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290896</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/yillardir-boyle-gorduk-dunya-haritasi-degisiyor-peki-fark-ne-290896</link>
      <pubDate>2026-09-09T13:18:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Yıllardır böyle gördük: Dünya haritası değişiyor peki fark ne?]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, cuma günü Afrika'yı gerçek yüzölçümüne daha uygun şekilde ve daha büyük gösteren yeni bir dünya haritasını destekledi. Karar, Afrika ülkeleri ve sivil toplum kuruluşlarının yürüttüğü kampanyanın sonucunda kabul edildi. Peki, bu değişiklik ne anlama geliyor?]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Yıllardır böyle gördük: Dünya haritası değişiyor peki fark ne?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p><b>Togo tarafından sunulan ve Afrika Birliği üyeleri tarafından desteklenen karar, 164 üye ülkenin lehte oyuyla kabul edildi. Yalnızca ABD karara karşı oy kullanırken, Sırbistan, Estonya, Gürcistan, Litvanya, Moldova ve Ukrayna çekimser kaldı.</b></p><p>Karar, hükümetleri ve dünyanın dört bir yanındaki kurumları, 16. yüzyıldan bu yana yaygın olarak kullanılan geleneksel <b>Mercator haritası yerine, </b>savunucuları ve coğrafyacıların yeryüzündeki konumları daha doğru gösterdiğini belirttiği <b>Equal Earth </b>projeksiyonunu kullanmaya teşvik ediyor.</p><p>Mercator projeksiyonunda Grönland ve Afrika yaklaşık aynı büyüklükteymiş gibi görünürken, kıtaları gerçek oranlarına daha yakın gösteren <b>Equal Earth projeksiyonunda Afrika'nın Grönland'dan 14 kat daha büyük olduğu görülüyor.</b></p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/manset-09092026accda899.jpg"/><p>Cuma günü kabul edilen karar, Mercator projeksiyonunu yasaklamıyor veya yerine başka bir haritanın kullanılmasını zorunlu kılmıyor. <b>BM raporunda da belirtildiği üzere karar yalnızca Equal Earth projeksiyonunun kullanımını teşvik ediyor.</b></p><p><b>BM, oylama öncesinde Togo Dışişleri Bakanı Robert Dussey'in sözlerine de yer verdi. Dussey, "Haritalar dünyayı nasıl anladığımızı şekillendiriyor" dedi.</b></p><p>Dussey, haritaların eğitime yön verdiğini, hayal gücünü beslediğini ve toplumların dünyaya ilişkin ortak algılarını etkilediğini belirtti.</p><p>Yeni haritanın benimsenmesi için kampanyanın öncülerinden olan Africa No Filter da kararı memnuniyetle karşıladı. Kuruluş,<b> "Okullarda, ders kitaplarında, haber merkezlerinde, işletmelerde ve her gün milyarlarca insanın kullandığı dijital platformlarda doğru haritalar görmek istiyoruz"</b> açıklamasını yaptı.</p><p>Birçok ülke kararın kabul edilmesini memnuniyetle karşılayarak <b>Equal Earth haritasının kullanılmasını </b>teşvik etti.</p><b>'KUTUPLARI OLDUĞUNDAN BÜYÜK GÖSTERİYOR'</b><p></p><p><b>AP'nin haberine göre Mercator haritası, Flaman haritacı Gerardus Mercator tarafından denizdeki Avrupalı denizcilere yardımcı olmak amacıyla tasarlandı. Ancak haritanın savunucuları, bu projeksiyonun kutuplara yakın bölgeleri olduğundan büyük göstererek kara parçalarının boyutlarını çarpıttığını belirtiyor.</b></p><p>Bu projeksiyonda Kuzey Amerika ve Grönland olduğundan büyük görünürken, Afrika ve Güney Amerika daha küçük gösteriliyor.</p><p>Buna karşılık 2018 yılında geliştirilen Equal Earth projeksiyonu, Dünya'nın eğriliğini dikkate alıyor ve kıtaları gerçek oranlarına daha yakın biçimde gösteriyor.</p><p><b>Coğrafyacılar, geleneksel Mercator haritasının esas olarak navigasyon amacıyla kullanışlı olduğunu belirtiyor.</b></p><p>Syracuse Üniversitesi'nde coğrafya profesörü olan Mark Monmonier,<b> "Bu çok dar kapsamlı navigasyon uygulamasının dışında bunu kullanmanın bir anlamı yok"</b> değerlendirmesinde bulundu.</p><p><b>"HARİTAYI DÜZELTİN" KAMPANYASI</b></p><p><i>Okullar, gazeteler ve televizyon yayınlarında en yaygın görülen, Avrupa'yı merkeze alan dünya haritası, haritacı Gerardus Mercator'ün 16. yüzyılda deniz seferlerinde daha kolay yol bulunabilmesi için geliştirdiği "Merkatör Projeksiyonu"nu temel alıyor.</i></p><p><i style="">Bu bilinen en yaygın dünya haritası, kıtaların şeklinin korunmasına odaklandığı için Ekvator ve tropikal bölgelerdeki toprakları, kutuplardakinden daha küçük gösteriyor.</i></p><p><i>Ancak <b>ABD, Avrupa ve Rusya gibi ülkeleri olduğundan daha geniş alana </b>sahip gösteren bu haritanın, değişik projeksiyon teknikleri geliştirilmesine rağmen hala yaygın kullanılması siyasi tartışmalara konu oluyor.</i></p><p><i>AfB destekli "Haritayı Düzeltin" (Correct the Map) kampanyası ise Dünya'yı ve özellikle Afrika kıtasını gerçek boyutlarıyla orantılı olmayan şekilde tasvir ede<b>n Merkatör Projeksiyonu'nun yerine, okullar, medya ve diğer kurumlarda "Eşit Dünya" </b>projeksiyonuyla çizilmiş dünya haritasının kullanılmasını hedefliyor.</i></p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/yillardir-boyle-gorduk-du-117_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290895</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/gunde-1-avokado-karin-yagini-yeniden-sekillendiriyor-290895</link>
      <pubDate>2026-09-09T13:10:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Günde 1 avokado karın yağını yeniden şekillendiriyor]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Illinois Üniversitesi'nde yürütülen ve The Journal of Nutrition'da yayımlanan araştırma, 12 hafta boyunca her gün bir avokado tüketen kadınlarda karın bölgesindeki tehlikeli visseral yağ oranının anlamlı şekilde azaldığını gösterdi. Araştırmacılar, avokadonun yağ dağılımı üzerindeki etkisine dikkat çekti.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Günde 1 avokado karın yağını yeniden şekillendiriyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Illinois Üniversitesi'nin öncülüğünde gerçekleştirilen ve The Journal of Nutrition dergisinde yayımlanan bir araştırma, avokado tüketiminin karın bölgesindeki yağ depolanma biçimini değiştirdiğini ortaya koydu. 12 hafta süren bu çalışma kapsamında, her gün bir avokado yiyen kadın katılımcıların tehlikeli visseral yağ oranlarında belirgin bir azalma gözlendi. Bilim insanları, özellikle kadınlarda etkili olduğu tespit edilen bu değişimin, diyabet ve kalp hastalığı gibi ciddi sağlık risklerine karşı koruyucu olabileceğini vurguladı. Araştırma, avokadonun yalnızca estetik kaygılardan öte, sağlık açısından da önemli bir rol oynayabileceğini gösterdi.</p><h3>Naiman Khan: 'Avokado, yağ dağılımını kökten etkiliyor'</h3><p>Çalışmanın baş araştırmacısı Naiman Khan, avokadonun vücutta yağ yakımını doğrudan artırmadığını, ancak yağın vücutta nasıl depolandığını değiştirdiğini belirtti. Khan, avokado tüketiminin özellikle karın bölgesinde, organlar arasında biriken ve visseral yağ olarak bilinen tehlikeli yağ türünün azalmasına yardımcı olduğunu açıkladı. Araştırmaya katılan 105 kişi üzerinde yapılan ölçümlerde, 12 hafta boyunca her gün bir avokado tüketen kadınların, bu alışkanlığı edinmeyenlere göre visseral yağ oranlarında anlamlı bir düşüş yaşadığı tespit edildi. Bu bulgu, avokadonun sağlıklı beslenme planlarında neden önemli bir yere sahip olması gerektiğini bir kez daha gündeme getirdi. Bilim insanları, visseral yağın azaltılmasının sadece görünümle ilgili olmadığını, aynı zamanda organ fonksiyonları ve genel sağlık üzerinde ciddi etkileri bulunduğunu da hatırlattı.</p><h3>Avokado tüketiminin kadınlar üzerindeki etkisi dikkat çekti</h3><p>Araştırmanın sonuçları, avokadonun özellikle kadınlarda visseral yağ oranını düşürmede etkili olduğunu gösterdi. Çalışmada, erkek katılımcılarda benzer bir etki saptanmazken, kadınlarda yağ dağılımında ölçülebilir ve istatistiksel açıdan anlamlı bir değişim kaydedildi. Uzmanlar, bu bulgunun avokadoyu kadınlar için potansiyel bir sağlık destekçisi olarak öne çıkardığını belirtti. Ancak araştırmacılar, bu sonuçların daha geniş popülasyonlarda ve farklı yaş gruplarında da doğrulanması gerektiğini vurguladı. Ayrıca, avokadonun tek başına mucizevi bir çözüm olmadığını, dengeli bir diyetin ve sağlıklı yaşam tarzının parçası olarak tüketilmesinin en doğru yaklaşım olacağını ifade ettiler. Çalışmada, avokado tüketiminin vücutta yağın organlardan uzaklaştırılmasıyla ilişkili olduğu ve zararlı visseral yağın, cilt altındaki daha az riskli subkutan yağ ile yer değiştirdiği de belirtildi.</p><h3>Finansman ve araştırmanın sınırları: Sonuçlara temkinli yaklaşım</h3><p>Çalışmanın finansmanının Hass Avocado Board tarafından sağlandığı bilgisi, araştırma sonuçlarının tarafsızlığı konusunda dikkatli olunması gerektiğini gösteriyor. Bilim insanları, 105 kişilik katılımcı sayısının nispeten küçük olduğunu ve sonuçların daha büyük, çeşitli gruplarda tekrar edilmesi gerektiğini söyledi. Ayrıca, katılımcıların sadece diyetlerine avokado eklemedikleri, aynı zamanda kontrollü bir öğün düzenine tabi oldukları ve asıl hedefin kilo kaybı değil, yağ dağılımı olduğunu vurguladılar. Araştırmacılar, avokadonun dengeli bir beslenmeye katkı sağlayabileceğini, ancak sağlıkla ilgili özel durumları olan kişilerin mutlaka bir uzmana danışmaları gerektiğini de ekledi. Bu uyarılar, avokado tüketiminin bilinçli ve ölçülü şekilde ele alınmasının önemini ortaya koyuyor.</p><h3>Günlük avokado tüketimi: Sağlıklı yaşam için küçük ama etkili bir adım</h3><p>Visseral yağ, yalnızca estetik bir sorun olmanın ötesinde, diyabet, kalp hastalığı ve bazı kanser türleriyle ilişkilendirilen ciddi bir sağlık riski taşıyor. The Journal of Nutrition'da yayımlanan bu çalışma, düzenli avokado tüketiminin özellikle kadınlarda karın yağının dağılımını olumlu yönde değiştirebileceğini gösteriyor. Uzmanlar, yaşam tarzında büyük değişiklikler yerine, sürdürülebilir küçük adımların uzun vadede daha etkili sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor. Her gün bir avokado eklemek, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının bir parçası olarak öneriliyor. Ancak, tek başına avokadonun mucizevi bir çözüm sunmadığı, dengeli bir diyet ve aktif bir yaşam tarzının da vazgeçilmez olduğu unutulmamalı.</p><p>Sonuç olarak, Illinois Üniversitesi'nin avokado araştırması, karın bölgesindeki visseral yağın azaltılmasında bu meyvenin önemli bir rolü olabileceğini ortaya koyuyor. Özellikle kadınlar için umut verici olan bu bulgu, sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı değişikliklerinin değerini bir kez daha gözler önüne seriyor. Yine de, her bireyin kendi sağlık durumuna göre hareket etmesi ve beslenme değişikliklerini uzman görüşüyle planlaması büyük önem taşıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/gunde-1-avokado-karin-yag-851_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290894</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/sabahlari-alarm-duymadan-uyananlarin-sirri-cozuldu-norobiyolojik-mekanizma-saat-gibi-calisiyor-290894</link>
      <pubDate>2026-09-09T13:07:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Sabahları alarm duymadan uyananların sırrı çözüldü! Nörobiyolojik mekanizma saat gibi çalışıyor]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Psikoloji alanında yapılan son araştırmalar, sabah aynı saatte uyanan bireylerin biyolojik saatlerinin ve hormonlarının bu düzene nasıl katkı sağladığını ortaya koyuyor. İngiltere ve dünya genelinden veriler, düzenli uyku ve uyanma saatlerinin sağlık üzerindeki etkilerini gözler önüne seriyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Sabahları alarm duymadan uyananların sırrı çözüldü! Nörobiyolojik mekanizma saat gibi çalışıyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda psikoloji alanında yürütülen araştırmalar, sabah aynı saatte uyanan kişilerin yalnızca iradeleriyle hareket etmediğini, vücutlarının biyolojik saatinin ve hormonlarının bu düzene önemli katkı sağladığını gösteriyor. Uzmanlar, beynin uyku sırasında bile zamanı takip ettiğini ve sabah gözlerin açılması gereken saatten yaklaşık bir saat önce hormon sinyallerinin yükselmeye başladığını vurguluyor. Bu bulgular, sabah uyanma alışkanlıklarının yalnızca alışkanlık veya disiplinle değil, vücudun içsel mekanizmalarıyla da şekillendiğine işaret ediyor.</p><h3>Psikoloji araştırmacılarından biyolojik alarm vurgusu</h3><p>Pek çok insan sabahları alarm kurmadan uyanabilenleri iradelerine bağlıyor; ancak psikoloji uzmanları, beynin biyokimyasal bir alarm sistemiyle vücudu uyanmaya hazırladığını belirtiyor. 1999 yılında Nature dergisinde yayımlanan bir çalışma, gönüllülere ertesi sabah hangi saatte uyanacakları söylendiğinde, adrenokortikotropin adlı bir hormonun seviyesinin uyanmadan bir saat önce yükseldiğini ortaya koydu. Bu hormon, vücudun sabah uyanıklık sistemini harekete geçiren başlıca etkenlerden biri olarak kabul ediliyor. Erken uyanma beklentisi olduğunda bu biyolojik alarm devreye girerken, sürpriz bir şekilde erken uyananlarda bu artış gözlenmedi. Araştırmacılar, beynin uyku sırasında zamanı takip edebildiğini ve sabaha hazırlık için bir geri sayım başlattığını ifade ediyor. Bu bulgular, biyolojik saat ve hormonların sabah uyanma düzeninde merkezi bir rol oynadığını gösteriyor.</p><h3>İngiltere Biobank verileri: Düzenli uyku ölüm riskini azaltıyor</h3><p>Uyku düzeniyle ilgili en çarpıcı bulgulardan biri, 2024 yılında İngiltere Biobank verilerinin analizinde ortaya çıktı. Yaklaşık 61.000 kişinin hareket takip cihazı verilerinin incelendiği çalışmada, uyku ve uyanma zamanındaki düzenliliğin, toplam uyku süresinden daha güçlü bir şekilde ölüm riskini öngördüğü belirlendi. Araştırmaya göre, uyku düzeni en istikrarlı olan bireylerin, düzensiz uyuyanlara kıyasla herhangi bir nedenden ölme riskleri yüzde 20 ila 48 oranında daha düşük çıktı. Uzmanlar, bu verilerin gözlemsel olduğunu ve doğrudan bir nedensellik ortaya koymadığını vurgulasa da, düzenli uyku saatlerinin sağlık açısından önemli faydalar sağlayabileceğine dikkat çekiyor. Özellikle biyolojik saat kavramı, bu düzenin sağlanmasında temel bir anahtar olarak öne çıkıyor.</p><h3>Biyolojik saat ve hormonlar sabah uyanıklığını şekillendiriyor</h3><p>Sabahları alarm çalmadan uyanabilen kişiler, genellikle bu yeteneklerini disiplinli yaşam tarzlarına bağlasa da, uzmanlar asıl başarının vücudun biyolojik saatinde ve hormonlarında gizli olduğunu belirtiyor. Beyin, uyku sırasında zamanı takip ederek, uyanma saatinden yaklaşık bir saat önce adrenokortikotropin ve kortizol gibi hormonların seviyesini yükseltiyor. Bu hormon artışı, uyanmaya hazırlık sürecini başlatıyor ve kişinin daha dinç ve hazır bir şekilde güne başlamasını sağlıyor. Araştırmalar, alarm kullanarak uyanan kişilerin, biyolojik saatlerine güvenerek uyananlara göre sabahları daha fazla uyku inersiyonu yaşadıklarını ve gün içinde daha sık uyukladıklarını gösteriyor. Bu nedenle, biyolojik saat ve hormonlar sabah uyanma alışkanlıklarının merkezinde yer alıyor.</p><h3>Uzmanlardan düzenli uyanma için pratik öneriler</h3><p>Uyku düzenini sağlamak isteyenler için uzmanlar, biyolojik saatle uyumlu bir yaşam tarzı benimsemeyi tavsiye ediyor. Öncelikle, her gün aynı saatte uyanmayı alışkanlık haline getirmek ve hafta sonları da bu düzene sadık kalmak gerekiyor. Araştırmalar, hafta sonu geç uyanmanın vücutta küçük çaplı bir jet lag etkisi yarattığını ortaya koyuyor. Sabahları güne başlarken dışarı çıkıp gün ışığı almak, biyolojik saat için en güçlü sinyal olarak öne çıkıyor. Ayrıca, alarmı yedek olarak kullanmak ve uyanma saatini uyumadan önce zihinde netleştirmek, düzenli uyanma alışkanlığının pekişmesine yardımcı oluyor. Uzmanlar, bu sürecin başında birkaç haftalık bir alışma dönemi olabileceğini, bu sürede uyku kalitesinde dalgalanmalar yaşanabileceğini belirtiyor. Ancak, biyolojik saat ve hormonların devreye girmesiyle, düzenli uyanma alışkanlığı zamanla oturuyor.</p><h3>Biyolojik saat bozukluklarında tıbbi destek önemli</h3><p>Her sabah erken uyanmak her zaman sağlıklı bir durumun göstergesi olmayabilir. Özellikle gece çok erken saatlerde endişe veya huzursuzlukla uyananlar ya da gün boyu yorgunluk yaşayanlar için bu durum, biyolojik saatle ilgili bir bozukluğun işareti olabilir. Uzmanlar, düzenli uykuya rağmen sürekli yorgunluk hisseden veya sabah uyanmakta güçlük çeken kişilerin mutlaka bir sağlık profesyoneline danışmasını öneriyor. Biyolojik saat ve hormonlar, uyku düzeninin sağlanmasında temel rol oynasa da, bazı durumlarda tıbbi müdahale gerekebilir. Uzun mesafe yolculukları, vardiyalı çalışma gibi etkenler de biyolojik saatin düzenini bozabiliyor. Bu nedenle, uyku düzeninde kalıcı sorunlar yaşayanların profesyonel destek almaları önem taşıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/sabahlari-alarm-duymadan--980_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290893</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/kultur/24-milyar-dolarlik-gise-devriminin-sirri-cozuldu-spider-man-brand-new-day-neden-sinema-tar-290893</link>
      <pubDate>2026-09-09T13:04:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[2.4 milyar dolarlık gişe devriminin sırrı çözüldü! Spider-Man: Brand New Day neden sinema tarihine geçti?]]></title>
      <category><![CDATA[Kültür & Sanat]]></category>
      <description><![CDATA[Sony'nin yeni filmi Spider-Man: Brand New Day, dünya genelinde 2.4 milyar dolarlık gişe hasılatına ulaşarak büyük bir başarıya imza attı. Sony Pictures Entertainment Film Grubu CEO'su Tom Rothman, filmin başarısının arkasında insanî hikayesinin yattığını vurguladı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[2.4 milyar dolarlık gişe devriminin sırrı çözüldü! Spider-Man: Brand New Day neden sinema tarihine geçti?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Spider-Man: Brand New Day, vizyona girdiği yaz aylarından bu yana sinema dünyasında büyük ses getirdi. Sony Pictures Entertainment Film Grubu CEO'su Tom Rothman, filmin bu denli ilgi görmesinin nedenini Variety'ye verdiği röportajda açıkladı. Rothman, Spider-Man: Brand New Day'in geleneksel bir süper kahraman filminden ziyade, izleyiciyi derinden etkileyen bir 'süper insan' hikayesi sunduğunu belirtti. Film, başrolünde Tom Holland'ın yer aldığı Peter Parker karakterinin yalnızlık, dostluk ve aidiyet arayışı gibi evrensel temaları işlemesiyle dikkat çekiyor. Brand New Day, dünya genelinde 2.4 milyar dolarlık gişe başarısıyla tüm zamanların en çok izlenen ikinci süper kahraman filmi unvanını elde etti.</p><h3>Tom Rothman: 'Brand New Day insanî yönüyle öne çıktı'</h3><p>Sony'nin üst düzey yöneticisi Tom Rothman, Spider-Man: Brand New Day'in başarısının temelinde karakterlerin insana dokunan hikayelerinin yattığını söyledi. Rothman, "Bu film, yalnız bir adamın hayatı ve arkadaşlık üzerine kurulu. İzleyiciler, Peter Parker'ın yaşadığı duygusal gelgitlerle kolayca empati kurabiliyor. Aksiyon sahneleri elbette var, ancak asıl önemli olan herkesin kendi hayatından bir parça bulabileceği bir anlatı sunması," ifadelerini kullandı. Rothman, Brand New Day'in klasik bir süper kahraman filminden öte, izleyicinin insani yanlarına hitap eden bir yapım olduğunu vurguladı. Bu yaklaşım, filmin küresel ölçekte geniş bir izleyici kitlesine ulaşmasında önemli rol oynadı.</p><h3>Spider-Man: Brand New Day, gişe rekorlarıyla gündemde</h3><p>Spider-Man: Brand New Day, 29 Temmuz'da Birleşik Krallık'ta ve 31 Temmuz'da ABD'de prömiyer yaptıktan sonra sinemaseverlerle buluştu. Film, altıncı haftasına yaklaşırken Box Office Mojo verilerine göre 2.4 milyar dolarlık gişe geliriyle büyük bir başarıya imza attı. Bu rakam, Spider-Man: Brand New Day'i yalnızca Avengers: Endgame'in ardından tüm zamanların en çok hasılat yapan ikinci süper kahraman filmi konumuna taşıdı. Avengers: Endgame ise 2.8 milyar dolarlık gişe geliriyle zirvedeki yerini koruyor. Ancak Brand New Day'in halen vizyonda olması, Spider-Man'in rekoru kırma ihtimalini gündemde tutuyor. Film, hem Marvel Sinematik Evreni'nde hem de genel sinema sektöründe önemli bir kilometre taşı olarak öne çıkıyor.</p><p>Brand New Day, hikayesinin merkezine Peter Parker'ın yalnızlığını ve yetişkinliğe geçiş sürecini koyuyor. Doctor Strange'in büyüsüyle tüm dünyanın Spider-Man ve Peter Parker'ı unutmasının ardından, Parker kendini sevdiklerinden ve eski hayatından tamamen kopmuş buluyor. Kız arkadaşı MJ ve en yakın dostu Ned'in hayatlarına devam ettiği bir dönemde, Peter Parker yalnızca suçla mücadele ederek varlığını sürdürüyor. Filmde, Aunt May ve Tony Stark gibi karakterlerin de yanında olmaması, Parker'ın yalnızlık hissini daha da derinleştiriyor. İzleyiciler, Parker'ın yaşadığı bu geçiş döneminde kendi hayatlarındaki zorluklarla benzerlik kurabiliyor. Ayrıca, Sadie Sink'in canlandırdığı Jean Grey karakterinin ailesine duyduğu özlem ve bunun New York City'de yarattığı kaos, filmin insani temalarını güçlendiriyor.</p><p>Spider-Man: Brand New Day, MCU'nun daha önce de işlediği insani mücadeleleri bu kez yetişkinliğe adım atma temasıyla birleştiriyor. Film, seyircilerin Peter Parker'ın yaşadığı zorlukları ve duygusal çatışmaları yakından hissetmesini sağlıyor. Brand New Day'in başarısı, yalnızca aksiyon ve görsel efektlere değil, aynı zamanda derinlikli karakter anlatımına ve evrensel duygulara dayanıyor. Sinemalarda gösterimi devam eden film, önümüzdeki haftalarda gişe rekorunu daha da ileriye taşıyabilir.</p><p>Spider-Man: Brand New Day, insanî temaları ve güçlü hikayesiyle sinema dünyasında iz bırakmaya devam ediyor. Sony'nin bu başarısı, süper kahraman filmlerinin de ötesinde evrensel insan hikayelerinin ne kadar güçlü bir etki yaratabileceğini bir kez daha kanıtladı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/24-milyar-dolarlik-gise-d-645_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290892</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/cinli-elektrikli-arac-devlerinden-insansi-robot-atagi-290892</link>
      <pubDate>2026-09-09T13:03:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Çinli elektrikli araç devlerinden insansı robot atağı]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[Çinli otomobil üreticileri, elektrikli araç pazarında yaşanan yavaşlama ve kâr marjlarının daralmasıyla birlikte, insansı robot teknolojilerine yöneliyor. Xpeng, BYD, Nio ve Geely gibi devler, robotik yatırımlarını artırırken, yatırımcılar bu stratejik hamleye temkinli yaklaşıyor. Şirketlerin robotik sektörüne geçişi, hem yeni büyüme arayışlarını hem de teknoloji alanında rekabet avantajı yaratma çabalarını gözler önüne seriyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Çinli elektrikli araç devlerinden insansı robot atağı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çin'in önde gelen otomobil üreticileri, elektrikli araç pazarında yaşanan durgunluk ve yoğun rekabetin etkisiyle, rotalarını insansı robot teknolojilerine çeviriyor. Xpeng, BYD, Nio ve Geely gibi sektörün devleri, elektrikli araç satışlarının düşüşe geçtiği bir dönemde, yeni büyüme alanı olarak insansı robotlara yatırım yapmaya başladı. Şirketlerin bu stratejik değişimi, hem kâr marjlarındaki azalmaya karşı bir önlem olarak hem de küresel teknoloji yarışında öne çıkma çabasıyla dikkat çekiyor. Özellikle Xpeng'in robotik alanındaki iddialı planları, Çin otomotiv sektörünün 2021'den bu yana en zayıf performansını sergilediği bir ortamda gündeme geldi.</p><h3>Xpeng ve BYD'den robotik sektöre milyar dolarlık yatırım</h3><p>Elektrikli araç pazarında yaşanan yavaşlama, başta Xpeng olmak üzere birçok Çinli otomobil üreticisini yeni alanlara yönlendirdi. Xpeng, geçtiğimiz ay robotik iş kolu için 900 milyon dolar topladı ve bu yatırım, Çin'in "bedensel" yapay zekâ endüstrisindeki en büyük tek tur olarak kayıtlara geçti. Bu hamleyle birlikte Xpeng'in robotik birimi, 6,3 milyar dolarlık bir değere ulaştı. Şirketin elektrikli araç işinin tahmini değeri ise 6,5 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. BYD'nin de benzer şekilde insansı robotlar için fabrikalarında kullanıma geçmesi gündemde. Counterpoint Research verilerine göre, Ağustos ayı itibarıyla dünya genelinde insansı robotik sektörüne yatırım yapan yaklaşık 20 otomobil şirketinin yarısından fazlası Çinli üreticilerden oluşuyor. Ancak, elektrikli araç devi BYD'nin hisseleri de yıl içinde yüzde 13'ten fazla değer kaybetti. Xpeng'in hisseleri ise aynı dönemde yüzde 45'in üzerinde düşerek, büyük elektrikli araç üreticileri arasında en kötü performansı sergiledi. Bu gelişmeler, yatırımcıların robotik sektörüne geçişe henüz tam anlamıyla ikna olmadığını gösteriyor.</p><h3>Çinli üreticilerden teknoloji ve büyüme stratejisinde yeni dönem</h3><p>Çinli otomobil üreticilerinin insansı robotlara yönelmesinin arkasında, iş çeşitlendirmesiyle yeni büyüme motorları yaratma isteği yatıyor. Counterpoint Research'ten Kevin Li, bu stratejik değişimin "sermaye değerleme anlatılarını" yeniden şekillendirdiğini vurguluyor. Şirketler, kendilerini sadece otomobil üreticisi olarak değil, aynı zamanda teknoloji şirketi olarak konumlandırmaya çalışıyor. Nio'nun girişim kolu, LimX Dynamics ve Acorn Robot gibi robotik girişimlere yatırım yaparak bu alandaki iddiasını güçlendirdi. Xiaomi ve Li Auto da robotik sektörüne adım atan diğer önemli oyuncular arasında yer alıyor. Fitch Ratings'in Asya-Pasifik kurumsal derecelendirme direktörü Jing Yang, elektrikli araç pazarında yavaşlayan büyüme ve zayıflayan kârlılık nedeniyle, robotik gibi yeni uygulamalara yönelmenin doğal bir stratejik hamle olduğunu belirtiyor. Bu çeşitlenme sayesinde şirketler, ileri teknoloji alanlarında ölçek ekonomileri yakalayıp, orta vadede kârlılıklarını artırmayı hedefliyor.</p><h3>Yatırımcılar temkinli, ticarileşme için zamana ihtiyaç var</h3><p>Her ne kadar Çinli otomobil üreticileri insansı robot yatırımlarını hızlandırsa da, yatırımcılar bu yeni alana temkinli yaklaşıyor. Xpeng, robotik birimi için topladığı 900 milyon dolarlık yatırım sonrası hisselerinde ciddi bir düşüş yaşadı. Citi'nin verilerine göre, Xpeng'in robotik birimi neredeyse elektrikli araç iş kolu kadar değerli hale geldi. Ancak, Jefferies Hong Kong'dan kıdemli araştırma analisti Xiaoyi Lei, Çinli üreticilerin tedarik zincirlerini robotik alanda yeniden kullanma avantajına sahip olduğunu belirtiyor. Xpeng'in insansı robotlarında motor, çip ve akıllı sürüş yazılımının yüzde 85'inin elektrikli araçlardan aktarıldığı ifade ediliyor. Buna rağmen, robotların ticarileşmesi ve dış talebin oluşması için zamana ihtiyaç olduğu vurgulanıyor. Lei'ye göre, otomobil üreticilerinin fabrikalarında ve mağazalarında robotları hemen kullanabilmesi, veri toplama ve ürün geliştirme sürecinde önemli bir avantaj sağlıyor. Ancak, tüketici pazarında talep yaratmak ve istikrarlı gelir elde etmek, sektörün önündeki en büyük belirsizliklerden biri olmaya devam ediyor.</p><h3>Çinli üreticiler Tesla ile rekabette avantaj arıyor</h3><p>Küresel elektrikli araç pazarında Tesla'nın Optimus insansı robot projesiyle benzerlikler dikkat çekse de, Çinli üreticiler kendi avantajlarını öne çıkarmaya çalışıyor. Jefferies'ten Xiaoyi Lei, Çinli otomobil üreticilerinin büyük ölçekli üretim tecrübesi sayesinde, güvenilir ve bakımı kolay binlerce robot üretme kapasitesine sahip olduğunu belirtiyor. Xpeng, robotlarının seri üretimine yıl sonuna kadar kendi mağaza ve iş yerlerinde başlamayı planladığını açıkladı. Gelecek yıl ise hem Çin hem de yurtdışı pazarlarda robotların satışa sunulması hedefleniyor. Xiaomi ise 2024'te ilk elektrikli aracını piyasaya sürmesinin ardından, fabrikasında insansı robotları test etmeye başladı. Counterpoint'ten Li, BYD'nin de fabrikalarında robotları kullanmaya başlayabileceğini ifade ediyor. Orta ve uzun vadede ise Geely ve Xpeng'in, otomobilin ötesine geçerek çeşitlenmenin faydalarını daha iyi yakalayabileceği öngörülüyor. Xpeng'in özellikle fiziksel yapay zekâ stratejisine ağırlık vermesi, şirketi rakiplerinden ayıran önemli bir unsur olarak öne çıkıyor.</p><h3>İnsansı robotların ticarileşme süreci ve sektörün geleceği</h3><p>İnsansı robotların, otomobil üreticilerinin kendi operasyonlarının ötesinde ne kadar talep göreceği halen belirsizliğini koruyor. Jefferies'in analizlerine göre, Çinli otomobil üreticilerinden henüz dış siparişler veya gelecek yıl için net robotik gelir beklentileri konusunda kesin açıklamalar gelmedi. Şanghay'da borsaya açılan önde gelen insansı robot şirketi Unitree'nin hisseleri, ilk günlerde yükselse de sonraki 16 seansta 12 kez değer kaybetti. Şirketin kurucusu Wang Xingxing, insansı robot sektörünün 'ChatGPT' anına ulaşmasının muhtemelen on yıl süreceğini belirtti. Ayrıca, araç teknolojisinin robotlar için doğrudan uygulanmasının her zaman kolay olmadığı, özellikle akıllı sürüş sistemlerinin algoritma ve yazılımının insansı robot senaryolarına uyarlanmasının büyük zorluklar içerdiği vurgulanıyor. Bu nedenle, Çinli otomobil üreticilerinin insansı robot alanındaki yatırımlarının meyve vermesi ve sektörün ticarileşmesi için zamana ihtiyaç olduğu öngörülüyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/cinli-elektrikli-arac-dev-189_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290891</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/azerbaycan-cop31-konusunda-turkiyeyi-desteklemeyi-surdurecek-290891</link>
      <pubDate>2026-09-09T13:00:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Azerbaycan, COP31 konusunda Türkiye'yi desteklemeyi sürdürecek]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Azerbaycan Dışişleri Bakanı Bayramov, ülkesinin, Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı'nın hazırlık sürecinde Türkiye'ye desteğini sürdüreceğini belirtti.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Azerbaycan, COP31 konusunda Türkiye'yi desteklemeyi sürdürecek]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov, Azerbaycan'ın ev sahipliğinde ve Dışişleri Bakanlığının organizasyonuyla Bakü'de düzenlenen BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Dördüncü İklim Haftası'nın (CW4) açılış töreninde konuştu.</p><p>Türkiye ve Brezilya'dan ortaklarıyla yakın işbirliği içinde çalıştıklarını dile getiren Bayramov, "Azerbaycan'ın Türkiye'ye bir sonraki COP'a ev sahipliği yapmaya hazırlanırken gösterdiği sarsılmaz kardeş desteğini bir kez daha teyit etmek istiyorum." dedi.</p><p>Bayramov, COP29 ve COP31 başkanlıkları arasındaki işbirliğinin bölgesel dayanışmanın bir örneği olduğunu ifade ederek, "Bu işbirliği, sürekliliğin, iddialı iklim finansmanı mekanizmalarının ve küresel eylemin devamlılığının sağlanmasına hizmet ediyor." diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/azerbaycan-cop31-konusund-149_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290890</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/sessiz-katil-hipertansiyonda-buyuk-ihmal-ilaci-duzenli-almayan-hastalar-tedaviden-fayda-goremiyor-290890</link>
      <pubDate>2026-09-09T12:53:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Sessiz katil hipertansiyonda büyük ihmal! İlacı düzenli almayan hastalar tedaviden fayda göremiyor]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[ESC Kongresi'nde sunulan yeni araştırma, antihipertansif ilaçların düzenli kullanılmaması halinde kalp krizi ve inme riskinin belirgin şekilde arttığını ortaya koydu. Dünya genelinde 1,4 milyar hipertansiyon hastasına kritik uyarı yapıldı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Sessiz katil hipertansiyonda büyük ihmal! İlacı düzenli almayan hastalar tedaviden fayda göremiyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ESC Kongresi 2026'da açıklanan kapsamlı bir araştırma, antihipertansif ilaçların düzenli kullanımının kalp ve damar hastalıklarından korunmada hayati rol oynadığını ortaya koydu. Oxford Üniversitesi'nden bilim insanlarının yürüttüğü çalışma, yüksek tansiyon tedavisi gören hastaların önemli bir bölümünün ilaçlarını düzensiz kullandığını ve bu nedenle koruyucu etkilerin azaldığını gösterdi. Dünya genelinde 30 ila 79 yaş aralığında yaklaşık 1,4 milyar yetişkinin hipertansiyonla mücadele ettiği belirtilirken, araştırmacılar doz atlamanın kalp krizi ve inme riskini ciddi şekilde artırdığını vurguladı.</p><h3>Oxford Üniversitesi: Düzenli antihipertansif ilaç kullanımı şart</h3><p>Oxford Üniversitesi'nden Qianqian Yang liderliğindeki ekip, antihipertansif ilaçların etkisini belirlemek için 91 bin 339 hastanın verilerinin analiz edildiği dokuz ayrı klinik deneyi bir araya getirdi. Katılımcılar, reçete edilen tedavinin en az yüzde 80'ini kullandıklarında 'yüksek uyumlu', bu oranın altına düştüklerinde ise 'düşük uyumlu' olarak sınıflandırıldı. Araştırmanın sonuçları, yüksek uyum gösterenlerin sistolik kan basıncında ortalama 5,2 mmHg düşüş yaşadığını ortaya koyarken, düşük uyum grubunda bu fark yalnızca 3,0 mmHg olarak saptandı. Sistolik kan basıncındaki bu birkaç milimetrelik farkın, büyük toplumlarda binlerce kalp krizi ve inme vakasının önlenmesi anlamına geldiği belirtildi. Uzmanlar, düzenli ilaç kullanımının kardiyovasküler koruma açısından vazgeçilmez olduğunu vurguladı.</p><h3>Yüksek uyum yüzde 11 daha az kalp hastalığı riski sağladı</h3><p>Çalışmada, yüksek uyum gösteren hastalarla düşük uyum gösterenler arasında kardiyovasküler olaylar açısından da belirgin farklar tespit edildi. Antihipertansif tedaviyi düzenli uygulayanlarda, inme, kalp krizi ve kalp yetmezliği gibi ciddi kalp hastalıklarının görülme oranı alternatif tedavilere göre yüzde 11 daha az oldu. Buna karşın, ilaçlarını düzensiz kullanan hastalarda anlamlı bir koruyucu etki saptanmadı. Araştırma ekibinin başındaki Yang, "İlaçlar alınmadığında koruyucu etkiler de ortadan kalkıyor. Yüksek uyumlu hastalar, hem kan basıncında daha fazla düşüş hem de kalp-damar hastalıklarından daha iyi korunma elde etti" dedi. Bu bulgular, antihipertansif ilaçların yalnızca reçete edilmesinin değil, düzenli kullanılmasının da hayati öneme sahip olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.</p><h3>Antihipertansif ilaçlar: Doz atlama nedenleri ve çözüm önerileri</h3><p>Uzmanlar, hipertansiyon tedavisinde ilaç uyumunun önündeki engellere de dikkat çekti. Yan etkiler, tedavi maliyeti, karmaşık ilaç programları ve hastalığın genellikle belirti vermemesi, hastaların tedaviyi aksatmasına yol açabiliyor. Birçok hasta, doz atladığında hemen bir rahatsızlık hissetmediği için tedavinin önemini göz ardı edebiliyor. Araştırmacılar, hasta eğitimlerinin artırılması, tedavi şemalarının basitleştirilmesi ve birkaç ilacın tek bir hapta birleştirilmesi gibi pratik önlemlerle bu sorunun önüne geçilebileceğini belirtti. Ayrıca, uzun etkili ilaçların reçete edilmesi ve doz atlandığında dahi koruma sağlayan yeni tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesi önerildi. ESC İletişim Komitesi Başkanı Prof. Felix Mahfoud ise, "Hipertansiyon tedavisinde ilaç uyumunu rutin olarak değerlendirmek, hastaların hayat kurtarıcı faydalardan mahrum kalmaması için şart. Sağlık çalışanları olarak, hastalarımızın ilaç kullanımıyla ilgili yaşadıkları zorlukları açıkça konuşmalı ve çözüm yolları sunmalıyız" ifadelerini kullandı.</p><h3>Hipertansiyon hastalarına uyarı: İlaçlarınızı düzenli alın</h3><p>Dünya genelindeki 1,4 milyar hipertansiyon hastasına yönelik yapılan bu kapsamlı uyarı, antihipertansif ilaçların düzenli kullanımının kalp-damar hastalıklarını önlemedeki önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Uzmanlar, ilacın her dozunun atlanmasının, kalp krizi ve inme riskini artırdığını, bu nedenle tedavinin aksatılmaması gerektiğini vurguluyor. ESC Kongresi'nde paylaşılan veriler, sağlık otoriteleri ve hekimler için de hasta takibinin ve ilaç uyumunun artırılması adına önemli bir yol haritası sunuyor. Araştırmacılar, hipertansiyonun sessiz ilerleyen fakat ölümcül sonuçlara yol açabilen bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, antihipertansif ilaçların düzenli kullanımının hayati önemde olduğunu bir kez daha hatırlattı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/sessiz-katil-hipertansiyo-905_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290889</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/suriye-idlibde-patlama-meydana-geldi-290889</link>
      <pubDate>2026-09-09T12:47:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Suriye İdlib'de patlama meydana geldi]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib ilinde savaş kalıntılarının toplandığı bir depoda meydana gelen patlamada 14 kişi yaşamını yitirdi, 11 kişi yaralandı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Suriye İdlib'de patlama meydana geldi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre, İdlib'in Sarmada ilçesi yakınlarında savaş kalıntısı mühimmatların toplandığı bir depoda henüz belirlenemeyen nedenle güçlü bir patlama meydana geldi.</p><p>Patlamanın ardından çok sayıda ambulans bölgeye sevk edildi.</p><p>İdlib Sağlık Müdürlüğü Medya Ofisinden yapılan açıklamada, Sarmada yakınlarındaki Burc en-Nimra bölgesinde bulunan savaş kalıntılarının toplandığı silah deposunda meydana gelen patlamada 14 kişinin hayatını kaybettiği, 11 kişinin yaralandığı belirtildi.</p><p>Savunma Bakanlığı Medya ve İletişim Yönetiminden yapılan açıklamada ise İdlib'in kuzeyindeki Sarmada kenti yakınlarında, taşınmadan önce silah ve savaş kalıntılarının geçici olarak toplandığı depoda patlama meydana geldiği bildirildi.</p><p>Patlamada Bakanlık çalışanlarından bazı kişilerin yaralandığı aktarıldı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/suriye-idlibde-patlama-me-778_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290888</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/yakininizdaki-kisi-gercekten-yuksek-iqlu-mu-gunluk-konusmada-sarf-ettikleri-9-soze-bakin-290888</link>
      <pubDate>2026-09-09T12:47:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Yakınınızdaki kişi gerçekten yüksek IQ'lu mu? Günlük konuşmada sarf ettikleri 9 söze bakın]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Yüksek IQ'ya sahip bireylerin gündelik konuşmalarında kullandığı özgün ifadeler, psikoloji uzmanı Zayda Slabbekoorn'un analizleriyle gün yüzüne çıktı. Doğrusal olmayan düşünce yapısının iletişimde yarattığı farklar, Slabbekoorn'un araştırmasında dikkat çekici detaylarla ele alındı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Yakınınızdaki kişi gerçekten yüksek IQ'lu mu? Günlük konuşmada sarf ettikleri 9 söze bakın]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek IQ'ya sahip bireylerin gündelik hayatta kullandıkları ifadeler, sıradan konuşmalardan belirgin şekilde ayrılıyor. Psikoloji ve sosyal ilişkiler alanında uzman Zayda Slabbekoorn, doğrusal olmayan düşünceye sahip bireylerin iletişim tarzını detaylı biçimde inceledi. Slabbekoorn'un bulgularına göre, yüksek IQ'lu kişiler konuşmalarında sıkça kullandıkları 9 ifade ile hem çevrelerindeki insanlara düşünce yapılarını yansıtıyor hem de iletişimde özgün bir yaklaşım sergiliyor.</p><h3>Zayda Slabbekoorn: 'Beni dinle' ifadesinin ardında güven arayışı var</h3><p>Doğrusal olmayan düşünce yapısı, yüksek IQ'ya sahip bireylerin konuşmalarında ilk olarak "beni dinle" ifadesiyle kendini gösteriyor. Slabbekoorn'a göre, bu sözle amaçlanan, sohbeti domine etmekten ziyade karşısındaki kişiden güven talep etmek. Zeki bireyler, düşüncelerini aktarırken çoğu zaman farklı konular arasında hızlı geçişler yapar ve bu süreçte dinleyicinin sabrına ihtiyaç duyar. Bu yaklaşım, onların karmaşık bağlantılar kurma eğiliminden kaynaklanıyor. Özellikle yaratıcı ve çok boyutlu düşünceye sahip olanlar, karşısındaki kişiye ulaşacakları noktada anlamlı bir sonuca varacaklarını hissettirmek istiyor. Slabbekoorn, bu tür ifadelere sahip bireylerin, düşünce yolculuklarında dinleyicinin kaybolmasını doğal karşıladıklarını ve bu durumun iletişimin bir parçası olduğunu vurguluyor. Yüksek IQ'nun yarattığı bu iletişim tarzı, sıradan sohbetlerde bile kendini belli ediyor.</p><h3>Psikoloji uzmanı: 'Bu garip gelebilir' ile empati köprüsü kuruluyor</h3><p>Yüksek IQ'lu bireyler, konuşmalarında "bu garip gelebilir" gibi ifadeleri sıkça kullanıyor. Slabbekoorn, bu tür sözlerin, iletişimde karşı tarafı rahatlatmak ve empati kurmak amacıyla tercih edildiğini belirtiyor. Zeki insanlar, düşünce tarzlarının farklılığını kabul ederek, diğer kişilerin kendilerini anlamasını kolaylaştırmaya çalışıyor. Bu yaklaşım, sohbetin verimli geçmesine katkı sağlıyor. Ayrıca, "bana katıl" gibi davetkâr ifadelerle çevrelerindekileri sürece dahil ediyorlar. Yüksek IQ'ya sahip kişiler, herkesin konuşmada bir rol üstlenmesini önemserken, ortak bir zemin oluşturmayı da ön planda tutuyor. Böylece, farklı bakış açıları arasında köprü kurarak iletişimi güçlendiriyorlar. Slabbekoorn'a göre, bu empatik yaklaşım, zeki bireylerin sosyal ilişkilerinde önemli bir avantaj sağlıyor.</p><h3>Sezgi ve zeka birleşimi: 'Bu önemli hissettiriyor' ifadesiyle öne çıkıyor</h3><p>Doğrusal olmayan düşünce yapısına sahip bireyler, sezgi ve zekayı bir arada kullanıyor. Slabbekoorn, "bu önemli hissettiriyor" ifadesinin, yüksek IQ'lu kişilerin içgüdüsel yaklaşımlarını yansıttığını aktarıyor. Zeki insanlar, sadece mantıkla hareket etmek yerine, duygularını ve sezgilerini de karar süreçlerine dahil ediyor. Bu durum, onların olaylara çok boyutlu bakmasını sağlıyor. Bir problemi çözmekten ziyade, neyin gerçekten değerli ve alakalı olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Slabbekoorn, açıklık ve içgörü gibi özelliklerin, bireylerin günlük yaşamda sezgisel kararlar almasını kolaylaştırdığını belirtiyor. Bu ifade, yüksek IQ'nun sadece bilgiye değil, aynı zamanda duygusal zekaya da işaret ettiğini gösteriyor.</p><h3>Hayal gücünün rolü: 'Orada kafamda kayboldum' ile düşünce akışı</h3><p>Yüksek IQ'lu bireyler, konuşmalarında sıkça "orada kafamda kayboldum" gibi cümleler kuruyor. Slabbekoorn, bu alışkanlığın, hayal gücünün düşünce sürecinde oynadığı merkezi rolü ortaya koyduğunu söylüyor. Zeki insanlar, zaman zaman konuşmalar sırasında dalıp gitmelerinin yanlış anlaşılabileceğinin farkında. Ancak bu anlar, onların zihinsel olarak yeni bağlantılar kurmasına ve yaratıcı çözümler üretmesine olanak tanıyor. Hayal kurmak, zihinlerini tazeleyip yenilikçi fikirler geliştirmelerine yardımcı oluyor. Slabbekoorn, bu özelliğin, yüksek IQ'nun en belirgin göstergelerinden biri olduğunu vurguluyor. Dışarıdan ilgisiz gibi görünseler de, aslında mevcut konuya farklı bir açıdan yaklaşmak için zihinsel hazırlık yapıyorlar.</p><h3>Metakognisyonun gücü: 'Buna neden inanıyorsun?' sorusuyla derinlik arayışı</h3><p>Yüksek IQ'ya sahip bireyler, konuşmalarında sıkça "buna neden inanıyorsun?" gibi sorular yöneltiyor. Slabbekoorn, bu yaklaşımın, metakognisyon yani düşüncenin düşünülmesi sürecinin bir yansıması olduğunu belirtiyor. Zeki insanlar, yalnızca kendi düşüncelerini sorgulamakla kalmıyor, aynı zamanda başkalarının görüşlerinin ardındaki değerleri de anlamaya çalışıyor. Bu tür sorular, çoğu zaman karşı tarafça sorgulayıcı veya eleştirel bulunabiliyor. Ancak asıl amaç, farklı bakış açılarını anlamak ve iletişimde derinlik kazandırmak. Slabbekoorn, bu özelliğin yüksek IQ'nun sosyal boyutunu güçlendirdiğini ve karmaşık insan ilişkilerinde avantaj sağladığını ifade ediyor.</p><h3>Bağlantı kurma yeteneği: 'Bu bana... hatırlatıyor' ile yaratıcı çağrışımlar</h3><p>Doğrusal olmayan düşünce yapısına sahip bireyler, konuşmalarında "bu bana... hatırlatıyor" ifadesini sıkça kullanıyor. Slabbekoorn, bu tür cümlelerin, zeki insanların farklı konular arasında beklenmedik bağlantılar kurma yeteneğini ortaya koyduğunu söylüyor. Yüksek IQ'lu kişiler, sıradan sohbetlerde bile geçmiş deneyimlerinden ve anılarından örnekler getirerek konuşmayı zenginleştiriyor. Bu yaklaşım, onların olaylara çok yönlü bakmasını ve yeni fikirler geliştirmesini sağlıyor. Slabbekoorn, bu özelliğin, yüksek IQ'nun yaratıcılıkla birleştiğinde iletişimi daha etkili hale getirdiğini belirtiyor. Özellikle "ya bu ilgiliyse?" gibi ifadelerle, sohbeti derinleştirme eğilimleri dikkat çekiyor.</p><h3>Teori üretme alışkanlığı: 'Bir teorim var' diyerek sınırları zorluyorlar</h3><p>Yüksek IQ'lu bireyler, sıkça "bir teorim var" diyerek düşüncelerini ifade ediyor. Slabbekoorn, bu alışkanlığın, zeki insanların varsayımlara dayalı düşünceyi reddetmesinden kaynaklandığını belirtiyor. Doğrusal olmayan düşünceye sahip kişiler, katı kurallara bağlı kalmak yerine, olaylara farklı açılardan yaklaşmayı tercih ediyor. Bu sayede, sıradan konularda bile yeni bakış açıları geliştirebiliyorlar. Slabbekoorn, bu özelliğin, yüksek IQ'nun yaratıcılıkla birleştiğinde, bireylerin çözüm üretme kapasitesini artırdığını vurguluyor. Zeki insanlar, mevcut bilgiyi sorgulayıp, alternatif çözümler üreterek iletişimde fark yaratıyor.</p><h3>Merak duygusu: 'Bu konuda meraklıyım' ile sürekli öğrenme isteği</h3><p>Yüksek IQ'ya sahip bireyler, konuşmalarında "bu konuda meraklıyım" ifadesini sıkça dile getiriyor. Slabbekoorn, bu sözün, zeki insanların sürekli öğrenmeye açık olduklarını gösterdiğini söylüyor. Doğrusal olmayan düşünce yapısına sahip bireyler, bilmedikleri konularda sorular sormaktan çekinmiyor. Merak duygusu, onların yeni bilgilere ulaşmasını ve kendilerini geliştirmesini sağlıyor. Slabbekoorn, bu özelliğin, yüksek IQ'nun temel yapıtaşlarından biri olduğunu belirtiyor. Zeki insanlar, bilinmeyen konulara ilgi duyarak, çevrelerindeki dünyayı daha derinlemesine keşfetmeye çalışıyor.</p><h3>Yanıt arayışı: 'Henüz bir cevabım yok' ile düşünce sürecini sürdürüyorlar</h3><p>Yüksek IQ'lu bireyler, "henüz bir cevabım yok" diyerek, sorunlara anında çözüm bulmak yerine düşünce sürecini sürdürmeyi tercih ediyor. Slabbekoorn, bu yaklaşımın, zeki insanların aceleci davranmaktan kaçındığını ve konuları derinlemesine analiz ettiğini gösterdiğini belirtiyor. Doğrusal olmayan düşünce yapısına sahip kişiler, hızlıca sonuç üretmek yerine, farklı alternatifleri değerlendirmekten yana. Bu tutum, onların yaratıcı ve esnek düşünce biçimlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Slabbekoorn, bu özelliğin, yüksek IQ'nun sabır ve analitik bakış açısıyla birleştiğinde, bireylerin daha sağlam kararlar almasını sağladığını vurguluyor. Zeki insanlar, cevap bulmak için zamana ihtiyaç duyduklarını açıkça ifade ederek, iletişimde dürüstlüğü ön planda tutuyor.</p><p>Psikoloji uzmanı Zayda Slabbekoorn'un analizleri, yüksek IQ'ya sahip bireylerin gündelik konuşmalarında kullandıkları özgün ifadelerin, onların düşünce yapısını ve iletişim tarzını anlamada önemli ipuçları sunduğunu gösteriyor. Doğrusal olmayan düşünce yapısı, zeki bireylerin iletişimde empati, yaratıcılık ve derinlik arayışıyla öne çıkmasını sağlıyor. Bu özellikler, hem kişisel gelişimde hem de sosyal ilişkilerde yüksek IQ'nun belirleyici bir rol oynadığını ortaya koyuyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/yakininizdaki-kisi-gercek-708_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290887</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/sorusturmada-feth-i-kabir-karari-eski-mit-gorevlisi-kasif-kozinoglunun-mezari-acilacak-290887</link>
      <pubDate>2026-09-09T12:45:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Soruşturmada feth-i kabir kararı! Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun mezarı açılacak]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[15 yıl önce Silivri Cezaevi'nde hayatını kaybeden eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüyle ilgili soruşturmada önemli bir gelişme yaşandı. Kozinoğlu'nun şüpheli ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmada, mezarının açılmasına karar verildi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Soruşturmada feth-i kabir kararı! Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun mezarı açılacak]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>2011 yılında Silivri Cezaevi'ndeki ölümü şüpheli olarak değerlendirilen Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu için 'feth-i kabir' kararı verildi. Kozinoğlu'nun mezarı açılarak elde edilen bulgular Adli Tıp Kurumu tarafından incelenecek.</p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/video-0909202636fd9256.mp4#t=0.5" type="video/mp4"></video><p>Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı, şüpheli şekilde hayatını kaybettiği değerlendirilen Kaşif Kozinoğlu'na ilişkin soruşturmayı derinleştiriyor.</p><p>Bu kapsamda Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu için 'feth-i kabir' kararı verildi.</p><p>Kozinoğlu'nun Ümraniye'deki kabri savcı gözetiminde açılacak.</p><p>Uzman ekipler tarafından mezardan örnek alınacak.</p><p>Kozinoğlu'nun kesin ölüm nedeni belirlenecek.</p><p>Kaşif Kozinoğlu'nun ölümündeki şüphelere ilişkin soruşturma kapsamında 11 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmişti. </p><a data-link="1" href="https://www.yirmidort.tv/gundem/eski-mit-gorevlisi-kasif-kozinoglunun-olumu-sorusturmasinda-10-gozalti-290589" class="related-news haber"><div class="image"><img src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/07/eski-mit-gorevlisi-kasif--338_2-41.jpg"/></div><h3>Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun ölümü soruşturmasında 10 gözaltı</h3></a>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/sorusturmada-feth-i-kabir-632_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290886</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/bulanik-hucre-goruntulerine-son-yeni-mikroskop-teknigi-hareketli-organelleri-tek-karede-ne-290886</link>
      <pubDate>2026-09-09T12:45:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bulanık hücre görüntülerine son! Yeni mikroskop tekniği hareketli organelleri tek karede netleştiriyor]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[EPFL Mühendislik Okulu'ndaki Nanoskal Biyoloji Laboratuvarı, SPIFFI adı verilen yeni bir süper çözünürlüklü mikroskopi tekniğiyle canlı hücrelerin içindeki hızlı hareketleri ve detayları tek kamera pozisyonundan görüntülemeyi başardı. Bu gelişme, hücre biyolojisi ve nörobilim gibi alanlarda çığır açıcı bir potansiyele sahip.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bulanık hücre görüntülerine son! Yeni mikroskop tekniği hareketli organelleri tek karede netleştiriyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>EPFL Mühendislik Okulu'nda faaliyet gösteren Nanoskal Biyoloji Laboratuvarı, Aleksandra Radenovic öncülüğünde geliştirdiği SPIFFI adlı yeni bir süper çözünürlüklü mikroskopi tekniğiyle canlı hücrelerin içindeki dinamik yapıların ve hızlı süreçlerin detaylı görüntülerini elde etmeyi başardı. SPIFFI, floresan ışığın polarizasyonundan yararlanarak tek bir kamera pozisyonundan, mevcut yöntemlerle yakalanması zor olan hücresel hareketleri yüksek çözünürlükte kaydediyor. Araştırma ekibi, bu yeni mikroskopi teknolojisinin özellikle hücre biyolojisi, nörobilim, biyofizik ve ilaç geliştirme gibi alanlarda önemli bir yenilik sunduğunu vurguluyor.</p><h3>Aleksandra Radenovic: 'SPIFFI ile her kare süper çözünürlüklü'</h3><p>SPIFFI'nin geliştirilmesinde liderlik yapan Aleksandra Radenovic, yeni tekniğin canlı hücrelerdeki hızlı hareket eden süreçleri anlık olarak yakalama kapasitesine dikkat çekiyor. SPIFFI, floresan moleküllerin yaydığı polarize ışığı dört farklı kanala ayırıyor ve bu sayede daha önce görünemeyen yapısal detayları ortaya çıkarıyor. Radenovic, "SPIFFI ile artık her kare süper çözünürlüklü; bu da canlı hücrelerin dinamik süreçlerini gerçek zamanlı olarak izleyebileceğimiz anlamına geliyor" diyerek, bu teknolojinin klasik mikroskopların sınırlarını aşan bir çözünürlük sunduğunu belirtiyor. Araştırma ekibi, SPIFFI'nin hem hücresel birleşme ve bölünme gibi olayları hem de mitokondri ve mikrotübül hareketlerini çok daha net bir şekilde görüntüleyebildiğini aktarıyor. Bu gelişme, hücre biyolojisinde daha önce ulaşılamayan bir detay seviyesinin önünü açıyor.</p><h3>SPIFFI ile hücresel detaylarda iki kat çözünürlük artışı</h3><p>SPIFFI, tek bir anlık görüntüyle 160-170 nanometre boyutundaki hücresel yapıları çözebiliyor ve bu, mevcut tekniklere kıyasla çözünürlükte yaklaşık iki kat iyileşme anlamına geliyor. Araştırmacılar, SPIFFI'nin mevcut dalgalanma tabanlı yöntemlerle entegre edilmesiyle yaklaşık 80 nanometreye kadar çözünürlük elde ettiklerini rapor ediyor. Özellikle canlı hücrelerde, zamana bağlı olarak hızlı değişen ve etkileşime giren mitokondri, mikrotübül ve DNA gibi yapılar, geleneksel yöntemlerde bulanıklaşırken, SPIFFI ile net biçimde gözlemlenebiliyor. Bu sayede, bilim insanları artık canlı hücrelerin süper çözünürlüklü videolarını da oluşturabiliyor. SPIFFI'nin sağladığı yüksek çözünürlük ve hız, hücre içi süreçlerin daha önce mümkün olmayan ayrıntılarla incelenmesini sağlıyor.</p><h3>EPFL ekibi: SPIFFI mikroskopi sistemini geliştirmeye devam ediyor</h3><p>EPFL'deki araştırma ekibi, SPIFFI'nin kullanımını daha pratik ve yaygın hale getirmek için sistem üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. Mevcut floresan mikroskoplarla kolayca entegre edilebilen SPIFFI optik donanımı, araştırmacıların hızlı nanometre ölçeğindeki olayları gerçek zamanlı yakalamasına olanak tanıyor. Ekip, SPIFFI sistemini daha kompakt bir yapıya kavuşturmak ve üç boyutlu görüntüleme teknikleriyle bütünleştirmek için yeni projeler yürütüyor. Bu gelişmeler, SPIFFI'nin sadece hücre biyolojisi değil, aynı zamanda nörobilim ve ilaç keşfi gibi disiplinlerde de yaygın bir araştırma aracı olmasını hedefliyor. SPIFFI'nin sağladığı avantajlar, canlı hücrelerin karmaşık ve hızlı süreçlerinin detaylı incelenmesi açısından bilim dünyasında büyük ilgi uyandırıyor.</p><p>Sonuç olarak, SPIFFI tekniğiyle canlı hücrelerin içindeki hızlı ve karmaşık süreçlerin anlık ve detaylı görüntülenmesi artık mümkün hale geldi. EPFL'nin bu yeniliği, hücre biyolojisinde ve ilgili bilim dallarında yeni keşiflerin önünü açarken, araştırmacıların daha önce ulaşamadığı bir çözünürlük düzeyine erişmesini sağlıyor. SPIFFI'nin yakın gelecekte bilim insanları tarafından daha geniş bir alanda kullanılacağı öngörülüyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/bulanik-hucre-goruntuleri-608_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290885</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/bati-karadenizde-petrol-aranacak-bakan-bayraktar-mujdeyi-verdi-290885</link>
      <pubDate>2026-09-09T13:36:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Batı Karadeniz'de petrol aranacak! Bakan Bayraktar müjdeyi verdi]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar, "Batı Karadeniz'de yakın zamanda petrol hedefli sondaja başlayacağız" müjdesini paylaştı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Batı Karadeniz'de petrol aranacak! Bakan Bayraktar müjdeyi verdi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, özel bir televizyon kanalının yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p><p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar, "Batı Karadeniz'de yakın zamanda petrol hedefli sondaja başlayacağız" müjdesini paylaştı.</p><p>Bakan Bayraktar, doğal gaz ve petrol arama çalışmalarında Türkiye'nin enerji filosunun yoğun bir şekilde çalıştığını ve mevcut rezervlere yenilerin katılacağını belirtti.</p><p>Bayraktar açıklamasında şu ifadeleri kullandı:</p><p>"Petrol doğal gaz arama işinde bir taraftan bulduğumuz rezervleri üretime geçmesiyle alakalı bir süreç yaşıyoruz. Gemilerimiz yoğun bir şekilde buna çalışıyorlar, bunların bir tanesi Somali'de şu anda çalışıyor. Bir diğeri de Karadeniz'de üretim geliştirme programının yanı sıra yeni sahalar, Batı Karadeniz, Orta Karadeniz ve Doğu Karadeniz'de de tespit ettiğimiz sahalarda yeni sondajlar yapıyor. Dolayısıyla bir taraftan da biz aslında mevcut rezervlerimizi yeni rezerv katmaya çalışıyoruz. Önümüzdeki günlerde bir petrol hedefli ümit ediyorum öyle olur bir sondaja başlayacağız. Biraz uzun sürecek, biraz zor bir sondaj ama Batı Karadeniz'de bir petrol hedefli bir sondaja yakın zamanda başlayacağız."</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/bati-karadenizde-petrol-a-725_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290884</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/trumpin-paylastigi-harita-2-ulkeyi-cileden-cikartti-290884</link>
      <pubDate>2026-09-09T12:25:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Trump'ın paylaştığı harita 2 ülkeyi çileden çıkarttı]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump'ın son harita çalışması Kuzey Atlantik'te şok etkisi yarattı. Paylaşımda, Karayipler'deki adalar, Kanada, Meksika, İzlanda ve Grönland'ın tamamı ABD bayrağı ile renklendirilmiş olarak gösteriliyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Trump'ın paylaştığı harita 2 ülkeyi çileden çıkarttı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p><b>AP'nin haberine göre Trump, ABD'nin tüm Kuzey Amerika'yı kapsadığını ve Grönland ile İzlanda'ya kadar uzandığını gösteren bir harita yayınladı. Harita, ABD bayrağının kırmızı, beyaz ve mavi renkleri ile yıldız ve çizgileriyle boyanmıştı.</b></p><p>Truth Social'daki paylaşımda herhangi bir açıklama yer almadı; ancak bu durum, Trump'ın daha önce Kanada'yı 51. eyalet yapma planlarını ve Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'ı ele geçirme konusundaki düşüncelerini akıllara getirdi.</p><p><b>Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Løkke Rasmussen</b> Salı günü yaptığı açıklamada, "Bu rahatsız edici ve birçok açıdan tamamen uygunsuz. Bu, açıkça ABD başkanının zihninde hâlâ bir tür maksimalist vizyon barındırdığının bir işareti. Bunu dizginlememiz gerekiyor" dedi. </p><p>RÚV'un haberine göre ise<b> İzlanda Dışişleri Bakanı Þorgerður Katrín Gunnarsdóttir ABD Büyükelçisi Billy Long'u bakanlığa çağırarak </b>söz konusu paylaşımın kabul edilemez olduğunu iletti.</p><p>Trump'ın yılın başlarında Grönland'ın ABD kontrolü altında olması gerektiğine dair söylemlerini sertleştirmesinden bu yana Arktik ülkeleri diken üstünde bulunuyor.</p><p>Habere göre bu paylaşım, Avrupa Birliği'nin, Trump'ın tehditleri sonrasında Grönland'ı daha güçlü bir ortaklık ve yüz milyonlarca avroluk yatırım vaadiyle rahatlatmaya çalıştığı Pazartesi günü gerçekleşti.</p><p>İzlanda, Trump'ın Grönland'a yönelik planlarını anlatırken Grönland'ın adını dört kez yanlışlıkla "İzlanda" olarak anmasından ötürü de tepki göstermişti. </p><p>Trump; Kanada'nın bir ABD eyaleti olacağına dair sık sık yaptığı açıklamalar, Kanada ile başlattığı ticaret savaşı ve son olarak Ontario Gölü'nün adını "Amerika Gölü" olarak değiştirmesiyle Kanada'yı da kızdırmıştı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/kapak1-0909202618a716f8.jpg"/>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/trumpin-paylastigi-harita-975_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290883</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/izmir-aliagada-icradan-satilik-daire-290883-290883</link>
      <pubDate>2026-09-09T12:20:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[İzmir Aliağa'da daire icradan satışa sunuluyor...]]></description>
      <subtitle><![CDATA[]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İlan.gov.tr'de yer alan ilana göre, muhammen bedel 5.000.000 TL olarak belirlendi.</p><p>Mahcuzun ayrıntılı görsellerine, artırmaya ilişkin şartlara ve ayrıntılı açıklamalara esatis.uyap.gov.tr adresi üzerinden 2025/1177 TLMT. sayılı dosya numarası ile erişim sağlanabilir.</p><p><b>Artırma Bilgileri</b></p><p>1.Artırma</p><p>Başlangıç Tarih ve Saati : 02/11/2026 - 14:59</p><p>Bitiş Tarih ve Saati : 09/11/2026 - 14:59</p><p>2.Artırma</p><p>Başlangıç Tarih ve Saati : 26/11/2026 - 14:59</p><p>Bitiş Tarih ve Saati : 03/12/2026 - 14:59</p><p><b><a href="https://www.ilan.gov.tr/ilan/2213866/emlak-konut-izmir-aliagada-daire-icradan-satiliktir">Detaylı bilgi için tıklayın.</a></b></p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/izmir-aliagada-icradan-sa-183_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.290882</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/aydin-incirliovada-icradan-satilik-tarla-290882-290882</link>
      <pubDate>2026-09-09T12:18:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Aydın İncirliova'da 19.400 metrekare tarla icradan satışa sunuluyor...]]></description>
      <subtitle><![CDATA[]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İlan.gov.tr'de yer alan ilana göre, muhammen bedel 10.136.500 TL olarak belirlendi.</p><p>Taşınmazın ayrıntılı görsellerine, artırmaya ilişkin şartlara ve ayrıntılı açıklamalara esatis.uyap.gov.tr adresi üzerinden 2026/6 SATIŞ sayılı dosya numarası ile erişim sağlanabilir.</p><p><b>Artırma Bilgileri</b></p><p>1.Artırma:Başlangıç Tarih ve Saati : 09/12/2026 - 11:55-Bitiş Tarih ve Saati : 16/12/2026 - 11:55</p><p>2.Artırma:Başlangıç Tarih ve Saati : 08/01/2027 - 11:55-Bitiş Tarih ve Saati : 15/01/2027 - 11:55</p><p><b><a href="https://www.ilan.gov.tr/ilan/2213756/emlak-tarla-tarim-arazisi-bag-bahce-zeytinlik-aydin-incirliovada-19-400-m2-tarla-mahkemeden-satiliktir">Detaylı bilgi için tıklayın.</a></b></p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/09/aydin-incirliovada-icrada-930_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
  </channel>
</rss>