<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" version="2.0">
  <channel>
    <link>https://www.yirmidort.tv</link>
    <title>Yirmidört</title>
    <description>Son Dakika Haberleri, Tv programları, Türkiye’ den ve dünyadan tüm gelişmeleri 24 TV’ den takip edebilirsiniz.</description>
    <language>tr-TR</language>
    <generator>Yirmidört Tv Haber</generator>
    <atom:link href="http://pubsubhubbub.appspot.com" rel="hub" />
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287058</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/terorsuz-turkiyede-kritik-karar-milli-dayanisma-ve-toplumsal-butunlesme-kanunu-468-oyla-yasalasti-287058</link>
      <pubDate>2026-08-10T23:04:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Terörsüz Türkiye'de kritik karar: Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme Kanunu 468 oyla yasalaştı]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA["Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulu'nda yaklaşık 12 saat süren görüşmelerin ardından 468 kabul oyuyla yasalaştı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Terörsüz Türkiye'de kritik karar: Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme Kanunu 468 oyla yasalaştı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye siyasetinin gündemine oturan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulu'nda gece saatlerine sarkan yoğun bir oturumun ardından kabul edildi. Yaklaşık 12 saat süren görüşmelerde tüm siyasi partilerin genel başkanları oylamaya katılarak tarihi bir tabloya imza attı. Terörsüz Türkiye sürecinin en kritik yasal adımlarından biri olarak değerlendirilen düzenleme, 468 kabul oyuyla yasalaştı.</p><p><b>468 KABUL 88 RET: YASA MECLİS'TEN GEÇTİ</b></p><p>"Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.</p><p>Genel Kuruldaki görüşmeleri yaklaşık 12 saat süren düzenleme, 468 "kabul", 88 "ret", 6 "çekimser" oyla kabul edilerek yasalaştı.</p><p><b>TÜM PARTİ LİDERLERİ OYLAMAYA KATILDI</b></p><p>AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, Genel Başkanvekili Efkan Ala, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, TİP Genel Başkanı Erkan Baş da oylamaya katılarak oy kullandı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/tbmmde-12-saatlik-maraton-156_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287057</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/batmanda-iki-minibus-carpisti-2si-agir-9-kisi-yaralandi-287057</link>
      <pubDate>2026-08-10T22:17:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Batman'da iki minibüs çarpıştı: 2'si ağır 9 kişi yaralandı]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Batman Organize Sanayi Bölgesi mevkisinde iki minibüsün çarpışması sonucu meydana gelen trafik kazasında 2'si ağır olmak üzere 9 kişi yaralandı. Yaralılar ambulanslarla kentteki hastanelere sevk edildi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Batman'da iki minibüs çarpıştı: 2'si ağır 9 kişi yaralandı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Batman'da meydana gelen trafik kazası can kayıplarına yol açmasa da ağır bir bilanço bıraktı. Organize Sanayi Bölgesi mevkisinde iki minibüsün çarpışmasıyla 9 kişi yaralandı, yaralılardan 2'sinin durumu ağır olarak değerlendirildi. Olay yerine çok sayıda sağlık ve kurtarma ekibi sevk edildi.</p><p><b>İKİ MİNİBÜS BATMAN OSB MEVKİSİNDE ÇARPIŞTI</b></p><p>Batman Organize Sanayi Bölgesi mevkisinde sürücüleri henüz öğrenilemeyen 72 S 0589 plakalı minibüs ile 34 FF 9042 plakalı minibüs çarpıştı.</p><p>İhbar üzerine bölgeye 112 Acil Sağlık, itfaiye ve polis ekipleri sevk edildi.</p><p>Kazada araçlarda bulunan 2'si ağır 9 kişi yaralandı.</p><p>Yaralılar ambulanslarla kentteki hastanelere kaldırıldı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/batmanda-iki-minibus-carp-190_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287056</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/trumptan-irana-karsi-tazminat-hamlesi-oldurdukleri-ve-yaraladiklari-herkes-icin-hesap-verecekler-287056</link>
      <pubDate>2026-08-10T21:17:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Trump'tan İran'a karşı tazminat hamlesi: Öldürdükleri ve yaraladıkları herkes için hesap verecekler]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın tazminat talebine karşılık General Kasım Süleymani dönemindeki çatışmalar, USS Cole saldırısı ve son 50 yılda öldürülen yüz binlerce protestocu için İran'dan tazminat talep ettiğini açıkladı. Trump, temsilcilerine bu konunun tüm müzakerelere dahil edilmesi talimatını verdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Trump'tan İran'a karşı tazminat hamlesi: Öldürdükleri ve yaraladıkları herkes için hesap verecekler]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD ile İran arasındaki müzakerelerde tazminat konusu beklenmedik bir boyut kazandı. İran temsilcilerinin askeri çatışmalar sırasında uğradıkları zararlar için tazminat talep etmesi üzerine ABD Başkanı Donald Trump, karşı hamlesini sosyal medya üzerinden duyurdu. Trump, USS Cole saldırısından son 50 yılda öldürülen protestoculara kadar geniş bir yelpazede İran'dan tazminat istediğini ilan etti.</p><p><b>TRUMP'TAN İRAN'IN TAZMİNAT TALEBİNE SERT KARŞILIK</b></p><p>ABD Başkanı Donald Trump, "İran temsilcilerinin son 5 aylık askeri çatışma sırasında kendilerine verilen zararlar için tazminat talep ettiğini görüyorum. Bu ilginç bir fikir. Çünkü ben de şimdi İran'dan, öldürdükleri ve ağır yaraladıkları tüm kişiler için tazminat talep ediyorum" dedi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/3ad5e51883bd4ac49946-1008202604a0e4c9.jpg"/><p>ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yapılan görüşmelerdeki tazminat konusuna ilişkin yeni bir açıklama yaptı. Trump sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "İran temsilcilerinin son 5 aylık askeri çatışma sırasında kendilerine verilen zararlar için tazminat talep ettiğini görüyorum. Ancak bu konu, müzakerelerimizin veya toplantılarımızın hiçbirinde gündeme gelmedi. Ancak bu ilginç bir fikir. Çünkü ben de şimdi İran'dan, General Kasım Süleymani'nin öncülüğünde gerçekleştirilenler de dahil olmak üzere birçok çatışmada öldürdükleri ve ağır yaraladıkları tüm kişiler için tazminat talep ediyorum" dedi.</p><p><b>USS COLE SALDIRISI VE 17 ASKERİN AİLESİ İÇİN TAZMİNAT TALEBİ</b></p><p>Trump, 2000 yılında Yemen'in Aden Limanı'nda ABD ordusuna ait USS Cole savaş gemisine düzenlenen ve 17 ABD askerinin hayatını kaybettiği, 39 askerin  yaralandığı bombalı saldırıyı hatırlatarak, bu saldırıda hayatını kaybedenlerin aileleri için de tazminat istediğini söyledi. ABD Başkanı, İran'daki sokak protestolarında binlerce kişinin hayatını kaybettiğini yineleyerek, "Ayrıca İran'ın son 50 yılda öldürdüğü yüz binlerce masum protestocunun ailelerine de tazminat ödenmeli. Son 5 ayda öldürülen 52 bin kişiden ise hiç bahsetmiyorum bile. Temsilcilerime, bu konunun bundan sonraki tüm müzakerelere kesinlikle dahil edilmesi talimatını verdim" ifadelerini kullandı.</p><p>Trump açıklamasında, "Ayrıca İran, Lübnan, Suriye, Yemen ve Gazze'de halka verilen zarar ve ölümlerden sorumlu tutulmalıdır" ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/trumptan-irana-karsi-tazm-580_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287055</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/kolombiyada-74-buyuklugunde-deprem-22-kisi-hayatini-kaybetti-287055</link>
      <pubDate>2026-08-10T19:41:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Kolombiya'da 7,4 büyüklüğünde deprem: 22 kişi hayatını kaybetti]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Kolombiya'nın batısındaki San Jose del Palmar kasabası yakınlarında meydana gelen 7,4 büyüklüğündeki depremde ilk belirlemelere göre 22 kişi hayatını kaybetti. Pereira'da 18, Manizales'te 4 kişinin öldüğü depremde çok sayıda bina yıkıldı, Cumhurbaşkanı De La Espriella acil durum müdahalesini bizzat yönettiğini açıkladı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Kolombiya'da 7,4 büyüklüğünde deprem: 22 kişi hayatını kaybetti]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Güney Amerika ülkesi Kolombiya'da sabah saatlerinde meydana gelen 7,4 büyüklüğündeki deprem, ülke genelinde büyük yıkıma yol açtı. Pereira ve Manizales başta olmak üzere birçok kentte binalar çökerken, ilk belirlemelere göre 22 kişi hayatını kaybetti. Cumhurbaşkanı De La Espriella, deprem bölgesine gideceğini duyurarak Birleşik Komuta Merkezi kurulması talimatı verdi.</p><p><b>KOLOMBİYA'DA 7,4 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM: MERKEZİ SAN JOSE DEL PALMAR</b></p><p>ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS), merkez üssü Kolombiya'nın batısındaki San Jose del Palmar kasabasının yaklaşık 5 kilometre doğusu olan 7,4 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini açıkladı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/42182549.jpg"/><p>Açıklamada, depremin derinliğinin 107 kilometre olduğu bilgisi paylaşıldı.</p><p>Choco yönetim bölgesi başta olmak üzere Barranquilla, başkent Bogota, Medellin, Manizales, Pereira ve Bucaramanga gibi ülkenin çeşitli kentlerinde hissedilen deprem büyük paniğe neden oldu.</p><p>Hasar tespitine yönelik çalışmalar sürüyor.</p><p><b>CUMHURBAŞKANI DE LA ESPRİELLA'DAN ACİL DURUM TALİMATI</b></p><p>Kolombiya Cumhurbaşkanı Abelardo De La Espriella, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, depremin merkez üssü olan San Jose del Palmar kasabasında acil durum müdahalesini doğrudan yönettiğini ifade etti.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/42182561.jpg"/><p>De La Espriella, şunları kaydetti:</p><p>"Hasarın ve etkilenenlerin ihtiyaçlarının belirlenmesi ve müdahalenin koordine edilmesi amacıyla Birleşik Komuta Merkezi kurulması talimatını verdim. UNGRD (Ulusal Afet Risk Yönetimi Birimi) direktöründen mevcut durum ve en acil ihtiyaçlara ilişkin ayrıntılı bir rapor istedim. Ayrıca etkilenenlere destek olmak ve hükümetin müdahalesini yerinde koordine etmek için bizzat Pereira'da olacağım."</p><p><b>MANİZALES'TE 4, PEREİRA'DA 18 KİŞİ ÖLDÜ</b></p><p>Caldas eyaletine bağlı Manizales kentinin Belediye Başkanı Jorge Eduardo Rojas Giraldo, şiddetli depremin ardından kentin kritik bir durumla karşı karşıya olduğunu ve şu ana kadar 4 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.</p><p>Giraldo, kentte 10'dan fazla binanın tamamen yıkıldığını, çok sayıda yapının kısmi hasar gördüğünü belirtti.</p><p>20'den fazla evin yıkıldığını aktaran Giraldo, arama kurtarma çalışmalarının sürmesi nedeniyle bu sayının artabileceğine işaret etti.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/42182564.jpg"/><p>Depremin ardından başlatılan arama kurtarma çalışmaları için itfaiye, sivil savunma, Kızılhaç, gönüllü itfaiyeciler, ordu, polis, uzman kurtarma ekipleri ve belediye ekipleri seferber edildi.</p><p>Pereira Belediye Başkanı Mauricio Salazar Pelaez de basına yaptığı açıklamada, kentte 18 kişinin hayatını kaybettiğini ifade etti.</p><p>Çok sayıda kişinin halen enkaz altında olduğunu tahmin ettiklerini vurgulayan Salazar, hayatını kaybedenlerin sayısının artmasından endişe ettiklerini belirtti.</p><p>Bu arada kentteki, Matecana Uluslararası Havalimanı ile altyapı zarar gördü.</p><p>Havalimanında, insanların bulunduğu bir bölümde çatının bir kısmı çökerken, yetkililer şu ana kadar herhangi bir can kaybı veya yaralanma bildirmedi.</p><p><b>CALİ'DE 3 KATLI BİNA YIKILDI, TARİHİ KİLİSE HASAR GÖRDÜ</b></p><p>Kolombiya basınında yer alan haberlere göre, Cali'de üç katlı bir bina tamamen yıkıldı, Manizales'te ise tarihi bir kilise ciddi hasar gördü, Quibdo'da da çok sayıda binada hasar meydana geldi.</p><p>Yıkımın olduğu bölgelerde arama kurtarma çalışmaları başlatıldı.</p><p>Choco Valisi Nubia Carolina Cordoba, X sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada bölgede birkaç kişinin yaralandığını ve binalarda ciddi hasar meydana geldiğini belirtti.</p><p>Kolombiya Jeolojik Araştırmalar Kurumu, yerel saatle 08.18'de Choco yönetim bölgesine Novita kasabasında 4,6 büyüklüğünde bir artçı deprem meydana geldiğini duyurdu.</p><p>Deprem sonrası yayımlanan videolarda, San Jose de Pereira Kilisesi'nin orta bölümündeki üst kısmın koptuğu, sarsıntı sırasında sokaktaki insanların bir polis motosikletine ve çevredeki diğer nesnelere tutunduğu, bölge sakinleri ve yoldan geçenler arasında panik ve kargaşa yaşandığı görüldü.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/42182556.jpg"/><p><b>DEPREM EKVADOR VE PANAMA'DA DA HİSSEDİLDİ</b></p><p>Merkezi Venezuela'da bulunan Telesur internet sitesinin haberine göre, Kolombiya'nın Manizales, Cali ve Pereira kentlerinde hasara neden olan depremde bazı binaların dış cepheleri kısmen yıkıldı, bir katedral ve bir havalimanı hasar gördü.</p><p>Quibdo kentinde bazı binalar çöktü ve yaralananlar oldu.</p><p>Deprem, Kolombiya'nın yanı sıra Ekvador ve Panama'nın çeşitli bölgelerinde de hissedildi.</p><p>Panama'da yetkililer, deprem nedeniyle bazı binaları ve sağlık merkezlerini tahliye etti.</p><p>Sarsıntının ardından geçen ilk bir saatte Panama genelinde can veya mal kaybı bildirilmedi.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/kolombiyada-74-buyuklugun-118_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287054</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/cumhurbaskani-erdogandan-ab-mesaji-gumruk-birligi-guncellemesi-hepimizin-menfaatine-287054</link>
      <pubDate>2026-08-10T18:58:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kritik AB mesajı: Gümrük Birliği güncellemesi hepimizin menfaatine]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avusturya Başbakanı Christian Stocker ile yaptığı görüşmeye ilişkin, "Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve vize serbestisi diyaloğu başta olmak üzere Avrupa Birliği'nin (AB) atacağı adımların hepimizin menfaatine olduğunu vurguladım." bilgisini paylaştı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kritik AB mesajı: Gümrük Birliği güncellemesi hepimizin menfaatine]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, Avusturya Başbakanı Stocker'ı kabulünün ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.</p><p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'ye şansölye sıfatıyla ilk ziyaretini gerçekleştiren Stocker'i Ankara'da ağırlamaktan memnuniyet duyduğunu belirtti.</p><p>Tarihi ve köklü ilişkilere sahip iki ülke arasındaki üst düzey ziyaretlerin sürekli olmasını arzu ettiklerini dile getiren Erdoğan, "Hiç şüphesiz nüfusu 400 bini aşan Avusturya Türk toplumu, iki ülkenin ortak değeri ve zenginliği olmayı sürdürüyor. Bu minvalde, Avusturya Türk toplumunun huzur ve refahına verdiğimiz önemi bugünkü görüşmelerimizde de vurguladık." diye konuştu.</p><p>Erdoğan, Stocker ile ikili ilişkilerin tüm veçhelerini ele aldıklarını, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri ile bölgesel ve küresel gelişmeler hakkında fikir teatisinde bulunduklarını söyledi.</p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/aa202608104218232942-10082026fdd33b46.mp4#t=0.5" type="video/mp4"></video><p><b>İKİLİ TİCARET HACMİ</b></p><p>Avusturya ile ilişkilerde son dönemde yakaladıkları olumlu ivmeyi, ekonomik ve ticari ilişkilerde de görmekten memnun olduklarını vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:</p><p>"2025 yılında yakaladığımız yaklaşık 4,5 milyar dolarlık ticaret hacmini bu yıl 5 milyar dolar hedefimize ulaştıracağımıza inanıyoruz. Ülkemizde 1000'in üzerinde Avusturya firması faaliyet gösteriyor. Avusturya menşeli doğrudan yatırımlar 11 milyar doları aşmış durumda. Türkiye'nin Avusturya'daki yatırımları ise 1 milyar dolara yaklaşıyor. Tüm bu rakamlar, aramızdaki potansiyelin en açık göstergesidir. Bu köklü ve istikrarlı ilişkileri daha da geliştirmek üzere mevcut Karma Ekonomik Komisyon mekanizması yerine Ekonomik ve Ticaret Ortak Komitesi'nin tesis edilmesinin çok daha faydalı olacağını düşünüyoruz. İnşallah, bu yıl sona ermeden Komite'nin ilk toplantısını da gerçekleştiririz. Avusturya ile yeşil enerji, kritik mineraller, yüksek teknoloji, ulaştırma ve savunma sanayisi alanlarında önemli işbirliği potansiyeline sahibiz. Bilhassa Orta Koridoru güçlendirecek stratejik nitelikte işbirliğini birlikte hayata geçirebileceğimize inanıyoruz"</p><p><b>TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ VE BÖLGESEL GELİŞMELER</b></p><p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün ayrıca Türkiye-AB ilişkilerine dair görüş ve beklentilerini Stocker'e aktardığını dile getirdi.</p><p>Erdoğan, "Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve vize serbestisi diyaloğu başta olmak üzere AB'nin atacağı adımların hepimizin menfaatine olduğunu vurguladım." dedi.</p><p>Bölgesel ve küresel meselelerde de fikir alışverişinde bulunduklarını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:</p><p>"Suriye'nin toprak bütünlüğü ve birliğini sağlamak öncelikli hedefimiz olmayı sürdürüyor. Avusturya'nın Suriye'nin yeniden inşa sürecine katkıda bulunmasını önemsiyoruz. Orta Doğu'da kalıcı barış için vazgeçilmez önemde olan iki devletli çözüme bağlıyız. Sayın Şansölye'nin de bilhassa hassasiyet gösterdiği Gazze'ye insani yardımların kesintisiz ulaştırılması konusu mevcut şartlarda önemini muhafaza ediyor. Türkiye ve Avusturya olarak Balkanlar'da istikrarın sürmesine de büyük önem atfediyoruz. Değerli dostum Şansölye Stocker'e ziyaretleri için tekrar teşekkür ediyor, ilişkilerimizde yakalanan bu olumlu ivmenin devamını diliyor, toplantımızın hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum."</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/cumhurbaskani-erdogandan--225_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287053</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/alzheimer-hastaliginda-uykuyu-bozan-etken-ortaya-cikti-287053</link>
      <pubDate>2026-08-10T16:35:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Alzheimer hastalığında uykuyu bozan etken ortaya çıktı]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Kentucky Üniversitesi'nde yürütülen yeni bir araştırma, Alzheimer hastalığındaki uyku bozukluklarının asıl nedeninin beyin bağışıklık hücreleri olan mikroglia olduğunu ortaya koydu. Araştırma, hastalığın ilerlemesiyle birlikte mikroglianın beyin üzerinde oluşturduğu alarm durumunun, uyku kaybında ana rolü üstlendiğini gösteriyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Alzheimer hastalığında uykuyu bozan etken ortaya çıktı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Alzheimer hastalığı ile uyku arasındaki karmaşık ilişkiyi çözmeye yönelik önemli bir adım, Kentucky Üniversitesi'nden bilim insanlarının yürüttüğü yeni bir çalışmayla atıldı. Yapılan araştırma, Alzheimer hastalarında görülen uyku bozukluklarının, daha önce sanıldığı gibi beyinde biriken amyloid-beta plaklarından değil, mikroglia adı verilen bağışıklık hücrelerinden kaynaklandığını gösterdi. Araştırmacılar, hastalığın ilerlemesiyle birlikte mikroglianın beyinde yüksek alarm durumu oluşturduğunu ve bu durumun doğal uyku döngüsünü bozduğunu belirledi. Çalışmanın sonuçları, Alzheimer &amp; Demans dergisinde yayımlandı ve hastalığın uyku üzerindeki etkilerine dair yeni bir bakış açısı sundu.</p><h3>Kentucky Üniversitesi ekibi: Mikroglia uyku kaybında başrolü üstleniyor</h3><p>Çalışmaya öncülük eden Kentucky Üniversitesi'nden fizyolog Shannon Macauley ve sinir bilimci Nicholas Constantino, Alzheimer hastalarında uykuyu etkileyen ana faktörün mikroglia olduğunu vurguladı. Araştırmada, genetik olarak Alzheimer hastalığını modelleyecek şekilde tasarlanan fareler ve sağlıklı kontrol grubu karşılaştırıldı. Bilim insanları, hayvanların beyin aktivitelerini ve uyku döngülerini hem hastalığın başlangıcı sayılan altı aylık dönemde hem de on sekiz ay sonra detaylı şekilde izledi. Elde edilen veriler, plak oluşumunun başladığı andan itibaren farelerin her gece 1,5 ila 2 saatlik uyku kaybı yaşadığını ortaya koydu. İlginç şekilde, plak miktarı zamanla artsa da uyku kaybı daha da kötüleşmedi. Bu bulgu, uyku bozukluğunun plakların miktarına değil, mikroglianın tetiklediği iltihaplanma zincirine bağlı olduğunu gösterdi.</p><h3>Mikroglia baskılandığında Alzheimer farelerinde uyku süresi uzadı</h3><p>Araştırmanın bir diğer dikkat çekici bölümü ise mikroglianın etkisinin doğrudan test edildiği deneyler oldu. Bilim insanları, farklı bir fare grubuna mikroglia engelleyici ilaç uyguladı. Sonuçlar, mikroglia tepkisinin baskılanmasının Alzheimer modelindeki farelerde her gece fazladan iki saatlik yenileyici uyku sağladığını gösterdi. Bu yenileyici uyku, beynin toksinlerden arınması, öğrenme ve hafıza süreçlerinin sağlıklı işlemesi için kritik öneme sahip. Araştırmacılar, mikroglianın aşırı aktif hale gelmesinin, beyin üzerinde sürekli bir alarm durumu yaratarak, uyku kalitesini ciddi şekilde düşürdüğünü belirtti. İlaç tedavisiyle birlikte plak miktarında herhangi bir değişiklik gözlenmezken, uyku kalitesindeki belirgin iyileşme dikkat çekti. Bu durum, Alzheimer hastalığında uyku sorunlarının doğrudan plaklara değil, bağışıklık hücrelerinin aşırı tepkisine bağlı olduğunu bir kez daha doğruladı.</p><h3>Erken teşhis ve yeni tedavi yolları için umut verici bulgular</h3><p>Çalışmanın sonuçları, Alzheimer hastalığının tedavisinde yeni yaklaşımlar geliştirilmesi açısından umut verici olarak değerlendirildi. Araştırmacılar, mikroglianın tamamen ortadan kaldırılmasının gerçekçi bir seçenek olmadığını, ancak bu hücrelerin aşırı tepkisinin yatıştırılmasıyla hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılabileceğini düşünüyor. Ayrıca, altı aylık dönemde farelerde tespit edilen erken beyin değişikliklerinin, insanlarda da hastalığın başlangıcını öngörmede kullanılabileceği belirtiliyor. Shannon Macauley, taşınabilir EEG sistemlerinin ev ortamında kullanılmasının, pahalı ve invaziv testlere gerek kalmadan Alzheimer'a ilişkin erken uyarı işaretlerini tespit etmeye yardımcı olabileceğini ifade etti. Bu bulgular, özellikle Alzheimer'ın erken teşhisi ve tedavisinde mikroglia odaklı yeni ilaçların geliştirilmesinin önünü açabilir.</p><p>Sonuç olarak, Kentucky Üniversitesi'nin bu araştırması, Alzheimer hastalığında uyku kaybının nedenlerine dair ezberleri bozdu. Mikroglia hücrelerinin rolüne ışık tutan çalışma, hastalığın seyrini değiştirebilecek yeni tedavi stratejileri için bilim dünyasına önemli ipuçları sunuyor. Gelecekte yapılacak insan çalışmaları, bu bulguların klinik uygulamalara nasıl yansıyacağını belirleyecek.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/alzheimer-hastaliginda-uy-412_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287052</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/dogumsal-kalp-hastaliklarinin-gizemi-cozuluyor-bilim-insanlari-yeni-bir-hucresel-sinyal-kesfetti-287052</link>
      <pubDate>2026-08-10T16:32:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Doğumsal kalp hastalıklarının gizemi çözülüyor! Bilim insanları yeni bir hücresel sinyal keşfetti]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Kopenhag Üniversitesi'nde yürütülen bir araştırma, doğumsal kalp hastalığının kökenine ışık tutan yeni bir hücre sinyali mekanizmasının varlığını ortaya çıkardı. Bilim insanları, bu bulgunun hem kalp hem de diğer organlardaki hastalıkların nedenini anlamada önemli bir adım olduğunu belirtiyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Doğumsal kalp hastalıklarının gizemi çözülüyor! Bilim insanları yeni bir hücresel sinyal keşfetti]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kopenhag Üniversitesi'nde görev yapan bir grup bilim insanı, doğumsal kalp hastalığının kökenine dair önemli bir ipucu buldu. Araştırma ekibi, hücrelerin yüzeyinde yer alan ve 'anten' olarak bilinen mikroskobik yapıların, kalp ve diğer organlarda hastalıkların gelişiminde temel rol oynayan yeni bir sinyal mekanizmasına sahip olduğunu tespit etti. Bu mekanizmanın, dünyada her 100 bebekten yaklaşık 2'sinde görülen doğumsal kalp hastalığının oluşum sürecine açıklık getirdiği belirtiliyor. Çalışmada, bu sinyal sisteminin embriyonun gelişim evresinde kalbin doğru şekilde oluşmasını sağladığı, bu süreçte yaşanan bir aksaklığın ise kalp dışında başka organlarda da anormalliklere yol açabildiği vurgulandı.</p><h3>Lars Allan Larsen: 'Birincil silyumda yeni bir iletişim sistemi bulduk'</h3><p>Hücresel ve Moleküler Tıp Bölümü'nden Prof. Lars Allan Larsen, embriyo gelişimi sırasında kalbin sağlıklı biçimde şekillenmesi için kritik bir iletişim sistemini keşfettiklerini açıkladı. Larsen, hücrelerin dış yüzeyinde bulunan ve birincil silyum adı verilen anten benzeri yapının, kalp kası hücrelerinin oluşumunda merkezi bir rol oynadığını belirtti. Bu yeni mekanizmanın, doğumsal kalp hastalığının nasıl ortaya çıktığına dair anlayışı tamamen değiştirdiğini söyleyen Larsen, "Son derece karmaşık bir makinede eksik olan önemli bir dişliyi tanımladık" ifadelerini kullandı. Birincil silyumun, hücrelerin bölünme, hareket ve ölüm kararlarını etkileyen sinyal moleküllerini yorumladığı, bu nedenle işlevindeki bir bozulmanın doğrudan kalp ve diğer organların gelişimine zarar verebileceği kaydedildi.</p><h3>Üç protein kalp gelişiminde belirleyici rol oynuyor</h3><p>Araştırma ekibi, TAK1, TAB2 ve PKA-C&#945; isimli üç proteinin birincil silyum içinde bir araya gelerek, kalp gelişimini yönlendiren bir sinyal merkezi oluşturduğunu tespit etti. Bu proteinler, kök hücrelere hangi zamanda ve nasıl kalp kası hücresine dönüşeceklerine dair talimatlar iletiyor. Ancak genetik düzeyde yaşanan değişiklikler, bu iletişimi bozarak 'anten defekti' adı verilen bir duruma yol açabiliyor. Bu bozulmanın sonucunda ise doğumsal kalp hastalığı meydana gelebiliyor. Biyoloji Bölümü'nden Prof. Søren Tvorup Christensen, bu proteinlerin rolünü vurgulayarak, "Genetik değişiklikler antenin işlevini bozarsa, doğumsal kalp defektleri ortaya çıkabiliyor" dedi. Araştırmacılar, hastalığın yalnızca kalp değil, aynı zamanda diğer organlarda da anormalliklere neden olabileceğini gözlemledi.</p><h3>Genetik analiz ve zebrafish deneyleri mekanizmayı doğruladı</h3><p>Bilim insanları, doğumsal kalp hastalığı tanısı konmuş binlerce kişinin genetik verilerini inceleyerek nadir mutasyonları belirledi. Bu mutasyonların hastalarda, sağlıklı bireylere kıyasla daha sık görüldüğü tespit edildi. Araştırmacılar, genetik mühendislik uygulayarak zebrafish balıklarında aynı genetik değişiklikleri oluşturdu ve bu balıkların kalp gelişimini yakından izledi. Sonuçlar, ilgili genlerdeki değişikliğin balıklarda kalp fonksiyonunu bozduğunu ve gelişimsel anormalliklere yol açtığını gösterdi. Ayrıca, laboratuvarda yetiştirilen insan ve fare kök hücrelerinde de aynı sinyal yolları incelendi. Elde edilen veriler, doğumsal kalp hastalığının temelinde birincil silyumda yaşanan aksaklıkların yattığını güçlü şekilde destekledi. Prof. Larsen, "Mekanizmayı farklı açılardan test ettik ve sonuçlar birbirini doğruladı" diye konuştu.</p><h3>Birincil silyumdaki bozulma birden fazla organı etkiliyor</h3><p>Çalışmada ortaya çıkan bir diğer önemli bulgu, birincil silyumda yaşanan bozulmanın yalnızca kalp değil, birçok organın gelişimini olumsuz etkileyebildiği oldu. Araştırmacılar, nadir mutasyonların yalnızca kalp defektlerine değil, aynı zamanda beyin, böbrek ve iskelet sistemi gibi farklı organlarda da anormalliklere yol açtığını belirledi. Bu durum, sendromik doğumsal kalp hastalığı olarak tanımlanan ve birden fazla organı etkileyen vakalarda genetik sendromların rolünü öne çıkardı. Zebrafish deneyleri ve farklı dokulardaki silyum analizleri, aynı sinyal mekanizmasının çeşitli organların gelişiminde etkili olduğunu gösterdi. Prof. Christensen, "Silyum mekanizmasındaki bir hata, birden fazla organın gelişimini bozabiliyor. Bu, daha önce açıklayamadığımız karmaşık hastalıklar için yeni bir açıklama sunuyor" dedi.</p><h3>Yeni bulgu erken tanı ve tedaviye kapı aralayabilir</h3><p>Bilim insanları, birincil silyumda tespit edilen bu yeni sinyal mekanizmasının, yalnızca doğumsal kalp hastalığı değil, aynı zamanda silyum fonksiyonu bozukluğuna bağlı olarak gelişen diğer nadir genetik hastalıkları da anlamada kritik bir rol oynayabileceğini belirtti. Prof. Larsen, "Birçok nadir hastalık, silyum fonksiyonunu etkileyen gen değişikliklerinden kaynaklanıyor. Bu mekanizmanın aydınlatılması, hastaların erken tanınmasını ve hedefe yönelik tedavilerin geliştirilmesini kolaylaştırabilir" dedi. Araştırmacılar, elde edilen bulguların tıp dünyasında yeni teşhis ve tedavi yöntemlerinin önünü açabileceğine dikkat çekiyor. Doğumsal kalp hastalığı başta olmak üzere, birincil silyumun rol oynadığı çok sayıda hastalık için umut verici bir dönemin başladığı ifade ediliyor.</p><p>Sonuç olarak, Kopenhag Üniversitesi'nde gerçekleştirilen bu araştırma, doğumsal kalp hastalığının oluşumunda birincil silyumda yer alan sinyal mekanizmasının merkezi bir rol oynadığını ortaya koydu. Bu bulgu, yalnızca kalp değil, birçok organın gelişiminde etkili olan genetik ve hücresel süreçlerin anlaşılmasına katkı sağlıyor. Bilim dünyası, bu keşfin erken tanı ve tedavi açısından önemli fırsatlar sunabileceğini belirtiyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/dogumsal-kalp-hastaliklar-792_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287051</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/spor/ilke-ozyuksel-mihrioglu-hayallerimde-bile-bu-kadar-mukemmel-degild-287051</link>
      <pubDate>2026-08-10T16:32:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[İlke Özyüksel Mihrioğlu: Hayallerimde bile bu kadar mükemmel değildi]]></title>
      <category><![CDATA[Spor]]></category>
      <description><![CDATA[Türk spor tarihinde modern pentatlonda Avrupa şampiyonluğuna ulaşan ilk sporcu olan İlke Özyüksel Mihrioğlu, Lig Radyo'da İlk Dakika programına konuk oldu. ]]></description>
      <subtitle><![CDATA[İlke Özyüksel Mihrioğlu: Hayallerimde bile bu kadar mükemmel değildi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sarper Can Ayaz ve Ömer Necati Albayrak'ın hazırlayıp sunduğu İlk Dakika programına konuk olan Türk spor tarihinde modern pentatlonda Avrupa şampiyonluğuna ulaşan ilk sporcu olan İlke Özyüksel Mihrioğlu, tarihi zaferin perde arkasını Lig Radyo'ya anlattı. "21 yıldır bu sporu yapıyorum. Avrupa Şampiyonu unvanı için çok uzun süre bekledim. Kendi ülkemde bunu yaşamak paha biçilemez" dedi.</p><p>Modern pentatlonda Avrupa'nın zirvesine çıkarak Türk spor tarihine geçen İlke Özyüksel Mihrioğlu, Lig Radyo'da Sarper Can Ayaz ve Ömer Necati Albayrak'ın sunduğu İlk Dakika programında tarihi başarısını anlattı. Şampiyonluğun İstanbul'da gelmesinin kendisi için ayrı bir anlam taşıdığını belirten İlke, "Çok uzun yıllar hayalini kurduğum bir başarıydı. Ama hayallerimde bile bu kadar mükemmel canlandıramamışım. Kendi ülkemde olması, tribünlerin ilgisi ve insanların desteği inanılmazdı" ifadelerini kullandı.</p><p><b>ASLA PES ETMEYECEĞIM DEDİM</b></p><p>Şampiyonaya istediği gibi başlayamadığını söyleyen Milli sporcu, eskrimde yaşadığı sıkıntıya rağmen zihinsel olarak yarışın içinde kaldığını vurguladı: "Çok demoralize oldum. 'Herhalde bu yarış olmayacak' diye düşündüğüm an oldu. Sonra kendime, ne olursa olsun pes etmeyeceğimi söyledim. Hem tribündekilere hem ekran başındakilere hem de kendime ayıp etmeyecektim."</p><p>28 yaşında modern pentatlona eklenen yeni engel parkuru için sıfırdan çalışmaya başladığını anlatan İlke, "Rakiplerime göre dezavantajlıydım. Günde 4 saat sadece parkur çalıştım. Ellerim yara ola ola o acıları çektim. Son 50 metrede 'Sonunda bütün bu acıların karşılığı geliyor' diye düşündüm. Finişi geçtikten sonra zaten bayıldım" dedi.</p><p><b>EN BÜYÜK DEĞİŞİM ZİHNİMDE</b></p><p>Başarısının arkasındaki en önemli faktörün mental gelişimi olduğunu dile getiren Avrupa şampiyonu, "Geçmişte de bir şampiyon gibi yaşıyor ve çalışıyordum ama sonuç gelmiyordu. Sonunda farkın zihinsel olduğunu gördüm. Artık kendimle çok pozitif konuşuyorum ve hiçbir şartta kendimi aşağı çekmeme izin vermiyorum" diye konuştu.</p><p><b>SIRADAKİ HEDEF DÜNYA ŞAMPİYONASI</b></p><p>Üç Olimpiyat tecrübesi bulunan ve dördüncü Olimpiyat Oyunları için hazırlanan İlke Özyüksel Mihrioğlu, yeni hedefini de açıkladı: "24-30 Ağustos'ta Çin'de Büyükler Dünya Şampiyonası var. En büyük hedefim yine kürsünün zirvesi. Ardından 2027'de İstanbul'daki Avrupa Oyunları geliyor. Orada Los Angeles Olimpiyatları için kota mücadelesi vereceğiz. Kotayı ne kadar erken alırsak olimpiyat madalyasına o kadar yaklaşacağız."</p><p>Çocuklara da spor çağrısında bulunan tarihi şampiyon, modern pentatlonun farklı becerileri aynı anda geliştirdiğine dikkat çekerek, "Hangi branş olursa olsun bütün çocuklar sporla tanışmalı. Spor yapmama diye bir şey bir çocuk için söz konusu olmamalı" ifadelerini kullandı</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/ilke-ozyuksel-mihrioglu-h-521_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287050</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/apple-watch-ailesi-genisliyor-yeni-tasarimlar-ve-farkli-cihaz-turleri-yolda-287050</link>
      <pubDate>2026-08-10T16:31:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Apple Watch ailesi genişliyor! Yeni tasarımlar ve farklı cihaz türleri yolda]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[Apple, Apple Watch serisinde büyük bir değişim hazırlığında. Şirket, yeni tasarımlar ve ekransız fitness takip cihazlarıyla pazardaki rekabeti artırmayı hedefliyor. 2026 yılına kadar hem uygun fiyatlı hem de premium modellerin piyasaya sürülmesi bekleniyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Apple Watch ailesi genişliyor! Yeni tasarımlar ve farklı cihaz türleri yolda]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Apple, akıllı saat pazarındaki liderliğini güçlendirmek amacıyla Apple Watch serisinde kapsamlı bir yenilik sürecine giriyor. Bloomberg'in haberine göre, şirket hem tasarımsal hem de işlevsel açıdan Apple Watch'u baştan aşağıya yenilemeyi planlıyor. Son dönemde Apple'ın tasarım ekibi, mevcut modelleri yeniden değerlendirerek daha geniş bir ürün yelpazesi oluşturma kararı aldı. Bu kapsamda, Apple Watch için yuvarlak ekranlı bir model ve farklı boyutlarda yeni seçenekler gündeme geldi. Ayrıca, ekransız bir fitness takip cihazı da şirketin geliştirdiği yenilikler arasında yer alıyor.</p><h3>Apple, Apple Watch ile pazarda rekabeti artırıyor</h3><p>Apple, Apple Watch serisini hem daha ekonomik hem de daha lüks modellerle genişletmeyi hedefliyor. Bu stratejiyle, Whoop ve Fitbit Air gibi rakiplerle daha etkin şekilde mücadele edilmesi amaçlanıyor. Şirketin sunduğu yeni tasarımlar ve cihaz türleri, kullanıcıların farklı ihtiyaçlarına yanıt vermeyi hedefliyor. Özellikle ekransız fitness takip cihazı, spor ve sağlık odaklı kullanıcılar için dikkat çekici bir yenilik olarak öne çıkıyor. Apple Watch'un pazar payını artırmak için atılan bu adımlar, markanın inovasyon konusundaki iddiasını bir kez daha gözler önüne seriyor.</p><h3>Apple Watch'ta yeni modeller ve seramik kasa beklentisi</h3><p>Apple Watch için planlanan yeniliklerin ne zaman kullanıcılarla buluşacağı henüz netleşmedi. Ancak sektördeki kaynaklar, yeni seramik kasalı Apple Watch modellerinin 2026 yılında veya önümüzdeki yıl tanıtılabileceğini belirtiyor. Apple'ın bu hamleleriyle, Apple Watch serisinin hem teknoloji tutkunlarına hem de genel kullanıcılara hitap eden daha zengin bir ürün yelpazesi sunması bekleniyor. Şirketin bu stratejik adımları, akıllı saat pazarındaki rekabeti daha da kızıştıracak gibi görünüyor.</p><p>Apple Watch'un geleceğine yönelik bu köklü değişiklikler, teknoloji dünyasında büyük bir heyecan yarattı. Kullanıcılar ve sektör temsilcileri, Apple'ın yeni modeller ve tasarımlarla pazardaki konumunu nasıl güçlendireceğini merakla bekliyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/apple-watch-ailesi-genisl-614_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287049</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/sicak-hava-dalgasinda-cimlerinizi-kahverengiye-donmekten-koruyacak-4-etkili-yontem-287049</link>
      <pubDate>2026-08-10T16:24:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Sıcak hava dalgasında çimlerinizi kahverengiye dönmekten koruyacak 4 etkili yöntem]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Sıcak hava dalgası, bahçelerdeki çimlerin hızla kahverengiye dönmesine yol açıyor. Uzmanlar, özellikle yaz aylarında çimlerin sağlıklı ve yeşil kalması için uygulanması gereken dört temel yöntemi açıkladı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Sıcak hava dalgasında çimlerinizi kahverengiye dönmekten koruyacak 4 etkili yöntem]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında etkisini artıran sıcak hava dalgaları, ev ve bahçe sahiplerini endişelendiriyor. Uzmanlar, özellikle çim alanlarının bu aşırı sıcaklardan hızla etkilenerek kahverengiye dönme riskinin arttığını belirtiyor. Sıcak hava dalgası sırasında çimlerin neden renk değiştirdiğini ve bu süreçte alınması gereken en etkili önlemleri açıklayan çim bakım uzmanı Zaber, çimlerin sağlığını korumak için uygulanabilecek dört temel yöntemi paylaştı.</p><h3>Uzman Zaber: 'Su kaybı çimlerin rengini değiştiriyor'</h3><p>Çim bakım uzmanı Zaber, çimlerin sıcak hava dalgası sırasında kahverengiye dönmesinin başlıca sebebinin su kaybı olduğunu vurguluyor. Aşırı sıcaklar, güneş ışığının uzun süreli ve yoğun bir şekilde toprağa ulaşmasına yol açıyor. Bu durum, topraktaki nemin hızla buharlaşmasına ve çim köklerinin yeterli suya ulaşamamasına neden oluyor. Zaber, bu süreçte çimlerin önce sarardığını, ardından kahverengiye döndüğünü belirtiyor. Çim yapraklarının kendine doğru katlanmasının ise, güneş ışığına maruz kalan yüzey alanını azaltma çabası olduğuna dikkat çekiyor. Eğer çimler kısa sürede yeterli nemle buluşamazsa, erken uykuya geçerek büyümeyi durduruyor ve enerjisini köklerine yönlendiriyor. Bu nedenle, sıcak hava dalgası boyunca çimlerin su ihtiyacına özellikle dikkat edilmesi gerektiği belirtiliyor.</p><h3>Derin ve seyrek sulama ile çimlerinizi koruyun</h3><p>Sıcak hava dalgası süresince çimlerin sağlığını korumanın en önemli adımlarından biri doğru sulama yöntemi olarak öne çıkıyor. Zaber, çimlerin her gün az miktarda sulanmasından ziyade, belirli aralıklarla derinlemesine sulanmasını öneriyor. Bu yöntem, çim köklerinin daha derine inmesini teşvik ederek, suya ulaşma kapasitesini artırıyor. Sabah erken saatlerde yapılan sulama, güneşin etkisinin düşük olduğu dönemde suyun toprakta daha uzun süre kalmasını sağlıyor. Akşam saatlerinde sulama da bir alternatif olarak sunulsa da, bu durumda çim yapraklarının uzun süre ıslak kalması mantar hastalıkları riskini yükseltebiliyor. Sulama sıklığı ve zamanı, sıcak hava dalgası sırasında çimlerin sağlıklı kalmasında belirleyici rol oynuyor.</p><h3>Çim biçme yüksekliğini artırın ve kesim artıklarını bırakın</h3><p>Çimlerin sıcak hava dalgası boyunca kahverengiye dönmesini önlemenin bir diğer yolu, çim biçme makinesinin kesme yüksekliğini artırmak. Uzmanlar, yaz aylarında çimlerin daha uzun bırakılmasının bitkiye daha fazla yaprak alanı kazandırdığını ve fotosentezi kolaylaştırdığını ifade ediyor. Uzun çimler, toprağı gölgelendirerek serin tutuyor ve su buharlaşmasını azaltıyor. Ayrıca, çim biçiminden sonra ortaya çıkan kesim artıklarının bahçede bırakılması da öneriliyor. Bu artıklar, doğal bir malç görevi görerek topraktaki nemin korunmasına yardımcı oluyor ve zamanla toprağa faydalı besin maddeleri kazandırıyor. Böylece, sıcak hava dalgası sırasında çimlerin hem nem hem de besin ihtiyacı dengelenmiş oluyor.</p><h3>Gübreleme için serin günleri bekleyin</h3><p>Sıcak hava dalgası döneminde çimlere gübre uygulamak, beklenmedik olumsuz sonuçlara yol açabiliyor. Zaber, yüksek sıcaklıklar ve düşük toprak nemi nedeniyle gübrelemenin çimlere zarar verebileceğini, hatta gübre yanığına sebep olabileceğini söylüyor. Bu nedenle, gübreleme işlemini daha serin günlere ertelemek ve uygulamanın ardından bolca sulama yapmak büyük önem taşıyor. Gübre, doğru zamanda ve uygun koşullarda uygulandığında, çimlerin besin ihtiyacını karşılayarak sağlıklı büyümesini destekliyor. Ancak sıcak hava dalgası sırasında yapılan yanlış gübreleme, çimlerin iyice strese girmesine neden olabiliyor. Uzmanlar, çim bakımı konusunda sabırlı ve dikkatli olunmasını, özellikle sıcak dönemlerde aceleci davranılmamasını öneriyor.</p><h3>Çim bakımıyla yaz sıcaklarına karşı önlem alın</h3><p>Sıcak hava dalgası süresince çimlerin kahverengiye dönmesini engellemek için, uzmanların önerdiği dört temel yöntemi uygulamak büyük önem taşıyor. Derin ve seyrek sulama, biçme yüksekliğinin artırılması, kesim artıklarının bırakılması ve gübrelemenin serin günlere ertelenmesi, çimlerin sağlıklı ve yeşil kalmasına yardımcı oluyor. Bahçe sahipleri, bu önerileri dikkate alarak yaz aylarında çimlerinin kurumasını önleyebilir ve bahçelerinin estetik görünümünü koruyabilir. Çim bakımı konusunda alınan bu önlemler, hem bitkinin ömrünü uzatıyor hem de bahçelerin sıcak hava dalgası karşısında dirençli olmasını sağlıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/sicak-hava-dalgasinda-cim-668_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287048</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/cilt-sagligi-icin-en-cok-one-cikan-cay-belli-oldu-iste-faydalari-287048</link>
      <pubDate>2026-08-10T16:15:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Cilt sağlığı için en çok öne çıkan çay belli oldu! İşte faydaları]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Cilt sağlığını korumak ve yaşlanma belirtilerini geciktirmek isteyenler için uzmanlar yeşil çayı öne çıkarıyor. Antioksidan deposu yeşil çay, içerdiği kateşinler sayesinde serbest radikallerle savaşıyor, UV hasarını azaltıyor ve iltihabı yatıştırarak cildin genç kalmasına destek sağlıyor. Güneş kreminin yerini almasa da cilt bakım rutinine yapılacak en akıllı ekleme olarak değerlendiriliyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Cilt sağlığı için en çok öne çıkan çay belli oldu! İşte faydaları]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cilt, vücuttaki en büyük organ olarak kirlilik, güneş ışınları ve çevresel stres faktörlerine karşı koruyucu bir bariyer işlevi görüyor. Ancak bu dışsal etkenler zamanla oksidatif strese yol açarak cildin erken yaşlanmasına zemin hazırlıyor. Genetik yapı ve hormonal dalgalanmalar gibi içsel faktörler ise doğal yaşlanma sürecinin kaçınılmaz bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. İçsel faktörleri kontrol etmek mümkün olmasa da cildin sağlığını desteklemek ve güçlendirmek için atılabilecek somut adımlar bulunuyor. Bu adımların başında ise daha fazla çay, özellikle de yeşil çay tüketimi geliyor. Uzmanlar, yeşil çayın cilt sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini bilimsel verilerle destekleyerek bu içeceği günlük rutinin vazgeçilmez bir parçası haline getirmeyi öneriyor.</p><h3>Yeşil çaydaki EGCG cildi nasıl koruyor?</h3><p>Diyetisyen Vandana Sheth, yeşil çayın özellikle epigallokatein gallat yani EGCG başta olmak üzere kateşinler açısından son derece zengin olduğunu vurguluyor. Bu bileşenler güçlü antioksidan ve anti-inflamatuar özellikler taşıyor. Sheth, düzenli yeşil çay tüketiminin sağlıklı bir yaşam tarzının parçası olarak oksidatif stresi ve iltihabı azaltarak cilt sağlığını desteklediğini belirtiyor. Dermatolog Dr. Tanya Kormeili ise farklı çay türlerinin de faydalı olabileceğini ancak yeşil çayın bilimsel araştırmalarla en çok incelenen çay olduğunu söylüyor. Yeşil çay aynı zamanda yüksek konsantrasyonda polifenol içeriyor ve bu polifenoller cildin savunma mekanizmasını güçlendiren kritik bileşenler arasında yer alıyor. Diyetisyenler ve dermatologlar, tüm bu nedenlerle yeşil çayı daha sağlıklı bir cilt için içilebilecek en etkili içecek olarak değerlendiriyor.</p><h3>Serbest radikallere karşı yeşil çayın savunma mekanizması</h3><p>Yıllar içinde cilt hem doğal yaşlanma sürecinden hem de sigara dumanı, hava kirliliği ve güneş ışınları gibi dış etkenlerden ciddi hasar alıyor. Bu süreç oksidatif strese ve serbest radikallerin aşırı üretimine neden oluyor. Serbest radikaller hücrelere zarar vererek kalp hastalığı ve kanser gibi yaşa bağlı rahatsızlıkların riskini artırabiliyor. Dermatolog Dr. Marisa Garshick, yeşil çaydaki kateşinlerin, özellikle EGCG'nin, UV ışınları ve kirlilik tarafından üretilen serbest radikalleri etkisiz hale getirdiğini açıklıyor. Serbest radikallerin kararsız yapıda olmasının sebebi, eşleşmemiş bir elektrona sahip olmaları. Bu nedenle diğer moleküllerden elektron çalarak onlara zarar vermeye çalışıyorlar. EGCG devreye girdiğinde serbest radikale bir elektron bağışlıyor, onu kararlı hale getiriyor ve sağlıklı hücrelerin hasar görmesini engelliyor.</p><p>Dr. Garshick, oksidatif stresin azaltılmasının cildin yaşlanma belirtilerini yavaşlatmaya doğrudan katkı sağladığını belirtiyor. Bunun temel nedeni, serbest radikallerin cildi sıkı ve esnek tutan kolajen ile elastin proteinlerine zarar verebilmesi. Dr. Kormeili bu konuda şunları söylüyor: "Kolajen ve elastini koruyarak daha genç görünümlü bir cilde sahip olabilir ve yaşlanma sürecini belirgin biçimde yavaşlatabilirsiniz." Yeşil çay bu proteinleri koruma altına alarak cildin doğal yapısını muhafaza etmeye yardımcı oluyor.</p><h3>UV hasarına karşı yeşil çayın koruyucu etkisi</h3><p>Fotoaging, cildin ultraviyole radyasyonuna, yani en yaygın biçimiyle güneş ışınlarına maruz kalmasından kaynaklanan erken yaşlanma ve hasar sürecini tanımlıyor. Diyetisyen Sheth, yeşil çayın güneş kreminin yerini tutamayacağını net bir şekilde ifade ederken, araştırmaların yeşil çaydaki polifenollerin UV maruziyetinin tetiklediği iltihap ve oksidatif hasarın bir kısmını hafiflettiğini ortaya koyduğunu aktarıyor. Dr. Indy Chabra ise düzenli yeşil çay kateşini tüketiminin cildin UV kaynaklı kızarıklık eşiğini yükselttiğini vurguluyor. 2021 yılında yayımlanan sistematik bir inceleme ve meta-analiz, kateşin alımının güneş yanığını tetiklemek için gereken minimum UV dozunu artırdığını ortaya koydu. Bu bulgu, yeşil çayın cildin güneşe karşı doğal direncini güçlendirdiğini gösteriyor. Bazı araştırmalar ayrıca EGCG'nin elastin dahil cildin yapısal bileşenlerini UV kaynaklı hasardan korumaya yardımcı olduğunu işaret ediyor. Yeşil çay kesinlikle güneş kreminin alternatifi değil, ancak şapka takma, gölgede kalma ve koruyucu kıyafet giyme gibi güneşten korunma alışkanlıklarını tamamlayan değerli bir destek unsuru olarak öne çıkıyor.</p><h3>İltihap yatıştırıcı etkisiyle cilde nefes aldırıyor</h3><p>Yeşil çaydaki kateşinler antioksidan özelliklerinin yanı sıra güçlü anti-inflamatuar etkilere de sahip. Cilt iltihabı kuruluk, pullanma, kızarıklık, yanma hissi veya kaşıntı şeklinde kendini gösterebiliyor. Bu belirtiler alerjiler, döküntüler ya da sedef hastalığı gibi otoimmün rahatsızlıklarla bağlantılı olabiliyor. Dr. Garshick, yeşil çay tüketiminin inflamatuar cilt rahatsızlıkları için tek başına bir tedavi olarak düşünülmemesi gerektiğini belirtirken, sağlıklı bir beslenme düzeninin parçası olarak düzenli tüketimin vücuttaki genel inflamatuar yükü azaltarak cilde olumlu yansıdığını ifade ediyor.</p><p>İltihabı kontrol altında tutmak aynı zamanda erken yaşlanmanın görünür belirtilerini geciktirmeye de katkı sağlıyor. Yaşla birlikte vücut doğal olarak kolajen ve elastin kaybediyor, bu durum kırışıklıklara ve sarkan cilde yol açıyor. Güneş maruziyeti bu proteinleri parçalayan iltihabı tetikleyerek süreci hızlandırıyor. Yeşil çay bu iltihabın bir kısmını dengelemeye yardımcı olabiliyor. Bilimsel çalışmalar, yeşil çaydaki birincil kateşin olan EGCG'nin UV kaynaklı iltihabın bir bölümünü azalttığını ve uzun vadede kolajeni korumaya destek verdiğini gösteriyor. Dr. Chabra bu mekanizmayı şöyle açıklıyor: "EGCG, fotoaging ile bağlantılı UVB kaynaklı inflamatuar sinyalleşmeyi, yani NF-&#954;B ve MAPK yollarını baskılıyor. Daha az kronik iltihap, daha iyi korunmuş kolajen anlamına geliyor." Bu bilimsel veri, yeşil çayın cildin yapısal bütünlüğünü korumadaki rolünü net biçimde ortaya koyuyor.</p><h3>Yeşil çayı günlük hayata dahil etmenin pratik yolları</h3><p>Sıcak çay içmek herkesin tercihi olmayabiliyor. Ancak yeşil çayın tadını çıkarmanın ve cilt sağlığına katkısından faydalanmanın pek çok farklı yolu bulunuyor. Günde bir ila iki fincan yeşil çay sıcak ya da buzlu olarak tüketilebiliyor. Bir standart fincan yani yaklaşık 240 mililitre yeşil çay 25 ila 50 miligram arasında kafein içeriyor. Kafeinden kaçınmak isteyenler için faydalı polifenol bileşiklerini koruyan kafeinsiz yeşil çay seçenekleri de piyasada mevcut. Sheth bu konuda tüketicilere kafeinsiz versiyonları da güvenle tercih edebileceklerini söylüyor. Buzlu yeşil çay hazırlamak için çayı demledikten sonra buzdolabında soğutmak ya da doğrudan buz üzerine dökmek yeterli oluyor.</p><p>Yeşil çayı tüketmenin yaratıcı bir yolu da soğutulmuş demlenmiş yeşil çayı smoothie için sıvı taban olarak kullanmak. Sheth, meyvelerle harmanlandığında daha da güçlü bir antioksidan desteği elde edildiğini belirtiyor. Bir diğer alternatif ise matcha. Matcha, geleneksel yeşil çaya kıyasla daha fazla kateşin içeren toz haline getirilmiş bir Japon yeşil çayı. Bunun sebebi, suda demlenen yaprak yerine çay yaprağının tamamının tüketilmesi. Matcha sıcak veya buzlu olarak içilebiliyor, sütle karıştırılarak matcha latte de hazırlanabiliyor. Ancak matcha doğal olarak acımsı bir tada sahip olduğundan hazır satılan birçok versiyonda eklenen tatlandırıcılar bulunuyor, bu nedenle etiket okumak önem taşıyor.</p><h3>Yeşil çayın topikal kullanımı: İçmek mi sürmek mi daha etkili?</h3><p>Yeşil çayı sadece içmek değil, cilde doğrudan uygulamak da bir seçenek olarak değerlendiriliyor. Soğutulmuş yeşil çay poşetleri şişmiş veya tahriş olmuş cildi yatıştırmak için pratik bir çözüm sunuyor. Bunun ötesinde, yeşil çay özü ile formüle edilmiş topikal kremler de piyasada yer alıyor. Bu kremlerin UV koruması sağlayabileceği, akneyi iyileştirebileceği ve kırışıklıkları azaltabileceği öne sürülüyor. Ancak bu alandaki kanıtlar henüz yeterli düzeyde değil ve daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyuluyor. Kendi cilt bakım ürününü formüle etmiş bir uzman olan Dr. Chabra, yeşil çayın içildiğinde en iyi sonucu verdiğini söylüyor. Chabra şu önemli uyarıyı yapıyor: "Reçete edilen dozlarda kullanıldığında bile yeşil çay bileşenleri kararsız olabiliyor ve oksitlenebiliyor. Bu kararsızlık, birçok topikal yeşil çay ürününün beklentilerin altında kalmasının tam nedeni." Bu nedenle uzmanlar, yeşil çayın cilt sağlığı üzerindeki faydalarından en verimli şekilde yararlanmak için onu düzenli olarak içmeyi öneriyor.</p><p>Sonuç olarak yeşil çay, bilimsel araştırmalarla desteklenen güçlü antioksidan ve anti-inflamatuar özellikleri sayesinde cilt sağlığını korumak ve yaşlanma belirtilerini yavaşlatmak isteyenler için en etkili doğal içecek olarak öne çıkıyor. Güneş kreminin ya da tıbbi tedavilerin yerini almasa da sağlıklı bir yaşam tarzı ve dengeli beslenme ile birleştirildiğinde cildin savunma mekanizmasını güçlendiren değerli bir destek unsuru oluyor. Günde bir ila iki fincan yeşil çay ya da bir matcha latte, cildinize yapabileceğiniz en basit ama en etkili yatırımlardan biri olabilir.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/cilt-sagligi-icin-en-cok--374_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287047</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/orta-yasta-hareket-etmek-ilerleyen-yaslarda-beyin-sagligini-korumayla-iliskili-bulundu-287047</link>
      <pubDate>2026-08-10T15:50:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Orta yaşta hareket etmek ilerleyen yaşlarda beyin sağlığını korumayla ilişkili bulundu]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Texas Üniversitesi San Antonio Sağlık Merkezi'nin yürüttüğü geniş çaplı araştırmada, orta yaşta düzenli fiziksel aktivite ve sağlıklı kardiyovasküler değerlerin, ilerleyen yaşlarda bilişsel gerilemeyi anlamlı biçimde yavaşlattığı ortaya kondu. Özellikle San Antonio'da yaşayan Hispanik topluluklar üzerinde yapılan analizler, kalp sağlığının beyin fonksiyonları üzerindeki etkisini gözler önüne serdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Orta yaşta hareket etmek ilerleyen yaşlarda beyin sağlığını korumayla ilişkili bulundu]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Texas Üniversitesi San Antonio Sağlık Merkezi'nin yeni çalışması, orta yaşta sürdürülen fiziksel aktivite ve kardiyovasküler sağlık düzeyinin, ilerleyen yıllarda zihinsel fonksiyonların korunmasında önemli rol oynadığını gösterdi. Araştırmacılar, San Antonio'da yaşayan 402 yetişkini uzun yıllar boyunca takip etti. Katılımcıların ortalama yaşı 57,9 olurken, yüzde 52'si Hispanik kökenliydi ve yüzde 58,5'ini kadınlar oluşturdu. 23 Temmuz'da Alzheimer &amp; Dementia: Behavior &amp; Socioeconomics of Aging dergisinde yayımlanan bulgulara göre, orta yaşta yapılan herhangi bir fiziksel aktivite, özellikle Hispanik topluluklarda bilişsel gerilemenin hızını yavaşlatıyor. Buna karşılık, Hispanik olmayan beyaz katılımcılarda ise açlık kan şekeri düzeyinin düşük tutulması, zihinsel performansta uzun vadeli avantaj sağlıyor.</p><h3>Claudia Satizabal'dan kalp sağlığı ve beyin ilişkisine vurgu</h3><p>Çalışmanın baş araştırmacılarından Claudia Satizabal, kardiyovasküler sağlığı iyileştirmenin, Alzheimer hastalığı ve diğer demans türlerinin toplum üzerindeki yükünü azaltabileceğine dikkat çekti. Satizabal, özellikle yüksek risk grubunda yer alan topluluklarda, yaşam tarzı değişikliklerinin beyin sağlığı açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. Texas Üniversitesi Glenn Biggs Enstitüsü'nden bilim insanları, sağlıklı beslenme, sigara kullanımından uzak durma ve fiziksel aktivite gibi davranışsal faktörlerin, kalp sağlığı üzerinden bilişsel yaşlanma sürecini doğrudan etkilediğini belirtti. Bu çerçevede, Amerikan Kalp Derneği'nin Hayatın Basit 7 (LS7) kriterleriyle değerlendirilen kardiyovasküler sağlık puanı, araştırmada temel gösterge olarak kullanıldı. Daha önceki araştırmaların da gösterdiği gibi, yüksek LS7 puanına sahip bireylerde demans riski belirgin şekilde azalıyor. Ancak mevcut çalışma, bu ilişkinin etnik gruplara göre farklılık gösterebileceğini ortaya koydu.</p><h3>San Antonio'da Hispanik topluluklar daha fazla risk altında</h3><p>Amerika Birleşik Devletleri'nde 6,7 milyon kişinin Alzheimer hastalığıyla mücadele ettiği biliniyor. Özellikle Hispanik topluluklar, bu hastalığın orantısız yükünü taşıyor. San Antonio'da yapılan araştırmada, 65 yaş ve üzerindeki Hispanik yetişkinlerin yüzde 14'ünde Alzheimer hastalığı saptanırken, aynı yaş grubundaki Hispanik olmayan beyazlarda bu oran yüzde 10'da kaldı. Meksika kökenli Amerikalılar arasında diyabet, obezite ve dislipidemi gibi kardiyovasküler risk faktörlerinin de yaygın olduğu görüldü. Her biri, bilişsel gerileme ve demans riskini artırıyor. Buna rağmen, Hispanik topluluklar Alzheimer araştırmalarında genellikle yeterince temsil edilmiyor. Bu eksiklik, bilim insanlarının riskin gelişimini tam olarak anlamasını ve etkili önleyici stratejiler geliştirmesini engelliyor.</p><h3>Uzun vadeli veriler, risk faktörlerini netleştiriyor</h3><p>Texas Üniversitesi araştırmacıları, San Antonio Kalp Çalışması (SAHS) ve San Antonio Yaşlanma Uzunlamasına Çalışması (SALSA) verilerini birleştirerek, orta yaştaki kardiyovasküler sağlığın ilerleyen yaşlarda bilişsel performans üzerindeki etkisini inceledi. SAHS, 1979'dan 2000'li yıllara kadar 5 binden fazla kişiyi takip ederek, tip 2 diyabet ve kalp hastalığının nedenlerini araştırdı. SALSA ise, bu katılımcıların yaşlanma sürecindeki sağlık değişimlerini izledi. Araştırmacılar, 11 soruluk Mini-Mental Durum Değerlendirmesi ile katılımcıların bellek, dikkat ve düşünme becerilerini dört kez ölçtü. Elde edilen veriler, yaş, cinsiyet, eğitim ve gelir gibi demografik değişkenlerle birlikte analiz edildi. Ayrıca, çalışmadan erken ayrılan katılımcıların sonuçları etkileme olasılığı da istatistiksel olarak kontrol edildi.</p><h3>Fiziksel aktivite ve glukoz kontrolü bilişsel gerilemeyi yavaşlatıyor</h3><p>Analizler, herhangi bir düzeyde fiziksel aktivitenin, özellikle Meksika kökenli Amerikalılar arasında daha yavaş bilişsel gerileme ile ilişkili olduğunu ortaya koydu. Araştırmada, yalnızca hareketsiz bir yaşam tarzından kaçınmanın dahi ilerleyen yaşlarda zihinsel fonksiyonları koruyabildiği vurgulandı. Hispanik olmayan beyaz katılımcılar arasında ise açlık glukoz düzeyinin 126 mg/dL veya altında tutulması, bilişsel gerileme riskini azaltıyor. Açlık glukozu, sekiz ila on iki saatlik açlık sonrası kan şekerinin ölçülmesiyle belirleniyor ve bu değer, beyin sağlığı açısından kritik kabul ediliyor. Çalışmanın ilk yazarı Janette Vazquez, elde ettikleri bulguların, orta yaşta fiziksel aktiviteye başlamanın ve kan şekeri kontrolünün, yaşlılıkta bilişsel performans üzerinde anlamlı etki yarattığını söyledi. Vazquez, etnik kökenler arasında belirlenen bu farklılıkların, daha büyük örneklemlerle desteklenmesi gerektiğini de ekledi.</p><h3>Alınacak önlemlerle Alzheimer riski azaltılabilir</h3><p>Uzmanlar, kardiyovasküler sağlığın yaşam boyu izlenmesinin, bilişsel gerileme riskini azaltmada etkili bir strateji olabileceğini ifade ediyor. LS7 puanının yükseltilmesi, yani sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, sigaradan uzak durma, kan basıncı ve glukoz seviyesinin kontrolü, hem kalp hem de beyin sağlığını destekliyor. Özellikle Hispanik topluluklarda, bu tür önlemlerle Alzheimer ve benzeri demans türlerinin yaygınlığının önemli ölçüde azaltılabileceği belirtiliyor. Araştırmacılar, toplumun farklı kesimlerinde risk faktörlerinin izlenmesi ve önleyici sağlık politikalarının geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Texas Üniversitesi San Antonio Sağlık Merkezi ve Glenn Biggs Enstitüsü, bu alanda yürüttükleri uzun vadeli çalışmalarla, hem bireylerin hem de toplumun genel sağlığını korumayı hedefliyor. Sonuç olarak, orta yaşta atılan adımların, ilerleyen yıllarda zihinsel fonksiyonlar üzerinde belirleyici olduğu bir kez daha kanıtlanmış oldu.</p><p>Sonuç olarak, Texas Üniversitesi'nin San Antonio'da yürüttüğü bu kapsamlı araştırma, orta yaşta sürdürülen fiziksel aktivite ve sağlıklı kardiyovasküler değerlerin, yaşlılıkta bilişsel gerilemeyi yavaşlatmada kilit rol oynadığını ortaya koydu. Özellikle Hispanik topluluklarda riskin yüksek olması, önleyici sağlık politikalarının ve farkındalık çalışmalarının önemini bir kez daha gündeme taşıyor. Uzmanlar, toplumun her kesimini erken yaşlarda sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanmaya davet ediyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/orta-yasta-hareket-etmek--342_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287046</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/youtubeun-androiddeki-autoplay-ayari-kullanicilari-ikiye-boldu-287046</link>
      <pubDate>2026-08-10T15:49:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[YouTube'un Android'deki autoplay ayarı kullanıcıları ikiye böldü]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[YouTube, Android uygulamasında autoplay yani otomatik oynatma özelliğinde yaptığı değişiklikle binlerce kullanıcının tepkisini topladı. Kullanıcılar, videoların en son kaldıkları yerden değil baştan başlamasından şikâyet ediyor ve çözüm bekliyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[YouTube'un Android'deki autoplay ayarı kullanıcıları ikiye böldü]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>YouTube, Android uygulamasında autoplay yani otomatik oynatma ayarını değiştirdi. Son güncellemeyle birlikte, kullanıcılar uygulamayı tekrar açtıklarında en son izledikleri video otomatik olarak oynuyor fakat video, kaldığı yerden değil baştan başlıyor. Bu değişiklik, özellikle Android kullanıcıları arasında büyük bir tartışmaya yol açtı. Binlerce kişi, YouTube'un destek forumlarında ve Reddit'te bu yeni autoplay davranışına tepki gösteriyor. Kullanıcılar, autoplay özelliğinin kendilerini zor durumda bıraktığını ve eski sistemin daha verimli olduğunu savunuyor.</p><h3>YouTube'dan autoplay değişikliği kullanıcıları rahatsız etti</h3><p>Mart 2026'dan bu yana artan şikayetler, autoplay ayarının kasıtlı bir güncelleme mi yoksa bir hata mı olduğu konusunda netlik olmaması nedeniyle daha da büyüdü. Özellikle Android kullanıcıları, YouTube uygulamasını yeniden açtıklarında videoların en son kaldığı noktadan devam etmesini bekliyor. Ancak autoplay özelliği, videoyu baştan başlatınca izleme deneyimi olumsuz etkileniyor. Bu durum, YouTube'un destek sayfalarında ve sosyal medyada yoğun olarak tartışılıyor. Birçok kullanıcı, autoplay fonksiyonunun eski haline dönmesini talep ediyor.</p><h3>Kullanıcılar autoplay için çözüm bekliyor</h3><p>Autoplay değişikliğiyle ilgili tartışmalar hız kesmeden devam ediyor. Kullanıcılar, YouTube'un bu ayarı geri alması ya da en azından kişiselleştirilebilir bir seçenek sunmasını istiyor. Şikayetlerin artmasıyla birlikte, autoplay özelliğinin geleceği merak konusu oldu. Şu ana kadar YouTube veya Google cephesinden resmi bir açıklama gelmedi. Ancak kullanıcıların baskısı sürüyor ve autoplay davranışıyla ilgili bir güncelleme beklentisi giderek yükseliyor. Android'de autoplay sorunu yaşayanlar, platformun izle-izleye çözüm üretmesini talep ediyor.</p><p>Sonuç olarak, YouTube'un Android autoplay ayarında yaptığı bu değişiklik, kullanıcı deneyimini olumsuz etkilediği için tartışmalara yol açtı. Kullanıcılar, autoplay fonksiyonunun eski haline dönmesini ya da daha iyi bir çözüm sunulmasını bekliyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/youtubeun-androiddeki-aut-843_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287045</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/cinin-uzay-yarisinda-kritik-hamle-landspace-roketi-firlatilip-geri-indirecek-287045</link>
      <pubDate>2026-08-10T15:48:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Çin'in uzay yarışında kritik hamle! Landspace roketi fırlatılıp geri indirecek]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Çin'in özel uzay şirketi Landspace, yeniden kullanılabilir roket teknolojisinde çığır açabilecek büyük bir fırlatma ve iniş denemesi için 10 Ağustos tarihini belirledi. Başarılı bir sonuç, şirketi dünya genelinde operasyonel yeniden kullanılabilir roket geliştiren az sayıdaki kuruluş arasına taşıyacak.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Çin'in uzay yarışında kritik hamle! Landspace roketi fırlatılıp geri indirecek]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çin merkezli özel uzay şirketi Landspace, yeniden kullanılabilir roket teknolojisinde dönüm noktası olabilecek kapsamlı bir fırlatma ve iniş denemesi için geri sayıma geçti. Şirket, 10 Ağustos'u hedefleyen bu kritik misyonla birlikte Çin'in ticari uzay sektöründe yepyeni bir sayfa açmayı planlıyor. Söz konusu deneme, roketin uzaya fırlatıldıktan sonra Dünya'ya güvenli biçimde geri dönmesini sağlayacak teknolojilerin gerçek koşullarda sınanması anlamına geliyor. Misyon başarıyla tamamlanırsa Landspace, dünya genelinde yeniden kullanılabilir fırlatma araçları üzerinde çalışan sınırlı sayıdaki kuruluş arasına girmiş olacak. Bu gelişme, Çin'in uzay alanındaki ticari hırslarının ne denli ciddi bir ivme kazandığını gözler önüne seriyor.</p><h3>Landspace'in yeniden kullanılabilir roket programı neden bu kadar önemli?</h3><p>Landspace'in planlanan uçuş denemesi, uzun süredir devam eden yoğun bir hazırlık sürecinin ardından gerçekleşecek. Şirket mühendisleri, yeniden kullanılabilir roketin itme gücü, uçuş kontrol mekanizmaları ve kurtarma sistemlerinin performansını titizlikle değerlendirdi. Geliştirilen teknolojiler, roket aşamasının fırlatma görevini tamamlamasının ardından kontrollü şekilde yeryüzüne inmesini hedefliyor. Yeniden kullanılabilir roket tasarımı, motor kontrolünden navigasyona, aerodinamik dengeden iniş prosedürlerine kadar birçok sistemin birbiriyle kusursuz uyum içinde çalışmasını zorunlu kılıyor. Başarılı bir kurtarma operasyonu için uçuş dizisinin her aşaması son derece dar tolerans sınırları içinde yürütülmek zorunda. Bu nedenle yeniden kullanılabilir roket geliştirmek, uzay mühendisliğinin en zorlu alanlarından biri olarak kabul ediliyor. Landspace'in bu alandaki kararlı adımları, şirketin küresel ölçekte rekabet edebilecek bir teknolojik altyapı oluşturma konusundaki ciddiyetini ortaya koyuyor.</p><h3>Yer testlerinden gelen veriler güveni artırdı</h3><p>Planlanan fırlatma öncesinde Landspace, roket sistemlerinin doğru ve güvenilir biçimde çalıştığını teyit etmek amacıyla kapsamlı yer testi kampanyaları tamamladı. Bu testler, mühendislere performans düzeyi, sistem güvenilirliği ve farklı bileşenler arasındaki koordinasyon hakkında kritik veriler sağladı. Şirket, son değerlendirmelerin öngörülerle örtüşen sonuçlar ürettiğini kamuoyuyla paylaştı. Landspace, X sosyal medya platformu üzerinden yaptığı açıklamada dikkat çekici ifadeler kullandı: "Tüm sistemler normal şekilde çalıştı ve test verileri beklentileri karşıladı. Sistem operasyonlarının doğruluğu ve koordinasyonu doğrulandı, yaklaşan uçuş görevleri için sağlam bir temel oluşturuldu." Bu açıklama, şirketin yeniden kullanılabilir roket programına duyduğu özgüveni açıkça yansıtıyor. Yer testlerinden elde edilen sonuçlar, mühendislerin gerçek uçuş ortamının getireceği zorlu koşullara hazırlanmasında belirleyici rol oynayacak. Zira yeniden kullanılabilir bir roket; fırlatma anı, atmosfere yeniden giriş ve iniş sürecinde aşırı sıcaklık, basınç ve titreşim gibi zorlu koşullarla başa çıkmak durumunda. Bu gerçeklik, laboratuvar ortamının ötesinde fiili uçuş testlerini kaçınılmaz bir adım haline getiriyor.</p><h3>Space.com 10 Ağustos tarihini doğruladı</h3><p>Uluslararası uzay haberleri platformu Space.com, Landspace'in 10 Ağustos'u hedefleyen bir fırlatma ve iniş denemesi planladığını doğruladı. Haber kaynağı, misyonun yeniden kullanılabilir roket teknolojisindeki ilerlemenin somut bir gösterimi olarak taşıdığı önemi vurguladı. Şirketin bu girişimi, özel uzay firmalarının gelişmiş fırlatma teknolojisi geliştirme sürecine ne denli aktif biçimde dahil olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Yaklaşan deneme, her hedefin tam anlamıyla gerçekleşmediği senaryolarda bile son derece değerli bilgiler sunacak nitelikte. Uçuş testleri, mühendislerin teknik zorlukları yerinde tespit etmesine ve doğrudan operasyonel deneyim aracılığıyla gelecekteki tasarımları iyileştirmesine imkân tanıyor. Bu yönüyle misyon, başarı ya da kısmi başarısızlık fark etmeksizin Landspace'in yeniden kullanılabilir roket yol haritasında kritik bir kilometre taşı olacak.</p><h3>Çin'in ticari uzay yarışı kızışıyor</h3><p>Yeniden kullanılabilir roket geliştirme çalışmaları, günümüz uzay endüstrisinin en öncelikli gündem maddelerinden birine dönüştü. Fırlatma maliyetlerinin düşürülmesi ve roketlerin daha kısa sürede yeniden kullanıma hazır hale getirilmesi; büyük uydu ağlarının kurulmasını, bilimsel görevlerin çeşitlenmesini ve gelecekteki derin uzay keşif projelerinin hayata geçirilmesini destekleyebilir. Çin açısından bakıldığında, Landspace gibi özel şirketlerin kaydettiği ilerleme, ülkenin uzay faaliyetlerinde ticari katılımı genişletme stratejisinin somut bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Pekin yönetimi, fırlatma sistemlerinden uzay aracı geliştirmeye, yörünge altyapısından uydu teknolojilerine kadar geniş bir yelpazede büyük yatırımlar gerçekleştirdi. Başarılı bir yeniden kullanılabilir roket gösterimi, Landspace'in Çin'in hızla büyüyen ticari fırlatma pazarındaki konumunu önemli ölçüde güçlendirecek. Aynı zamanda bu başarı, özel sektör oyuncularının küresel uzay teknolojisinin geleceğini nasıl şekillendirdiğine dair çarpıcı bir örnek teşkil edecek.</p><p>Landspace'in yaklaşan yeniden kullanılabilir roket denemesi, uluslararası uzay camiası tarafından büyük ilgiyle takip ediliyor. Araştırmacılar ve sektör uzmanları, aracın performansını ve teknolojinin gelecekteki potansiyelini yakından inceleyecek. Şirketlerin fırlatma maliyetlerini aşağı çekmek ve yörüngeye erişimi kolaylaştırmak için kıyasıya rekabet ettiği küresel uzay endüstrisinde, Landspace'in 10 Ağustos'taki denemesi yeni dengelerin habercisi olabilir. Sonuç ne olursa olsun, bu misyon Çin'in ticari uzay alanındaki kararlılığını ve yeniden kullanılabilir roket teknolojisine verdiği stratejik önemi bir kez daha teyit ediyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/cinin-uzay-yarisinda-krit-719_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287043</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/cay-tiryakilerine-iyi-haber-demleme-suresi-sagliginizi-etkiliyor-287043</link>
      <pubDate>2026-08-10T15:47:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Çay tiryakilerine iyi haber! Demleme süresi sağlığınızı etkiliyor]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[ABD'nin Chicago kentinde yer alan Kuzeybatı Üniversitesi'nde gerçekleştirilen araştırmada, çayın suyu toksik ağır metalleri önemli ölçüde azalttı. Bilim insanları, özellikle siyah çayın kurşun ve kadmiyum gibi zararlı maddeleri tutma konusunda etkili olduğunu açıkladı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Çay tiryakilerine iyi haber! Demleme süresi sağlığınızı etkiliyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD'nin Chicago kentindeki Kuzeybatı Üniversitesi'nde yürütülen yeni bir araştırma, çayın suyu ağır metallerden arındırma özelliğini ortaya koydu. Araştırmada, demlenme sırasında kurşun ve kadmiyum gibi tehlikeli toksik metallerin büyük oranda çay yapraklarında kaldığı, bu sayede içilecek çayda zararlı maddelerin seviyesinin düştüğü saptandı. Bilim insanları, bu bulgunun özellikle su kirliliği endişesinin arttığı günümüzde halk sağlığı açısından büyük önem taşıdığını vurguladı.</p><h3>Kuzeybatı Üniversitesi: Siyah çay ağır metalleri daha iyi tutuyor</h3><p>Kuzeybatı Üniversitesi'nden araştırmacılar, siyah, yeşil ve papatya çayı dahil olmak üzere farklı çay türlerini test etti. İnce doğranmış siyah çayın, toksik ağır metalleri diğer çeşitlere göre daha etkili şekilde tuttuğu tespit edildi. Ayrıca, çayın demlenme süresi uzadıkça, suyun içindeki kurşun ve kadmiyum gibi zararlı maddelerin daha fazla azaldığı görüldü. Örneğin, beş dakika boyunca demlenen çayın kurşun seviyesinde %15 oranında düşüş yaşandı. Bu sonuçlar, çayın demleme şeklinin ve süresinin sağlık üzerinde doğrudan etkili olduğunu gösterdi.</p><h3>Çay poşeti seçimi de ağır metal temizliğinde etkili</h3><p>Araştırmada ayrıca, selülozdan üretilen çay poşetlerinin, pamuklu ve naylon poşetlere göre suyun içindeki ağır metallerin uzaklaştırılmasında daha başarılı olduğu ortaya çıktı. Bilim insanları, çayın bu özelliğinin özellikle su kirliliği riski taşıyan bölgelerde yaşayanlar için ekstra bir koruma sağlayabileceğini belirtti. Araştırmacılar, çayın sadece bir içecek olmanın ötesinde, potansiyel bir sağlık koruyucusu olarak da değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.</p><p>Sonuç olarak, Kuzeybatı Üniversitesi'nin bu araştırması, çayın toksik ağır metallerin insan vücuduna geçişini azaltma potansiyelini bilimsel olarak ortaya koydu. Uzmanlar, çay tüketicilerinin doğru demleme yöntemleri ve poşet seçimleriyle sağlık risklerini azaltabileceğini belirtiyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/cay-tiryakilerine-iyi-hab-780_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287042</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/japonyada-guvercinlerle-sanat-testi-bilimi-sasirtti-287042</link>
      <pubDate>2026-08-10T15:46:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Japonya'da güvercinlerle sanat testi bilimi şaşırttı]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Japonya'nın Keio Üniversitesi'nde yürütülen deneyde, güvercinlerin çocuk resimlerini ayırt edebilme yeteneği bilim dünyasında büyük yankı uyandırdı. Watanabe Shigeru liderliğindeki ekip, bu sıra dışı araştırmayla Şnobel Ödülü'ne layık görüldü ve sanatsal algının sadece insanlara özgü olmadığını ortaya koydu.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Japonya'da güvercinlerle sanat testi bilimi şaşırttı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Japonya'nın Keio Üniversitesi'nde gerçekleştirilen çarpıcı bir bilimsel araştırmada, güvercinlerin çocuklara ait resimleri ayırt edebildiği belirlendi. Watanabe Shigeru öncülüğündeki ekip, güvercinlere 30 farklı çocuk resmi göstererek, bu kuşların 'iyi' ve 'kötü' olarak sınıflandırılan görseller arasında ayrım yapıp yapamayacağını test etti. Deney, güvercinlerin doğru seçim yaptıklarında yemle ödüllendirilmesiyle ilerledi ve ortalama 22 seansta kuşlar resimleri başarıyla ayırt etti.</p><h3>Watanabe Shigeru: 'Sanatsal algı yalnızca insana özgü değil'</h3><p>Deneyin ikinci aşamasında bilim insanları, güvercinlerin daha önce karşılaşmadıkları resimler üzerindeki tercihlerini gözlemledi. Sonuçlar, kuşların tanımadıkları görsellerde de 'iyi' resimleri seçmeye devam ettiğini gösterdi. Ekip lideri Watanabe Shigeru, bu bulguların sanatsal yeteneklerin yalnızca insanlara ait olduğu yönündeki yaygın inancı sorguladığını vurguladı. Araştırmanın, güvercinlerin beklenmedik bilişsel ve algısal yeteneklere sahip olduğunu ortaya koyduğu belirtildi.</p><h3>Şnobel Ödülü güvercin araştırmasına geldi</h3><p>Keio Üniversitesi'nin bu yenilikçi çalışması, bilim dünyasında büyük ilgi gördü ve ekibe Nobel'in mizahi versiyonu olarak bilinen Şnobel Ödülü'nü kazandırdı. Araştırma, hayvanların sanatsal algı ve değerlendirme kapasitesine dair yeni tartışmalar başlatırken, güvercinlerin karmaşık görsel ayrımları başarabilmesiyle ilgili merakı artırdı. Bu deney, insan dışındaki canlıların sanatsal algısı konusunda bilim insanlarına yeni bir bakış açısı sundu.</p><p>Güvercinlerle yürütülen bu deney, sanatsal algının evrenselliği ve hayvanların bilişsel sınırları hakkında önemli soruları gündeme getiriyor. Araştırmanın sonuçları, gelecekte benzer çalışmalar için ilham kaynağı olmayı sürdürecek.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/japonyada-guvercinlerle-s-437_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287041</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/milyonlarca-kisi-risk-altinda-covid-eski-virusleri-uyandiriyor-287041</link>
      <pubDate>2026-08-10T15:46:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Milyonlarca kişi risk altında! COVID eski virüsleri uyandırıyor]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Boston Çocuk Hastanesi'nde yürütülen kapsamlı bir araştırma, COVID-19 sonrası hastalarda yıllardır vücutta gizlenen 11 farklı virüsün yeniden aktif hale geldiğini ortaya koydu. Araştırmada özellikle anellovirüslerin, uzun COVID ile güçlü bir ilişki gösterdiği vurgulandı. Uzmanlar, bu bulguların milyonlarca kişiyi ilgilendiren uzun COVID'in anlaşılması ve tedavisi için kritik öneme sahip olduğuna dikkat çekiyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Milyonlarca kişi risk altında! COVID eski virüsleri uyandırıyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Boston Çocuk Hastanesi'nde gerçekleştirilen geniş kapsamlı bir araştırma, COVID-19 nedeniyle hastaneye yatırılan bireylerde, yıllardır vücutta sessiz kalan 11 farklı virüsün yeniden aktif hale geldiğini ortaya koydu. Çalışmada, özellikle anellovirüs adı verilen ve toplumun yaklaşık yüzde 90'ında bulunan bir virüs ailesinin, uzun COVID ile en güçlü şekilde bağlantılı olduğu belirlendi. Uzmanlar, bu bulgunun milyonlarca uzun COVID hastasının tedavisinde yeni bir dönemin kapılarını aralayabileceğini belirtiyor.</p><h3>Dr. Ofer Levy: 'Anellovirüsler uzun COVID'in arkasındaki gizli etken olabilir'</h3><p>Boston Çocuk Hastanesi Hassas Aşılar Programı'nın başında yer alan Dr. Ofer Levy, araştırmanın baş araştırmacısı olarak dikkat çekiyor. Dr. Levy, yıllardır vücutta sessiz kalan ve çoğu insanın farkında dahi olmadığı anellovirüslerin, COVID-19'un ardından yeniden aktif hale gelmesinin, uzun COVID olarak bilinen ve milyonlarca insanı etkileyen kronik durumla doğrudan ilişkili olabileceğini vurguladı. Araştırmada, Epstein-Barr, sitomegalovirüs ve herpes simpleks gibi bilinen virüslerin yanı sıra, anellovirüslerin özellikle uzun süreli fiziksel engellilik ve kalıcı semptomlarla daha yakından ilişkili olduğu tespit edildi. Dr. Levy, "Uzun COVID ile anellovirüsler arasında kurulan bu bağlantı, dünya genelinde milyonlarca insanın yaşadığı kronik sağlık sorunlarının anlaşılması açısından büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı.</p><h3>Boston Çocuk Hastanesi'nin dev çalışmasında 1.154 hasta ve 200.000 örnek analiz edildi</h3><p>Amerika Birleşik Devletleri genelinde 20 farklı hastanede yürütülen ve Ulusal Sağlık Enstitüleri tarafından finanse edilen araştırma kapsamında, 1.154 COVID-19 hastası detaylı şekilde takip edildi. Bu süreçte, hastalığın seyrini ve uzun vadeli etkilerini anlamak için 200.000'den fazla biyolojik örnek toplandı ve yaklaşık 1 milyar veri noktası analiz edildi. Boston Çocuk Hastanesi'nden Joann Diray Arce, bu çalışmanın bugüne kadar COVID-19 ile ilgili yapılan en kapsamlı biyomarker araştırması olduğunun altını çizdi. Araştırmacılar, hastaların kan örneklerinde, normalde uyku halinde olması gereken virüslerin genetik materyalini inceledi ve 40 gün içinde 11 farklı virüsün yeniden aktif hale geldiğini tespit etti. En sık rastlananlar arasında Epstein-Barr, herpes simpleks 1, sitomegalovirüs ve anellovirüsler öne çıktı.</p><h3>Viral reaktivasyonun ardında bağışıklık zayıflığı değil iltihap çıktı</h3><p>Çalışmanın dikkat çekici bulgularından biri de, virüslerin yeniden aktif hale gelmesinin her zaman bağışıklık sisteminin zayıflığıyla ilgili olmadığını göstermesi oldu. Dr. Levy ve ekibi, Epstein-Barr ve sitomegalovirüs gibi virüslerin, bağışıklık sistemi normal çalışan hastalarda da yeniden aktifleşebildiğini gözlemledi. Bu hastalarda, özellikle vücutta yüksek seviyede iltihap tespit edildi. Uzmanlar, bu durumun, yaygın kabul görenin aksine, güçlü bir iltihabi yanıtın, virüslerin uyanmasında etkili olabileceğini gösterdiğini vurguladı. Bu bulgu, uzun COVID'in nedenleri ve tedavi yaklaşımları konusunda yeni bir bakış açısı sunuyor.</p><h3>Uzun COVID ve anellovirüs ilişkisi: Yeni tedavi yollarının kapısı aralanıyor</h3><p>Uzmanlar, araştırmanın uzun COVID'in kökenine dair önemli ipuçları sunduğunu belirtiyor. Dr. Levy, "Geleneksel olarak, viral reaktivasyonun zayıflamış bağışıklıkla ilişkili olduğu düşünülür. Ancak burada, güçlü iltihaplı yanıtlar bağlamında virüslerin yeniden aktif hale geldiğini gözlemledik. Bu durum, uzun COVID'in patofizyolojisine dair yeni soruları gündeme getiriyor" dedi. Anellovirüslerin uzun COVID'deki rolüne henüz tam anlamıyla açıklık getirilememiş olsa da, bu virüslerin zararsız kabul edilmesinin yanlış olabileceği ve hastalığa katkıda bulunabileceği ihtimali gündeme geldi. Uzmanlar, anellovirüslere karşı antiviral ilaçların geliştirilmesinin gelecekte mümkün olabileceğini ve bu alanda takip çalışmalarının şart olduğunu ifade ediyor.</p><h3>ABD'de 10 milyon uzun COVID hastası: Tehlike geçmedi, yeni pandemilere hazırlık çağrısı</h3><p>Dr. Levy, COVID-19'un toplumda oluşturduğu tehdidin kamuoyunun algısında azalmasına rağmen, gerçek rakamların hâlâ endişe verici boyutlarda olduğunu belirtti. Amerika Birleşik Devletleri'nde 2025-2026 solunum sezonunda 50.000 kişinin COVID nedeniyle hayatını kaybettiğine ve 10 milyondan fazla yetişkinin uzun COVID ile mücadele ettiğine dikkat çekti. Dr. Levy, "Bu hastaların en iyi sonuçlarla iyileşmelerine yardımcı olmalıyız" diyerek, hem mevcut hastalara destek verilmesi hem de olası yeni koronavirüs pandemilerine karşı hazırlıklı olunması gerektiğini vurguladı. Uzmanlar, COVID-19'dan elde edilen tüm bilimsel derslerin, gelecekte karşılaşılabilecek benzer salgınlara karşı daha etkin bir mücadele için değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.</p><h3>Çalışmanın sınırları ve anellovirüslerin gelecekteki rolü</h3><p>Araştırmacılar, elde edilen bulguların umut verici olmasına rağmen, henüz hiçbir virüsün doğrudan uzun COVID'e neden olduğunun kanıtlanmadığını belirtiyor. Çalışmada yer alan tüm hastaların, hastaneye yatacak kadar ağır COVID geçirenlerden oluştuğu, evde hafif semptomlarla atlatanların ise kapsam dışında bırakıldığı vurgulandı. Ayrıca, anellovirüslerin insan vücudunda tam olarak nasıl bir etki yarattığı halen belirsizliğini koruyor. Dr. Levy, "Anellovirüsler hakkında daha fazla bilgi edinmemiz gerekiyor. Zararsız gibi görünen bu virüslerin hastalığa katkısı olabilir ve bu olasılığı değerlendirmek için yeni takip çalışmaları şart" şeklinde konuştu. Eğer anellovirüslerin uzun COVID'de rolü doğrulanırsa, bu virüslere karşı özel ilaçların geliştirilmesi gündeme gelebilir.</p><h3>Uzmanlar: Anellovirüslerin kontrolü için yeni tedavi stratejileri geliştirilmeli</h3><p>Çalışmayı yürüten ekip, COVID-19 enfeksiyonu sırasında bağışıklık sisteminin anellovirüsler gibi yeniden aktifleşen virüslere verdiği yanıtı anlamak için araştırmalarını sürdürüyor. Araştırmacılar, bu virüslerin kontrol altına alınmasını sağlayacak yeni tedavi yöntemleri geliştirmek ve bu tedavilerin ne zaman uygulanmasının en etkili sonuç vereceğini belirlemek istiyor. Zamanlamanın, müdahalenin başarısı açısından kritik olduğu ifade ediliyor. Dr. Levy, "Uzun COVID ile moleküler ve viral ilişkilerin daha iyi anlaşılması, daha etkili tanı ve tedavi yöntemlerine ulaşmamızı sağlayabilir" diyerek, bilim dünyasının önünde çözülmesi gereken önemli sorular bulunduğuna işaret etti.</p><p>Sonuç olarak, Boston Çocuk Hastanesi'nde yürütülen bu kapsamlı araştırma, anellovirüslerin uzun COVID ile ilişkisine dair bilim dünyasında yeni bir tartışma başlattı. Uzmanlar, elde edilen bulguların hem mevcut uzun COVID hastalarının tedavisinde hem de gelecekteki olası salgınlara hazırlıkta kritik rol oynayabileceğini belirtiyor. Araştırmanın, anellovirüslerin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılması ve yeni tedavi stratejilerinin geliştirilmesi için yol gösterici olması bekleniyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/milyonlarca-kisi-risk-alt-140_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287039</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/24-tv-arafta-sorulara-konuk-oldu-oyuncu-saruhan-hunel-adama-su-vermiyorlar-e-hani-medeniyet-ne-oldu-287039</link>
      <pubDate>2026-08-10T15:21:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[24 TV Arafta Sorular'a konuk oldu! Oyuncu Saruhan Hünel: Adama su vermiyorlar... E hani medeniyet, ne oldu?]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[24 TV Arafta Sorular programında Star Gazetesi Yazarı Esra Elönü'ye konuk olan oyuncu Saruhan Hünel, “Adama su vermiyorlar... E hani medeniyet, ne oldu?” dedi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[24 TV Arafta Sorular'a konuk oldu! Oyuncu Saruhan Hünel: Adama su vermiyorlar... E hani medeniyet, ne oldu?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>24 TV Arafta Sorular programında Star Gazetesi Yazarı Esra  Elönü'nün sorularını yanıtlayan Oyuncu Saruhan Hünel, "Adama su vermiyorlar... E hani medeniyet, ne oldu?" dedi.</p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/araftasorularsaruhan-10082026c805f683.mp4#t=0.5" type="video/mp4"></video><p><b>"Adama Su Vermiyorlar... E Hani Medeniyet, Ne Oldu?"</b></p><p>Tüp kuyruğuna  girmiş bir çocuktum. Yağ kuyruğuna girmiş bir çocuktum. Ama az ama çok, ben  bunları yaşadım. Ben bunları yaşadıktan sonra, bir şeylere zor ulaşan bir çocuk  olduğumuz için, daha doğrusu öyle bir nesil olduğumuz için, şimdiki bazı  rahatlıkları gördüğümüzde kıyas yapıyorsunuz tabii yani.Ben hep de şükrederim  yani. Ne yaparsanız yapın, finalde şu an her şeye ulaşabiliyoruz. Ha,  diyecekler ki, "Bizim paramız yok, ulaşamıyoruz." Ya Allah aşkına, atıyorum bu  bir liralık kupa, on kuruşluk da kupa var. Ama kupa. Anlatabiliyor muyum? O  zamanlar herkesin en fazla iki çift ayakkabısı vardı veya üç çift ayakkabısı  vardı çocukların. Hani orta direkt bir aileden bahsediyoruz. E şimdi... Bir  milyon tane marka var. Bir milyon tane fiyat skalası var. Herkes kendine göre  bir şey bulabiliyor. Bakın, bulabiliyor diyorum. Sıra beklemeden. Ve bütçesine  göre bulabiliyor. Anlatmak istediğim bu şu an. Şartlar böyle yani.Ve insanlara  her zaman şunu söylüyorum: "Ya arkadaş, her zaman daha fazlasını istiyorsunuz  da daha azı olanı niye görmüyorsunuz?" Ben hep onu söylerim. Kendim için de  söylerim.Daha azı olan derken, daha az imkânlara sahip ülkelerden bahsediyorum  yani. Burada belki yine şey diyecekler: "Siyasallaştı, o yaptı." Yok. Hani  mesela ben Afrika'ya gittim. Uganda'ya kadar gittim. Uganda'da kaldığım  turistik şeyi merak ediyordum, oraya gittim.Gece çok sıcaktı. Çıktım, böyle  dışarıda bir karaltı yürüyor. Sonra bir gördüm, oranın vatandaşı, zenci bir  vatandaş, elinde Kalaşnikof'la geziyor kaldığımız otelin bahçesinde.  Resepsiyondaki arkadaşlara dedim, "Ya böyle bir adam..." Dedi ki, "O kadar  açlık var ki otele saldırıyorlar yemek için. Oteli korumak için." E şimdi ben  bunu gördüm. Yıllar önce gördüm bir de. Afrika hâlâ aynı Afrika bu arada.  Düzelen hiçbir şey yok.E dönüp bakıyoruz. E şimdi... Yiyecek için bir yere  saldırı duydun mu Türkiye'de? "Biz çok açtık, gittik lokantayı parçaladık." veya  "Fırını talan ettik." diye.Ben onu görünce buraya diyorum ki, "Aa, iyi." Tabii  ki insanlar, "Avrupa iyi, Amerika iyi." diyor. Ben Amerika'ya da gittim,  gördüm. Hiç de öyle... "Uuu, Amerika..." İşte bazı şeyler uzaktan çok güzel  görünür ya. Çok doğru. Vallahi öyle değil. Turistik değil, ben altı ay orada  dizi çektim.Orada uzun dönem kalınca... O sokakta yatanlar... Çok affedersiniz,  kesif bir idrar kokusu... Bir sürü, bir sürü, bir sürü yani. Ben bunları da  yaşadım. Hani en modern ülkeydi, ne oldu? Medeniyetti, ne oldu? Hani şeyi de  söylemeyeyim ki şöyle şöyle fareler gördüm ben New York'un ortasında. Neye ve  kime göre medeniyet?</p><p>Bir şey  yaşadım ben. Bak, medeniyeti anlatayım.Times Square'a doğru çıkan böyle bir yol  var. Bir tane adamcağız düştü böyle. Ağzından köpükler çıkıyor. Muhtemelen sara  krizi geçiriyordu. Ben de biliyorum nasıl müdahale edeceğimi. Elimi adamın  başının altına koydum böyle, vurmasın diye. İşte sakinleştirmeye çalışıyorum. O  arada birileri bağırıyor: "911'i arayın, ambulans gelsin." falan derken...Neyse,  adamcağız biraz sakinleşti. Ben böyle yerdeyim. Şöyle döndüm. Böyle küçük  büfeler vardır yolun kenarında. Dedim, "Bir tane su verir misin?" Şu kadarcık  bir su verecek bana. Dedi ki, "Parayı öde."Suyu verip de hani orada işimi görüp  parayı ödeyeceğim. Kalkamıyorum ama. Dedi ki, "Parayı öde." Yani adama su  vermiyorlar. E hani medeniyet, ne oldu? Şimdi biz buradan çıkalım. X bir yerde,  şurada arkada lokanta, o bu, açık neresi varsa gitsek. Desek ki, "Ya abimiz,  çok açız. Paramız yok. Yolda kaldık. Bize bir çorbayla bir dilim ekmek ver."  Verirler mi? Verilir.İşte biz böyle bir ülkeyiz. İşte burası medeniyet. Çünkü  geçmişimiz var. Kesinlikle. Toprağın kökü var. Eski bir medeniyetin  çocuklarıyız. Devamı böyle yani. O yüzden medeniyet, baktığınızda, kime göre,  neye göre?</p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/araftasorularsaruhan-100820262d098831.mp4#t=0.5" type="video/mp4"></video><p><b>''Ülkeye kim hizmet ediyorsa alkışlarım, tebrik ederim, dua da  ederim.''</b></p><p>O kendi  başına kurduğun hayatta az insanla muhatap oluyorsun. İşte bu insanlarla  muhatap olmayıp bu baskıları görmemek için aslında... Bu baskıları da tecrübe  etmişimdir ama şu an bana desen ki, "Ya Saruhan, ne zaman, nerede gördün?"  Vallahi hatırlamam.Ama baskı bana çok da şey yapmaz. Takmam yani o baskıyı. Ben  doğru bildiğim yoldayım. Çünkü ben, doğru bildiğim yolda bedavadan yürümem;  araştırırım.Mesela senin programına geleceğim mi? Ben bu programa geleceğim de,  bir araştırayım ya. Bu programda neler oluyor, neler bitiyor, kimler çıkıyor,  neler oluyor diye. Ben o şekilde gelirim.Savunduğum şeylerin üzerine de...  Tekrar demin geriye dönüyorum: Bedavadan muhalefet değil. Okuyarak, öğrenerek,  anlayarak muhalefet yapacaksın. Veyahut da onu taltif edeceksin. "Çok güzel iş  yapılmış, tebrik ederim." diyeceksin.Ya şöyle... Ben deminki mevzuya geleceğim  tekrardan. Bunu bile kişiselleştirmek durumuna soktukları için muhalif  oluyorlar aslında. Mesela burada ülke için değil de, işte, "Ya Esra yapıyor ya bunu.  Esra'yı hiç sevmem ya." veya "Saruhan yapıyor ya bunu. Ben Saruhan'ı hiç  sevmiyorum. Keşke o yapmasa da işte Mehmet yapsa, Ahmet yapsa."Buna gerek yok.  Ya birisi yapsın da bu ülkeye faydası olsun. Kim yaparsa yapsın. Ben  beceremiyorum, Esra da beceremiyor, Ahmet çok iyi beceriyor; Ahmet yapsın.Bence  olmalılar. Onu anlatmaya çalışıyorum. Şahıslara hizmetten bahsetmiyorum ben.  Ülkeye hizmetten bahsediyorum. Ülkeye kim hizmet ediyorsa ben onu alkışlarım,  tebrik ederim. Dua da ederim. "Allah razı olsun." da derim.</p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/araftasorularsaruhan-10082026d0eb4590.mp4#t=0.5" type="video/mp4"></video><p><b>"Düşünsenize, bu gece yatıyorsunuz, sabah bir kalkıyorsunuz,  hiçbir şeyiniz yok. Üzerinize giyecek çamaşırınız yok."</b></p><p>Olaya sadece  bir tarafından bakılıyor gibi geliyor bana aslında. İşte, dernek bunları aldı,  derneğin başındakiler bunları çarçur etti veya yedi, yuttu falan filan. Ya  tamam da o paraları oraya gönderen insanlar, başkaları için, oradaki ihtiyaç  sahipleri için göndermiş. O paralar oraya, ihtiyaç sahiplerine ulaşmadı. Peki,  ulaşmayan paralar ve oradaki ihtiyaç sahiplerinin vebaliyle alakalı olarak  insanlar ne yapacak? Onlara da gidip sormak lazım.Burada bir suç işlenmiş mi?  Evet, işlenmiş. Fakat onun devamında, o suçtan doğan zarar ne durumda? O  insanlar ne durumda?Ben bölgeye gitmiş bir insan olarak, hasbelkader bir  şekilde oraya gittim. 15-20 gün civarı, tam hatırlamıyorum ama kaldım. Orada  sadece insanlar değil, hayvanlar da çok zor durumdaydı. Sahipsiz kalan  hayvanlar vardı, aç kalan hayvanlar vardı. Yani orada tüm canlılar zor  durumdaydı. Ben bunları bizzat kendim gördüm, yaşadım.O insanları dolandıran  diyeyim veya suistimal eden, cezaevinde olan insanlar da buralara gitti. Ya  bunları görüp de bunu nasıl yapabilirsin? Ben oraya gidip geldikten sonra  günlerce burada uyuyamadım yani. Bırak hani bir lira, bir şey, menfaatle  alakalı olarak... Benim bütün dengem bozuldu ya.Çadırlarda yaşayan çok insan  vardı. Çünkü depremin hemen sonrasında değil ama bir sonrasında, bir sonraki  kademede, yani artık yardımlar gittikten ve dağıtılmaya başlandıktan sonra biz  de oraya yardım götürdük. Genelde çocuklara yardım götürmeye çalıştık.Instagram'da  çıkan bazı haberler vardı, onları da oraya koydum. Benim koymamın sebebi, "Bak,  ben bunları yaptım." demek değildi. "Ya ben yapıyorum, siz de yapabilirsiniz  aslında. Ben bu kadar yapıyorum, siz de bu kadar yapabilirsiniz." diye örnek  olsun diye onları orada paylaşıyorum ben. Mutlu olsunlar veya görsünler diye.Ve  orada çocuklarla birebir iletişim kurdum. Niye? Ya tamam, ona bunu verdim, çok  mutlu oldu ama bunu aldıktan sonra benimle paylaşmak istedi. "Beraber resim  yapalım mı?" diyor mesela. Anlatabiliyor muyum? Orada o desteği sağlamak  önemli.E şimdi, bu kadar zorlukla orada mücadele ederken üstünde damı yok, suyu  yok, affedersin tuvaleti yok. Yok, yok... Yokluklar içerisinde. Düşünsenize, bu  gece yatıyorsunuz, sabah bir kalkıyorsunuz, hiçbir şeyiniz yok. Üzerinize  giyecek çamaşırınız yok.E sen bu insanların parasını bu şekilde kullanıyorsan,  ben ne diyeyim ki ya? Diyecek bir şeyim yok yani. Zaten bunu ben değil, gerekli  mecralar onlara soracak, hesabını soracaktır.Öteki taraf mağdur. Oraya da bir  şey yapmak gerekiyor aslında baktığımızda. Onu da söz verip de ulaştıramadık.Ve  ben şuna da inanıyorum: Birçok insan o derneğe iyi niyetli olarak milyonlarca  lira para yolladı. Saygı duyuyorum. İyi niyetle ve inanarak.Bizim Türk insanı  çok merhametlidir. Kesinlikle. Çabuk inanıyor. Evet. Hele ki, hani diyorum ya,  empatiyi kaybettik. Ama böyle çok ağır durumlarda o empati geri geliyor. Fakat  o empatiyi farklı şekilde kullanan insanlara bir şekilde alet olunca da o kale yıkılıveriyor  yani.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/24-tv-arafta-sorulara-kon-983_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287038</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/arktikte-dikkat-ceken-kesif-eriyen-deniz-buzu-atmosferde-yeni-parcaciklar-olusturuyor-287038</link>
      <pubDate>2026-08-10T15:21:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Arktik'te dikkat çeken keşif! Eriyen deniz buzu atmosferde yeni parçacıklar oluşturuyor]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Grönland'ın batısında, Arktik deniz buzunun erimesiyle ortaya çıkan yeni bulut oluşumu süreci bilim dünyasında heyecan yarattı. Birmingham Üniversitesi'nden Zongbo Shi liderliğindeki ekip, Mayıs ve Haziran 2022'de gerçekleştirdiği keşif gezisinde, deniz buzu ve açık su arasındaki kimyasal tepkimelerin, bulut tohumlarının oluşumunda kritik rol oynadığını ortaya koydu. Bu gelişme, Arktik ikliminin geleceğine dair önemli ipuçları sunuyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Arktik'te dikkat çeken keşif! Eriyen deniz buzu atmosferde yeni parçacıklar oluşturuyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Grönland'ın batı kıyılarında, Arktik deniz buzunun erimesiyle birlikte ortaya çıkan sıra dışı bulut oluşumu süreci, uluslararası bir araştırma ekibinin son keşfiyle bilim dünyasının gündemine oturdu. Mayıs ve Haziran 2022'de Birmingham Üniversitesi'nden Zongbo Shi'nin liderliğinde düzenlenen keşif gezisinde, deniz buzu ile açık suyun temas ettiği bölgede gözlemlenen kimyasal reaksiyonların, atmosferde yeni bulut tohumlarının ortaya çıkmasına neden olduğu saptandı. Elde edilen bulgular, Arktik hava koşullarının ve iklim değişikliğinin anlaşılması açısından kritik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.</p><h3>Zongbo Shi ve ekibinden Arktik'te rekor parçacık artışı</h3><p>Shi'nin ekibi, RRS Discovery araştırma gemisiyle Grönland'ın güneydoğu kıyılarından Davis Boğazı'na kadar uzanan bölgede 13 gün boyunca ayrıntılı ölçümler yaptı. Araştırmacılar, deniz buzu kırıldığında ve açık suyla birleştiğinde, deniz ve buzdan atmosfere çeşitli gazların salındığını belirledi. Güneş ışığının etkisiyle bu gazlar, havada yeni parçacıkların oluşumuna yol açtı. Özellikle güçlü güneş ışığına sahip günlerde, santimetreküpteki parçacık sayısı 50'den iki gün içinde 1.500'e fırladı. Arktik'in temiz atmosferi nedeniyle, su buharının yoğunlaşacak bir çekirdek bulması oldukça güçken, bu yeni parçacıkların ortaya çıkışı bölgenin bulut oluşumuna dair bilinenleri değiştirdi. Shi, bu süreçte gözlemlenen yoğunluk ve büyüme hızının kendilerini şaşırttığını vurguladı.</p><h3>Kükürt ve iyotun bulut oluşumundaki rolü ortaya çıktı</h3><p>Araştırma ekibi, bulut oluşumunu tetikleyen kimyasal zincirin iki önemli bileşenini belirledi: kükürt ve iyot. Algler ve diğer deniz organizmaları tarafından salınan kükürt gazı, güneş ışığıyla sülfürik aside dönüşürken, deniz buzu ve Grönland kıyılarından yayılan iyot bileşenleri de iyot asitlerine dönüştü. Elde edilen veriler, bu iki asidin birlikte olduğu günlerde yeni parçacıkların oluştuğunu gösterdi. Önceki çalışmalar, parçacık oluşumunu yalnızca iyot ya da kükürt kaynaklarına bağlarken, Shi'nin ekibi bu iki sürecin birlikte işlediğini ilk kez açık atmosferde doğruladı. Bu bulgu, Arktik'te bulut tohumlarının oluşumuna dair bilimsel bakış açısını kökten değiştirdi.</p><h3>Organik moleküller büyümeyi hızlandırdı</h3><p>Yeni oluşan parçacıkların bulut damlası oluşturacak boyuta gelmesi için büyümesi gerekiyor. Shi'nin ekibi, asitlerin parçacıkları başlatmada etkili olsa da, esas büyümenin organik moleküller sayesinde gerçekleştiğini tespit etti. Okyanus ve buz kenarından yayılan oksijen açısından zengin yüzlerce organik bileşik, parçacıkların hızla büyümesini sağladı. Mao Du ve meslektaşları, buharların 591 farklı türünü katalogladı; bunların 91'i ise daha önce hiç tespit edilmemiş iyot içeren moleküllerden oluşuyordu. Parçacıklar, saatte 1,5 ila 3,6 nanometre hızında büyüyerek, 13 günün sekizinde kısa sürede 20 nanometreye, bazı günlerde ise 100 nanometreye ulaştı. Bu hız, Arktik koşulları için olağanüstü bir gelişme olarak kaydedildi.</p><h3>Buz kenarında alg patlaması ve gaz salınımı</h3><p>Keşif sırasında ekip, ince deniz buzunun altında yoğun bir alg patlaması gözlemledi. Bu algler, güneş ışığını yakalamak için klorofil açısından zenginleşirken, aynı zamanda atmosferdeki kükürt gazı seviyesini artırdı. Rüzgarın, buz ve açık okyanus arasındaki sınır boyunca havayı 24 saate kadar taşıdığı günlerde, organik gazlar rekor seviyelere ulaştı. Ozonun deniz yüzeyindeki yağlı filmle etkileşime girerek aldehitler oluşturduğu ve bu aldehitlerin 420 parçacık/trilyon seviyesine çıktığı tespit edildi. Bu süreçte, parçacıklar ilk gün 30 nanometreye, ikinci gün ise 100 nanometreye ulaşarak, büyüme hızlarını iki katına çıkardı.</p><h3>İklim modelleri Arktik kimyasını yakalayamıyor</h3><p>Shi ve ekibi, mevcut iklim modellerinin bu karmaşık kimyasal zinciri içermediğine dikkat çekti. Araştırmacılar, kükürt ve iyot yollarının ayrı süreçler olarak değil, tek bir zincir halinde ele alınması gerektiğini savundu. Bu eksiklik, modellerin Arktik'teki parçacık oluşumlarını doğru şekilde tahmin edememesine yol açıyor. Ayrıca, ölçülen büyümenin yalnızca yarısı modellenebildi; bunun nedeni olarak ise aletlerin yavaş buharlaşan organik buharları tespit etmede yetersiz kalması gösterildi. Shi, bu sürecin iklim üzerindeki tam etkisinin hâlâ belirsiz olduğunu, çünkü bulut damlalarının kar ve deniz buzu üzerinde ısıyı hapsetme, açık su üzerinde ise güneş ışığını yansıtma potansiyeline sahip olduğunu vurguladı.</p><h3>Deniz buzu erimesiyle Arktik kimyası hızla değişiyor</h3><p>Isınan iklimle birlikte, deniz buzunun kırıldığı bölgelerin genişlemesi ve kimyasal reaksiyonların daha kuzeye kayması bekleniyor. Araştırmacılar, Arktik sularının geçmişe kıyasla daha fazla iyot ve kükürt saldığını belirtiyor. Ancak, bölgeden ne kadar gaz salındığına dair henüz kesin bir ölçüm yok. Bu nedenle, bulut tohumlarının Arktik bulutları ve iklimi üzerindeki etkisi hâlâ araştırılıyor. Shi, bu süreçlerin mekânsal ve zamansal yaygınlığının, bulutların ve iklimin gelecekte nasıl şekilleneceği konusunda büyük bir bilimsel zorluk oluşturduğunu ifade etti. Ayrıca, bu karmaşık kimyanın iklim modellerine tam olarak entegre edilebilmesi için daha fazla finansman ve kaynak gerektiğini belirtti. Ekip, önümüzdeki yıl içinde bu sürecin iklim modellerinde test edilmesini hedefliyor.</p><p>Sonuç olarak, Arktik deniz buzunun erimesiyle ortaya çıkan yeni bulut oluşumu mekanizması, bölgedeki iklim dinamiklerinin ve gelecekteki değişimlerin anlaşılması açısından büyük önem taşıyor. Shi ve ekibinin bulguları, Arktik'teki iklim modellerinin geliştirilmesi ve küresel ısınmanın etkilerinin daha doğru öngörülmesi için kritik bir temel sunuyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/arktikte-dikkat-ceken-kes-224_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287037</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/galaksinin-merkezinden-30000-isik-yili-uzakta-bir-kara-delik-tespit-edildi-287037</link>
      <pubDate>2026-08-10T15:14:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Galaksinin merkezinden 30.000 ışık yılı uzakta bir kara delik tespit edildi]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Maryland Üniversitesi'nin öncülüğünde yürütülen araştırmada, galaksinin merkezinden tam 30.000 ışık yılı uzakta dev bir kara delik tespit edildi. Bu keşif, kara deliklerin yalnızca galaksilerin merkezlerinde bulunmadığına dair teorileri güçlendirirken, astronomi dünyasında büyük yankı uyandırdı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Galaksinin merkezinden 30.000 ışık yılı uzakta bir kara delik tespit edildi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Maryland Üniversitesi ve NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nin ortak çalışmasıyla yürütülen araştırmada, galaksinin merkezinden 30.000 ışık yılı uzaklıkta dev bir kara delik keşfedildi. Zwicky Geçici Tesis'in San Diego County'deki iki teleskopu ile yapılan gözlemler sırasında, Güneş'in kütlesinin yaklaşık bir milyon katı büyüklüğünde olan bu kara delik, bir yıldızı parçalarken tespit edildi. Bölgedeki derin gözlemler, kara deliğin çevresinde herhangi bir galaksi ya da yıldız kümesi bulunmadığını ortaya koydu. Bu gelişme, astronomi dünyasında kara deliklerin yalnızca galaksi merkezlerinde yer aldığına dair yaygın kabulün sorgulanmasına yol açtı.</p><h3>Maryland Üniversitesi ekibi: Kara delik galaksi dışında tespit edildi</h3><p>Kara deliklerin genellikle galaksilerin merkezlerinde bulunduğu düşünülüyor. Ancak Maryland Üniversitesi'nden Suvi Gezari ve ekibi, galaksinin kenarında yer alan bu devasa kara deliği ortaya çıkardı. Zwicky Geçici Tesis tarafından her iki günde bir tüm kuzey gökyüzü taranıyor ve yüz binlerce değişen nesne kaydediliyor. Baş yazar Robert David Stein'in geliştirdiği özel bir program, patlamaları yalnızca galaksilerin merkezlerinde değil, aynı zamanda herhangi bir konumda değerlendirebiliyor. Programın Ağustos 2025'te devreye alınmasının ardından, 4 Kasım 2025'te bu dikkat çekici kara delik patlamasını tespit etti. Stein ve ekibi, patlamanın ışık sıcaklığının yaklaşık 18.000°F (9.900°C) olduğunu ve bu değerin tipik bir yıldız patlamasıyla uyuşmadığını belirledi. Ayrıca, patlamanın zirve noktasındaki parlaklığına dayanarak kara deliğin kütlesini bir milyon Güneş olarak tahmin ettiler.</p><h3>Zwicky Geçici Tesis ve Stein ekibi: Eşi benzeri görülmemiş bir gözlem</h3><p>Stein ve ekibi, galaksinin kenarında gerçekleşen bu olağanüstü patlamayı detaylı bir şekilde inceledi. Ekip, patlamanın olduğu yerde herhangi bir galaksi ya da yıldız kümesi bulunmadığını, yalnızca dört soluk lekenin tespit edildiğini ve patlamanın bunlardan hiçbirinde gerçekleşmediğini açıkladı. Maryland Üniversitesi'nden astronomi profesörü Sylvain Veilleux, "Bir galaksinin dışında bu kadar büyük bir kara delik bulmak şaşırtıcı. Etrafında Samanyolu benzeri bir nesne olması beklenirdi, ancak bu kesinlikle yok" diyerek keşfin önemine vurgu yaptı. Ekip, patlamanın özelliklerini analiz ederek, parçalanan yıldızdan yayılan hidrojen ve helyum bantlarını ölçtü. Bu bulgular, yıldızın kara delik tarafından parçalandığını ve ortaya çıkan gazın aylarca parladığını gösterdi. Bu tür olaylara gelgit bozulma olayı adı veriliyor ve şimdiye kadar neredeyse tüm örnekler galaksi merkezlerinden gelmişti.</p><h3>Galaksi çarpışmaları ve kara deliklerin göçü: İki olası senaryo</h3><p>Astronomlar, bu kara deliğin galaksinin kenarına nasıl ulaştığı konusunda iki ana senaryo üzerinde duruyor. İlk olasılığa göre, daha büyük bir galaksi küçük bir galaksiyi parçaladı ve geride yalnızca kara deliği içeren yoğun bir çekirdek bıraktı. İkinci senaryoda ise, bir galaksinin merkezinde dönen iki kara deliğe üçüncü bir kara delik daha eklendi ve üçlü sistemde en hafif olanı galaksinin dışına fırlatıldı. Her iki durumda da, patlamanın olduğu bölgede herhangi bir parlak nesne tespit edilemedi. Stein ve ekibi, patlamanın solgunlaşmasıyla birlikte yapılacak yeni gözlemlerle hangi senaryonun geçerli olduğunu netleştirmeyi hedefliyor. Bu keşif, galaksi çarpışmaları ve kara delik göçlerinin evrenin dinamik yapısında ne kadar önemli rol oynadığını bir kez daha gözler önüne serdi.</p><h3>Yeni gözlem teknikleri ve Rubin Gözlemevi'nin katkısı</h3><p>2024 yılında galaksinin merkezinden 2.600 ışık yılı uzakta tespit edilen benzer bir kara delik patlaması, bu tür olayların galaksi merkezleri dışında da gerçekleşebileceğini göstermişti. X-ışını araştırmaları ise, merkezden on binlerce ışık yılı uzakta birkaç başka aday kara delik bulunduğunu ortaya koydu. Şili'deki Vera C. Rubin Gözlemevi, Haziran ayında başlattığı on yıllık güney gökyüzü araştırmasıyla bu tür olayların daha sık tespit edilmesine katkı sağlıyor. Stein, Rubin Gözlemevi'nin verileriyle her yıl onlarca off-center patlama bulmayı beklediklerini belirtti. Bu gelişmeler, kara deliklerin galaksilerin kenarlarında da var olabileceği ve evrenin dinamik yapısının tahmin edilenden çok daha karmaşık olduğu görüşünü güçlendirdi. Araştırma, gelecekte kara deliklerin galaksilerdeki dağılımına dair yeni soruların gündeme gelmesine yol açtı.</p><p>Sonuç olarak, Maryland Üniversitesi'nin öncülüğünde gerçekleşen bu keşif, kara deliklerin yalnızca galaksilerin merkezlerinde bulunmadığına dair güçlü bir kanıt sundu. Zwicky Geçici Tesis ve Rubin Gözlemevi gibi modern gözlem araçları sayesinde, astronomlar evrenin daha önce keşfedilmemiş bölgelerinde yeni kara delikler bulmaya devam ediyor. Bu bulgu, hem kara deliklerin oluşumu hem de galaksilerin evrimi hakkında bilim dünyasına yepyeni bir bakış açısı kazandırdı. Önümüzdeki yıllarda yapılacak gözlemlerle, galaksilerin kenarlarında yer alan dev kara deliklerin sıklığı ve oluşum mekanizmaları daha ayrıntılı şekilde ortaya konacak.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/galaksinin-merkezinden-30-555_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287036</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/cocuklarda-melatonin-kullanimi-uykuyu-nasil-etkiliyor-287036</link>
      <pubDate>2026-08-10T15:14:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Çocuklarda melatonin kullanımı uykuyu nasıl etkiliyor?]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Harvard Tıp Fakültesi'nden Dr. Alen Juginovic'in 684 çocuk üzerinde yürüttüğü kapsamlı uyku araştırması, melatonin kullanan çocuklarda REM uykusunda küçük bir azalma tespit ederken, toplam uyku süresi ve solunum kalıpları gibi diğer ölçümlerde herhangi bir fark ortaya koymadı. Uzmanlar, ebeveynlerin bu sonuçlara dayanarak melatonini kendi başlarına kesmemesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Çocuklarda melatonin kullanımı uykuyu nasıl etkiliyor?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Birçok ebeveyn, çocuklarının yatma saatini kolaylaştırmak amacıyla melatonin takviyesine başvuruyor. Ancak bu yaygın uygulamanın çocukların uyku kalitesi üzerindeki etkisi uzun süredir tartışma konusu olmaya devam ediyordu. Harvard Tıp Fakültesi Nörobiyoloji Bölümü'nden Dr. Alen Juginovic, 684 çocuğun gece boyunca kaydedilen uyku verilerini karşılaştırarak bu soruya yanıt aradı. Araştırma sonuçlarına göre melatonin alan çocuklar, almayan yaşıtlarıyla neredeyse aynı süre uyudu. Solunum kalıpları ve kısa gece uyanmaları açısından da iki grup arasında kayda değer bir farklılık gözlemlenmedi. Dikkat çeken tek bulgu ise melatonin kullanan çocukların gecenin biraz daha az bir bölümünü REM uykusunda geçirmesiydi; ancak bu fark bile klinik açıdan önemli sayılamayacak kadar küçük olarak değerlendirildi.</p><h3>REM uykusu neden bu kadar önemli?</h3><p>Uyku, temelde iki ana türe ayrılıyor. Bunlardan ilki olan REM dışı uyku, üç farklı aşamadan oluşuyor ve uyanıklıktan derin yavaş dalgalı uykuya kadar uzanan bir geçiş sürecini kapsıyor. İkinci tür olan REM uykusu ise rüyaların büyük çoğunluğunun gerçekleştiği evre olarak biliniyor. Bu evrede gözler kapalı kapakların arkasında hızla hareket ediyor ve beyin aktivitesi uyanık bir bireyin beyin aktivitesine oldukça yakın bir görünüm sergiliyor. Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü verilerine göre tam bir uyku döngüsü 80 ila 100 dakika sürüyor ve bir gecede dört ila altı kez tekrarlanıyor. Araştırmacılar, uykunun gelişen çocuk beyni için ne anlama geldiğini sorguladıklarında sürekli olarak REM evresine geri dönüyor. Bu durum, REM uykusunun çocuk gelişimi açısından taşıdığı kritik önemi bir kez daha gözler önüne seriyor. Dolayısıyla melatoninin bu evre üzerindeki olası etkisi, bilim insanlarının yakından takip ettiği bir konu haline geldi.</p><h3>Dr. Juginovic 684 çocuğun uyku kayıtlarını karşılaştırdı</h3><p>Dr. Juginovic, araştırmasında melatonin alan her çocuğu, almayan bir çocukla eşleştirdi. Bu eşleştirme yapılırken, sonuçları etkileyebilecek yaş, cinsiyet ve diğer demografik özellikler dikkate alındı. Çocukların bir kısmı evde düzenli olarak melatonin kullanıyordu, diğerleri ise herhangi bir takviye almıyordu. Her çocuğun uyku verisi tek bir gecede, uyku laboratuvarında kaydedildi. Kafa derisine ve göz çevresine yerleştirilen sensörler sayesinde beyin aktivitesi ile göz hareketleri yakalandı ve bu iki sinyal geceyi farklı uyku aşamalarına ayırdı. Bu yöntem, araştırmacılara her çocuğun uyku mimarisini detaylı biçimde inceleme olanağı tanıdı. Ancak çalışmanın tasarımı gereği aynı çocuğun aylar boyunca melatoninli ve melatoninsiz izlenmesi söz konusu olmadı; her çocuk için yalnızca bir gecelik kayıt elde edildi.</p><h3>Beş farklı ölçümde hiçbir fark çıkmadı</h3><p>Araştırmacıların incelediği tüm uyku parametreleri arasında yalnızca bir tanesi iki grubu birbirinden ayırdı: gecenin REM uykusunda geçirilen oranı. Bunun dışında toplam uyku süresi, REM dışı uykunun üç aşamasının tamamı, solunum düzeni, kısa uyanma sayıları ve tekrarlayan bacak hareketleri gibi beş farklı ölçümde melatonin alan ve almayan çocuklar arasında herhangi bir farklılık tespit edilmedi. Bu sonuç, melatoninin genel uyku yapısını bozmadığına işaret ediyor. Çocuklarda uyku, bebeklik döneminde şekillenen bir yapıya sahip ve bir çocuğun ne kadar kaliteli uyuduğu, ergenlik dönemindeki beyin gelişimi açısından büyük önem taşıyor. Dolayısıyla melatoninin bu temel yapıyı değiştirmemesi, araştırmacılar tarafından olumlu bir bulgu olarak yorumlandı.</p><h3>REM bulgusunun arkasında başka faktörler olabilir</h3><p>Melatonin reçetesi alan çocukların tüm çocuk nüfusunu temsil etmediğini belirtmek gerekiyor. Bu çocukların önemli bir kısmı psikiyatrik bir tanı taşıyor ve birçoğu uyku sorunları için başka ilaçlar da kullanıyor. Earth.com'un Dr. Juginovic'e REM bulgusunun ne kadar ciddiye alınması gerektiğini sorması üzerine araştırmacı dikkat çekici bir yanıt verdi. "Bunu temkinli yorumlardım" diyen Dr. Juginovic, REM farkının psikiyatrik tanılar hesaba katıldıktan sonra da devam ettiğini ancak zayıfladığını açıkladı. Diğer uyku ilaçları da hesaba katıldığında ise farkın istatistiksel olarak anlamlılığını yitirdiğini belirtti. Bu durum, altta yatan faktörlerin ilişkinin en azından bir bölümünü açıklayabileceğine işaret ediyor. İki grup arasındaki ölçülmemiş başka farklılıkların da sonucu etkilemiş olabileceği göz ardı edilmiyor. Dr. Juginovic, "Ek olarak, küçük REM farkının belirsiz klinik anlamı var" diyerek bu bulgunun pratikte ne ifade ettiğinin henüz netleşmediğini vurguladı.</p><h3>Dr. Juginovic'ten ebeveynlere net mesaj: 'Kendi başınıza değişiklik yapmayın'</h3><p>Ebeveynler için en temel soru, melatonin şişesini dolapta tutmaya devam edip etmemek olarak öne çıkıyor. Dr. Juginovic bu soruyu doğrudan yanıtladı ve oldukça net bir tavır sergiledi. "Ebeveynler sadece bu çalışma nedeniyle çocuklarının melatoninini durdurmamalı veya değiştirmemelidir" dedi. Bunun yerine doz, zamanlama, formülasyon ve devam eden ihtiyaç konularını çocuklarının doktoruyla tartışmaları gerektiğini söyledi. Bağımsız hareket etmek yerine profesyonel tıbbi danışmanlık almanın önemine dikkat çekti. Araştırmacı ayrıca çalışmanın gözlemsel nitelikte olduğunu ve melatoninin bu ölçümler üzerinde hiçbir etkisi olmadığını kanıtlayamayacağını da ekledi. Çalışmanın yalnızca bu kayıtlarda iki grubun benzer göründüğünü söyleyebildiğini ifade etti.</p><h3>Ulusal sağlık otoritesi melatonini kısa vadede güvenli buluyor</h3><p>Bu belirsizlik yalnızca Dr. Juginovic'in çalışmasına özgü değil. Ulusal Tamamlayıcı ve Bütünleştirici Sağlık Merkezi, sıradan dozlarda melatonini çoğu çocuk için kısa vadede güvenli olarak değerlendiriyor. Ancak aynı kurum, çocuklarda yapılan çalışma sayısının azlığına ve yıllarca süren kullanımın etkilerine dair bilgi eksikliğine de dikkat çekiyor. Bu durum, melatoninin uzun vadeli güvenliği konusunda hâlâ yanıtlanmamış soruların bulunduğunu gösteriyor. Dr. Juginovic ise genel tablonun cesaret verici olduğunu belirtti. "Melatoninin çocuklarda ne kadar yaygın kullanıldığı ve uykunun onlar için ne kadar önemli olduğu göz önüne alındığında bunu bilmek cesaret verici" diye konuştu.</p><h3>Gerçek bir klinik deneme nasıl tasarlanmalı?</h3><p>Mevcut çalışmanın en büyük sınırlılığı, nedensellik ilişkisi kuramaması olarak öne çıkıyor. Melatoninin REM uykusunu hafifçe azaltıp azaltmadığı ya da melatonin verilen çocukların zaten gecenin daha az bir bölümünü REM evresinde geçirip geçirmediği bilinmiyor. Tek gecelik bir kayıt bu iki olasılığı birbirinden ayırt edemiyor. Üstelik kimse, REM uykusunda birkaç dakika daha az geçiren bir çocuğun ertesi sabah okulda herhangi bir farklılık gösterip göstermediğini kontrol etmedi. Dr. Juginovic, ideal araştırma tasarımını Earth.com'a şöyle anlattı: "İdeal olarak, bu, aynı çocukların melatoninli ve melatoninsiz olarak çalışıldığı bir çapraz geçiş tasarımı kullanan, randomize, plasebo kontrollü bir çalışma olurdu." Aynı çocukları iki farklı koşulda incelemenin, farklı altta yatan sağlık durumlarına sahip farklı çocukları karşılaştırma sorununu tamamen ortadan kaldıracağını kaydetti. Böyle bir çalışmada araştırmacılar, çocukların melatonini tam olarak nasıl ve ne zaman aldıklarını izleyecek, gece boyunca uyku kalitesini ölçecek ve ertesi gün çocukların nasıl düşündüklerini, hissettiklerini ve davrandıklarını kontrol edecekti.</p><h3>Küçük REM farkı dışında genel tablo güven veriyor</h3><p>REM uykusu etrafındaki belirsizliğe karşın Dr. Juginovic, araştırmanın ortaya koyduğu genel tablonun güven verici olduğunu söyledi. "Küçük REM farkının dışında, bence en önemli bulgu, çocuklar için en yaygın kullanılan uyku yardımcısı olan melatoninin, uyku mimarisinde önemli değişikliklerle ilişkili olmamasıdır" diye konuştu. Bu ifade, melatonin kullanan milyonlarca ailenin en azından kısa vadede büyük bir uyku bozulmasıyla karşı karşıya olmadığını gösteriyor. Yine de uzun vadeli etkilerin aydınlatılması için randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç duyuluyor. Ebeveynlerin, çocuklarına verdikleri melatonin konusunda kendi başlarına karar vermek yerine mutlaka bir çocuk doktoruyla görüşmeleri, doz ve zamanlama gibi kritik detayları profesyonel rehberlik eşliğinde belirlemeleri büyük önem taşıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/cocuklarda-melatonin-kull-663_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287035</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/3-binden-fazla-kus-turu-incelendi-sarkilarin-temelinde-ayni-sekiz-ses-var-287035</link>
      <pubDate>2026-08-10T15:10:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[3 binden fazla kuş türü incelendi! Şarkıların temelinde aynı sekiz ses var]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Fransa'nın Saint-Étienne kentinde yürütülen kapsamlı bir araştırma, dünya genelinde 3.160 ötücü kuş türünün şarkılarının yalnızca sekiz temel sesten oluştuğunu ortaya koydu. Quentin Bacquelé liderliğindeki ekip, yağmur ormanlarından ılıman bölgelere kadar kuşların ses repertuvarını analiz ederek, kuş şarkılarında habitatın ve soyun belirleyici rol oynadığını gösterdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[3 binden fazla kuş türü incelendi! Şarkıların temelinde aynı sekiz ses var]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fransa'nın Saint-Étienne kentindeki ENES Biyoakustik Araştırma Laboratuvarı'nda Quentin Bacquelé önderliğinde gerçekleştirilen yeni bir bilimsel araştırma, dünya genelinde ötücü kuşların şarkılarında şaşırtıcı bir ortaklık bulunduğunu gözler önüne serdi. Bacquelé ve uluslararası ekibi, 3.160 farklı şarkı kuşu türüne ait tam 116.792 ses kaydını inceleyerek, tüm bu kuşların şarkılarını yalnızca sekiz temel ses kategorisiyle oluşturduğunu tespit etti. Bu sekiz temel sesin, trillerden ıslıklara, karmaşık harmonik yığınlardan kaotik notalara kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kapsadığı belirtildi. Araştırmanın sonuçları, kuş şarkılarının evrensel bir dil gibi çalıştığını ve farklı kıtalardaki türlerin bile aynı ses yapılarını kullandığını gösterdi. Bu bulgular, kuş şarkılarının çeşitliliğinin ardındaki biyolojik ve çevresel dinamiklere dair önemli ipuçları sundu.</p><h3>Quentin Bacquelé: 'Sekiz temel ses tüm dünyada geçerli'</h3><p>Kuş şarkıları üzerine bugüne kadar yapılmış en kapsamlı analizlerden biri olan bu çalışma, Quentin Bacquelé ve ekibinin titiz veri toplama ve sınıflandırma süreciyle öne çıktı. Araştırmacılar, xeno-canto adlı halka açık bir arşivden elde edilen binlerce kaydı detaylı şekilde inceledi. Sekiz temel sesin üçü trillerden oluşuyor: yavaş, hızlı ve ultra hızlı. Diğer üçü ise ıslık: düz, yavaşça bükülen ve hızlıca bükülen. Kalan iki kategori ise kaotik notalar ve harmonik yığınlar olarak tanımlandı. Bacquelé'nin ekibi, bu sekiz sesin her birinin kuş türleri arasında tıpkı heceler gibi birleştirilerek kullanıldığını belirtti. Ortalama bir kuş türü, bu seslerden 4,6 tanesini kullanıyor ve şarkıların yüzde 65'i birden fazla sesi bir araya getiriyor. Özellikle bazı türler, şarkılarının yüzde 80'inden fazlasında tek bir sesi tercih ederken, diğerleri daha dengeli ve çeşitli kombinasyonlar sunuyor. Büyük baştankara gibi türler, iki sesi tekrar tekrar kullanırken, çöl kuytusu veya siyah kuş gibi türler çok daha fazla ses çeşitliliği sergiliyor. Bu bulgular, kuş şarkılarının evrimsel ve ekolojik süreçlerle nasıl şekillendiğine dair yeni soruları gündeme getirdi.</p><h3>Yağmur ormanlarında sade kuş şarkıları öne çıkıyor</h3><p>Araştırmada öne çıkan bir diğer önemli bulgu, habitat koşullarının kuş şarkılarındaki ses tercihini doğrudan etkilediği oldu. Yoğun yağmur ormanlarında, ağaçların ve yaprakların ses dalgalarını dağıtması, yankıların notalar arasındaki sessizliği bulanıklaştırması ve böceklerin ya da rakip kuşların ortamı doldurması nedeniyle, kuşlar daha sade ve net duyulan sesleri tercih ediyor. Bacquelé'nin ekibi, düz ıslıklar ve yavaş trillerin Amazon, Kongo Havzası ve Güneydoğu Asya gibi ormanlarda baskın olduğunu ortaya koydu. Elde edilen verilere göre, düz ıslıkların yerel varyasyonunun yüzde 47'si, yavaş trillerin ise yüzde 43'ü doğrudan habitat türüne bağlı. Ekip, nemin kuş şarkılarının yapısında belirleyici bir faktör olduğunu vurguladı. İnsan etkisinin yoğun olduğu bölgelerde ise, uzaktan duyulabilen bu basit seslerin kullanımının azaldığı gözlemlendi. Özellikle Avrupa ve Hindistan gibi uzun süredir insan faaliyetinin yoğun olduğu alanlarda, kuşların ses repertuvarı belirgin şekilde değişti. Bu durum, habitat değişikliklerinin kuş şarkılarını nasıl etkilediğine dair önemli bir kanıt sundu.</p><h3>Ilıman bölgelerde kuşlar karmaşık sesler kullanıyor</h3><p>1975 yılında E. S. Morton'un ortaya koyduğu teoriye göre, bir kuşun yaşadığı habitat, ses repertuvarını şekillendiriyor. Bacquelé'nin bulguları, yağmur ormanlarında bu teoriyi doğrularken, ılıman bölgelerde farklı bir tablo ortaya çıkardı. Avrupa ve kuzey Asya'da yaşayan kuşlar, hızlı modüle edilen ıslıklar ve ultra hızlı triller gibi karmaşık ve fiziksel olarak üretimi zor sesleri daha sık kullanıyor. Araştırmacılar, bu durumun iki temel nedeni olabileceğini düşünüyor. İlk olarak, ılıman bölgelerde kuşlar birbirine daha yakın yaşadığından, şarkıların uzak mesafelere ulaşması gerekmiyor. İkinci olarak ise, kısa üreme sezonlarında eşler için daha yoğun bir rekabet yaşanıyor ve bu da hızlı, karmaşık şarkıların avantaj sağlamasına yol açıyor. Hızlı ve karmaşık şarkıların üretimi, kuşun fiziksel kapasitesinin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle, bu tür şarkıları başarıyla söyleyebilen kuşlar, potansiyel eşlerine üstünlük sinyali veriyor. Bacquelé'nin ekibi, bu karmaşık seslerin özellikle küçük kuşlarda ve çok eşli sistemlerde daha sık görüldüğünü de belirtti.</p><h3>Soy ve yaşam tarzı kuş şarkılarını şekillendiriyor</h3><p>Bacquelé'nin ekibi, kuş şarkılarındaki varyasyonun yüzde 82'sinin ortak soydan, kalan yüzde 18'inin ise yaşam tarzı ve davranışsal özelliklerden kaynaklandığını saptadı. Şarkı kuşlarının şarkılarını yetişkinlerden öğrenmeleri, aile benzerliğinin zayıf olmasına yol açıyor. Araştırmacılar, sosyal davranışların, vücut büyüklüğünün, gaga şeklinin ve çiftleşme sisteminin kuş şarkılarında belirleyici rol oynadığını ortaya koydu. Uzun mesafelerde seslenen kuşlar, şarkılarının yaklaşık yüzde 5'inde düz ıslıklar ve yavaş triller kullanırken, daha büyük kuşlar basit sesleri daha sık tercih ediyor. Yan yana yaşayan türlerin ise, şansa göre daha benzer sesler çıkardığı gözlemlendi. Hatta en kalabalık bölgelerde bile, komşu türler sekiz sesi birbirleri arasında paylaşarak, seslerin birbirine karışmasını ve iletişimin bozulmasını önlüyor. Bu bulgular, kuş şarkılarının evrimsel geçmişi ve ekolojik uyum süreçleri hakkında yeni bilgiler sundu.</p><h3>Kuşlar sekiz sesi nasıl algılıyor? Bilimsel testler gündemde</h3><p>Çalışmada ortaya çıkan sekiz temel ses kategorisinin, bilgisayar analizleriyle belirlendiği, ancak kuşların bu sesleri nasıl algıladığı henüz kesinleşmiş değil. Kopenhag Üniversitesi'nden Elodie Briefer, Science dergisindeki yorumunda, sahada yapılacak geri çalma testlerinin eksikliğine dikkat çekti. Araştırmacılar, gönüllüler tarafından yapılan kayıtların doğruluğuna özen gösterdi ve yalnızca yüksek kaliteli dosyaları analiz etti. Buna rağmen, analiz edilen kayıtlar passerine ailesinin yüzde 80'inden fazlasını ve tüm ötücü kuş türlerinin yarısından fazlasını kapsadı. Bacquelé'nin ekibi, analiz edilen tüm ses kliplerini Nisan ayında Zenodo'ya yükleyerek, analiz kodlarıyla birlikte bilim dünyasının erişimine açtı. Ayrıca, sekiz temel sesi dinlemeye olanak tanıyan interaktif bir web aracı da yayımlandı. Bu kaynaklar, gelecekte kuşların gerçekten bu sekiz sesi nasıl algıladığını test etmeye yardımcı olacak. Araştırmanın sonuçları, hem kuş şarkıları üzerine çalışan bilim insanlarına hem de doğa gözlemcilerine yeni bir bakış açısı kazandırdı.</p><p>Sonuç olarak, Quentin Bacquelé ve ekibinin yürüttüğü bu kapsamlı araştırma, kuş şarkılarının yapısında evrensel bir düzen bulunduğunu ve sekiz temel sesin dünya genelinde kuşlar arasında ortak bir dil oluşturduğunu gösterdi. Habitat koşulları, soy ilişkileri ve yaşam tarzı gibi faktörlerin kuş şarkılarını şekillendirmede önemli rol oynadığı anlaşıldı. Araştırmanın yayımlanan verileri ve interaktif araçları, bu alandaki yeni çalışmalar için sağlam bir temel oluşturuyor. Kuş şarkılarının ardındaki bu evrensel kodun çözülmesi, hem ekoloji hem de evrimsel biyoloji açısından büyük bir adım olarak değerlendiriliyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/3-binden-fazla-kus-turu-i-516_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287034</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/dalgic-guvenliginde-yeni-donem-robotlar-baloncuklardan-nefes-alma-hizini-tahmin-ediyor-287034</link>
      <pubDate>2026-08-10T15:00:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Dalgıç güvenliğinde yeni dönem! Robotlar baloncuklardan nefes alma hızını tahmin ediyor]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Minnesota Üniversitesi Twin Cities araştırmacıları, su altı robotlarının dalgıçların nefes alışverişini baloncuk analiziyle izleyip değerlendirebildiğini ortaya koydu. Yapay zekâ destekli bu sistem, dalgıçların güvenliğini artırmayı hedefliyor ve dalış sırasında yaşanabilecek acil durumların önceden tespitine katkı sunuyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Dalgıç güvenliğinde yeni dönem! Robotlar baloncuklardan nefes alma hızını tahmin ediyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Minnesota Üniversitesi Twin Cities'ten bir araştırma ekibi, su altı robotlarının dalgıçların nefes alışverişini baloncuk analiziyle izleyip değerlendirebildiğini gösterdi. 2023 yılında başlayan bu çalışma, dalgıçların hayati risk taşıyan durumlarda daha hızlı nefes aldığını ve bu değişimin, robotlar tarafından baloncuk hareketleriyle tespit edilebileceğini ortaya koydu. Geliştirilen sistem, dalgıcın nefes verişi sırasında oluşan baloncukları bir kamera aracılığıyla izliyor ve yapay zekâ algoritmasıyla dakikadaki nefes sayısını hesaplıyor. Araştırma, Demetrious Kutzke, Vennela Dupati ve Junaed Sattar'ın liderliğindeki ekip tarafından beş farklı dalgıç üzerinde gerçekleştirildi. Çalışma, dalgıçların güvenliğini artırmayı ve su altındaki acil durumlara daha hızlı müdahale edilmesini sağlamayı amaçlıyor.</p><h3>Demetrious Kutzke ve ekibi: Baloncuk analiziyle dalgıçların nefes alışverişi izlendi</h3><p>Demetrious Kutzke, Vennela Dupati ve Junaed Sattar'ın yürüttüğü araştırmada, su altı robotları üzerinde yer alan kameralar, dalgıçların nefes verirken çıkardığı baloncukları kaydetti. Araştırmacılar, bu baloncukları analiz ederek dalgıçların dakikadaki nefes alışverişini tespit etmeye çalıştı. Sistem, baloncukların patlama aralığını ölçerek nefes hızını belirliyor ve bu sayede dalgıcın normalden hızlı nefes alıp almadığını ortaya koyuyor. Beş farklı dalgıçla yapılan testlerde robotun baloncuk sayımı, insan gözlemleriyle büyük oranda örtüştü. Ancak nefes alma hızının tahmin edilmesinde bazı sapmalar yaşandı. Özellikle bulanık görüntüler ve birden fazla dalgıcın aynı anda çerçevede bulunması, sistemin doğruluğunu etkiledi. Buna rağmen, baloncuk analiziyle dalgıçların nefes alışverişinin izlenmesi, su altı güvenliğinde önemli bir adım olarak görülüyor.</p><h3>40.000 görüntü ve farklı su altı koşullarında yapay zekâ testi</h3><p>Araştırma kapsamında, beş dalgıç Minnesota'daki bir havuzda, iki farklı gölde ve Barbados açıklarındaki Karayip sularında görüntülendi. Toplamda 40.000 kareden oluşan videolar, baloncuk analizi için kullanıldı. Superior Gölü'nde düşük görüş mesafesi ve soğuk su, Karayipler'de ise yüksek görüş mesafesi ve sıcak su ortamları test edildi. Her nefes verişte ortaya çıkan baloncuklar, GoPro HERO 8 kamerayla hem görüntü hem de ses olarak kaydedildi. Araştırmacılar, ses frekanslarını filtreleyerek baloncukların hangi anlarda oluştuğunu ve nefes döngüsünü net biçimde belirledi. Yapay zekâ algoritmaları, bu görüntülerde baloncukları tespit etmek için farklı yöntemler kullandı. En basit yöntem yüzde 65 doğruluk sağlarken, küçük bir sinir ağı yüzde 97 doğruluğa ulaştı. Yarım saniyelik geçmişi de dikkate alan bir algoritma ise yüzde 94 doğruluk oranı yakaladı. Farklı koşullarda yapılan bu testler, baloncuk analizinin güvenilirliğini ve sınırlarını ortaya koydu.</p><h3>Yapay zekâ ile dalgıç güvenliğinde yeni bir dönem başlıyor</h3><p>Geleneksel yöntemlerle su altında dalgıçların solunumunu izlemek oldukça güç. Çünkü su altındaki elbise ve ekipmanlar, vücuda temas eden sensörlerin çalışmasını engelliyor ve Bluetooth ya da Wi-Fi gibi kablosuz teknolojiler suyun altında etkisiz kalıyor. Minnesota Üniversitesi'nin geliştirdiği baloncuk analizi tabanlı sistem, dalgıca fiziksel temas olmadan solunum hızını ölçebiliyor. Bu sayede dalgıçların nefes alışverişi, sadece kamerayla kaydedilen baloncuk hareketleriyle takip ediliyor. Robot, dakikadaki nefes sayısını üç kategoriye ayırıyor: 14'ün altında, 14-20 arası ve 20'nin üzerinde. Dakikada 20'nin üzerinde nefes alan bir dalgıç, tankındaki havayı çok daha hızlı tüketiyor ve bu durum acil bir tehlike sinyali olarak değerlendiriliyor. Robot, elde ettiği verileri canlı olarak video üzerine yazabiliyor ve dalış partnerine anında uyarı gönderebiliyor. 2023 yılında laboratuvarda yapılan testlerde, baloncukların dalgıç ile robot arasındaki iletişimi zorlaştırabildiği de gözlemlendi. Sistem, her nefes verişin sonunda robota mesajını ne zaman göndereceğini bildiriyor.</p><h3>Sistemin sınırları ve gelecek planları: Grup dalgıçlar için yeni hedefler</h3><p>Baloncuk analiziyle dalgıç güvenliğini artıran bu sistemin bazı sınırlamaları da bulunuyor. Öncelikle, sistem yalnızca tek bir dalgıcın çerçevede bulunduğu durumlarda doğru çalışıyor. Eğer birden fazla dalgıç aynı anda görüntüde yer alırsa, baloncuk sayımı karışabiliyor. Ayrıca, kapalı devre solunum ekipmanları (rebreather) kullanan dalgıçlar baloncuk üretmediği için sistem bu tür ekipmanlarla uyumlu değil. Dalgıçların nefes tutmasını önlemek de önemli, çünkü sistem sabit bir nefes ritmi varsayımıyla çalışıyor. Araştırma ekibi, gerçek bir acil durum sırasında sistemi test etmedi. Çünkü böyle bir durum için dalgıçları riske atmak etik açıdan mümkün değil. Ancak ekip, ilerleyen dönemde birden fazla dalgıcın aynı anda izlenebileceği ve nefes alma hızının dalgıcın hareketleriyle eşleştirileceği yeni projeler üzerinde çalışıyor. Bu gelişmeler, yapay zekâ destekli baloncuk analiziyle dalgıç güvenliğinde önemli bir dönüm noktası oluşturabilir.</p><p>Sonuç olarak, Minnesota Üniversitesi'nin geliştirdiği su altı robotları ve baloncuk analizi sistemi, dalgıçların güvenliğini artırmak için yenilikçi bir yaklaşım sunuyor. Yapay zekâ ile desteklenen bu teknoloji, dalgıçların nefes alışverişini izleyerek olası acil durumları önceden belirleme potansiyeli taşıyor. Araştırmacılar, sistemin sınırlarını aşmak ve daha fazla dalgıcın aynı anda izlenmesini sağlamak için çalışmalarını sürdürüyor. Önümüzdeki yıllarda, bu tür teknolojilerin dalış güvenliğinde standart hale gelmesi ve su altı kazalarının önlenmesinde önemli rol oynaması bekleniyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/dalgic-guvenliginde-yeni--627_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287029</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/amazon-ormanlarinda-125-3-milyon-kisilik-antik-nufus-soku-287029</link>
      <pubDate>2026-08-10T14:39:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Amazon ormanlarında 3 milyon kişilik antik nüfus şoku]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Güneybatı Amazon'da yürütülen lazer tarama çalışmaları, Aquiry adı verilen kayıp bir medeniyete ait 20 binden fazla tören alanını ve milyonlarca kişilik antik bir nüfusu ortaya çıkardı. Helsinki Üniversitesi'nin öncülüğünde yürütülen araştırma, Amazon'un geçmişine dair tüm bilinenleri sarsıyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Amazon ormanlarında 3 milyon kişilik antik nüfus şoku]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Güneybatı Amazon'da gerçekleştirilen hava tabanlı lazer tarama çalışmaları, Aquiry olarak bilinen ve geçmişte milyonlarca insana ev sahipliği yapan kayıp bir medeniyetin izlerini gözler önüne serdi. Helsinki Üniversitesi'nin liderliğinde yürütülen araştırmada, 20 binden fazla antik tören alanı tespit edildi. Bu bulgular, Amazon'un tarihine dair bugüne kadar kabul edilen nüfus ve kültürel etki tahminlerini kökten değiştirdi. Araştırmacılar, Aquiry medeniyetinin M.Ö. 600 ile M.S. 850 yılları arasında yaklaşık 183 bin kilometrekarelik bir alanda etkili olduğunu ve bu bölgenin bir zamanlar 1,25 ila 3 milyon kişilik bir nüfusa sahip olduğunu belirtti. Elde edilen veriler, Amazon'un geçmişte sanılandan çok daha kalabalık ve gelişmiş bir uygarlığa ev sahipliği yaptığını gösteriyor.</p><h3>Helsinki Üniversitesi'nden Amazon'da dev keşif: 20 bin tören alanı bulundu</h3><p>Helsinki Üniversitesi'nden bilim insanlarının yürüttüğü lazer tarama çalışması, Amazon ormanlarının altında kaybolmuş bir medeniyete ait 20 binden fazla tören toprağının izini sürdü. Araştırmacılar, bölgenin temsilci bir kesiminde 400'den fazla iyi korunmuş anıtsal tören alanı ve çeşitli yerleşim kalıntılarını belirledi. Bu alanlar, Amazon'un toplam yüzölçümünün yalnızca yüzde 3'ünü oluşturmasına rağmen, tahmin edilen nüfus yoğunluğu ve tören alanlarının sayısı, bölgenin geçmişteki sosyal ve kültürel canlılığını gözler önüne seriyor. Bilim insanları, bu bulguların Amazon'daki antik toplulukların sanılandan çok daha büyük ve örgütlü olduğunu ortaya koyduğunu vurguladı. Özellikle Aquiry medeniyetinin devasa tören merkezleri inşa ettiği ve bu alanların, topluluklar arası ilişkileri güçlendirmek, siyasi kararları almak ve toplumsal etkinlikler düzenlemek için kullanıldığı belirtildi.</p><h3>Aquiry medeniyeti Amazon'un ekolojisini ve iklimini kalıcı biçimde etkiledi</h3><p>Aquiry medeniyetinin Amazon ekosistemi üzerindeki etkileri, yalnızca nüfus ve tören alanlarının büyüklüğüyle sınırlı kalmadı. Araştırmada, bu antik toplulukların ormanları dönüştürdüğü, bambusuz orman alanlarını yakarak mısır, kabak ve manyok tarlaları açtığı, ayrıca anıtsal tören merkezleriyle bu alanları birbirine bağlayan geniş yollar inşa ettiği tespit edildi. Tarım faaliyetlerinin yanı sıra, Aquiry halkı bahçecilikle uğraşarak topraklarında değerli ağaç türlerinin yayılmasına öncülük etti. Bugün Amazon'da hâlâ bulunan Brezilya fındığı ağacı ve şeftali palmiye gibi protein açısından zengin türlerin, bu uzun vadeli insan etkisinin bir sonucu olduğu düşünülüyor. Baş araştırmacı Martti Pärssinen, "Amazon bölgesinin geçmişine dair anlayışımızı altüst eden veriler elde ettik" diyerek, bu bulguların bölgenin biyokültürel tarihini ve iklim modellerini yeniden değerlendirmek gerektiğine işaret etti. Araştırmacılar, Aquiry'nin karbon üretimi ve dengesi üzerinde de önemli bir rol oynadığını, bu etkinin gelecekteki iklim analizlerinde mutlaka hesaba katılması gerektiğini belirtti.</p><h3>Lazer tarama teknolojisiyle Amazon'un gizli tarihine ışık tutuldu</h3><p>Amazon ormanlarının altında saklı kalan bu devasa medeniyetin izleri, hava tabanlı lazer tarama (LiDAR) teknolojisi sayesinde gün yüzüne çıktı. Finlandiya Coğrafi Araştırma Enstitüsü'nden Juha Hyyppä'nın teknik yürütücülüğünde, yaklaşık 4.500 kilometrekarelik bir alan sistematik olarak tarandı ve daha önce hiç incelenmemiş bölgelerde binlerce antik yapı tespit edildi. Araştırma sırasında, 450 kilometre uzunluğunda düz transektler uçularak, her 10 kilometrede bir 1 kilometre genişliğinde şeritler haritalandı. Bu yöntem, büyük bir sürekli alanı kapsama imkânı sağladı ve Amazon'un derinliklerinde saklanan geniş geometrik şekiller, uzun ve düz yollar gibi yapılar ortaya çıkarıldı. Turku Üniversitesi'nden Risto Kalliola, bu yapıların farklı boyut, şekil ve inşa yöntemlerinin, bölgenin coğrafi ve kültürel çeşitliliğini yansıttığını belirtti. Dijital arazi modellerinde gölge ve renklerle vurgulanan bu yapılar, Amazon medeniyetinin ne kadar gelişmiş ve örgütlü olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.</p><h3>Aquiry tören alanları: Toplumsal yaşamın ve ritüellerin merkezi</h3><p>Yerli toplulukların sözlü geleneklerine göre, Aquiry medeniyetine ait tören merkezleri, farklı gruplar arasında ilişkilerin güçlendirilmesi ve önemli toplumsal bağların kurulması amacıyla inşa edildi. Bu alanlar, büyük toplantıların düzenlendiği, siyasi kararların alındığı ve topluluk liderlerinin cömertliğini sergilediği mekanlar işlevi gördü. Törenlerde ritüel danslar, müzik, ziyafetler, atletizm yarışmaları ve top oyunları düzenlendiği biliniyor. Araştırmacılar, bu tören merkezlerinin Amazon'un sosyal dokusunda merkezi bir rol oynadığını ve toplulukları bir arada tutan önemli unsurlar olduğunu vurguladı. Ayrıca, bu alanların geniş yollarla birbirine bağlanması, medeniyetin ulaşım ve iletişim açısından da ileri bir düzeye ulaştığını gösteriyor.</p><h3>Amazon medeniyetinin çöküşü ve yanıt bekleyen sorular</h3><p>Aquiry medeniyetine dair ortaya çıkan bu çarpıcı bulgulara rağmen, topluluk hakkında hâlâ pek çok soru yanıt bekliyor. Bölgenin taş bakımından fakir olması nedeniyle, bu medeniyete ait taş kalıntılarına rastlanmadı. Ancak, Amazonya geoglifleri olarak bilinen anıtsal geometrik toprak yapıları, Aquiry'nin örgütlü ve gelişmiş bir uygarlık olduğunu kanıtlıyor. Bilim insanları, bu toplulukların hangi dilleri konuştukları veya kendilerine nasıl isim verdikleri konusunda kesin bilgiye sahip değil. Ayrıca, Amazon medeniyetinin M.S. 850 civarında neden hızlı bir çöküş yaşadığı da gizemini koruyor. Bu ani çöküşün, aynı dönemde Orta Amerika'daki Klasik Maya uygarlığının yaşadığı benzer bir çöküşle eş zamanlı olması, Amerika kıtası genelinde o dönemde neler yaşandığına dair yeni sorular doğuruyor.</p><p>Güneybatı Amazon'da lazer tarama ile ortaya çıkarılan Aquiry medeniyeti, bölgenin tarihine ve ekolojik geçmişine dair bakışı kökten değiştiriyor. Bilim insanları, bu bulguların Amazon'un yalnızca doğal bir orman olmadığını, aynı zamanda insan eliyle şekillenmiş karmaşık bir kültür ve ekosistem olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Araştırma, Amazon'un geçmişinin yeniden yazılması gerektiğini ve gelecekteki iklim ile biyolojik çeşitlilik çalışmalarında bu tarihsel etkinin mutlaka hesaba katılması gerektiğini ortaya koyuyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/amazon-ormanlarinda-125-3-570_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287028</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/spor/trabzonspordan-misirli-yildiz-futbolcu-muhammed-salahin-transferine-gosterilen-ilgi-icin-t-287028</link>
      <pubDate>2026-08-10T14:35:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Trabzonspor'dan Mısırlı yıldız futbolcu Muhammed Salah'ın transferine gösterilen ilgi için teşekkür mesajı]]></title>
      <category><![CDATA[Spor]]></category>
      <description><![CDATA[Trabzonspor Kulübü, Mısırlı yıldız futbolcu Muhammed Salah'ın transferine gösterilen ilgi için teşekkür mesajı paylaştı. ]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Trabzonspor'dan Mısırlı yıldız futbolcu Muhammed Salah'ın transferine gösterilen ilgi için teşekkür mesajı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Trabzonspor Kulübü, Mısırlı yıldız futbolcu Muhammed Salah'ın transferinin ardından gösterilen ilgiden dolayı teşekkür mesajı paylaştı.</p><p>Bordo-mavili kulübün internet sitesinde yer verilen mesajda, Muhammed Salah'ın Trabzonspor'a katılmasıyla birlikte, başta Mısır olmak üzere dünyanın dört bir yanından kulübe sayısız mesaj ve tebrik dileği ulaştığı belirtildi.</p><p>Güzel temennilerini ulaştıran herkese teşekkür edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p><p>"Bugün Trabzon'dan Kahire'ye, İskenderiye'den Londra'ya, dünyanın farklı şehirlerinde aynı heyecanın paylaşıldığını görmek bizim için büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı. Bizim için futbol hiçbir zaman yalnızca iki takım arasında oynanan bir oyun olmadı. Bazen iki şehri birbirine bağlayan ortak bir duygu oldu. Bazen iki kültürü birbirine yaklaştırdı. Bazen de binlerce kilometrelik mesafeleri ortadan kaldırdı. Trabzon ise binlerce yıllık tarihi, Karadeniz'in eşsiz doğası, kendine özgü kültürü ve futbolun günlük hayatın ayrılmaz bir parçası olduğu atmosferiyle eşi benzeri olmayan bir spor şehridir. Dünyanın en büyük şehir takımı Trabzonspor'un bu eşsiz atmosferini yerinde yaşamak isteyen herkesi Trabzon'a ve stadyumumuz Papara Park'a davet ediyoruz. Dünyanın neresinden gelirseniz gelin, kapımız açık, şehrimiz açık, tribünlerimiz açık."</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/trabzonspordan-misirli-yi-664_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287027</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/spor/trabzonspor-futbolcu-salih-malkocoglunun-al-jaziraya-transfer-oldugunu-duyurdu-287027</link>
      <pubDate>2026-08-10T14:32:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Trabzonspor futbolcu Salih Malkoçoğlu'nun Al Jazira'ya transfer olduğunu duyurdu]]></title>
      <category><![CDATA[Spor]]></category>
      <description><![CDATA[Trabzonspor, futbolcu Salih Malkoçoğlu'nun Al Jazira'ya transfer olduğunu duyurdu.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Trabzonspor futbolcu Salih Malkoçoğlu'nun Al Jazira'ya transfer olduğunu duyurdu]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Trabzonspor Kulübü, 21 yaşındaki genç futbolcusu Salih Malkoçoğlu'nun Birleşik Arap Emirlikleri ekibi Al Jazira'ya transfer olduğunu duyurdu.</p><p>Trabzonspor Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret AŞ'den Borsa İstanbul'a gönderilen ve Kamuyu Aydınlatma Platformunda da (KAP) yer alan açıklamada, "Şirketimiz ile profesyonel futbolcumuz Salih Malkoçoğlu arasındaki 3 Temmuz 2023 başlangıç ve 30 Haziran 2028 bitiş tarihli profesyonel futbolcu sözleşmesi karşılıklı olarak feshedilmiştir. Yapılan anlaşmaya göre oyuncuya herhangi bir fesih tazminatı ödenmeyecektir." ifadeleri kullanıldı.</p><p>Açıklamada, futbolcunun Al Jazira Kulübüne transferi konusunda anlaşma sağlandığı belirtilerek, şunlar kaydedildi:</p><p>"Buna göre Al Jazira Kulübü ile sözleşme fesih bedeli olarak 3 milyon 750 bin avro garanti bedel ve 600 bin avro şarta bağlı bonus olmak üzere, toplamda 4 milyon 350 bin avro bedelli anlaşma yapılmıştır. Anlaşmaya göre ayrıca, oyuncunun başka bir kulübe transferi halinde elde edilecek net transfer bedelinin yüzde 15'i kulübümüze ödenecektir."</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/trabzonspor-futbolcu-sali-867_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287026</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/dmmden-terorsuz-turkiye-yasa-teklifine-iliskin-iddialara-yalanlama-287026</link>
      <pubDate>2026-08-10T14:27:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[DMM'den Terörsüz Türkiye yasa teklifine ilişkin iddialara yalanlama]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), "TBMM'deki kanun teklifinin kasıtlı olarak Sevr Antlaşması'nın yıl dönümüne getirildiği" iddiasını yalanladı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[DMM'den Terörsüz Türkiye yasa teklifine ilişkin iddialara yalanlama]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi'nin (DMM) Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin Sevr Antlaşması'nın yıl dönümünde kasıtlı zamanlamayla TBMM Genel Kurulu'na getirildiği iddialarının asılsız olduğunu bildirdi.</p><p>DMM'nin NSosyal hesabından yapılan açıklamada, bazı sosyal medya mecralarında ve basın yayın organlarında yer alan, "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin kasıtlı bir zamanlamayla Sevr Antlaşması'nın yıl dönümünde TBMM Genel Kurulu'na getirildiği" yönündeki iddiaların asılsız olduğu ve kamuoyunu manipüle etmeyi amaçladığı belirtildi.</p><p>Açıklamada, şunlar kaydedildi:</p><p>"Gazi Meclisimiz, Sevr dayatmasını yırtıp atan, Milli Mücadele'yi zafere ulaştıran birlik ve beraberliğimizin nişanesi, millet iradesinin tecelligahıdır. TBMM'nin çalışma takvimi de anayasal usuller ve yasama süreçleri çerçevesinde yürütülmektedir. Bu süreçlerin, art niyetli sembolik eşleştirmelerle ilişkilendirilmeye çalışılması, toplumun sarsılmaz bütünleşmesini ve kamuoyunu yanıltmayı hedefleyen açık bir provokasyondur. Yüz yıl önce emperyalist dayatmalara karşı tek yürek olan aziz milletimiz, bugün de Terörsüz Türkiye hedefi etrafında kenetlenmiş, dayanışmasını her alanda pekiştirmeye kararlılıkla devam etmektedir. Söz konusu kanun teklifi iç cephemizin tahkim edilmesini, milli dayanışmamızın daha da perçinlenmesini amaçlayan tarihi bir adımdır.</p><p>Bin yıllık kardeşliğimizi, ortak geleceğimizi ve milli birlikteliğimizi hedef alan bu tür fitne odaklarına karşı vatandaşlarımızın hassas olması, asılsız iddialara itibar etmeyerek yalnızca resmi açıklamaları dikkate alması büyük önem taşımaktadır."</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/dmmden-terorsuz-turkiye-y-748_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287025</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/ak-partili-siyasetcilerden-cumhurbaskaninin-halk-tarafindan-secilmesine-iliskin-paylasim-287025</link>
      <pubDate>2026-08-10T14:24:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[AK Partili siyasetçilerden cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin paylaşım]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[AK Partili siyasetçiler, 10 Ağustos 2014'te halkın doğrudan seçtiği ilk cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan'ın görevde 12 yılı tamamlamasına ilişkin mesaj yayımladı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[AK Partili siyasetçilerden cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin paylaşım]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Kültür ve Sanat Politikaları Başkanı Hüseyin Yayman, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, 12 yıl önce bugün, milletin cumhurbaşkanını doğrudan seçerek Türkiye'nin demokrasi yolculuğunda tarihi bir eşiği daha geride bıraktığını belirtti.</p><a data-link="1" href="https://www.yirmidort.tv/gundem/halkin-sectigi-ilk-cumhurbaskani-erdogan-gorevde-12-yili-tamamladi-287001" class="related-news haber"><div class="image"><img src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/halkin-sectigi-ilk-cumhur-541_2-41.jpg"/></div><h3>Halkın seçtiği ilk Cumhurbaşkanı Erdoğan, görevde 12 yılı tamamladı</h3></a><p>Sandıktan çıkan iradenin, Türkiye'nin geleceğine dair sözün sahibinin millet olduğunu bir kez daha ortaya koyduğuna işaret ederek, o zamandan bu yana Türkiye'nin, kendi kararlarını alabilen, hedefleri olan ve bu hedeflere ulaşma iradesini ortaya koyan güçlü bir Türkiye istikametinde ilerlediğini vurguladı.</p><p>Yayman, "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde geçen bu 12 yıl, Türkiye'nin özgüvenini yeniden kazandığı büyük projelerin, güçlü atılımların ve tarihi dönüşümlerin hayata geçirildiği bir dönem oldu." değerlendirmesinde bulundu.</p><p>Bugün yalnızca geçmişte elde edilen kazanımların konuşulmadığının, geleceğin küresel güç Türkiye'sinin inşa edildiğinin altını çizen Yayman, Türkiye Yüzyılı'nın, milletin asırlık birikimini çağın imkanlarıyla buluşturduğu daha güçlü, daha müreffeh ve daha itibarlı bir Türkiye idealinin adı olduğunu ifade etti.</p><p>Yayman, şunları kaydetti:</p><p>"Bugün aynı zamanda, milletimizin huzuru ve kardeşliği açısından tarihi bir dönemece işaret ediyoruz, Terörsüz Türkiye. Terörün gölgesinden uzak, kardeşliğin güçlendiği, enerjisini çatışmalara değil, kalkınmaya harcayan bir Türkiye, Türkiye Yüzyılı hedefimizin en güçlü teminatlarından biri olacaktır. 12 yıl önce milletimizin açtığı yol, bugün çok daha büyük hedeflere uzanıyor. İnanıyoruz ki Türkiye, birlik ve beraberlik içerisinde önündeki bütün engelleri aşacak, bölgesinde güçlü, dünyada sözü ve ağırlığı olan bir ülke olarak Türkiye Yüzyılı'nı hep birlikte gerçeğe dönüştürecektir. Bu büyük yürüyüşte milletimizin iradesine, ülkemizin gücüne ve Türkiye'nin yarınlarına olan inancımız tamdır. 12. yıl dönümünde, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a ve bu tarihi yürüyüşe güç veren aziz milletimize şükranlarımla."</p><p><b>AK PARTİ GENEL SEKRETERİ EYYÜP KADİR İNAN</b></p><p>AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda 10 Ağustos 2014'ün, millet iradesinin devletin zirvesine doğrudan mühür vurduğu tarihi bir demokrasi günü olduğunu belirtti.</p><p>AK Parti Genel Sekreteri İnan, şunları kaydetti:</p><p>"Milletimiz, cumhurbaşkanını ilk kez doğrudan kendi oylarıyla seçmiş, sandığın gücünü ve milli iradenin tartışılmaz üstünlüğünü bir kez daha ortaya koymuştur. Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, milletimizin güçlü teveccühüyle Türkiye Cumhuriyeti'nin halk tarafından seçilen ilk cumhurbaşkanı olarak yeni bir dönemin kapısını açmıştır. 12 yıl önce bugün verilen o karar, siyasetin meşruiyetinin de devlet yönetiminin istikametinin de yegane kaynağının millet olduğunu tarihe kaydetmiştir."</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/ak-partili-siyasetcilerde-838_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287024</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/spor/sofyan-amrabat-istanbulda-fenerbahceden-fasli-futbolcuya-iliskin-aciklama-287024</link>
      <pubDate>2026-08-10T14:21:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Sofyan Amrabat, İstanbul'da! Fenerbahçe'den Faslı futbolcuya ilişkin açıklama]]></title>
      <category><![CDATA[Spor]]></category>
      <description><![CDATA[Fenerbahçe'den yapılan açıklamada, "Futbolcumuz Sofyan Amrabat, sağlık kontrolleri ve çalışmalarına başlamak üzere İstanbul'a gelmiştir." denildi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Sofyan Amrabat, İstanbul'da! Fenerbahçe'den Faslı futbolcuya ilişkin açıklama]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fenerbahçe'den yapılan açıklamada, geçen sezon kiralık olarak İspanya ekibi Real Betis'te forma giyen 29 yaşındaki orta saha oyuncusu Sofyan Amrabat ile ilgili şu ifadeler kullanıldı:</p><p>"Futbolcumuz Sofyan Amrabat, sağlık kontrolleri ve çalışmalarına başlamak üzere İstanbul'a gelmiştir. Oyuncumuz, bu sabah gerçekleştirilecek sağlık kontrollerinin ardından çalışmalarına Fenerbahçe Can Bartu Tesislerimizde başlayacaktır."</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/sofyan-amrabat-istanbulda-116_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287023</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/her-gun-ictiginiz-kahve-aslinda-yag-yakiyor-mu-287023</link>
      <pubDate>2026-08-10T14:19:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Her gün içtiğiniz kahve aslında yağ yakıyor mu?]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[İç organları saran ve ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayan viseral yağla mücadelede siyah kahve yeni bir umut olarak öne çıkıyor. Metabolizmayı hızlandırmasından yağ oksidasyonunu artırmasına kadar pek çok mekanizmayla dikkat çeken siyah kahvenin bilimsel olarak desteklenen beş önemli etkisi gündeme geldi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Her gün içtiğiniz kahve aslında yağ yakıyor mu?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Viseral yağ, karın boşluğunun derinliklerinde iç organları çepeçevre saran bir yağ türü olarak tanımlanıyor. Bu yağ birikimi; kalp hastalığı, tip 2 diyabet ve metabolik sendrom gibi son derece ciddi sağlık risklerinin habercisi olarak kabul ediliyor. Bilim insanlarının yürüttüğü çeşitli araştırmalar, düzenli olarak siyah kahve tüketmenin karın bölgesindeki yağ birikimini azaltma konusunda fayda sağlayabileceğini ortaya koyuyor. Peki siyah kahve bu etkiyi tam olarak nasıl gösteriyor? İşte bilimsel verilere dayanan beş temel mekanizma.</p><h3>Siyah kahve metabolizmayı yüzde 20'ye kadar hızlandırıyor</h3><p>Siyah kahve, doğal bir uyarıcı bileşik olan kafein bakımından oldukça zengin bir içecek. Kafein, sinir sistemini doğrudan uyararak vücuttaki enerji üretim süreçlerini harekete geçiriyor. Çoğu insan kahveyi sabahları uyanıklığını artırmak ya da gün içinde enerji toplamak amacıyla tüketse de kafeinin etkileri bunlarla sınırlı kalmıyor. Yapılan bilimsel çalışmalar, bir fincan siyah kahve içildikten sonra metabolizma hızının yaklaşık üç saat boyunca geçici olarak yükseldiğini gösteriyor. Bazı araştırmalara göre bu artış yüzde 5 ile yüzde 20 arasında değişen oranlara ulaşabiliyor ve bu durum yağ yakımı açısından kayda değer bir avantaj sunuyor.</p><p>Metabolizma kavramı, vücudun günlük yaşamsal fonksiyonlarını sürdürebilmesi için gerçekleştirdiği tüm kimyasal süreçleri kapsıyor. Bu süreçlerin başında besinlerin enerjiye dönüştürülmesi, hücrelerin yenilenmesi ve atık maddelerin uzaklaştırılması geliyor. Metabolizma hızı arttığında vücut, dinlenme halindeyken bile kalorileri çok daha verimli bir şekilde yakıyor. Bu durum uzun vadede yağ kaybına önemli ölçüde katkı sağlıyor. Ancak siyah kahvenin bu etkisinden tam anlamıyla yararlanabilmek için dengeli ve sağlıklı bir beslenme düzeni oluşturmak, bununla birlikte düzenli fiziksel aktiviteyi günlük rutinin parçası haline getirmek büyük önem taşıyor. Metabolizmanın sorunsuz ve etkin biçimde çalışması ancak bu bütüncül yaklaşımla mümkün olabiliyor.</p><h3>Yağ oksidasyonu: Siyah kahve depolanan yağı enerjiye çeviriyor</h3><p>Siyah kahve tüketiminin metabolizmayı hızlandırmasının bir diğer dikkat çekici sonucu, yağ oksidasyonundaki artış olarak karşımıza çıkıyor. Yağ oksidasyonu, vücudun yağ moleküllerini depolamak yerine parçalayarak enerji kaynağı olarak kullanma sürecini ifade ediyor. Bu süreç ne kadar etkin çalışırsa vücuttaki yağ depoları o kadar hızlı azalıyor ve enerji üretimi o kadar verimli hale geliyor.</p><p>Siyah kahvedeki kafein sinir sistemini uyardığında, epinefrin adı verilen ve halk arasında adrenalin olarak bilinen nörotransmiterin kan dolaşımındaki seviyesi belirgin biçimde yükseliyor. Artan epinefrin düzeyi, yağ hücrelerine güçlü bir sinyal göndererek içlerinde depoladıkları yağ moleküllerini serbest bırakmalarını sağlıyor. Serbest kalan bu yağ molekülleri, vücut tarafından parçalanarak enerji üretiminde kullanılıyor. Daha fazla yağ molekülü parçalandıkça vücutta daha az yağ depolanıyor ve bu döngü zamanla belirgin bir yağ kaybına yol açıyor. Her ne kadar viseral yağ tek başına doğrudan hedeflenemese de genel yağ oksidasyonundaki iyileşme, viseral yağ dahil vücuttaki tüm yağ türlerinin azalmasına katkıda bulunuyor. Bu nedenle siyah kahvenin yağ oksidasyonu üzerindeki etkisi, özellikle karın bölgesindeki yağlanmayla mücadele edenler için umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p><h3>Kan şekeri kontrolünde siyah kahvenin rolü tartışılıyor</h3><p>Bilimsel araştırmaların bir bölümü, kahve tüketiminin kan şekeri seviyelerini düşürmeye yardımcı olabileceğine işaret ediyor. Bununla birlikte bu konudaki kanıtlar henüz tam anlamıyla tutarlı değil; zira bazı çalışmalar kafeinin kan şekerini geçici olarak yükseltebileceğini de öne sürüyor. Siyah kahvenin kan şekeri üzerindeki olumlu etkisinin arkasında klorojenik asit adlı bir bileşik bulunuyor. Klorojenik asit, güçlü antioksidan ve anti-enflamatuar özelliklere sahip bir madde olarak şekerin vücutta parçalanmasına ve işlenmesine yardımcı oluyor.</p><p>Kan şekeri seviyeleri daha iyi kontrol altına alındığında, fazla şekerin yağa dönüştürülerek özellikle karın çevresinde viseral yağ olarak depolanma ihtimali önemli ölçüde düşüyor. Kan şekerinin düzenli tutulması aynı zamanda obezite ve aşırı viseral yağ birikimiyle doğrudan ilişkilendirilen diyabet hastalığının önlenmesinde ya da kontrol altında tutulmasında kritik bir rol oynuyor. Ancak bu noktada çok önemli bir uyarıyı göz ardı etmemek gerekiyor: Siyah kahvenin kan şekeri üzerindeki olumlu etkilerinden faydalanabilmek için kahvenin şeker, şurup ya da yüksek kalorili kremalar eklenmeden sade biçimde tüketilmesi şart. Bu tür katkı maddeleri, kahvenin kan şekeri üzerindeki yararlı etkilerini tamamen ortadan kaldırabiliyor. Öte yandan bilimsel çalışmalar ilginç bir bulguya daha dikkat çekiyor: Kafeinsiz kahvenin bile şeker metabolizmasına olumlu katkı sağladığı ve daha düşük diyabet riskiyle bağlantılı olduğu tespit edildi.</p><h3>Egzersiz öncesi siyah kahve fiziksel performansı artırıyor</h3><p>Pek çok sporcu ve düzenli egzersiz yapan kişi, antrenman öncesinde kafein alarak fiziksel performansını artırmayı tercih ediyor. Kafeinin uyarıcı etkileri, vücudu fiziksel aktiviteye hazırlayarak enerji seviyesini gözle görülür biçimde yükseltiyor. Bu noktada siyah kahve, enerji içecekleri ve egzersiz öncesi takviye ürünlerinden farklı olarak ilave şeker ya da işlenmiş kimyasal bileşenler içermeyen çok daha doğal bir alternatif olarak öne çıkıyor.</p><p>Egzersiz için daha fazla enerjiye sahip olmak, düzenli fiziksel aktiviteyi günlük rutine dahil etmeyi hem daha gerçekçi hem de daha sürdürülebilir kılıyor. Uzun vadede bakıldığında düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı ve kalıcı yağ kaybının en temel bileşenlerinden birini oluşturuyor; çünkü hem kalori yakıyor hem de metabolizma hızını artırıyor. Gün içinde enerji düşüşü yaşayan kişiler için bir fincan siyah kahve, haftaya daha fazla hareket katmak adına ihtiyaç duyulan doğal canlandırıcı olabiliyor. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var: Siyah kahve diüretik bir içecek, yani vücuttan sıvı atılımını hızlandırıyor. Bu nedenle egzersiz öncesinde, sırasında ve sonrasında yeterli miktarda su tüketmek, dehidrasyon riskini önlemek açısından büyük önem taşıyor.</p><h3>Siyah kahvenin düşük kalori avantajı yağ kaybını destekliyor</h3><p>Siyah kahvenin en belirgin avantajlarından biri, ilave şeker, şurup ya da krema eklenmeden tüketildiğinde son derece düşük kalorili bir içecek olması. Bir fincan siyah kahve yalnızca birkaç kalori içeriyor ve bu özellik onu diyet sürecinde ideal bir tercih haline getiriyor. Aromalı ve tatlı içecekleri seven kişiler için gazlı içecekler, hazır meyve suları ya da süt bazlı latteler gibi yüksek kalorili seçeneklerin yerine siyah kahve koymak, günlük kalori alımını ciddi ölçüde azaltıyor.</p><p>Kalori alımını kontrol altında tutmak, sürdürülebilir ve sağlıklı yağ kaybının en kritik bileşenlerinden birini oluşturuyor. Günlük hayatta tüketilen içecekler çoğu zaman fark edilmeyen gizli kalori kaynakları barındırıyor ve bu durum kilo verme çabalarını sekteye uğratabiliyor. Siyah kahveyi alternatif bir içecek olarak benimsemek, diyet seçimlerini iyileştirmenin pratik ve etkili bir yolu olarak değerlendiriliyor. Viseral yağla mücadele eden bireyler için bu basit değişiklik bile uzun vadede anlamlı sonuçlar doğurabiliyor.</p><p>Sonuç olarak siyah kahve; metabolizmayı hızlandırması, yağ oksidasyonunu artırması, kan şekeri kontrolüne katkı sağlaması, fiziksel performansı desteklemesi ve düşük kalorili yapısıyla viseral yağ azaltma sürecinde değerli bir yardımcı olarak öne çıkıyor. Ancak uzmanlar, siyah kahvenin tek başına mucizevi bir çözüm olmadığını, dengeli beslenme ve düzenli egzersizle birlikte tüketildiğinde en etkili sonuçları verdiğini vurguluyor. Sağlıklı bir yaşam tarzının parçası olarak günlük rutine eklenen birkaç fincan sade siyah kahve, viseral yağla mücadelede fark yaratan küçük ama önemli bir adım olabiliyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/her-gun-ictiginiz-kahve-a-667_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287022</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/abdnin-denize-doktugu-radyoaktif-atiklar-yeniden-gundemde-bugunku-durumlari-bilinmiyor-287022</link>
      <pubDate>2026-08-10T14:18:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[ABD'nin denize döktüğü radyoaktif atıklar yeniden gündemde! Bugünkü durumları bilinmiyor]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Pasifik Okyanusu'nun Los Angeles kıyılarına sadece birkaç kilometre mesafede, 48.000 radyoaktif atık varilinin deniz tabanında çürümeye terk edildiği ortaya çıktı. Uzmanlar, bu nükleer kirliliğin bölgedeki milyonlarca insan ve deniz yaşamı için ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguluyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[ABD'nin denize döktüğü radyoaktif atıklar yeniden gündemde! Bugünkü durumları bilinmiyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Amerika Birleşik Devletleri'nin Los Angeles kıyılarına yalnızca 15 kilometre uzaklıkta, Pasifik Okyanusu'nun derinliklerinde 48.000 radyoaktif atık varilinin çürümeye terk edildiği ortaya çıktı. 1946 ile 1970 yılları arasında Amerikan ordusu ve çeşitli araştırma kurumları tarafından gerçekleştirilen bu atık dökümü, bölgedeki milyonlarca insanın bilgisi dışında ve herhangi bir kamuoyu bilgilendirmesi yapılmadan hayata geçirildi. Son yıllarda yapılan araştırmalar, bu nükleer kirliliğin boyutunu ve potansiyel risklerini yeniden gündeme taşıdı. Özellikle 2026 yazında Kaliforniya'nın yoğun nüfuslu plajları ve turistik cazibesiyle dikkat çeken Los Angeles çevresinde, deniz altındaki bu radyoaktif mirasın haritalanması büyük bir endişe kaynağı olarak öne çıkıyor.</p><h3>Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı: San Pedro havzasında 48 bin varil tespit edildi</h3><p>San Pedro havzası, Los Angeles'ın hemen açıklarında yer alıyor ve uzmanlara göre ABD'nin denizlere bıraktığı radyoaktif atıkların büyük bir bölümünü barındırıyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın kayıtlarına göre, 25 yıl boyunca Pasifik Okyanusu'na 56.000'den fazla radyoaktif atık varili döküldü. Bu varillerin yaklaşık 48.000'i, San Pedro havzasında, yani Los Angeles gibi milyonlarca insanın yaşadığı bir metropolün yalnızca birkaç kilometre açığında bulunuyor. Bilim insanları, bazı varillerin 900 metreyi aşan derinliklerde tespit edildiğini ve bu bölgenin, şimdiye kadar kayıtlara geçen en büyük deniz altı nükleer mezarlıklardan biri olduğunu belirtiyor. 1946'dan 1959'a kadar yalnızca Pasifik Okyanusu'na 27.000, Atlantik Okyanusu'na ise 23.000 varil döküldü ve toplam radyoaktif aktivitenin 3.500 TBq seviyesine ulaştığı ifade ediliyor. Bu veriler, Los Angeles kıyılarındaki radyoaktif atıkların yalnızca ABD için değil, küresel çevre güvenliği açısından da ciddi bir sorun oluşturduğunu gösteriyor.</p><h3>Radyoaktif atık varilleri çürümeye terk edildi: Sızıntı riski büyüyor</h3><p>Deniz tabanına bırakılan metal varillerin 20 ila 25 yıl dayanacak şekilde tasarlandığı, ancak bugün bu sürenin çoktan aşıldığı biliniyor. En eski varillerin 75 yılı aşkın süredir tuzlu suyun aşındırıcı etkisine maruz kaldığı belirtiliyor. Uzmanlar, varillerin büyük kısmının artık ciddi derecede korozyona uğradığını ve sızdırmaya başladığını düşünüyor. 2000 yılında Avrupa'da benzer bir gömme sahasında yapılan incelemelerde, varillerin büyük bölümünün tamamen bozulduğu ve radyoaktif maddelerin çevreye karıştığı tespit edilmişti. Woods Hole Oşinografi Enstitüsü'nden Ken Buesseler, "Bu 56.000 varili asla geri alamayacağız" diyerek, deniz altındaki nükleer atıkların geri dönüşü olmayan bir çevre felaketi yarattığını vurguluyor. Bu açıklama, Los Angeles kıyılarındaki radyoaktif atık sorununa yönelik çaresizliği ve riskin büyüklüğünü gözler önüne seriyor.</p><h3>Radyoaktif sızıntı Los Angeles ve çevresini tehdit ediyor</h3><p>San Pedro havzasındaki radyoaktif atıklar, Los Angeles gibi yoğun nüfuslu bir bölgenin hemen yakınında bulunuyor. Bu durum, tehlikenin yalnızca deniz yaşamı için değil, aynı zamanda insan sağlığı ve bölgedeki ekonomik faaliyetler için de büyük bir tehdit oluşturduğunu gösteriyor. Varillerde bulunan stronsiyum 90, sezyum 137 ve kobalt 60 gibi izotoplar, canlı organizmalarda birikerek uzun vadede çevre ve insan sağlığı üzerinde kalıcı zararlara yol açabiliyor. Eğer varillerin bozulma süreci devam ederse, radyoaktif maddeler deniz tortularına ve gıda zincirine karışabilir. Bu da hem deniz canlılarını hem de balıkçılık faaliyetlerini doğrudan etkileyebilir. Los Angeles kıyılarındaki radyoaktif atıkların varlığı, bölgedeki plajların ve turistik alanların güvenliği açısından da kaygı yaratıyor. Uzmanlar, bu nükleer mirasın etkilerinin yalnızca çevreyle sınırlı kalmayıp, ekonomik ve sosyal boyutlara da yayılabileceği konusunda uyarıyor.</p><h3>Resmi sessizlik ve izleme eksikliği endişe yaratıyor</h3><p>Radyoaktif atıkların Los Angeles kıyılarına bu kadar yakın bir bölgede bulunması, geçmişte alınan çevresel kararların günümüzde ne kadar yetersiz kaldığını da ortaya koyuyor. Dünya genelinde Pasifik ve Atlantik okyanuslarında 80'den fazla benzer gömme alanı bulunuyor. 1993 yılına kadar, radyoaktif atıkların denizlere gömülmesi yaygın bir uygulamaydı ve uzun yıllar boyunca bu konuda kamuoyuna yeterli bilgi verilmedi. Son dönemde yapılan bilimsel çalışmalar, bu varillerin tam olarak nerede bulunduğu ve hangi durumda oldukları konusunda kesin bir bilgiye ulaşılamadığını gösteriyor. Fransız bilim insanlarının yürüttüğü son araştırmalar, deniz altındaki radyoaktif atıkların izlenmesinin ve durum tespitinin yetersiz olduğunu ortaya koydu. Bu belirsizlik, Los Angeles kıyılarındaki radyoaktif atıkların gelecekte nasıl bir risk oluşturacağını öngörmeyi zorlaştırıyor. Kaliforniya'nın çevreye duyarlı ve yenilikçi imajına rağmen, bu nükleer mirasın etkileri halen suyun altında sessizce büyümeye devam ediyor.</p><h3>Geleceğe dair belirsizlik: İzleme kampanyaları yeterli olacak mı?</h3><p>Los Angeles kıyılarındaki radyoaktif atık varilleri, hem bilim dünyasının hem de kamuoyunun dikkatini uzun süredir üzerinde topluyor. Önümüzdeki yıllarda yapılacak izleme çalışmaları, bu nükleer mirasın çevre ve insan sağlığı üzerindeki etkilerini daha net ortaya koyacak. Ancak uzmanlar, mevcut izleme araçlarının ve teknolojilerinin bu devasa sorunun boyutlarını tam olarak ortaya çıkarmakta yetersiz kalabileceğine dikkat çekiyor. Okyanuslar, uzun yıllar boyunca çözüm bulunamayan sorunların üzerini örtmek için kullanıldı ve bu yaklaşımın sonuçları bugün daha net görülüyor. Los Angeles kıyılarında çürümeye terk edilen 48.000 radyoaktif atık varili, yalnızca bölgenin değil, tüm dünyanın çevre güvenliği açısından bir uyarı niteliği taşıyor. Bu nükleer tehlikenin etkilerini azaltmak ve gelecekte benzer felaketlerin önüne geçmek için daha şeffaf, kapsamlı ve bilimsel temelli izleme ve müdahale stratejilerine ihtiyaç duyuluyor.</p><p>Sonuç olarak, Los Angeles kıyılarındaki radyoaktif atık varilleri, bölgenin çevre sağlığı, deniz yaşamı ve insan toplulukları için ciddi ve uzun vadeli bir tehdit oluşturuyor. Bu nükleer miras, geçmişte yapılan hataların yalnızca suyun altına gömülerek ortadan kalkmadığını gösteriyor. Önümüzdeki dönemde gerçekleştirilecek izleme ve araştırma çalışmaları, hem bölge halkının güvenliği hem de küresel çevre politikaları açısından belirleyici olacak.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/abdnin-denize-doktugu-rad-493_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287021</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/arastirma-laboratuvarlarinda-siber-casusluk-krizi-bilimsel-veriler-tehlikede-287021</link>
      <pubDate>2026-08-10T13:57:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Araştırma laboratuvarlarında siber casusluk krizi! Bilimsel veriler tehlikede]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Araştırma laboratuvarları ve üniversiteler, siber güvenlik eksikliği nedeniyle sanayi casuslarının hedefi haline geldi. Biyoteknoloji ve bilim dünyasında yıllar süren çalışmalar, dijital saldırılarla tehlikeye giriyor. Uzmanlar, kritik verilerin korunması için acil önlemler alınması gerektiğini vurguluyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Araştırma laboratuvarlarında siber casusluk krizi! Bilimsel veriler tehlikede]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda araştırma laboratuvarları ve üniversiteler, siber casusluk saldırılarının odağına yerleşti. Özellikle biyoteknoloji ve ileri teknoloji alanında faaliyet gösteren kurumlar, siber korsanların yeni hedefleri arasında başı çekiyor. Bankalar, kredi kartı verileri veya nüfus bilgileriyle sınırlı kaldığı düşünülen siber saldırılar, artık bilimsel çalışmaların merkezine yöneldi. On yıllık laboratuvar çalışmalarını, benzersiz gen dizilerini, geleceğin malzeme formüllerini ve devrim niteliğindeki patent taslaklarını içeren veri tabanları, siber casusların iştahını kabartıyor. Araştırma ekipleri, klasik güvenlik yöntemleriyle kendilerini koruduğunu düşünürken, dijital altyapıdaki zayıflıklar büyük bir risk oluşturuyor. Bilimsel yeniliklerin yayınlanmadan önce çalınması, yıllarca süren emeğin bir anda başka bir ülkede tescil edilmesine yol açıyor.</p><h3>Siber casuslukta yeni dönem: laboratuvarlar hedef tahtasında</h3><p>Bilim dünyasında uzun yıllar boyunca güven, açıklık ve paylaşım kültürü ön plandaydı. Ancak günümüzde organize siber suç grupları ve sanayi rakipleri, laboratuvarları sistematik olarak hedef alıyor. Araştırma ekiplerinin büyük bölümü, hâlâ eski altyapılar ve şifrelenmemiş iletişim kanalları kullanıyor. Bu durum, 21. yüzyılın en büyük bilimsel yağmasına davetiye çıkarıyor. Laboratuvarların değeri artık pahalı ekipmanlarında değil, sunucularında saklanan ham verilerde ve dijital kayıtlarında yatıyor. Bir tıbbi patent, yeni bir kimyasal modelleme ya da yapay zeka algoritması, yüz milyonlarca euroluk potansiyel piyasa değerine sahip. Özellikle devlet destekli sanayi casusluğu grupları için, hiçbir fiziksel risk almadan bu verilere erişmek büyük bir avantaj sağlıyor. Saldırganlar, en gelişmiş siber korsanlık araçlarıyla ağlara sızıyor ve aylarca fark edilmeden kalabiliyor. Buna karşın, araştırmacılar hâlâ günlük çalışmalarını şifrelenmemiş mesajlaşma uygulamaları ve eski sunucular üzerinden yürütüyor. Bu tezat, Avrupa ve dünya genelinde araştırma kurumlarını dev bir tuzağa sürüklüyor. Laboratuvarlar, internetin ilk günlerindeki saflıkla dijital dünyaya yaklaşıyor ve bu da sistematik siber yağmalara zemin hazırlıyor.</p><h3>Üniversite ve biyoteknoloji girişimlerinde veri güvenliği alarmı</h3><p>Biyoteknoloji alanında faaliyet gösteren yeni girişimler ve üniversitelerden çıkan spin-off şirketler, siber güvenlik konusunda daha da savunmasız durumda. Bu küçük yapılar, yenilikçi projeler ve kritik buluşlar geliştirirken, bilgi teknolojileri altyapısına yeterli bütçe ayıramıyor. Bilimsel kanıt ve inovasyona odaklanan bu ekipler, çoğu zaman veri güvenliğini ikinci planda bırakıyor. Sonuç olarak, milyonlarca euro değerindeki bilgiler, çoğu zaman kurucunun kişisel e-posta hesabında veya güvensiz sunucularda saklanıyor. Saldırganlar için bu, neredeyse zahmetsiz bir hedef anlamına geliyor. Araştırma dünyasında tanınırlık ve finansman, ilk yayınlayan olmaya bağlı. Bu baskı, sürekli veri alışverişini beraberinde getiriyor. Taslaklar, ham veri setleri ve protokoller, e-posta ve mesajlaşma uygulamaları üzerinden birçok kişiyle paylaşılıyor. Korsanlar, bu iletişim trafiğini izleyerek, önemli buluşları resmi yayından önce ele geçirebiliyor. Eğer bir çalışma, üçüncü bir şahıs tarafından patentlenirse, yılların emeği bir anda yok olabiliyor.</p><h3>Siber güvenlikte kritik zafiyet: paylaşılan takvimler ve sosyal mühendislik</h3><p>Siber casuslar, sadece veri dosyalarını hedef almakla kalmıyor; laboratuvar ekiplerinin zaman yönetimi ve alışkanlıklarına da odaklanıyor. Güvenli olmayan paylaşılan takvimler, sanayi casusluğu için adeta birer hazine haritası işlevi görüyor. Bir laboratuvar yöneticisinin takvimine erişen saldırgan, bir projenin ilerleme aşamalarını, önemli toplantıların zamanını ve anahtar araştırmacıların seyahat programlarını öğrenebiliyor. Bu bilgiler, hedefli saldırılar ve sosyal mühendislik yöntemleri için büyük bir avantaj sağlıyor. Saldırganlar, sahte hakem değerlendirme e-postaları veya sahte konferans davetleriyle laboratuvar ekiplerini tuzağa çekebiliyor. Araştırma ekosisteminde interneti tamamen kapatmak veya laboratuvarları izole etmek mümkün değil. Bilimsel ilerleme, paylaşım ve işbirliğiyle gerçekleşiyor. Bu nedenle, dijital altyapının acilen modernize edilmesi ve iletişim kanallarının güvenli hale getirilmesi gerekiyor.</p><h3>Profesyonel e-posta ve güvenli takvimler: bilim dünyasında yeni standart</h3><p>Uzmanlar, kamuya açık mesajlaşma uygulamalarının ve kötü yapılandırılmış üniversite e-postalarının bilimsel veri alışverişinde kullanılmaması gerektiğini vurguluyor. Bir saldırgan, klasik bir e-posta kutusuna sızarak, yatırımcılarla veya patent ofisleriyle yapılan yazışmaları ele geçirebilir. Laboratuvarlar ve biyoteknoloji girişimleri, uçtan uca şifreleme ve güçlü kimlik doğrulama sistemleriyle donatılmış profesyonel e-posta hizmetlerini zorunlu kılmalı. Amaç, yalnızca yetkili kişilerin mesajları okuyabilmesini ve ekleri indirebilmesini sağlamak. Bu yaklaşım, hassas verileri dijital ortamda korumanın en etkili yolu olarak öne çıkıyor. Ayrıca, paylaşılan takvimlerin yüksek koruma altında tutulması, stratejik toplantıların ve ekip içi planlamaların gizliliğini sağlıyor. Erişimlerin şifrelenmesi, katılımcıların görünürlüğünün sınırlandırılması ve video konferans bağlantılarının güvenceye alınması, siber saldırganların en önemli araçlarını devre dışı bırakıyor. Araştırmacıların günlük hayatında siber güvenlik artık bir idari yük değil, teknolojik ve bilimsel egemenliğin temel kalkanı olarak kabul ediliyor.</p><h3>Bilimsel egemenlik için siber güvenlik şart</h3><p>Patent yarışlarının ve bilimsel yayınların birkaç gün içinde sonuçlandığı bir dönemde, siber güvenlik önlemleri bilim dünyasında hayati bir rol oynuyor. Bir araştırmacının e-posta adresini ve takvimini güvence altına almak, sadece teknik bir detay değil; aynı zamanda geleceğin keşiflerinin, onları geliştirenlere gerçekten fayda sağlamasının garantisi anlamına geliyor. Bugün, araştırma laboratuvarlarında siber güvenlik eksikliği, bilimsel ilerlemenin önündeki en büyük engellerden biri olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, üniversiteler ve girişimlerin, dijital altyapılarını hızla modernize etmesi ve siber saldırılara karşı güçlü savunma mekanizmaları kurması gerektiğini belirtiyor. Aksi takdirde, yılların emeği ve yatırımının, bir gecede başka bir ülkenin patent ofisinde tescil edilmesi riski her geçen gün artıyor. Bilimsel egemenlik ve teknolojik bağımsızlık için, siber güvenlik artık vazgeçilmez bir gereklilik olarak karşımıza çıkıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/arastirma-laboratuvarlari-677_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287020</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/kopek-sahipligi-cocuk-sagliginda-yeni-donem-baslatiyor-287020</link>
      <pubDate>2026-08-10T13:56:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Köpek sahipliği çocuk sağlığında yeni dönem başlatıyor]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Finlandiya'da yapılan kapsamlı bir araştırma, evde köpek beslemenin çocukların solunum sağlığı üzerinde olumlu bir etki yarattığını ortaya koydu. Uzmanlar, köpek sahipliğinin çocuklarda enfeksiyon riskini azaltabileceğine dikkat çekiyor ve bu bulgunun astım gibi kronik hastalıkların önlenmesinde önemli bir rol oynayabileceğini vurguluyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Köpek sahipliği çocuk sağlığında yeni dönem başlatıyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Finlandiya Sağlık ve Refah Enstitüsü'nden bilim insanlarının yürüttüğü yeni bir çalışma, evde köpek bulundurmanın çocukların solunum sağlığı üzerinde önemli etkiler yarattığını gösterdi. Araştırmada, 368 yeni doğan Fin çocuğunun ebeveynleri, bebeklerinin ilk yılındaki kulak enfeksiyonları, ateş ve antibiyotik kullanımı gibi sağlık durumlarını ayrıntılı şekilde takip etti. Ayrıca ailelerin evde köpek besleyip beslemediği de kayıtlara geçti. Çocuklar iki aylıkken, araştırmacılar her evin oturma odasından toz örnekleri topladı ve bu örnekler aracılığıyla çocukların maruz kaldığı bakteri ve mantar çeşitleri analiz edildi. Elde edilen bulgular, köpek sahipliğinin çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarının görülme sıklığını azaltabileceğine işaret etti.</p><h3>Fin araştırmacılar: 'Köpek mikropları enfeksiyon riskini azaltıyor'</h3><p>Çalışmanın başyazarı Anne Karvonen, köpek sahipliğinin özellikle çocukların hayatlarının ilk yılında solunum yolu enfeksiyonlarının daha az görülmesiyle ilişkili olduğunu belirtti. Araştırmacılar, ev tozunda köpeklerle bağlantılı bakteri ve mantar türlerinin ya da bunların kombinasyonlarının, solunum enfeksiyonlarının görülme oranının dörtte birine kadarını açıklayabildiğini açıkladı. Bu mikropların, çocukların bağışıklık sistemiyle etkileşime girerek koruyucu bir etki yarattığı düşünülüyor. Karvonen, erken çocukluk döneminde görülen solunum yolu enfeksiyonlarının ileride astım gelişimi için önemli bir risk faktörü olduğuna dikkat çekti. Bu nedenle, köpeklerle temasın astım riskini azaltabileceği öngörülüyor. Ancak uzmanlar, elde edilen verilerin gözlemsel nitelikte olduğunu ve kesin sonuçlara ulaşmak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu da belirtti.</p><h3>İsveç ve ABD'den ek bulgular: Köpek sahipliği astım ve iltihaplanma riskini nasıl etkiliyor?</h3><p>Mayıs ayında Journal of Allergy and Clinical Immunology: Global dergisinde yayımlanan İsveç merkezli başka bir araştırmada ise, 99.389 çocuk üzerinde yapılan incelemeler köpek sahipliğinin astım ve hava yolu alerjisi üzerindeki etkisini değerlendirdi. Sonuçlara göre, astım ya da alerjisi olan çocuklarda köpeklerle sürekli temas, orta-şiddetli astım riskini belirgin şekilde artırmasa da, astım alevlenmelerinde hafif bir artış gözlendi. Bununla birlikte, çocukların köpeğe maruziyeti sona erdiğinde astım sonuçlarında anlamlı bir değişiklik saptanmadı. Bu bulgu, köpeklerin astım gelişiminde tek başına belirleyici bir rol oynamadığını gösteriyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan ve 2025'te Brain, Behavior and Immunity dergisinde yayımlanan bir başka araştırma ise, kentsel ortamlarda köpeklerle büyüyen çocukların kronik düşük dereceli iltihaplanmaya karşı daha korunaklı olabileceğini ortaya koydu. Colorado Boulder Üniversitesi'nden fizyolog Christopher Lowry, köpeklerin insanlarla binlerce yıl süren ortak yaşamı sayesinde, bağışıklık sistemimizi olumlu etkileyen 'eski arkadaş' mikroplara maruziyetin arttığını vurguladı. Bu mikropların, bağışıklık sisteminde düzenleyici T hücrelerinin üretimini desteklediği ve uygunsuz iltihaplanma riskini azalttığı belirtildi.</p><h3>Pediatrist Jenni Mäki: 'Köpek sahipliği ev mikrobiyotasını olumlu yönde değiştiriyor'</h3><p>Fin çalışmasında yer alan pediatrist Jenni Mäki, çocukluk döneminde maruz kalınan mikrobiyal ortamın bağışıklık sistemi gelişiminde kritik bir rol oynadığını ifade etti. Mäki, köpeklerin evde bulunmasının, çocukların bağışıklık sisteminin güçlenmesine katkı sunduğunu ve ileride ev mikrobiyotasının sağlık açısından faydalı olacak şekilde değiştirilebileceğini söyledi. Araştırma, köpek sahipliğinin günümüzde bile ev ortamındaki mikrobiyal çeşitliliği artırarak çocukların solunum sağlığını iyileştirdiğini gösteriyor. Uzmanlar, bu bulguların aileler için önemli ipuçları taşıdığına ve çocukların sağlıklı gelişimi açısından köpek sahipliğinin dikkate alınması gerektiğine dikkat çekiyor. Ancak, köpek sahipliğinin tüm aileler için uygun olup olmadığına karar verirken, alerji ve mevcut sağlık sorunları gibi bireysel faktörlerin de göz önünde bulundurulması gerekiyor.</p><p>Sonuç olarak, Finlandiya'da ve farklı ülkelerde yapılan araştırmalar, köpek sahipliğinin çocukların solunum sağlığı üzerinde olumlu etkiler yaratabileceğini gösteriyor. Bilim insanları, köpeklerle temasın bağışıklık sistemini güçlendirdiğine ve solunum yolu enfeksiyonları ile astım riskini azaltabileceğine işaret ediyor. Ancak, bu ilişkinin kesin boyutlarını ortaya koymak için daha fazla bilimsel veriye ihtiyaç duyuluyor. Aileler, köpek sahipliğinin potansiyel faydalarını ve risklerini değerlendirerek çocuklarının sağlığı için en doğru kararı verebilir.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/kopek-sahipligi-cocuk-sag-798_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287019</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/kultur/netflixte-i-will-find-you-tum-zamanlarin-en-populer-10-dizisi-arasina-girdi-287019</link>
      <pubDate>2026-08-10T13:56:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Netflix'te I Will Find You, tüm zamanların en popüler 10 dizisi arasına girdi]]></title>
      <category><![CDATA[Kültür & Sanat]]></category>
      <description><![CDATA[I Will Find You, Netflix'te gösterdiği büyük yükselişle dünya çapında dikkatleri üzerine çekti. Harlan Coben'in yeni mini dizisi, kısa sürede platformun en çok izlenen İngilizce yapımlarından biri oldu ve Top 10 listesine adını yazdırdı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Netflix'te I Will Find You, tüm zamanların en popüler 10 dizisi arasına girdi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>I Will Find You adlı dizi, Netflix'te küresel çapta yakaladığı büyük izleyici kitlesiyle dikkat çekiyor. Harlan Coben'in kaleme aldığı bu gizem türündeki mini dizi, yayınlandığı günden bu yana yedinci haftasını da Top 10 listesinde geçirerek önemli bir başarıya ulaştı. I Will Find You, geçtiğimiz hafta Netflix'in tüm zamanların en popüler on İngilizce dizisi arasına girdi ve kısa sürede dokuzuncu sıraya yükseldi. Bu yükselişle, His &amp; Hers ve Bridgerton'ın üçüncü sezonunu geride bıraktı. Eğer izlenme oranları aynı hızda devam ederse, yaklaşık beş milyon izleme farkıyla The Queen's Gambit'i de geçme potansiyeline sahip.</p><h3>I Will Find You, Netflix'te mini dizi rekorunu zorluyor</h3><p>I Will Find You, sadece izlenme rakamlarıyla değil, mini dizi kategorisindeki yeriyle de öne çıkıyor. Dizi, The Queen's Gambit ve Adolescence'ın ardından, Netflix'te benzer bir başarıya ulaşan üçüncü mini dizi oldu. Bu gelişme, Harlan Coben'in uluslararası izleyici üzerindeki etkisini bir kez daha ortaya koydu. I Will Find You'nun kısa sürede elde ettiği bu başarı, Netflix'in küresel içerik stratejisinin ne kadar etkili olduğunu da gösteriyor. Dizi, her hafta milyonlarca izleyiciyi ekran başına çekerek, platformun popülerliğine önemli katkı sağladı.</p><h3>Harlan Coben, I Will Find You ile küresel fenomen yarattı</h3><p>Harlan Coben imzası taşıyan I Will Find You, dünya genelinde izleyicilerden yoğun ilgi görüyor. Dizi, sürükleyici hikayesiyle eleştirmenlerden de olumlu notlar aldı. I Will Find You'nun başarısı, yazarın uluslararası alandaki etkisini bir kez daha kanıtladı. Bu yükselişin önümüzdeki haftalarda da devam etmesi bekleniyor. I Will Find You, Netflix'te mini dizi kategorisinde adını zirveye yazdırmaya hazırlanıyor. Platformun izlenme listelerinde üst sıralarda kalmaya devam eden yapım, yeni rekorlara göz kırpıyor.</p><p>I Will Find You'nun elde ettiği bu başarı, hem Harlan Coben'in hem de Netflix'in uluslararası dizi pazarındaki gücünü bir kez daha gözler önüne serdi. Dizi, izlenme oranları ve aldığı olumlu tepkilerle, platformun en çok konuşulan yapımlarından biri olmaya devam ediyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/netflixte-i-will-find-you-742_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287018</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/dosya-raftan-indi-adalet-bakani-gurlek-merhum-muhsin-yazicioglunun-ailesiyle-gorustu-287018</link>
      <pubDate>2026-08-10T13:33:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Dosya raftan indi! Adalet Bakanı Gürlek merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun ailesiyle görüştü]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, merhum Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun ailesiyle görüştü.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Dosya raftan indi! Adalet Bakanı Gürlek merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun ailesiyle görüştü]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, 5 Mart 2009 tarihinde Kahramanmaraş'ın Göksun ilçesi yakınlarında düşen helikopter kazasında hayatını kaybeden Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun ailesini Adalet Bakanlığı'nda kabul etti.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/aksam-1008202623795651.jpg"/><p>Bakanlıkta yapılan görüşmede, merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu ve oğlu Furkan Yazıcıoğlu'nu yer aldı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/8-100820269454f398.jpg"/><p><i>Merhum BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu</i></p><a data-link="1" href="https://www.yirmidort.tv/gundem/adalet-bakani-gurlek-muhsin-yazicioglunun-ailesini-kabul-edecek-286989" class="related-news haber"><div class="image"><img src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/adalet-bakani-gurlek-muhs-636_2-41.jpg"/></div><h3>Adalet Bakanı Gürlek, Muhsin Yazıcıoğlu'nun ailesini kabul edecek</h3></a>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/dosya-raftan-indi-adalet--618_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287017</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/osym-baskani-ersoydan-yks-tercih-islemlerine-iliskin-uyari-287017</link>
      <pubDate>2026-08-10T13:27:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[ÖSYM Başkanı Ersoy'dan YKS tercih işlemlerine ilişkin uyarı]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ersoy, Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) tercih işlemlerinin bugün 23.59 itibarıyla sona ereceğini belirterek, son kontrollerin yapılmasının faydalı olacağını bildirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[ÖSYM Başkanı Ersoy'dan YKS tercih işlemlerine ilişkin uyarı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Prof. Dr. Bayram Ali Ersoy, Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) tercih işlemlerinin bugün 23.59 itibarıyla sona ereceğini belirterek, son kontrollerin yapılmasının faydalı olacağını bildirdi.</p><p>NSosyal hesabından açıklama yapan  Bayram Ali Ersoy, şunları kaydetti:</p><p>"Kıymetli adaylar, YKS tercih işlemleri bugün 23.59 itibarıyla sona erecek, son kontrollerinizi yapmakta fayda var. Onay sürecini lütfen son dakikalara bırakmayın, ÖSYM aday işlemleri uygulaması üzerinden tercih sürecini tamamlayın. Tercihlerinizin hayırlı olmasını diliyorum."</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/osym-baskani-ersoydan-yks-857_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287016</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/karadeniz-sahillerinde-kirmizi-bayrak-denize-girmek-yasaklandi-287016</link>
      <pubDate>2026-08-10T13:29:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Karadeniz sahillerinde kırmızı bayrak: Denize girmek yasaklandı]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Karadeniz'e kıyısı bulunan Sakarya'nın Karasu, Kocaali ve Kaynarca ilçeleri ile Düzce'nin Akçakoca ilçesinde tüm plajlarda, Kocaeli'nin Kandıra ilçesinde ise bazı plajlarda elverişsiz şartlar nedeniyle denize girişlere yasak getirildi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Karadeniz sahillerinde kırmızı bayrak: Denize girmek yasaklandı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sakarya ve Düzce'de tüm, Kocaeli'de bazı sahillerde denize girmek yasaklandı</p><p>Sakarya'nın Karasu, Kocaali ve Kaynarca sahillerinde olumsuz hava ve deniz koşulları etkili oluyor.</p><p>Kaymakamlıklarca olumsuz şartlar nedeniyle ilçelerde denize girişler yasaklandı.</p><p>Sahillerde görev yapan Sakarya Büyükşehir Belediyesi cankurtaran ekipleri, bayrakları kırmızıya çevirerek insanları yasağa uymaları konusunda uyarıyor.</p><p><b>Kocaeli</b></p><p>Kocaeli'nin Kandıra ilçesinde olumsuz hava ve deniz koşulları sebebiyle Kovanağzı, Kerpe, Miço plajları hariç, tüm sahillerde denize girmek yasaklandı.</p><p>Kaymakamlıktan yapılan açıklamada, cankurtaran hizmeti verilen ve yasaklama olmayan bölgelerde, duba ve mantarlarla çevrilen alanda denize girilmesi istendi.</p><p>Sakarya'nın Karasu, Kocaali ve Kaynarca ilçeleri ile Kocaeli'nin Kandıra ilçesinde tüm plaj ve sahillerde dün de elverişsiz şartlar nedeniyle denize girişler yasaklanmıştı.</p><p><b>Düzce</b></p><p>Düzce'nin Akçakoca ilçesinin sahil kesimlerinde elverişsiz hava ve deniz koşulları etkisini gösteriyor.</p><p>Olumsuz şartlar nedeniyle ilçedeki tüm plaj ve sahillerde denize girmek yasaklandı.</p><p>Sahillere kırmızı bayrak çeken cankurtaran ekipleri, denize girilmemesi yönünde uyarılarda bulunuyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/karadeniz-sahillerinde-ki-510_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287015</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/iran-abd-ablukayi-devam-ettirirse-hurmuz-bogazi-guvenli-bir-guzergah-olmayacaktir-287015</link>
      <pubDate>2026-08-10T13:13:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[İran: ABD ablukayı devam ettirirse Hürmüz Boğazı güvenli bir güzergah olmayacaktır]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ABD'nin mevcut politikasını ve deniz ablukasını sürdürmesi halinde Hürmüz Boğazı'nın güvenli bir geçiş güzergahı olmayacağını söyledi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[İran: ABD ablukayı devam ettirirse Hürmüz Boğazı güvenli bir güzergah olmayacaktır]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İran devlet televizyonuna göre, Bekayi, düzenlediği haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.</p><p>Hürmüz Boğazı konusunda Umman ile yürütülen müzakerelere değinen Bekayi, Tahran'ın şu anda Washington ile herhangi bir müzakere yürütmediğini ancak aracı ülkeler üzerinden karşılıklı mesaj alışverişinde bulunulduğunu ifade etti.</p><p>ABD'yle müzakerelerin Umman'la müzakerelerin gidişatına bağlı olduğuna işaret eden İranlı Sözcü, Umman ile görüşmelerde bu aşamada Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilerden ücret alınması konusunu değerlendirmediklerini belirtti.</p><p>Umman ile müzakerelerin yapıcı ve olumlu ilerlediğini dile getiren Bekayi,    "ABD'nin mevcut politikasını ve deniz ablukasını sürdürmesi halinde Hürmüz Boğazı güvenli bir geçiş güzergahı olmayacaktır." dedi.</p><p>Bekayi, deniz ablukasının kaldırılması ve ABD'nin saldırılarını engellemek için sadece diplomasinin yeterli olmadığını ve askeri seçeneklerin de kullanıldığını vurguladı.</p><p>Son birkaç ay içinde Minab, Lamerd ve Hürmüz bölgelerinin öne çıktığını ancak bu 3 bölgenin, ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen diğer binlerce savaş suçu vakasını gözden kaçırmaya yol açmaması gerektiğini söyleyen Bekayi, "Lamerd'deki suçlarla ilgili her gün olayın yeni bir boyutu ortaya çıkıyor. Fosfor kullanımı da bunlardan biri. Bu hususları ilgili uluslararası mercilere ilettik." dedi.</p><p>Öte yandan İranlı Sözcü, Pakistan'ın İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi'yi davet ettiğini ve ziyaretin uygun koşullar altında gerçekleşeceğini kaydetti.</p><a data-link="1" href="https://www.yirmidort.tv/dunya/abdli-demokrat-senator-murphy-donald-trump-iran-ile-bu-savasi-kaybetti-286977" class="related-news haber"><div class="image"><img src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/abdli-demokrat-senator-mu-810_2-41.jpg"/></div><h3>ABD'li Demokrat Senatör Murphy: Donald Trump, İran ile bu savaşı kaybetti</h3></a>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/iran-abd-ablukayi-devam-e-294_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287014</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/terorsuz-turkiye-hedefinde-tarihi-surec-kritik-yasada-son-viraj-cerceve-yasa-tbmmde-gorusuluyor-287014</link>
      <pubDate>2026-08-10T15:14:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Terörsüz Türkiye hedefinde tarihi süreç! Kritik yasada son viraj... Çerçeve yasa TBMM'de görüşülüyor]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Terörsüz Türkiye hedefinde tarihi bir süreçten geçiliyor. Adalet Komisyonu'nda kabul edilen çerçeve yasa, bugün Meclis Genel Kurulu'nda görüşülüyor. TBMM Genel Kurulu, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi görüşmeleri için Meclis Başkanvekili Celal Adan başkanlığında toplandı. Peki, 12 maddeden oluşan yasa teklifinin görüşmelerinde son durum ne? Gelişmeleri 24 Muhabiri Emre Ayaz aktardı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Terörsüz Türkiye hedefinde tarihi süreç! Kritik yasada son viraj... Çerçeve yasa TBMM'de görüşülüyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<div class="rich-text-live-tv"><div class="video-wrapper"></div></div><p>TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Celal Adan başkanlığında toplandı.</p><p>Adan, birleşimin açılışında, 20 milletvekiline yerlerinden gündem dışı söz verdi.</p><p>"Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin görüşüleceği oturuma MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da katıldı.</p><p>AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, CHP Grup Başkanı Faik Öztrak, Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, oturum öncesinde Bahçeli'nin yanına giderek tokalaştı.</p><p>Türk bayraklı atkı takarak oturuma katılan İYİ Parti milletvekilleri, sıralarına Türk bayrağı koydu.</p><p><b>SİYASİ PARTİLERİN GRUP BAŞKANVEKİLLERİ DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU</b></p><p>TBMM Genel Kurulu'nda, siyasi partilerin grup başkanvekilleri yerlerinden söz alarak değerlendirmelerde bulundu.</p><p>Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, Terörsüz Türkiye sürecine katkıları dolayısıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan ile siyasi partilerin genel başkanlarına teşekkür etti.</p><p>Sürecin başarıya ulaşması temennisinde bulunan Kaya, "Önümüzde çok uzun, meşakkatli bir yol olduğunu, bu uzun ve meşakkatli yolun siyasal kamplaşma ve kutuplaşmalarla değil, tam tersine demokratik siyasal bir düzeni inşa etmekle aşılabileceğine inanıyor, sürece katkısı olan herkese tekrar teşekkür ve saygılarımı sunuyorum." diye konuştu.</p><p>İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, Türkiye'nin terörsüz ve teröristsiz olması gerektiğini söyledi.</p><p>Terörün arkasında duranları, terörle arasına mesafe koyamayanları kınadığını ifade eden Çömez, "barış" kavramının bazı kesimler tarafından istismar edildiğini savundu.</p><p>Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin Sevr Antlaşması'nın imzalandığı 10 Ağustos'ta görüşülmek istendiğini söyleyen ve bu durumu eleştiren Çömez, "Bu güzel ülkede herkesin dostça, kardeşçe yaşayabileceği atmosferi temin etmek için İYİ Parti olarak elimizden geleni yaptık, bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz." dedi.</p><p><b>CHP'DEN DESTEK AÇIKLAMASI</b></p><p>CHP Grup Başkanvekili Rahmi Aşkın Türeli, parti olarak bugüne kadar silahı, şiddeti bitirecek, hukuk devletini sağlayacak çözüm önerileri sunduklarını ve bu yöndeki adımları desteklediklerini belirtti.</p><p>TBMM'de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun tarihi sorumluluğun yansıması olduğunu vurgulayan Türeli, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin komisyon raporu doğrultusunda hazırlandığını hatırlattı.</p><p>CHP olarak konuyu devlet meselesi olarak değerlendirdiklerini aktaran Türeli, "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'ne, terörün kalıcı olarak sona erdirilmesi, silahların devreden çıkarılması, demokratik siyasetin güçlenmesiyle birlikte Cumhuriyet'imizin demokrasiyle taçlandığı yeni dönemin başlayacağı düşüncesiyle destek vereceğiz." ifadesini kullandı.</p><p>DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin, Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında önemli bir adım olduğunu belirtti.</p><p>Sürecin yalnızca bir siyasi partinin değil, herkesin ortak sorumlulukları arasında yer aldığını vurgulayan Koçyiğit, "Bu nedenle bütün siyasi partilere ve bütün milletvekili arkadaşlarımıza çağrımızdır, gelin bu tarihi sürece hep birlikte katkı sunalım. Farklılıklarımızı koruyarak ortaklaşabileceğimiz alanları büyütelim. Eleştirilerimizi, süreci güçlendiren önerilere dönüştürelim. Barışın toplumsal iradesini, Meclisin ortak iradesiyle buluşturalım çünkü barışın kazananı 86 milyonuyla bir bütün Türkiye olacaktır." şeklinde konuştu.</p><p><b>"SİLAHLARIN SUSMASI, TERÖRÜN KALICI BİTMESİ ADINA ATILABİLECEK HER ADIMI BENİMSİYORUZ"</b></p><p>Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, terörün kalıcı olarak sona erdirilmesi, silahların susması ve demokrasi adına TBMM'de Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kurulduğunu anımsattı.</p><p>Komisyonun önemli çalışmalar yaptığını ve raporunu sunduğunu aktaran Emir, raporun 6. bölümünde yer alan terörün bitirilmesine ilişkin adımlar çerçevesinde Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin hazırlandığını belirtti.</p><p>Raporun 7. bölümünde yer alan "demokrasi" konusunda ise herhangi bir adım atılmadığını ileri süren Emir, sürekli olarak "Bir daha şehitler olmasın, kan akmasın" dediklerini söyledi.</p><p>Emir, iktidarın Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymadığını savunarak, şöyle devam etti:</p><p>"Biz silahların susması, terörün kalıcı bitmesi adına atılabilecek her adımı, gelebilecek her öneriyi benimsiyoruz, ciddiye alıyoruz, önemsiyoruz. Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi ile ilgili olarak bugüne kadar eleştirilerimizi, önerilerimizi gündeme getirdik. Üzülerek söylemeyelim ki teklifin geliş biçimi, hazırlanış biçimi, komisyonda noktasına, virgülüne dahi dokundurulmamış, ortak akıl çalıştırılmamış, önemli eksiklikler olmuştur. Partimizin tutumunu Genel Başkanı'mız ayrıntılı değerlendirecek, hem milletimizle hem Meclis'imizle paylaşacaktır."</p><p><b>"GAZİ MECLİS, EMPERYALİSTLERİN KARDEŞLİĞİMİZİ BOZMA ÇABASINI, ÇIKARACAĞI KANUNLA TARİHİN ÇÖP TENEKESİNE ATACAK"</b></p><p>AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, bugünün, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın doğrudan halk tarafından seçilmesinin yıl dönümü olduğunu anımsatarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, milletten aldığı yetki ve güçle hem bölgesel hem küresel krizlerde hem de ülkenin huzuru ve refahı için milletin yanında olduğunu belirtti.</p><p>Bugünün aynı zamanda Anafartalar Zaferi'nin de yıl dönümü olduğunu anımsatan Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:</p><p>"Bugün '10 Ağustos' dediğimizde Anafartalar Zaferi'nin 111. yılında Çanakkale destanını hatırlıyoruz. Orada Diyarbakırlı, Ağrılı, Karslı, İzmirli, Trabzonlu yiğitlerin nasıl omuz omuza vererek bu aziz millet için şehit olduklarını, bu aziz millet için bir Cumhuriyet, bir devlet kurduklarına şahit olduğumuz tarihi bir gündür. O yüzden başta Anafartalar Komutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, tüm şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Bugün, işte 'Sevr'in yıl dönümüymüş ve bugüne getirmişiz'. Bugün bizim için anlamlı olan gün Çanakkale'de destan yazılan Anafartalar destanıdır, Çanakkale ruhudur."</p><p>Sevr'in emperyalistlerin bir projesi olduğuna işaret eden Gül, "Sykes-Picot ile özellikle bu meseleleri bölgede kaşımak, Türkiye'yi zayıflatmak üzere emperyalistlerin kurduğu bir oyundu. Gazi Meclis bu kağıt parçasını aldı ve yırttı. Bugün Gazi Meclis, emperyalistlerin kardeşliğimizi bozma çabasını da çıkaracağı kanunla paçavraya çevirecek, tarihin çöp tenekesine atacaktır." değerlendirmesinde bulundu.</p><p>Genel Kurulda daha sonra siyasi partilerin grup önerilerinin görüşülmesine başlandı.</p><p><b>Peki, 12 maddeden oluşan yasa teklifinin görüşmelerinde son durum ne? Gelişmeleri 24 Muhabiri Emre Ayaz aktardı.</b></p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/video-100820268fca2443.mp4#t=0.5" type="video/mp4"></video>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/terorsuz-turkiye-hedefind-778_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287013</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/bakan-simsek-sanayi-uretiminin-ikinci-ceyrekte-yillik-yuzde-19-buyudugunu-bildirdi-287013</link>
      <pubDate>2026-08-10T13:01:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bakan Şimşek, sanayi üretiminin ikinci çeyrekte yıllık yüzde 1,9 büyüdüğünü bildirdi]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Sanayi üretim endeksi, haziranda aylık bazda yüzde 0,1 arttı, yıllık yüzde 1,4 azaldı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, zorlu küresel koşullara rağmen sanayi üretiminin ikinci çeyrekte yıllık yüzde 1,9 büyüdüğünü bildirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bakan Şimşek, sanayi üretiminin ikinci çeyrekte yıllık yüzde 1,9 büyüdüğünü bildirdi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ilişkin sanayi üretim endeksi verilerini açıkladı.</p><p>Buna göre, söz konusu ayda takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 1,4 geriledi.</p><p>Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, haziranda madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,6, imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 1,5 azalırken elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 1,1 artış gösterdi.</p><p>Arındırılmamış sanayi üretim endeksinde de yıllık bazda yüzde 14,4 artış hesaplandı.</p><p><b>SANAYİ ÜRETİMİNDE AYLIK VERİLER</b></p><p>Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi, söz konusu ayda bir önceki aya kıyasla yüzde 0,1 arttı.</p><p>Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, haziran ayında madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki aya göre yüzde 0,5 azalırken imalat sanayi sektörü endeksi aynı kaldı, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 1,5 yükseldi.</p><p>TÜİK, bazı aylara ilişkin verilerde revizyona gitti.</p><p><b>Buna göre sanayi üretim endekslerinin takvim etkisinden arındırılmış yıllık değişim oranları şöyle:</b></p><table><tbody><tr><td>Yıllar/Aylar</td><td>Ocak</td><td>Şubat</td><td>Mart</td><td>Nisan</td><td>Mayıs</td><td>Haziran</td><td>Temmuz</td><td>Ağustos</td><td>Eylül</td><td>Ekim</td><td>Kasım</td><td>Aralık</td></tr><tr><td>2023</td><td>4</td><td>-8,8</td><td>0,4</td><td>-1,4</td><td>0,3</td><td>0,9</td><td>8,3</td><td>3,6</td><td>5,2</td><td>2,6</td><td>2</td><td>2,3</td></tr><tr><td>2024</td><td>1,3</td><td>11,2</td><td>4,3</td><td>-1</td><td>0</td><td>-5</td><td>-3,8</td><td>-5</td><td>-2,2</td><td>-2,9</td><td>1,7</td><td>7</td></tr><tr><td>2025</td><td>1,1</td><td>-2</td><td>2,3</td><td>3</td><td>4,8</td><td>8,2</td><td>4,9</td><td>7,1</td><td>3</td><td>2,1</td><td>2,2</td><td>-2,1</td></tr><tr><td>2026</td><td>-1,9</td><td>2,2</td><td>-1,2</td><td>6,1</td><td>-0,1</td><td>-1,4</td><td></td><td></td><td></td><td></td><td></td><td></td></tr></tbody></table><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/7-10082026310576ba.jpg"/><p><strong>BAKAN ŞİMŞEK, HAZİRAN AYINA İLİŞKİN SANAYİ ÜRETİM ENDEKSİNİ DEĞERLENDİRDİ</strong></p><p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, NSosyal hesabından, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan haziran ayına ilişkin sanayi üretim endeksi verilerini değerlendirdi.</p><p>Zorlu küresel koşullara rağmen sanayi üretiminin ikinci çeyrekte yıllık yüzde 1,9 büyüdüğüne dikkati çeken Şimşek, "Bu dönemde yüksek teknoloji sektörlerinde üretim yüzde 3,9 arttı, orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatı içindeki payı haziran itibarıyla yüzde 44,5'e ulaştı." ifadesini kullandı.</p><p>Şimşek, şunları kaydetti:</p><p>"Katma değerli üretimdeki güçlü artış ve ihracat kompozisyonundaki iyileşme, sanayideki dönüşümün somut göstergeleridir. Verimlilik odaklı politikalarımızla küresel değer zincirlerinde daha üst basamaklara çıkmayı sürdüreceğiz."</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/bakan-simsek-sanayi-ureti-744_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287012</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/sehit-aileleri-ve-gazilerin-haklarina-yonelik-duzenlemeleri-iceren-kanunun-5-soruda-merak-edilenleri-287012</link>
      <pubDate>2026-08-10T12:55:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Şehit aileleri ve gazilerin haklarına yönelik düzenlemeleri içeren kanunun 5 soruda merak edilenleri]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[TBMM Genel Kurulunda, şehit aileleri ve gazilerin haklarına yönelik düzenlemeleri içeren Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi kabul edilerek yasalaştı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Şehit aileleri ve gazilerin haklarına yönelik düzenlemeleri içeren kanunun 5 soruda merak edilenleri]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kanun ile hayata geçirilecek yeni düzenlemelere ilişkin sorular ve yanıtları şöyle:</p><p><b>1- Kanun neyi amaçlıyor?</b></p><p>Şehitler, gaziler, vazife ve harp malulleri ile bunların hak sahiplerine tanınan mali, sosyal ve özlük haklarının güncel ihtiyaçlar doğrultusunda geliştirilmesi amacıyla çıkarılan Kanun ile terörle mücadele sırasında yaralanmakla birlikte malul sayılmayan personele aylık bağlanıyor, derece tespiti yapılanların aylıkları artırılıyor ve bu kişilerin İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanun kapsamındakilere sağlanan haklardan yararlanmaları imkanı getiriliyor.</p><p>Kanunla ayrıca tüm vazife malullerinden hayatını kaybedenlerin, şehitlerin ana ve babalarına bağlanacak toplam aylık tutarına ilişkin asgari güvence güçlendiriliyor, bakıma muhtaç gazi ve malullere yapılan ödemelerin artırılması amacıyla çeşitli düzenlemeler yapılıyor.</p><p><b>2- Vazife malullerinin hayatını kaybetmesi halinde ailelerine ve bakıma muhtaç gazi ve malullere yönelik hangi maddi iyileştirmeler getiriliyor?</b></p><p>Kanunla, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nda yapılan değişiklikle, kapsama ilişkin sınırlamalar kaldırılarak kategorik bir ayrıma gitmeksizin tüm vazife malullerinden hayatını kaybedenlerin ana ve babalarına bağlanacak toplam aylık tutarının bir aylık asgari ücretin net tutarından az olmaması yasal güvenceye alınıyor.</p><p>Ayrıca bir diğer düzenlemeyle, bakıma muhtaç gazi ve malullere net asgari ücretin 2 katı olarak yapılan ödeme, net asgari ücretin 2,5 katına çıkarılıyor.</p><p><b>3- Vazife malulü erbaş ve erler, güvenlik korucuları, öğrenciler ve sivillerin aylıklarında ne gibi iyileştirmeler öngörülüyor?</b></p><p>Kanunla, vazife malulü erbaş ve erler ile güvenlik korucuları, öğrenciler ve sivillerin aylıklarında artış yapılması amacıyla Terörle Mücadele Kanunu'nda değişikliğe gidiliyor.</p><p>Buna göre, ilgili kanun hükümleri kapsamında bağlanacak aylıklar, bitirmiş oldukları okullar neticesinde hak kazandıkları unvanlar üzerinden yürütmüş oldukları kamu görevleri sebebiyle daha yüksek aylık bağlanmasına ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla en az 4 yıllık yükseköğrenim mezunu olanlar sekizinci derecenin birinci kademesindeki, diğerleri ise eğitim durumlarına bakılmaksızın onuncu derecenin birinci kademesinde bulunanların emekli keseneğine esas aylıkları üzerinden hesaplanacak vazife malullüğü aylığı tutarından düşük olamayacak ve bunlar için Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ilgili fıkrasına göre yapılacak yükseltmelerde aynı derece başlangıç olarak esas alınarak artırılacak. Derece yükselmelerinde yüksek öğrenim mezunu gibi işlem yapılacak ve dördüncü dereceye yükselenler için 2 bin 100, üçüncü dereceye yükselenler için 2 bin 200, ikinci dereceye yükselenler için 3 bin, birinci dereceye yükselenler için ise 3 bin 600 ek gösterge rakamı esas alınacak.</p><p>Bu hüküm kapsamındakilere bağlanacak aylığın toplam tutarı, 35 bin 398 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutardan, hak sahiplerinin aylık tutarı ise bulunacak tutarın hisseleri oranı esas alınarak tespit edilecek tutarından az olamayacak. Hüküm uyarınca ilgililere fazla olarak yapılan ödemeler, faturası karşılığı Sosyal Güvenlik Kurumunca Hazineden tahsil edilecek.</p><p><b>4 - 15 Temmuz darbe girişimi sırasında yaralanan ancak malul sayılmayanlara yönelik düzenleme nedir?</b></p><p>Terörle Mücadele Kanunu'ndaki diğer bir düzenlemeyle, terör eylemleri nedeniyle yaralanmış olmakla birlikte ilgili mevzuata göre malul sayılmayan ancak Nizamname hükümlerine göre derece tespiti yapılan kişilerin gösterge tablosu güncellenerek bağlanan aylık miktarları artırılıyor.</p><p>Ayrıca 15 Temmuz darbe girişiminde ve ayrıca terörle mücadele kapsamında yaralanıp malul sayılmamakla birlikte derece tespiti yapılanların aylıklarına esas gösterge rakamları yükseltiliyor. Muharip gazilere tanınan ücretsiz seyahat, elektrik ve su kullanımına yönelik ücretlerde de indirim gibi diğer haklar tanınıyor.</p><p>Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz'daki darbe teşebbüsü ve terör eylemi ile bu eylemlerin devamı niteliğindeki eylemlerin ortaya çıkarılması, etkilerinin azaltılması veya bertaraf edilmesinin sağlanmasında yardımcı ve faydalı oldukları sırada yaralanan kamu görevlileri ve sivillerden malul sayılmayan veya Vazife Malullüklerinin Nevileri ile Dereceleri Hakkında Nizamname hükümlerine göre derece tespiti yapılmayanlara bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşından itibaren 17 bin 135 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık bağlanacak.</p><p>Bu düzenlemeler yayımını takip eden ödeme döneminden geçerli olmak üzere yürürlüğe girecek.</p><p><b>5 - Malul sayılmayan personele yönelik getirilen yeni aylık düzenlemesi kimleri kapsıyor, hangi yaralanmalar için uygulanacak ve başvuru süreci nasıl işleyecek?</b></p><p>Terörle Mücadele Kanunu'nda eklenen geçici madde ile terörle mücadele görevlerinin ifası sırasında yaralanan ancak mevcut mevzuata göre malul sayılmayan personele 17 bin 135 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık bağlanması esası getiriliyor.</p><p>Düzenleme ile Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının erbaş ve erler dahil askeri personeli, Milli İstihbarat Teşkilatı mensupları, Emniyet Hizmetleri Sınıfı personeli, askeri öğrenciler ve güvenlik korucuları kapsama alınıyor. Terör eylemleri sonucu ateşli silah mermi çekirdeği, şarapnel veya patlayıcı mühimmatın (EYP, mayın, havan, roket, el bombası vb.) vücutta penetran yaralanmaya neden olması, bunların blast (patlama basıncı) ve termal etkileriyle yaralanması ya da terör örgütü mensuplarının kesici, delici, ezici yakın muharebe saldırıları sonucu meydana gelen yaralanmalar da kapsama dahil ediliyor.</p><p>Olay tarihindeki yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmaması ve mevcut sağlık durumu ile olay tarihindeki yaralanma arasında illiyet bağı bulunduğunun en az bir adli tıp uzmanının yer aldığı sağlık kurulu raporuyla tespitiyle Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 17 bin 135 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık bağlanacak. Yapılan ödemeler faturası karşılığı Hazinece SGK'ye aktarılacak ve bu kişilere aylık hükümleri hariç 1005 sayılı Kanun kapsamındaki gazilere sağlanan diğer sosyal ve özlük haklarından yararlanabilecek.</p><p>Düzenleme, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olaylar bakımından bir defaya mahsus uygulanacak. Başvuruların kanunun yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içinde olay tarihindeki kurumlara yapılması gerekiyor. İlgililerin sonradan malul olduklarının tespiti halinde ise vazife malullüğü hükümleri uygulanarak bu maddeye göre bağlanan aylıkları kesilecek.</p><p>Bu düzenlemeler 1 Eylül 2026'dan itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecek.</p><p>Kanunla ayrıca, er ve erbaşların yeniden muayene hakkına ilişkin yaş haddi, 55 yaşını doldurdukları tarih esas alınacak.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/sehit-aileleri-ve-gaziler-617_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287011</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/akilli-telefonlar-sokak-kulturunu-olduruyor-mu-287011</link>
      <pubDate>2026-08-10T12:53:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Akıllı telefonlar sokak kültürünü öldürüyor mu?]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Modern şehirlerde insanlar sokaklarda birbirleriyle giderek daha az iletişim kuruyor. New York başta olmak üzere büyük metropollerde yapılan araştırmalar, kamusal alanlardaki canlı sohbetin 1980'lere kıyasla dramatik biçimde gerilediğini ortaya koydu. Uzmanlar bu durumun kentsel sosyal dokuyu ciddi şekilde zayıflattığı uyarısında bulundu.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Akıllı telefonlar sokak kültürünü öldürüyor mu?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz büyük şehirlerinde sokaklar, bir zamanlar olduğu gibi insanların buluştuğu, sohbet ettiği ve sosyal bağ kurduğu mekanlar olmaktan hızla uzaklaşıyor. Modern dönemde gerçekleştirilen kapsamlı araştırmalar, şehir sakinlerinin kamusal alanlarda sohbet etmek amacıyla ayırdığı sürenin belirgin biçimde düştüğünü gözler önüne serdi. Özellikle New York gibi dünyanın en kalabalık metropollerinde yapılan ölçümler, 1980'li yıllarla karşılaştırıldığında yayaların ortalama hareket hızının yaklaşık yüzde 15 oranında yükseldiğini gösterdi. Bu hız artışı, insanların sokakta durup çevresiyle iletişim kurma eğiliminin ciddi ölçüde azaldığına işaret ediyor. Konuşmak için duran yayaların oranı ise neredeyse bir buçuk kat geriledi; bu da sokak iletişiminin ne denli zayıfladığının somut bir kanıtı olarak değerlendiriliyor.</p><h3>Sokakta canlı etkileşim yüzde 2'ye geriledi</h3><p>Araştırma verilerine göre bugün sokaklarda bir grup insanla canlı etkileşime giren yaya oranı yalnızca yüzde 2 seviyesinde seyrediyor. Oysa geçmiş dönemlerde bu oran yüzde 5'in üzerindeydi. Bu düşüş, sokak iletişiminin ne kadar dramatik bir çöküş yaşadığını açıkça ortaya koyuyor. Üstelik şehirlilerin yaklaşık üçte ikisi hâlâ tek başına hareket ediyor; yani insanlar yalnız yürümeyi tercih ederken çevresiyle spontan bir şekilde iletişim kurma ihtiyacı da giderek azalıyor. Bu tablo, kentsel yaşamın sosyal boyutunun ciddi bir erozyon geçirdiğine dair güçlü bir sinyal veriyor. Sokaklar artık insanların birbirini tanıdığı, selamlaştığı ve kısa da olsa sohbet ettiği yerler değil; yalnızca bir noktadan diğerine geçiş yapılan koridorlar haline dönüştü.</p><h3>Akıllı telefonlar sokak iletişimini bitirdi</h3><p>Araştırmacılar, sokak iletişimindeki bu keskin gerilemeyi yaşam tarzındaki köklü değişimlerle doğrudan ilişkilendiriyor. Günümüzde insanlar arasındaki buluşmalar artık planlı ve programlı bir hale geldi; rastlantısal karşılaşmalar ve anlık sohbetler neredeyse tamamen ortadan kalktı. Mobil teknolojilerin hayatın her alanına nüfuz etmesi, yüz yüze iletişimin yerini dijital mesajlaşmanın almasına yol açtı. Özellikle akıllı telefonların yaygın kullanımı, bireylerin çevresindeki dünyaya olan dikkatini belirgin biçimde azalttı. İnsanlar yürürken ekranlarına gömülüyor, etrafındaki kişileri fark etmiyor ve dolayısıyla sokak iletişimi için herhangi bir fırsat doğmuyor. Sokaklar giderek daha fazla sosyal alanlar olarak değil, salt geçiş bölgeleri olarak algılanıyor. Bu durum kentsel sosyal dokuyu derinden zayıflatıyor; komşuluk ilişkileri, mahalle kültürü ve toplumsal aidiyet duygusu gibi kavramlar büyük şehirlerde hızla erozyona uğruyor.</p><h3>Uzmanlardan yeşil alan ve dinlenme noktası çağrısı</h3><p>Konunun uzmanları, canlı sokak iletişimini yeniden canlandırmanın mümkün olduğunu ancak bunun bilinçli kentsel planlama gerektirdiğini vurguladı. Yeni kamusal alanların tasarlanması bu süreçte kritik bir rol oynayabilir. Dinlenme yerleri, yeşil alanlar, su öğeleri ve gölgelik mekanlar gibi unsurların sokaklara entegre edilmesi, insanların durup çevresindekilerle iletişim kurmasını teşvik edebilir. Bu tür düzenlemeler, sokakları yeniden kendiliğinden gelişen insan etkileşimi için elverişli ve rahat bir ortama dönüştürme potansiyeli taşıyor. Uzmanlar, kentsel dönüşüm projelerinde yalnızca fiziksel altyapının değil, sosyal dokunun da gözetilmesi gerektiğinin altını çizdi. Aksi takdirde şehirlerin giderek daha yalnız, daha kopuk ve daha sessiz mekanlara dönüşeceği uyarısında bulunuldu. Sokak iletişiminin yeniden güçlendirilmesi, toplumsal bağların korunması açısından hayati önem taşıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/akilli-telefonlar-sokak-k-904_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287010</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/iran-mekke-ortak-savunma-anlasmasindan-endise-duymamiz-icin-bir-neden-bulunmuyor-287010</link>
      <pubDate>2026-08-10T12:52:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[İran: Mekke Ortak Savunma Anlaşması'ndan endişe duymamız için bir neden bulunmuyor]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nda Tahran'ı endişelendirecek bir durumun söz konusu olmadığını söyledi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[İran: Mekke Ortak Savunma Anlaşması'ndan endişe duymamız için bir neden bulunmuyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İran devlet televizyonuna göre, Bekayi, düzenlediği haftalık basın toplantısında Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p><p>Bekayi, "Aramızda derin dini, tarihi ve medeniyet bağları bulunan üç ülke Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan söz konusu olduğundan, bu anlaşmanın İran'a karşı olduğuna dair endişe duymamız için bir neden bulunmuyor." dedi.</p><p>İran'a komşu Türkiye ve Pakistan'ın halkları arasındaki dostluk ve kültürel bağlara işaret eden Bekayi, söz konusu anlaşmanın, bölge ülkelerinin ABD'nin ve bölge dışındaki bazı aktörlerin güvenlik sağlama iddiasına itimat edemeyecekleri sonucuna varmalarının bir göstergesi olduğunu ifade etti.</p><p><b>&#8288;MEKKE ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI</b></p><p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 7 Ağustos'ta Mekke'de "Ortak Savunma Anlaşması"na imza atmıştı.</p><p>Anlaşma, herhangi bir ülkeyi hedef almayan, külfet paylaşımı ve ortak güvenlik anlayışı temelinde bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refahın korunmasına yönelik taahhütleri güçlendirmeyi amaçlayan savunma odaklı işbirliği niteliği taşıyor.</p><p>Herhangi bir saldırganlık eylemine karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan anlaşma, üç devletten herhangi birine yönelik herhangi bir silahlı saldırının, hepsine yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.</p><p>Anlaşmanın, üç ülkenin birbirlerinin güvenliğini destekleme taahhüdünün yanı sıra savunma sanayisi işbirliğini ve askeri birlikte çalışabilirliği geliştirmeyi amaçlayan savunma odaklı bir düzenleme niteliği bulunuyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/iran-mekke-ortak-savunma--846_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287009</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/kopekler-parkinsonu-kokusundan-algiliyor-erken-tanida-dev-adim-287009</link>
      <pubDate>2026-08-10T12:49:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Köpekler Parkinson'u kokusundan algılıyor! Erken tanıda dev adım]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Köpeklerin olağanüstü koku alma yeteneği, Parkinson hastalığında erken teşhisin kapılarını aralıyor. Bilim insanları, eğitilmiş köpeklerin henüz klinik belirtiler başlamadan cilt kokusundan hastalığı ayırt edebildiğini açıkladı. Bu gelişme, Parkinson'un erken tanısında umut vadediyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Köpekler Parkinson'u kokusundan algılıyor! Erken tanıda dev adım]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilim insanları, köpeklerin Parkinson hastalığını henüz ilk belirtiler ortaya çıkmadan tespit edebildiğini gösteren dikkat çekici bir çalışmaya imza attı. Araştırmada, bir golden retriever ve bir siyah labrador cinsi köpek, Parkinson hastalığının erken evresinde olan kişilerden alınan cilt yağı örneklerini koklayarak hastalığı yüzde 90'ın üzerinde bir doğrulukla ayırt etmeyi başardı. Uzmanlar, köpeklerin bu yüksek başarı oranıyla, Parkinson'un erken teşhisi için yeni ve pratik bir yol sunduğunu belirtiyor.</p><h3>Bilim insanları: 'Köpekler sebumdaki değişimi algılıyor'</h3><p>Çalışmayı yürüten ekip, Parkinson hastalığında ciltteki sebumun kimyasal bileşiminin değiştiğini ve köpeklerin bu farklılığı koku alma duyularıyla tespit ettiğini ifade etti. Eğitilen köpekler, yaklaşık bir yıl süren yoğun bir eğitimden geçti ve bu süreçte hem sağlıklı hem de Parkinson hastası bireylerden alınan yüzlerce cilt örneğiyle tanıştırıldı. Testler sırasında köpekler, daha önce hiç karşılaşmadıkları hastalardan alınan örneklerde bile aynı yüksek doğruluğu korudu.</p><h3>Erken teşhisle Parkinson'un ilerlemesi yavaşlayabilir</h3><p>Uzmanlar, köpeklerin koku alma yeteneğinin, Parkinson hastalığının klinik belirtileri başlamadan önce tanı konulmasına olanak sağladığını vurguluyor. Bu yöntem, invaziv olmayan, kolay erişilebilir ve maliyeti düşük bir erken tanı aracı olarak öne çıkıyor. Erken teşhis sayesinde hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir ve tedaviye daha erken başlanabilir. Bilim dünyası, köpeklerin bu yeteneğinin Parkinson başta olmak üzere diğer nörodejeneratif hastalıkların tespitinde de kullanılabileceğine dikkat çekiyor.</p><p>Parkinson hastalığının erken tanısı, hastaların yaşam kalitesini artırırken tedavi seçeneklerinin başarısını da yükseltebilir. Köpeklerin kokuya dayalı teşhis yöntemi, önümüzdeki yıllarda sağlık alanında önemli bir dönüşüm başlatabilir.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/kopekler-parkinsonu-kokus-574_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287008</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/cukurova-uluslararasi-havalimaninin-iki-yillik-yolcu-sayisi-10-milyon-570-bini-asti-287008</link>
      <pubDate>2026-08-10T12:47:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Çukurova Uluslararası Havalimanı'nın iki yıllık yolcu sayısı 10 milyon 570 bini aştı]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Çukurova Uluslararası Havalimanı'nın iki yılda 10 milyon 570 bini aşkın yolcuya hizmet verdiğini bildirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Çukurova Uluslararası Havalimanı'nın iki yıllık yolcu sayısı 10 milyon 570 bini aştı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir  Uraloğlu, Çukurova Uluslararası Havalimanı'nın ikinci yıl dönümüne ilişkin yazılı açıklama yaptı.</p><p>Türkiye'nin gökyüzüne açılan 58'inci kapısının Çukurova Uluslararası Havalimanı olduğunu belirten Uraloğlu, "Havalimanımız iki yılda 10 milyon 570 binden fazla yolcuyu ağırladı. Bu dönemde yaklaşık 68 bin uçak havalimanımıza iniş-kalkış yaptı. Bu yılın ocak-temmuz döneminde de havalimanımızda 19 bin 238 uçak, 3 milyon 41 bin 909 yolcu trafiği gerçekleşti." ifadesini kullandı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/aksam-100820265f6bdf04.jpg"/><p>Uraloğlu, havalimanının yıllık 9 milyon yolcu kapasitesine ve 110 bin metrekare terminal alanına sahip olduğuna dikkati çekti.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/aksam-100820268be942e4.jpg"/><p>Havalimanına 3 bin 500 metre uzunluğa ve 60 metre genişliğine sahip ana pistiyle en geniş gövdeli uçakların dahi iniş-kalkış yapabildiğine işaret eden Uraloğlu, şunları kaydetti:</p><p>"Mersin ve Adana ile Osmaniye ve Niğde'ye de olan yakınlığıyla bu şehirlerde yaşayan 5 milyonun üstündeki vatandaşımıza hizmet eden havalimanımız, Türkiye'nin Orta Doğu ülkelerine açılan en önemli kapılarından da biridir."</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/aksam-10082026ae3c780f.jpg"/>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/cukurova-uluslararasi-hav-613_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287007</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/bilim-insanlarindan-yeni-mevsimler-uyarisi-dunya-alisilmis-duzeni-kaybediyor-287007</link>
      <pubDate>2026-08-10T12:45:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bilim insanlarından yeni mevsimler uyarısı! Dünya alışılmış düzeni kaybediyor]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Bilim insanları, iklim değişikliği nedeniyle klasik dört mevsim düzeninin bozulduğunu ve yeni mevsimlerin ortaya çıktığını açıkladı. Güneydoğu Asya'da yaşanan duman mevsimi gibi örnekler, dünya genelinde iklimin kökten değiştiğini gösteriyor. Uzmanlar, bu değişimin tarım, su kaynakları ve günlük yaşamı ciddi şekilde etkilediğini vurguluyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bilim insanlarından yeni mevsimler uyarısı! Dünya alışılmış düzeni kaybediyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilim insanları, iklim değişikliğinin etkisiyle dünyanın dört mevsimlik klasik döngüsünün ciddi biçimde sarsıldığını duyurdu. Yapılan son gözlemler, bahar, yaz, sonbahar ve kışın belirgin özelliklerini kaybettiğini ve yeni mevsimlerin oluştuğunu ortaya koyuyor. Özellikle Güneydoğu Asya'da her yıl yaşanan 'duman mevsimi', bölgenin turba alanlarının yakılması sonucu oluşan yoğun dumanla birlikte kalıcı bir iklim özelliği haline geldi. Bilim insanları, bu yeni mevsimlerin geleneksel takvimleri ve yaşam tarzlarını zorladığını belirtiyor.</p><h3>Güneydoğu Asya'da duman mevsimi kalıcı hale geldi</h3><p>Güneydoğu Asya'da gözlemlenen duman mevsimi, iklim değişikliğinin en çarpıcı sonuçlarından biri olarak öne çıkıyor. Turba arazilerinin yakılmasıyla oluşan duman, her yıl milyonlarca insanı etkileyen bir çevre sorunu yaratıyor. Bu dönem, artık geleneksel mevsimlerden bağımsız ve kendine özgü hava koşullarıyla tanımlanıyor. Bölgedeki duman mevsimi, tarım faaliyetlerinden günlük yaşama kadar pek çok alanda olumsuz sonuçlara yol açıyor. Bilim insanları, bu tür yeni mevsimlerin sadece Güneydoğu Asya ile sınırlı kalmadığını, dünyanın farklı bölgelerinde de benzer iklimsel kaymaların yaşandığını bildiriyor.</p><h3>Uzmanlar: Mevsim döngüsü değişti, yeni sınıflandırma önerildi</h3><p>Bilim insanları, dünyanın birçok yerinde artık alışılmış mevsimlerin yerini öngörülemeyen ve ritimsiz döngülere bıraktığını vurguluyor. Kışlar kısalırken, sıcaklıklar artıyor ve doğal olaylar beklenmedik zamanlarda gerçekleşiyor. Çiçeklenme, hasat ya da yağmur mevsimi gibi döngüler, öngörülemez hale geldi. Bu durum, tarımda planlama zorlukları, su kaynaklarında belirsizlik ve ekonomik stratejilerde değişiklik gerektiriyor. Araştırmacılar, yeni mevsimleri 'ortaya çıkan', 'kaybolan', 'ritimsiz' ve 'süresi değişen' olarak dört ana grupta sınıflandırıyor. Uzmanlar, takvimlerin, eğitim sistemlerinin ve günlük yaşamın bu yeni iklim gerçekliğine göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirtiyor. İklim değişikliği, dünyada alışılmış düzeni hızla değiştiriyor ve uyum sağlamanın kaçınılmaz olduğunu gösteriyor.</p><p>Bilim insanları, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak ve yeni mevsim koşullarına uyum sağlamak için küresel çapta ortak adımlar atılması gerektiğini hatırlatıyor. Mevsim kavramının kökten değiştiği bu dönemde, toplumların ve kurumların yeni iklim düzenine hızla uyum göstermesi büyük önem taşıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/bilim-insanlarindan-yeni--952_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287006</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/dogu-afrikada-yeni-okyanusun-temelleri-atiliyor-bilim-insanlari-dev-catlaklari-inceliyor-287006</link>
      <pubDate>2026-08-10T12:44:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Doğu Afrika'da yeni okyanusun temelleri atılıyor: Bilim insanları dev çatlakları inceliyor]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Doğu Afrika'da, Afar Üçgeni ve çevresinde yer kabuğunda meydana gelen dev çatlaklar ve tektonik hareketlilik, bilim insanlarını alarma geçirdi. Bölgedeki jeolojik süreç, milyonlarca yıl içinde yeni bir okyanusun oluşmasına yol açabilir.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Doğu Afrika'da yeni okyanusun temelleri atılıyor: Bilim insanları dev çatlakları inceliyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Doğu Afrika'da, özellikle Afar Üçgeni'nde gözlenen jeolojik hareketlilik, bölgenin geleceğini değiştirecek bir sürecin işaretlerini veriyor. Bilim insanları, Somali, Arabistan ve Afrika tektonik plakalarının birleştiği noktada, yer kabuğunun yavaşça ayrıldığını ve bunun yeni bir okyanusun oluşumuna zemin hazırladığını açıkladı. Son yıllarda Etyopya'nın bazı bölgelerinde uzunluğu on kilometreyi aşan dev çatlaklar ortaya çıktı. Bu çatlaklar, yer altındaki magmanın yüzeye yaklaşması ve litosferin gerilmesiyle oluşuyor. Sürecin milyonlarca yıl sürmesi beklenirken, uzmanlar hızlanma belirtileri tespit etti.</p><h3>Bilim insanları: 'Okyanus oluşumu hızlanıyor'</h3><p>Jeologlar, manto katmanından periyodik olarak yükselen erimiş maddelerin kıtasal kabuğu zayıflattığını belirtiyor. Bu durum, yeni bir okyanus havzasının oluşması için gerekli olan jeolojik ortamı sağlıyor. Eğer tektonik plakalar bugünkü hızda ayrılmaya devam ederse, 5 ila 20 milyon yıl içinde Hint Okyanusu'nun suları bu yeni oluşan çukura dolabilir. Böyle bir gelişme, Doğu Afrika'nın bir kısmını ana kıtadan ayırarak, yeni bir kıta ve kıyı şeridinin ortaya çıkmasına neden olacak. Bu yeni kıyı, Etyopya, Cibuti ve Eritre'nin bugünkü topraklarından geçecek.</p><h3>Afar Üçgeni'ndeki süreç Atlantik Okyanusu'nu hatırlatıyor</h3><p>Uzmanlar, Doğu Afrika'da yaşanan bu jeolojik hareketlerin, milyonlarca yıl önce Atlantik Okyanusu'nun oluşumunun ilk evrelerini andırdığını vurguluyor. Afar Üçgeni'ndeki tektonik ayrılma, yer kabuğunun zayıflaması ve magmanın yükselmesiyle birlikte, bölgedeki jeolojik değişimin hızlandığına işaret ediyor. Bilim dünyası, yeni okyanus oluşumunu yakından takip ederken, bu sürecin küresel ölçekte önemli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor. Doğu Afrika'daki bu gelişmeler, kıtaların şekillenmesinde doğanın rolünü bir kez daha gözler önüne seriyor.</p><p>Doğu Afrika'da yeni okyanus oluşumuna dair jeolojik işaretler giderek güçleniyor. Bilim insanları, bölgedeki tektonik hareketliliğin ve Afar Üçgeni'ndeki çatlakların, önümüzdeki milyonlarca yıl içinde dünya haritasında büyük değişikliklere yol açabileceğini belirtiyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/dogu-afrikada-yeni-okyanu-942_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287005</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/40li-ve-50li-yaslarda-kilo-vermek-yasam-suresini-uzatabilir-finlandiyadan-dikkat-ceken-arastirma-287005</link>
      <pubDate>2026-08-10T12:42:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[40'lı ve 50'li yaşlarda kilo vermek yaşam süresini uzatabilir! Finlandiya'dan dikkat çeken araştırma]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Finlandiya'da yürütülen yeni bir araştırma, 40 yaş ve üzerindeki bireylerde kilo kaybının yaşam süresini uzattığını ortaya koydu. Araştırmacılar, sağlıklı alışkanlıkların benimsenmesinin, özellikle orta yaş döneminde uzun vadeli faydalar sağladığını vurguladı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[40'lı ve 50'li yaşlarda kilo vermek yaşam süresini uzatabilir! Finlandiya'dan dikkat çeken araştırma]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Finlandiya'da gerçekleştirilen kapsamlı bir bilimsel araştırma, 40 yaş ve üzerindeki bireylerin kilo kaybı ile yaşam süresi arasında doğrudan bir ilişki bulunduğunu gösterdi. Araştırmada, orta yaşta beslenme ve hareket alışkanlıklarında yapılan değişikliklerin, sağlıklı kilo kaybı sağlayarak ömrü uzattığı saptandı. Uzmanlar, özellikle 40-50 yaş aralığında hazır gıdalar yerine daha sağlıklı alternatiflerin tercih edilmesinin ve günlük hareketin artırılmasının, bireylere birkaç yıl ekstra yaşam şansı sunduğunu belirtti.</p><h3>Fin bilim insanları: Sağlıklı alışkanlıklar ömrü uzatıyor</h3><p>Uzun süreli gözlemler sonucunda, Finlandiyalı bilim insanları, ılımlı ve sürdürülebilir kilo kaybının sağlık üzerinde olumlu etkiler yarattığını raporladı. Araştırmacılar, orta yaşta yapılan beslenme ve aktivite değişikliklerinin geç kalınmış bir adım olmadığını, aksine tam zamanında atılmış önemli bir adım olduğunu vurguladı. Bu dönemde kazanılan sağlıklı alışkanlıkların, yaşam kalitesini artırdığı ve hastalıklara karşı koruyucu rol oynadığı ifade edildi.</p><h3>Sigara, alkol ve hareketsizlik: Orta yaşta riskler artıyor</h3><p>Çalışmada ayrıca, sigara kullanımı, aşırı alkol tüketimi ve hareketsiz yaşam tarzının 36-46 yaş aralığında ciddi sağlık riskleri oluşturduğu belirtildi. Bu zararlı alışkanlıkların, depresyon oranlarını yükselttiği, metabolik bozukluklara yol açtığı ve psikolojik iyi oluşu olumsuz etkilediği gözlemlendi. Uzmanlar, orta yaşta kilo kaybı ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının, uzun ömür ve kaliteli bir hayat için kritik öneme sahip olduğuna dikkat çekti.</p><p>Finlandiya'daki bu araştırma, orta yaş sonrası sağlıklı yaşamın ve kilo kaybının toplum sağlığı üzerindeki etkisini bir kez daha gözler önüne serdi. Uzmanlar, yaşam süresini uzatmak için sağlıklı alışkanlıkların benimsenmesini öneriyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/40li-ve-50li-yaslarda-kil-472_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287004</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/yargilama-yeniden-yapildi-fotograf-sakasi-hapis-cezasiyla-sonuclandi-287004</link>
      <pubDate>2026-08-10T12:41:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Yargılama yeniden yapıldı! Fotoğraf şakası hapis cezasıyla sonuçlandı]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi, arkadaşlarının fotoğrafını şaka amacıyla otobüs durağına yapıştıran sanıklara "verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" suçundan verilen 1 yıl 8'er ay hapis cezasını onadı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Yargılama yeniden yapıldı! Fotoğraf şakası hapis cezasıyla sonuçlandı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dava dosyasına göre, Çanakkale'de yurt arkadaşlarına şaka yapmak isteyen 2 üniversite öğrencisi, arkadaşlarının sosyal medya hesabındaki profil fotoğrafının çıktısını alarak yurdun yakınındaki bir otobüs durağına yapıştırdı.</p><p>Fotoğrafının durağa yapıştırılmasına sinirlenen kişi, arkadaşlarından şikayetçi oldu. Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada, 2 kişi hakkında "özel hayatın gizliliğini ihlal" suçundan dava açıldı.</p><p>Çanakkale 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada sanıklar, "suç işleme kasıtlarının bulunmadığını, arkadaşlarına şaka yapmak istediklerini" belirterek, beraat talebinde bulundu.</p><p>"Mağdur tarafından yayımlanan ve günlük kıyafetle çekilen fotoğrafın, başkalarının görmesi ve bilmesinin istenmeyeceği özel yaşam alanına ilişkin görüntü olarak kabul edilemeyeceği" kanaatine varan mahkeme, sanıklar hakkında beraat kararı verdi.</p><p><b>YARGITAY, YEREL MAHKEME KARARINI BOZDU</b></p><p>Kararın temyiz edilmesi üzerine dosyaya bakan Yargıtay 12. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin kararını bozdu.</p><p>Sanıkların, mağdurun kişisel veri niteliğindeki fotoğrafını hukuka aykırı bir yöntemle ele geçirip, başkalarına yaydığına işaret eden Yargıtay, sanıklar hakkında "verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" suçundan hüküm kurulmasını istedi.</p><p><b>YENİDEN YAPILAN YARGILAMADA SANIKLARA HAPİS CEZASI VERİLDİ</b></p><p>Yargıtay'ın bozma kararı sonrası yeniden yargılama yapan Çanakkale 5. Asliye Ceza Mahkemesi, sanıklara, "verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" suçundan 1 yıl 8'er ay hapis cezası verdi.</p><p>Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesi, yerel mahkeme kararını onadı.</p><p>Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı belirtilen Yargıtay kararında, sanıklar hakkındaki mahkumiyette hukuka aykırılık görülmediği aktarıldı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/yargilama-yeniden-yapildi-415_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.287003</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/izmir-ve-muglada-gocmen-kacakcilarina-yonelik-operasyon-132-duzensiz-gocmen-yakalandi-4-su-287003</link>
      <pubDate>2026-08-10T12:37:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[İzmir ve Muğla'da göçmen kaçakçılarına yönelik operasyon: 132 düzensiz göçmen yakalandı, 4 şüpheli tutuklandı]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[İçişleri Bakanlığı, İzmir ve Muğla'da düzenlenen operasyonda göçmen kaçakçılığı iddiasıyla gözaltına alınan 9 şüpheliden 4'ünün tutuklandığını bildirdi. Operasyonda 132 düzensiz göçmen de yakalandı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[İzmir ve Muğla'da göçmen kaçakçılarına yönelik operasyon: 132 düzensiz göçmen yakalandı, 4 şüpheli tutuklandı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İçişleri Bakanlığının yapılan açıklamaya göre, İzmir ve Muğla İl Jandarma Komutanlıkları ile Sahil Güvenlik Ege Deniz Bölge Komutanlığınca, göçmen kaçakçıları ve yasa dışı yollarla yurt dışına çıkmaya çalışan düzensiz göçmenlere yönelik operasyon düzenlendi.</p><p>Jandarma ekiplerince karadan, Sahil Güvenlik botlarınca denizden gerçekleştirilen arama ve tarama faaliyetleri sonucu İzmir ve Muğla'da göçmen kaçakçılığı ağları ortaya çıkarıldı.</p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/video3-1008202610be3649.mp4#t=0.5" type="video/mp4"></video><p>Göçmen kaçakçılığı iddiasıyla 9 şüphelinin gözaltına alındığı operasyonda, 132 düzensiz göçmen de yakalandı.</p><p>Bu kapsamda, göçmen kaçakçılığı iddiasıyla gözaltına alınanlardan 4'ü tutuklandı. Diğerlerinin işlemleri devam ediyor.</p><p>Yakalanan düzensiz göçmenler, İl Göç İdaresi Müdürlüklerine teslim edildi ve bu kişiler için sınır dışı işlemleri başlatıldı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/10/izmir-ve-muglada-gocmen-k-694_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
  </channel>
</rss>