<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" version="2.0">
  <channel>
    <link>https://www.yirmidort.tv</link>
    <title>Yirmidört</title>
    <description>Son Dakika Haberleri, Tv programları, Türkiye’ den ve dünyadan tüm gelişmeleri 24 TV’ den takip edebilirsiniz.</description>
    <language>tr-TR</language>
    <generator>Yirmidört Tv Haber</generator>
    <atom:link href="http://pubsubhubbub.appspot.com" rel="hub" />
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286660</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/koyde-park-yeri-kavgasinda-kan-akti-1-kisi-hayatini-kaybetti-286660</link>
      <pubDate>2026-08-06T17:22:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Köyde park yeri kavgasında kan aktı! 1 kişi hayatını kaybetti]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Kastamonu'nun Çatalzeytin ilçesinde park yeri yüzünden tartıştığı komşusuna kızıp silahla ateş eden kişi, bir ev ve aracı ateşe verdi. Olayda 1 kişi öldü, 4 kişi yaralandı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Köyde park yeri kavgasında kan aktı! 1 kişi hayatını kaybetti]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Güneşler köyünde araç park yeri nedeniyle S.T. ile komşusu D.A. arasında tartışma çıktı.</p><p>S.T. daha sonra tartıştığı komşusu D.A&#39;nın evinin önüne gitti. Tabancayla eve ateş açan S.T. ardından D.A&#39;nın evini ve evin önündeki bir aracı ateşe verdi.</p><p>Evden alevlerin yükseldiğini gören köy sakinlerinden Yakup Açıkgöz, yangında mahsur kalan çocuğa yardım etmek istediği sırada S.T. tabancayla Açıkgöz&#39;e ateş etti. Açıkgöz, olay yerinde hayatını kaybetti.</p><p>Yangın itfaiye ekiplerinin müdahalesiyle söndürüldü. Yangında ev ve T.Ö&#39;ye ait araç kullanılamaz hale geldi.<br></p><p>S.T&#39;nin tabancasından çıkan mermilerin isabet ettiği komşular E.F, M.A. ve H.A. yaralandı. Evi yanan D.A&#39;nın ise vücudunda yanıklar oluştu.</p><p>Yaralılar tedavi için Çatalzeytin Devlet Hastanesi&#39;ne kaldırıldı. Durumu ağır olan D.A. ise Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesi&#39;ne sevk edildi.</p><p>S.T. jandarma ekiplerince olayda kullandığı silahla yakalandı.</p><p>Zanlının jandarmadaki işlemleri sürüyor.</p><p><b>- "ELİNDE SİLAH KİMSEYİ YANGIN YERİNE YAKLAŞTIRMIYORDU"</b></p><p>Güneşler köyü Muhtarı Mahir Açıkgöz, AA muhabirine, sabah saatlerinde meydana gelen yangını haber almasının ardından durumu jandarma ve sağlık ekiplerine bildirdiğini söyledi.</p><p>Olay yerine ulaştığında araç ve evin yandığını gördüğünü anlatan Açıkgöz, &quot;Yakan kişi elinde silah kimseyi yangın yerine yaklaştırmıyordu. Bir tane çocuk yangından kurtulmak için yanmak üzereyken evin üzerine çıkıyor. O arada Yakup Açıkgöz arkadaşımız ve benim oğlum, çocuğu orada görünce onu kurtarmak için koşuyorlar. O şahıs silah kullanıyor. Benim oğlum da yaralandı. Yakup Açıkgöz hayatını kaybetti. Biz silah olduğu için müdahale yapamadık. Jandarma olay yerine çabuk intikal etti. Jandarma şahsı gözaltına aldı. Ama o esnada da Yakup Açıkgöz arkadaşımız hayatını kaybetmiş oldu. Böyle bir şey yaşamak istemezdik. Çok üzgünüz.&quot; diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/koyde-park-yeri-kavgasind-946_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286659</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/dis-eti-sorunlari-diyabet-riskiyle-baglantili-olabilir-286659</link>
      <pubDate>2026-08-06T17:00:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Diş eti sorunları diyabet riskiyle bağlantılı olabilir]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[The Lancet Public Health dergisinde yayımlanan geniş ölçekli araştırma, diş eti hastalığı ile tip 2 diyabet arasındaki güçlü ilişkiye dikkat çekti. Uzmanlar, ağız sağlığının diyabet riskinde belirleyici rol oynadığını vurguluyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Diş eti sorunları diyabet riskiyle bağlantılı olabilir]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>The Lancet Public Health dergisinde yayımlanan uluslararası bir araştırma, diş eti hastalığı ile tip 2 diyabet arasında güçlü bir bağlantı bulunduğunu ortaya koydu. 16 ülkeden 300 binden fazla kişinin incelendiği çalışmada, diş eti hastalığı yaşayan bireylerin tip 2 diyabet geliştirme riskinin belirgin şekilde arttığı tespit edildi. Araştırma, diş sağlığı ve metabolik hastalıklar arasında düşünüldüğünden çok daha yakın bir ilişki olabileceğine işaret ediyor. Uzmanlar, diş eti hastalığının yalnızca ağızda değil, tüm vücutta önemli sağlık sorunlarının habercisi olabileceğini belirtiyor.</p><h3>João Botelho liderliğindeki ekipten çarpıcı bulgular</h3><p>Portekiz'deki Egas Moniz Sağlık ve Bilim Okulu'ndan periodontolog João Botelho'nun öncülüğünde yürütülen araştırmada, 28 uzunlamasına çalışma sistematik olarak analiz edildi. Bu çalışmalar, 5 ila 20 yıl arasında değişen takip sürelerinde yaklaşık 29 bin katılımcıyı kapsadı. Bulgular, periodontitis teşhisi konulan kişilerin, diş eti hastalığı bulunmayanlara kıyasla tip 2 diyabet geliştirme ihtimalinin yüzde 18 ila 25 oranında daha yüksek olduğunu gösterdi. Ayrıca, başlangıçta tüm dişlerini kaybetmiş olan bireylerde yeni diyabet tanısı alma olasılığı yüzde 30 daha yüksek çıktı. Araştırmacılar, bu verilerin diş eti hastalığı ile diyabet arasındaki ilişkinin yalnızca tek yönlü olmadığını, tip 2 diyabeti bulunan kişilerin de ilerleyen dönemde diş eti hastalığı ve diş kaybı riskiyle karşılaşabileceğini vurguladı. Ancak, bu çift yönlü ilişkinin diyabetten diş sağlığına etkisi konusunda elde edilen kanıtların henüz tam olarak tutarlı olmadığı da belirtildi.</p><h3>Bitencourt: 'Ağız sağlığı ve diyabet artık ayrı düşünülemez'</h3><p>Çalışmanın kıdemli yazarlarından ağız epidemiyoloğu Fernando Valentim Bitencourt, ağız sağlığı ile diyabetin artık iki ayrı hastalık alanı olarak değerlendirilemeyeceğini açıkladı. Bitencourt, diş eti hastalığının ağızda sürekli iltihaplanmaya neden olduğunu, bu iltihaplanma sonucunda bakteriler ve iltihap moleküllerinin kan dolaşımına karışarak vücudun diğer bölgelerinde de iltihaba yol açabileceğini söyledi. Bu durumun, kandaki glukozun hücrelere geçişini sağlayan insülin hormonunun etkisini azaltabileceği ve insülin direncine sebep olabileceği ifade edildi. İnsülin direncinin ise tip 2 diyabetin temel özelliklerinden biri olduğu hatırlatıldı. Öte yandan, sürekli yüksek seyreden kan şekeri seviyeleri, iyileşme süreçlerini yavaşlatıp vücudun enfeksiyonlarla mücadele kapasitesini düşürebiliyor. Böylece, diyabetli bireyler diş eti hastalığına daha yatkın hale geliyor.</p><h3>Çift yönlü risk: Diş kaybı ve diyabet arasındaki bağlantı</h3><p>İncelenen çalışmalarda, diş kaybının da tip 2 diyabet için önemli bir risk göstergesi olduğu ortaya çıktı. Özellikle, tüm dişlerini kaybetmiş olan kişilerin yeni diyabet tanısı alma olasılığının yüzde 30 artması, ağız sağlığının genel sağlık üzerindeki etkisini gözler önüne serdi. Ayrıca, tip 2 diyabet tanısı konmuş bireylerde diş eti hastalığı ve diş kaybı riskinin zamanla yükseldiği tespit edildi. Ancak, bu ilişkinin diyabetten diş sağlığına etkisi konusunda elde edilen kanıtların daha az tutarlı olduğu belirtildi. 2025 yılında yapılan ve 182 katılımcıyı içeren bir araştırmada, diyabetli kişilerin tükürük akış hızının düşük olduğu ve şiddetli diş çürüğü oranının daha yüksek olduğu gözlemlendi. Buna rağmen, bu tür kesitsel çalışmalar nedensellik ilişkisini kesin olarak ortaya koyamıyor. Analizlerin çoğu gözlemsel verilere dayanıyor ve rastgele kontrollü deneylerle desteklenmiyor.</p><h3>Diş hekimlerinden diyabet taramasına destek çağrısı</h3><p>Uzmanlar, ağız sağlığının diyabetin önlenmesi ve yönetimi stratejilerine rutin şekilde entegre edilmesi gerektiğini savunuyor. CDC'nin klinik rehberine göre, diş hekimleri diyabet riski taşıyan hastaları tarayabilir ve gerekli durumlarda birincil sağlık hizmetlerine yönlendirebilir. The Lancet Public Health'te yayımlanan araştırmada, diş hekimlerinin, diyabet riski taşıyan bireyleri tespit ederek erken müdahale şansını artırabileceği vurgulandı. Ayrıca, diyabet tanısı almış kişilerin de düzenli ve sistematik ağız sağlığı kontrollerinden geçmesi önerildi. Bitencourt, ağız sağlığı ile diyabet bakımının daha yakın entegrasyonunun tedavi süreçlerini iyileştireceğini, önleme çalışmalarını güçlendireceğini ve sağlık profesyonelleri arasında işbirliğini teşvik edeceğini belirtti. Bu yaklaşımın, sağlık sistemlerinin verimliliğini artırmada da önemli bir rol oynayabileceği ifade edildi.</p><h3>Diş eti hastalığı, diyabet tanısı yerine geçmemeli</h3><p>Uzmanlar, diş eti hastalığının doğrudan diyabet tanısı anlamına gelmediğini, ancak özellikle kırmızı, şiş, çekilen veya sık sık kanayan diş etleri gibi belirtilerle karşılaşıldığında bir diş profesyoneline başvurulmasının önemli olduğunu belirtiyor. Özellikle diyabet risk faktörleriyle birlikte ağızda bu tür değişiklikler gözlemleniyorsa, erken teşhis ve müdahale için uzman görüşü alınması tavsiye ediliyor. Araştırma, ağız sağlığının gelecekteki sağlık sorunları hakkında önemli ipuçları barındırdığını, bu nedenle ağız ve genel sağlık hizmetlerinin ayrı tutulmaması gerektiğini gösteriyor. Dünya genelinde yaklaşık 830 milyon kişinin diyabetle, 3,7 milyar kişinin ise ağız hastalıklarıyla mücadele ettiği göz önüne alındığında, bu iki sağlık alanının entegrasyonu hayati önem taşıyor. Diş hekimlerinin diyabet taramasında aktif rol üstlenmesi, hastaların yaşam kalitesini yükseltirken, sağlık sisteminin yükünü de hafifletebilir.</p><p>Sonuç olarak, The Lancet Public Health'te yayımlanan bu kapsamlı araştırma, diş eti hastalığı ile tip 2 diyabet arasındaki iki yönlü ilişkiyi gözler önüne serdi. Uzmanlar, ağız sağlığının genel sağlık üzerindeki etkisinin göz ardı edilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Diş eti hastalığı ve diyabetin birlikte değerlendirilmesi, hem bireylerin hem de toplumun sağlığını korumada kritik bir adım olarak öne çıkıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/dis-eti-sorunlari-diyabet-680_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286658</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/gunesin-yuzeyindeki-gizli-girdaplar-ilk-kez-bu-kadar-net-goruntulendi-286658</link>
      <pubDate>2026-08-06T16:59:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Güneş'in yüzeyindeki gizli girdaplar ilk kez bu kadar net görüntülendi]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Hawaii'deki Daniel K. Inouye Güneş Teleskobu, Güneş'in yüzeyinde bugüne dek kaydedilen en yüksek çözünürlüklü görüntülerle, bilim dünyasında büyük yankı uyandıran vortekslerin varlığını ortaya çıkardı. Bu buluş, Güneş'in manyetik sınırlarında dönen ve enerji akışını etkileyen Kelvin-Helmholtz kararsızlıklarının yüzeyde neredeyse her yerde görüldüğünü gösteriyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Güneş'in yüzeyindeki gizli girdaplar ilk kez bu kadar net görüntülendi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hawaii'de bulunan Daniel K. Inouye Güneş Teleskobu, Güneş'in yüzeyine dair bugüne kadar elde edilen en yüksek çözünürlüklü görüntüleri kayda aldı. Bu görüntülerde, Güneş'in manyetik sınırlarında sürekli dönen ve bilim insanlarının onlarca yıldır teorik olarak öngördüğü Kelvin-Helmholtz kararsızlıkları olarak adlandırılan vortekslerin varlığı ilk kez bu netlikte gözlemlendi. ABD Ulusal Güneş Gözlemevi'nden araştırmacılar, bu dönen yapıları daha önce yalnızca teorilerde öngörmüşken, şimdi Güneş'in hemen her köşesinde bu vortekslerin izine rastladı. Elde edilen bulgular, Güneş'in yüzey plazmasında enerji akışının ve manyetik yapıların sanılandan çok daha karmaşık ve dinamik bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor.</p><h3>Inouye teleskobu Güneş vortekslerini ortaya çıkardı</h3><p>NSF'nin Hawaii'deki Daniel K. Inouye Güneş Teleskobu, Güneş araştırmalarında yeni bir dönemin kapılarını araladı. Elde edilen son görüntüler, Güneş'in yüzeyinde devasa plazma akımlarının ve konveksiyon hücrelerinin kenarlarında oluşan vortekslerin detaylı izlerini açığa çıkardı. Araştırma ekibi, teleskobun Nisan 2025'te bir güneş lekesi yakınında manyetik olarak aktif bir bölgeye odaklanmasıyla bu benzersiz verileri topladı. Bilim insanları, Güneş'in yüzeyinde Kelvin-Helmholtz kararsızlıklarının, yani iki farklı hızda hareket eden plazma tabakalarının sınırında oluşan spiral benzeri girdapların hiç beklenmedik bir sıklıkta ortaya çıktığını tespit etti. Bu vorteksler, daha önce yalnızca okyanus dalgalarında veya belirli bulut oluşumlarında gözlemlenebilen fiziksel süreçlerin, Güneş'in karmaşık plazmasında da gerçekleştiğini kanıtladı.</p><h3>Bilim insanlarından vortekslerin yaygınlığına şaşırtan yorum</h3><p>ABD Ulusal Güneş Gözlemevi'nden güneş fizikçisi David Kuridze, elde edilen yüksek çözünürlüklü görüntülerdeki küçük ölçekli detayların ve dinamik aktivitelerin şaşırtıcı derecede fazla olduğunu belirtti. Kuridze, "En çok şaşırdığımız şey, bulduğumuz Kelvin-Helmholtz kararsızlıklarının sayısı oldu. Bu manyetik yüzeyde ne kadar yaygın olduklarını görmek, hiç beklemediğimiz bir durumdu" sözleriyle gözlemlerin çarpıcılığını vurguladı. Ekip, neredeyse her manyetik sınırda hızlı hareket eden plazmanın daha yavaş plazma üzerinde kayarken vortekslerin oluştuğunu gördü. Elde edilen veriler, bu tür kararsızlıkların Güneş yüzeyinde lokal ve nadir olaylar olmadığını, aksine neredeyse her bölgede görüldüğünü ortaya koydu. Araştırmacılar, bu bulguların Güneş'in enerji transfer mekanizmalarını ve atmosferin beklenmedik derecede yüksek sıcaklığını anlamada kritik bir rol oynayacağını düşünüyor.</p><h3>Simülasyonlar vortekslerin rolünü doğruladı</h3><p>Gözlemlerle eş zamanlı olarak gerçekleştirilen detaylı bilgisayar simülasyonları da Kelvin-Helmholtz kararsızlıklarının Güneş'in manyetik arayüzlerinde yaygın bir özellik olduğunu doğruladı. Ulusal Güneş Gözlemevi'nden güneş fizikçisi Friedrich Wöger, "Gerçek bir fiziksel sistemde bu tür bir vorteksin oluşması için çok hassas bir denge gerekir. Ancak Güneş'te, manyetik elemanların sınırlarında bu koşullar neredeyse her yerde sağlanıyor" diyerek bulguların önemine dikkat çekti. Simülasyonlar, hızlı plazma akımlarının manyetik sınırda yavaş plazma üzerinden geçmesiyle ortaya çıkan girdapların, enerji akışını ve manyetik alan yapılarını etkileyerek Güneş atmosferinin dinamiklerini yeniden şekillendirdiğini gösterdi. Bu süreçlerin, Güneş'teki ani patlamaların ve uzay hava olaylarının kökenini anlamada anahtar rol oynayabileceği belirtiliyor.</p><h3>Güneş vorteksleri uzay hava tahminlerini etkileyebilir</h3><p>Bilim insanları, Güneş vortekslerinin yaygınlığının ve etkisinin, uzay hava durumu tahminlerinde yeni bir dönemin başlangıcı olabileceğini düşünüyor. Modern toplumun uzay hava koşullarına duyarlı teknolojilere giderek daha fazla bağımlı olduğu günümüzde, bu tür küçük ölçekli fiziksel süreçlerin anlaşılması büyük önem taşıyor. Wöger, "Güneş'in en yıkıcı davranışlarını öngörebilmek için önce bu küçük ölçekli süreçleri çözmemiz gerekiyor. Bu keşif, o süreçlerden birini ilk kez bu kadar detaylı ortaya koydu" ifadelerini kullandı. Elde edilen bulgular, Güneş'in dış atmosferinin neden beklenenden sıcak olduğunu ve devasa enerji patlamalarının nasıl başladığını anlamada bilim insanlarına yeni ipuçları sunuyor. Güneş vorteksleri, enerji transferi ve manyetik alan yapılarını etkileyerek, uzay hava olaylarının kökeni ve evrimiyle ilgili daha kapsamlı modellerin geliştirilmesini sağlayabilir.</p><h3>Güneş'in sırları çözülmeye devam ediyor</h3><p>Daniel K. Inouye Güneş Teleskobu'nun sağladığı yüksek çözünürlüklü görüntüler, Güneş'in yüzeyinde gözle görülmeyen sırların gün yüzüne çıkmasına olanak tanıdı. Yüzyıllardır en yakın yıldızımızı inceleyen bilim insanları, elde edilen her yeni verinin Güneş'in karmaşıklığını daha da artırdığını belirtiyor. Kuridze ve Wöger, bu keşfin Güneş'in işleyişine dair büyük bulmacanın yalnızca bir parçası olduğunu, ancak benzer buluşların devamı ile yıldızımızın gizemlerinin çözüleceğini düşünüyor. Güneş vorteksleri konusunda elde edilen bu ayrıntılı bilgiler, hem temel astrofizik araştırmalarına hem de günlük yaşamı etkileyen teknolojik alanlara önemli katkılar sunuyor. Araştırmacılar, Inouye teleskobunun gelecekte de Güneş'in yüzeyindeki yeni dinamikleri ve vorteksleri keşfetmeye devam edeceğini belirtiyor.</p><p>Sonuç olarak, Güneş vorteksleri üzerindeki bu çığır açıcı gözlemler ve simülasyonlar, bilim dünyasında büyük heyecan yarattı. Güneş'in yüzeyinde neredeyse her yerde rastlanan bu dönen yapılar, enerji akışının ve manyetik alanların anlaşılmasında yeni bir sayfa açıyor. Bilim insanları, bu tür bulgularla Güneş'in karmaşık doğasını çözmeye bir adım daha yaklaşıldığını ve uzay hava olaylarının daha doğru tahmin edilebileceğini vurguluyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/gunesin-yuzeyindeki-gizli-151_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286657</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/electronic-arts-55-milyar-dolara-suudi-arabistana-satildi-286657</link>
      <pubDate>2026-08-06T16:58:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Electronic Arts 55 milyar dolara Suudi Arabistan'a satıldı]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[ABD'li oyun devi Electronic Arts, Suudi Arabistan devlet fonu liderliğindeki bir konsorsiyuma 55 milyar dolara satılarak özel şirket statüsüne geçti. The Sims ve Battlefield gibi dünyaca ünlü markaların sahibi EA, 36 yıl aradan sonra borsadan çekilirken, anlaşma oyun sektöründe büyük yankı uyandırdı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Electronic Arts 55 milyar dolara Suudi Arabistan'a satıldı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya oyun sektörünün en büyük yayıncılarından biri olan Electronic Arts (EA), Suudi Arabistan'ın devlet yatırım fonu Public Investment Fund öncülüğündeki bir yatırımcı grubuna 55 milyar dolar, yani yaklaşık 48 milyar euro karşılığında satıldı. 4 Ağustos 2026 tarihinde resmi olarak tamamlanan bu devasa işlemle birlikte Electronic Arts, tam 36 yıl boyunca işlem gördüğü borsadan ayrılarak özel bir şirket haline geldi. The Sims, Battlefield, FIFA ve Need for Speed gibi milyonlarca oyuncunun tanıdığı markaları bünyesinde barındıran Electronic Arts, bundan sonra küresel oyun pazarında halka açık olmayan bir aktör olarak yoluna devam edecek. Bu satış, yalnızca Electronic Arts için değil, tüm dijital eğlence endüstrisi için dönüm noktası niteliğinde bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p><h3>Suudi devlet fonu EA'nın yüzde 93'ünü kontrol altına aldı</h3><p>Satın alma işleminde konsorsiyumun başını çeken Public Investment Fund, Electronic Arts'taki hisselerin yüzde 93'ünden fazlasını eline geçirdi. Bu oran, Suudi devlet fonunun şirket üzerinde neredeyse mutlak bir kontrol sahibi olduğu anlamına geliyor. Geriye kalan yaklaşık yüzde yedilik pay ise iki Amerikan merkezli yatırım şirketi arasında bölüşüldü. Bu şirketlerden ilki, teknoloji sektöründeki büyük ölçekli yatırımlarıyla tanınan Silver Lake Partners oldu. İkinci ortak ise eski ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın yönetimindeki Affinity Partners olarak dikkat çekti. Kushner'ın bu anlaşmadaki varlığı, satışın siyasi boyutunu da gündeme taşıdı ve kamuoyunda farklı tartışmalara yol açtı. Electronic Arts'ın bu denli stratejik bir şirkete dönüşmesi, yatırımcı profilinin ne kadar güçlü ve çok katmanlı olduğunu açıkça ortaya koyuyor.</p><h3>Electronic Arts'ın omuzlarında 20 milyar dolarlık borç yükü</h3><p>Oyun sektörü yayını Kotaku'nun aktardığı bilgilere göre, bu devasa anlaşmanın finansmanında yaklaşık 20 milyar dolar tutarında, euro bazında ise kabaca 17 milyar euroya denk gelen yabancı sermaye kullanıldı. Bu borç yükü, Electronic Arts'ın önümüzdeki yıllarda ciddi bir geri ödeme baskısıyla karşı karşıya kalacağına işaret ediyor. Buna rağmen şirketin mevcut genel müdürü Andrew Wilson görevini sürdüreceğini açıkladı. Wilson, Electronic Arts'ın gelecek dönemde yeni projelere güçlü yatırımlar yapacağını ve şirketin büyüme ivmesini koruyacağını vurguladı. Yönetim kadrosundaki bu süreklilik, geçiş döneminde istikrar mesajı vermek açısından önemli bir adım olarak yorumlandı. Ancak sektör analistleri, bu denli yüksek bir borç yüküyle birlikte agresif yatırım stratejisinin sürdürülebilirliğini sorguluyor.</p><h3>Veliaht Prens'in büyük planında Electronic Arts'ın yeri</h3><p>Suudi Arabistan'ın devlet fonu Public Investment Fund açısından Electronic Arts'ın satın alınması, çok daha kapsamlı bir ekonomik dönüşüm stratejisinin parçası olarak öne çıkıyor. Veliaht Prens Mohammed bin Salman, ülke ekonomisini petrol gelirlerine olan bağımlılıktan kurtarmayı ve farklı sektörlerde küresel ölçekte söz sahibi olmayı hedefliyor. Bu vizyon çerçevesinde Public Investment Fund, daha önce de video oyun endüstrisinin birçok büyük isminde önemli hisse payları edinmişti. Electronic Arts'ın bu portföye eklenmesi, Suudi fonunun dijital eğlence alanındaki en büyük hamlesi olarak tarihe geçti. Anlaşmayı destekleyenler, mali açıdan bu denli güçlü bir desteğin Electronic Arts bünyesinde uzun vadeli ve istikrarlı geliştirme döngülerinin önünü açacağını savunuyor. Özellikle büyük bütçeli oyun projelerinin yıllarca süren üretim süreçlerinde, borsanın kısa vadeli kâr baskısından kurtulmanın yaratıcı özgürlük sağlayacağı görüşü de dile getiriliyor.</p><h3>İnsan hakları endişeleri ve The Sims tartışması</h3><p>Electronic Arts'ın Suudi Arabistan kontrolüne geçmesi, beraberinde ciddi eleştirileri de getirdi. Uluslararası insan hakları örgütleri ve sektör gözlemcileri, Suudi Arabistan'daki ifade özgürlüğü kısıtlamalarına ve eşcinsel bireylerin yasalar önünde suçlu sayılmasına dikkat çekti. Bu endişeler özellikle Electronic Arts'ın en popüler serilerinden The Sims etrafında yoğunlaştı. Çeşitliliği ve kapsayıcılığıyla dünya genelinde milyonlarca hayranın sevgisini kazanan The Sims serisinde, oyuncular ve geliştiriciler yeni çoğunluk sahiplerinin içerik üzerinde müdahalede bulunabileceğinden derin kaygı duyuyor. Electronic Arts yönetimi, kamuoyu önünde yaratıcı kontrolün tamamen bağımsız kalacağını ve şirketin mevcut değerlerine dokunulmayacağını garanti etti. Ancak pek çok sektör uzmanı ve oyun topluluğu üyesi, bu taahhütlerin pratikte ne kadar geçerli olacağı konusunda şüphelerini korumaya devam ediyor. Özellikle uzun vadede içerik politikalarında sessiz değişiklikler yapılabileceği ihtimali, tartışmaların odak noktasını oluşturuyor.</p><h3>Borsadan çekilmenin şeffaflık bedeli</h3><p>Electronic Arts'ın özel şirket statüsüne geçmesinin bir diğer önemli sonucu da mali şeffaflık alanında ortaya çıkıyor. Halka açık şirketler için zorunlu olan çeyrek dönem mali raporlarının yayınlanması yükümlülüğü, borsadan çekilmeyle birlikte tamamen ortadan kalktı. Bu durum, Electronic Arts'ın gelir rakamlarının, yatırım harcamalarının ve stratejik kararlarının artık kamuoyuyla paylaşılma zorunluluğunun bulunmadığı anlamına geliyor. Sektör gözlemcileri, bu değişikliğin şirketin şeffaflık düzeyini belirgin biçimde düşüreceğini ve ticari kararlara ilişkin dışarıdan bilgi edinmenin bundan sonra çok daha güç hale geleceğini belirtiyor. Oyun endüstrisinin en büyük yayıncılarından birinin bu şekilde kamuoyu denetiminden çıkması, sektördeki güç dengelerinin nasıl değişeceğine dair yeni soruları da beraberinde getiriyor. Electronic Arts'ın Suudi Arabistan kontrolünde özel bir şirket olarak atacağı adımlar, hem oyun dünyası hem de uluslararası yatırım çevreleri tarafından yakından takip edilecek.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/electronic-arts-55-milyar-223_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286656</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/konusmadaki-kucuk-degisiklikler-erken-alzheimer-belirtisi-olabilir-286656</link>
      <pubDate>2026-08-06T16:58:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Konuşmadaki küçük değişiklikler erken Alzheimer belirtisi olabilir]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Stanford Üniversitesi'nin yürüttüğü yeni araştırma, konuşma değişikliklerinin Alzheimer hastalığının en erken evrelerinde ortaya çıkabileceğini gösteriyor. ABD'de Alzheimer'ın yol açtığı ölüm oranları son yıllarda hızla artarken, uzmanlar aileleri konuşma bozukluklarına karşı uyarıyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Konuşmadaki küçük değişiklikler erken Alzheimer belirtisi olabilir]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Stanford Üniversitesi'nin önderliğinde gerçekleştirilen yeni bir bilimsel çalışma, konuşma kalıplarındaki küçük değişikliklerin Alzheimer hastalığının ilk belirtileri arasında yer alabileceğini ortaya koydu. Araştırmada, özellikle ses temposundaki yavaşlama, cümle ortasında duraklamalar ve kelime bulmada yaşanan güçlüklerin, bilişsel gerilemenin başlangıcında görüldüğü tespit edildi. Çalışma, ABD'de 2024 yılı itibarıyla Alzheimer nedeniyle yaşanan ölümlerin belirgin şekilde arttığı bir dönemde, erken teşhisin önemine dikkat çekiyor.</p><h3>Stanford ekibinden konuşma değişikliklerine dair çarpıcı bulgular</h3><p>Stanford Üniversitesi Nöroloji ve Nörolojik Bilimler Bölümü'nden Christina Young'ın liderliğinde yürütülen araştırmada, Boston Üniversitesi ve Kaliforniya Üniversitesi, San Francisco'dan bilim insanları da yer aldı. Ekip, Framingham Kalp Çalışması'ndan elde edilen uzun süreli verileri inceledi ve Ulusal Yaşlanma Enstitüsü tarafından finanse edilen bu projede 238 sağlıklı yetişkinin konuşma performansını değerlendirdi. Katılımcılardan kısa bir hikaye dinlemeleri ve ardından, 20 dakika sonra bu hikayeyi ayrıntılarıyla hatırlamaları istendi. Araştırmacılar, yanıtları kaydederek, Alzheimer ile ilişkilendirilen amiloid ve tau proteinlerinin beyin düzeylerini PET taramalarıyla ölçtü. Sonuçlar, medial temporal alan ve erken neokortekste yüksek tau birikimi bulunan kişilerin konuşma hızının belirgin şekilde düştüğünü ve anlatım sırasında daha sık durakladıklarını gösterdi. Standart bellek testleri ise bu erken değişiklikleri saptayamadı. Bilim insanları, konuşma değişikliklerinin klasik klinik testlerden daha önce ortaya çıktığını vurguladı.</p><h3>Kelime bulma güçlüğü ve konuşma bozuklukları Alzheimer'ın ilk sinyalleri arasında</h3><p>Alzheimer hastalığının başlangıç evrelerinde, belirli sözcükleri bulmakta yaşanan zorluklar dikkat çekiyor. Hastalar çoğunlukla cümle ortasında duraksıyor, "şey" gibi belirsiz ifadeler kullanıyor ya da nesneleri adlandırmak yerine dolaylı anlatımlara başvuruyor. Bu ince konuşma değişiklikleri, çoğu zaman ailelerin belirgin hafıza kaybını fark etmesinden çok önce ortaya çıkıyor. Uzmanlar, konuşma bozukluklarıyla birlikte düşünce karışıklığı, tarihleri karıştırma, tanıdık ortamlarda yön bulamama, rutin işleri yönetmede zorluk ve açıklanamayan ruh hali değişiklikleri gibi uyarı işaretlerine de dikkat çekiyor. Ayrıca, sosyal etkinliklerden çekilme gibi davranışsal değişiklikler de erken dönemde görülebiliyor. Konuşma değişikliklerinin erken teşhiste önemli bir rol oynadığı, hastaların tedaviye ve klinik araştırmalara daha hızlı erişim sağlamasına olanak tanıdığı belirtiliyor.</p><h3>ABD'de Alzheimer'a bağlı ölümler hızla yükseliyor</h3><p>Alzheimer Derneği'nin 2026 yılı projeksiyonlarına göre, Amerika Birleşik Devletleri'nde 65 yaş ve üzerindeki 7,4 milyon kişi Alzheimer demansı ile yaşıyor. Bu sayı, ilgili yaş grubunun yaklaşık yüzde 11'ine karşılık geliyor. Ayrıca, 200 binin üzerinde genç Amerikalı da hastalığın erken başlangıçlı formlarıyla mücadele ediyor. Bu vakalar, sıklıkla yanlış teşhis ediliyor ya da rutin taramalarda gözden kaçabiliyor. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'nin verileri, Alzheimer'ın 2024 yılında ABD'de 116 binin üzerinde ölüme yol açtığını ve hastalığın ülke genelinde altıncı en yaygın ölüm nedeni olduğunu gösteriyor. 2000-2024 yılları arasında Alzheimer'a bağlı ölümlerde yüzde 134'lük bir artış yaşandı. Uzmanlar, bu dramatik yükselişin toplum sağlığı açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtiyor. Erken tanı, hastalığın ilerlemesini durdurmasa da, konuşma değişikliklerinin zamanında fark edilmesiyle hastaların bakım planları oluşturulabiliyor ve tedavi seçeneklerine daha erken ulaşılabiliyor.</p><p>Sonuç olarak, Stanford Üniversitesi'nin öncülüğünde yürütülen bu araştırma, konuşma değişikliklerinin Alzheimer'ın ilk evrelerinde ortaya çıkan önemli bir belirteç olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. ABD'de hızla yükselen Alzheimer vakaları ve hastalığa bağlı ölümler, erken teşhisin ve konuşma bozukluklarının dikkatle izlenmesinin toplumsal önemini artırıyor. Uzmanlar, aileleri ve yakın çevreyi, konuşma alışkanlıklarındaki küçük değişimleri ciddiye almaya ve gerektiğinde tıbbi değerlendirme için harekete geçmeye çağırıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/konusmadaki-kucuk-degisik-891_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286655</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/uyurken-koku-terapisi-yasli-bireylerde-hafiza-performansini-artirdi-286655</link>
      <pubDate>2026-08-06T16:57:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Uyurken koku terapisi yaşlı bireylerde hafıza performansını artırdı]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[California Üniversitesi, Irvine'de yürütülen yeni bir klinik araştırma, gece boyunca yayılan doğal kokuların yaşlı bireylerde hafızayı ve bilişsel performansı çarpıcı şekilde artırdığını ortaya koydu. Araştırmada, koku terapisi uygulanan katılımcılar sözel öğrenme testlerinde kontrol grubuna göre yüzde 226 oranında daha iyi sonuç aldı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Uyurken koku terapisi yaşlı bireylerde hafıza performansını artırdı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>California Üniversitesi, Irvine ekibinin gerçekleştirdiği çarpıcı bir araştırma, gece boyunca odada yayılan doğal kokuların, yaşlı bireylerde hafıza ve bilişsel işlevlerde büyük bir gelişmeye yol açtığını gösterdi. 60 ila 85 yaş aralığındaki 43 gönüllüyle yürütülen altı aylık klinik deneyde, koku terapisi uygulanan katılımcılar, sözel öğrenme ve kelime hatırlama testlerinde kontrol grubuna göre yüzde 226 oranında daha iyi performans sergiledi. Bilim insanları, bu bulguların yaşa bağlı zihinsel gerilemeyi önlemede yeni ve düşük maliyetli bir yöntem sunduğunu vurguladı.</p><h3>California Üniversitesi araştırmacılarından gece kokusu ile hafıza artışı</h3><p>Koku terapisi, özellikle yaşlı bireylerde bilişsel işlevlerin korunmasında umut vadeden bir yöntem olarak öne çıkıyor. California Üniversitesi'nde yürütülen bu deneyde, katılımcılar iki gruba ayrıldı. Birinci gruptaki 20 kişi, her gece iki saat boyunca otomatik bir difüzör aracılığıyla yedi farklı doğal esansiyel yağdan birinin kokusuna maruz bırakıldı. Her gün farklı bir koku kullanılarak, haftanın her günü yeni bir duyusal uyarım sağlandı. Kontrol grubunda ise, neredeyse hiç algılanmayan miktarda koku içeren kartuşlar kullanıldı. Bu şekilde, koku terapisi uygulanan grubun hem kelime hatırlama hem de sözel öğrenme testlerinde çok daha başarılı olduğu gözlemlendi. Araştırmacılar, bu yöntemin kolayca uygulanabilir ve günlük yaşamı kesintiye uğratmadan sinir yollarını güçlendiren bir etki yarattığını belirtti.</p><h3>Koku terapisi ile beyin bağlantılarında belirgin iyileşme</h3><p>Koku, insan beyninde benzersiz bir nörolojik bağlantıya sahip ve hafıza ile duygular üzerinde doğrudan etkili. Araştırmacılar, koku sisteminin, diğer duyuların aksine, sinyalleri doğrudan limbik sisteme &#8212; özellikle hipokampus ve amigdala &#8212; ilettiğini vurguladı. Bu anatomik özellik, kokunun geçmiş anıları ve duygusal tepkileri anında tetikleyebilmesini açıklıyor. Klinik deneyde, koku terapisi uygulanan katılımcıların beyinlerinde yapılan fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) taramaları, sol uncinate fasciculus adı verilen beyaz madde yolunda önemli bir bütünlük artışı ortaya koydu. Bu yol, medial temporal lob ile prefrontal korteks arasında kritik bir bağlantı sağlıyor ve yaşlanma veya nörodejeneratif hastalıklarla sıklıkla zayıflıyor. Koku terapisiyle bu bağlantının güçlenmesi, bilişsel işlevlerin korunmasında önemli bir gelişme olarak değerlendirildi.</p><h3>Yaşlanmaya karşı koku terapisiyle invazif olmayan çözüm</h3><p>Koku terapisi, yaşa bağlı koku kaybının Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların erken göstergesi olabileceği gerçeğiyle daha da önem kazanıyor. Görme ve işitme kayıpları için gözlük veya işitme cihazı gibi çözümler bulunmasına rağmen, koku kaybı için etkili bir müdahale bugüne dek sunulamamıştı. California Üniversitesi'nden bilim insanlarının geliştirdiği bu yöntem, koku terapisiyle duyusal gerilemeyi tersine çevirme ve beyin sağlığını koruma potansiyeli taşıyor. Gece boyunca otomatik olarak yayılan kokular, aktif bir çaba gerektirmeden, kişilerin günlük rutinlerine entegre edilebiliyor. Araştırmacılar, bu yaklaşımın, özellikle hafıza kaybı veya bilişsel bozulma belirtileri gösteren bireylerde daha kapsamlı şekilde test edilmesi gerektiğini belirtiyor. Şu anda daha büyük klinik çalışmalar planlanıyor ve bu yöntemin, ilerleyen yıllarda yaşlı bireyler için standart bir bilişsel koruma aracı haline gelmesi bekleniyor.</p><p>California Üniversitesi'nin yürüttüğü bu araştırma, koku terapisinin beyin sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini ortaya koyarak, yaşlanmaya bağlı bilişsel gerilemeyi önlemede yeni bir umut kapısı açtı. Koku terapisi, kişiselleştirilebilir ve zahmetsiz bir uygulama olarak, yaşlı bireylerin yaşam kalitesini artırma potansiyeli taşıyor. Gelecekte yapılacak daha geniş kapsamlı araştırmalar, bu yöntemin yaygınlaşmasını ve bilişsel sağlığın korunmasında önemli bir araç haline gelmesini sağlayabilir.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/uyurken-koku-terapisi-yas-324_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286654</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/insanlarin-gozbebekleri-sasirdiklarinda-neden-buyur-286654</link>
      <pubDate>2026-08-06T16:54:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[İnsanların gözbebekleri şaşırdıklarında neden büyür?]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Brown Üniversitesi'nde yürütülen araştırma, insanların şaşkınlık anında gözbebeklerinde meydana gelen büyümenin beynin yeni bilgilere uyum sağlama sürecinin bir parçası olduğunu gösterdi. Araştırmacılar, gözbebeği büyümesinin sadece fizyolojik bir tepki olmadığını, aynı zamanda öğrenme ve algı üzerinde önemli etkiler yarattığını vurguladı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[İnsanların gözbebekleri şaşırdıklarında neden büyür?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Brown Üniversitesi'nde gerçekleştirilen yeni bir araştırma, insanların beklenmedik olaylarla karşılaştıklarında gözbebeklerinde görülen büyümenin, beynin yeni durumlara adapte olma mekanizmasının önemli bir göstergesi olduğunu ortaya koydu. 63 katılımcının yer aldığı deneyde, şaşırtıcı görsel uyaranlar karşısında gözbebeği büyümesinin yalnızca bir refleks olmadığını, aynı zamanda öğrenme süreçlerini ve algısal önyargıları doğrudan etkilediği belirlendi. Araştırma, bu fizyolojik tepkinin, bireyin çevresindeki değişikliklere hızla uyum sağlamasında kritik rol oynadığını gösterdi.</p><h3>Brown Üniversitesi ekibi: Gözbebeği büyümesi beynin sıfırlama sinyali</h3><p>Çalışmanın başında yer alan nörobilimci Matt Nassar ve ekibi, gözbebeği büyümesinin uyanıklık seviyesinde ani bir artışa işaret ettiğini açıkladı. Brown Üniversitesi Carney Beyin Bilimleri Enstitüsü'nde yürütülen araştırmada, gözbebeği büyümesinin beynin yeni bir moda geçtiğini gösteren dışsal bir sinyal olduğu vurgulandı. Katılımcılar, ekranda karşılarına çıkan renkli kareleri tahmin etmeye çalışırken, beklenmedik şekilde farklı bir kareyle karşılaştıklarında gözbebeklerinde belirgin bir büyüme gözlendi. Araştırmacılar, bu tepkinin beynin önceki bağlamı bırakıp yeni bir bağlama geçtiği anı yansıttığını belirtti. Böylece, gözbebeği büyümesi yalnızca şaşkınlık belirtisi değil, aynı zamanda beynin öğrenme ve algı süreçlerini hızlandıran bir sıfırlama mekanizması olarak öne çıktı.</p><h3>Şaşkınlık anında nörokimyasal değişim ve öğrenme kapasitesi</h3><p>Deneyde, katılımcıların her bir yeni kare dizisinde ne göreceklerine dair tahminlerde bulunmaları istendi. Katılımcıların tahminleriyle uyuşmayan şaşırtıcı renkler karşılarına çıktığında, gözbebekleri büyüdü ve EEG cihazlarıyla ölçülen belirli beyin dalgalarında artış tespit edildi. Bu sırada, norepinefrin adı verilen kimyasal habercinin salgılanmasında da yükselme görüldü. Araştırmacılar, şaşkınlık anında gözbebeği büyümesiyle birlikte ortaya çıkan bu nörokimyasal değişimin, bireyin önyargılarını azaltıp yeni bilgilere daha hızlı adapte olmasını sağladığını kaydetti. Özellikle gözbebeği büyümesi ve beyin dalgalarındaki değişim, katılımcıların önceki beklentilerinden bağımsız bir şekilde yeni tahminlerde bulunabilmelerine imkan tanıdı. Bulgular, şaşırtıcı olayların ardından gözbebeği büyümesinin, öğrenme kapasitesini artıran bir yenileme sinyali işlevi gördüğünü ortaya koydu.</p><p>Çalışmanın ortak yazarı Harrison Marble, gözbebeği büyümesinin yalnızca fiziksel bir tepkiyle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda beynin çevresel değişikliklere karşı kendini yeniden ayarlamasını sağladığını belirtti. Araştırmada elde edilen 57 EEG ve 60 gözbebeği ölçüm veri seti, gözbebeği büyümesinin öğrenme ve algı süreçlerindeki rolünü istatistiksel olarak da destekledi. Sonuçlar, şaşkınlık anında gözbebeği büyümesinin, insan beyninin yeni bilgilere hızla uyum sağlama kapasitesinin temel göstergelerinden biri olduğunu gösterdi.</p><p>Bu bulgular, insan beyninin karmaşık işleyişini anlamada önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Gözbebeği büyümesiyle ilgili yapılan bu tür araştırmalar, öğrenme mekanizmalarını ve algısal süreçleri daha iyi kavrayabilmek için bilim dünyasına yeni bir bakış açısı sunuyor. Brown Üniversitesi ekibinin çalışması, şaşkınlık anlarında ortaya çıkan gözbebeği büyümesinin, hem fizyolojik hem de bilişsel düzeyde insan davranışlarını şekillendirdiğini ortaya koyarak, gelecekteki nörobilim araştırmalarına da ışık tutuyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/insanlarin-gozbebekleri-s-453_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286653</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/bakan-kacir-ihracatimizi-36-milyar-dolardan-278-milyar-dolara-cikardik-286653</link>
      <pubDate>2026-08-06T16:52:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bakan Kacır: İhracatımızı 36 milyar dolardan 278 milyar dolara çıkardık]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, "23 yılda imalat sanayi katma değerimizi 41 milyar dolardan 250 milyar doların üzerine taşıdık. İhracatımızı 36 milyar dolardan 278 milyar dolara çıkardık." dedi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bakan Kacır: İhracatımızı 36 milyar dolardan 278 milyar dolara çıkardık]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hamamizade İhsanbey Kültür Merkezi&#39;nde düzenlenen Sanayi ve Teknoloji Projeleri Açılışı ve İmza Töreni&#39;nde konuşan Bakan Kacır, hayata geçirilen projelerin Trabzon ve Türkiye&#39;ye hayırlı olmasını diledi.</p><p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde örnek bir kalkınma hamlesine imza atıldığını belirten Kacır, &quot;Ülkemizin gücüne güç katan, Türkiye&#39;yi her alanda, dünyada hak ettiği noktaya yaklaştıran yatırımları, reformları ve projeleri hayata geçirdik. Şehirlerimizin çehresini değiştiren, üretimi, istihdamı ve refahı destekleyen sayısız eseri milletimizle buluşturduk. Savunma sanayisinden uzaya, mobiliteden yapay zekaya kadar kritik alanlarda başkasının çizdiği sınırlarla yetinmeyen, kendi teknolojisini geliştiren, üreten ve dünyaya ihraç eden bir Türkiye inşa ettik.&quot; ifadelerini kullandı.</p><p><b>- "İHRACATIMIZI 36 MİLYAR DOLARDAN 278 MİLYAR DOLARA ÇIKARDIK"</b></p><p>Türkiye&#39;yi ticari araç, beyaz eşya, güneş paneli ve çelik üretiminde Avrupa&#39;da birinciliğe taşıdıklarını dile getiren Kacır, sözlerini şöyle sürdürdü:</p><p>&quot;23 yılda imalat sanayi katma değerimizi 41 milyar dolardan 250 milyar doların üzerine taşıdık. İhracatımızı 36 milyar dolardan 278 milyar dolara çıkardık. Kabiliyetleriyle, teknolojisiyle, mühendisliğiyle, dünyada ses getiren, geniş bir yelpazede ürün geliştiren, tasarlayan, üreten ve ihraç eden yerli ve milli bir savunma sanayi altyapısına sahibiz. 23 yılda elde ettiğimiz kazanımları Türkiye Yüzyılı&#39;nda yeni başarılarla taçlandırmaya ve ülkemizi dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasına taşımaya kararlıyız.&quot;</p><p>Trabzon&#39;da son 23 yılda hayata geçirilen her yatırımın büyük bir vizyonun sahadaki yansıması olduğunun altını çizen Kacır, &quot;Son 23 yılda nitelikli yatırımları Trabzon&#39;a kazandırmak için şehrimizdeki organize sanayi bölgelerinin sayısını 3&#39;ten 5&#39;e, organize sanayi bölgelerinin toplam yüzölçümünü ise 100 hektardan 422 hektara çıkardık. OSB&#39;lerimizde ilave 4 bin 865 istihdam oluşturduk.&quot; diye konuştu.</p><p><b>- "YÜZDE 30'A VARAN YATIRIMA KATKI ORANI İLE VERGİ İNDİRİMİ SAĞLIYORUZ"</b></p><p>Trabzon&#39;un büyümesi ve kalkınması için KOBİ&#39;lere, KOSGEB eliyle bugüne kadar 3 milyar 200 milyon lira destek sağladıklarına işaret eden Kacır, kentte gerçekleşecek 85 milyar liralık yatırım ve 13 binin üzerinde istihdamın önünün açıldığını aktardı.</p><p>Kentte yapılacak yatırımlarda kullanılacak krediler için finansman desteğini 30 milyon liraya çıkardıklarını ifade eden Kacır, &quot;Yatırımın niteliğine göre yüzde 30&#39;a varan yatırıma katkı oranı ile vergi indirimi sağlıyoruz. Yatırım makinelerinde KDV istisnası ve gümrük vergisi muafiyeti uyguluyoruz. Yeni teşvik sistemimizin ana unsurlarından Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programının ilk çağrısında elektrikli tekne ve yat üretimi, endüstriyel ağ ve benzeri ürünler üretimi, entegre su ürünleri üretimi ve işleme tesisi başlıklarında toplam 3 milyar 800 milyon liralık 9 yatırım projesini destekliyoruz.&quot; diye konuştu.</p><p>Kacır, Yerel Kalkınma Hamlesi Programı kapsamında 6,9 milyar lira yatırım büyüklüğüne sahip 25 proje başvurusu aldıklarına değinerek, şunları aktardı:</p><p>&quot;Trabzon&#39;un sahip olduğu birikimi katma değer üreten yatırımlarla büyütmeye, şehrimizi yeni nesil üretim ve girişimciliğin güçlü merkezlerinden biri haline getirmeyi amaçlıyoruz. Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansımız vasıtasıyla ilimizde yürütülen 444 projeye 802 milyon lira, DOKAP Bölge Kalkınma İdaremiz eliyle 114 projeye 2 milyar lira destek sağladık. Bugün de şehrimizin kalkınma yolculuğuna ivme kazandıracak, Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansımız ve DOKAP Bölge Kalkınma İdaremizin destekleriyle hayata geçecek 6 projenin açılışını gerçekleştiriyoruz.&quot;</p><p>Bugün ayrıca DOKAP Bölge Kalkınma İdaresi ve Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansının destekleriyle, toplam yatırım büyüklüğü 228 milyon lirayı aşan 12 proje için protokol imzalanacağına değinen Kacır, &quot;Tarımsal üretimden kırsal kalkınmaya, hayvancılıktan yol yapımına, balıkçılıktan restorasyona kadar birbirinden farklı alanlardaki bu projelerle Trabzon'umuzun üretim kapasitesini artıracak, yerel ekonomisi desteklenecektir.&quot; diye konuştu.</p><p>Kacır, Türkiye Yüzyılı yolculuğunda Trabzonlu gençlerin katkısı ve desteklerinin önemli olduğunu dile getirerek, Trabzon Büyükşehir Belediyesi, TÜBİTAK, Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı ve Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı iş birliğiyle Trabzon&#39;a, Özdemir Bayraktar Bilim Merkezi ve Planetaryumunu kazandırdıklarını söyledi.</p><p>TÜBİTAK'ın 30 milyon lira desteğiyle Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) bünyesinde kurulan ve bugün açılışı gerçekleşen Milli Teknoloji Atölyesi&#39;nin, gençlere tasarımdan üretime, yapay zekadan robotik sistemlere kadar geniş bir yelpazede ihtiyaç duydukları altyapıyı sunacağını vurgulayan Kacır, &quot;Merkez bünyesinde sunulan imkanlarla gençler, üniversite sıralarında edindiği teorik bilgiyi pratiğe dönüştürme imkanına kavuşacak, yenilikçi projeler gerçekleştirecek.&quot; dedi.</p><p>Açılışı yapılan KTÜ VakıfBank Girişim Evi&#39;nin de Trabzon&#39;un yüksek teknoloji ve katma değer odaklı kalkınma yolculuğunda atılan kıymetli bir imza olduğunu vurgulayan Kacır, şunları kaydetti:</p><p>&quot;Burada girişimcilerimiz proje geliştirmeden mentorluğa, fikri mülkiyet haklarından finansman kaynaklarına, iş modeli oluşturmadan yatırımcılar ve iş dünyasıyla buluşmaya kadar ihtiyaç duydukları farklı desteklere tek çatı altında erişebilecek. Girişim Evi'nde çalışmalarını yürüten ekipler aynı zamanda Milli Teknoloji Atölyesi ile oluşturulan prototipleme altyapısı sayesinde fikirlerini kısa sürede doğrulayabilecek, ürün geliştirme süreçlerini hızla tamamlayacak. İnşallah burada yeşerecek her proje Trabzon'dan Türkiye&#39;ye, Türkiye&#39;den dünyaya uzanan başarı hikayelerinin başlangıcı olacak.&quot;</p><p><b>- "BU NESİL, BU YÜZYILI TÜRKİYE YÜZYILI YAPACAK"</b></p><p>TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Orhan Aydın ise kamuya, özel sektöre ve girişimcilere destek verdiklerini söyledi.</p><p>Kendi bünyelerindeki araştırma merkezlerinde ve enstitülerinde, ülkenin ihtiyaç duyduğu kritik, stratejik öneme haiz teknolojileri geliştirmeye çalıştıklarının altını çizen Prof. Dr. Aydın, &quot;Bir yandan da Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız öncülüğünde ülkemizin dört bir yanında bilimi toplumda sevdirmek, yaygınlaştırmak adına 7&#39;den 70&#39;e mekanlar kuruyoruz. Bilim merkezleri açıyoruz, Deneyap Atölyeleri açıyoruz.&quot; diye konuştu.</p><p>Aydın, bu mekanların gençleri problem çözme, analitik düşünme ve proje yönetimi gibi becerilerle donattığına işaret ederek, &quot;Diğer yandan da onları Milli Teknoloji Hamlesi yolunda aynı gaye etrafında toplayarak Türkiye Yüzyılı&#39;nın inşasında özgüveni yüksek, şuurlu ve şahsiyetli karakterlerin inşasında önemli bir role sahip olacaklar. İşte bu nesil, bu yüzyılı Türkiye Yüzyılı yapacak. İlham verici bu mekanlarda yapacakları Ar-Ge ve proje çalışmalarıyla nice başarılara imza atacaklar.&quot; ifadelerini kullandı.</p><p>Konuşmaların ardından DOKAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı Hakan Gültekin ve DOKA Genel Sekreteri Kemal Akpınar, proje paydaşlarıyla protokol imzaladılar.</p><p>Bakan Kacır, Trabzon Valisi Tahir Şahin, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç ve katılımcılar da hayata geçirilen projelerin açılışını gerçekleştirdiler.</p><p>Bu arada, Kacır, Trabzonspor&#39;un transfer ettiği Mısırlı futbolcu Muhammed Salah'ın, Trabzonspor ve Türk futboluna hayırlı olmasını temenni etti. Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç de Kacır&#39;a, üzerinde Muhammed Salah ve kendi isminin yazılı olduğu Trabzonspor formalarını hediye etti.</p><p>KTÜ yerleşkesindeki TÜBİTAK Milli Teknoloji Atölyesi ve KTÜ Girişim Evi&#39;ne de ziyarette bulunan Bakan Kacır, TEKNOFEST yarışmalarında dereceye giren ve teknoloji projeleri geliştiren öğrencilerle sohbet etti.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/bakan-kacir-ihracatimizi--797_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286652</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/bilim-insanlari-nadir-gorulen-supernova-sok-patlamasini-gozlemledi-286652</link>
      <pubDate>2026-08-06T16:42:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bilim insanları, nadir görülen süpernova şok patlamasını gözlemledi]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Einstein Probu, yaklaşık 500 milyon ışık yılı uzaklıktaki bir galakside meydana gelen ve SN 2026gzf olarak adlandırılan dev bir yıldızın ölümünü ilk anından itibaren gözlemledi. Dünya çapında başlatılan geniş kapsamlı gözlem kampanyası, süpernovanın eşsiz şok patlamasını ve sonrasındaki gelişmeleri ortaya koydu. Bu tarihi keşif, astronomi dünyasında dev bir adım olarak görülüyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bilim insanları, nadir görülen süpernova şok patlamasını gözlemledi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Einstein Probu, Mart 2026'da 500 milyon ışık yılı uzaklıktaki bir galaksiden yayılan ve bilim dünyasında büyük yankı uyandıran kısa süreli bir X-ışını patlaması tespit etti. EP260321a adı verilen bu ani patlama, dev bir yıldızın ölümünün ilk anlarına dair bugüne dek elde edilen en net verilerden birini sundu. Olayın hemen ardından, dünyanın dört bir yanındaki gözlemevleri ve teleskoplar hızla harekete geçti. Sadece bir saat içinde yer tabanlı teleskoplar kaynağı izlemeye başladı ve gökbilimciler, hızla parlayan bir süpernovanın oluşumuna tanıklık etti. Bu süpernova daha sonra SN 2026gzf olarak adlandırıldı ve iki ayrı bilim ekibi tarafından detaylı şekilde incelendi. Araştırma ekiplerinin başında Carnegie Mellon Üniversitesi'nden Brendan O'Connor ve Maryland Üniversitesi, College Park'tan NASA Einstein Fellow Jillian Rastinejad yer aldı. Elde edilen bulgular, The Astrophysical Journal Letters dergisinde yayımlandı ve astronomi camiasında büyük ilgiyle karşılandı.</p><h3>Brendan O'Connor ve ekibi: Şok patlaması ilk kez bu kadar net izlendi</h3><p>O'Connor liderliğindeki ekip, Einstein Probu'nun tespit ettiği X-ışını patlamasının, dev bir yıldızın patlaması sırasında meydana gelen çok kısa süreli "şok patlaması" olduğunu belirledi. Bu şok patlaması, yıldızın yüzeyinden fırlayan güçlü bir şok dalgasının ilk ışığını yayıyor. Normalde bu tür patlamalar yalnızca birkaç saniye ile birkaç saat arası sürüyor ve gözlemlenmesi son derece zor kabul ediliyor. Son yirmi yılda, astronomlar yalnızca bir başka net X-ışını şok patlamasına tanıklık edebilmişti. Bu nedenle EP260321a olayı, şok patlaması gözlemleri açısından çok nadir ve değerli bir örnek olarak öne çıktı. O'Connor ve ekibi, süpernovanın ışık eğrisini ve evrimini izlemek için NSF NOIRLab'ın çeşitli teleskoplarını ve özellikle 570 megapiksellik Karanlık Enerji Kamerası'nı (DECam) kullandı. Bu gelişmiş kamera, Şili'deki Cerro Tololo Uluslararası Gözlemevi'nde yer alıyor ve süpernovanın parlaklık değişimlerini benzeri görülmemiş bir hassasiyetle kaydetti. Ayrıca, olaydan 10 yıl önce çekilen DECam arşiv görüntüleri, aynı noktada mavi bir kaynağın varlığını ortaya koydu. Bu detay, yıldızın ölümünden önceki evresine dair çok değerli ipuçları sundu ve şok patlaması olgusunun anlaşılmasında kritik rol oynadı.</p><h3>Jillian Rastinejad ve ekibi: SN 2026gzf'nin gizemi ve relativistik jetlerin yokluğu</h3><p>Maryland Üniversitesi'nden Jillian Rastinejad'ın liderliğindeki ikinci ekip, SN 2026gzf'nin evrimini çoklu dalga boylarında izlemek için kapsamlı bir gözlem ağı kurdu. Ekip, Hawai'deki Gemini North ve Şili'deki Gemini South teleskoplarından, Güney Afrika Büyük Teleskobu'na, NASA'nın Chandra X-ışını Gözlemevi'nden Caltech'in Palomar Gözlemevi'ne kadar pek çok tesisten veri topladı. SN 2026gzf, geniş çizgili Tip Ic (Ic-BL) süpernova olarak sınıflandırıldı. Bu tür süpernovalar genellikle evrendeki en parlak ve güçlü patlamalar arasında yer alıyor ve çoğu zaman gama ışını patlamalarıyla ilişkilendiriliyor. Ancak, SN 2026gzf'de beklenen gama ışını patlaması ve relativistik jetlere dair hiçbir iz bulunamadı. O'Connor, "SN 2026gzf, bilinen gama ışını patlamalarıyla ilişkilendirilen enerjik süpernovalara çok benziyor. Fakat en hassas gözlemler bile relativistik jet ya da ardıl ışıma tespit edemedi" diyerek olayın benzersizliğine dikkat çekti. Araştırmacılar, jetin yıldızın yüzeyinde veya çevresindeki maddede 'boğulmuş' olabileceğini düşünüyor. Rastinejad ve ekibi, süpernovanın öncesinde yıldızın çevresinde oluşan madde kabuklarını, yıldızın şiddetli yaşam tarzını ve ölümünü hazırlayan süreçleri detaylı şekilde haritaladı. Bu gözlemler, şok patlamasının doğasını ve dev yıldızların ölmeden önceki karmaşık evrimini anlamada önemli bir adım oldu.</p><h3>Einstein Probu ve NOIRLab tesisleri: Kozmik iş birliğinde yeni dönem</h3><p>SN 2026gzf'nin gözlemlenmesinde, Einstein Probu'nun uzaydan sağladığı veriler ile NSF NOIRLab'ın yer tabanlı gözlemevlerinden elde edilen bulgular bir araya getirildi. NSF-DOE Vera C. Rubin Gözlemevi'nin COSMOS Derin Delik Alanı, olayın ayrıntılı incelenmesinde önemli rol oynadı. Rubin'in kamuya açık komisyon verileri ve hızlı gözlem ritmi, süpernovanın evrimini uzun vadeli ve çok bantlı olarak izlemeye olanak tanıdı. Ayrıca, Nicholas U. Mayall Teleskobu'na monte edilen Karanlık Enerji Spektroskopik Aleti (DESI) ile elde edilen spektrumlar, SN 2026gzf'nin zaman içindeki değişimini ve tipini doğrulamada kritik öneme sahipti. Carnegie Mellon Üniversitesi'nden Xander Hall, DESI'nin yedek fiber programı sayesinde patlamanın evrimini adım adım izleyebildiklerini belirtti. Bu kapsamlı veri akışı, gelecekte benzer kozmik olayların anında tespit edilip analiz edilmesinin önünü açıyor. Ayrıca, NOIRLab'ın işletmesini üstlendiği Gemini ve SOAR teleskopları, olayın çoklu dalga boylarında izlenmesinde kilit rol üstlendi. Bu iş birliği, kozmik geçici olayların gerçek zamanlı takibinde dünya genelindeki gözlemevlerinin koordinasyonunun ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdi.</p><h3>SN 2026gzf süpernovası: Yıldızın şiddetli ölümü ve bilimsel sonuçlar</h3><p>SN 2026gzf'nin patlamasına yol açan yıldızın, yaklaşık 20 güneş kütlesine sahip bir Wolf-Rayet yıldızı olduğu tespit edildi. Bu yıldız, hidrojenini genç yaşta kaybetmiş ve patlamadan önce düzensiz kütle kaybı dönemleri yaşamıştı. Yıldız, tüm hidrojen ve helyumunu uzaya fırlatarak geride karbon ve oksijenden oluşan soyulmuş bir çekirdek bıraktı. Bu süreçte, yıldızın etrafında hem yakın hem de geniş çapta iki farklı madde kabuğu oluştu. Yakın kabuk, ilk X-ışını şok patlamasını üretirken, daha geniş ve asimetrik kabuk optik süpernova sinyalinin yayılmasına neden oldu. Maryland Üniversitesi'nden Gokul Srinivasaragavan, bu gözlemle birlikte ilk kez hidrojen ve helyumdan arınmış bir yıldızın patlama öncesi çevresinin ayrıntılı şekilde haritalandığını vurguladı. Araştırmacılar, SN 2026gzf'nin, sıradan süpernova şok patlamaları ile düşük parlaklıkta gama ışını patlamaları arasında benzersiz bir köprü oluşturduğunu belirtti. Bu bulgular, enerjik Ic-BL süpernovaların her zaman gama ışını patlaması, relativistik akıntılar veya uzun süreli ardıl ışıma üretmediğini ortaya koydu. Sonuç olarak, dev yıldızların ölüm yollarının sanılandan çok daha çeşitli olabileceği anlaşıldı.</p><h3>Einstein Probu'nun keşfi, astronomide yeni bir çağ başlatıyor</h3><p>SN 2026gzf'nin anbean izlenmesiyle birlikte, uzay tabanlı ve yer tabanlı gözlemevlerinin ortak çalışmasının önemi bir kez daha kanıtlandı. Einstein Probu'nun erken uyarısı ve NOIRLab'ın dünya çapındaki gözlemevlerinin hızlı tepkisi sayesinde, dev bir yıldızın ölümü tüm aşamalarıyla kaydedildi. Bu olay, geçici kozmik patlamaların gerçek zamanlı takibi ve bilimsel analizinde yeni bir dönemin kapılarını araladı. Elde edilen veriler, gelecekte benzer süpernova patlamalarının daha hızlı ve ayrıntılı biçimde incelenmesini sağlayacak. SN 2026gzf'nin benzersiz özellikleri ve şok patlamasının ilk anından itibaren gözlemlenmesi, astronomi dünyasında devrim niteliğinde bir örnek olarak kayıtlara geçti. Bu bulgular, dev yıldızların ölümü ve evrenin en enerjik patlamalarına dair anlayışımızı kökten değiştirecek nitelikte.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/bilim-insanlari-nadir-gor-228_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286651</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/shenzhou-23-murettebati-uzayda-pirinc-hasadi-gerceklestirdi-286651</link>
      <pubDate>2026-08-06T16:41:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Shenzhou-23 mürettebatı uzayda pirinç hasadı gerçekleştirdi]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Çin'in Shenzhou-23 astronotları, Çin Uzay İstasyonu'nda yürütülen öncü pirinç yetiştirme deneyinden ilk örnekleri hasat ederek uzay tarımı araştırmalarında önemli bir kilometre taşına ulaştı. Yörüngede art arda iki nesil pirinç yetiştirmeyi hedefleyen bu çalışma, gelecekteki Ay ve Mars görevlerinde astronotların bağımsız gıda üretimi kapasitesini geliştirmeye yönelik en kapsamlı deneylerden biri olarak dikkat çekiyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Shenzhou-23 mürettebatı uzayda pirinç hasadı gerçekleştirdi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çin'in Shenzhou-23 görevinde yer alan astronotlar, yörüngede sürdürdükleri pirinç yetiştirme deneyinden elde edilen ilk örnekleri başarıyla topladı. Bu gelişme, Dünya'nın ötesinde gıda üretimi konusundaki araştırmalarda büyük bir ilerlemeyi simgeliyor. Mürettebat, pirincin uzay ortamında birden fazla nesli tamamlayıp tamamlayamayacağını sınıyor ve mikro yerçekiminin bitki gelişimi ile genetik istikrar üzerindeki etkilerine dair değerli veriler elde ediyor. Çin Uzay İstasyonu'nda gerçekleştirilen bu uzay tarımı deneyi, yörüngede peş peşe iki pirinç yaşam döngüsünü tamamlamayı hedefliyor. Bu yönüyle proje, Dünya'dan uzakta uzun vadeli mahsul yetiştiriciliği üzerine bugüne kadar yapılan en ayrıntılı çalışmalardan biri niteliği taşıyor. Elde edilecek sonuçlar, araştırmacıların gelecekte Ay'a, Mars'a ve daha uzak derin uzay hedeflerine düzenlenecek uzun süreli görevlerde astronotların taze gıdayı nasıl üretebileceğini anlamalarına doğrudan katkı sağlayabilir.</p><h3>Shenzhou-23 astronotları yörüngede ilk pirinç örneklerini topladı</h3><p>Çin Uzay İstasyonu'na ulaşmalarının üzerinden iki aydan fazla süre geçtikten sonra, Shenzhou-23 görevinin üç üyesi Zhu Yangzhu, Zhang Zhiyuan ve Lai Ka-ying, yörüngede kapsamlı bir bilimsel faaliyet programını sürdürdü. Uzay aracı 24 Mayıs'ta fırlatıldı ve istasyonun mikro yerçekimi ortamında deneyler için özel olarak hazırlanmış pirinç tohumlarıyla birlikte çeşitli araştırma ekipmanlarını yörüngeye taşıdı. Bu fırlatma, uzay tarımı araştırmaları açısından kritik bir başlangıç noktası oldu. Haftalarca süren titiz bir yetiştirme sürecinin ardından astronotlar, ilk deneysel pirinç örnekleri partisini toplamayı başardı. Toplanan bu örnekler, Dünya'daki bilim insanlarının bitkilerin uzay ortamındaki gelişimini detaylı biçimde incelemesine olanak tanıyacak. Proje, pirincin Dünya'dakinden belirgin şekilde farklı koşullara maruz kalırken birden fazla nesil boyunca üreme ve gelişme kapasitesini koruyup koruyamayacağına odaklanıyor. Araştırmacılar, mikro yerçekimine uzun süreli maruziyetin bitkilerin genetik istikrarını, büyüme kalıplarını ve diğer biyolojik süreçlerini nasıl etkilediğini titizlikle inceliyor. Bu uzay tarımı deneyi, kısa vadeli bitki gözlemlerinin çok ötesine geçerek uzayda tam tarımsal döngülerin anlaşılmasına yönelik önemli bir adımı temsil ediyor. Dünya'dan uzağa seyahat edecek gelecekteki mürettebatlar için güvenilir mahsul üretimi, Dünya'dan fırlatılan tedariklere olan bağımlılığı ciddi ölçüde azaltarak görev planlamasının vazgeçilmez bir unsuru haline gelebilir.</p><h3>İki nesil pirinç testi: Uzay tarımının geleceğini şekillendirecek karşılaştırma</h3><p>CGTN'in aktardığı bilgilere göre, şu anda yürütülen araştırma Çin'in daha önceki yörüngesel tarım deneylerinin üzerine inşa ediliyor. Bunların en dikkat çekicisi, 2022 yılında gerçekleştirilen tam yaşam döngüsü pirinç yetiştirme çalışmasıydı. O görev sırasında altı pirinç tohumu Çin Uzay İstasyonu'nda 120 gün boyunca yetiştirildi ve sonuç olarak 59 adet birinci nesil uzayda yetiştirilmiş tohum üretildi. Bu tohumlar Shenzhou-14 mürettebatıyla birlikte Dünya'ya geri döndü ve bilim dünyasında büyük ilgi uyandırdı. Yeni deney ise araştırmayı çok daha ileri bir noktaya taşıyor; çünkü yörüngede art arda iki pirinç neslini incelemeyi amaçlıyor. Bilim insanları bu uzay tarımı çalışmasında iki tür japonika pirinci kullanıyor. Bu çeşit, uyarlanabilirliği ve nispeten kısa olan üç ila dört aylık büyüme süresi nedeniyle özellikle tercih edildi. Deneyde iki farklı grup bulunuyor: Birinci grup, Dünya'da kalmış ve hiçbir uzay maruziyeti yaşamamış sıradan tohumlardan oluşuyor. İkinci grup ise 2022'deki uzay deneyinde üretilen ve ardından Dünya'ya döndükten sonra üç nesil boyunca çoğaltılan tohumlardan geliyor. Bu iki grubu karşılaştırarak araştırmacılar, uzay maruziyetinin nesiller arasında ölçülebilir genetik veya biyolojik farklılıklar yaratıp yaratmadığını belirlemeyi hedefliyor. Elde edilecek bulgular, Dünya'dan yeniden tedarik sağlamanın son derece zor ya da tamamen imkansız hale geldiği uzun süreli görevlerde mahsul üretimi için sürdürülebilir yöntemler geliştirmeye zemin hazırlayabilir.</p><h3>Uzayda yetiştirilen mahsuller derin uzay görevlerinin temel taşı olabilir</h3><p>Dünya'nın ötesinde gıda yetiştirmek, gelecekteki insan uzay keşfi için en büyük zorluklardan biri olmayı sürdürüyor. Mars gibi uzak hedeflere düzenlenecek uzun süreli görevler, astronotların devasa miktarlarda gıda malzemesi taşımasını ya da yolculuk sırasında kendi gıdalarını üretebilecek gelişmiş sistemler geliştirmesini zorunlu kılacak. Uzay tarımı araştırmaları, bitkilerin gıda sağlamanın yanı sıra karbondioksit emilimi ve oksijen üretimi yoluyla yaşam destek süreçlerine de katkıda bulunabileceği kapalı devre sistemler oluşturmaya yoğunlaşıyor. Bu tür sistemler, uzay istasyonlarının ve gelecekteki uzay habitatlarının kendi kendine yeterliliğini artırma potansiyeli taşıyor. Shenzhou-23 pirinç deneyi, araştırmacılara tanıdık ve yaygın bir gıda mahsulünün kontrollü bir yörünge ortamında birden fazla nesil boyunca nasıl tepki verdiğini gözlemleme fırsatı sunuyor. Bu uzay tarımı çalışmasından elde edilecek bilgi birikimi, astronotların aylarca hatta yıllarca bağımsız olarak mahsul yetiştirmesi gerekebilecek gelecekteki yaşam alanlarının tasarımını doğrudan destekleyebilir. Araştırmacılar, bunun gibi çalışmaların tamamen Dünya'dan gönderilen tedariklere bel bağlamak yerine bitkileri doğrudan uzay ortamlarında yetiştirmek için sağlam bilimsel temeller oluşturduğunu vurguluyor.</p><h3>Shenzhou-23 mürettebatı pirinç deneyinin ötesinde kapsamlı bilimsel program yürütüyor</h3><p>Pirinç deneyi, Shenzhou-23 mürettebatının yürüttüğü çok daha geniş kapsamlı bir bilimsel programın yalnızca bir bölümünü oluşturuyor. Astronotlar, uzay tarımı çalışmalarının yanı sıra uzayda uzun süreli kalışlar sırasında mikro yerçekiminin insan vücudu üzerindeki etkilerine odaklanan tıbbi araştırmalar da gerçekleştirdi. Bu araştırmalar, gelecekteki uzun süreli görevlerde astronot sağlığının korunması açısından büyük önem taşıyor. Mürettebat, ultrason ekipmanı kullanarak karotis, radial ve dorsalis pedis arterleri dahil olmak üzere çeşitli arterleri detaylı biçimde inceledi. Toplanan veriler, kan dolaşımı dinamikleri ve uzun süreli mikro yerçekimi maruziyetinin damar sistemi üzerinde yarattığı değişiklikler konusundaki çalışmalara değerli katkılar sağlayacak. Astronotlar bunun yanı sıra istasyon içinde farklı aydınlatma koşullarını da test etti. Bu testlerde kabin aydınlatmasının psikolojik refah, uyku düzeni ve iş performansı üzerindeki etkileri mercek altına alındı. Acil durum müdahale eğitimi de programın ayrılmaz bir parçası olmayı sürdürdü; simüle edilmiş yangın tahliye tatbikatları gibi uygulamalar operasyonel hazırlığı en üst düzeyde tutmak amacıyla düzenli olarak tekrarlandı. Rutin sağlık izleme faaliyetleri de kesintisiz devam etti. Elektrokardiyogramlar, görme değerlendirmeleri, göz içi basınç kontrolleri, retina muayeneleri ve vücut kütlesi ölçümleri gibi kapsamlı testler periyodik olarak uygulandı. Mürettebat ayrıca ağırlıksızlığın fiziksel etkilerini en aza indirmek için gemideki özel egzersiz ekipmanlarını kullanarak düzenli antrenman seanslarını disiplinli biçimde sürdürüyor. Tüm bu çalışmalar, Çin'in uzay bilimi ve uzay tarımı alanındaki kararlı ilerleyişinin somut göstergeleri olarak değerlendiriliyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/shenzhou-23-murettebati-u-721_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286650</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/21-hazirandan-bu-yana-kaydedilen-en-yuksek-sayi-katil-israil-dun-lubnana-113-muhimmat-atesledi-286650</link>
      <pubDate>2026-08-06T16:24:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[21 Haziran'dan bu yana kaydedilen en yüksek sayı! Katil İsrail dün Lübnan'a 113 mühimmat ateşledi]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL), İsrail ordusunun çarşamba günü Lübnan'a düzenlediği saldırılarda 113 mühimmat ateşlediğini ve bunun 21 Haziran'dan bu yana kaydedilen en yüksek sayı olduğunu bildirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[21 Haziran'dan bu yana kaydedilen en yüksek sayı! Katil İsrail dün Lübnan'a 113 mühimmat ateşledi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>UNIFIL&#39;den yapılan açıklamada, barış gücü askerlerinin Lübnan hava sahasındaki ihlalleri ile karadaki askeri faaliyetleri her gün izlemeyi sürdürdüğü belirtildi.</p><p>Açıklamada, son aylara kıyasla şiddetin önemli ölçüde azaldığı ancak genel durumun kırılganlığını koruduğu ifade edildi.</p><p>Barış gücü askerlerinin gelişmeleri izlemeyi, bunları Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine rapor etmeyi, operasyonlarını sürdürmeyi ve gerilimin azaltılmasına yardımcı olmak amacıyla taraflarla temaslarını sürdürdüğü aktarıldı.</p><p>Açıklamada ayrıca, İsrail ordusunun dün Lübnan&#39;ın güneyine 113 mühimmat ateşlediğini ve bunun UNIFIL tarafından 21 Haziran&#39;dan bu yana kaydedilen en yüksek sayı olduğu kaydedildi.</p><p>Gerilimin düşürülmesi ve Lübnan&#39;ın güneyinde tam istikrarın yeniden sağlanması için diyalog ve koordinasyonun yanı sıra BM Güvenlik Konseyinin 1701 sayılı kararına bağlılığın temel önem taşıdığı vurgulandı.</p><p>İsrail ordusu, ateşkese ve çerçeve anlaşmasına rağmen dün Lübnan&#39;ın güneyindeki Sur kentine bağlı beldelere yoğun saldırılar düzenlemişti.</p><p><b>- &#8288;İSRAİL'İN LÜBNAN'DAKİ SALDIRILARI VE ATEŞKES SÜRECİ</b></p><p>İsrail ordusu, Lübnan&#39;a 2 Mart&#39;ta yoğun hava saldırıları başlatarak, ülkenin güneyinde birçok beldeyi işgal etmişti.</p><p>Lübnan hükümeti bu sürede, ülkede yerinden edilenlerin sayısının 1 milyonu aştığını açıklamıştı.</p><p>Lübnan ile İsrail arasında 17 Nisan&#39;da yürürlüğe giren ateşkes daha sonra birkaç kez uzatılmıştı.</p><p>Lübnan Sağlık Bakanlığı, son açıklamasında, İsrail&#39;in 2 Mart&#39;tan bu yana ülkeye düzenlediği saldırılarda 4 bin 333 kişinin hayatını kaybettiğini bildirmişti.</p><p>Öte yandan Washington&#39;da İsrail ile Lübnan arasında yürütülen doğrudan müzakerelerin 5. turunun ardından ise 26 Haziran&#39;da Lübnan ve İsrail arasında çerçeve anlaşması imzalanmıştı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/21-hazirandan-bu-yana-kay-236_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286649</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/casper-pad-tablet-secim-rehberi-pad-m10-pro-pad-h10-pro-ve-pad-z10-pro-karsilastirmasi-286649</link>
      <pubDate>2026-08-06T16:22:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Casper PAD Tablet Seçim Rehberi: PAD M10 Pro, PAD H10 Pro ve PAD Z10 Pro Karşılaştırması]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[Bütçe, ders ve günlük kullanım için PAD M10 Pro; 12,6 inç OLED ve 256 GB depolama için PAD H10 Pro; 14,2 inç 3:2 OLED, 144 Hz, 12 GB RAM ve daha geniş çoklu görev alanı için PAD Z10 Pro değerlendirilmelidir. Seçim, model sıralamasına değil gerçek kullanım ihtiyacına ve aksesuar paketine göre yapılmalıdır. Casper PAD M10 Pro, PAD H10 Pro ve PAD Z10 Pro; bu ihtiyaç için farklı ekran, bellek ve taşınabilirlik öncelikleri sunar.  ]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Casper PAD Tablet Seçim Rehberi: PAD M10 Pro, PAD H10 Pro ve PAD Z10 Pro Karşılaştırması]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoTitle">Casper PAD M10 Pro, PAD H10 Pro ve PAD Z10  Pro'yu ekran, performans, depolama, kalem, batarya ve kullanım profiline göre  karşılaştırın.</p>    <table class="MsoNormalTable" cellspacing="0" cellpadding="0">   <tbody><tr>    <td>    <p class="MsoNormal"><b>12,2&#8211;14,2 inç</b></p><p><b>    </b>Üç farklı çalışma alanı</p>    </td>    <td>    <p class="MsoNormal"><b>Kalem + klavye</b></p><p><b></b> Destek ve paket kontrolü </p>    </td>    <td>    <p class="MsoNormal"><b>8&#8211;12 GB RAM</b></p><p><b>    </b>Günlük işten çoklu göreve</p>    </td>   </tr>  </tbody></table>        <b><p><strong>EKRAN FARKI: AKICILIK MI, GÖRÜNTÜ KALİTESİ Mİ?</strong></p>   <p></p></b><p>PAD M10 Pro 12,2 inç 2.4K LCD ekranda 90 Hz  ve 500 nit; PAD H10 Pro 12,6 inç 2.5K OLED ekranda 60 Hz ve 600 nit değerine  sahiptir. PAD M10 Pro kaydırma ve arayüz akıcılığına, PAD H10 Pro kontrast ve  medya deneyimine yaklaşır. En doğru seçim, en sık baktığınız içerik türüne göre  yapılır.</p>    <b><p><strong>PERFORMANS VE DEPOLAMA FARKI</strong></p>   <p></p></b><p>PAD M10 Pro MediaTek Helio G100, 8 GB RAM  ve 128 GB; PAD H10 Pro Dimensity 7050, 8 GB RAM ve 256 GB depolama sunar.  Günlük ofis ve eğitim iki modelde de hedeflenebilir. Daha büyük uygulama,  çevrim dışı medya ve yüksek depolama ihtiyacında PAD H10 Pro daha rahat bir  alan sağlar.</p>    <b><p><strong>KALEM, KLAVYE VE BATARYA</strong></p>   <p></p></b><p>PAD M10 Pro 8.000 mAh, PAD H10 Pro 10.000  mAh batarya kapasitesine sahiptir; gerçek süre kullanım koşullarına bağlıdır.  PAD M10 Pro USI 2.0, PAD H10 Pro MPP 2.0 kalem standardını kullanır. Pro  paketlerde touchpad'li klavye kılıfı bulunur; kutu içeriği seçilen ürün  kodundan doğrulanmalıdır.</p>    <b><p><strong>CASPER PAD Z10 PRO BU İHTİYACA NASIL KARŞILIK VERİR?</strong></p>   <p></p></b><p>Casper PAD Z10 Pro; 14,2 inç 3:2 oranlı  2.8K OLED ekran, 144 Hz yenileme hızı, 12 GB LPDDR5 RAM, 256 GB depolama ve  10.000 mAh batarya sunar. PAD M10 Pro ve PAD H10 Pro'dan daha geniş 14,2 inç  ekran, 144 Hz yenileme ve 12 GB RAM ile ayrılır. OLED görüntü kalitesiyle  yüksek yenileme hızını birlikte isteyen, belge ve yaratıcı işleri 3:2 ekranda  yürüten kullanıcıya yöneliktir; 690 gram ağırlık ve aksesuar paketi de karara  dâhil edilmelidir. Casper PAD Z10 Pro, klavye desteğiyle laptop gibi üretkenlik  düzeni kurarken klavyesiz kullanımda tablet gibi dokunmatik bir deneyim sunar.</p>    <b><p><strong>HANGİ İHTİYAÇTA NEYE BAKILMALI?</strong></p></b><table class="MsoNormalTable" cellspacing="0" cellpadding="0" style=""><thead><tr><td><p class="MsoNormal"><b>Kullanıcı     ihtiyacı</b></p></td><td><p class="MsoNormal"><b>Karar kriteri</b></p></td><td><p class="MsoNormal"><b>Uygun yön</b></p></td></tr></thead><tbody><tr><td><p class="MsoNormal"><b>Ders,    not ve bütçe dengesi</b></p></td><td><p class="MsoNormal">12,2" 90 Hz LCD, 8/128 GB</p></td><td><p class="MsoNormal">PAD M10 Pro</p></td></tr><tr><td><p class="MsoNormal"><b>OLED    ve geniş arşiv</b></p></td><td><p class="MsoNormal">12,6" OLED, 8/256 GB</p></td><td><p class="MsoNormal">PAD H10 Pro</p></td></tr><tr><td><p class="MsoNormal"><b>Geniş    OLED + yoğun çoklu görev</b></p></td><td><p class="MsoNormal">14,2" 144 Hz, 12 GB RAM</p></td><td><p class="MsoNormal">PAD Z10 Pro</p></td></tr></tbody></table>        <p><strong>Sıkça Sorulan Sorular</strong></p>    <p><strong>PAD Z10 Pro her kullanıcı için daha mı iyi?</strong></p>   <p class="MsoNormal">Hayır. PAD Z10 Pro daha geniş ekran ve 12  GB RAM sunar; bütçe, taşıma kolaylığı ve kullanım amacı PAD M10 Pro veya PAD  H10 Pro'yu daha doğru kılabilir.</p>    <p><strong>İki modelde de kalem ve klavye var mı?</strong></p>   <p class="MsoNormal">Pro paketler bu aksesuarlarla sunulur;  sipariş verilen ürün kodunun kutu içeriği mutlaka kontrol edilmelidir.</p>    <p><strong>Hangisi öğrenci için daha mantıklı?</strong></p>   <p class="MsoNormal">Not, PDF ve temel ödevlerde PAD M10 Pro  genellikle daha dengelidir; görsel dersler ve büyük arşiv için PAD H10 Pro  düşünülebilir.</p>    <p><strong>Casper PAD Z10 Pro bu kullanım için kimlere uygun?</strong></p>   <p class="MsoNormal">OLED, 144 Hz, 12 GB RAM ve en geniş çalışma  alanını birlikte isteyen kullanıcıya yöneliktir.</p>    <b><p><strong>SATIN ALMA KARARI</strong></p>   <p></p></b><p>PAD M10 Pro ile PAD H10 Pro arasında karar  verirken 'üst model' yerine 'doğru ihtiyaç' mantığı kullanılmalıdır. 90 Hz,  günlük üretkenlik ve bütçe için PAD M10 Pro; OLED, 256 GB ve daha güçlü medya  deneyimi için PAD H10 Pro seçilmelidir. OLED ile 144 Hz'i, 12 GB RAM'i ve en  geniş çalışma alanını birlikte isteyenler PAD Z10 Pro'yu seçebilir.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/casper-pad-tablet-secim-r-122_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286648</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/gronlandda-21-tunelden-olusan-gizli-us-yeni-radar-teknolojisiyle-goruntulendi-286648</link>
      <pubDate>2026-08-06T16:12:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Grönland'da 21 tünelden oluşan gizli üs, yeni radar teknolojisiyle görüntülendi]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Grönland'ın kuzeyinde, 1967'den beri buz tabakasının altında gizlenen ABD'nin eski askeri üssü Camp Century, NASA'nın 2024 radar taramalarıyla yeniden gündeme geldi. Bölgedeki buzların erimesiyle birlikte, 21 tünelden oluşan bu gizli kompleksin toksik ve radyoaktif atıkları çevre için büyük bir tehdit oluşturuyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Grönland'da 21 tünelden oluşan gizli üs, yeni radar teknolojisiyle görüntülendi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Grönland'ın kuzeyinde, ABD'ye ait eski askeri üs Camp Century, 1967 yılından bu yana buz tabakasının yaklaşık 30 metre altında gizli kalıyordu. Ancak NASA'nın Nisan 2024'te gerçekleştirdiği radar taraması, bu unutulmuş "buz altı şehri"ni yeniden gün yüzüne çıkardı. Bilim insanları, bölgedeki buzların erimesiyle birlikte, üssün altında gömülü olan toksik ve radyoaktif atıkların çevre için ciddi bir tehlike oluşturabileceği konusunda uyarıda bulundu. Camp Century'nin buz altındaki varlığı, yalnızca askeri ve bilimsel geçmişiyle değil, aynı zamanda barındırdığı yaklaşık 200 bin litre dizel yakıt, 240 bin litre atık su ve nükleer reaktörden kaynaklanan radyoaktif kalıntılar nedeniyle de dikkat çekiyor. Bu gelişme, Grönland'ın hızla değişen iklim koşulları ve buzulların incelmesiyle birlikte, küresel çevre güvenliği açısından yeni bir endişe kaynağına işaret ediyor.</p><h3>NASA'nın radar taraması Camp Century'nin gizli tünellerini ortaya çıkardı</h3><p>Nisan 2024'te düzenlenen rutin bir enstrüman testi sırasında NASA bilim insanları, Grönland'ın kuzeyinde beklenmedik bir keşif yaptı. Gulfstream III uçağıyla yapılan uçuşta, Pituffik Uzay Üssü'nün yaklaşık 240 kilometre doğusunda, buzun 30 metre altında gömülü Camp Century üssünün en net radar görüntüsüne ulaşıldı. Projeyi yöneten NASA Jet Propulsion Laboratory'den Alex Gardner ve ekibi, bu radar taramasında, üssün 21 tünelden oluşan karmaşık yapısını ve yer altı koridorlarını ilk kez bu kadar ayrıntılı şekilde haritaladı. Kullanılan UAVSAR (İnsansız Hava Aracı Sentetik Açıklık Radar) sistemi, geleneksel radarların aksine hem aşağıya hem de yanlara bakarak, buzun içinde gizlenen yapıları üç boyutlu olarak görüntüleyebiliyor. Elde edilen yeni veriler, Camp Century'nin bireysel yapılarını ve tünel ağını daha önce hiç olmadığı kadar net biçimde gözler önüne serdi. Bilim insanları, bu gelişmenin sadece Grönland'daki değil, Antarktika ve diğer buzullar altındaki benzer yapıların tespiti açısından da önemli bir adım olduğunu vurguluyor.</p><h3>Camp Century'nin toksik mirası küresel çevre için risk oluşturuyor</h3><p>Camp Century, 1959 yılında ABD Ordu Mühendisler Birliği tarafından, Soğuk Savaş döneminin askeri ve bilimsel ihtiyaçlarına yanıt vermek amacıyla inşa edildi. Buz tabakasının içine oyulan 21 tünel ve yaklaşık 3 kilometrelik koridorlar, "buz altı şehir" olarak anılan bu üssün temelini oluşturdu. Üssün resmi amacı kutup araştırmaları olarak açıklansa da, burada balistik füzelerin Arktik buz tabakasından konuşlandırılması gibi askeri planlamalar da yapıldı. 1967'de terk edilen ve üstü minimal şekilde kapatılan Camp Century, o tarihten bu yana sürekli kar yağışı ve buz birikimiyle yüzeyin 30 metre altına gömüldü. Ancak günümüzde, iklim değişikliği nedeniyle Grönland'da buzullar hızla eriyor. Bilimsel modellere göre, önümüzdeki 75 yıl içinde Camp Century'nin üzerindeki buz tabakası net birikimden net erimeye geçebilir. Bu durum, üssün altında gömülü yaklaşık 200 bin litre dizel yakıt, 240 bin litre atık su, poliklorlu bifeniller (PCB), biyolojik atıklar ve nükleer reaktörden kaynaklanan radyoaktif soğutucunun yüzeye çıkmasına yol açabilir. Bu büyüklükteki bir toksik ve radyoaktif atık alanı, yaklaşık 55 hektarlık bir bölgeyi, yani 100 futbol sahası büyüklüğünde bir alanı kapsıyor. Uzmanlar, bu atıkların buzun erimesiyle birlikte çevreye yayılmasının, hem bölgesel ekosistemler hem de küresel deniz seviyesi için ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor.</p><h3>Bilim insanları Camp Century'nin gelecekteki risklerine dikkat çekiyor</h3><p>NASA'nın Dünya Gözlemevi ve araştırma ekibi, Camp Century'nin buz altındaki toksik mirasının gelecekteki tehlikelerine karşı uyarılarını sürdürüyor. 2016 yılında yayımlanan bilimsel bir çalışma, bölgedeki buz tabakasının ısınan iklim nedeniyle hızla inceldiğini ve doğal mühür görevi gören buzun yok olması halinde, atıkların kontrolsüz biçimde çevreye karışabileceğini ortaya koydu. Gardner ve ekibi, UAVSAR ile elde edilen radar verilerinin, buzun iç katmanları ve tabanı hakkında daha fazla bilgi sağladığını, böylece gelecekteki risklerin daha doğru tahmin edilebileceğini ifade ediyor. Buz kalınlığı ve erime oranları hakkında kesin verilere ulaşmak, hem Grönland'daki hem de Antarktika'daki benzer bölgeler için kritik önem taşıyor. Çünkü buzulların okyanuslara ve atmosfere nasıl tepki verdiği, deniz seviyesindeki yükselme oranlarını doğrudan etkiliyor. Camp Century'nin buz altındaki toksik mirası, yalnızca Grönland'ın değil, tüm dünyanın çevre güvenliği açısından yakından izlenmesi gereken bir tehdit olarak öne çıkıyor.</p><p>Sonuç olarak, Camp Century'nin buz altındaki varlığı ve içerdiği toksik atıklar, Grönland'ın değişen iklim koşullarıyla birlikte daha büyük bir risk haline geliyor. NASA'nın 2024 radar taramasıyla ortaya çıkan bu gerçek, hem bilim dünyası hem de çevre otoriteleri için yeni bir uyarı niteliği taşıyor. Önümüzdeki yıllarda, buzulların erimesiyle birlikte, bu tür gömülü tehlikelerin kontrol altına alınması ve küresel çevre sağlığının korunması için uluslararası iş birliği ve bilimsel araştırmaların önemi daha da artacak.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/gronlandda-21-tunelden-ol-664_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286647</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/batakliklarda-kalintilar-neden-binlerce-yil-bozulmadan-kalabiliyor-286647</link>
      <pubDate>2026-08-06T16:10:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bataklıklarda kalıntılar neden binlerce yıl bozulmadan kalabiliyor?]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Torf bataklıkları, arkeologlar ve bilim insanları için eşsiz bir hazine sunuyor. Bu benzersiz ekosistemlerde binlerce yıl öncesine ait kalıntılar olağanüstü biçimde korunuyor ve geçmişin sırlarını açığa çıkarıyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bataklıklarda kalıntılar neden binlerce yıl bozulmadan kalabiliyor?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Torf bataklıklarında bulunan kalıntılar, arkeoloji dünyasında büyük heyecan yaratıyor. Dünyanın farklı bölgelerinde yer alan bu özel bataklıklar, binlerce yıl öncesine ait insan bedenleri ve arkeolojik eserleri neredeyse ilk günkü haliyle muhafaza ediyor. Bilim insanları, bu bataklıklarda ortaya çıkan kalıntılar sayesinde antik toplumların yaşam biçimleri ve beslenme alışkanlıkları hakkında önemli bilgiler elde ediyor. Torf bataklıklarındaki koruma koşulları, geçmişin sırlarını çözmek isteyen araştırmacılar için paha biçilmez bir kaynak sunuyor.</p><h3>Bilim insanları: Torf bataklığı kalıntılarında çarpıcı bulgular</h3><p>Torf bataklığının düşük oksijen seviyesi ve yüksek asidik yapısı, doku çürümesini ciddi şekilde yavaşlatıyor. Bu sayede, binlerce yıl önce yaşamış insanların bedenleri ve eşyaları olağanüstü bir biçimde korunuyor. Araştırmacılar, torf bataklığı içerisinde bulunan bataklık mumyalarının mide içeriklerini dahi analiz edebiliyor. Elde edilen bulgular, antik insanların beslenme düzeni ve günlük yaşantısı hakkında detaylı bilgiler sunuyor. Torf bataklığı, arkeolojik araştırmalarda eşsiz bir laboratuvar işlevi görüyor.</p><h3>Torf bataklıkları: Geçmişe açılan doğal bir arşiv</h3><p>Torf bataklıklarının kimyasal bileşenleri, kalıntıların zamanla bozulmasını büyük ölçüde engelliyor. Bu doğal koruma, arkeologların ve bilim insanlarının binlerce yıl öncesinin sırlarını günümüze taşımasına olanak tanıyor. Torf bataklığı, yalnızca insan bedenlerini değil; aynı zamanda dönemin araç gereçlerini ve bitki kalıntılarını da koruyarak, geçmişe dair kapsamlı bir tablo sunuyor. Bu sayede, torf bataklığı araştırmaları insanlık tarihine ışık tutan bulgularla dolup taşıyor. Uzmanlar, torf bataklığında korunan kalıntıların, geçmişin bilinmeyen yönlerini aydınlatmaya devam edeceğini vurguluyor.</p><p>Torf bataklığı, arkeolojik araştırmalar ve bilimsel keşifler için vazgeçilmez bir kaynak olarak önemini koruyor. Bu özel ekosistemler sayesinde insanlık tarihi, her geçen gün yeni bilgilerle zenginleşiyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/batakliklarda-kalintilar--924_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286646</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/bir-insan-nefesini-ne-kadar-sure-tutabilir-286646</link>
      <pubDate>2026-08-06T16:09:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bir insan nefesini ne kadar süre tutabilir?]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Hırvat sporcu Vitomir Maričić, nefes tutma konusunda dünya rekorunu 29 dakika 3 saniyeye taşıdı. Asya'nın Bajau halkı ve Koreli Hae-Nyo dalgıçları ise genetik ve kültürel miraslarıyla nefes tutma süresini olağanüstü seviyelere çıkarıyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bir insan nefesini ne kadar süre tutabilir?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde nefes tutma süresi, bireylerin genetik yapısı, alışkanlıkları ve çevresel şartlara uyumuyla belirgin farklılıklar gösteriyor. Ortalama bir insan, nefesini yaklaşık 30 saniye ile bir dakika arasında tutabiliyor. Ancak, nefes tutma konusunda uzmanlaşan bazı topluluklar ve sporcular bu süreyi çok daha ileriye taşıyor. Hırvat sporcu Vitomir Mari&#269;i&#263;, nefes tutma rekorunu 29 dakika 3 saniyeye çıkararak dikkatleri üzerine çekti. Mari&#269;i&#263;, bu olağanüstü başarıya dalıştan önce saf oksijen soluyarak ulaştı ve dünya çapında hayranlık uyandırdı.</p><h3>Bajau halkı ve Hae-Nyo dalgıçları nefes tutmada öne çıkıyor</h3><p>Güneydoğu Asya'nın Bajau halkı, nefes tutma konusunda eşsiz yetenekleriyle tanınıyor. Bajau topluluğunda bazı bireyler, dalaklarının yaklaşık yüzde 50 oranında daha büyük olması sayesinde su altında 13 dakikaya kadar nefeslerini tutabiliyor. Benzer şekilde, Kore'nin geleneksel kadın dalgıçları Hae-Nyo, genetik avantajları ve yılların deneyimiyle 1 ila 3 dakika arası nefeslerini tutarak zorlu dalışlar gerçekleştiriyor. Bu toplulukların nefes tutma becerileri, hem kültürel hem de biyolojik faktörlerin etkisiyle gelişiyor.</p><h3>Nefes tutma rekorları bilim dünyasında ilgi çekiyor</h3><p>Nefes tutma rekorları, insan vücudunun sınırlarını ve adaptasyon yeteneğini gözler önüne seriyor. Vitomir Mari&#269;i&#263;'in rekoru, spor dünyasında büyük yankı uyandırırken, Bajau halkı ve Hae-Nyo dalgıçlarının başarıları bilim insanlarının ilgisini çekiyor. Uzmanlar, nefes tutma süresinin artırılmasında genetik yapı, dalak büyüklüğü ve antrenmanın etkili olduğunu vurguluyor. Nefes tutma konusundaki bu olağanüstü başarılar, insan fizyolojisinin ne kadar esnek olabileceğini gösteriyor.</p><p>Nefes tutma rekorları, hem sporcular hem de geleneksel dalgıç toplulukları için sınırları zorlamaya devam ediyor. Ancak uzmanlar, bu tür denemelerin ciddi sağlık riskleri taşıyabileceğine dikkat çekiyor. Bilimsel araştırmalar, nefes tutma süresinin arttırılmasında genetik faktörlerin ve düzenli antrenmanın rolünü ortaya koyuyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/bir-insan-nefesini-ne-kad-648_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286645</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/spor/gokhan-inler-salah-marka-hamlesi-286645</link>
      <pubDate>2026-08-06T16:08:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Gökhan İnler: Salah marka hamlesi]]></title>
      <category><![CDATA[Spor]]></category>
      <description><![CDATA[Lig Radyo'da, Sarper Can Ayaz ve Ömer Necati Albayrak'ın hazırlayıp sunduğu İlk Dakika programına konuk olan Udinese Sportif Direktörü Gökhan İnler, Trabzonspor'un Mohamed Salah transferini değerlendirdi. Dünyaca ünlü yıldızı Basel döneminden bu yana yakından takip ettiğini belirten İnler, bu hamlenin yalnızca sportif değil, aynı zamanda pazarlama ve kulüp markası açısından da çok büyük bir yatırım olduğuna dikkat çekti.  ]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Gökhan İnler: Salah marka hamlesi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Napoli'de görev yaptığı dönemde Salah'ın Basel forması giydiğini,  kendisinin de aynı süreçte İsviçre ekibinin altyapısında çalıştığını hatırlatan  İnler, yıldız futbolcunun gelişimini yıllardır takip ettiğini söyledi.  Deneyimli futbol adamı, "Basel'den Fiorentina'ya, oradan dünyanın en üst  seviyesine uzanan kariyerini yakından izledim. Sahadaki kalitesini zaten herkes  biliyor ancak onu farklı yapan en önemli özelliklerinden biri karakteri. Çok  saygılı, son derece profesyonel ve her maçta takım için maksimumunu veren bir  oyuncu" ifadelerini kullandı.</p><p class="MsoNormal"><b>TOPLAM EKONOMİK DEĞER</b></p><p class="MsoNormal">Avrupa'daki sportif direktörlük perspektifinden değerlendirildiğinde  bu hamlenin yalnızca bonservis ve maaş üzerinden okunmaması gerektiğini vurguladı.</p><p class="MsoNormal">"Salah gibi dünya markası bir oyuncu, sadece sahada katkı  sağlamaz" diyen İnler, "Böyle transferler kulübün uluslararası  görünürlüğünü artırır, sponsorların ilgisini yükseltir, forma satışlarını,  dijital etkileşimi ve ticari gelirleri olumlu etkiler. Avrupa'da artık büyük  transferler yalnızca futbolcu performansıyla değil, kulübe oluşturduğu toplam  ekonomik değerle değerlendiriliyor" diye konuştu.</p><p class="MsoNormal"><b>ULUSLARARASI ALGI KATKISI</b></p><p class="MsoNormal">Trabzonspor'un önemli bir vizyon ortaya koyduğunu belirten İnler,  "Genel tabloya baktığımda Trabzonspor'un çok değerli bir yatırım yaptığını  düşünüyorum. Bu transfer, Süper Lig'in son yıllardaki en büyük hamlelerinden  biri. Hem Trabzonspor'un marka değerine hem de Türk futbolunun uluslararası  algısına ciddi katkı sağlayacaktır. Şimdiden Trabzonspor camiasına hayırlı  olsun" ifadeleriyle sözlerini tamamladı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/gokhan-inler-salah-marka--561_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286644</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/ev-dekorasyonunda-yeni-donem-valspar-2027-icin-sakinligi-yansitan-bir-renk-secti-286644</link>
      <pubDate>2026-08-06T16:07:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Ev dekorasyonunda yeni dönem! Valspar 2027 için sakinliği yansıtan bir renk seçti]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Valspar, 2027 yılı için belirlediği yeni rengi Cottage Door'u tanıttı. Orta tonlu nötr mavi olan Cottage Door, evlerde huzurlu ve kişisel alanlar yaratmayı hedefliyor. Bu yeni renk, iç dekorasyonda sakinlik arayışının öne çıktığını gözler önüne seriyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Ev dekorasyonunda yeni dönem! Valspar 2027 için sakinliği yansıtan bir renk seçti]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Valspar, 2027 yılı rengi olarak Cottage Door adını verdiği nötr mavi tonunu açıkladı. Firma, bu tercihiyle ev sahiplerinin son yıllarda artan huzur ve kişisellik arzusunu yansıttıklarını belirtti. Cottage Door, sıcak ve soğuk alt tonları bir araya getiren orta tonlu bir mavi olarak öne çıkıyor. Valspar'ın renk pazarlama direktörü Sue Kim, yeni rengin evlerde güven ve huzur duygusu oluşturduğunu vurguladı. Kim, Cottage Door'un evde kolayca katmanlanan yeni bir nötr renk olarak öne çıktığını ve dengeli, rahatlatıcı, davetkar ortamlar yarattığını ifade etti.</p><h3>Sue Kim: 'Cottage Door ile evde güven ve huzur öne çıkıyor'</h3><p>Valspar'ın 2027 yılı rengi Cottage Door, geçen yılki toprak tonlarındaki yeşil tercihin ardından ev dekorasyonunda önemli bir değişimi temsil ediyor. Sue Kim, bu yılki seçimin, sürekli uyarım ve küratörlükle şekillenen bir dünyada, insanlar için dürüst ve istikrarlı hissettiren alanlara duyulan ihtiyacın arttığını söylüyor. Kim, Cottage Door'un, denge ve aidiyet hissini güçlendirdiğini belirterek, bu rengin zamansız ve yaşanabilir bir ton sunduğuna dikkat çekiyor. Mavinin uzun süredir sakinlikle ilişkilendirildiğini belirten Kim, Cottage Door'un nötr alt tonları sayesinde klasik mavilere göre daha sıcak ve otantik bir his yarattığını aktarıyor. Ona göre bu ton, evlerde güven veren ve huzur arayışını destekleyen bir atmosfer oluşturuyor. Sue Kim, rengin sakin varlığıyla mekanlara düzenli ve güvenilir bir enerji kazandırdığını, bu nedenle de zamanlamasının mükemmel olduğunu ifade ediyor.</p><h3>Cottage Door ile dekorasyonda çok yönlülük ve sıcaklık</h3><p>Cottage Door'un en önemli özelliklerinden biri, evin farklı alanlarında rahatlıkla kullanılabilmesi. Sue Kim, bu nötr mavi tonunun duvarlardan tavanlara, trim ve aksan parçalarına kadar pek çok alanda etkili bir görünüm sunduğunu belirtiyor. Özellikle yatak odalarında, başlık arkasındaki duvar ve tavan Cottage Door ile boyandığında, odanın daha geniş ve koza gibi bir his verdiğini vurguluyor. Ayrıca, bu rengin sakinleştirici etkisi sayesinde ev ofislerinde de tercih edildiğinde üretkenliği artıran bir ortam yaratılabiliyor. Kim, Cottage Door'un duvarlar, tavanlar ve trim boyunca bütüncül bir şekilde kullanılmasıyla güçlü bir ruh hali oluşturduğunu, büyük değişiklikler yapmadan da aksan duvarları veya boyalı duvar resimleriyle mekana entegre edilebileceğini söylüyor. Dekorasyon önerilerinde ise Cottage Door'un hafif ahşap kaplamalar, dokulu kumaşlar ve sıcak metal detaylarla birleştiğinde rahat ve yaşanmış bir atmosfer sağladığını belirtiyor. Sue Kim, ayrıca Cottage Door'u Valspar'ın Moon Shot ve Apricot Blush gibi renkleriyle kombinlemenin, maviyle rekabet etmeden yumuşak bir sıcaklık kattığını ifade ediyor.</p><p>Valspar'ın Cottage Door rengini 2027 için seçmesi, iç dekorasyonda huzur ve denge arayışının giderek daha fazla önem kazandığını gösteriyor. Nötr mavi tonuyla Cottage Door, evlerde güvenli, sıcak ve kişisel alanlar oluşturmak isteyenler için dikkat çekici bir alternatif sunuyor. Renk uzmanlarının önerileriyle Cottage Door, önümüzdeki yıllarda ev dekorasyonunda öne çıkan bir trend haline gelmeye aday görünüyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/ev-dekorasyonunda-yeni-do-253_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286643</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/spor/trabzonspor-salahi-resmen-acikladi-transfer-detaylari-kapa-bildirildi-286643</link>
      <pubDate>2026-08-06T15:49:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Trabzonspor Salah'ı resmen açıkladı, transfer detayları KAP'a bildirildi]]></title>
      <category><![CDATA[Spor]]></category>
      <description><![CDATA[Trabzonspor, bugün KAP'a yıldız futbolcu Mohamed Salah'la 2 yıllık anlaşma sağlandığını bildirdi, transfer detaylarını açıkladı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Trabzonspor Salah'ı resmen açıkladı, transfer detayları KAP'a bildirildi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p><b>Trabzonspor, Mohamed Salah'ı resmen renklerine bağladı. Trabzonspor Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret AŞ'den Borsa İstanbul'a gönderilen ve Kamuyu Aydınlatma Platformunda da (KAP) yer alan açıklamada, Salah ile anlaşma sağlandığı belirtildi.</b></p><p><b>Trabzonspor'dan KAP'a yapılan bildirim şöyle:</b></p><p>Profesyonel futbolcu <b>Mohamed Salah</b> ile iki yıllık anlaşma sağlanmıştır. </p><p>Yapılan anlaşmaya göre; oyuncuya her bir futbol sezonu için, 10.000.000.-EUR yıllık ücret ve 7.000.000.-EUR imza ücreti olmak üzere toplam 17.000.000.-EUR garanti ücret ödenecektir. Anlaşma kapsamında oyuncuya ayrıca, her bir futbol sezonu için şarta bağlı bonuslar ödenecektir. Yine oyuncu ile yapılan imaj hakları sözleşmesi kapsamında, mağazacılık şirketimizde "Mohamed Salah" özelinde satılacak ürünlerden oyuncuya %20 pay verilecektir. Menajerlik hizmet bedeli olarak, oyuncuya ödenecek brüt ücret tutarının %5'i oranında ödeme yapılacaktır.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/trabzonspor-salahi-resmen-416_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286636</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/bilim-insanlarindan-radikal-oneri-dunya-nufusu-yariya-dusmeli-286636</link>
      <pubDate>2026-08-06T15:24:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bilim insanlarından radikal öneri! Dünya nüfusu yarıya düşmeli]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Bilim insanları, Dünya nüfusunun mevcut seviyesinin gezegenin doğal kaynakları üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu açıkladı. Uzmanlar, kaynakların korunabilmesi için nüfusun önümüzdeki iki yüzyıl içinde yaklaşık 4 milyar kişiye indirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bilim insanlarından radikal öneri! Dünya nüfusu yarıya düşmeli]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilim insanları, gezegenin doğal kaynaklarının hızla tükenmesini önlemek amacıyla Dünya nüfusunun önemli ölçüde azaltılması gerektiğini savundu. Uluslararası bir araştırma ekibi, mevcut 8,3 milyarlık nüfusun gezegenin kaynakları üzerinde sürdürülemez bir yük oluşturduğunu belirtti. Uzmanlar, bu yükün azaltılması için ilerleyen yıllarda nüfusun yaklaşık 4 milyara düşmesinin elzem olduğunu vurguladı. Araştırmanın sonuçları, konuyla ilgili küresel tartışmaları yeniden alevlendirdi.</p><h3>Bilim insanları: 'Nüfus artışı kaynakları tehdit ediyor'</h3><p>Çalışmada, son yüzyılda Dünya nüfusunun iki katına çıkarak 8,3 milyara ulaştığı, bu artışın ise çevresel baskıları büyük ölçüde artırdığı ifade edildi. Araştırmacılar, mevcut demografik eğilimlerin sürmesi halinde, yüzyıl sonunda nüfusun 11,4 milyara çıkabileceği uyarısında bulundu. Son elli yılda karbondioksit emisyonlarının ikiye katlandığı, biyolojik çeşitliliğin ise yarıdan fazla azaldığı tespit edildi. Ayrıca enerji tüketiminin üç katına, maden çıkarımı ve pestisit kullanımının ise dört katından fazla arttığı açıklandı. Tüm bu veriler, nüfus artışının çevre üzerindeki etkisini gözler önüne seriyor.</p><h3>Doğum oranının düşürülmesi için kadınlara özgürlük vurgusu</h3><p>Araştırmanın yazarları, önümüzdeki iki yüz yıl içinde Dünya nüfusunun kontrollü biçimde azaltılmasının, insanlığın doğal kaynaklara erişimini güvence altına alacağını savundu. Uzmanlar, zorlayıcı önlemler yerine, doğum oranının düşürülmesinin kadınlara çocuk sayısı konusunda özgürce karar verme hakkı tanınarak sağlanabileceğini belirtti. Bu yaklaşımın, nüfusun yeniden üretim seviyesinin altına çekilmesine yardımcı olabileceği ifade edildi. Bilim insanları, sürdürülebilir bir gelecek için nüfus planlamasının ve doğal kaynakların korunmasının hayati önem taşıdığını dile getirdi.</p><p>Çalışmanın sonuçları, Dünya nüfusu ve çevre ilişkisine dair tartışmaları güçlendirirken, uzmanlar kaynakların tükenmemesi için acil ve bilinçli adımlar atılması gerektiği konusunda hemfikir.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/bilim-insanlarindan-radik-575_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286633</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/kultur/tom-cruiseun-top-gun-maverickten-100-milyon-dolar-kazandiran-dahiyane-hamlesi-286633</link>
      <pubDate>2026-08-06T15:20:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Tom Cruise'un Top Gun: Maverick'ten 100 milyon dolar kazandıran dahiyane hamlesi]]></title>
      <category><![CDATA[Kültür & Sanat]]></category>
      <description><![CDATA[Hollywood'un en büyük yıldızlarından Tom Cruise, Top Gun: Maverick filmi için aldığı düşük başlangıç ücretini hasılat payı anlaşmasıyla telafi ederek 100 milyon doların üzerinde kazanç elde etti. Filmin küresel gişede 1,4 milyar doları aşması, Cruise'un finansal stratejisini tam anlamıyla haklı çıkardı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Tom Cruise'un Top Gun: Maverick'ten 100 milyon dolar kazandıran dahiyane hamlesi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tom Cruise, 2022 yılında vizyona giren Top Gun: Maverick ile sinema tarihinin en dikkat çekici finansal hamlelerinden birini gerçekleştirdi. Kariyerinin en ikonik rollerinden birine yıllar sonra geri dönen Cruise, yalnızca beyaz perdede değil, anlaşma masasında da büyük bir zafer kazandı. Usta oyuncu, filmin yapım sürecinde aldığı cesur kararlarla Hollywood'un geleneksel ücret modelini alt üst etti ve sonunda bu stratejik hamlesinin karşılığını fazlasıyla aldı. Tom Cruise'un Top Gun: Maverick'teki kazancı, sektörde uzun süre konuşulacak bir başarı hikâyesine dönüştü.</p><h3>Tom Cruise'un düşük ücretle başlayan ama milyonlarla sonuçlanan anlaşması</h3><p>Top Gun: Maverick için Tom Cruise'a ödenen başlangıç ücretinin yaklaşık 13 milyon dolar olduğu biliniyor. Bu rakam, onun kalibresindeki bir süperstar için oldukça mütevazı sayılıyor. Ancak Tom Cruise'un asıl dehası, anlaşmanın ince detaylarında gizliydi. Oyuncu, sabit ücretini bilinçli olarak düşük tutarken, filmin gişe hasılatından ve sonraki tüm ticari değerlendirmelerden önemli bir yüzde payı güvence altına aldı. Bu strateji, filmin başarılı olması durumunda kazancını katlayacak bir yapıya sahipti. Tom Cruise, bu tercihiyle aslında filme olan güvenini somut biçimde ortaya koydu ve büyük bir risk üstlendi. Sonuç itibarıyla bu risk, Hollywood tarihinin en kârlı bireysel anlaşmalarından birine dönüştü.</p><h3>Top Gun: Maverick küresel gişede 1,4 milyar doları aştı</h3><p>Top Gun: Maverick, vizyona girdiği andan itibaren dünya genelinde büyük bir ilgiyle karşılandı ve gişede adeta fırtına estirdi. Film, küresel hasılatta 1,4 milyar doları geçerek hem eleştirmenlerden hem de seyircilerden tam not aldı. Bu devasa gişe performansı, Tom Cruise'un hasılat payı anlaşmasını son derece değerli kıldı. Yapılan tahminlere göre Cruise'un Top Gun: Maverick'ten elde ettiği toplam kazanç 100 milyon doları rahatlıkla aştı. Oyuncunun başlangıçta kabul ettiği 13 milyon dolarlık görece düşük ücret, hasılat paylarıyla birlikte neredeyse on katına çıktı. Bu durum, Tom Cruise'un sadece yetenekli bir aktör değil, aynı zamanda son derece zeki bir iş insanı olduğunu bir kez daha kanıtladı.</p><h3>1986'dan 2022'ye: Tom Cruise'un Top Gun serüvenindeki finansal dönüşüm</h3><p>Tom Cruise'un Top Gun serisindeki kazanç evrimi, Hollywood'daki yıldız ekonomisinin nasıl değiştiğini gözler önüne seriyor. 1986 yılında çekilen ilk Top Gun filminde Cruise'a ödenen ücret yaklaşık 2 milyon dolar civarındaydı. O dönem için bu rakam genç bir oyuncu açısından tatmin edici görünse de, filmin büyük başarısı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyordu. Aradan geçen 36 yılda Tom Cruise, hem kariyerini hem de iş stratejisini muazzam biçimde geliştirdi. Top Gun: Maverick'te uyguladığı hasılat payı modeli, ilk filmden bu yana ne kadar yol kat ettiğinin en somut göstergesi oldu. Basit bir karşılaştırmayla bile 2 milyon dolardan 100 milyon doların üzerine çıkan bu sıçrama, Tom Cruise'un Hollywood'daki eşsiz konumunu ve pazarlık gücünü açıkça ortaya koyuyor.</p><p>Tom Cruise'un Top Gun: Maverick'teki bu dahiyane anlaşma stratejisi, Hollywood'da yıldızların sabit ücret yerine hasılat payı modelini tercih etmesinin ne denli kârlı olabileceğini kanıtlayan en güncel ve çarpıcı örneklerden biri olarak tarihe geçti. Cruise, bu hamleyle hem sinema tarihine iz bırakan bir film çıkardı hem de kariyerinin en büyük finansal başarısını elde etti.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/tom-cruiseun-top-gun-mave-541_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286632</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/spacex-roketi-ayda-yeni-krater-olusturdu-bilim-dunyasinda-tartisma-buyuyor-286632</link>
      <pubDate>2026-08-06T15:20:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[SpaceX roketi Ay'da yeni krater oluşturdu! Bilim dünyasında tartışma büyüyor]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[SpaceX'in Falcon 9 roketinin bir parçası, Ay'a saatte 8.700 kilometre hızla çarparak 18 metre çapında yeni bir krater oluşturdu. Olay, uzay çöpleri ve Ay yörüngesindeki kontrolsüz roket parçaları konusunu tekrar gündeme getirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[SpaceX roketi Ay'da yeni krater oluşturdu! Bilim dünyasında tartışma büyüyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>SpaceX'e ait Falcon 9 roketinin bir parçası, Çarşamba sabahı Ay yüzeyine saatte 8.700 kilometreyi aşan bir hızla çarptı. NASA'nın verilerine göre, bu çarpışma sonucunda yaklaşık 18 metre genişliğinde ve neredeyse dört metre derinliğinde yeni bir krater oluştu. Dünya'dan dahi izlenebilen bu güçlü patlama, uzay araştırmaları tarihinde dikkat çeken bir olaya dönüştü. Falcon 9'un bu parçası, Ocak 2025'te gerçekleştirilen Blue Ghost ve Hakuto-R ay görevlerinin ardından bir yıl boyunca uzayda kontrolsüz şekilde dolaştıktan sonra Ay'a ulaştı.</p><h3>NASA: 'Uzay çöpleri yönetimi acil gündem'</h3><p>Çarpışmanın doğrudan bir tehlike oluşturmamasına rağmen, olay uzay çöpleri ve Ay yörüngesinde terk edilen roket parçalarının yönetimiyle ilgili tartışmaları yeniden alevlendirdi. NASA yetkilileri, kontrolsüz roket parçalarının hem Ay'da hem de Dünya yörüngesinde uzun vadeli riskler doğurduğunu vurguladı. Uzay çöplerinin giderek artması, gelecek görevler için güvenlik endişelerini artırıyor. Bu tür olaylar, uluslararası iş birliğiyle daha etkili çözümler geliştirilmesi gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.</p><h3>Bilim insanları: 'Ay'daki yeni krater araştırmalar için fırsat'</h3><p>Olay, bilim insanları için de önemli bir inceleme alanı sundu. Uzmanlar, düşük yerçekimi ortamında malzemelerin davranışını gözlemleme şansı yakaladı. Elde edilen veriler, gelecekteki Ay görevlerinin planlanmasında ve uzay çöpleriyle mücadelede yol gösterici olabilir. SpaceX'in roket parçasının oluşturduğu yeni krater, Ay'ın yüzey yapısı ve geçmişi hakkında da önemli ipuçları sağlayabilir. Bilim camiası, bu tür çarpışmaların olası etkilerini ve sonuçlarını detaylı biçimde incelemeye hazırlanıyor.</p><p>SpaceX'in Ay'da bıraktığı iz, uzay çöplerinin yönetimi ve bilimsel araştırmalar açısından yeni tartışmalar başlattı. Olayın ardından, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde daha kapsamlı önlemler alınması yönünde çağrılar artıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/spacex-roketi-ayda-yeni-k-560_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286630</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/misir-colunde-tarihin-en-buyuk-balina-fosili-kesfedildi-286630</link>
      <pubDate>2026-08-06T15:18:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Mısır çölünde tarihin en büyük balina fosili keşfedildi]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Mısır'ın batısında yer alan Vadi al-Hitan, 40 milyon yıl öncesine ait 400'den fazla balina iskeletinin bulunmasıyla bilim dünyasında büyük bir yankı uyandırdı. Bu keşif, balinaların evrimsel geçmişini aydınlatan en önemli bulgulardan biri olarak öne çıkıyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Mısır çölünde tarihin en büyük balina fosili keşfedildi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mısır'ın batısındaki Vadi al-Hitan, 40 milyon yıl öncesine uzanan ve dünyanın en büyük balina mezarlığı olarak bilinen bölge, 400'den fazla antik balina iskeletiyle dikkat çekiyor. Bölge, neredeyse tamamen sağlam ve olağanüstü derecede iyi korunmuş fosil kalıntılarıyla bilim insanlarının ilgisini çekiyor. Bir zamanlar bugünkü Sahra Çölü'nün yerinde Tethys Denizi'nin dalgaları bulunurken, Vadi al-Hitan'da ortaya çıkarılan balina mezarlığı, evrimsel süreçte kritik bir döneme ışık tutuyor.</p><h3>Vadi al-Hitan balina evriminde kilit rol üstleniyor</h3><p>Vadi al-Hitan'da keşfedilen fosiller, balinaların karasal canlılardan tamamen suya uyum sağlayan türlere dönüşümünü gözler önüne seriyor. Bu bölgedeki buluntular arasında, modern balinaların aerodinamik vücut yapısına sahip ancak kafatası ve dişlerinde ilkel özellikler taşıyan arkeosetler de bulunuyor. Özellikle Basilosaurus isis adı verilen 16 metreye kadar ulaşabilen yırtıcı balina türü, güçlü çenesi ve küçük arka uzuvlarıyla dikkat çekiyor. Bu uzuvlar, yüzme veya karada hareket etmekten ziyade, çiftleşme sırasında işlev gördüğü düşünülüyor.</p><h3>UNESCO'nun Vadi al-Hitan'a verdiği değer artıyor</h3><p>Vadi al-Hitan, sahip olduğu olağanüstü fosil zenginliği sayesinde UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor. Bölge, balina mezarlığı olarak yalnızca paleontologlar için değil, evrimsel biyoloji araştırmacıları için de eşsiz bir laboratuvar niteliği taşıyor. 400'den fazla balina iskeletinin bir arada korunmuş olması, balinaların evrimsel geçmişini anlamak isteyen bilim insanlarına önemli ipuçları sunuyor. Bu nedenle Vadi al-Hitan, balina mezarlığı araştırmalarında uluslararası öneme sahip bir merkez olarak öne çıkıyor.</p><p>Vadi al-Hitan'daki balina mezarlığı, hem bilimsel araştırmalar hem de evrimsel süreçlerin anlaşılması açısından benzersiz bir kaynak olmaya devam ediyor. Bölgenin korunması ve yeni bulguların gün yüzüne çıkarılması, balinaların evrimiyle ilgili bilgilerin daha da derinleşmesini sağlayacak.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/misir-colunde-tarihin-en--353_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286629</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/salmonella-vakalari-artti-ineklerden-insanlara-bulas-riski-buyuyor-286629</link>
      <pubDate>2026-08-06T15:15:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Salmonella vakaları arttı! İneklerden insanlara bulaş riski büyüyor]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Son dönemde ineklerden insanlara geçen Salmonella Dublin bakterisi, hem sağlık uzmanlarını hem de çiftçileri alarma geçirdi. Özellikle pastörize edilmemiş süt ve yeterince pişmemiş et tüketimiyle bulaşan bu bakteri, ciddi enfeksiyonlara ve antibiyotik direncine yol açabiliyor. Uzmanlar, çiftliklerde kontrolün artırılması ve gıda güvenliğine dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Salmonella vakaları arttı! İneklerden insanlara bulaş riski büyüyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son araştırmalar, Salmonella Dublin bakterisinin ineklerden insanlara geçişinde belirgin bir artış yaşandığını ortaya koydu. Özellikle büyükbaş hayvanlarda görülen bu bakteri, artık insanlarda da ciddi enfeksiyonlara yol açıyor. Pastörize edilmemiş süt ve iyi pişmemiş et tüketimi ile enfekte hayvanlarla doğrudan temas, Salmonella Dublin'in başlıca bulaş yolları arasında yer alıyor. Uzmanlar, bu bakterinin insanlarda kan enfeksiyonları gibi ağır hastalıklara neden olduğunu, hastanede kalış süresini uzattığını ve ciddi komplikasyon riskini artırdığını belirtiyor.</p><h3>Bilim insanları: Salmonella Dublin genetik olarak benzer</h3><p>Uluslararası bir ekip, 2 binden fazla Salmonella Dublin suşunun DNA analizini gerçekleştirdi. Elde edilen bulgular, bakterinin inek, insan ve çevre örneklerinde genetik olarak neredeyse aynı olduğunu gösteriyor. Bu durum, Salmonella Dublin'in farklı konaklar ve ortamlar arasında sürekli dolaşımda olduğunu kanıtlıyor. Ayrıca, enfeksiyonun kaynağına göre antibiyotiklere karşı direnç seviyelerinde değişiklikler tespit edildi. Özellikle, bazı suşların antibiyotik tedavisine yanıt vermemesi, halk sağlığı açısından endişe yaratıyor.</p><h3>Uzmanlardan çiftlik ve gıda güvenliği için önlem çağrısı</h3><p>Uzmanlar, Salmonella Dublin tehdidinin azaltılması için çiftliklerde hijyen ve kontrol önlemlerinin artırılmasını öneriyor. Gıda ürünlerinin dikkatli şekilde işlenmesi, pastörizasyonun ihmal edilmemesi ve etin tam olarak pişirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Ayrıca, antibiyotiklerin bilinçli kullanımı ve enfeksiyon şüphesinde erken laboratuvar testi yapılmasının önemi belirtiliyor. Hayvan, insan ve çevre sağlığını bir arada değerlendiren kapsamlı bir yaklaşımın, Salmonella Dublin kaynaklı riskleri en aza indirmek için şart olduğu ifade ediliyor.</p><p>Sonuç olarak, Salmonella Dublin bakterisinin ineklerden insanlara geçişindeki artış hem sağlık otoriteleri hem de gıda sektörü için ciddi bir uyarı niteliği taşıyor. Gerekli önlemler alınmazsa, antibiyotik direnci ve yaygın enfeksiyon riski toplum sağlığını tehdit etmeye devam edecek.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/salmonella-vakalari-artti-552_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286628</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/ikinci-el-otomobilde-satislar-neden-dustu-fiyatlar-nasil-286628</link>
      <pubDate>2026-08-06T15:17:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[İkinci el otomobilde satışlar neden düştü? Fiyatlar nasıl?]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[İkinci el araç satışları yavaşladı. Son dönemde yaşanan yüzde 50'ye varan düşüşler, piyasada büyük bir durgunluğa yol açtı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[İkinci el otomobilde satışlar neden düştü? Fiyatlar nasıl?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p><b>İkinci el araç satışlarındaki durgunluk devam ediyor. Birçok bayi satışlarını hızlandırabilmek için araç fiyatlarında indirim yapmaya başladı. Peki ikinci el araç piyasasında satışlar neden yavaşladı? Otomotiv Satış Uzmanı Sercan Oktay 24 TV için yorumladı. İşte değerlendirmeleri:</b><br></p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/balksz89-060820262b197951.mp4#t=0.5" type="video/mp4"></video>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/ikinci-el-otomobilde-sati-976_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286627</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/deu-hastanesinde-buyuk-donusum-nitelikli-hekim-kadrosu-daha-da-gucleniyor-286627</link>
      <pubDate>2026-08-06T15:12:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[DEÜ Hastanesinde büyük dönüşüm: Nitelikli hekim kadrosu daha da güçleniyor]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi, son iki yılda sağlık hizmetlerinin niteliğini ve kapasitesini artırmaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. ]]></description>
      <subtitle><![CDATA[DEÜ Hastanesinde büyük dönüşüm: Nitelikli hekim kadrosu daha da güçleniyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>2024 yılında Acil Tıp kliniğinde yalnızca 4 asistan hekimin bulunduğu DEÜ Hastanesinde bugün bu sayı 38'e yükselirken, farklı uzmanlık alanlarında göreve başlayan yeni akademik kadro ile hastanenin sağlık hizmetleri, eğitim ve araştırma gücü daha da artırılıyor. DEÜ mezunu olarak eğitim aldığı kuruma hekim ve öğretim üyesi kimliğiyle geri dönen isimlerin de yer aldığı yeni kadro, İzmir ve bölge halkına sunulan sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine katkı sağlıyor.</p><p>Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), eğitim ve araştırmadaki akademik gücünü sağlık hizmetleri alanında da daha ileriye taşımak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. DEÜ Hastanesi, Rektör Prof. Dr. Bayram Yılmaz'ın göreve gelmesinin ardından gerçekleştirilen çalışmalarla nitelikli hekim kadrosunu güçlendirirken, farklı branşlarda göreve başlayan yeni akademisyen ve hekimlerle sağlık hizmeti kapasitesini genişletiyor.</p><p>Hastanenin akademik kadrosuna katılan yeni isimler, sahip oldukları uzmanlık, akademik birikim ve mesleki deneyimleriyle hasta hizmetlerinin yanı sıra tıp eğitimi ve bilimsel araştırmalara da katkı sunuyor.</p><p><b>DEÜ HASTANESİNDE SAĞLIK HİZMETLERİNİN KAPASİTESİ GÜÇLENİYOR</b></p><p>DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, yeni açılan bölümlerin tanıtımı için basın mensuplarıyla bir araya geldikleri buluşmada yaptığı açıklamada, göreve geldikleri ilk günden itibaren Dokuz Eylül Üniversitesinin ve DEÜ Hastanesinin hizmet kalitesini yükseltmek amacıyla yoğun bir çalışma yürüttüklerini belirtti. Bu süreçte özellikle nitelikli insan kaynağının güçlendirilmesine ve hastanede hekimlerin daha verimli bir çalışma ortamına sahip olmasına önem verdiklerini ifade eden Rektör Yılmaz, gelinen noktada önemli bir değişim yaşandığını vurguladı.</p><p>Bu değişimin en somut göstergelerinden biri, DEÜ Hastanesinin Acil Tıp Kliniğinde yaşandı. 2024 yılında yalnızca 4 asistan hekimin görev yaptığı klinikte bugün 38 asistan hekim görev yapıyor.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/balksz1-0608202691cf3298.jpg"/><p><b>KAPALI ACİL SERVİS BİR AYDA YENİDEN HİZMETE AÇILDI</b></p><p>DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, göreve başladığı ilk gün hastanenin karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardan birinin Acil Servisin kapalı olması olduğunu hatırlatarak, Acil Servisin yeniden hizmete alınmasının uzun zaman alacağı yönündeki değerlendirmelere rağmen hızlı ve koordineli bir çalışma yürüttüklerini ifade etti. Rektör Yılmaz, Sağlık Bakanlığının da desteğiyle önemli sayıda hekimin kısa sürede DEÜ Hastanesine kazandırıldığını belirtti.</p><p>Rektör Yılmaz, yaşanan süreci şu sözlerle anlattı:</p><p>"Acil servis kapatıldığında 6 aydan önce açılamaz denilirken bizlerin yoğun çabası ve Sağlık Bakanlığımızın destekleri ile, 22 yılda mecbur hizmetten bir tane bile hekim verilmeyen Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesine 1 ay gibi kısa sürede 10 acil tıp uzmanı, 5 pratisyen hekim, il müdürlüğünden 3 ilave hekim transferi yapıldı ve 6 ayda açılamaz denilen acil 1 ay sonra yeniden hizmete başladı."</p><p><b>"ARTIK GELEN GİTMİYOR"</b></p><p>DEÜ Hastanesindeki dönüşümün yalnızca hekim sayısındaki artışla sınırlı olmadığını belirten Rektör Prof. Dr. Bayram Yılmaz, önceki dönemlerde hastaneye katılan hekimlerin kurumda tutulmasının önemli sorunlardan biri olduğunu söyledi.</p><p>Hastanede oluşturulan huzur ve güven ortamının hekimlerin DEÜ'de görev yapma tercihlerini de etkilediğini ifade eden Rektör Yılmaz, bugün gelinen noktada DEÜ Hastanesinin farklı sağlık kurumlarında görev yapan hekimler açısından da tercih edilen bir kurum hâline geldiğini belirtti.</p><p>Rektör Yılmaz, değişimi şu sözlerle değerlendirdi:</p><p>"Oluşturduğumuz huzur ve güven ortamında artık gelen gitmiyor. Biz göreve geldiğimizde gelen asistanları hastanede tutabilmek en büyük problemken şu anda bırakın gitmeyi farklı hastanelerden asistanlar, hekimler gelmek için başvurularda bulunuyor."</p><p><b>FARKLI UZMANLIK ALANLARINDA YENİ AKADEMİK KADRO</b></p><p>DEÜ Hastanesinin güçlenen kadrosuna son dönemde farklı uzmanlık alanlarından akademisyen ve hekimler katıldı. Yeni isimlerin farklı branşlarda görev yapması, hastanenin sağlık hizmetlerindeki uzmanlık çeşitliliğinin ve akademik kapasitesinin geliştirilmesine katkı sağlıyor.</p><p>DEÜ Hastanesinin bünyesine katılan yeni hekimlerin alanları ve isimleri şöyle:</p><p>· Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı: Dr. Öğr. Üyesi Oğulcan Çöme</p><p>· Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı: Dr. Öğr. Üyesi Emre Karadeniz</p><p>· Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı: Doç. Dr. Zeynep Tuncer</p><p>· Nöroloji Ana Bilim Dalı: Dr. Öğr. Üyesi Dilara Mermi Dibek</p><p>· Adli Tıp Ana Bilim Dalı: Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Karaman</p><p>· Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı: Doç. Dr. Kazım Kıratlı</p><p>· Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı: Dr. Öğr. Üyesi Gizem Yıldız</p><p>· İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı: Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Döngelli</p><p>· İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı: Dr. Öğr. Üyesi Makbule Seda Bayrak Durmaz</p><p>· İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı: Doç. Dr. Tuba Demirci Yıldırım</p><p>· İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı: Dr. Öğr. Üyesi Soner Önem</p><p>· Kardiyoloji Ana Bilim Dalı: Doç. Dr. İnci Tuğçe Çöllüoğlu</p><p>· Radyoloji Ana Bilim Dalı: Dr. Öğr. Üyesi Hakan Abdullah Özgül</p><p>· Acil Tıp Ana Bilim Dalı: Öğr. Gör. Uzm. Dr. İlker Şallı</p><p>· Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı: Dr. Öğr. Üyesi Simge Uzman Özbek</p><p><b>DEÜ MEZUNLARI EĞİTİM ALDIKLARI KURUMA GERİ DÖNÜYOR</b></p><p>DEÜ Hastanesinin yeni akademik kadrosunda, Dokuz Eylül Üniversitesinde eğitim aldıktan sonra mesleki ve akademik kariyerlerini farklı alanlarda sürdüren ve daha sonra öğretim üyesi ve hekim olarak kendi üniversitelerine geri dönen isimler de bulunuyor.</p><p><b>"DEÜ HASTANESİNİN BÖLGE İÇİN ÖNEMİNİ BİLİYORUZ"</b></p><p>DEÜ Hastanesinin İzmir ve bölge açısından taşıdığı önemin farkında olduklarını vurgulayan Rektör Prof. Dr. Bayram Yılmaz, sağlık hizmetlerinin kalitesini daha da artırmak amacıyla çalışmalarını sürdüreceklerini ifade etti.</p><p>Üniversite hastanelerinin yalnızca sağlık hizmeti sunan kurumlar olmadığını; aynı zamanda geleceğin hekimlerini yetiştiren, uzmanlık eğitimleri veren ve bilimsel araştırmalar yürüten önemli akademik merkezler olduğunu belirten Rektör Yılmaz, DEÜ Hastanesinin bu üç alandaki gücünü daha da artırmayı hedeflediklerini kaydetti.</p><p>Rektör Yılmaz, DEÜ Hastanesinin sağlık hizmetlerinde görev yapan tüm akademik ve idari personelin ortaya koyduğu emeğin bu süreçte büyük önem taşıdığını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:</p><p>"Başta acil tıp kliniğinde hizmet veren hocalarımız olmak üzere hastanemizde çalışan, emek veren tüm hocalarımızı, uzman hekimleri, asistanları kutluyorum. İnsanüstü bir gayretle çalıştıklarını biliyoruz; kendilerine hizmetleri için şükranlarımı sunuyorum."</p><p><b>YENİ HEKİMLER AKADEMİK YOLCULUKLARINI ANLATIYOR</b></p><p>DEÜ Hastanesine katılan yeni hekimlerin akademik yolculuklarını, uzmanlık alanlarını, DEÜ'ye dönüş hikâyelerini ve Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesine ilişkin hedeflerini anlattıkları röportaj serisinin tamamına DEÜ Web TV YouTube kanalından ulaşabilirsiniz.</p><p><b><a href="https://www.youtube.com/playlist?list=PLLmL5Cbd-6rI">DEÜ Web TV &#8211; Yeni Hekimler Röportaj Serisi</a></b></p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/deu-hastanesinde-buyuk-do-619_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286625</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/akkuyuda-dev-test-basariyla-gecti-286625</link>
      <pubDate>2026-08-06T14:58:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Akkuyu'da dev test başarıyla geçti]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom tarafından inşa edilen Akkuyu Nükleer Güç Santralinin (NGS) 1. güç ünitesindeki türbin tesisi sistemlerinin buhar almaya hazır hale geldiğini gösteren kritik test başarıyla yürütüldü.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Akkuyu'da dev test başarıyla geçti]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Akkuyu Nükleer AŞ&#39;den yapılan açıklamaya göre, Akkuyu NGS&#39;nin 1. güç ünitesinde bulunan türbin yoğuşturucusunda deneme amaçlı vakum oluşturma işlemi başarıyla gerçekleştirildi. Böylece türbin tesisi ana sistemlerinin devreye alma çalışmalarındaki bir sonraki aşamaya hazır olduğu teyit edildi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42152619.jpg"/><p>Bu kapsamda uzmanlar, türbin yoğuşturucu ünitesinde vakum oluşturarak sistemin sızdırmazlığını ve türbinin termomekanik durumunu kontrol ederken, aynı zamanda yoğuşturucudaki vakum seviyesi, buhar basıncı, yatakların sıcaklık rejimiyle gövde ve rotorların termal genleşmeleri gibi ekipman çalışma parametrelerini de izledi. Türbin, şaft döndürücü aracılığıyla döndürülürken uzmanlar, türbin kanatlarının tasarım gerekliliklerine uygun şekilde çalıştığını doğruladı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42152620.jpg"/><p>Operasyon kapsamında çok sayıda teknolojik sistem eş zamanlı olarak çalıştırıldı. Bunlar arasında yedek devreye alma kazanları, vakum sistemi, yatak yağlama sistemi, hidrolik kaldırma sistemi, ana şaft döndürücü, buhar besleme ve tahliye sistemleri ile ekipmanın termomekanik durumunu izleme sistemi yer aldı. Birkaç gün süren hazırlık çalışmalarının ardından gerçekleştirilen operasyon yaklaşık 6 saat sürdü.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42152623.jpg"/><p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Akkuyu Nükleer AŞ Genel Müdürü Sergei Butckikh, devreye alma çalışmalarının, birbirini takip eden ve her biri bir sonraki aşamanın önünü açan kontrol işlemlerinden oluştuğunu belirterek, &quot;Türbin yoğuşturucusunda vakumun oluşturulması, türbin tesisinin ana sistemlerinin tasarım koşullarında çalıştığını ve buhar jeneratörlerinden buhar almaya hazır olduğunu göstermiştir. Bu sonuç, türbinin yaklaşan devreye alma operasyonlarına yüksek düzeyde hazır olduğunu teyit eden önemli bir aşamadır.&quot; ifadelerini kullandı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42152626.jpg"/><p>Yoğuşturucu, türbin çıkışında vakum oluşturarak buhar enerjisinin daha verimli kullanılmasına ve türbin tesisinin güvenilir şekilde çalışmasına katkıda bulunuyor. Santralin 1. güç ünitesi türbin binasındaki devreye alma çalışmalarının bir sonraki önemli aşaması ise türbin jeneratörünün gaz sızdırmazlığının kontrol edilmesi olacak.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42152624.jpg"/>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/akkuyuda-dev-test-basariy-472_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286624</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/iletisim-baskanligi-turkiyenin-40-yillik-terorle-mucadele-maliyeti-23-trilyon-dolar-286624</link>
      <pubDate>2026-08-06T14:55:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[İletişim Başkanlığı: Türkiye'nin 40 yıllık terörle mücadele maliyeti 2,3 trilyon dolar!]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından "Milli Dayanışma" etiketiyle dijital medya platformlarında başlatılan iletişim kampanyasında terörün Türkiye'ye 40 yıllık süreçte oluşturduğu ekonomik maliyet istatistiklerle kamuoyuyla paylaşıldı. Hazırlanan video ve infografiklerde, terörle mücadelenin ülke ekonomisine toplam maliyetinin 2,3 trilyon dolar olduğu vurgulanırken, bu kaynağın farklı alanlarda değerlendirilmesi halinde Türkiye'nin ulaşabileceği yatırım kapasitesi örneklerle anlatıldı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[İletişim Başkanlığı: Türkiye'nin 40 yıllık terörle mücadele maliyeti 2,3 trilyon dolar!]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Başkanlığın sosyal medya hesaplarından yapılan videolu paylaşımda, kampanya kapsamında hazırlanan video ve infografiklerde, terörle mücadelenin ülke ekonomisine toplam maliyetinin 2,3 trilyon dolar olduğu vurgulanırken, bu kaynağın farklı alanlarda değerlendirilmesi halinde Türkiye&#39;nin ulaşabileceği yatırım kapasitesi örneklerle anlatıldı.</p><p>Sosyal medyada gündem olan çalışmaya kabine üyeleri, milletvekilleri ve çok sayıda siyasi isim destek verdi.</p><p>Paylaşımlarda &quot;Milli Dayanışma&quot; etiketi öne çıkarken, &quot;Terörsüz Türkiye&quot; hedefinin ekonomik kalkınma, refah ve toplumsal bütünleşme açısından taşıdığı öneme dikkat çekildi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/detay-06082026f4141212.jpg"/><p><b>- ENERJİDEN ULAŞTIRMAYA KADAR DİKKAT ÇEKEN HESAPLAMALAR</b></p><p>Kampanyada paylaşılan verilere göre, terörle mücadelenin Türkiye&#39;ye maliyeti olan 2,3 trilyon dolarlık kaynakla ülkenin yaklaşık 23 yıllık elektrik ihtiyacını karşılayabilecek güneş enerji santralleri veya 17 yıllık elektrik ihtiyacını karşılayabilecek rüzgar enerji santralleri kurulabileceği bildirildi.</p><p>Aynı kaynakla 1888 Yavuz Sultan Selim Köprüsü, 1106 Osmangazi Köprüsü, 195 Kuzey Marmara Otoyolu, 218 İstanbul Havalimanı ve 1504 Avrasya Tüneli&#39;nin inşa edilebileceği hesaplandı.</p><p><b>- SANAYİ VE TEKNOLOJİDE BÜYÜK YATIRIM POTANSİYELİ</b></p><p>İnfografiklerde, söz konusu maliyetin üretime yönlendirilmesi halinde 15 bin organize sanayi bölgesi, 2 bin otomotiv üretim tesisi, 4 bin 500 yüksek teknoloji üretim tesisi ve 7 bin 500 savunma sanayi üretim tesisinin hayata geçirilebileceği belirtildi.</p><p>Çalışmada, 2,3 trilyon dolarlık kaynağın sağlık alanına aktarılması durumunda 5 bin 150 yataklı şehir hastanesi ile 3 milyon 650 bin 750 aile sağlığı merkezi yapılabileceği vurgulandı.</p><p>Şehirleşme alanında bu bütçeyle 36 milyon 298 bin sosyal konut veya 31 milyon 112 bin 600 deprem konutunun inşa edilebileceği aktarıldı.</p><p>Eğitim yatırımları kapsamında ise her biri 24 derslikten oluşan 460 bin okul ve toplam 11 milyon dersliğin yapılabileceğine değinildi.</p><p>Kampanyada yer verilen hesaplamalara göre, aynı kaynakla 1150 yeni baraj inşa edilebileceği, ayrıca 66 bin 500 yangın söndürme helikopteri veya 32 bin yangın söndürme uçağının envantere kazandırılabileceği belirtildi.</p><p>Paylaşımlarda, &quot;Güçlü Türkiye, Milli Dayanışma ile mümkün&quot; ve &quot;Bu potansiyeli geri kazanmak Milli Dayanışma ile mümkün&quot; mesajlarıyla, &quot;Terörsüz Türkiye&quot; sürecinin yalnızca güvenlik açısından değil, ekonomik büyüme, kalkınma ve toplumsal refah bakımından da stratejik önem taşıdığına işaret edildi.</p><blockquote class="twitter-tweet"><p lang="tr">Terör, yalnızca güvenliğimizi ve millî dayanışma ruhumuzu değil; ekonomimizi, yarınlarımızı ve refahımızı da hedef aldı.<br><br>Yıllar boyunca terörle mücadeleye ayrılan trilyonlarca dolarlık kaynak; enerjiden eğitime, sağlıktan ulaştırmaya, sanayiden teknolojiye kadar geleceğimize... <a href="https://t.co/ISrGS3pB8m">pic.twitter.com/ISrGS3pB8m</a></p>&#8212; T.C. İletişim Başkanlığı (@iletisim) <a href="https://x.com/iletisim/status/2085319232263205051?ref_src=twsrc%5Etfw">August 6, 2026</a></blockquote> <script async="" src="https://platform.x.com/widgets.js" charset="utf-8"></script><p><b>- "TERÖR YALNIZCA GÜVENLİĞİMİZİ DEĞİL, REFAHIMIZI DA HEDEF ALDI"</b></p><p>İletişim Başkanlığının sosyal medya hesaplarından videolu paylaşımla birlikte yapılan açıklamada, terörün yalnızca güvenliği değil, ekonomik kalkınmayı ve toplumsal refahı da hedef aldığı belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:</p><p>&quot;Terör, yalnızca güvenliğimizi ve milli dayanışma ruhumuzu değil, ekonomimizi, yarınlarımızı ve refahımızı da hedef aldı. Yıllar boyunca terörle mücadeleye ayrılan trilyonlarca dolarlık kaynak enerjiden eğitime, sağlıktan ulaştırmaya, sanayiden teknolojiye kadar geleceğimize yapılacak yatırımların önüne geçti. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan&#39;ın ifade ettiği gibi Terörsüz Türkiye hedefine ulaşıldığında, kazanan 86 milyon ferdiyle tüm milletimiz, tüm memleketimiz olacaktır.&quot;</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/iletisim-baskanligi-turki-477_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286623</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/genetigi-duzenlenen-kopekler-evcil-hayvan-alerjisinde-yeni-bir-donemin-habercisi-olabilir-286623</link>
      <pubDate>2026-08-06T14:47:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Genetiği düzenlenen köpekler evcil hayvan alerjisinde yeni bir dönemin habercisi olabilir]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Kindred Companion Sciences, CRISPR teknolojisiyle köpek alerjenini ortadan kaldıran iki beagle yetiştirdi. New York ve Florida'da yaşayan Alfie ve Bailey adlı köpekler, köpek alerjisine karşı umut oldu. Bilim insanları, bu yöntemle gelecekte farklı ırklarda da alerjen üretmeyen hayvanlar geliştirmeyi hedefliyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Genetiği düzenlenen köpekler evcil hayvan alerjisinde yeni bir dönemin habercisi olabilir]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Amerika Birleşik Devletleri merkezli biyoteknoloji şirketi Kindred Companion Sciences, köpek alerjenine karşı çığır açan bir adım attı. Şirketin bilim insanları, CRISPR gen düzenleme teknolojisini kullanarak köpeklerde alerjiye yol açan ana proteinin üretimini durdurdu. Eylül 2024'te dünyaya gelen Alfie ve Bailey isimli iki dişi beagle, genetik olarak köpek alerjeninden arındırılmış ilk örnekler olarak kayıtlara geçti. Alfie Florida'da, Bailey ise New York'ta yaşamını sürdürüyor. Bu gelişme, köpek alerjisi olan milyonlarca kişi için yeni bir umut olarak değerlendiriliyor.</p><h3>Kindred Companion Sciences: CRISPR ile köpek alerjeni tarihe karışıyor</h3><p>Çalışmanın temelinde, köpeklerde alerjiye neden olan başlıca proteinin üretiminden sorumlu genin devre dışı bırakılması yatıyor. Kindred Companion Sciences ekibi, önce köpek derisi hücrelerinin genetik kodunu değiştirdi. Ardından bu genetiği düzenlenmiş materyali, taşıyıcı bir köpeğe ait yumurtalara aktardı. Sonuçta Eylül 2024'te iki sağlıklı dişi beagle doğdu. Alfie ve Bailey'nin tüyleri ile tükürüğü üzerinde yapılan testler, hedeflenen alerjen proteininin artık bulunmadığını gösterdi. Şirket, bu yöntemle sadece beagle cinsiyle sınırlı kalmayıp, özellikle hizmet köpekleri gibi farklı ırklarda da alerjen üretmeyen hayvanlar geliştirmeyi planlıyor.</p><h3>Matt Walker'ın deneyimi: Alerjen üretmeyen beagle ile semptomsuz yaşam</h3><p>Köpek alerjisiyle bilinen genetikçi Matt Walker, yeni nesil beagle'ların etkisini bizzat test etti. Walker'ın cildi, bir pudel ve golden doodle'ın tükürük ve kepek örneklerine belirgin tepki verirken, Alfie ve Bailey'nin örnekleriyle yapılan testlerde hiçbir reaksiyon oluşmadı. Walker'ın alerjisi tamamen geçmese de, Bailey ile doğrudan temas kurabiliyor, onu kucağına alıp okşayabiliyor ve köpekle oynayabiliyor. Bu, köpek alerjeninin devre dışı bırakılmasının pratikte ne kadar etkili olabileceğini gösteriyor. Bailey'nin New York'ta Walker ile yaşaması, günlük yaşamda alerjen üretmeyen köpeklerin ne tür bir fark yaratabileceğini gözler önüne seriyor.</p><h3>Uzmanlardan uyarı: Genetiği değiştirilmiş köpekler için etik ve sağlık tartışmaları</h3><p>Kindred Companion Sciences'ın bu yenilikçi yaklaşımı, bilim dünyasında heyecan yaratırken bazı soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Bağımsız uzmanlar, genetiği değiştirilmiş köpeklerin uzun vadeli sağlık durumunun dikkatle izlenmesi gerektiğini vurguluyor. Ayrıca, devre dışı bırakılan genin yalnızca ana köpek alerjeniyle bağlantılı olduğu, başka alerjenlerin de bulunabileceği belirtiliyor. Bu nedenle, yöntemin farklı insanlarda ne ölçüde etkili olacağı henüz kesinlik kazanmadı. Biyoetikçiler ise, bu tür köpeklerin yaygınlaşmasının barınaklardaki sıradan evcil hayvanların sahiplenilme oranını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyor. Şirket, genetiği değiştirilmiş köpeklerin satışının birkaç yıl sürebileceğini, maliyetlerin düşürülmesi ve erişilebilirliğin artırılması için çalışmaların sürdüğünü açıkladı.</p><p>Kindred Companion Sciences'ın geliştirdiği CRISPR tabanlı yöntem, köpek alerjenine karşı mücadelede yeni bir dönemin kapılarını araladı. Ancak, geniş çaplı insan testleri ve etik değerlendirmeler tamamlanmadan bu teknolojinin yaygınlaşması beklenmiyor. Önümüzdeki yıllarda, alerjen üretmeyen köpeklerin evcil hayvan pazarında nasıl bir yer edineceği merakla izleniyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/genetigi-duzenlenen-kopek-145_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286622</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/suriye-disisleri-bakani-seybani-terorden-arindirilmis-birlik-sinirlarimizi-koruyacak-286622</link>
      <pubDate>2026-08-06T15:31:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani: Terörden arındırılmış birlik sınırlarımızı koruyacak]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, "Terör ve milis unsurlardan arındırılmış, birlik içindeki bir Suriye, ortak sınırlarımızın korunmasının en güçlü güvencesidir." dedi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani: Terörden arındırılmış birlik sınırlarımızı koruyacak]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bakan Şeybani, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Ankara'da yaptıkları görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.<br></p><p>Türkiye ile Suriye arasında ortak meselelerin ve farklı alanlardaki işbirliğinin ele alınacağı Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyinin kurulması sürecinin önemine işaret eden Şeybani, ortak ticari ve ekonomik dosyaların öncelikli konular arasında yer aldığını söyledi.</p><p>Şeybani, ekonomik ve ticari anlaşmaların yeniden hayata geçirilmesi ile iki ülkenin merkez bankaları arasında atılan son adımın, ekonomik ve finansal hareketlilik için önemli bir temel oluşturduğunu ifade etti.</p><p>Türkiye-Suriye-Ürdün-Suudi Arabistan arasında inşa edilecek demir yolu projesine dair de Şeybani, "Bu hat bütün bu ülkeler arasında (Türkiye-Suriye-Ürdün-Suudi Arabistan) coğrafi, ekonominin yanı sıra köprü görevi görecek ve diplomatik alanda da bizi daha güçlü kılacaktır.&quot; değerlendirmesinde bulundu.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42154066.jpg"/><p><b>- "TERÖRLE MÜCADELE ORTAKLIĞIN TEMEL TAŞIDIR"</b></p><p>Şeybani, Şam ve Ankara&#39;nın sahadaki istikrarın ve terörle mücadelede kalıcı başarının ortaklığın temel taşlarından biri olduğunun farkında olduğunu belirterek, Suriye&#39;de devlet otoritesinin güçlendirilmesi kapsamında hukuk dışı silahlı yapıların sona erdirilmesine yönelik adımlar atıldığını kaydetti.</p><p>Terörle mücadele ve hukuk dışı silahlı yapıların sona erdirilmesinin bölgenin güvenliği açısından büyük önem taşıdığını belirten Şeybani, şunları kaydetti:<br></p><p>&quot;Bu, komşu güvenliğine yapılan en büyük yatırımdır. Terör ve milis unsurlardan arındırılmış birleşik bir Suriye, (Türkiye ile) ortak sınırların korunması için en güçlü güvenlik duvarını oluşturmaktadır.&quot;</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42154067.jpg"/><p>Bu süreçte Ankara ile ortak ulusal çıkarlar doğrultusunda koordinasyon sağladıklarını aktaran Şeybani, bölge ülkelerine de güvenlik, askeri ve siyasi koordinasyonu güçlendirme çağrısında bulundu.<br></p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42154068.jpg"/><p><b>- İSRAİL'İN SALDIRILARI VE 1974 ÇATIŞMASIZLIK ANLAŞMASI VURGUSU</b></p><p>Bakan Şeybani, İsrail'in sürekli Suriye'nin güneyine yönelik saldırılar düzenlediğine işaret ederek, bu saldırıları kınadıklarını belirtti.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42154069.jpg"/><p>Şeybani, İsrail&#39;in saldırılarının Suriye&#39;nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alırken bölgesel istikrarı da tehdit ettiğini belirterek, &quot;1974 Çatışmasızlık Anlaşması&#39;na dönülmesi ve İsrail&#39;in 8 Aralık 2024 öncesindeki hatlara çekilmesi çağrımızı yineliyoruz. Uluslararası toplumu uluslararası hukuku uygulamaya, Suriye ile bölgenin istikrarının korunmasına katkı sağlamaya davet ediyoruz.&quot; ifadelerini kullandı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42154070.jpg"/><p>Suriye&#39;nin kuzeyinde istikrarın sağlanmasına yönelik çalışmaların sürdüğünü belirten Şeybani, Suriye&#39;nin güneyinde İsrail&#39;in saldırılarını durdurmaya yönelik diplomatik girişimlerin devam ettiğini aktardı.</p><p>Şeybani, ABD/İsrail- İran Savaşı'na ilişkin ise bölgedeki çatışmaların bir an önce durması gerektiğini vurguladı.</p><p>Bölgedeki gerilimin Suriye'yi de etkilediğini dile getiren Şeybani, İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınadıklarını belirtti.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/suriye-disisleri-bakani-s-484_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286621</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/ak-parti-gurbetcilere-hakaret-edenleri-yargiya-tasiyor-suc-duyurusunda-bulunuldu-286621</link>
      <pubDate>2026-08-06T14:40:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[AK Parti gurbetçilere hakaret edenleri yargıya taşıyor: Suç duyurusunda bulunuldu]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Zafer Sırakaya, Kapıkule Sınır Kapısı'nda yaptığı açıklamada, sosyal medyada yurt dışında yaşayan vatandaşlara yönelik hakaret içeren ve ötekileştiren paylaşımlar hakkında cumhuriyet başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunduklarını bildirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[AK Parti gurbetçilere hakaret edenleri yargıya taşıyor: Suç duyurusunda bulunuldu]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sırakaya, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, yurt dışında yaşayan vatandaşların sınır kapılarındaki bekleme sürelerini azaltmak ve yolculuklarını daha konforlu hale getirmek için çalışmalar yürütüldüğünü söyledi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42153297.jpg"/><p>Avrupa&#39;ya açılan Kapıkule, Hamzabeyli, Pazarkule, İpsala ve Dereköy sınır kapılarını gurbetçi sezonu olarak nitelenen 22 Haziran-3 Ağustos tarihlerinde yaklaşık 2 milyon 508 bin kişinin kullandığını belirten Sırakaya, aynı dönemde sınır kapılarından yaklaşık 632 bin aracın giriş ve çıkış yaptığını ifade etti.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42153298.jpg"/><p>Kapıkule Sınır Kapısı&#39;nın yolcu ve araç geçişlerinde öne çıktığını dile getiren Sırakaya, söz konusu tarihlerde yaklaşık 1 milyon 331 bin kişinin Kapıkule Sınır Kapısı&#39;nı kullandığını aktardı.</p><p>Yaz döneminde artan yoğunluğa karşı personel takviyeleri yapıldığını anlatan Sırakaya, sınır kapılarındaki fiziki şartların iyileştirildiğini, genişletme ve modernizasyon çalışmalarının tamamlandığını kaydetti.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42153302.jpg"/><p><b>- GURBETÇİLER DÖNÜŞ YOLUNA GEÇTİ</b></p><p>Gurbetçilerin dönüş yoluna geçtiğini Kapıkule&#39;den dün yaklaşık 4 bin 300 aracın çıkış yaptığını belirten Sırakaya, şöyle konuştu:</p><p>&quot;Türkiye&#39;nin gümrük sahasına giren bir aracın gümrüklü sahayı terk etme süresi toplam 29 dakika. Geçmiş dönemlerde bu işlemlerin saatler sürdüğü düşünüldüğünde sürenin 29 dakikaya düşürülmesi önemli bir başarıdır.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42153304.jpg"/><p>Bu sonuç, Valiliğimiz, emniyet teşkilatımız, mülki idare amirlerimiz ve sınır kapısında görev yapan personelimizin koordineli çalışmasıyla elde edildi. Tabii zaman zaman vatandaşlarımızın bazı konularla ilgili eleştirileri olabilir. olabiliyor. Serzenişleri olabiliyor. Bazı itirazları söz konusu olabiliyor. Bir kez daha bunları yerinde gözlemlemek, yerinde tetkik etmek. Var olan bu itirazların nereden kaynaklandığını görebilmek adına Kapıkule Sınır Kapısındayız.&quot;</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42153300.jpg"/><p><b>- "SADECE TURİSTİK BİR GEZİ DEĞİL"</b></p><p>Sırakaya, yurt dışında yaşayan Türklerin Türkiye&#39;ye gelişlerinin yalnızca turistik bir seyahat olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı.</p><p>Bu ziyaretlerin yurt dışında yaşayan millet varlığının Türkiye ile aidiyet bağının devam ettiğinin göstergesi olduğunun altını çizen Sırakaya, &quot;Yurt içinde yaşayan 86 milyon vatandaşımız nasıl başımızın tacıysa yurt dışında yaşayan yaklaşık 7,5 milyon insanımızı da aynı duygu ve muhabbetle kucaklıyoruz. Kendilerini memleketten uğurlarken hayırlı yolculuklar dileyecek ve Sayın Cumhurbaşkanımızın selamlarını ileteceğiz." diye konuştu.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42153305.jpg"/><p><b>- HAKARETAMİZ PAYLAŞIMLAR İÇİN SUÇ DUYURUSU</b></p><p>Sırakaya, sosyal medyada bazı bot hesaplar üzerinden yurt dışında yaşayan vatandaşlara yönelik hakaret içeren, dışlayıcı ve ötekileştirici paylaşımlar yapıldığını belirtti.</p><p>Söz konusu paylaşımlara ilişkin cumhuriyet başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunduklarını aktaran Sırakaya, &quot;Yurt dışında yaşayan millet varlığımızı ötekileştiren ve aşağılayan hiçbir anlayışa tahammül göstermeyeceğiz. Bunların hesabını hukuk ve adalet önünde sormaya devam edeceğiz.&quot; ifadelerini kullandı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42153306.jpg"/><p><b>- GURBETÇİLERİ UĞURLADI</b></p><p>Sırakaya, daha sonra dönüş yolundaki gurbetçilere ikramda bulunmak ve karşılaşabilecekleri sorunlara çözüm üretmek amacıyla sınır kapısında irtibat noktası oluşturan Uluslararası Demokratlar Birliği (UID) çadırını ziyaret etti.</p><p>Çalışmalar hakkında Birliğin Genel Başkanı Kenan Hasan Aslan&#39;dan bilgi alan Sırakaya, çıkış için gümrük sahasında bekleyen gurbetçilerle görüştü, iyi yolculuklar diledi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#39;ın selamlarını iletti.</p><p>Sırakaya, polis ve gümrük memurlarının işlem yaptığı peronları da ziyaret ederek personele özverili çalışmaları için teşekkür etti.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42153307.jpg"/><p>Ziyareti kapsamında Sırakaya&#39;ya Edirne Valisi Yunus Sezer, Edirne Emniyet Müdürü Muhittin Ayhan, Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürü Mustafa Gümüş ,AK Parti Edirne İl Başkanı Belgin İba, Trakya Dış Ticaret ve Gümrük Bölge Müdürü Ali Topçu, Gümrük İşletmeleri Kapıkule İşletme Müdürü Ertuğrul Irkıçatal da eşlik etti.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/ak-parti-gurbetcilere-hak-326_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286620</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/uydu-verileri-petrol-ve-gaz-sahalarindaki-gizli-karbon-emisyonlarini-ortaya-cikardi-286620</link>
      <pubDate>2026-08-06T14:40:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Uydu verileri petrol ve gaz sahalarındaki gizli karbon emisyonlarını ortaya çıkardı]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Tsinghua Üniversitesi ve Hollanda Kraliyet Meteoroloji Enstitüsü araştırmacılarının uydu verileriyle yaptığı karşılaştırma, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki petrol ile gaz sahalarının resmi kayıtlarda gösterilenden yüzde 30'a varan oranda daha fazla karbon emisyonu yaydığını ortaya koydu. Bulgular, birçok ülkenin Paris Anlaşması kapsamındaki iklim hedeflerini yıllarca gecikmeyle yakalayabileceğine işaret ediyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Uydu verileri petrol ve gaz sahalarındaki gizli karbon emisyonlarını ortaya çıkardı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Orta Doğu ile ekvatorun kuzeyinde kalan Afrika coğrafyasındaki petrol ve gaz sahaları, resmi envanterlerin hesaba kattığından çok daha yüksek miktarda karbondioksiti atmosfere bırakıyor. 2019 yılına ait uydu gözlemleri, bu bölgelerdeki karbon emisyonlarının resmi kayıtların yansıttığından yaklaşık yüzde 30 daha fazla olduğunu gösterdi. Üstelik bu fazlalığın bir bölümü, hiçbir resmi raporda yer almayan bir demir madeni ile bir altın madeninden kaynaklanıyor. Söz konusu bulgular, iklim politikalarının dayandığı verilerin güvenilirliği konusunda ciddi soru işaretleri doğurdu.</p><h3>Tsinghua Üniversitesi ve Hollanda Kraliyet Meteoroloji Enstitüsü'nden kritik araştırma</h3><p>Ülkelerin resmi karbon emisyonu kayıtları doğrudan ölçümlere dayanmıyor. Bu veriler, yakıt satış rakamları, üretim istatistikleri ve şirketlerin kendi faaliyetleri hakkında sundukları beyanlardan derleniyor. Dolayısıyla gerçek emisyon miktarıyla resmi kayıtlar arasında ciddi uçurumlar oluşabiliyor. Tsinghua Üniversitesi'nden Xiaojuan Lin ve beraberindeki beş araştırmacı &#8212; bunlardan dördü Hollanda Kraliyet Meteoroloji Enstitüsü bünyesinde çalışıyor &#8212; bu resmi rakamları uydu gözlemleriyle karşılaştıran kapsamlı bir çalışma yürüttü. Araştırma ekibi, Avrupa bölgesi için resmi kayıtlarla uydu verileri arasında oldukça yakın bir uyum tespit etti. Ancak Kuzey Afrika ve Orta Doğu söz konusu olduğunda tablo tamamen farklıydı; iki veri seti arasında büyük bir uçurum ortaya çıktı.</p><p>Hollanda Kraliyet Meteoroloji Enstitüsü'nde kıdemli bilim insanı olarak görev yapan Ronald van der A, bu durumu Earth.com'a değerlendirdi. Van der A, "Farklılıklar büyük ölçüde endüstriyel kaynakların eksik tahmin edilmesinden kaynaklanıyor" dedi. Sonuçların politika yapıcılar açısından son derece önemli olduğunu vurgulayan bilim insanı, birçok ülkenin "kendilerini beklediklerinden çok daha uzakta, kendi iklim hedeflerinden geride bulabileceği" uyarısında bulundu. Bu tespit, Paris Anlaşması kapsamında belirlenen ulusal karbon azaltım hedeflerinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine dair güçlü bir sinyal niteliği taşıyor.</p><h3>Moritanya'daki demir madeni ve Mısır'daki altın madeni hiçbir kayıtta yok</h3><p>Van der A, karbon emisyonlarının kayıt dışı kalmasının ardındaki nedenlerden birini çarpıcı biçimde açıkladı. "Çok yoğun fosil yakıt tüketen ağır ekipmanların kullanıldığı bazı madencilik alanları, bildirilen emisyon envanterlerinde hiç görünmüyor" dedi. Earth.com'un kendisini en çok neyin şaşırttığını sorması üzerine iki somut örnek verdi: Moritanya'da faaliyet gösteren devasa bir demir madeni ve Mısır'daki bir altın madeni. Bu iki tesis, resmi karbon emisyonu raporlarında hiçbir şekilde yer almıyor; ancak uydu verileri bu noktalardan kayda değer miktarda karbon salınımı tespit etti.</p><p>Lin'in araştırma ekibi bu boşlukları ikinci bir yöntemle de doğruladı. Uydunun gerçek karbon emisyonlarını ölçtüğü, buna karşılık resmi kayıtların neredeyse sıfır emisyon bildirdiği ızgara karelerini tek tek taradılar. Bu karelerdeki toplam karbon emisyonları yılda 332 milyon metrik ton karbondioksite ulaşıyor. Dikkat çekici olan nokta şu: Bu karelerin yüzde 98'i Kuzey Afrika ve Orta Doğu coğrafyasında yer alıyor. Yalnızca Afrika kıtasında, bu kayıt dışı kaynaklar bölgenin toplam karbondioksit salınımının yüzde 19'unu oluşturuyor. Her iki bölge birlikte değerlendirildiğinde ise tüm açığın kabaca üçte birini temsil ediyor. Araştırma ekibi aynı haritalarda açık denizler boyunca gemi izlerini de fark etti; oysa analize hiçbir deniz taşımacılığı rotası verisi dahil edilmemişti.</p><h3>Avrupa'nın Sentinel-5P uydusu karbon emisyonlarını nasıl izliyor?</h3><p>Motorlar, endüstriyel fırınlar ve gaz alevleri çalışırken hem karbondioksit hem de azot oksitler salıyor. Azot oksitleri uzaydan tespit etmek, karbondioksite kıyasla çok daha kolay bir işlem. Avrupa Uzay Ajansı'nın Sentinel-5P uydusunda bulunan TROPOMI adlı gelişmiş ölçüm aracı, her gün gezegenin tamamında azot dioksit seviyelerini haritalıyor. Üstelik bunu, tek bir endüstriyel tesisi bile ayırt edecek kadar yüksek çözünürlükte yapabiliyor. Bu hassasiyet, araştırmacılara bireysel karbon emisyonu kaynaklarını tespit etme imkânı tanıyor.</p><p>Ancak atmosferdeki azotun tamamı endüstriyel faaliyetlerden gelmiyor. Toprak mikroorganizmaları ve orman yangınları da önemli miktarda azot oksit üretiyor. Bu nedenle Lin'in ekibi, analize başlamadan önce doğal kaynaklı azot oksit katkılarını veriden çıkardı. Geriye kalan azot miktarı, tamamen insan faaliyetlerinden kaynaklanan katkıyı temsil ediyordu. Ekip bu insan kaynaklı azot verisini, her bir ızgara karesi için bilinen karbondioksit-azot oksit oranıyla çarparak karbon emisyonu tahminlerini oluşturdu. Van der A, azot oksitlerin karbondioksitten çok daha doğru biçimde ölçülebildiğini ve günümüz uydularının bu gazlardan çok daha fazla sayıda yüksek kaliteli gözlem topladığını belirtti. Bu durum, azot oksit verilerinin karbon emisyonu tahminleri için güvenilir bir vekil gösterge olarak kullanılmasını mümkün kılıyor.</p><h3>Gaz sahalarında kışın zirve yapan karbon emisyonları</h3><p>Araştırmanın ortaya koyduğu kayıt dışı karbon emisyonu kaynakları, gaz alevlerinin yandığı noktalarda yoğunlaşıyor. Alevler ve listelenmemiş karbon salınımları kuzeydoğu Cezayir, batı Libya, Irak-İran sınır hattı, Kuveyt, Yemen, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman'da birlikte görülüyor. Mısır ve İran'da ise karbon emisyonu kaynakları, büyük petrol ve doğal gaz boru hatlarının güzergâhlarını birebir takip ediyor. Bu coğrafi örtüşme, karbon emisyonlarının petrol ve gaz altyapısıyla doğrudan bağlantılı olduğunu kanıtlıyor.</p><p>Daha fazla alev yandığında, kayıt dışı kalan karbon miktarı da artıyor. Araştırmacılar, rastgele değişkenliğin bu denli yakın bir eşleşme üretmesinin istatistiksel olarak son derece düşük bir olasılık taşıdığını vurguladı. Bu kaynaklar ayrıca belirgin bir yıllık döngü sergiliyor: Petrol ve gaz tesislerine bağlı olanlar kış aylarında zirve yapıyor, yaz döneminde ise düşüşe geçiyor. Bu mevsimsel desen, 45 ülke genelinde doğal gaz için aylık talep eğrisiyle birebir örtüşüyor. Herhangi bir anda dünya genelinde 10 binden fazla gaz alevi yanıyor ve bunların yarısından fazlası Kuzey Afrika ile Orta Doğu'da bulunuyor. Bu rakam, bölgenin küresel karbon emisyonlarındaki payının ne denli büyük olduğunu gözler önüne seriyor.</p><h3>Mısır karbon emisyonlarının yarısını raporlamıyor</h3><p>Ülke bazında karbon emisyonu açıkları son derece çarpıcı boyutlara ulaşıyor. Mısır, uydu tahminlerinden 262 milyon ton daha az karbondioksit bildiriyor; bu yüzde 50'lik devasa bir boşluğa karşılık geliyor. Irak 190 milyon ton daha az raporluyor, yani yüzde 51'lik bir eksiklik söz konusu. Cezayir ise 114 milyon ton daha az bildiriyor ve bu da yüzde 45'lik bir açık anlamına geliyor. İran'ın durumu ise çalışmadaki en büyük mutlak farkı oluşturuyor: 314 milyon tonluk bir boşluk var. Ancak İran'ın toplam emisyonları çok yüksek olduğu için bu fark, toplamın yarısı yerine yüzde 34'üne denk düşüyor.</p><p>Avrupa ise bu çalışmada bir kontrol vakası olarak kullanıldı. Avrupa ülkeleri, uydunun tespit ettiğinden yaklaşık yüzde 15 daha fazla karbon emisyonu bildiriyor ve bu ortalamanın her iki tarafına dağılıyorlar. Örneğin Polonya, uydu rakamının yüzde 57 üzerinde emisyon raporluyor; İtalya ise yüzde 20 altında bildiriyor. Bu durum, Avrupa'daki raporlama sistemlerinin görece sağlıklı çalıştığını, ancak mükemmel olmadığını gösteriyor.</p><h3>İran'ın resmi kayıtlarındaki çelişki</h3><p>İran'ın kendi resmi defterlerinde dikkat çekici bir tutarsızlık bulunuyor. Ülke, azot oksit emisyonlarının yüzde 64'ünü ulaşım sektörüne atfediyor; ancak karbondioksit emisyonlarının yalnızca yüzde 20'sini bu sektöre bağlıyor. Otomobiller ve kamyonlar hem azot oksit hem de karbondioksit salıyor; dolayısıyla bu iki oranın birbirine çok daha yakın olması gerekiyor. Araştırma ekibi bu uyumsuzluğu, ulaşım kaynaklı karbon emisyonlarının çok düşük hesaplandığı şeklinde yorumladı. Bu çelişki, İran'ın emisyon envanterlerindeki metodolojik sorunlara işaret ediyor ve ülkenin gerçek karbon ayak izinin resmi rakamlarda yansıtılandan çok daha büyük olduğunu düşündürüyor.</p><h3>Eksik karbon emisyonları iklim hedeflerini tehlikeye atıyor</h3><p>Paris Anlaşması kapsamında her ülke kendi emisyon azaltım hedefini belirliyor ve ilerlemeyi kendi resmi kayıtlarına göre ölçüyor. Ancak başlangıç noktası olarak çok düşük bir rakam kullanıldığında, bir ülke farkında bile olmadan hedefini kaçırabilir. Lin'in ekibi, 2019 yılına ait karbon emisyonu açıklarını, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından kullanılan standart bir emisyon senaryosuna uyguladı. Sonuçlar endişe verici bir tablo ortaya koydu.</p><p>Kuzey Afrika ve Orta Doğu birlikte değerlendirildiğinde, bu bölgedeki ülkeler 2030 için belirledikleri iklim hedefine yaklaşık beş yıl gecikmeyle ulaşıyor. Cezayir neredeyse sekiz yıllık bir gecikmeyle karşı karşıya; Mısır ise altı yılın biraz üzerinde bir sapma gösteriyor. Bu rakamlar, eksik raporlanan karbon emisyonlarının küresel iklim mücadelesini doğrudan baltaladığını ortaya koyuyor.</p><p>Van der A, sorunun bir kısmını raporlama sisteminin yapısal eksikliklerine bağladı. "Günümüzde karbon emisyonlarıyla ilgili tüm bilgileri toplamak ve doğrulamak için mevcut altyapı, bazı ülkelerde yeterli düzeyde olmayabilir" dedi. Bilim insanı ayrıca Avrupa Birliği'nin Dünya gözlem programı Copernicus bünyesindeki araştırmacıların, küresel kapsama sahip gözleme dayalı bir karbondioksit izleme sistemi inşa ettiğine dikkat çekti. Bu sistemin hava durumu modelleriyle birleştirilmesi planlanıyor; böylece karbon emisyonlarının çok daha doğru biçimde takip edilmesi hedefleniyor.</p><h3>Uydu ölçümlerinin sınırları ve gelecekteki görevler</h3><p>Mevcut uydu teknolojisi karbondioksiti doğrudan ölçemiyor. TROPOMI aracı azot dioksiti tespit ediyor ve karbon emisyonu tahmini, ekibin kontrol ettiği aynı resmi kayıtlardan alınan bir orana dayanıyor. Bu durum, yöntemin belirli bir dairesellik içerdiği anlamına geliyor. Ancak araştırmacılar hesaplamayı farklı sektörlerden alınan oranlar ve ikinci bir bağımsız kayıt seti kullanarak tekrarladı. Kuzey Afrika ve Orta Doğu için karbon emisyonu boşluğu her denemede yüzde 29 ile 40 arasında kaldı; bu da bulguların tutarlılığını güçlendirdi.</p><p>TROPOMI uydusu öğleden sonra yaklaşık saat 13:30'da bölgelerin üzerinden geçiyor. Bu nedenle analiz, karbon emisyonu kaynaklarının gece saatlerinde veya şafak öncesinde nasıl bir salınım profili sergilediğini gösteremiyor. Çalışma yalnızca 2019 yılını kapsıyor ve sonraki dönemlere ilişkin herhangi bir veri içermiyor. Kayıt dışı kalan madenlerin ve gaz tesislerinin 2019'dan bu yana ne kadar karbon saldığını henüz kimse hesaplamadı.</p><p>Gelecekte bu eksiklikleri giderecek iki önemli uzay görevi geliştirme aşamasında bulunuyor: CO2M ve TANGO. Bu görevler karbondioksit ile azot dioksiti eş zamanlı olarak ölçecek ve böylece ödünç alınmış bir orana duyulan ihtiyacı tamamen ortadan kaldıracak. İlk CO2M uydusu 2027 yılı sonuna kadar fırlatma sağlayıcısına teslim edilecek. Bu yeni nesil uydular devreye girdiğinde, küresel karbon emisyonlarının izlenmesinde çok daha güvenilir ve bağımsız bir veri kaynağı oluşacak; ülkelerin resmi beyanlarının doğrulanması da kolaylaşacak.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/uydu-verileri-petrol-ve-g-247_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286619</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/cumhurbaskani-yardimcisi-yilmaz-milli-yetkinlik-hamlesinin-ikinci-yil-donumu-etkinliginde-konustu-286619</link>
      <pubDate>2026-08-06T14:35:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz "Milli Yetkinlik Hamlesi"nin ikinci yıl dönümü etkinliğinde konuştu:]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Milli Teknoloji Hamlesi milli teknoloji üretme irademizi, Milli Yetkinlik Hamlesi ise bu iradeyi sürdürecek, kalıcı hale getirecek insan gücümüzü temsil etmektedir." dedi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz "Milli Yetkinlik Hamlesi"nin ikinci yıl dönümü etkinliğinde konuştu:]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Savunma Sanayii Akademi tarafından yürütülen &quot;Milli Yetkinlik Hamlesi&quot;nin Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi&#39;nde düzenlenen ikinci yıl dönümü etkinliğine katıldı.</p><p>Program öncesinde Yılmaz, fuaye alanında yer alan stantlarda, Milli Yetkinlik Hamlesi kapsamındaki program ve projelere ilişkin Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün ve yetkililerden bilgi aldı.</p><p>Yılmaz, programda yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#39;ın liderliğinde savunma sanayisinde ortaya konulan güçlü iradenin, Türkiye&#39;yi kritik teknolojilerde kendi imkan ve kabiliyetlerine dayanan bir ülke konumuna taşıdığını söyledi.</p><p>Ankara&#39;da düzenlenen NATO Zirvesi&#39;nde Savunma Sanayii Forumu&#39;nun resmi programın bir parçası haline geldiğine işaret eden Yılmaz, zirvede Türk savunma sanayisinin uluslararası alanda geldiği yerin görüldüğünü vurguladı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42153003.jpg"/><p><b>- "YETKİNLİK AÇIĞINI, EN AZ TEKNOLOJİ AÇIĞI KADAR KRİTİK BİR MİLLİ GÜVENLİK MESELESİ OLARAK GÖRÜYORUZ"</b></p><p>Yılmaz, bugün bu kazanımları daha ileriye taşımanın, teknolojik üstünlüğü korumanın ve geleceğin rekabet ortamına hazırlanmanın yolunun, yarının teknolojilerini geliştirecek, üretecek ve sürdürülebilir kılacak yetkin insan kaynağına sahip olmaktan geçtiğini dile getirerek, kritik teknolojilerde dışa bağımlılığı azaltmanın yolunun, kritik bilgi ve becerilerde de dışa bağımlılığı azaltmak olduğunu belirtti.</p><p>&quot;Bu nedenle yetkinlik açığını, en az teknoloji açığı kadar kritik bir milli güvenlik meselesi olarak görüyoruz.&quot; diyen Yılmaz, savunma sanayisinde 120 bin civarında çalışan bulunduğunu ve yaş ortalamasının 34 olduğunu ifade etti.</p><p>Yılmaz, Türkiye&#39;nin on yıllar sonrasındaki stratejik insan kaynağını bugünden inşa etmenin, yeteneği keşfeden, geliştiren, tecrübeyi kuşaktan kuşağa aktaran ve kritik yetkinlikleri ülkede kalıcı hale getiren güçlü bir ekosistem kurmayı gerektirdiğini belirterek, &quot;Milli Teknoloji Hamlesi milli teknoloji üretme irademizi, Milli Yetkinlik Hamlesi ise bu iradeyi sürdürecek, kalıcı hale getirecek insan gücümüzü temsil etmektedir.&quot; diye konuştu.</p><p>ELMAS Programı ile öğrencilerin teknik eğitim, sektörle uyumlu atölyeler, mentörlük, teknik geziler ve kariyer imkanlarıyla daha okul sıralarındayken üretim ekosistemiyle buluştuğunu ifade eden Yılmaz, üniversiteler için kurgulanan savunma sanayisi eğitim modülleriyle gençlere savunma sanayisini tanıtan, uzmanlaşma alanlarını gösteren ve kariyer kararlarını bilinçli vermelerini sağlayan bir eğitim hattı sağlandığını söyledi.</p><p>Yılmaz, liseden üniversiteye, üniversiteden uzmanlığa ve yöneticiliğe uzanan kesintisiz bir yetkinlik yolculuğu oluşturduklarını belirterek, Savunma Sanayii Lise, Kampüs, KAPSÜL ve yükseköğrenim programlarıyla farklı yaş ve eğitim düzeylerine uygun gelişim yolları oluşturulduğunu, gençlerin fikirleri, emekleri ve yetkinlikleriyle savunma sanayisine katkı sunmalarının sağlandığını dile getirdi. </p><p>Savunma Kariyer ve Savunma Gelişim Platformları üzerinden yüz binlerce gence doğrudan erişim ve sürekli öğrenme imkanı sunulduğunu söyleyen Yılmaz, şöyle devam etti:</p><p>&quot;Nitelikli iş gücüne yapılan yatırım, orta ve uzun vadede daha yüksek katma değerli üretim ve ihracat kapasitesi olarak ekonomimize geri dönmektedir. Aynı şekilde yıllar içinde oluşturulan bilgi ve tecrübenin korunması ve yeni kuşaklara aktarılması da stratejik bir anlam taşımaktadır. Bu kapsamda geliştirilen mentörlük platformu &quot;Mentorus&quot; sayesinde usta ile çırağı buluşturuyor, kurumlarımızın hafızasını dijital çağın imkanlarıyla güvence altına alıyoruz.&quot;</p><p><b>- "BİRÇOK ALANDA ÇOK ÖNEMLİ GİRİŞİMLER İÇİNDEYİZ"</b></p><p>Milli Yetkinlik Hamlesi&#39;ni Türkiye sınırlarının ötesine taşıyarak küresel bir yetenek ağı oluşturduklarının altını çizen Yılmaz, şöyle konuştu:</p><p>&quot;Geçen yıl ihracatımız savunma sanayinde 10 milyar doları aştı. Dünyanın 11. ihracatçı ülkesi konumundayız şu anda. Bu yıl da çok iyi gidiyor artış oranları. İnşallah bu sene yeni bir ihracat rekoruna imza atacağız. Hedefimiz en kısa sürede ülkemizi ilk 10 ihracatçı ülke arasına sokmak. Bu rakamlar şunu da gösteriyor, Türkiye artık bu sektörde küresel bir oyuncu. Sadece bölgesinde değil, küresel düzeyde çok önemli bir konuma gelmiş durumda. Bazı ürünlerde birkaç ülkeden biri. İşte İHA&#39;larda, SİHA&#39;larda, birtakım önemli ürünlerde öne çıkan bir ülke konumundayız. Diğer ürünlerde de önemli gelişmeler sağlıyoruz. Çelik Kubbe Projemizden elektronik harp sistemlerine kadar birçok alanda çok önemli girişimler içindeyiz.&quot;</p><p>Yılmaz, &quot;Beyin göçünden beyin gücüne&quot; olarak adlandırılan bir programla ülkesine dönecek gençlere bu anlamda motivasyon sağlamaya çalıştıklarını ve bu süreçleri kolaylaştırmaya çalıştıklarını dile getirerek şunları kaydetti:</p><p>&quot;Bu programın somut sonuçlarını da görmeye başladık. 2025 yılında ASELSAN&#39;a yurt dışından katılanların sayısı ASELSAN&#39;dan yurt dışına gidenlerin yaklaşık 2,5 katına ulaşmış durumda. Daha önce gidenlerin sayısı çok daha fazla, gelenler çok daha azken bu yıl gelenler gidenlerin iki katından fazla toplamda baktığınızda. Dolayısıyla bu programımızın çalıştığını, başarılı olduğunu bu rakamlardan da görmüş oluyoruz.&quot;</p><p>Yılmaz, Milli Yetkinlik Hamlesi&#39;nin uluslararasılaşmasıyla Türkiye&#39;nin ürün ihraç eden gücünü bilgi, eğitim modeli ve yetkinlik yaklaşımı ihraç eden bir kapasiteye tamamlamayı hedeflediklerini belirterek, &quot;Milli Yetkinlik Hamlesi&#39;nin geride kalan iki yılının en güçlü karşılığı, bu süreçte yetkinliklerini geliştiren ve savunma sanayimizin geleceğine yön vermeye hazırlanan gençlerimizdir.&quot; dedi.</p><p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Milli Yetkinlik Hamlesi&#39;ni her yıl daha ileriye taşıyarak yetkinlik yolculuğu boyunca gençleri desteklemeyi sürdüreceklerini ve yeni programlarla insan kaynağı kapasitesini büyütmeye, ekosistemi geliştirmeye kararlılıkla devam edeceklerini söyledi.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/cumhurbaskani-yardimcisi--948_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286618</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/franco-uzerinden-hadsiz-benzetme-ertugrul-ozkok-ifade-icin-adliyeye-geldi-286618</link>
      <pubDate>2026-08-06T14:34:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Franco üzerinden hadsiz benzetme: Ertuğrul Özkök ifade için adliyeye geldi]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, katıldığı bir programdaki sözleri nedeniyle hakkında 'Cumhurbaşkanına hakaret' suçundan resen soruşturma başlatılan Ertuğrul Özkök ifade vermek için adliyeye geldi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Franco üzerinden hadsiz benzetme: Ertuğrul Özkök ifade için adliyeye geldi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, katıldığı bir programdaki sözleri nedeniyle hakkında 'Cumhurbaşkanına hakaret' suçundan resen soruşturma başlatılan Ertuğrul Özkök ifade vermek için adliyeye geldi.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/franco-uzerinden-hadsiz-b-685_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286617</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/sdgnin-entegrasyonu-mitin-masasinda-terorsuz-turkiye-adimlarinin-suriyeye-yansimasi-286617</link>
      <pubDate>2026-08-06T14:33:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[SDG'nin entegrasyonu MİT'in masasında! ''Terörsüz Türkiye'' adımlarının Suriye'ye yansıması]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Ankara'da bir araya geldi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[SDG'nin entegrasyonu MİT'in masasında! ''Terörsüz Türkiye'' adımlarının Suriye'ye yansıması]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Güvenlik kaynaklarından alınan bilgiye göre, görüşmede, Türkiye-Suriye ilişkileri ve ortak işbirliği alanları, komşu ülkelerle ilişkiler ve bölgesel istikrar, Lübnan&#39;da meydana gelen gelişmeler ve Suriye-Lübnan ilişkileri ele alındı.</p><p>Bununla birlikte &quot;Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi&quot;ne ilişkin hususların Suriye&#39;ye yansımaları da görüşüldü.</p><p><b>- SDG'NİN ENTEGRASYONU</b></p><p>Kalın ve Şeybani görüşmesinde, SDG&#39;nin entegrasyonu sürecinin ilerleyişinin yanı sıra terörle mücadele alanında işbirliğinin güçlendirilmesi hususlarına dikkat çekildi.</p><p>Suriye&#39;de SDG&#39;nin entegrasyonuna yönelik ilerleyen sürecin başarılı bir şekilde nihayete erdirilmesi amacıyla yapıcı adımlar atıldığına değinildi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42153245.jpg"/><p>Suriye hükümetinin istikrarın tesis edilmesine yönelik terör örgütü DEAŞ&#39;la mücadele faaliyetlerini etkin bir şekilde sürdürdüğünün altı çizildi.</p><p>Diğer taraftan ABD/İsrail-İran savaşının bölgeye siyasi ve ekonomik yansımaları, Suriye&#39;ye yönelik uygulanan yaptırımların ve yatırımların son durumu da ele alındı.</p><p>Görüşmede, Suriye&#39;nin son dönemde bölgesinde meydana gelen çatışmaların ve savaşların dışında kalma çabasının altı çizilerek, çatışmaların ve savaşın yıkıcı etkilerini yakın geçmişte tecrübe eden Suriye devleti ve halkının, bölgedeki istikrarın tesisi amacıyla başta komşu ülkeler olmak üzere bölgesine yönelik barışçıl bir tutum sergilediği vurgulandı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/sdgnin-entegrasyonu-mitin-538_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286616</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/bakan-kurum-92-bagimsiz-bolum-orman-yanginlarinda-hasar-gordu-286616</link>
      <pubDate>2026-08-06T14:43:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bakan Kurum: 92 bağımsız bölüm orman yangınlarında hasar gördü]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Muğla, Antalya, Aydın, Balıkesir ve Mersin'de çıkan orman yangınlarının ardından hasar tespit çalışmalarının tamamlandığını bildirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bakan Kurum: 92 bağımsız bölüm orman yangınlarında hasar gördü]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bakan Kurum, konuya ilişkin NSosyal hesabından yaptığı paylaşımında, &quot;Muğla, Antalya, Aydın, Balıkesir ve Mersin&#39;de 92 bağımsız bölüm ağır hasarlı veya yıkık olarak tespit edildi. Bugüne kadar olduğu gibi yine milletimizin yanında olacak ve yaraları hızlı bir şekilde saracağız. Tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun.&quot; ifadelerini kullandı.</p><p>Kurum&#39;un paylaştığı verilere göre, Muğla&#39;da 43, Antalya&#39;da 20, Aydın&#39;da 20, Balıkesir&#39;de 6, Mersin&#39;de 3 olmak üzere toplam 92 bağımsız bölüm ağır hasar gördü veya yıkıldı.</p><p>Hasar gören 92 bağımsız bölümün 58&#39;inin ise konut olduğu belirlendi.</p><p><b>- Bakan Yardımcısı Bulut, orman yangınından etkilenen mahalleleri ziyaret etti</b></p><p>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre de, sıcaklığın ve rüzgarın şiddetini artırdığı 29 Temmuz-2 Ağustos tarihleri arasında çıkan orman yangınları sonrası Bakanlığın Yapı İşleri Genel Müdürlüğü ekipleri bölgede hasar tespit çalışmalarını tamamladı.</p><p>Hasar tespit çalışmalarının tamamlanmasının ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Ömer Bulut, orman yangınından etkilenen Antalya&#39;nın Kumluca ilçesi Yazır Mahallesi ile Muğla&#39;nın Seydikemer ilçesindeki Bayır, Çatak, Dereköy ve Sarıyer mahallelerinde incelemelerde bulundu.</p><p>Koordinasyon toplantısında son durumu değerlendiren Bulut, vatandaşların taleplerini dinledi.</p><p>Bulut, ziyareti sırasında Bakan Kurum&#39;u arayarak, son durum hakkında bilgi verdi. Vatandaşlara seslenen Bakan Kurum da diğer afetlerde olduğu gibi burada da devletin tüm imkanlarıyla vatandaşların yanında olduğunu söyledi.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/bakan-kurum-92-bagimsiz-b-204_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286615</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/bakan-yumakli-ipard-iii-programi-kapsaminda-6343-milyon-lira-hibe-odemesi-yapildi-286615</link>
      <pubDate>2026-08-06T14:30:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bakan Yumaklı: IPARD-III Programı kapsamında 634,3 milyon lira hibe ödemesi yapıldı]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, IPARD-III Programı kapsamında temmuzda üreticilere ve yatırımcılara 634,3 milyon lira hibe ödemesi yaptıklarını bildirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bakan Yumaklı: IPARD-III Programı kapsamında 634,3 milyon lira hibe ödemesi yapıldı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yumaklı, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, söz konusu ödemelere ilişkin bilgi verdi.</p><p>Kırsal kalkınmaya ve üreticilere desteklerinin artarak devam ettiğini belirten Yumaklı, &quot;IPARD III Programı kapsamında temmuz ayında toplam 634,3 milyon lira hibe ödemesini üreticilerimizin ve yatırımcılarımızın hesaplarına aktardık. Kırsalı kalkındıran, üretime güç katan tüm girişimcilerimize hayırlı ve bereketli olsun.&quot; değerlendirmesinde bulundu.</p><p>Paylaşımda yer verilen bilgiye göre, tarımsal işletmelerin fiziki varlıklarına yönelik yatırımlara 514 milyon 996 bin lira, çiftlik faaliyetlerinin çeşitlendirilmesi ve iş geliştirmeye 72 milyon 270 bin lira, tarım ve balıkçılık ürünlerinin işlenmesi ve pazarlanması ile ilgili fiziki varlıklara yönelik yatırımlara 39 milyon 427 bin lira, LEADER yaklaşımı ve yerel kalkınma stratejilerinin uygulanması kapsamında 7 milyon 602 bin lira destek sağlandı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/bakan-yumakli-ipard-iii-p-748_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286614</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/spor/galatasaray-rafael-leao-ile-anlasti-286614</link>
      <pubDate>2026-08-06T14:46:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Galatasaray Rafael Leao ile anlaştı!]]></title>
      <category><![CDATA[Spor]]></category>
      <description><![CDATA[Yeni sezon hazırlıklarını sürdüren Galatasaray'da Rafael Leao transferi için kulübü Milan ile görüşmeler devam ediyor. Portekizli oyuncuyla belli seviyede anlaşan sarı kırmızılı yönetim Milan ile de pürüzleri gidermeye çalışıyor. İşte detaylar...]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Galatasaray Rafael Leao ile anlaştı!]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Galatasaray'da transfer çalışmaları sürüyor.</p><p>Hücum hattının kanadını güçlendirmek isteyen sarı kırmızılılar, Rafael Leao için Milan Kulübü ile görüşmelerine devam ediyor.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/detaykurtarld-060820264d26c19e.jpg"/><p>Yönetim, yıldız futbolcuyu renklerine bağlamak için yoğun çaba harcıyor.</p><p>Galatasaray'ın kiralama teklifine sıcak bakmayan İtalyan ekibi, Leao için kapıyı 50 milyon avrodan açmıştı. Sarı kırmızılılar, Milan'a bonservisle ilgili teklifini sundu.</p><p>Oyuncu tarafının yıllık garanti ücret konusunda 11-12 milyon avro civarında isteği bulunduğu belirtildi. Sarı kırmızılıların, bu maaş talebini karşılanabilir seviyede olduğunu düşündüğü ifade edildi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/8175af1ccfbd454cb116-060820260fad421a.jpg"/><p>Leao ile belli seviyede anlaşan yönetimin, Milan ile de pürüzleri gidermeye çalıştığı öğrenildi.</p><p>Portekizli oyuncunun, sarı kırmızılı takımdaki arkadaşlarından kulübe dair bilgi aldığı gelen haberler arasında.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/galatasaray-rafael-leao-i-588_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286613</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/andromeda-galaksisinde-yildiz-olusumu-neden-yavasladi-286613</link>
      <pubDate>2026-08-06T14:16:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Andromeda galaksisinde yıldız oluşumu neden yavaşladı?]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Andromeda galaksisi, Samanyolu'nun en yakın komşusu olarak biliniyor ve son yıllarda yıldız oluşumunda ciddi bir düşüş yaşanıyor. Washington Üniversitesi öncülüğünde yürütülen araştırma, Andromeda'daki yıldız üretiminin neden yavaşladığını ortaya koymaya çalışıyor. Bilim insanları, bu değişimin ardındaki kozmik olayları mercek altına aldı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Andromeda galaksisinde yıldız oluşumu neden yavaşladı?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Samanyolu'nun en yakın büyük komşusu olan Andromeda galaksisinde yıldız oluşumunda ciddi bir yavaşlama gözlendi. Washington Üniversitesi'nden astronom Tobin Wainer liderliğindeki ekip, Hubble Uzay Teleskobu'nun sağladığı yüksek çözünürlüklü verilerle Andromeda'nın yıldız üretim geçmişini detaylı biçimde inceledi. Araştırma, galaksinin 500 milyon yıl önce yılda bir Güneş kütlesi kadar yıldız oluştururken, bugün bu oranın beşte bir Güneş kütlesine kadar gerilediğini ortaya koydu. Bu hızlı düşüş, özellikle son 40 milyon yılda belirginleşti ve bilim dünyasında büyük merak uyandırdı.</p><h3>Washington Üniversitesi ekibinden çarpıcı yıldız sayımı</h3><p>Çalışma kapsamında, Andromeda galaksisinin diski iki büyük Hubble anketinin birleşimiyle haritalandı. Ekip, Panchromatic Hubble Andromeda Treasury ve güneydeki karşılığı olan anketin verilerini bir araya getirerek galaksinin farklı bölgelerinde yıldız oluşumunun izini sürdü. Toplamda yaklaşık 200 milyon bireysel yıldız tek tek analiz edildi. Bu yıldızların doğum zamanları ve renkleri, galaksinin hangi dönemlerde aktif olarak yıldız ürettiğini anlamada kritik rol oynadı. Özellikle mavi yıldızların varlığı, yakın geçmişte yoğun yıldız oluşumunun göstergesi kabul edildi. Araştırmacılar, galaksiyi binlerce 300 ışık yılı genişliğinde kareye bölerek, her bir bölgenin yıldız oluşum tarihini ayrıntılı biçimde inceledi. Bu yöntem, Andromeda'nın yıldız oluşumundaki yavaşlamayı bölgesel olarak da gözler önüne serdi.</p><h3>Andromeda'da yıldız üretimindeki düşüşün olası nedeni: M32 galaksisi şüpheli mi?</h3><p>Araştırma ekibi, Andromeda'daki yıldız oluşumundaki azalmada yakınındaki küçük galaksi M32'nin rol oynayıp oynamadığını da sorguladı. M32, gökyüzünde Andromeda'dan yaklaşık 16 bin ışık yılı uzaklıkta bulunuyor. Ancak üç boyutlu konumu tam olarak bilinmediği için, Andromeda'nın diskinden ne zaman geçtiğine dair kesin bir veri yok. Buna rağmen, güney anketinden elde edilen bulgular, M32 çevresindeki yıldız oluşumunun yaklaşık 60 milyon yıl önce yavaşladığını gösterdi. Bu zaman dilimi, Andromeda genelindeki yıldız üretimindeki azalma ile örtüşüyor. Ekip, M32'nin bu süreçte doğrudan etkili olup olmadığını kesin olarak söyleyemese de, onu en önemli şüphelilerden biri olarak değerlendiriyor. Çarpışma veya yakın geçiş gibi kozmik olayların, galaksi içindeki gaz ve tozun dağılımını değiştirerek yıldız oluşumunu yavaşlatabileceği düşünülüyor.</p><h3>Andromeda'nın yıldız geçmişi ve yeni gözlem planları</h3><p>Andromeda galaksisi, yaklaşık 2,5 milyon ışık yılı uzaklığıyla astronomlara evrenin evrimine dair eşsiz bir pencere sunuyor. Daha önceki araştırmalar, yaklaşık 2 milyar yıl önce Andromeda'da büyük bir yıldız oluşum patlaması yaşandığını ortaya koymuştu. Bu patlamanın, başka bir galaksiyle çarpışma veya yakın bir geçiş sonucu tetiklendiği tahmin ediliyor. Ancak son 500 milyon yılda yıldız üretiminde istikrarlı bir düşüş yaşandı ve son 40 milyon yılda bu azalma daha da hızlandı. Bugün ise yıldız oluşumu yılda beşte bir Güneş kütlesine kadar düştü. Washington Üniversitesi ekibi, Hubble verileriyle elde edilen bu bulguları yer tabanlı teleskoplardan alınacak gözlemlerle birleştirmeyi planlıyor. Ayrıca, NASA'nın 2026'da fırlatmayı planladığı Nancy Grace Roman Uzay Teleskobu ile Andromeda'nın daha geniş alanlarda, çok daha fazla yıldızla incelenmesi hedefleniyor. Bu gelişmeler, Andromeda galaksisinin evrimi ve yıldız oluşumundaki değişimin nedenleri konusunda yeni ipuçları sunabilir.</p><h3>Andromeda galaksisi neden önemli?</h3><p>Andromeda galaksisi, Samanyolu'na olan yakınlığı ve büyüklüğü sayesinde astronomlar için benzersiz bir laboratuvar görevi görüyor. Yüz milyonlarca yıldızı tek tek gözlemleme imkânı sunan Andromeda, yıldız oluşum süreçlerinin ve galaksi evriminin anlaşılması açısından kritik bir öneme sahip. Araştırmanın ortak yazarlarından Ben Williams, "Bireysel yıldızları analiz etmek, galaksinin geçmişine dair fosil kayıtlarını incelemek gibidir" diyerek bu çalışmaların değerini vurguladı. Hubble'ın sunduğu yüksek çözünürlüklü görüntüler, Andromeda'nın yıldız oluşumunun detaylı biçimde haritalanmasını sağladı. Önümüzdeki yıllarda yeni teleskoplarla elde edilecek veriler, Andromeda'nın geçmişine ve geleceğine ışık tutacak.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/andromeda-galaksisinde-yi-313_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286612</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/spor/hradec-kralove-besiktas-maci-saat-kacta-hangi-kanalda-besiktas-dalya-pesinde-286612</link>
      <pubDate>2026-08-06T13:58:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Hradec Kralove-Beşiktaş maçı saat kaçta, hangi kanalda? Beşiktaş dalya peşinde]]></title>
      <category><![CDATA[Spor]]></category>
      <description><![CDATA[Beşiktaş, UEFA Avrupa Ligi üçüncü eleme turunda bugün Çekya temsilcisi Hradec Kralove ile karşılaşacak. Siyah-Beyazlı ekip galip gelmesi halinde Avrupa kupalarındaki 100. galibiyetini elde edecek. Peki, Hradec Kralove-Beşiktaş maçı bugün saat kaçta, hangi kanalda? İşte maç öncesi son detaylar: ]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Hradec Kralove-Beşiktaş maçı saat kaçta, hangi kanalda? Beşiktaş dalya peşinde]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p><b>UEFA Avrupa Ligi'ndeki yolculuğunda Midtjylland engelini kayıpsız aşarak moral depolayan Beşiktaş, bugün 3. eleme turu ilk maçında Çekya temsilcisi Hradec Kralove ile deplasmanda karşılaşacak.</b></p><b>MAÇ SAAT KAÇTA, HANGİ KANALDA?</b><p></p><b>Siyah-beyazlı ekip, bugün (6 Ağustos) TSİ 20.00'de Hradec Kralove ile karşılaşacak. Malsovicka Arena'daki karşılaşma TV 100 ve S Sport Plus'ta yayınlanacak. </b><p></p>Müsabakayı Romanya Futbol Federasyonundan Horatiu Feşnic yönetecek. Feşnic'in yardımcılıklarını Alexandru Cerei ile Alexandru Mihai Voda yapacak.<p></p>2026-2027 sezonunda çıktığı iki resmi maçı da kazanan Beşiktaş, UEFA Avrupa Ligi ikinci eleme turunda Danimarka ekibi <b>Midtjylland'ı </b>eleyerek Hradec Kralove'nin rakibi oldu.<br>Hradec Kralove ise ikinci eleme turunda Norveç temsilcisi <b>Tromsö'yü</b> 3-1 ve 1-0'lık skorlarla mağlup ederek üçüncü tura yükseldi.<br><p></p><b>RÖVANŞ 13 AĞUSTOS'TA</b><p></p>İki takım arasındaki rövanş karşılaşması <b>13 Ağustos Perşembe günü </b>İstanbul'da oynanacak.<br>Bu turu geçen ekip, <b>Dinamo Zagreb ile Kauno Zalgiris</b> eşleşmesinin kaybedeniyle UEFA Avrupa Ligi play-off turunda karşı karşıya gelecek. Bu turda elenen takım ise UEFA Konferans Ligi play-off turunda <b>Panathinaikos-CSKA 1948 </b>eşleşmesinin galibiyle mücadele edecek.<p></p><b>BEŞİKTAŞ DALYA PEŞİNDE</b><p></p><p>Siyah-beyazlı futbol takımı, Avrupa kupalarında oynadığı 260 maçın 99&#39;unu kazanırken 50&#39;sinde berabere kaldı, 111 müsabakada ise mağlup oldu.</p><p>Avrupa arenasında 351 kez gol sevinci yaşayan Beşiktaş, kalesinde ise 395 gol gördü.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/05/42145734.jpg"/><p>Siyah-beyazlı ekip, 1959 yılında başlayan Avrupa kupaları serüveninde eleme turları dahil Türkiye&#39;yi yurt dışında 47 kez temsil etti.</p><p>Beşiktaş, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası ve UEFA Şampiyonlar Ligi&#39;nde 19, Avrupa Kupa Galipleri Kupası&#39;nda 7, UEFA Kupası ve UEFA Avrupa Ligi&#39;nde 19 ve UEFA Konferans Ligi&#39;nde ise 2 kez mücadele etti.</p><p><b>Çek ekipleriyle 7. randevu</b></p><p>Avrupa kupalarında 260 karşılaşmayı geride bırakan Beşiktaş, Çekya temsilcileriyle yedinci kez karşı karşıya gelecek.</p><p>Daha önce Çekya&#39;nın Slavia Prag, Sparta Prag ve Viktoria Plzen takımlarıyla karşılaşan siyah-beyazlılar bu maçlardan 3&#39;ünü kazanırken 2 maçta mağlup oldu, 1 müsabaka ise beraberlikle sona erdi.</p><p><b>UEFA Avrupa Ligi'nde 136. maç</b></p><p>Beşiktaş, Avrupa futbolunun kulüpler düzeyindeki 2 numaralı organizasyonunda daha önce 135 maça çıktı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/05/42145742.jpg"/><p>Siyah-beyazlılar, 1955 yılında Fuar Şehirleri Kupası adıyla düzenlenmeye başlanan, 1971-1972 sezonundan itibaren UEFA Kupası, 2009-2010 sezonundan bu yana ise UEFA Avrupa Ligi adıyla düzenlenen organizasyonda 59 galibiyet elde etti. Rakipleriyle 25 kez berabere kalan Beşiktaş, 51 maçta mağlup oldu.</p><p>Söz konusu organizasyonda 212 gol kaydeden Beşiktaş, kalesinde 180 gol gördü.</p><p><b>Avrupa'da 3 kez çeyrek final oynadı</b></p><p>Siyah-beyazlılar, Avrupa kupalarında 3 kez çeyrek final oynadı.</p><p>Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası&#39;nda 1986-1987 sezonunda adını çeyrek finale yazdıran siyah-beyazlılar, UEFA Kupası&#39;nda 2002-2003&#39;te son 8 takım arasında yer aldı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/05/42145744.jpg"/><p>Beşiktaş, 2016-2017 sezonunda da UEFA Avrupa Ligi&#39;nde çeyrek finale yükselirken bu turda penaltılar sonucunda Olimpik Lyon&#39;a elenerek organizasyona veda etti.</p><p><b>En farklı galibiyeti B36 Torshavn'a karşı</b></p><p>Beşiktaş, Avrupa kupalarındaki en farklı skorlu galibiyetini Faroe Adaları temsilcisi B36 Torshavn karşısında aldı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/05/42145747.jpg"/><p>Siyah-beyazlılar, 2018-2019 sezonunda UEFA Avrupa Ligi 2. eleme turunda sahasında B36 Torshavn&#39;ı 6-0 yendi.</p><p>2002-2003 sezonunda da UEFA Kupası 1. tur rövanş maçında Bosna Hersek temsilcisi Saraybosna&#39;ya konuk olan Beşiktaş, sahadan 5-0 galip ayrıldı.</p><p>Siyah-beyazlılar ayrıca UEFA Avrupa Ligi&#39;nde İsrail&#39;in Maccabi Tel Aviv ve İsviçre&#39;nin Lugano ekibini 5-1&#39;lik skorlarla mağlup etti.</p><b>EN GOLCÜ İSİM</b><p></p><p>Siyah-beyazlı takımın Avrupa kupalarındaki en golcü oyuncusu ünvanını yaklaşık 30 yıldır <b>Oktay Derelioğlu </b>elinde bulunduruyor.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/05/42145749.jpg"/><p>Beşiktaş formasıyla 1993-1999 yılları arasında Avrupa&#39;da 14 gol atan ilk sıradaki Oktay Derelioğlu&#39;nu, 13&#39;er kez fileleri havalandıran Vincent Aboubakar ile Cenk Tosun takip ediyor. Siyah-beyazlılarda Ricardo Quaresma ile Bobo da Avrupa&#39;da 12&#39;şer gol kaydetti.</p><p>Beşiktaş&#39;ın mevcut kadrosunda bulunan oyunculardan Milot Rashica&#39;nın 4, kaptan Orkun Kökçü ve Semih Kılıçsoy&#39;un ise 2&#39;şer golü bulunuyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/hradec-kralove-besiktas-m-425_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286611</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/500-binden-fazla-cocuga-ulasan-dev-yaz-hareketi-tugva-istanbulun-en-buyuk-organizasyonlari-286611</link>
      <pubDate>2026-08-06T13:47:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[500 Binden Fazla Çocuğa Ulaşan Dev Yaz Hareketi: TÜGVA, İstanbul'un En Büyük Organizasyonlarından Birine İmza Atıyor]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[TÜGVA, İstanbul'da yaz boyunca 39 ilçede eş zamanlı yürüttüğü Yaz Okulu, Meydan Şenlikleri ve Seyyah Yaz Okulu programlarıyla yüz binlerce çocuk ve genci spor, eğitim, oyun ve sosyal etkinliklerle buluşturuyor. Okullarda gerçekleştirilen Yaz Okulu programlarına yaklaşık 200 bin öğrenci kayıt yaptırırken, Meydan Şenlikleri kapsamında ise 500 binden fazla çocuğa ulaşıldı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[500 Binden Fazla Çocuğa Ulaşan Dev Yaz Hareketi: TÜGVA, İstanbul'un En Büyük Organizasyonlarından Birine İmza Atıyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul'da yaz tatili bu yıl çocuklar için yalnızca bir dinlenme dönemi olmadı. Türkiye Gençlik Vakfı'nın İstanbul genelinde gerçekleştirdiği Yaz Okulu, Meydan Şenlikleri ve Seyyah Yaz Okulu programları, şehrin dört bir yanında çocukların eğlenerek öğrendiği, spor yaptığı ve sosyalleştiği kapsamlı bir yaz hareketine dönüştü.</p><p>TÜGVA'nın 39 ilçede eş zamanlı yürüttüğü üç ayrı program, farklı yaş gruplarındaki çocuk ve gençlere ulaşırken İstanbul'un en geniş katılımlı yaz dönemi organizasyonlarından biri olarak öne çıktı.</p><p><b>OKULLARDA YAKLAŞIK 200 BİN KAYITLI ÖĞRENCİ</b></p><p>TÜGVA'nın İstanbul genelindeki okullarda düzenlediği Yaz Okulu programları, yaklaşık 200 bin kayıtlı öğrencinin katılımıyla devam ediyor.</p><p>Programlar kapsamında öğrenciler; sportif faaliyetler, kültürel etkinlikler, eğitici çalışmalar, atölyeler ve takım oyunlarıyla buluşuyor. Çocukların yaz tatilini verimli geçirmesini amaçlayan faaliyetler, aynı zamanda arkadaşlık, dayanışma ve ekip çalışması kültürünün gelişmesine katkı sağlıyor.</p><p><b>MEYDAN ŞENLİKLERİYLE 500 BİNDEN FAZLA ÇOCUĞA ULAŞILDI</b></p><p>İstanbul'un birçok noktasında düzenlenen Meydan Şenlikleri ise çocuklar ve aileler tarafından yoğun ilgiyle karşılandı.</p><p>Gün boyunca devam eden organizasyonlarda geleneksel sporlar, şişme oyun parkurları, sahne gösterileri, yarışmalar, bilim ve sanat atölyeleri, takım oyunları ve çeşitli ikramlar yer aldı.</p><p>Meydanlara gelen çocukların ücretsiz olarak katıldığı etkinlikler sayesinde kısa sürede 500 binden fazla çocuğa ulaşıldı. Böylece TÜGVA'nın Meydan Şenlikleri, İstanbul'un en geniş katılımlı açık alan çocuk etkinliklerinden biri haline geldi.</p><p><b>SEYYAH YAZ OKULU CAMİLERDE ÇOCUKLARLA BULUŞUYOR</b></p><p>TÜGVA'nın yaz döneminde yürüttüğü bir diğer önemli çalışma olan Seyyah Yaz Okulu da Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki Kur'an kurslarında eğitim gören öğrencilerle buluşmayı sürdürüyor.</p><p>İstanbul'un 39 ilçesindeki camileri ziyaret eden ekipler; sportif oyunlar, eğitici etkinlikler, takım çalışmaları ve sosyal aktiviteler düzenliyor. Program kapsamında çocuklara çeşitli hediyeler ve ikramlar da sunuluyor.</p><p>Seyyah Yaz Okulu sayesinde camiler, yaz boyunca yalnızca eğitim verilen mekânlar değil; çocukların oyun oynadığı, arkadaşlık kurduğu, sosyalleştiği ve keyifli vakit geçirdiği yaşam alanlarına dönüşüyor.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/img2570-0608202602c785ab.jpg"/><p><b>BEYTULLAH ÇİÇEN: "ÇOCUKLARIMIZIN NEŞESİNİ İSTANBUL'UN HER KÖŞESİNE TAŞIYORUZ"</b></p><p>TÜGVA İstanbul İl Temsilcisi Beytullah Çiçen, yürütülen çalışmaların yalnızca etkinlik düzenlemekten ibaret olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:</p><p>"Çocuklarımızın yaz tatilini ekran başında değil; arkadaşlarıyla birlikte oyun oynayarak, spor yaparak, öğrenerek ve yeni hatıralar biriktirerek geçirmelerini istiyoruz. Okullarımızda gerçekleştirdiğimiz Yaz Okulu programlarımızda yaklaşık 200 bin kayıtlı öğrencimiz bulunuyor. Meydan Şenliklerimizle ise İstanbul'un dört bir yanında 500 binden fazla çocuğumuza ulaştık. Seyyah Yaz Okulumuzla da camilerimizde eğitim gören evlatlarımızın yanına gidiyoruz. Çocuklarımızın mutluluğu ve ailelerimizin memnuniyeti bizim için en büyük motivasyon."</p><p>Programların farklı kurumların katkılarıyla gerçekleştirildiğini ifade eden Çiçen, sözlerini şöyle sürdürdü:</p><p>"Projemize katkı sunan ve destek veren İstanbul Valiliğimiz ile İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürlüğümüzün destekleri; BTK Akademi Tırı ve Türkiye Geleneksel Spor Dalları Federasyonumuzun Tırı ile çocuklarımızı birbirinden değerli etkinliklerle buluştu, çocuklarımızın hem eğlenerek öğrenmelerine hem de kültürel ve teknolojik kazanımlar elde etmelerine vesile olan bu anlamlı organizasyona katkı sağlayan tüm kurum ve paydaşlarımıza, ayrıca büyük bir özveriyle emek veren gönüllülerimize gönülden teşekkür ediyorum."</p><p>TÜGVA, Yaz Okulu, Meydan Şenlikleri ve Seyyah Yaz Okulu programlarının yanı sıra yıl boyunca İstanbul'un 39 ilçesinde çocuklara ve gençlere yönelik eğitim, kültür, sanat, spor ve sosyal sorumluluk alanlarında çalışmalar yürütüyor. Ortaokul, lise ve üniversite öğrencilerine yönelik eğitimler, kamplar, atölyeler, sportif faaliyetler, kültürel programlar ve gönüllülük projeleriyle yüz binlerce çocuk ve gence ulaşıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/500-binden-fazla-cocuga-u-120_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286610</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/bilim-insanlari-uykunun-not-ortalamasina-etkisini-ortaya-koydu-286610</link>
      <pubDate>2026-08-06T13:32:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bilim insanları uykunun not ortalamasına etkisini ortaya koydu]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Pittsburgh Üniversitesi'nde yürütülen geniş kapsamlı bir araştırma, üniversite öğrencilerinin uyku düzenlerinin akademik başarı üzerinde doğrudan etkili olduğunu ortaya koydu. Uyku teşvikiyle öğrencilerin not ortalamaları anlamlı şekilde yükseldi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bilim insanları uykunun not ortalamasına etkisini ortaya koydu]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Pittsburgh Üniversitesi'nde gerçekleştirilen kapsamlı bir saha araştırmasında, üniversite öğrencilerinin uyku alışkanlıkları ile akademik başarıları arasındaki ilişki mercek altına alındı. Çalışmada, 1.100'den fazla öğrenciye yedi saatlik uyku hedefini tutturanlara küçük nakit ödüller verildi. Dönem sonunda, uyku teşviki alan öğrenciler yalnızca daha düzenli ve uzun uyumakla kalmadı, aynı zamanda not ortalamalarında da belirgin bir artış yaşadı. Bu sonuç, akademik başarının sadece ders çalışmak veya ek destek almakla değil, uyku gibi günlük alışkanlıklarla da doğrudan bağlantılı olabileceğini gösterdi.</p><h3>Pittsburgh Üniversitesi'nden anlamlı uyku teşviki</h3><p>Çalışmanın başında, araştırmaya katılan öğrencilerin büyük çoğunluğunun önerilen uyku süresinin gerisinde kaldığı tespit edildi. Öğrenciler ortalama olarak gecede sadece 6,6 saat uyuyordu. Hafta içi gecelerde ise yalnızca yüzde 43'ü tavsiye edilen yedi saatlik uykuya ulaşabiliyordu. Katılımcıların yüzde 85'inden fazlası, her hafta en az bir gece bu hedefin altında kalıyordu. Ayrıca, öğrencilerin yaklaşık yarısı sabah 1'den sonra yatağa gidiyor, her dört öğrenciden biri ise sabah 2'den sonra uykuya dalıyordu. Bu veriler, uyku eksikliğinin üniversite öğrencileri arasında yaygın ve kronik bir sorun olduğunu net biçimde ortaya koydu. Pittsburgh Üniversitesi'nin bu teşvik programı, uyku alışkanlıklarını iyileştirerek öğrencilerin genel yaşam kalitesini ve akademik performansını artırmayı hedefledi.</p><h3>Uyku teşvikiyle notlarda gözle görülür iyileşme</h3><p>Araştırmada öğrencilere, yedi saatlik uyku hedefini doğruladıkları her gece için yaklaşık 4,75 dolar nakit ödül sunuldu. Bu teşvikler, FitBit cihazları ve özel bir akıllı telefon uygulaması aracılığıyla takip edildi. Uygulama, öğrencilere yatma zamanı hatırlatmaları gönderdi, sabahları geri bildirim sağladı ve başarıya anında dijital ödül verdi. Sonuçlar, uyku teşvikinin etkisini açıkça ortaya koydu: Yedi saat veya daha fazla uyunan gecelerin oranı yüzde 26 yükseldi ve hafta içi ortalama uyku süresi 19 dakika arttı. Teşvikler sona erdikten sonra bile öğrenciler, ortalama sekiz dakikalık kalıcı bir uyku artışı sağladı. Akademik açıdan ise, teşvik grubundaki öğrencilerin dönem sonu not ortalamalarında 0,075 ile 0,089 puanlık bir artış gözlendi. Bu, geleneksel mali yardım programlarının iki katı kadar akademik fayda sağlarken, maliyetin dörtte birinden daha düşük bir harcamayla elde edildi.</p><h3>Yeni başlayan öğrenciler ve STEM derslerinde en yüksek kazanç</h3><p>Uyku teşvikinin etkisi, öğrenci grupları arasında farklılık gösterdi. Özellikle üniversiteye yeni başlayan, ilk kez bağımsız yaşayan birinci sınıf öğrencileri, hem uyku düzenlerinde hem de notlarında en güçlü iyileşmeleri yaşadı. Ayrıca, STEM (fen, teknoloji, mühendislik ve matematik) alanındaki derslerde ve öğle saatlerine denk gelen derslerde öğrenciler, akademik başarıda en büyük artışı elde etti. Bu bulgu, iyi dinlenmiş öğrencilerin günün en zorlayıcı saatlerinde daha verimli ve odaklanmış olabildiğini gösterdi. Araştırmacılar, uyku teşvikiyle öğrencilerin sadece daha fazla uyumadığını, aynı zamanda zaman yönetimi ve günlük rutinlerinde de olumlu değişiklikler yaşadığını vurguladı.</p><h3>Daha düzenli uyku, azalan ekran süresi ve stres yönetimi</h3><p>Uyku teşvik programı, öğrencilerin günlük yaşamında da önemli değişikliklere yol açtı. Katılımcıların uyku programları daha düzenli hale geldi ve gece ekran başında geçirilen süre azaldı. Öğrenciler, özellikle geç saatlerde yapılan video izleme veya sosyal medya kullanımı gibi alışkanlıklarını azaltarak, uykuya daha erken yöneldi. Toplam çalışma sürelerinde belirgin bir değişim görülmese de, öğrenciler çalışma saatlerini daha çok sabah saatlerine kaydırdı. Müdahale, fiziksel aktivite veya dönem sonu zihinsel sağlık puanlarında ölçülebilir bir değişiklik yaratmasa da, öğrenciler stres yönetimi konusunda kendilerini daha iyi hissettiklerini belirtti. Bu durum, düzenli ve kaliteli uykunun genel iyilik haline katkı sağladığını bir kez daha ortaya koydu.</p><h3>Pittsburgh Üniversitesi'nin akademik performansta çığır açan yaklaşımı</h3><p>Üniversiteler, genellikle öğrenci başarısını artırmak için özel dersler, mali yardım programları ve akademik destek hizmetlerine büyük yatırımlar yapıyor. Ancak bu tür girişimler yüksek maliyetli olabiliyor ve sonuçları her zaman kesin olarak ölçülemiyor. Pittsburgh Üniversitesi'nde yürütülen bu araştırma ise, akademik performansı artırmanın en etkili ve ekonomik yollarından birinin uyku düzenini iyileştirmek olduğunu ortaya koydu. Araştırma ekibinin lideri Osea Giuntella, "Sonuçlarımız, öğrencilerin daha fazla ve daha iyi uyumasına yardımcı olmanın, geleneksel akademik müdahaleler kadar etkili olabileceğini, üstelik çok daha düşük maliyetle gerçekleştiğini gösteriyor" dedi. Bu çalışma, uyku teşviki gibi basit ve uygulanabilir yöntemlerin, üniversite öğrencilerinin başarı grafiğini yükseltmede önemli bir rol oynayabileceğini göstererek eğitim politikalarında yeni bir bakış açısı sundu.</p><p>Pittsburgh Üniversitesi'nin yürüttüğü bu araştırma, üniversite öğrencilerinin uyku düzenlerinin akademik başarı üzerinde ne kadar kritik bir rol oynadığını gözler önüne serdi. Uyku teşvikiyle elde edilen başarı, hem öğrencilerin hem de eğitim kurumlarının gelecekteki stratejilerinde uykuya daha fazla önem vermesi gerektiğine işaret ediyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/bilim-insanlari-uykunun-n-653_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286609</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/binlerce-starlink-uydusu-atmosfer-arastirmalari-icin-dev-bir-sensor-agina-donustu-286609</link>
      <pubDate>2026-08-06T13:31:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Binlerce Starlink uydusu atmosfer araştırmaları için dev bir sensör ağına dönüştü]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Kyoto Üniversitesi'nin öncülüğünde yürütülen yeni bir araştırma, SpaceX'in Starlink uydularını kullanarak Dünya'nın üst atmosferindeki gizli değişiklikleri gün yüzüne çıkardı. 1.200'den fazla uydu verisiyle yapılan analiz, termosferin yoğunluğunu haritalamada bir ilki temsil ediyor ve uzayda çarpışma riskine karşı kritik bilgiler sunuyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Binlerce Starlink uydusu atmosfer araştırmaları için dev bir sensör ağına dönüştü]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kyoto Üniversitesi Sürdürülebilir İnsan Atmosferi Araştırma Enstitüsü'nden Mamoru Yamamoto liderliğinde gerçekleştirilen kapsamlı bir çalışma, SpaceX'in Starlink uydularını kullanarak Dünya'nın üst atmosferinde daha önce görülmemiş ayrıntıda bir haritalama gerçekleştirdi. Araştırmada, alçak Dünya yörüngesinde dönen 1.200'den fazla Starlink uydusundan elde edilen verilerle, yaklaşık 300 mil (482 kilometre) yükseklikteki termosferin yoğunluğu analiz edildi. Bu yöntemle, atmosferin neredeyse görünmez olan bu katmanındaki değişimler ortaya çıkarıldı ve elde edilen bulgular, uzayda artan uydu sayısı nedeniyle giderek büyüyen çarpışma risklerine karşı önemli bir adım olarak değerlendirildi.</p><h3>Kyoto Üniversitesi'nden Starlink ile atmosfer haritalamasında yeni dönem</h3><p>Kyoto Üniversitesi'nden Mamoru Yamamoto ve ekibi, Starlink uydularının yörüngesindeki küçük değişimleri takip ederek, atmosferdeki yoğunluk farklılıklarını tespit etti. Termosfer, Dünya yüzeyinin yaklaşık 100 ile 1.000 kilometre arasında uzanan ve büyük oranda nötr gazlardan oluşan bir katman olarak biliniyor. Bu katmanın gözlemlenmesi, iyonosferin aksine radyo dalgalarıyla kolayca yapılamıyor. Ancak Yamamoto'nun geliştirdiği yöntem sayesinde, Starlink uydularının yörüngelerindeki sürüklenme miktarı dikkatlice ölçülerek atmosferin yoğunluk profili çıkarıldı. Özellikle tıbbi görüntülemede kullanılan tomografi tekniği, bu çalışmada atmosferin üç boyutlu haritasını oluşturmak için Starlink verileriyle birleştirildi. Böylece, termosferdeki anlık enlem-boylam yoğunluk dağılımı ilk kez bu kadar ayrıntılı şekilde gözler önüne serildi.</p><h3>Starlink verileriyle çarpışma riskine karşı önemli adım</h3><p>Yamamoto'nun ekibi, elde edilen verilerin doğruluğunu Avrupa Uzay Ajansı'nın SWARM uydularından bağımsız olarak toplanan atmosferik yoğunluk ölçümleriyle karşılaştırdı. SWARM uyduları, atmosferin farklı yüksekliklerinde yoğunluk verisi sunarken, Starlink uydularından gelen bilgilerle yapılan tomografik haritalama, SWARM'ın ölçümleriyle büyük oranda örtüştü. 1 Eylül ile 7 Eylül 2025 tarihleri arasında alınan 19 farklı veri setinde, Starlink tabanlı yoğunluk tahminleri SWARM'ın ölçümlerinin ortalama yüzde 95'ine ulaştı. Bu yüksek uyum, yöntemin güvenilirliğini kanıtladı ve uzayda artan uydu trafiğiyle birlikte çarpışma riskinin daha iyi öngörülmesini sağladı. Özellikle, termosferin yoğunluk zirvesi belirli enlem ve boylamlarda net şekilde tespit edildi ve bu veri, mevcut atmosfer modelleriyle de uyum gösterdi.</p><h3>Mühendislik ve bilim iş birliğiyle uzayda yeni bir çağ</h3><p>Çalışmanın lideri Mamoru Yamamoto, projenin uzay bilimi ile uzay mühendisliğini bir araya getiren çok disiplinli bir yaklaşım sunduğunu vurguladı. Yamamoto'ya göre, her iki alandaki araştırmacılar arasında daha derin bir iletişim ihtiyacı bulunuyor. Bu çalışma, Starlink uydularının yörünge verilerinden atmosferik bilgi çıkarma konusunda önceki araştırmaların ötesine geçerek, termosferin hem zaman hem yükseklik hem de enlem-boylam düzleminde ayrıntılı haritasını oluşturdu. Böylece, uzayda faaliyet gösteren uydu operatörleri için daha hassas tahminler ve güvenli yörünge planlaması mümkün hale geldi. Yamamoto'nun daha önceki çalışmaları, yalnızca yükseklik ve zamana odaklanırken, bu yeni yöntemle Dünya'nın üst atmosferinin yatay yapısı da detaylı biçimde ortaya kondu.</p><h3>Starlink ağı ile gerçek zamanlı atmosfer izleme hedefi</h3><p>Starlink uydularının oluşturduğu geniş sensör ağı, gelecekte atmosferin yoğunluğunun neredeyse gerçek zamanlı izlenmesine kapı aralıyor. Özellikle yörüngede giderek artan uydu sayısı ve uzay enkazı, çarpışma riskini her geçen yıl daha da yükseltiyor. Bu nedenle, termosferdeki yoğunluk değişimlerinin anlık takibi, hem uzay bilimcileri hem de mühendisler için kritik önem taşıyor. Yamamoto'nun yöntemi, mevcutta geniş ve günlük desenleri yakalamada başarılı olsa da, daha ince dalgalanmaların tespiti için çözünürlüğün artırılması gerekiyor. Starlink uydularının 53 derecelik eğimle hareket etmesi nedeniyle yüksek enlemlerde bazı boşluklar oluşuyor. Gelecekte, farklı yörüngelerden ve eğimlerden elde edilecek yeni uydu verileriyle bu eksikliklerin giderilmesi planlanıyor. Böylece, atmosferin farklı katmanlarında ve bölgelerinde daha kapsamlı bir izleme sistemi kurulabilecek.</p><h3>Termosferin haritalanmasında Starlink ile bir ilk</h3><p>Yamamoto ve ekibi, kamuya açık ve gerçek uydu verileriyle termosferin tomografik haritasını oluşturmanın, bilim dünyası için önemli bir dönüm noktası olduğunu belirtiyor. Bu yöntem, yalnızca simülasyonlara dayalı modellerle sınırlı kalmayıp, doğrudan gözleme dayalı gerçek verilerle atmosferin karmaşık yapısını anlamaya olanak tanıyor. Elde edilen sonuçlar, hem bilimsel araştırmalar hem de uzayda faaliyet gösteren şirketler için daha güvenli ve öngörülebilir bir çalışma ortamı sunuyor. Yamamoto, mevcut sonuçların henüz erken aşamada olduğunu ve çözünürlüğün artırılması gerektiğini vurgulasa da, bu yaklaşımın uzay bilimi ile mühendislik arasında yeni bir iş birliği kapısı açtığını ifade ediyor.</p><p>Sonuç olarak, Starlink uydularının sağladığı verilerle gerçekleştirilen bu çalışma, Dünya'nın üst atmosferinin daha önce ulaşılması güç detaylarını ortaya koydu. Elde edilen bilgiler, uzayda artan uydu sayısı ve çarpışma riskleri karşısında hem bilimsel hem de pratik açıdan büyük bir öneme sahip. Gelecekte, farklı uydu ağlarının da bu tür çalışmalara entegre edilmesiyle, atmosferin izlenmesi daha da hassas ve kapsamlı hale gelecek.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/binlerce-starlink-uydusu--563_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286608</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/kirmizi-isik-terapisi-ile-diz-agrisinda-yeni-donem-286608</link>
      <pubDate>2026-08-06T13:30:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Kırmızı ışık terapisi ile diz ağrısında yeni dönem]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Kırmızı ışık terapisi, son dönemde diz ağrısı tedavisinde umut vadediyor. Ancak uzmanlar, doğru dalga boyunun ve cihaz seçiminin belirleyici olduğunu vurguluyor. Yanlış uygulama, beklenen faydanın önüne geçebilir.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Kırmızı ışık terapisi ile diz ağrısında yeni dönem]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kırmızı ışık terapisi, son yıllarda cilt bakımındaki popülerliğinin ardından diz ağrısı tedavisinde de gündeme taşındı. Özellikle sosyal medya platformlarında, bu yöntemin diz ağrılarını hafiflettiğine dair iddialar hızla yayıldı. Konuya ilişkin uzman görüşleri ve bilimsel araştırmalar ise, kırmızı ışık terapisinin gerçekten ağrıyı azaltabileceğini ancak bunun doğru dalga boyu ve cihaz seçimiyle mümkün olacağını gösteriyor. Diz ağrısında etkili olan dalga boyunun, cilt bakımında kullanılanlardan farklı olması, yanlış uygulamaların önüne geçilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.</p><h3>Uzmanlar uyarıyor: Dalga boyu ve cihaz seçimi kritik</h3><p>Kırmızı ışık terapisi, cilt bakımında genellikle 630 ile 660 nanometre (nm) aralığında dalga boyuna sahip cihazlarla uygulanıyor. Ancak diz ağrısı gibi kas-iskelet sistemi kaynaklı şikâyetlerde, daha derin dokulara ulaşabilen 780 ile 860 nm aralığında yakın kızılötesi ışığın kullanılması gerekiyor. Buffalo Üniversitesi'nden kırmızı ışık terapisi araştırmacısı Doç. Dr. Praveen Arany, bu yöntemin kas ve eklem ağrılarında ciddi fayda sağlayabileceğini belirtiyor. Araştırmalar, kırmızı ışık terapisinin dokuların onarımını hızlandırdığını, hücre yenilenmesini desteklediğini ve iltihabı azalttığını ortaya koyuyor. Özellikle yakın kızılötesi ışığın cildin alt katmanlarına ulaşarak kas ve bağ dokularındaki ağrıyı hedef aldığı vurgulanıyor. Hücrelerin bu ışığı emerek enerji üretimini artırdığı, böylece eklem hücrelerinin hasarlı dokuları daha hızlı onarabildiği bildiriliyor.</p><h3>Kırmızı ışık terapisi ile kan akışında iyileşme</h3><p>Kırmızı ışık terapisi, sadece hücresel onarım değil, aynı zamanda çevredeki kan damarlarının genişlemesiyle de etki gösteriyor. Bu genişleme sayesinde diz bölgesine daha fazla kan akışı sağlanıyor. Artan dolaşım, oksijen ve besin maddelerinin dokulara ulaşmasını kolaylaştırırken, metabolik atıkların temizlenmesini hızlandırıyor. Böylece iltihaplanma ve şişlikte azalma gözleniyor. Araştırmalar, artan ATP üretimi ve iyileşen kan akışının birlikte diz ağrılarında etkili bir rahatlama sağladığını gösteriyor. Ancak uzmanlar, bu tedavinin tek başına bir çözüm olmadığını, diğer tedavi yöntemleriyle birlikte kullanılması gerektiğini belirtiyor.</p><h3>Kırmızı ışık terapisinin güvenliği ve kullanım önerileri</h3><p>Kırmızı ışık terapisi, genel olarak güvenli bir yöntem olarak kabul ediliyor. Özellikle küçük yaralanmalar, artrit veya cerrahi sonrası iyileşme sürecinde diz ağrısı yaşayanlar için invaziv olmayan bir seçenek sunuyor. En iyi sonuç için seansların 10-20 dakika ile sınırlandırılması ve haftada beş seansı aşmamak gerekiyor. Doç. Dr. Arany, aşırı kullanımın terapötik etkileri azaltabileceğine dikkat çekiyor. Bunun yanı sıra, mevcut kanser tanısı olanlar, lupus veya epilepsi hastaları, ışık hassasiyetini artıran ilaç kullananlar ve hamileler için kırmızı ışık terapisi önerilmiyor. Tiroid hastalığı veya tümör öyküsü olanların da bu tedaviden uzak durması tavsiye ediliyor. Kırmızı ışık terapisini düşünenlerin, uygulamaya başlamadan önce mutlaka bir sağlık profesyoneline danışmaları önem taşıyor.</p><h3>Doğru cihaz seçimi diz ağrısında başarıyı artırıyor</h3><p>Kırmızı ışık terapisi için piyasada çok sayıda cihaz bulunsa da, her cihaz eklem ağrısı için uygun değil. Diz ağrısı tedavisinde, hem görünür kırmızı hem de yakın kızılötesi ışık (630-860 nm arası) veren, otomatik kapanma zamanlayıcısı bulunan ve FDA onaylı cihazlar tercih edilmeli. Uzmanlar, ışığın doğrudan hedef bölgeye ulaşmasını sağlayan diz çevresine sarılabilen ped, sargı veya desteklerin kullanılmasını öneriyor. Bu tür cihazlar, ışığın etkili biçimde eklemlere ulaşmasını kolaylaştırıyor ve tedavi başarısını artırıyor.</p><h3>Diz ağrısı için kırmızı ışık dışında alternatifler de var</h3><p>Kırmızı ışık terapisi, diz ağrısını hafifletmede önemli bir yardımcı olarak öne çıksa da, tek başına bir tedavi yöntemi olarak görülmemeli. Uzmanlar, bu yöntemin diğer tedaviler ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla birlikte kullanılmasını tavsiye ediyor. Diz ağrısının nedeni aşırı kullanım veya küçük bir burkulma ise, dinlenme, buz uygulaması, kompresyon ve yükseklik (RICE yöntemi) ilk adım olarak öneriliyor. Kronik ağrılarda ise tıbbi destek almak büyük önem taşıyor. Sağlık profesyonelleri, ağrıyı hafifletmek için reçetesiz ağrı kesiciler, fizik tedavi, kortikosteroid enjeksiyonları ve ortopedik destekler gibi yöntemleri bir arada kullanabiliyor. Cerrahi müdahale ise genellikle şiddetli ve kronik vakalarda, kemik kırıkları veya ciddi kas-tendon yırtıklarında gündeme geliyor. Ayrıca, düşük etkili egzersizler, kilo kontrolü ve dengeli bir diyet de diz sağlığını destekleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor. Akupunktur ve sauna terapisi gibi alternatif yöntemler ise iltihabı azaltarak eklem dolaşımını artırabiliyor.</p><p>Sonuç olarak, kırmızı ışık terapisi, doğru dalga boyu ve uygun cihaz seçimiyle diz ağrısında etkili bir destek sunuyor. Ancak her hasta için uygun olmayabileceği ve tek başına yeterli bir çözüm getirmediği unutulmamalı. Sağlık profesyonellerinin önerileri doğrultusunda, kişiye özel bir tedavi planı oluşturmak, uzun vadeli başarı için en güvenli yol olarak öne çıkıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/kirmizi-isik-terapisi-ile-186_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286607</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/5g-abone-sayisi-4-ayda-445-milyona-ulasti-286607</link>
      <pubDate>2026-08-06T13:04:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[5G abone sayısı 4 ayda 44,5 milyona ulaştı]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 5G abone sayısının 4 ayda 44,5 milyona ulaştığını bildirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[5G abone sayısı 4 ayda 44,5 milyona ulaştı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uraloğlu, Türkiye&#39;nin 5G abone sayısına ilişkin yazılı açıklama yaptı.</p><p>Türkiye genelinde, 1 Nisan&#39;dan itibaren 5G&#39;nin mobil şebekelerde kullanılmaya başlandığını hatırlatan Uraloğlu, &quot;Daha ilk günden 21 milyon abone, bu teknolojiyle buluştu. Bugün ise bu sayı, 44,5 milyon oldu. Yaklaşık 4 ayda ülkemiz nüfusunun yarısından fazlası 5G ile buluştu, başka bir ifadeyle her iki kişiden biri 5G abonesi oldu.&quot; ifadelerini kullandı.</p><p><b>- "Her alanda yenilikçi çözümler hayat bulacak"</b></p><p>Uraloğlu, haberleşme ve bilişim sektörünün, bugünün en stratejik alanlarından biri olduğuna dikkati çekti. <br></p><p>5G&#39;nin sadece bir teknoloji değil, Türkiye&#39;nin ekonomisini, sanayisini, sağlığını, ulaşımını ve tarımını dönüştürecek bir çağın adı olduğuna işaret eden Uraloğlu, şunları kaydetti:</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/5gaaas-0608202654fb0791.jpg"/><p>&quot;5G, 4,5G&#39;ye kıyasla ultra düşük gecikme süreleri ve yoğun cihaz bağlantısı kapasitesiyle, Türkiye&#39;yi dijital dönüşümün merkezine taşıyacak. Ulaşımda tam otonom sürüş ve akıllı yol uygulamalarıyla, yol güvenliği artacak, trafik daha verimli yönetilecek. Sanayide akıllı fabrikalar, otonom robotlar ve anlık veri analiziyle üretim süreçleri optimize edilecek. Akıllı şehirlerde enerji yönetiminden otopark sistemlerine kadar her alanda yenilikçi çözümler hayat bulacak.&quot;</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/5g-abone-sayisi-4-ayda-44-659_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286606</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/kalp-sagliginda-yeni-donem-gogus-ve-sirt-kaslari-kritik-rol-oynuyor-286606</link>
      <pubDate>2026-08-06T13:02:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Kalp sağlığında yeni dönem! Göğüs ve sırt kasları kritik rol oynuyor]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Edinburgh Üniversitesi'nde yürütülen yeni bir araştırma, güçlü göğüs ve sırt kaslarına sahip kişilerin kalp krizi geçirme riskinin daha düşük olduğunu ortaya koydu. Araştırmada 1.722 yetişkinin verileri analiz edildi ve kas kalitesinin kalp sağlığıyla doğrudan bağlantılı olabileceği vurgulandı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Kalp sağlığında yeni dönem! Göğüs ve sırt kasları kritik rol oynuyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Edinburgh Üniversitesi'nden bilim insanları, göğüs ve sırt kaslarının kalitesi ile kalp krizi riski arasındaki bağlantıyı ortaya koyan dikkat çekici bir çalışmaya imza attı. Radiology dergisinde yayımlanan araştırmada, göğüs ağrısı şikayetiyle hastaneye başvuran 1.722 yetişkinin kalp taramaları detaylı şekilde incelendi. Araştırma, güçlü göğüs ve sırt kaslarına sahip olan bireylerin ilerleyen yıllarda kalp krizi geçirme olasılığının belirgin şekilde azaldığını gösterdi. Katılımcıların 10 yıl boyunca takip edildiği çalışmada, kas kalitesi yüksek olanların hem ölüm hem de kalp krizi riskinin düştüğü ortaya çıktı. Bu bulgular, kas kalitesinin kalp sağlığı üzerindeki etkisini gündeme taşıdı.</p><h3>Michelle Williams: 'Kas kalitesi kalp sağlığını etkiliyor'</h3><p>Araştırmanın yürütücülerinden Edinburgh Üniversitesi profesörü Michelle Williams, göğüs ve sırt kaslarının kalitesinin, bireylerin genel sağlık durumu ve kalp krizi riski üzerinde önemli bir gösterge olabileceğini belirtti. Williams, rutin kalp taramalarında genellikle göz ardı edilen kas dokusunun, aslında önemli bilgiler sunduğunu vurguladı. Çalışmada yapay zeka teknolojisiyle kas dokusunun yoğunluğu ve yağ oranı analiz edildi. Elde edilen veriler, kas kalitesi yüksek olan bireylerin, düşük kas kalitesine sahip olanlara göre hem ölüm hem de kalp krizi açısından daha avantajlı olduğunu gösterdi. Williams, "İyi kalitedeki göğüs ve sırt kasları, insanların gelecekte kalp krizi geçirme olasılığının daha düşük olduğu anlamına geliyor" dedi. Ancak bu ilişkinin kesin nedenlerini ortaya koymak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunun da altını çizdi.</p><h3>Güçlü kaslar ve sağlıklı yaşam tarzı ilişkisi</h3><p>Çalışmada doğrudan kas kalitesinin kalp krizi riskini azalttığı kesin olarak kanıtlanmasa da, kas kalitesi ile sağlıklı yaşam tarzı arasında güçlü bir ilişki olduğu belirtildi. Williams ve ekibi, iyi kas kalitesine sahip bireylerin genellikle daha aktif bir yaşam sürdüğünü ve düzenli egzersiz yaptığını gözlemledi. Aerobik egzersizlerin kalp fonksiyonlarını iyileştirdiği, güç antrenmanlarının ise göğüs ve sırt kaslarını güçlendirdiği ve kardiyovasküler hastalık riskini yüzde 17 oranında azalttığı ifade edildi. Ayrıca, sağlıklı vücut ağırlığı ve kan şekeri kontrolünün de kas kalitesini olumlu etkilediği vurgulandı. Araştırmacılar, kas dokusunda biriken yağ miktarının, sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla azalabileceğine dikkat çekti. Bu bulgular, kas kalitesinin sadece fiziksel görünümle değil, aynı zamanda kalp sağlığıyla da yakından ilişkili olduğunu ortaya koydu.</p><h3>Kas kalitesiyle ilgili yeni rehberler yolda</h3><p>Edinburgh Üniversitesi'nin araştırması, kas kalitesi ve kalp krizi riski arasındaki ilişkiyi bilimsel olarak ortaya koysa da, uzmanlar bu konuda daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Hangi tür egzersizlerin en etkili olduğu ve kas kalitesinin klinik uygulamalarda nasıl kullanılabileceği henüz netleşmedi. Michelle Williams, "Her tür egzersiz sizin için iyidir, bu yüzden keyif aldığınız her tür en iyi türdür" diyerek, fiziksel aktivitenin kalp krizi riskini azaltmadaki rolüne dikkat çekti. Önümüzdeki dönemde, kas kalitesinin kalp sağlığındaki yeriyle ilgili daha fazla araştırma yapılması ve bu alanda pratik rehberlerin geliştirilmesi planlanıyor. Araştırma sonuçları, kas kalitesinin sağlık taramalarında göz ardı edilmemesi gerektiğine işaret ediyor.</p><p>Sonuç olarak, Edinburgh Üniversitesi'nin yürüttüğü bu araştırma, göğüs ve sırt kaslarının kalitesinin kalp krizi riskini öngörmede önemli bir gösterge olabileceğini ortaya koydu. Sağlıklı yaşam tarzı, düzenli egzersiz ve kas kalitesine verilen önem, kalp sağlığının korunmasında belirleyici bir rol oynuyor. Uzmanlar, kas kalitesinin artırılması için fiziksel aktivitenin teşvik edilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/kalp-sagliginda-yeni-done-138_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286605</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/2-iletisim-surasi-ve-turkiyenin-yeni-iletisim-vizyonu-286605</link>
      <pubDate>2026-08-06T13:01:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[2. İletişim Şurası ve Türkiye'nin Yeni İletişim Vizyonu]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Türkiye, sınırları içinde kamu yararını ve doğru bilgiyi esas alan nitelikli bir medya ekosistemi inşa etmeyi hedeflerken küresel düzlemde ise hakikatin sesi olmayı sürdürecektir.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[2. İletişim Şurası ve Türkiye'nin Yeni İletişim Vizyonu]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran, &quot;Dijital Egemenlik Ekseninde 2. İletişim Şurası ve Türkiye&#39;nin Yeni İletişim Vizyonu&quot; başlıklı makaleyi Anadolu Ajansı (AA) için kaleme aldı.</p><p><center><b><center><b>***</center></b></center></b></p><p>Medya teknolojileri, fertten aileye, yerelden küresel zemine uzanan bir etki gücüyle hayatımızın her alanını kuşatıyor. Bu dinamik korelasyon, içinde bulunduğumuz çağa &quot;iletişim yüzyılı&quot; tanımını kazandırıyor.</p><p>İletişim yüzyılında var olmak, pratik teknolojilerin arkasındaki psiko-sosyal ve kültürel yansımaları görmeyi, imkanların ve risklerin farkında olmayı, bu sürecin paradoksal doğasını doğru yönetmeyi gerektiriyor. Çünkü dijital egemenlik ve algoritmik yönlendirme ekseninde gelişen tekno-kapitalizm, iletişim ve medya alanında kapsamlı dönüşümlere sebep olurken "bizleri kontrol eden" anlatıları kuruyor ve bilincimizi, idrakimizi ve vicdanımızı yöneten &quot;özne&quot; konumunu elde ediyor. </p><p>Bugün artık &quot;anlamı ve hakikati&quot; bulmakta gittikçe zorlandığımız bir dönemden geçiyoruz. Derin sahte içerikler, filtre balonları ve yankı odalarıyla gerçeğin tekrar tekrar inşa edildiğine tanık oluyoruz. Öte yandan bu dönem, uluslararası sistemde yaşanan krizin yanı sıra bu sisteme meşruiyet kazandıran kurumların, normların ve ortak değerlerin de ciddi bir aşınmaya uğradığı tarihi bir kırılma dönemidir. </p><p>Bu saiklerle İletişim Başkanlığı olarak, Türkiye&#39;nin iletişim stratejisini güncellemek ve yol haritasını belirlemek için uzun bir hazırlık sürecinden sonra 28-29 Temmuz'da 2. İletişim Şurası&#39;nı düzenledik. Şura kapsamında içinde yaşadığımız dünyanın meydan okumalarını tespit etmek, ülkemizin güçlü yönlerini pekiştirip, eksiklikleri gidermek amacıyla geniş kapsamlı istişareler gerçekleştirdik. </p><p>Türkiye&#39;nin İletişim Yüzyılı vizyonuyla iletişim politikalarını milli kapasitenin ayrılmaz bir parçası haline getirmeyi önemsiyoruz. &quot;Türkiye Yüzyılı, İletişim Yüzyılı&quot; mottosuyla Türkiye bugün yalnızca krizleri yöneten değil, küresel gündemin şekillenmesine katkı sunan bir ülke konumundadır. </p><p>İletişim Yüzyılı&#39;nda Türkiye&#39;nin bu alandaki kurumsal kapasitesini artırmak ve demokrasileri tehdit eden asimetrik bir unsur olarak dezenformasyona karşı koymak ve bilinç oluşturmak temel hedeflerimizden birisidir. Zira yapay zekayla birlikte ulaşılan yeni anlatı çağında dezenformasyon bir &quot;caydırıcı güç&quot; işlevi kazanmaktadır. Dezenformasyonun her çeşidiyle mücadele; ülkelerin demokrasi ve toplumsal barış açısından bir milli güvenlik meselesi haline gelmiştir. </p><p>Yüzyılımızın savaşları artık sadece cephelerde değil, ekranların derinliğinde ve dijital mecralarda yürütülmektedir. Milletler arasında güveni yeniden tesis edecek, hakikati koruyacak ve insanlığın ortak vicdanını yeniden güçlendirecek yeni bir iletişim anlayışına duyulan ihtiyacın da ortaya konduğu İletişim Şuramızın çerçevesini ve bildirgesini bu makalede okurlarımızla paylaşmak istiyorum. </p><p><b>- İLETİŞİM EKOSİSTEMİNDE STRATEJİK ORTAK AKIL: 2. İLETİŞİM ŞURASI</b></p><p>İletişim Şurası&#39;nın ilki, bundan 23 yıl önce 2003 senesinde yapılmış, internetin yaygınlaşmasına paralel olarak medya ve iletişimin yeniden yapılandığı bir dönemde verimli tartışmalara zemin oluşturmuştu. Aradan geçen uzun süre içerisinde sektörün tüm paydaşlarını bir araya getirecek, yeni teknolojilerin gelişimine paralel olarak bireyden topluma ve uluslararası ilişkilere uzanan değişimleri analiz edecek, iletişim ekosistemine yeni bir ufuk çizecek kapsamlı bir toplantıya ihtiyaç duyuluyordu. </p><p>Bu ihtiyaca binaen 2025 yılında şuranın hazırlık çalışmalarını başlattık. Fikri altyapısı, 425 iletişim uzmanı ve profesyonelinin katılımıyla 2. İletişim Şurası Hazırlık Çalıştayı&#39;nda oluşturuldu. Kamu kurumlarından üniversitelere, medya ve sivil toplum kuruluşlarından özel sektöre kadar iletişim camiasının tüm aktörlerini bir araya getiren çalıştayda 16 farklı alanda çalışma grubu yer aldı. Stratejik iletişim, yapay zeka, dezenformasyonla mücadele, kamu diplomasisi, kriz yönetimi, medya politikaları, dijital dönüşüm ve daha pek çok başlıkta durum tespitleri, analizler, etkili çözüm önerileri ve yeni politikalar üzerine müzakereler gerçekleştirildi. Yürütülen çalışmalar neticesinde sonuçlar raporlandı ve iletişim vizyonumuzun köşe taşlarını ortaya koyan sonuç bildirgesi hazırlandı. </p><p>2. İletişim Şurası&#39;nı 28-29 Temmuz 2026&#39;da düzenledik. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan&#39;ın teşrifleriyle açılışını yaptığımız Şura&#39;da çalıştayların rapor sunumları panel oturumlarıyla kamuoyuyla paylaşıldı. Ayrıca &quot;2. İletişim Şurası Raporlar&quot; ve &quot;2. İletişim Şurası Tebliğler&quot; kitapları program kapsamında okurlarla buluşturuldu.</p><p><b>- 2. İLETİŞİM ŞURASI'NIN POLİTİKA ROTASI: SONUÇ BİLDİRGESİ</b></p><p>2. İletişim Şurası Sonuç Bildirgesi ise Türkiye&#39;nin gelecek vizyonunu şekillendirecek; ülkemizin ulusal ve uluslararası iletişim kapasitesini güçlendirecek, teorik tartışmaları somut politika önerilerine dönüştürecek detaylı bir rehber niteliği taşıyor. Bildirge, Türkiye'nin 21. yüzyılda izleyeceği iletişim rotasını kurumsal, eğitimsel, yasal ve stratejik olmak üzere 4 temel eksende özetliyor. Dezenformasyonun milli güvenlik tehdidine dönüştüğü, yapay zekanın toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdiği ve iletişim gücünün jeopolitik rekabetin merkezine yerleştiği bu dönemde bildirge, Türkiye'nin &quot;hakikat, güven ve etki&quot; üçgeninde kurumsallaşmış ve proaktif bir iletişim modeline geçiş yaptığını ilan ediyor. </p><p>Bildirge, iletişimin farklı boyutlarına dair şu özet fikir, tespit ve teklifleri içeriyor: </p><p><b>- STRATEJİK İLETİŞİM</b></p><p>İletişim Başkanlığı koordinasyonunda kurulacak ortak bir stratejik iletişim çalışma grubunun kriz dönemlerindeki yetki, sorumluluk ve onay süreçlerini önceden belirlemesi kritik bir öneme sahiptir. Bu grup; hibrit tehditler ve uluslararası krizlerle mücadelede proaktiflik, tutarlılık ve şeffaflık ilkelerini esas alarak veri temelli içerikler üretmeli, analiz süreçlerinde ise yapay zeka teknolojilerinden güvenli ve etkin bir şekilde yararlanmalıdır. Stratejik iletişim anlatısını güçlendirmek adına Türkiye'deki uluslararası öğrencilerin birer iletişim elçisi olarak konumlandırılması, bu alanda küresel ölçekte referans oluşturacak bir sistemin geliştirilmesi, uluslararası akademik işbirliklerinin artırılması ve Türk akademik yayınlarının görünürlüğünün desteklenmesi büyük önem arz etmektedir.</p><p><b>- SİYASAL İLETİŞİM</b></p><p>Kritik önem taşıyan diğer bir konu ise çalışmaların veriye dayalı yürütülmesi, sosyolojik değişim ve dönüşümlerin dikkate alınması ve olası krizleri etkin şekilde yönetebilmek adına stratejik ve proaktif bir yaklaşımın benimsenmesidir. Bu bağlamda, siyasal iletişim alanında dijitalleşme sürecinin beraberinde getirdiği yapısal fırsatların en iyi şekilde değerlendirilmesi gerekliliği vurgulanırken aynı zamanda bu sürecin doğurabileceği yeni nesil risk ve tehditlere karşı da proaktif tedbirlerin alınması büyük bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır.</p><p><b>- KAMU DİPLOMASİSİ</b></p><p>Kamu, özel sektör, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları arasında güçlü işbirliklerinin kurulması ve geliştirilecek etkili anlatı stratejileri vasıtasıyla faaliyetlerin Türk dış politikasıyla tam uyumunun sağlanması temel gerekliliklerden biridir. Bu doğrultuda, etki odaklı ve ağ (network) temelli tasarlanması gereken kamu diplomasisi süreçlerinde Türkiye'nin uluslararası yayıncılık potansiyelinin geliştirilmesi ve kültürel, sportif, bilimsel ile insani faaliyetler gibi yumuşak güç unsurlarının dönemsel ve tematik bazda, çok dilli bir anlatı stratejisiyle ele alınması öngörülmektedir. Ayrıca yürütülen faaliyetlerin etkililik düzeyini yapay zeka ve yeni medya teknolojileri vasıtasıyla sistematik olarak ölçümleyecek mekanizmaların kurulması, Türkiye markasını güçlendirecek stratejilerin bir "ülke markalaması strateji belgesi" ve somut bir eylem planına dönüştürülmesi büyük bir zorunluluk olarak öne çıkmaktadır.</p><p><b>- GAZETECİLİK VE DEZENFORMASYONLA MÜCADELE</b></p><p>Medya mensuplarının farkındalığının Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM) tecrübesinden yararlanan eğitimlerle artırılması ve haber süreçlerinde doğrulama mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiği ortaya konmuştur. Bu süreçte yapay zekanın bilinçli, güvenli ve sorumlu kullanımına yönelik eğitim programları; medya ve dijital okuryazarlık, doğrulama, telif hakları ile dijital etik konularını kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmalı, ayrıca yerli yapay zeka teknolojilerini desteklemek adına paydaşlar arası işbirliğiyle bir "Türkiye Medya Veri Tabanı" oluşturulmalıdır. Dijital krizler, siber tehditler ve bilgi kirliliğine karşı ulusal düzeyde dijital afet senaryolarının hazırlanması önem arz ederken; dijital araçların doğruluk, yerinde gözlem, kaynak çeşitliliği ve kamu yararı gibi gazetecilik ilkeleriyle uyumlu kullanılması, haber üretiminin tıklanma baskısından arındırılarak nitelikli saha haberciliğinin desteklenmesi gerekmektedir. Ayrıca serbest medya çalışanlarının hukuki statüsüne yönelik mevzuat düzenlemelerinin yapılması, konvansiyonel medyanın ortak projelerle korunması, engelli bireylerin içeriklere erişim standartlarının geliştirilmesi ve korsan yayıncılıkla mücadele edilmesi kritik adımlardır. Televizyon yayınlarında reyting kaygısından uzak, milli kimlikle uyumlu nitelikli içeriklerin teşvik edilmesi, Türkiye'nin kendi hikayesini kendi ürettiği projelerle dünyaya anlatması bu bütüncül stratejinin tamamlayıcı unsurları olarak öne çıkmaktadır.</p><p><b>- HALKLA İLİŞKİLER</b></p><p>Mesleki terminolojinin standartlaştırılması ve ortak kavram ile terim setlerinin yaygın kullanımının teşvik edilmesi sektörel bütünlük açısından önemlidir. Bu doğrultuda halkla ilişkiler, kurumların stratejik yönetim fonksiyonlarından biri olarak kabul edilerek karar alma mekanizmalarına etkin biçimde dahil edilecektir. Dijital dönüşüm ve yapay zeka uygulamalarının, halkla ilişkiler süreçlerinde verimlilik sağlayacak şekilde yaygınlaştırılması hedeflenirken, aynı zamanda insan odaklı iletişim anlayışının korunması hassas bir denge olarak gözetilmelidir. Bu alandaki nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi amacıyla üniversite, kamu ve özel sektör arasındaki işbirliklerinin kurumsallaştırılması, sürdürülebilir bir sektörel ekosistemin inşası için vazgeçilmez bir adım olarak öne çıkmaktadır.</p><p><b>- DİJİTALLEŞME</b></p><p>Türkiye'nin dijital dönüşüm sürecinin kamu, akademi, özel sektör ve sivil toplumun ortak sorumluluk üstlendiği, görev dağılımları netleştirilmiş bütüncül bir ulusal strateji çerçevesinde yürütülmesi temel bir gerekliliktir. Bu süreçte devlet kurumları, yargı, akademi, medya ve teknoloji sektörünün işbirliğiyle iletişim hukukunun dijital dönüşümle uyumlu hale getirilmesi önem arz etmektedir. Ayrıca kişilik hakları, ifade özgürlüğü ve kamu yararı arasındaki denge gözetilerek "unutulma hakkı" açık ve uygulanabilir bir yasal çerçeveye kavuşturulmalıdır. Sürecin toplumsal boyutunda ise dijital ebeveynliğin güçlendirilmesi, çocukların yaşlarına uygun güvenli içeriklere erişmesi ve dijital medya okuryazarlığının yaygınlaştırılması hayati öneme sahiptir. Yapay zeka ve dijital platformların kullanımında şeffaflık, hesap verebilirlik ile bireysel hakların korunmasını esas alan düzenleyici çerçevelerin oluşturulması, kişi ve topluma yönelik ulusal bir strateji belgesi hazırlanarak sürekli çalışan koordinasyon mekanizmalarının kurulması büyük bir zorunluluk olarak öne çıkmaktadır.</p><p><b>- KRİZ İLETİŞİMİ</b></p><p>Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP) uyarınca afet ve kriz dönemlerindeki resmi bilgilendirme süreçlerinde TAMP İletişim Grubu'nun merkezi rolünün güçlendirilmesi zorunludur. Bu kapsamda kurumlar arası daimi koordinasyonu sağlayacak bir "Afet İletişimi İstişare Kurulu" oluşturulmalı, afeti yöneten ekipler ile afet iletişimini yöneten yapılar birbirinden kesin olarak ayrılmalıdır. Afet dönemlerinde ortaya çıkan dezenformasyona karşı kriz öncesi önleyici tedbirler geliştirilmeli, "Afet Yayıncılığı Standardı" güncellenerek medya platformlarında yalnızca yetkin ve akredite kişilere yer verilmesi sağlanmalıdır. Toplumsal dayanışmayı tehdit eden linç kültürü, algı operasyonları ve manipülasyonlara karşı proaktif idari ve hukuki tedbirler tavizsiz uygulanırken; medyadaki "ilk paylaşan olma" baskısına karşı "kurumsal teyit mekanizmaları" standart ve zorunlu bir mesleki kural haline getirilmelidir. Ayrıca dijital erişimin sınırlı olduğu riskli bölgelerde yüz yüze farkındalık faaliyetleri ile alternatif anons ve yerel radyo sistemleri afet öncesinde planlanmalı; afetzedelerin travmatik durumlarını ve mahremiyetlerini gözetecek &quot;Afet Muhabirliği Akreditasyon ve Eğitim Programları&quot; ivedilikle hayata geçirilmelidir.</p><p><b>- İLETİŞİM EĞİTİMİ</b></p><p>İletişim Fakültesi öğrencilerinin son dönemlerini doğrudan sektörde geçirebilecekleri uzun dönemli staj programlarının yaygınlaştırılması ve mezunların kamuda istihdam imkanlarının geliştirilmesi son derece yararlı olacaktır. Eğitim altyapısının çağın gereksinimlerine uydurulması adına iletişim fakültesi müfredatlarının dijitalleşme süreçlerine göre güncellenmesi büyük bir önem taşımaktadır. Toplumsal düzeyde dijital bilincin artırılması amacıyla da medya okuryazarlığının yalnızca iletişim alanında değil, tüm üniversite programları için temel ve zorunlu bir ders haline getirilmesi sürdürülebilir bir medya ekosisteminin inşası için vazgeçilmez bir adım olarak öne çıkmaktadır.</p><p><b>- SİNEMA, DİZİ, FİLM</b></p><p>Değişen teknolojik ile sosyolojik koşullara uygun sinema politikalarının geliştirilmesi; araştırma, arşivleme, restorasyon ve sektörel veri paylaşımı amacıyla ulusal sinema platformlarının artırılmasının teşvik edilmesi öngörülmektedir. Sektörün uluslararasılaşma potansiyelini artırmak adına ortak yapımlar, festivaller ve küresel işbirliklerinin desteklenmesi önem arz etmektedir. Ayrıca uluslararası içerik tekelleşmesine ve kültürel hegemonyaya karşı Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda yerli ve milli değerleri esas alan kapsamlı bir "İletişim Strateji Belgesi" hazırlanmalıdır. Bu bağlamda, izleyiciyle daha güçlü bağ kuran, doğal ve özgün hikaye anlatımına sahip; kültürel mirası, ailevi değerleri ve toplumsal hafızayı yansıtan film, dizi, animasyon ile belgesel üretimlerinin teşvik edilmesi kritik bir adımdır. Türkiye'nin içerik üretim gücünü artırmak amacıyla belirlenen hedef illerde büyük dizi ve film platolarının kurulmasının teşvik edilmesi ve bu platoların bölge turizmine katkı sağlayacak destek mekanizmalarıyla güçlendirilmesi, bütüncül bir kültürel kalkınma stratejisi olarak benimsenmiştir.</p><p>Görüldüğü üzere, 2. İletişim Şurası Sonuç Bildirgesi her maddesi ile &quot;Türkiye Yüzyılı, İletişim Yüzyılı&quot; mottosunun hayata geçirilmesinde bir rehber ve yol haritası niteliğindedir. Bildirge, Türkiye'nin iletişimde "hakikat eksenli" yeni paradigmasının hem teorik gerekçesini hem de operasyonel araçlarını bir arada ortaya koymaktadır. </p><p><b>- TÜRKİYE YÜZYILI'NIN İLETİŞİM ROTASI: HAKİKATİN SESİ OLMAK</b></p><p>Sonuç olarak 2. İletişim Şurası, çağın anlam kaybına karşı verdiğimiz samimi mücadelenin en önemli ayaklarından birisidir. İletişim ve medya alanını sosyal bilimlerin, devlet politikalarının ve uluslararası ilişkilerin önemli bir bileşeni olarak ele alan vizyoner bakış açısıyla Türkiye, sınırları içinde kamu yararını ve doğru bilgiyi esas alan nitelikli bir medya ekosistemi inşa etmeyi hedeflerken küresel düzlemde ise hakikatin sesi olmayı sürdürecektir. </p>[Prof. Dr. Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı]]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/dijital-cagin-tehditlerin-352_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286603</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/bakan-fidan-israilin-suriyeye-yonelik-saldirilari-uluslararasi-toplumda-tepki-uyandirmali-286603</link>
      <pubDate>2026-08-06T15:31:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bakan Fidan: İsrail'in Suriye'ye yönelik saldırıları uluslararası toplumda tepki uyandırmalı]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'da Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile ortak basın toplantısı düzenledi. İsrail'in, Suriye'nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan saldırıları, ülkenin istikrarına yönelik en ciddi tehditlerden biri olduğunu belirten Bakan Fidan, 'Uluslararası toplum İsrail'e tepki göstermeli' dedi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bakan Fidan: İsrail'in Suriye'ye yönelik saldırıları uluslararası toplumda tepki uyandırmalı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bakan Fidan, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Dışişleri Bakanlığındaki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42153970.jpg"/><p>Fidan, Suriye&#39;nin ABD/İsrail-İran Savaşı boyunca bölgede istikrarın korunmasına katkı sunan bir ülke olduğunu, Suriye&#39;nin güvenliğinin ve huzurunun korunmasının bölge ülkeleri olarak herkesin ortak sorumluluğu olduğunu söyledi.</p><p>&quot;İsrail&#39;in Suriye&#39;nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan saldırıları ülkenin istikrarına yönelik en ciddi tehditlerden biridir.&quot; diyen Fidan, uluslararası toplumun İsrail&#39;in işgalci zihniyeti karşısında tepkisini daha güçlü şekilde ortaya koyması gerektiğini, 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması&#39;na riayet edilmesi ve Suriye&#39;nin egemenliğine saygı gösterilmesi için gerekli baskıyı uygulaması gerektiğini vurguladı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42153973.jpg"/><p><b>Fidan, şunları kaydetti:</b></p><p>&quot;Barış Planı&#39;nın ikinci aşamasının yol haritası üzerinde mutabık kalındı, Amerika Başkanı (ABD Başkanı Donald) Trump tarafından duyurulmuştu. İsrail&#39;in buna (Gazze Barış Planı mutabakatına) rağmen saldırılarını sürdürmesi (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu&#39;nun barış istemediğini bir kez daha ortaya koymuştur. Netanyahu hükümetinin Batı Şeria&#39;da ve Kudüs'te de terör eylemlerini yoğunlaştırdığını görmekteyiz.&quot;</p><p>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail'in barış çabalarını sabote etmeyi ve Filistinlileri Gazze'den koparmayı hedeflediğini belirterek, "(İsrail), Gazze'yi Filistinsiz bir yer haline, onların yaşayamayacağı bir yer haline getirmeye çalışmakta. Ancak Netanyahu bu politikasında başarılı olamayacak. Gazzeliler, Gazze'de yaşamaya, geleceklerini inşa etmeye devam edecekler." dedi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42153971.jpg"/><p>Bakan Fidan, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Dışişleri Bakanlığındaki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.</p><p>Fidan, Suriyeli yetkililerle sık sık bir araya gelerek, kurdukları mekanizmaların çalışmasına yönelik bilgi alışverişi ve koordinasyon faaliyetlerinde bulunduklarını kaydederek, şu ifadeleri kullandı:</p><p>"Yaptığımız çalışmalarda Suriye'nin giderek daha istikrarlı hale geldiğini ve ülkelerimiz arasındaki işbirliğinin derinleştiğini izlemekteyiz. Bu durum, bölgemizin ve ülkelerimizin geleceği bakımından da bizlere çok şükür umut vermekte. Suriye'deki olumlu tablo, bölgesel sahiplenme anlayışıyla hep beraber hayata geçirdiğimiz müşterek gayretlerimizin neticesinde olmuştur."</p><p>Türkiye ile Suriye'nin refah ve istikrarını birbirinden ayrı görmenin mümkün olmadığını belirten Fidan, "Aramızda sadece 900 küsur kilometrelik bir sınır değil, ortak bir tarih, kültür ve gelecek var." dedi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42153974.jpg"/><p><b>- SURİYE'DE DEVAM EDEN ENTEGRASYON SÜRECİ</b></p><p>Fidan, Suriye'nin Şam ve Halep gibi şehirlerinde güvenliğin güçlenmesinin etkilerinin Gaziantep, Mersin ve İstanbul'da da hissedildiğini, aynı şekilde Suriye'nin herhangi bir bölgesinde yaşanacak istikrar bozucu gelişmelerin de Türkiye için tehdit oluşturduğunu ifade etti.</p><p>Bu anlayışla, iki ülke arasında terörle mücadele, savunma ve güvenlik alanlarında yürütülen işbirliğini ve eş güdümü daha da derinleştireceklerini vurgulayan Fidan, "Suriye'de devam eden entegrasyon sürecinin kesintiye uğramadan nihayete erdirilmesi ülkemiz açısından önem ve önceliğini korumaktadır. Bütün silahlı unsurların ve sözde yapılanmaların merkezi ve meşru bir ulusal yapı altında bütünleşmesi Suriye'nin birliği ve bölgemizin istikrarı bakımından zaruridir." diye konuştu.</p><p>Fidan, Suriye ile Türkiye ekonomik ilişkilerinin, yeni dönemin ihtiyaçlarına uygun şekilde geliştiğine dikkati çekerek, gümrük süreçlerinin kolaylaştırılması, sınır kapılarının kapasitesinin artırılması, bankacılık kanallarının işletilmeye başlanması ve iki ülkenin ulaştırma altyapılarının birbiriyle uyumlu hale getirilmesi için ekiplerin çalıştığını aktardı.</p><p>Türkiye'nin kamu kurumları ve özel sektörünün Suriye'nin yeniden imarına, enerji altyapısının geliştirilmesine ve ulaştırma sisteminin rehabilitasyonuna katkı sunmak için çalıştığını kaydeden Fidan, Türkiye, Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan arasında başlatılan kara yolu ve demir yolu bağlantısallık girişiminin de bu açıdan önemli bir rol oynadığını vurguladı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42153975.jpg"/><p>Fidan, Suriye ile Türkiye arasında çok sayıda somut projenin hızla ilerlediğine dikkati çekerek, Şam'da Türk okulu açılmasına ilişkin izin süreçlerinin tamamlandığını duyurdu.</p><p>Türkiye-Suriye Ortak Üniversitesi'nin kurulması için yürütülen çalışmaların hızlandığını ifade eden Fidan, Suriye'nin sağlık altyapısını inşa etmek için de çalıştıklarını söyledi.</p><p>Fidan, Suriye'nin küresel finans sistemine entegrasyonuna da katkı sağlamaya çalıştıklarını dile getirerek, "Suriye Merkez Bankasının Merkez Bankamız nezdinde Türk lirası hesabı açmasına imkan tanınması bu bakımdan çok önemli bir adım teşkil etmiştir. Önümüzdeki dönemde de Türkiye-Suriye ilişkilerini daha ileri taşıma hedefi doğrultusunda yeni projeleri hayata geçireceğiz." ifadelerini kullandı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42153976.jpg"/><p><b>- ABD İLE İRAN ARASINDAKİ MÜZAKERELER</b></p><p>ABD ile İran arasındaki müzakerelere geri dönülebileceğine ilişkin açıklamalardan memnuniyet duyduklarını ifade eden Fidan, "Bir an önce ateşkesin yeniden sağlanmasını ve Hürmüz Boğazı'nın açılmasını ümit ediyoruz. Bu konudaki katkılarımıza da devam edeceğiz." şeklinde konuştu.</p><p>Fidan, Lübnan'da olan her olayın Suriye'yi ve Türkiye'yi yakından ilgilendirdiğine dikkati çekti.</p><p>İsrail'in barış çabalarını sabote etmeyi ve Filistinlileri Gazze'den koparmayı hedeflediğini belirten Fidan, şöyle devam etti:</p><p>"Bu hedefi de değişmedi. Mümkünse Gazze'yi Filistinsiz bir yer haline, onların yaşayamayacağı bir yer haline getirmeye çalışmakta. Ancak Netanyahu bu politikasında başarılı olamayacak. Gazzeliler, Gazze'de yaşamaya, geleceklerini inşa etmeye devam edecekler."</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42153977.jpg"/><p>Fidan, uluslararası toplumun İsrail'in saldırıları karşısında ana yurtlarına sahip çıkan Filistinlileri giderek daha iyi anladığını belirterek, "Gelinen noktada, Gazze'de ateşkesin kalıcı hale getirilmesi, barış planının ikinci aşamasına geçilmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması dışında bir seçenek yoktur." dedi.</p><p>Dün Ürdün'ün ev sahipliğinde düzenlenen Kudüs konulu bakanlar toplantısında İsrail'in Mescid-i Aksa'yı hedef alan eylemlerine karşı kolektif olarak alınabilecek tedbirleri görüştüklerini hatırlatan Fidan, "Aynı zamanda Kudüs'te, Müslümanlara ait kutsal mekanların tarihi statükosunun ihlal edilmesine yönelik güçlü tepkimizi gösterdik ve bu mekanların yasal hamisi konumundaki Ürdün'e desteğimizi vurguladık." diye konuştu.</p><p>Fidan, İsrail'in Lübnan'da binlerce masumu katlettiğine ve 1 milyonu aşkın sivili de yerinden ettiğine dikkati çekerek, Lübnan'daki güvenlik ve istikrar ortamının tesisinin bölgenin huzuru için kritik önem taşıdığını vurguladı.</p><p>Lübnan ve Suriye ilişkilerinin normalleşmesi ve işbirliği alanlarının değerlendirilmesi adına atılan adımları da memnuniyetle karşıladıklarını belirten Fidan, "Yeni dönemde Suriye artık sorunların değil, çözümlerin kaynağı olan bir ülkeye dönüşmekte elhamdülillah. Bölgedeki kardeşlerimizle beraber tesis ettiğimiz işbirliği masalarında Suriye'nin de yer alması bizlere açıkçası gurur vermekte. Önümüzdeki dönemde de hem ikili ilişkilerimizi hem de bölgesel barış ve güvenliği daha ileri noktalara taşımak için birlikte çalışmaya kardeşimle beraber devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p><p>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Hürmüz Boğazı'nın hangi mekanizmayla ve hangi yöntemle geçici süreyle açık tutulacağı üzerinde çalışıldığı bilgisini paylaşarak, "Geçici süreyle anlaşmaya varılması önemli. Petrolün akması gerekiyor ki dünyadaki petrol fiyatları, enerji fiyatları yükselmesin." dedi.</p><p>Bakan Fidan, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Dışişleri Bakanlığındaki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.</p><p>- Gazze Barış Planı'nın uygulanmasına yönelik çalışmalar</p><p>Fidan, Gazze Barış Planı'nın uygulanmasına yönelik çalışmaların "çok yoğun" şekilde devam ettiğini, Dışişleri Bakanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığının bunda ortak çalıştığını söyledi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/42153978.jpg"/><p>Hem taraflarla yapılan görüşmeler, hem hazırlanması gereken stratejik açılımların ciddi bir gayret gerektirdiğini dile getiren Fidan, "Çok şükür bugüne kadar biz, arabulucu sıfatımızla yapmamız gereken ve imkansız gibi gözüken birçok konuyu yoğun bir gayret içerisinde yaptık. Tabi burada Cumhurbaşkanımızın oynadığı kritik liderlik rolünün altını da çizmek gerekiyor. Bu rolü oynarken de hep şunu bildik: Biz ne kadar imkansız görünse de bazı konuların çözüme bağlanması, kabul edilmesi, özellikle Filistin tarafından, bu ilerletilirken, İsrail'in bundan her zaman kaçacağını, zihnindeki asıl hedefi değiştirmediğini, dolayısıyla uluslararası toplumun ve ilgili aktörlerin bu konuda tetikte olması gerektiğini hep biliyorduk ve altını da çiziyorduk." ifadelerini kullandı.</p><p>- "İsrail, Gazze'yi Gazzelilerin yönetmesini istemiyor"</p><p>"Geldiğimiz noktada özellikle ikinci aşamaya geçişte, İsrail'in ayak sürüdüğünü görüyoruz." diyen Fidan, sürecin neticesinde İsrail'i, Filistin ve Gazze'den çekilmeye itecek ve Tel Aviv yönetiminin Gazze'nin tekrar Gazzeliler tarafından yönetileceği bir durumu görmek istemediğine dikkati çekti.</p><p>Fidan, Barış Planı kapsamında belli şartlar sağlandığında bunun öngörüldüğünü, bunun uygulanmasında ortaya çıkan sorunlar ve alınması gereken tedbirler konusunda Amman'da dün geniş kapsamlı toplantı yapıldığını hatırlattı.</p><p>Amman'da yapılan Pakistan, Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan toplantısında da bu konunun çok detaylı bir şekilde ele alındığını vurgulayan Fidan, eylüle kadar atılması gereken diplomatik adımların karara bağlandığını aktardı.</p><p>Fidan, bu hususta eylülde geniş kapsamlı liderler düzeyinde toplantı olabileceğini belirterek, şu ana kadar Barış Planı'nın uygulanmasına yönelik atılan adımlar, buradaki ihlaller, buna yönelik uluslararası toplum ve bu anlaşmaya destek veren aktörlerin yapabileceklerinin "çok detaylı" şekilde görüşülmesi gerektiğini dile getirdi.</p><p>Gazze'deki yürüyen süreçle ilgili dezavantajlardan birinin de, Körfez'de devam eden çatışma durumu ve Hürmüz Boğazı'ndaki küresel etki gösteren mesele olduğuna değinen Fidan, "İran ile ABD arasındaki müzakerelerin bir sonuca bağlanamamış olması da açıkçası, hem bölge ülkelerinin hem uluslararası toplumun dikkatinin bir noktada Gazze'ye yoğunlaşmasını engelliyor. Ama biz Türkiye olarak bütün platformlarda oraya yönelik dikkatimizi de olabilecek en yüksek düzeyde tutmaya devam ediyoruz." değerlendirmesini yaptı.</p><p>Fidan, bu konuda Ankara'nın çalışmalarının devam ettiğine vurgu yaparak İran ile ABD arasındaki müzakerelerin bugün iyi bir haberle neticelenmesini diledi.</p><p>- Hürmüz Boğazı üzerindeki anlaşmazlık ve müzakereler</p><p>Dün Ürdün'de İran ile ABD arasındaki müzakereleri de ele aldıklarını kaydeden Fidan, "Konu (Hürmüz) Boğaz'la ilgili biraz komplikasyon içermekte. Teknik detayları çok. Umman'ın da oynaması gereken bir rol var. Haritayı gözünüzde canlandırdığınız zaman bir ucunda İran'ın, bir ucunda Umman'ın ama ortada da uluslararası seyre açık, uluslararası suların olduğu bir geçişten söz ediyoruz." dedi.</p><p>Fidan, Hürmüz Boğazı'nın hangi mekanizmayla ve hangi yöntemle geçici süreyle açık tutulacağı üzerinde çalışıldığı bilgisini paylaşarak, "Geçici süreyle anlaşmaya varılması önemli. Bir, petrolün akması gerekiyor ki dünyadaki petrol fiyatları, enerji fiyatları yükselmesin. İkincisi, bu bir kalıcı anlaşmaya imkan veren bir süreci de ortaya çıkarsın. 60 günlük bir süreç konuşuluyor. 60 günlük süreç içerisinde de eğer iyi çalışılırsa taraflar arasında kalıcı bir anlaşmaya ulaşılır." ifadelerini kullandı.</p><p>Tarafların nükleerle ilgili ve diğer konularda belli prensip anlaşmalarının olduğunu ve mutabık kaldığını dile getiren Fidan, ABD ve İran'ın samimi irade göstermesi durumunda kalıcı anlaşmaya ulaşılabileceğini ancak önce Türkiye'nin de katkılarını sunmaya devam ettiği Hürmüz Boğazı'yla ilgili sorunun çözülmesi gerektiğini vurguladı.</p><p>Fidan, bölgedeki bütün sorunların birbiriyle ilişkili hale geldiğine işaret ederek, Türkiye'nin bölgesel sahiplenme mekanizmasını bölgesel müttefiklerle hayata geçirerek sorunlara sahip çıktığını vurguladı.</p><p>Uluslararası toplum ve müttefiklerle bu süreçte gerekli dayanışmayı göstereceklerini ancak sorunların çözümünün geçmişte dışarıdan beklenmesinin hatalı olduğunu yineleyen Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğini yaptığı bölgesel sahiplenme anlayışının bölge ülkelerine de tesir ettiğini ve bölge ülkelerinin sorunlarla mücadelede daha bilinçli hale geldiğini kaydetti.</p><p>Fidan, bölgedeki sorunların bu anlayışıyla çözülmesi için atılacak adımların bölgeye barış ve istikrar getirmekle kalmayıp uluslararası toplumun istikrarına katkı sağlayacağını ifade ederek, bölgenin insani ve coğrafi kapasitesine değindi.</p><p>Bakan Fidan, "Tabii burada istikrarın düşmanı olan, barışın düşmanı olan, yayılmacı emellerini başta İsrail olmak üzere gerçekleştirmek isteyen aktörlerin olduğunu da görüyoruz." dedi.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/bakan-fidan-israilin-suri-489_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286602</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/tukurukte-onlarca-yil-gizli-kalan-dev-dna-parcalari-kesfedildi-286602</link>
      <pubDate>2026-08-06T12:49:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Tükürükte onlarca yıl gizli kalan dev DNA parçaları keşfedildi]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Japon araştırmacılar, insan tükürüğünde yüzen ve geleneksel dizileme yöntemlerinin onlarca yıl boyunca tespit edemediği devasa bakteriyel DNA parçalarını ortaya çıkardı. 'İnocles' adı verilen bu gizemli genetik yapılar, test edilen kişilerin yüzde 74'ünde bulunurken, kanser hastaları ile sağlıklı bireyler arasındaki belirgin fark dikkat çekti.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Tükürükte onlarca yıl gizli kalan dev DNA parçaları keşfedildi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tokyo Üniversitesi ve Stanford Üniversitesi'nden bilim insanlarının ortak çalışmasıyla tükürükte yüzen ve klasik genetik analiz tekniklerinin onlarca yıldır göremediği devasa bakteriyel DNA parçaları ilk kez tespit edildi. 11 Ağustos'ta Nature Communications dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, 'inocles' olarak adlandırılan bu gizemli genetik yapılar dört kişiden üçünde mevcut. Araştırma ekibi, bu DNA parçalarının bazı insanların enfeksiyonlara neden daha güçlü direnç gösterdiğini ve belirli kanser türlerinin neden geliştiğini açıklama potansiyeli taşıdığını ortaya koydu. Keşif, insan mikrobiyomu hakkındaki mevcut bilgileri kökten sarsacak nitelikte değerlendiriliyor.</p><h3>Ağız mikrobiyomunda görünmez bir evren yıllarca fark edilemedi</h3><p>İnsan ağzının milyarlarca bakteriye ev sahipliği yaptığı bilimsel çevrelerde uzun süredir bilinen bir gerçek. Bu bakterilerin bir kısmı koruyucu işlev görürken, diğerleri diş çürüklerine ya da diş eti rahatsızlıklarına zemin hazırlıyor. Ancak Nature Communications'da yayımlanan bu çalışmaya dek, ağız mikroplarının ana genomlarından koparak bağımsız hale gelen bu denli büyük DNA parçalarının varlığından hiç kimse haberdar değildi. Araştırmanın boyutu ve sonuçları, bilim dünyasında ciddi bir yankı uyandırdı. Yıllardır yapılan ağız mikrobiyomu çalışmalarının önemli bir boyutunun gözden kaçtığı anlaşıldı.</p><p>Araştırmayı yöneten, Tokyo Üniversitesi kökenli olup şu anda Stanford Üniversitesi'nde görev yapan Yuya Kiguchi ve ekibi, keşfettikleri bu yapılara 'inocles' adını verdi. Bu isim, İngilizce 'insertion coded; oral origin; circular genomic structure' ifadesinin kısaltması olarak belirlendi. Teknik bir isimlendirme gibi görünse de altında büyüleyici bir gerçeklik yatıyor: hemen hemen hepimiz tükürüğümüzde varlığından tamamen habersiz olduğumuz genetik bilgi parçaları taşıyoruz. Bu parçalar, ağız boşluğundaki bakterilerin kromozomlarından ayrılarak dairesel bir yapıya bürünüyor ve tükürük sıvısında serbestçe dolaşıyor. Dolayısıyla her gün farkında bile olmadan bu genetik materyalle iç içe yaşıyoruz.</p><p>Çalışmaya doğrudan katılmayan ancak bağımsız değerlendirme yapan ADA Forsyth Enstitüsü'nden profesör Floyd Dewhirst, bu keşfi ağız mikrobiyomu ile genel insan sağlığı arasındaki karmaşık ilişkileri kavramada 'bulmacanın yeni ve kritik bir parçası' olarak nitelendirdi. Dewhirst'e göre bu parça, bütün resmi değiştirecek kadar önemli olabilir. Çünkü inocles yapılarının varlığı, ağız sağlığının sistemik sağlık üzerindeki etkisine dair yepyeni bir pencere açıyor.</p><h3>Geleneksel dizileme teknikleri neden inocles'ları tespit edemedi?</h3><p>Akla gelen en doğal soru şu: bu denli yaygın olan yapılar bilim insanlarının gözünden nasıl bu kadar uzun süre kaçabildi? Yanıt, ancak yakın dönemde aşılan teknolojik bir sınırda gizli. Klasik genetik dizileme yöntemleri, dev bir yapbozun parçalarını tek tek incelemeye benzer bir mantıkla çalışıyor. DNA önce küçük parçalara bölünüyor, ardından her parça ayrı ayrı analiz ediliyor ve son aşamada bilgisayar algoritmaları bu parçaları bir araya getirerek bütünü yeniden oluşturuyor. 'Kısa okuma dizileme' olarak bilinen bu yaklaşım, klasik bakteriyel plazmitler gibi küçük kromozom dışı elementlerin tespitinde son derece başarılı sonuçlar veriyor. Ne var ki inocles yapıları hem çok büyük hem de yapısal olarak bu teknikle yakalanması imkânsız denecek kadar karmaşık bir mimariye sahip.</p><p>Japon araştırmacılar bu engeli aşmak için çok daha yeni ve belirgin biçimde daha maliyetli bir yönteme başvurdu: uzun okuma dizileme teknolojisi. Bu teknoloji, DNA zincirini minik parçalara ayırmadan çok daha geniş segmentleri bir bütün halinde okumaya imkân tanıyor. Durumu somutlaştırmak gerekirse, bu yöntem bir duvar halısını yalnızca tek tek ipliklerine bakarak anlamaya çalışmak yerine, geniş kumaş parçalarını bir arada gözlemleyerek daha önce fark edilemeyen desenleri ayırt edebilmek gibi. Kısa okuma yöntemiyle bakıldığında inocles'lar rastgele ve anlamsız parçalar gibi görünüyordu; uzun okuma teknolojisi sayesinde ise bu parçaların aslında tutarlı, dairesel ve devasa bir genetik yapı oluşturduğu ilk kez anlaşıldı.</p><p>Araştırmanın ilham kaynağı da oldukça dikkat çekici. Yakın dönemde toprakta yaşayan bakterilerde dev kromozom dışı elementlerin varlığı tespit edilmişti. Kiguchi ve ekibi, benzer yapıların farklı ortamlarda, özellikle de insan mikrobiyomunda bulunabileceği hipotezini ortaya attı. Bu cesur öngörü karşılığını fazlasıyla verdi. Toprak bakterilerindeki keşfin insan ağız florasına uyarlanması, bilimsel tarihte disiplinler arası düşünmenin ne denli değerli olduğunu bir kez daha kanıtladı.</p><h3>Bağışıklık sistemi ve kanser arasında dikkat çekici korelasyon</h3><p>Yüzlerce gönüllüden toplanan tükürük örneklerini uzun okuma dizileme yöntemiyle analiz eden bilim insanları, iki kritik bulguya ulaştı. İlk olarak, test edilen bireylerin yaklaşık yüzde 74'ünün ağız mikrobiyomunda inocles yapıları taşıdığı belirlendi. Bu oran, inocles'ların nadir bir anomali değil, insan mikrobiyomunun yaygın bir bileşeni olduğuna işaret ediyor. İkinci ve belki de çok daha çarpıcı bulgu ise inocles oranlarındaki bireysel farklılıkların, bağışıklık sisteminin işleyişindeki ölçülebilir değişimlerle doğrudan örtüşmesi oldu.</p><p>Araştırma ekibi, tükürük verilerini aynı bireylerin kan analizleriyle çapraz karşılaştırdığında çarpıcı bir tablo ortaya çıktı. Farklı inocles seviyelerine sahip kişiler, bakteriyel ve viral enfeksiyonlara belirgin biçimde farklı tepkiler veriyordu. Yüksek inocles oranına sahip bireyler enfeksiyonlara karşı daha güçlü bir direnç sergilerken, düşük oranlı bireylerde bu direnç zayıf kalıyordu. Başka bir ifadeyle, tükürükte dolaşan bu dev DNA parçaları, vücudun patojenlere karşı kendini savunma kapasitesini doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor. Bu durum, inocles'ların yalnızca pasif genetik materyaller olmadığını, bağışıklık mekanizmalarıyla aktif bir etkileşim içinde olabileceğini düşündürüyor.</p><p>Ancak araştırmanın en çarpıcı ve bir o kadar da rahatsız edici boyutu kanserle ilgili verilerden geldi. Çalışmaya katılan bireyler arasında 68 kişi baş-boyun kanseri veya kolorektal kanser tanısı almıştı. Bu hastaların ortak özelliği, sağlıklı bireylere kıyasla belirgin biçimde düşük inocles oranlarına sahip olmasıydı. Bu korelasyon, son derece heyecan verici bir perspektif açıyor: inocles yapıları, gelecekte belirli kanser türleri için erken dönem biyobelirteçler olarak kullanılabilir. Yani basit bir tükürük analizi, henüz semptom bile ortaya çıkmadan kanser riskini işaret edebilir.</p><p>Bununla birlikte, araştırmacılar acele sonuçlara varılmaması konusunda uyarıda bulundu. Bir korelasyonun her zaman neden-sonuç ilişkisi anlamına gelmediğini vurgulayan ekip, devredeki kesin biyolojik mekanizmaların aydınlatılması için çok daha kapsamlı ve uzun süreli araştırmalara ihtiyaç duyulduğunu açıkça belirtti. Yine de mevcut veriler, bilim dünyasında büyük bir heyecan yarattı.</p><h3>Tükürük testi ile kanser taraması: Geleceğin tıbbına açılan kapı</h3><p>Nature Communications'da raporlanan inocles keşfi, uzun soluklu bir bilimsel serüvenin henüz ilk adımı niteliğinde. Araştırma ekibi bundan sonraki aşamada bu yapıları laboratuvar ortamında kültürleyerek işleyiş mekanizmalarını detaylı biçimde incelemeyi planlıyor. Yanıt aranan sorular oldukça temel ve bir o kadar da heyecan verici: İnocles yapıları bağışıklık hücreleriyle nasıl bir etkileşime giriyor? Bir bakteriden diğerine aktarılabiliyor mu? Mikrobiyomun genel bileşimini ve dengesini etkiliyor mu? Bu soruların her biri, ayrı bir araştırma alanının kapısını aralıyor.</p><p>Bu temel soruların yanıtları, somut ve devrimci tıbbi uygulamalara giden yolu açabilir. Eğer inocles yapılarının enfeksiyonlara karşı dirençte ve belirli kanser türlerinin gelişiminde gerçekten belirleyici bir rol oynadığı kanıtlanırsa, bu yapıların manipülasyonu yepyeni terapötik stratejilerin önünü açacak. Artan kanser riskini erken aşamada tespit etmeye olanak tanıyan basit ve ucuz bir tükürük testi ya da bağışıklık savunmalarını güçlendirmek amacıyla doğrudan inocles yapılarını hedefleyen tedavi protokolleri, artık bilim kurgu olmaktan çıkıp gerçekçi bir olasılık haline geliyor.</p><p>Profesör Floyd Dewhirst'ün ifadesiyle: 'Artık inocles'ların var olduğunu bildiğimize göre, işlevlerini ve sağlık ile hastalıktaki potansiyel rollerini anlamaya çalışabiliriz.' Bu sade cümlenin ardında, yarının tıbbı için devrimci bir potansiyel gizleniyor. Tükürükteki bu görünmez genetik yapıların keşfi, insan mikrobiyomu araştırmalarında yeni bir çağın başlangıcı olarak değerlendiriliyor ve önümüzdeki yıllarda hem teşhis hem de tedavi alanında köklü değişimlere zemin hazırlayabilir.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/tukurukte-onlarca-yil-giz-757_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286601</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/bagirsaklarin-calisma-hizi-sagliginiz-hakkinda-dusundugunuzden-daha-fazlasini-soyleyebilir-286601</link>
      <pubDate>2026-08-06T12:47:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bağırsakların çalışma hızı sağlığınız hakkında düşündüğünüzden daha fazlasını söyleyebilir]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Kopenhag Üniversitesi ve Gut dergisinde yayımlanan araştırmada, bağırsak geçiş süresinin insan sağlığı üzerindeki etkileri çarpıcı biçimde ortaya kondu. Uzmanlar, bağırsak geçiş süresi ölçümünün hastalık riskini belirlemede ve önlemede anahtar rol oynayabileceğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bağırsakların çalışma hızı sağlığınız hakkında düşündüğünüzden daha fazlasını söyleyebilir]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kopenhag Üniversitesi'nin mikrobiyom araştırmacıları tarafından yürütülen ve Gut dergisinde yayımlanan kapsamlı bir inceleme, bağırsak geçiş süresinin insan sağlığı üzerindeki etkilerini mercek altına aldı. Danimarka ve Belçika'dan bilim insanlarının katkısıyla hazırlanan çalışmada, bağırsak geçiş süresinin bireyler arasında ciddi farklılıklar gösterdiği, bu sürenin ise hastalık riskini şaşırtıcı derecede etkileyebildiği vurgulandı. Araştırma, bağırsak geçiş süresinin mikrobiyom kompozisyonu ve aktivitesi üzerinde belirleyici rol oynadığını ortaya koydu. Uzmanlar, bu sürenin hem gastrointestinal hastalıklar hem de kolon kanseri gibi ciddi sağlık sorunlarıyla bağlantılı olduğunu belirtti. Ayrıca, bağırsak geçiş süresiyle ilgili faktörlerin ve etkilerinin, şimdiye dek bilimsel literatürde yeterince dikkate alınmadığına dikkat çekildi.</p><h3>Henrik Roager'dan bağırsak geçiş süresi vurgusu: Mikrobiyomun anahtarı</h3><p>Kopenhag Üniversitesi'nden kıdemli mikrobiyom araştırmacısı Henrik Roager liderliğindeki ekip, bağırsak geçiş süresinin mikrobiyota bileşimini ve aktivitesini şekillendiren başlıca etkenler arasında yer aldığını açıkladı. Roager ve ekibi, yapılan onlarca bilimsel çalışmayı analiz ederek, bağırsak geçiş süresinin popülasyon genelinde ve bireysel düzeyde mikrobiyomda büyük farklılıklar yarattığını belirledi. Çalışmada, geçiş süresinin hem kısa hem de uzun olmasının sağlık üzerinde çeşitli sonuçlara yol açabileceği ifade edildi. Araştırmacılar, özellikle Batı tipi beslenme alışkanlıkları ve uzun bağırsak geçiş süresinin kolon kanseri riskini artırabileceğine dikkat çekti. Bu bulgular, bağırsak geçiş süresi ölçümünün hastalıkların önlenmesi ve erken teşhisi için önemli bir gösterge olabileceğini gösteriyor.</p><h3>Bağırsak geçiş süresi: Sağlık riskleri ve etkileyen faktörler</h3><p>Bilim insanları, bağırsak geçiş süresini etkileyen birçok faktörün bulunduğunu, bunlar arasında beslenme tarzı, tüketilen yiyeceklerin içeriği, yaş, cinsiyet, genetik özellikler, fiziksel aktivite düzeyi, stres ve ilaç kullanımının yer aldığını açıkladı. Erkeklerde genellikle bağırsak geçiş süresi daha kısa olurken, yaşlı bireylerde bu sürenin uzadığı gözlemlendi. Ayrıca, fiziksel aktivitenin artması ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları, bağırsak geçiş süresini kısaltabiliyor. Araştırmacılar, geçiş süresinin yavaşlamasının irritabl bağırsak sendromu (IBS), inflamatuar bağırsak hastalığı (IBD) ve kabızlık gibi rahatsızlıklarla ilişkilendirildiğini, bunun da kolon kanseri riskini artırabileceğini belirtti. Özellikle kabızlık ve IBD'nin, dünya genelinde en yaygın üçüncü kanser türü olan kolon kanseri gelişiminde rol oynayabileceği vurgulandı. Bağırsak geçiş süresi, yalnızca sindirim sistemiyle sınırlı kalmayıp, Parkinson, Alzheimer ve multipl skleroz gibi nörolojik hastalıklarla da bağlantılı olabiliyor.</p><h3>Uzmanlar: Bağırsak geçiş süresi ölçümüyle hastalık önlenebilir</h3><p>Çalışmada, uzun veya kısa bağırsak geçiş sürelerinin doğrudan iyi ya da kötü olarak nitelendirilemeyeceği, ancak bu sürenin mikrobiyomun işleyişini ve vücuttaki metabolik süreçleri önemli ölçüde etkilediği belirtildi. Araştırmacılar, yavaş geçiş süresinin, bağırsak bakterilerinin fermente edilebilir karbonhidrat bulamamasına, bunun sonucunda ise zararlı bileşiklerin artmasına ve faydalı kısa zincirli yağ asitlerinin azalmasına yol açabileceğini ifade etti. Bu durum, kolon hücrelerinde DNA hasarına, kanserojen mutasyonlara ve sistemik iltihaplanmaya neden olabiliyor. Kaliforniya Long Beach Tıp Merkezi'nden kolorektal cerrah Ketan Thanki de, geçiş süresi yavaşladığında zararlı metabolitlerin üretildiğini ve bunun kolon sağlığını tehdit ettiğini belirtti. Araştırmacılar, bağırsak geçiş süresi ölçümünün, mikrobiyom, diyet ve hastalık arasındaki bağlantıların daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacağını, böylece birçok hastalığın önlenmesi, teşhisi ve tedavisinde yeni yollar açabileceğini öngörüyor.</p><p>Sonuç olarak, Gut dergisinde yayımlanan ve Kopenhag Üniversitesi'nin öncülüğünde gerçekleştirilen bu araştırma, bağırsak geçiş süresi kavramının insan sağlığında ne kadar kritik bir rol üstlendiğini gözler önüne seriyor. Uzmanlar, bağırsak geçiş süresi ölçümlerinin, hem sindirim sistemi hastalıklarının hem de nörolojik rahatsızlıkların önlenmesinde, teşhisinde ve tedavisinde önemli bir anahtar olabileceğini vurguluyor. Gelecekte yapılacak araştırmaların, bağırsak geçiş süresiyle ilgili bilinmeyen pek çok soruya yanıt getirmesi bekleniyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/bagirsaklarin-calisma-hiz-815_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.286600</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/orta-yasta-dikkat-edilmesi-gereken-3-aliskanlik-demansi-yillarca-geciktirebilir-286600</link>
      <pubDate>2026-08-06T12:45:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Orta yaşta dikkat edilmesi gereken 3 alışkanlık demansı yıllarca geciktirebilir]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[ABD ve Çinli bilim insanlarının yürüttüğü geniş kapsamlı araştırma, orta yaşta dikkat edilmesi gereken üç önemli risk faktörünün, demansın başlangıcını ortalama 13 yıl geciktirdiğini ortaya koydu. Araştırmada, vasküler sağlık, kan basıncı, diyabet ve sigara kullanımının beyin sağlığı üzerindeki etkileri detaylı biçimde incelendi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Orta yaşta dikkat edilmesi gereken 3 alışkanlık demansı yıllarca geciktirebilir]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD ve Çin'den araştırmacıların ortaklaşa yürüttüğü ve Neurology Open Access dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, orta yaş döneminde dikkat edilmesi gereken üç kritik risk faktörünün, demansın başlangıcını yıllarca geciktirebileceğini gösterdi. 26 yıl boyunca izlenen 12 bin 409 kişinin sağlık verilerinin analiz edildiği araştırmada, normal kan basıncına sahip olmak, diyabet hastası olmamak ve sigara kullanmamak, bireylere demanssız ortalama 13 ek yıl kazandırdı. Bilim insanları, özellikle 45-65 yaş aralığındaki bireylerin vasküler sağlıklarına özen göstermesinin, hem beyin hem de genel vücut sağlığı açısından hayati önem taşıdığını vurguladı.</p><h3>NYU Langone Health: 'Orta yaşta vasküler sağlık, demans riskini azaltıyor'</h3><p>New York Üniversitesi Langone Health Epidemiyoloğu Josef Coresh, araştırmanın sonuçlarının, orta yaşta alınacak önlemlerin beyin sağlığını uzun yıllar koruyabileceğini açıkça gösterdiğini belirtti. Çalışmada, kan basıncının normal değerlerde tutulması, diyabetin önlenmesi ve sigara kullanımının bırakılması gibi adımların, demansın hem gelişme riskini hem de başlangıç yaşını önemli ölçüde etkilediği ortaya kondu. Araştırmacılar, vasküler sağlığın korunmasının, demanssız hayatta kalma süresine ortalama 12,6 yıl eklediğini ifade etti. Bu bulgular, özellikle 55 yaş sonrası demans riski taşıyan nüfus için büyük önem taşıyor. Coresh, "Demansı geciktirmenin yeni yollarını araştırmak, ABD'de 55 yaş üzeri her 10 kişiden dördünü doğrudan ilgilendiriyor" dedi.</p><h3>12 bin kişilik veri: Demanssız yaşam süresi cinsiyet ve ırka göre değişiyor</h3><p>Çalışmanın detaylarına göre, üç risk faktörüne sahip olan bireylerin yalnızca demansı daha erken yaşlarda geliştirmedikleri, aynı zamanda yaşam sürelerinin de kısaldığı gözlemlendi. Kadınlar arasında, üç risk faktörüne sahip olanların demanssız ortalama yaşam süresi 18,1 yıl olurken, erkeklerde bu süre 16,6 yıl olarak kaydedildi. Ayrıca, beyaz katılımcıların demanssız yaşam süresi ortalama 19,6 yıl olarak belirlenirken, siyah katılımcılarda bu sürenin 16 yıl olduğu tespit edildi. Bu veriler, sağlık eşitsizliklerinin demans riski ve süresi üzerinde de etkili olduğunu gözler önüne serdi. Araştırmacılar, vasküler risklerin azaltılmasının tüm gruplara fayda sağlayabileceğini, ancak özellikle risk altındaki topluluklarda önleyici sağlık stratejilerinin daha da önem kazandığını belirtti.</p><h3>Sigara, diyabet ve yüksek tansiyon: Demans riskini katlıyor</h3><p>Analiz sırasında, cinsiyet, yaş, fiziksel aktivite düzeyi ve Alzheimer riskini artıran APOE4 geninin varlığı gibi ek faktörler de dikkate alındı. Araştırma, sigara içen, diyabet hastası olan ve yüksek tansiyonu bulunan orta yaşlı bireylerin, hem demansı daha erken yaşta geliştirdiğini hem de diğerlerine kıyasla daha kısa yaşadığını ortaya çıkardı. Özellikle vasküler sağlığın bütüncül olarak korunmasının, sadece demans riskini azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda genel yaşam kalitesini de yükselttiği vurgulandı. Bilim insanları, bu üç risk faktörünün daha önce de demansla ilişkilendirildiğini, ancak toplu olarak incelendiğinde etkilerinin çok daha belirgin hale geldiğini aktardı. Bu nedenle, orta yaşta sigarayı bırakmak, kan basıncını kontrol altında tutmak ve diyabetten korunmak, beyin sağlığını koruyan en etkili adımlar arasında yer alıyor.</p><h3>Uzmanlardan çağrı: Orta yaşta alınacak önlemlerle demans riski düşürülebilir</h3><p>Uzmanlar, elde edilen bulguların, orta yaş döneminde yapılacak yaşam tarzı değişikliklerinin, demansın geciktirilmesinde kritik rol oynadığını vurguladı. Özellikle sigarayı bırakmak, düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek ve kan basıncını takip etmek, vasküler sağlığın korunmasına ve böylece demansın başlangıcının geciktirilmesine katkı sağlıyor. Araştırmacılar, "Bu sonuçlar, insanların 45 yaşından itibaren vasküler sağlıklarına daha fazla dikkat etmeleri gerektiğini ve sigarayı bırakmanın beyin sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini bir kez daha ortaya koyuyor" ifadelerini kullandı. Ayrıca, sağlık politikalarının ve toplumsal bilincin artırılmasıyla, demans vakalarının önlenmesinde önemli ilerlemeler sağlanabileceğine dikkat çekildi.</p><p>Dünya genelinde her yıl yaklaşık 10 milyon kişinin demans tanısı aldığı, yaşlanan nüfusla birlikte bu sayının önümüzdeki yıllarda daha da artacağı öngörülüyor. Bilim dünyası, demansın başlangıç yaşını geciktirecek ve hastalığın etkilerini azaltacak yeni stratejiler geliştirmek için çalışmalarını sürdürüyor. Sonuç olarak, orta yaşta alınacak basit ama etkili önlemlerle, demanssız geçirilen yılların sayısını artırmak ve yaşam kalitesini yükseltmek mümkün görünüyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/08/06/orta-yasta-dikkat-edilmes-277_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
  </channel>
</rss>