<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" version="2.0">
  <channel>
    <link>https://www.yirmidort.tv</link>
    <title>Yirmidört</title>
    <description>Son Dakika Haberleri, Tv programları, Türkiye’ den ve dünyadan tüm gelişmeleri 24 TV’ den takip edebilirsiniz.</description>
    <language>tr-TR</language>
    <generator>Yirmidört Tv Haber</generator>
    <atom:link href="http://pubsubhubbub.appspot.com" rel="hub" />
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292178</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/yeni-kesfedildi-bu-kedi-neden-bilim-insanlarinin-cok-ilgisini-cekti-292178</link>
      <pubDate>2026-09-21T17:48:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Yeni keşfedildi: Bu kedi neden bilim insanlarının çok ilgisini çekti]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Bolivya'nın bulut ormanlarında yaşayan küçücük, benekli bir kedi, bilim dünyasında büyük bir keşfin merkezine oturdu. Yıllardır bir yaban hayatı merkezinde yaşayan hayvanın, daha önce bilinmeyen bir türe ait olduğu ortaya çıktı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Yeni keşfedildi: Bu kedi neden bilim insanlarının çok ilgisini çekti]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p><b>Bilim insanları, Leopardus tilcayo adı verilen bu kedinin yaşayan yeni bir yaban kedisi türü olduğunu belirledi. Keşif, Current Biology dergisinde yayımlandı ve 100 yılı aşkın süredir bilimsel olarak tanımlanan ilk yeni yaşayan yaban kedisi türü oldu.</b></p><p>Yaklaşık 46 santimetre uzunluğunda ve 1,4 kilogram ağırlığında olan hayvan, ortalama bir ev kedisinden bile daha küçük. Büyük, leoparı andıran benekleriyle dikkat çeken kediye bakım görevlileri "Tigrino" adını verdi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/a1-2109202615f6d8ea.jpg"/><p>Tigrino'nun hikayesi de keşif kadar sıra dışı. Hayvan, 2017 yılında onu ev kedisi yapmaya çalışan bir aile tarafından Senda Verde Yaban Hayatı Koruma Merkezi'ne getirildi. O zamandan beri merkezde yaşamını sürdüren Tigrino'nun aslında farklı bir türe ait olduğu yıllar sonra anlaşıldı.</p><p><b>Yeni tür turistlerin ilgisini çekti</b></p><p>Bilimsel keşfin duyulmasının ardından Tigrino kısa sürede Bolivya'da merak konusu oldu. Onu görmek isteyen ziyaretçiler Senda Verde'ye akın etmeye başladı.</p><p>Ancak Tigrino kalabalıklardan pek hoşlanmıyor. Kolayca strese girdiği için merkez çalışanları onu ziyaretçilerin gözünden uzak tutuyor.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/a2-2109202616bffc7f.jpg"/><p>Associated Press'in ziyareti sırasında da Tigrino kısa süreliğine barınağından çıktı. Havayı kokladı, birkaç dakika çevresinde dolaştı ve ardından yeniden bitkilerin arasına çekildi.</p><p>Merkezin kurucu ortağı Marcelo Levy'ye göre Tigrino, türünün keşfedilmesinden sadece birkaç gün sonra koruma çalışmalarının sembollerinden birine dönüştü.</p><p><b>Levy, yeni türün keşfinin Bolivya'nın tropikal ormanlarında yaşayan yaban kedilerinin ve doğal yaşam alanlarının korunmasına yönelik ilgiyi artırdığını belirtti.</b></p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/yeni-kesfedildi-bu-kedi-n-688_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292177</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/suudi-arabistanda-yerli-otomobil-hedefi-ilk-model-tanitildi-292177</link>
      <pubDate>2026-09-21T17:19:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Suudi Arabistan'da yerli otomobil hedefi: İlk model tanıtıldı]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman, ülkenin ilk yerli otomobil markası CEER'in ilk modeli EXOBOT'u tanıttı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Suudi Arabistan'da yerli otomobil hedefi: İlk model tanıtıldı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p><b>Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman, ülkenin ilk yerli otomobil markası CEER'in ilk modeli EXOBOT'u tanıttı.</b></p><p>Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA&#39;nın haberine göre, Kamu Yatırım Fonu (PIF) Yönetim Kurulu Başkanı da olan Veliaht Prens Bin Selman, EXOBOT&#39;un tanıtımının Suudi Arabistan&#39;ın sürdürülebilir ve gelişmiş bir sanayi ekosistemi oluşturma yolculuğunda yeni bir adım olduğunu belirterek, otomotiv sektörünün ekonomik büyümenin temel kaynaklarından biri haline getirilmesini hedeflediklerini söyledi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/cher3-21092026a7f35e14.jpg"/><p><b>EXOBOT'un sedan ve dört çeker olmak üzere iki farklı versiyonunun bulunduğunu, CEER'in 5 yıl içinde toplam 7 model piyasaya sürmesinin planlandığını aktaran Bin Selman, şirketin sonraki modellerinin farklı boyutlarda ve farklı çekiş sistemleriyle üretileceğini kaydetti.</b></p><p>Araçların tamamının Kral Abdullah Ekonomik Şehri&#39;ndeki Kral Selman Otomotiv Sanayi Kompleksi bünyesinde bulunan CEER tesislerinde üretileceği aktarıldı. EXOBOT&#39;un tasarım ve mühendislik çalışmalarının Suudi Arabistan&#39;da gerçekleştirildiği belirtildi.</p><p>Şirketin 2034&#39;e kadar Suudi Arabistan&#39;ın gayri safi yurt içi hasılasına (GSYH) 30 milyar riyalden (8 milyar dolar) fazla katkı sağlaması, dış ticaret dengesini 80 milyar riyalden (21 milyar dolar) fazla iyileştirmesi, doğrudan ve dolaylı nitelikli istihdam oluşturması bekleniyor.<br></p><p>Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu, ülkenin ilk yerli otomobil markası CEER&#39;i 2022&#39;de kurdu. Şirketin, ülkenin otomotiv sanayisini geliştirmek, yatırımları çekmek ve özel sektör için yeni fırsatlar oluşturmak amacıyla faaliyet gösterdiği kaydedildi.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/suudi-arabistanda-yerli-o-115_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292176</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/discover/whack-a-mole-to-looksmaxxing-1400-new-words-added-to-the-dictionary-292176</link>
      <pubDate>2026-09-21T17:00:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[‘Whack-a-Mole' to ‘Looksmaxxing': 1,400 new words added to the dictionary]]></title>
      <category><![CDATA[Discover]]></category>
      <description><![CDATA[Merriam-Webster has added 1,400 new words and meanings to its dictionary, including internet and social media terms such as “looksmaxxing,” “parasocial,” “Rickroll” and “Sunday scaries,” reflecting how online culture continues to shape everyday English.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[‘Whack-a-Mole' to ‘Looksmaxxing': 1,400 new words added to the dictionary]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p><b>The U.S.-based dictionary publisher announced the additions on Sept. 15, saying the update reflects words and meanings that have demonstrated frequent, widespread and meaningful use over time.</b></p><p>Among the newly added terms is "<b>looksmaxxing,</b>" which refers to the practice of taking one or more measures to improve a person's physical attractiveness, sometimes involving extreme or potentially dangerous methods.</p><p>Another addition, <b>"parasocial,"</b> describes a one-sided relationship, usually with a public figure or fictional character, in which a person feels an emotional connection to someone they do not actually know.</p><p>The internet classic "<b>Rickroll</b>" has also officially entered the dictionary. The term refers to tricking someone into listening to Rick Astley's 1987 hit song "Never Gonna Give You Up," typically by disguising the link or content leading to the song.</p><p><b>Everyday expressions find a place in the dictionary</b></p><p>The latest additions go beyond internet slang, with several terms describing familiar experiences and situations in everyday life.</p><p><b>"Sunday scaries" </b>refers to the feeling of anxiety or unease that can come as the weekend draws to an end and a new week approaches.</p><p><b>"Whack-a-mole,"</b> a term borrowed from the arcade game in which players hit pop-up toy moles with a mallet, is used to describe a situation in which solving one problem is quickly followed by another.</p><p>The word <b>"crashout"</b> is another new addition, referring to a sudden emotional or mental breakdown or an episode in which someone loses control.</p><p><b>From food culture to artificial intelligence</b></p><p>The update also includes words that have become familiar through food culture and technology.</p><p><b>"Cake pop"</b> refers to a small sweet made from crumbled cake and frosting, while <b>"chili crisp"</b> describes a savory, often spicy sauce made with ingredients such as fried onions, garlic, chili peppers and oil.</p><p>The term<b> "superfood</b>" is used broadly for nutrient-rich foods such as blueberries, salmon and broccoli.</p><p>Another notable addition is<b> "uncanny valley,"</b> a term used to describe the feeling of unease or revulsion that can arise when something designed to resemble a human looks highly realistic but not quite human. The concept is often discussed in connection with robots, artificial intelligence-generated content and other humanlike creations.</p><p>According to Merriam-Webster, a word does not enter the dictionary simply because it is new. Its lexicographers look for evidence that it has been used frequently, widely and meaningfully.</p><p>The dictionary typically adds around 1,000 new entries each year. This year's 1,400 additions offer another snapshot of how English is evolving, from internet culture and everyday experiences to food and eme</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/whack-a-mole-to-looksmaxx-705_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292175</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/bakan-baktan-turkcelle-nezaket-ziyareti-292175</link>
      <pubDate>2026-09-21T16:49:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bakan Bak'tan Turkcell'e nezaket ziyareti]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak, Turkcell'e nezaket ziyareti gerçekleştirdi. ]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bakan Bak'tan Turkcell'e nezaket ziyareti]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Turkcell, Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak'ı Genel Müdürlük binasında ağırladı. Ziyarete Turkcell Yönetim Kurulu Başkanı Şenol Kazancı ev sahipliği yaptı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/bakan-baktan-turkcelle-ne-231_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292174</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/spor/muhammed-salahtan-trabzonsporda-son-9-sezonun-en-iyi-gol-performansi-292174</link>
      <pubDate>2026-09-21T15:43:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Muhammed Salah'tan Trabzonspor'da son 9 sezonun en iyi gol performansı]]></title>
      <category><![CDATA[Spor]]></category>
      <description><![CDATA[Galatasaray'ı 4-0 mağlup eden Trabzonspor'da 7. golüne ulaşan yıldız futbolcu Muhammed Salah, bordo-mavili takımda son 9 sezondaki en golcü başlangıcı yapan isim oldu.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Muhammed Salah'tan Trabzonspor'da son 9 sezonun en iyi gol performansı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Trendyol Süper Lig'in 6. haftasında sahasında Galatasaray'ı 4-0 mağlup eden Trabzonspor'da 7. golüne ulaşan Mısırlı yıldız futbolcu Muhammed Salah, bordo-mavili takımda son 9 sezondaki en golcü başlangıcı yapan isim oldu.</p><p>Trabzonspor'un Süper Lig'in ilk haftasında Kasımpaşa ile deplasmanda oynadığı karşılaşmanın 58. dakikasında oyuna girerek ilk kez bordo-mavili takım formasıyla sahaya çıkan tecrübeli futbolcu, ilk 11'de başladığı ligin ikinci karşılaşmasında Başakşehir karşısında rakip fileleri 2 kez havalandırarak takımının 2-1'lik galibiyetinde önemli rol oynadı.</p><p>Karadeniz ekibinin daha sonra Amed Sportif Faaliyetler'e 2-1 yenildiği karşılaşmada da 1 gol atan başarılı oyuncu, dördüncü haftada 5-0 kazanılan Gençlerbirliği maçında kaydettiği penaltı golüyle ligdeki gol sayısını 4'e çıkardı.</p><p>Süper Lig'in ilk 5 haftasında 4 golü bulunan Mısırlı futbolcu, Galatasaray maçında 'hat-trick' yaparak gol sayısını 7'ye yükseltirken gol krallığı yarışında da zirvede yer aldı.</p><p><b>EN SON BURAK YILMAZ</b></p><p>Trabzonspor'da Burak Yılmaz, 9 sezon önce ilk 6 haftada en golcü başlangıcı yapan isim olmuştu.</p><p>Muhammed Salah, bordo-mavili takımda 2017-18 sezonunda ilk 6 haftada 7 gol atan Burak Yılmaz'dan sonra aynı başarıyı gösteren isim oldu.</p><p>Bordo-mavili takımın gollerinin yüzde 54'ünü atan Salah, bu dönemde Sörloth, Cornelius, Nwakame, Rodallega, Onuachu gibi isimleri geride bıraktı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/muhammed-salahtan-trabzon-653_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292173</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/bm-genel-kurulu-80-yildir-ilginc-olaylara-sahne-oldu-292173</link>
      <pubDate>2026-09-21T15:40:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[BM Genel Kurulu, 80 yıldır ilginç olaylara sahne oldu]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Üye ülkelerin liderlerini 1946'dan bu yana bir araya getiren Birleşmiş Milletler (BM) genel kurulları, bir yandan uluslararası konjonktürü şekillendiren konuların ele alınmasına olanak sağlarken diğer yandan da ilginç olaylara ev sahipliği yapıyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[BM Genel Kurulu, 80 yıldır ilginç olaylara sahne oldu]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>BM genel kurulları, geçmişte kürsüde ayakkabısını çıkardığı anlatılan liderlerden bebeğiyle toplantılara katılanlara, rakip ülke liderlerine yönelik sert ifadeler kullananlardan saatler süren konuşmalara kadar pek çok olayla yıllardır hafızalarda yer ediniyor.</p><p>Son dönemlerde öne çıkan önemli bir olay ise İsrail'in 7 Ekim 2023'ten sonra Gazze'ye yönelik saldırılarını protesto etmek amacıyla, çok sayıda delegasyonun 2024'ten beri İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu kürsüye çıkınca salonu terk etmesi oldu.</p><p>Bu yıl 22-28 Eylül'de 81'incisi düzenlenecek BM Genel Kurulu Yüksek Düzeyli Katılım Haftası'nda İsrail Başbakanı'nın yine tepkiyle karşılanması, Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) 2024'te hakkında çıkardığı tutuklama emrinin uygulanıp uygulanmayacağı merakla bekleniyor.</p><p>New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, Netanyahu'nun UCM kararı uyarınca tutuklanması gerektiğini ancak kendisinin böyle bir yetkisinin bulunmadığını belirtirken ABD hükümeti ise Netanyahu'nun "hiçbir şekilde tutuklanmayacağı" yönünde açıklama yapıyor.</p><p>Castro, en uzun konuşma rekorunu koruyor</p><p>BM Genel Kurulu Yüksek Düzeyli Katılım Haftası'nda her lidere 15'er dakika süre tanınıyor.</p><p>Liderler, genelde bu süreyi aşsalar da Küba lideri Fidel Castro, 1960'ta 4 saat 29 dakika süren konuşmasıyla en uzun konuşma rekorunu koruyor.</p><p>En kısa konuşmaya ilişkin ise resmi kayıt bulunmuyor.</p><p><b>SOVYET LİDERİ KRUŞÇEV'İN AYAKKABI EFSANESİ</b></p><p>Geçmişteki en ilginç BM Genel Kurul hikayelerinden biri, 1960'ta Sovyet lideri Nikita Kruşçev'in önce yumruğuyla, sonra da ayakkabısıyla masaya vurarak Filipinler temsilcisine tepki göstermesi olarak anlatılıyor.</p><p>BM arşivlerinde Kruşçev'in ayakkabısını çıkardığına ilişkin görüntü bulunmasa da hem Sovyet liderinin anılarının bulunduğu kitapta hem de tarihsel anlatımlarda Kruşçev'in ayakkabısını masaya vurduğuna yer veriliyor.</p><p><b>İLK YAKA KARTLI BEBEK</b></p><p>2018'de dönemin Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern, BM Genel Kurulu kapsamında düzenlenen toplantıya 3 aylık bebeği Neve'yi getirerek dikkat çekti.</p><p>Ardern'in, üzerinde "First Baby" (İlk Bebek) yazılı yaka kartı olan bebeği Neve ile BM'deki resmi programa katılması, dünya basınında geniş yer aldı.</p><p>Ardern, toplantı sırasında bebeğini eşine emanet ederken siyasi görevle anneliğin bir arada yürütülebileceğine ilişkin mesaj verdi.</p><p><b>DİNOZORDAN İKLİM MESAJI</b></p><p>BM Genel Kurulunda 2021'de "Frankie" adlı dinozor "konuştu".</p><p>27 Ekim'de yayımlanan BM Kalkınma Programı (UNDP) videosunda yer alan devasa Frankie, fosil yakıtları finanse etmeyi sürdüren ülkelere küresel ısınmaya yol açan bu eylemleri nedeniyle uyarıda bulundu.</p><p><b>HAİTİ LİDERİ SUYU SÜRAHİDEN İÇTİ</b></p><p>Haiti Geçiş Konseyi Başkanı Edgard Leblanc Fils'in 2024'te BM Genel Kurulunda yaptığı konuşma sırasında önündeki su bardağı yerine doğrudan sürahiden su içmeye çalışması, sosyal medyada kısa sürede yayıldı.</p><p>Suyu üzerine döken Leblanc Fils'in bu anı, Genel Kurulun ciddi atmosferinde renkli görüntü oluşturdu.</p><p>Bunların yanı sıra eski Uganda Devlet Başkanı İdi Amin'in 1972'de eski İngiltere Başbakanı Edward Heath'i Adolf Hitler'le kıyaslaması, 2006'da dönemin Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez'in kendisinden bir gün önce kürsüye çıkan eski ABD Başkanı George W. Bush'u "şeytana" benzetmesi, 2018'de ABD Başkanı Donald Trump'ın konuşması sırasında salondan yükselen kahkahalara "Beklediğim tepki bu değildi" yanıtını vermesi ve İzlanda'nın hediye ettiği Genel Kurul tokmağının 1960'ta Nikita Kruşçev'i sakinleştirmeye çalışan İrlandalı diplomat Frederick Boland'ın müdahalesi sırasında kırılması gibi pek çok olay da Genel Kurul tarihinin hafızalarda yer eden anları arasında bulunuyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/bm-genel-kurulu-80-yildir-265_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292172</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/kultur/26-27-eylulde-tum-filmlerin-biletleri-90-lira-olacak-bakan-ersoy-duyurdu-292172</link>
      <pubDate>2026-09-21T15:27:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[26-27 Eylül'de tüm filmlerin biletleri 90 lira olacak! Bakan Ersoy duyurdu]]></title>
      <category><![CDATA[Kültür & Sanat]]></category>
      <description><![CDATA[Bakan Ersoy, Türkiye Sinema Festivali'nin bu yıl 26-27 Eylül'de 75 ilde, yaklaşık 1500 salonda gerçekleştirileceğini, 17 yerli ve yabancı filmin izleyiciyle buluşacağını belirterek, festival süresince film biletlerinin 90 lira olacağını bildirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[26-27 Eylül'de tüm filmlerin biletleri 90 lira olacak! Bakan Ersoy duyurdu]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye Sinema Festivali'nin, ikinci yılında daha geniş bir kapsamla sinemaseverlerle buluşacağını duyurdu.</p><p>"Sinemanın birleştirici gücünü Türkiye'nin dört bir yanında yeniden hissedeceğiz" ifadesini kullanan Ersoy, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:</p><p>"Bakanlığımızın destekleriyle, Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği tarafından GNÇ ana sponsorluğunda düzenlenen Türkiye Sinema Festivali, ikinci yılında daha geniş bir kapsamla sinemaseverlerle buluşacak. Geçen yıl ilk kez düzenlenen ve 780 binden fazla seyirciyi beyaz perde etrafında buluşturan festivali, bu yıl 26-27 Eylül tarihlerinde 75 ilimizde, yaklaşık 1500 salonda gerçekleştireceğiz, 17 yerli ve yabancı filmi izleyiciyle buluşturacağız.</p><p>İki gün boyunca tüm filmlerin biletleri 90 lira olacak, biletler bugünden itibaren satışa sunulacak. Başta gençlerimiz ve ailelerimiz olmak üzere tüm vatandaşlarımızı sinema salonlarımızı doldurmaya, ortak seyir heyecanını paylaşmaya ve bu kültür şölenine ortak olmaya davet ediyorum."</p><p><b>SİNEMA SALONLARINA GÜÇLÜ DESTEK</b></p><p>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, festival sinemanın yalnızca bir içerik değil, büyük perdede, karanlık salonda ve izleyicilerle birlikte deneyimlenen güçlü bir kültür ve sanat etkinliği olduğunu hatırlatmayı amaçlıyor.</p><p>Festivalle, sinema salonlarının sürdürülebilirliğine katkı sunulurken, her yaştan sinemaseverin sinemaya erişiminin de kolaylaştırılması hedefleniyor.</p><p><b>AİLE FİLMLERİNDEN BÜYÜK BÜTÇELİ YAPIMLARA GENİŞ SEÇKİ</b></p><p>Festival programında yılın merakla beklenen yapımlarının yanı sıra farklı türlerden yerli ve yabancı filmler yer alacak.</p><p>Katılımcılar, aile filmlerinden animasyonlara, macera yapımlarından büyük bütçeli gişe filmlerine kadar geniş bir seçkiyi avantajlı fiyatlarla izleme fırsatı bulacak.</p><p>Festival kapsamında gösterilecek filmler arasında "Avengers: Endgame", "Örümcek-Adam: Yepyeni Bir Gün", "Odyssey" ve "Oyuncak Hikayesi 5" gibi yapımlar da yer alıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/26-27-eylulde-tum-filmler-291_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292171</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/celik-kanatlar-akdenizin-semalarinda-bir-egitim-ucusu-daha-basariyla-gerceklestirildi-292171</link>
      <pubDate>2026-09-21T15:21:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Çelik Kanatlar Akdeniz'in semalarında! Bir eğitim uçuşu daha başarıyla gerçekleştirildi]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Milli Savunma Bakanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı çeşitli üslerden havalanan uçaklarla eğitim uçuşu yapıldığını bildirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Çelik Kanatlar Akdeniz'in semalarında! Bir eğitim uçuşu daha başarıyla gerçekleştirildi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı çeşitli üslerden havalanan uçaklarla Kıbrıs Adası'nın güneyinde ve Akdeniz'de eğitim uçuşu yapıldığını bildirdi.</p><p>Milli Savunma Bakanlığının (MSB) sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, şu ifadelere yer verildi:</p><p>"Çelik kanatlar, Akdeniz'in semalarında... Ülkemizin Akdeniz'deki hak ve menfaatlerinin korunması, harekat kabiliyetlerimizin geliştirilmesi ve birliklerimizin hazırlık seviyesinin en üst düzeyde tutulmasına yönelik faaliyetlerimiz kararlılıkla devam ediyor. Bu kapsamda, Hava Kuvvetleri Komutanlığımıza bağlı çeşitli üslerden havalanan muharip ve destek uçaklarımızın katılımıyla Kıbrıs Adası'nın güneyinde ve Akdeniz'in uluslararası hava sahasında kapsamlı bir eğitim uçuşu başarıyla gerçekleştirildi."</p><video class="rich-text-video" playsinline controls="controls" preload="metadata"><source src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/video-21092026754d4cf2.mp4#t=0.5" type="video/mp4"></video><p>Paylaşımda, eğitim uçuşuna ilişkin görüntülere de yer verildi.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/celik-kanatlar-akdenizin--202_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292170</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/kasif-kozinoglu-sorusturmasinda-yeni-gelisme-enver-altayli-ifade-verecek-292170</link>
      <pubDate>2026-09-21T15:14:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Kaşif Kozinoğlu soruşturmasında yeni gelişme: Enver Altaylı ifade verecek]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun şüpheli ölümüne ilişkin soruşturmada, dönemin cezaevi baş gardiyanı dahil 3 şüpheli adliyeye sevk edildi. FETÖ'den hükümlü olan eski istihbarat görevlisi Enver Altaylı'nın da ifadesinin alınmasına karar verildi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Kaşif Kozinoğlu soruşturmasında yeni gelişme: Enver Altaylı ifade verecek]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Eski MİT görevlisi Kozinoğlu'nun 2011 yılında, Silivri Cezaevinde şüpheli ölümüne ilişkin soruşturma sürüyor. Gözaltında olan Osman Arslan, dönemin baş gardiyanı Ömer Vatan ve vardiya amiri Kazım Beyke adliyeye sevk edildi.</p><p>FETÖ kapsamında yargılandığı "silahlı terör örgütüne üye olmak" ve "siyasi ve askeri casusluk" suçlarından hakkında verilen 23 yıl 4 ay hapis cezası 2024 yılında onanan Enver Altaylı'nın soruşturma kapsamındaki ifadesi sağlık sorunları sebebiyle alınamamıştı.</p><p><b>ENVER ALTAYLI YARIN İFADE VERECEK</b></p><p>Soruşturma kapsamında, Enver Altaylı'nın da ifadesinin yarın İstanbul'da alınmasına karar verildi.</p><p>Soruşturmada daha önce, 6 şüpheli tutuklanmıştı. Tutuklananlar arasında FETÖ soruşturması kapsamında ihraç edilen dönemin Silivri Cumhuriyet Başsavcısı Ali İşgören ile eski cezaevi savcısı Necip Doğan da yer alıyor. Kozinoğlu'nun koğuş arkadaşları emekli albay Hasan Atilla Uğur ile emekli yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım hakkında ise ev hapsi kararı verilmişti. </p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/kasif-kozinoglu-sorusturm-614_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292169</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/istanbulda-yargi-sureclerine-mudahale-edildigi-iddiasina-iliskin-5-supheli-tutuklandi-292169</link>
      <pubDate>2026-09-21T15:11:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[İstanbul'da yargı süreçlerine müdahale edildiği iddiasına ilişkin 5 şüpheli tutuklandı]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[İstanbul'daki farklı adliyelerde yürütülen yargı süreçlerine menfaat karşılığında müdahale edildiği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan 2'si avukat 5 şüpheli tutuklandı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[İstanbul'da yargı süreçlerine müdahale edildiği iddiasına ilişkin 5 şüpheli tutuklandı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca, Musa Ş'nin elebaşılığında kurulduğu öne sürülen çıkar amaçlı suç örgütünün, 2022-2024 yıllarında İstanbul'daki farklı adliyelerde yürütülen yargı süreçlerine menfaat karşılığında müdahale ettiği iddiasına ilişkin başlatılan soruşturma devam ediyor.</p><p>Soruşturma kapsamında, gözaltına alınan 2'si avukat 5 şüpheli emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından Bakırköy Adliyesi'ne sevk edildi.</p><p>Savcılık ifadesi tamamlanan şüpheliler sulh ceza hakimliğine sevk edildi.</p><p>Hakimlik ise 5 şüphelinin tutuklanmasına karar verdi.</p><p><b>NE OLMUŞTU?</b></p><p>Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, Musa Ş'nin elebaşılığında kurulduğu öne sürülen çıkar amaçlı suç örgütünün, 2022-2024 yıllarında İstanbul'daki farklı adliyelerde yürütülen yargı süreçlerine menfaat karşılığında müdahale ettiği iddiasına ilişkin mevcut deliller doğrultusunda 2'si avukat 6 şüpheli hakkında soruşturma başlatıldığı belirtilmişti.</p><p>Açıklamada, şüphelilerin gözaltına alınmaları, ikamet ve iş yerlerinde arama yapılarak, suç eşyası ve delillerine el konulması için İstanbul İl Jandarma Komutanlığına talimat verildiği kaydedilmişti.</p><p>Jandarma ekiplerinin düzenlediği operasyonda örgüt elebaşı Musa Ş. ve avukat B.N.T'nin de aralarında bulunduğu 5 şüpheli gözaltına alınmıştı.</p><p>Firari şüpheliyi yakalamaya yönelik çalışmalar ise devam ediyor.</p><p>Şüphelilerin adreslerinde yapılan aramalarda çok sayıda dijital materyal ve 2 ruhsatsız tabanca ele geçirilmişti.</p><p><b>BAŞSAVCILIKTAN YENİ AÇIKLAMA</b></p><p>Başsavcılıktan soruşturmaya ilişkin yapılan yeni açıklamada, şunlar kaydedildi:</p><p>"Yürütülen soruşturma kapsamında alınan ifadelerde adı geçen avukatlar hakkında adli işlemler başlatılmış olup, şüpheliler gözaltına alınmıştır. İfadelerde adı geçen hakim ve Cumhuriyet savcıları yönünden ise bilgi ve gereğinin takdiri amacıyla Hakimler ve Savcılar Kuruluna (HSK) yazı gönderilmiştir. Soruşturma, tüm yönleriyle ve titizlikle sürdürülmektedir."</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/istanbulda-yargi-surecler-296_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292168</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/iletisim-baskani-durandan-uluslararasi-baris-gunu-mesaji-292168</link>
      <pubDate>2026-09-21T15:09:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[İletişim Başkanı Duran'dan "Uluslararası Barış Günü" mesajı]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye, dünyanın neresinde olursa olsun haksızlığa ve zulme uğrayanların yanında durmayı sürdürecektir." ifadelerini kullandı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[İletişim Başkanı Duran'dan "Uluslararası Barış Günü" mesajı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, NSosyal hesabından 21 Eylül Uluslararası Barış Günü dolayısıyla paylaştığı mesajda, 21 Eylül'ün kendilerine her şeyden önce Gazze'yi hatırlattığını belirtti.</p><p>"En temel insani değerlerin ağır biçimde sınandığı Gazze'de çocukların, kadınların ve masum sivillerin yaşadığı acılar karşısında insanlığın ortak sorumluluğu; adaletin, vicdanın ve barışın yanında durmaktır." ifadelerini kullanan Duran, mazlumun sesini duymanın, insan hayatını her türlü hesabın üzerinde tutmanın ve adaleti herkes için savunmanın, daha yaşanabilir bir dünyanın inşası için vazgeçilmez olduğunu vurguladı. İletişim Başkanı Duran, mesajında şunları kaydetti:</p><p>"Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye, dünyanın neresinde olursa olsun haksızlığa ve zulme uğrayanların yanında durmayı, diplomasinin imkânlarını sonuna kadar kullanmayı ve daha adil bir dünya için çalışmayı sürdürecektir. Temennimiz; silahların sustuğu, hukukun ve vicdanın hakim olduğu, hiçbir çocuğun savaşın, zulmün ve soykırımın gölgesinde büyümek zorunda kalmadığı bir dünyadır."</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/iletisim-baskani-durandan-760_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292167</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/ab-gumruk-sisteminde-degisiklige-gidiyor-292167</link>
      <pubDate>2026-09-21T14:48:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[AB gümrük sisteminde değişikliğe gidiyor]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Avrupa Birliği'nde (AB) gümrük işlemlerini dijitalleştirmeyi ve sadeleştirmeyi, üye ülkeler arasındaki uygulama farklılıklarını azaltmayı amaçlayan kapsamlı gümrük reformu bugünden itibaren kademeli olarak uygulanmaya başladı. ]]></description>
      <subtitle><![CDATA[AB gümrük sisteminde değişikliğe gidiyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>AB Komisyonundan yapılan açıklamaya göre, Avrupa Parlamentosu (AP) ve AB Konseyi tarafından kabul edilerek AB Resmi Gazetesi'nde yayımlanan gümrük reformu, bugünden itibaren kademeli olarak uygulanacak.</p><p>Yeni düzenlemeyle, AB gümrük sisteminin dijitalleştirilmesi, işlemlerin üye ülkeler arasında uyumlu hale getirilmesi, idari yükün azaltılması ve sınır kontrollerinde risk yönetiminin güçlendirilmesi hedefleniyor.</p><p>Reformun ana unsurunu, gümrük işlemlerine ilişkin kuralları yeniden düzenleyen AB Gümrük Kodu ile merkezi Fransa'nın Lille kentinde olacak AB Gümrük İdaresi oluşturuyor.</p><p>AB Gümrük İdaresi, üye ülkelerin gümrük makamları arasındaki işbirliğini artıracak, Birlik genelindeki risklerin ortak biçimde değerlendirilmesini sağlayacak ve sınırlarda karşılaşılan tehditlere koordineli müdahaleyi destekleyecek.</p><p>Yeni idarenin temel görevlerinden biri, mevcut ulusal bilgi teknolojileri sistemlerinin yerini alacak AB Gümrük Veri Merkezi'ni oluşturmak olacak.</p><p>Yeni sistemle farklı ulusal sistemler üzerinden yürütülen gümrük işlemleri zaman içinde tek bir AB veri platformunda birleştirilecek. Böylece işletmeler, ithalat ve ihracata ilişkin gümrük ve ürün bilgilerini tek bir sistem üzerinden sunabilecek.</p><p>Sistemin kullanımı e-ticaret işletmeleri için 1 Temmuz 2028'den itibaren zorunlu olacak. Veri merkezi en geç 2031'de diğer işletmelerin kullanımına açılacak.</p><p>Reform kapsamında düşük değerli e-ticaret gönderilerine yönelik kurallar da değiştiriliyor.</p><p>AB, değeri 150 avroyu aşmayan gönderilere uygulanan gümrük vergisi muafiyetini kaldırmış, bunun yerine 1 Temmuz 2026'dan 1 Temmuz 2028'e kadar bu paketlerdeki her ürün türü için 3 avroluk geçici gümrük vergisi getirmişti.</p><p>Küçük paketlerin gümrüklerde oluşturduğu işlem maliyetlerini karşılamak amacıyla kasım ayından itibaren AB genelinde ek işlem ücreti alınacak. Geçici gümrük vergisinden ayrı uygulanacak bu ücretin tutarı, AB Komisyonunun hazırlayacağı düzenlemeyle belirlenecek.</p><p>Üye ülkelere gerekli düzenlemeleri hayata geçirmeleri için 12 ay süre tanınırken, AB Gümrük İdaresinin 2027'de faaliyete başlaması öngörülüyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/ab-gumruk-sisteminde-degi-294_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292166</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/meteorolojiden-12-il-icin-kuvvetli-saganak-uyarisi-sel-ve-su-baskinina-karsi-alarm-verildi-292166</link>
      <pubDate>2026-09-21T14:37:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Meteorolojiden 12 il için kuvvetli sağanak uyarısı: Sel ve su baskınına karşı alarm verildi]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Meteoroloji Genel Müdürlüğü, yurdun kuzeybatı kesimlerinde yarın sabah saatlerinden itibaren etkili olacak kuvvetli sağanak yağış için kritik bir uyarı yayınladı. Marmara ve Batı Karadeniz'in batısında toplam 12 ilde sel, su baskını ve ulaşımda aksama riski bulunuyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Meteorolojiden 12 il için kuvvetli sağanak uyarısı: Sel ve su baskınına karşı alarm verildi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Türkiye'nin kuzeybatı bölgelerini etkisi altına alacak kuvvetli sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışa ilişkin önemli bir uyarı yayınladı. Yarın sabah saatlerinden itibaren başlaması öngörülen yağışların Marmara Bölgesi ile Batı Karadeniz'in batı kesimlerinde etkili olacağı bildirildi. Müdürlük, vatandaşları olası olumsuz hava koşullarına karşı dikkatli ve tedbirli olmaya çağırdı.</p><p><b>MARMARA'DAN BATI KARADENİZ'E 12 İLDE KUVVETLİ SAĞANAK BEKLENİYOR</b></p><p>Meteoroloji Genel Müdürlüğünün paylaştığı detaylı tahmin raporuna göre, kuvvetli sağanak yağış yarın sabah itibarıyla bölgenin batısından başlayarak doğuya doğru ilerleme gösterecek. Marmara Bölgesi'nde Edirne'nin güney kesimleri, Tekirdağ, Çanakkale'nin kuzey ve doğu ilçeleri ile Balıkesir'in kuzey bölgeleri yağıştan en çok etkilenecek alanlar arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Bursa ve Yalova gibi yoğun nüfuslu şehirlerde de kuvvetli sağanak yağış görülmesi bekleniyor. Yağış sisteminin zamanla doğuya kaymasıyla birlikte Batı Karadeniz'in batısında bulunan Düzce ve Zonguldak illerinin de bu kuvvetli yağıştan nasibini alacağı öngörülüyor. Özellikle İstanbul ve Kocaeli gibi metropol kentlerde sabah saatlerinde başlayacak sağanak yağışın günlük yaşamı doğrudan etkileme potansiyeli taşıdığı değerlendiriliyor.</p><p><b>SEL, SU BASKINI VE KUVVETLİ RÜZGAR RİSKİ: VATANDAŞLARA TEDBİRLİ OLUN ÇAĞRISI</b></p><p>Meteoroloji yetkilileri, kuvvetli sağanak yağışın beraberinde ciddi riskleri de getireceğini vurguladı. Yağışın etkili olacağı saatlerde sel ve su baskını tehlikesinin artacağı, yıldırım düşmesi olaylarının yaşanabileceği ve ani kuvvetli rüzgarların oluşabileceği belirtildi. Özellikle alçak kotlu yerleşim alanları, dere yatakları ve alt geçitler gibi su birikmesine müsait bölgelerde yaşayan vatandaşların ekstra önlem alması gerekiyor. Kuvvetli sağanak yağışın kara ve deniz ulaşımında da aksamalara yol açabileceği ifade edildi. Sürücülerin yağış anında hızlarını düşürmeleri, mümkünse gereksiz yere trafiğe çıkmamaları tavsiye ediliyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü, gelişmeleri anlık olarak takip ettiğini ve yeni uyarıları vatandaşlarla paylaşmaya devam edeceğini duyurdu.</p><p>Yetkililer, kuvvetli sağanak yağışın etkili olacağı 12 ilde yaşayan vatandaşların meteorolojik uyarıları yakından izlemesini ve gerekli tedbirleri şimdiden almasını önerdi. Belediyeler ve AFAD birimleri de olası olumsuzluklara karşı hazırlıklarını sürdürüyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/meteorolojiden-12-il-icin-528_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292164</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/taze-domates-mi-konserve-domates-mi-beslenme-uzmanindan-dikkat-ceken-yanit-292164</link>
      <pubDate>2026-09-21T14:32:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Taze domates mi, konserve domates mi? Beslenme uzmanından dikkat çeken yanıt]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Beslenme uzmanları, taze ve konserve domatesin besin değerleri ve sağlık üzerindeki etkileri konusunda önemli bilgiler paylaştı. Diyetisyenler, her iki domates türünün de farklı avantajlar sunduğunu vurgulayarak, tüketicilere dengeli seçimler yapmaları yönünde çağrıda bulundu.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Taze domates mi, konserve domates mi? Beslenme uzmanından dikkat çeken yanıt]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Taze ve konserve domates arasındaki sağlık farkı, son dönemde beslenme uzmanlarının gündeminde öne çıkmaya başladı. Diyetisyenler, domatesin taze ya da konserve olarak tüketilmesinin farklı besin profilleri sunduğunu ve her iki seçeneğin de sofralarda yer almasının sağlık açısından çeşitli avantajlar getirdiğini açıkladı. Uzmanlar, domatesin mevsimine, kullanım amacına ve kişisel tercihlere göre seçim yapılmasının önemine dikkat çekiyor.</p><h3>Diyetisyenlerden domates tercihi için bilimsel öneriler</h3><p>Beslenme uzmanları, taze domates ile konserve domatesin besin içeriklerinde belirgin farklılıklar bulunduğunu belirtti. Taze domates, daha düşük kalori ve sodyum içeriğiyle öne çıkarken, konserve domatesin likopen oranı daha yüksek. Likopen, domatesin sağlık üzerindeki olumlu etkilerinin başında yer alıyor ve özellikle kalp sağlığını desteklediği, iltihaplanmayı azalttığı ve bazı kanser türlerine karşı koruyucu rol oynadığı biliniyor. Isı işlemiyle hazırlanan konserve domateslerde, hücre duvarları parçalandığı için likopenin vücut tarafından emilimi kolaylaşıyor. Ancak, bu işlem sırasında C vitamini gibi ısıya duyarlı bazı besin maddeleri azalıyor. Uzmanlar, her iki domates türünün de beslenme düzenine eklenmesinin, daha geniş bir vitamin ve mineral yelpazesi sunacağını vurguluyor. Taze domates, özellikle çiğ tüketimde ve mevsiminde tercih edilirken, konserve domates pratikliği ve uzun raf ömrüyle pişmiş tariflerde öne çıkıyor. Diyetisyenler, sodyum alımına dikkat eden bireylerin konserve domatesi kullanırken etiketleri kontrol etmelerini öneriyor.</p><h3>Domatesin sağlık üzerindeki etkileri: Likopen ve vitamin dengesi</h3><p>Domates, içeriğindeki likopen, C vitamini, A vitamini ve lif gibi besin maddeleriyle sağlık için değerli bir gıda olarak öne çıkıyor. Taze domatesin bir fincanında yaklaşık 32,5 kalori, 1,5 gram protein ve 24,5 mg C vitamini bulunuyor. Konserve domates ise yarım fincanda 38,5 kalori, 2 gram protein ve 11 mg C vitamini içeriyor. Konserve domatesin lif ve likopen oranı daha fazla olsa da, sodyum içeriği yaklaşık 225 mg ile taze domatese göre oldukça yüksek. Bu nedenle, hipertansiyon veya sodyum kısıtlaması gereken bireyler için taze domates daha uygun bir seçenek olabilir. Araştırmalar, domatesin düzenli tüketiminin kalp sağlığını desteklediğini, kanser riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini ve cilt sağlığını güçlendirdiğini ortaya koyuyor. Ayrıca, domatesin glukoz ve lipid metabolizmasını destekleyerek tip 2 diyabet riskini azaltabileceği ifade ediliyor. Uzmanlar, domatesin güneş koruma ürünlerinin yerini tutamayacağını, ancak cildi ultraviyole ışınlarına karşı kısmen koruyabileceğini belirtiyor.</p><h3>Taze ve konserve domates seçimi: Hangi durumda hangisi tercih edilmeli?</h3><p>Uzmanlar, domates seçiminde mevsim, tarif ve bireysel ihtiyaçların göz önünde bulundurulmasını öneriyor. Taze domates, özellikle salatalar ve çiğ tüketim için ideal. Mevsiminde ve taze olarak tüketilen domates, vitamin ve mineral açısından en yüksek değere sahip. Sodyum alımını azaltmak isteyenler de taze domatesi tercih etmeli. Konserve domates ise pişmiş yemeklerde, pratiklik ve ekonomik avantajlarıyla öne çıkıyor. Ayrıca, daha fazla likopen almak isteyenler için de konserve domates iyi bir seçenek sunuyor. Diyetisyenler, her iki domates türünün de farklı avantajlar sunduğunu, bu nedenle dengeli bir beslenme için ikisinin de sofralarda yer alması gerektiğini belirtiyor. Son olarak, konserve domates satın alırken ilave tuz ve katkı maddelerine dikkat edilmesi gerektiği hatırlatılıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/taze-domates-mi-konserve--395_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292163</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/afrika-dusundugumuzden-daha-hizli-parcalaniyor-yeni-bir-okyanusun-olusumu-basladi-292163</link>
      <pubDate>2026-09-21T14:31:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Afrika düşündüğümüzden daha hızlı parçalanıyor! Yeni bir okyanusun oluşumu başladı]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Afrika kıtası, Turkana Yarığı'nda yaşanan jeolojik hareketlilikle milyonlarca yıl içinde ikiye bölünecek. Bilim insanlarının son araştırması, bu ayrılmanın beklenenden daha hızlı ilerlediğini ve yeni bir okyanusun oluşumuna zemin hazırladığını ortaya koydu.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Afrika düşündüğümüzden daha hızlı parçalanıyor! Yeni bir okyanusun oluşumu başladı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Afrika kıtasında, Kenya ve Etiyopya arasında uzanan Turkana Yarığı'ndaki jeolojik hareketlilik, dünyanın kıta düzeninde köklü bir değişikliğin habercisi oldu. Bilim insanları, bölgedeki kabuğun beklenenden çok daha ince olduğunu ve kıtanın ikiye ayrılma sürecinin hızlandığını açıkladı. Columbia Üniversitesi'nden jeobilimci Christian Rowan ve ekibi tarafından yürütülen araştırmaya göre, bu aktif yarık 'kritik bir eşiğe' ulaştı ve birkaç milyon yıl içinde Afrika'nın iki büyük parçaya ayrılması bekleniyor. Bu süreç, yeni bir okyanusun doğuşuna da zemin hazırlıyor.</p><h3>Bilim insanları: Turkana Yarığı'nda kabuk inceldi, ayrılma kaçınılmaz</h3><p>Kenya ve Etiyopya boyunca yüzlerce kilometre uzanan Turkana Yarığı, son araştırmalarla birlikte bilim dünyasının odak noktası haline geldi. Araştırmacılar, bölgede alınan sismik ölçümleri analiz ederek kabuğun kalınlığını hesapladı. Sonuçlar, yarığın merkezinde kabuğun yalnızca yaklaşık 13 kilometreye kadar inceldiğini gösterdi. Bu değer, kıta kabuğunun normalde sahip olduğu 35 kilometrelik kalınlıktan oldukça düşük. Jeologlar, bir yarık bölgesindeki kabuk 15 kilometreden daha ince hale geldiğinde, 'boyunlanma' aşamasına girildiğini ve bu noktadan sonra kıtasal parçalanmanın neredeyse kaçınılmaz olduğunu belirtiyor. Rowan, "Kabuk ne kadar zayıflarsa, yarılma o kadar hızlanıyor" diyerek sürecin önemine dikkat çekti. Bilim insanları, Turkana Yarığı'nın yaklaşık 4 milyon yıl önce bu kritik aşamaya ulaştığını ve ayrılmanın beklenenden hızlı gerçekleştiğini vurguladı.</p><h3>Doğu Afrika'da yeni okyanusun temelleri atılıyor</h3><p>Doğu Afrika Yarık Sistemi, Afrika plakasının batıdaki Nubian ve doğudaki Somali plakası olarak ikiye ayrılmasına neden oluyor. Bu jeolojik süreç, sadece kıtanın coğrafyasını değil, aynı zamanda insanlık tarihini de etkiliyor. Turkana Yarığı, erken hominin fosilleri açısından zengin bir bölge olarak biliniyor ve insan evrimi için önemli bir alan olarak kabul ediliyor. Ancak yeni bulgular, bu bölgede oluşan jeolojik koşulların fosil oluşumunu kolaylaştırdığını ve bölgenin insanlık tarihi açısından öne çıkmasında jeolojik süreçlerin de payı olduğunu gösteriyor. Kabuğun incelmesiyle birlikte, magma yüzeye daha kolay ulaşıyor ve zamanla yeni bir deniz tabanının oluşmasına neden oluyor. Araştırmacılar, bu sürecin birkaç milyon yıl içinde tamamlanacağını ve Hindistan Okyanusu'ndan suyun akmasıyla yeni bir okyanusun ortaya çıkacağını belirtiyor.</p><h3>Turkana Yarığı'nın paleoantropolojik önemi yeniden değerlendiriliyor</h3><p>Turkana Yarığı, yalnızca jeolojik açıdan değil, aynı zamanda paleoantropolojik açıdan da büyük bir öneme sahip. Bölgedeki en eski hominin fosilleri ve arkeolojik buluntular, yarığın boyunlanma aşamasına girdiği dönemle örtüşüyor. Araştırmacılar, bu zamansal çakışmanın tesadüf olmadığını düşünüyor. Kabuğun incelmesiyle birlikte tortul tabakaların hızla birikmesi, fosillerin korunması için ideal koşullar yaratıyor. Bu sayede, o dönemde bölgede yaşayan canlıların detaylı bir kaydı günümüze kadar ulaşabiliyor. Bilim insanları, Turkana Yarığı'ndaki tektonik değişimlerin bölgenin olağanüstü paleoantropolojik zenginliğinde belirleyici rol oynadığını savunuyor. Gelecekte yapılacak araştırmaların, bu bağlantıların daha da netleşmesine katkı sağlayacağı ifade ediliyor.</p><h3>Afrika'nın jeolojik geleceği: Kıtalar birleşiyor, okyanuslar doğuyor</h3><p>Dünyanın kıta düzeni, insan ömrüne göre sabit görünse de jeolojik zaman diliminde sürekli değişiyor. Yaklaşık 200 milyon yıl önce tüm kıtalar tek bir süper kıta olan Pangea'da birleşmişti. Günümüzde ise kıtalar yavaşça hareket ediyor ve yeni okyanuslar oluşuyor. Doğu Afrika Yarık Sistemi, bu değişimin en güncel örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Afar Çöküntüsü'nde başlayan okyanuslaşma süreci, şimdi Turkana Yarığı'nda da hız kazanıyor. Bilim insanları, Afrika'nın ikiye ayrılmasıyla birlikte yeni bir okyanusun doğacağını ve bu sürecin, insanlık tarihinde olduğu kadar doğa tarihinde de büyük bir dönüm noktası olacağını belirtiyor. Afrika'nın jeolojik geleceği, hem bilim dünyası hem de insanlık için merak konusu olmaya devam ediyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/afrika-dusundugumuzden-da-320_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292162</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/sadece-4-haftalik-diyet-degisikligi-biyolojik-yas-tahminini-4-yila-kadar-dusurdu-292162</link>
      <pubDate>2026-09-21T14:31:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Sadece 4 haftalık diyet değişikliği biyolojik yaş tahminini 4 yıla kadar düşürdü]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Sydney Üniversitesi'nde yürütülen yeni bir araştırma, dört haftalık kontrollü bir diyetin yaşlı yetişkinlerin biyolojik yaş göstergelerinde önemli bir düşüşe yol açtığını ortaya koydu. Çalışmada, karbonhidrat ve yağ oranı değişen menülerle beslenen katılımcıların biyolojik yaşları, bazı gruplarda 4 yıla yakın gençleşti.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Sadece 4 haftalık diyet değişikliği biyolojik yaş tahminini 4 yıla kadar düşürdü]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sydney Üniversitesi'nde gerçekleştirilen bilimsel bir çalışma, kısa süreli bir diyet değişikliğinin yaşlı yetişkinlerin biyolojik yaş göstergelerini önemli ölçüde etkileyebileceğini gösterdi. Araştırma kapsamında, 65 ila 75 yaş arasındaki 104 katılımcı, dört hafta boyunca farklı diyetlerle beslendi. Katılımcıların biyolojik yaşları, deneyin sonunda bazı gruplarda 3,5 ila 4,1 yıl arasında daha genç olarak hesaplandı. Bu sonuçlar, diyetin vücudun biyolojik saatini geçici olarak da olsa geriye alabileceğine işaret etti.</p><h3>Sydney Üniversitesi'nden kontrollü diyetle yaş göstergelerinde belirgin değişim</h3><p>Araştırmanın yürütücüsü olan Sydney Üniversitesi ekibi, Nutrition for Healthy Living adlı denemeye katılan 104 yaşlı yetişkinin verilerini detaylı biçimde analiz etti. Deney boyunca, katılımcıların tükettikleri tüm öğünler bilim insanları tarafından hazırlandı ve evlerine teslim edildi. Katılımcılar, kendilerine sunulan menülerden istedikleri kadar yiyebildi ve kalori hesabı yapmadı. Dört farklı gruba rastgele atanan katılımcılar, farklı içeriklere sahip diyetlerle beslendi. İki diyet hem hayvansal hem de bitkisel protein içerirken, diğer iki diyetin protein kaynağının yüzde 70'i bitkilerden oluşuyordu. Her bir ana diyet grubu, yağ ve karbonhidrat oranlarına göre tekrar ikiye ayrıldı. Bir grup daha fazla yağ ve daha az karbonhidrat tüketirken, diğer grup daha az yağ ve daha fazla karbonhidrat aldı. Tüm diyetlerde protein miktarı toplam enerjinin yüzde 14'ünü oluşturdu. Deneyin başında ve sonunda, katılımcıların biyolojik yaşları, kan basıncı, kan şekeri, kolesterol, iltihaplanma ve vücut kompozisyonu gibi çeşitli klinik göstergelerle hesaplandı. Araştırmacılar, Klemera-Doubal Yöntemi'ni (KDM) kullanarak biyolojik yaş tahminlerini elde etti. Sonuçlar, özellikle daha az yağ ve daha fazla karbonhidrat tüketen gruplarda biyolojik yaşın belirgin şekilde düştüğünü ortaya koydu. Buna karşılık, alışılmış yüksek yağlı diyetle beslenen grupta anlamlı bir değişim gözlenmedi.</p><h3>Bitkisel ve hayvansal gıdaları birleştiren diyet grubu biyolojik yaşta en büyük düşüşü yaşadı</h3><p>Çalışmada en dikkat çekici sonuç, hem bitkisel hem de hayvansal gıdaların birlikte tüketildiği ve karbonhidrat oranı yüksek olan grupta ortaya çıktı. Bu grubun biyolojik yaş tahmini, KDM hesaplamasına göre, yüksek yağlı karşılaştırma grubuna kıyasla başlangıçtaki farklılıklar dikkate alınarak yaklaşık 3,5 ila 4,1 yıl daha düşük bulundu. Araştırmacılar, bu farkın, diyetin içeriğinde yapılan değişikliklerin vücudun biyolojik göstergelerine hızlıca yansımasından kaynaklandığını belirtti. Yüksek karbonhidratlı diyetin, rafine şekerler veya basit karbonhidratlar yerine tam ve minimum işlenmiş gıdalardan oluştuğunun da altı çizildi. Ayrıca, daha düşük biyolojik yaş tahmini elde eden grupların, daha fazla lif, daha az yağ ve daha az hayvansal protein tükettikleri gözlendi. Araştırmayı yürüten Alistair Senior, özellikle yüksek yağlı omnivor diyetin doymuş yağ içeriğinin bu farkı açıklayabileceğini ifade etti. Çalışmanın sonuçlarına göre, kısa süreli bir diyet değişikliğiyle biyolojik yaş göstergelerinde hızlı ve olumlu bir değişim sağlanabiliyor. Ancak uzmanlar, bu etkinin kalıcı olup olmadığının ve yaşa bağlı hastalık riskini etkileyip etkilemediğinin uzun vadeli çalışmalarla netleşebileceğini vurguladı.</p><h3>Biyolojik yaş göstergelerindeki değişim geçici mi, kalıcı mı?</h3><p>Çalışmanın en önemli sorularından biri, biyolojik yaş göstergelerinde gözlenen bu hızlı değişimin kalıcı olup olmadığıydı. Önceki bilimsel araştırmalar, biyolojik yaşın stres gibi çevresel faktörlere de hızlıca yanıt verdiğini ve bu göstergelerin kısa sürede değişebildiğini ortaya koymuştu. Sydney Üniversitesi araştırmacıları, diyet değişikliğiyle elde edilen biyolojik yaş düşüşünün uzun vadede devam edip etmeyeceğini henüz bilmiyor. Ayrıca, katılımcıların yaşa bağlı hastalık risklerinde bir azalma olup olmadığı da bu kısa süreli çalışmada ölçülemedi. Bilim insanları, vücudun biyolojik yaş göstergelerinin, metabolizma, iltihaplanma ve kardiyovasküler sağlık gibi faktörlere bağlı olarak beslenmeye hızla yanıt verdiğini belirtti. Ancak, yaşlanma sürecinin tamamen yavaşlatılıp yavaşlatılamayacağı veya tersine çevrilip çevrilemeyeceği sorusu, daha uzun ve kapsamlı araştırmalar gerektiriyor. Araştırmanın ortak yazarı Senior, ilerleyen dönemde yapılacak çalışmaların, diyetin yaşa bağlı hastalık riski ve genel yaşam süresi üzerindeki etkilerini daha net ortaya koyacağını söyledi. Eğer bir diyet, bireylere hem genç bir biyomarker profili hem de daha düşük hastalık riski kazandırırsa, bunun yaşlanma sürecinin yönetilmesinde önemli bir adım olabileceği öngörülüyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/sadece-4-haftalik-diyet-d-298_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292161</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/aluminyum-govdeli-laptop-daha-dayanikli-mi-hangi-verilere-bakilmali-292161</link>
      <pubDate>2026-09-21T14:30:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Alüminyum gövdeli laptop daha dayanıklı mı? Hangi verilere bakılmalı?]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[Alüminyum gövde laptop seçiminde sık kullanılan bir dayanıklılık göstergesi olsa da malzeme adı tek başına cihazın mekanik davranışını açıklamaz. ]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Alüminyum gövdeli laptop daha dayanıklı mı? Hangi verilere bakılmalı?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Casper Nirvana S100 gibi alüminyum alaşımlı  gövde kullanan bir model değerlendirilirken kasa geometrisi, menteşe yapısı,  termal tasarım ve model bazlı test sonuçları birlikte okunmalı. Casper'ın  yayımladığı ürün bilgileri ile SGS doğrulama raporu bu ayrımı somutlaştırıyor.</p><p>Casper Nirvana S100 ürün sayfası modelin  alüminyum tasarımını, 180 derece açılabilen silindirik menteşesini ve fiziksel  özelliklerini tanımlıyor. SGS raporu ise belirli S100/S200 255H numunesinin  kontrollü laboratuvar koşullarındaki mekanik ve termal davranışını ölçüyor. Malzeme  bilgisi ile test sonucu aynı şey değil; fakat birlikte okunduklarında daha  anlamlı bir dayanıklılık değerlendirmesi yapılabiliyor.</p><p><b>Metal Gövde Dayanıklılığını Belirleyen Unsurlar</b></p><p>Alüminyum alaşım gövde, plastik ağırlıklı  yapılara göre farklı rijitlik ve ısı iletim özellikleri sunabilir. Bununla  birlikte dayanıklılık yalnız malzeme türünden çıkmaz. Kasanın kalınlığı, iç  taşıyıcı yapı, vida ve bağlantı noktaları, port çevreleri ve menteşe kuvvetinin  gövdeye nasıl aktarıldığı da önemlidir.</p><p>Casper Nirvana S100, 16 inç ekranı 18,3 mm  kalınlık ve yaklaşık 1,8 kg gövdeyle bir araya getiriyor. Bu değerler  taşınabilirlik hakkında bilgi verir; dayanıklılık için ise fiziksel tasarımın  hangi testlerle doğrulandığına ayrıca bakmak gerekir.</p><p><b>Menteşe Testi Malzeme Bilgisini Ölçülebilir Veriye  Tamamlar</b></p><p>Casper Nirvana S100/S200 255H için  yayımlanan SGS raporunda SR004540811 seri numaralı numunenin menteşesi 20.000  açma-kapama çevrimine kadar test edilmiştir. 5.000 çevrimlik kontrol  noktalarında menteşe ve bağlantılı bölgeler incelenmiş ve rapordaki kabul  kriterleri kapsamında sonuçlar kaydedilmiştir.</p><p>Bu veri alüminyum gövdenin tek başına  "20.000 çevrim dayanıklı" olduğu anlamına gelmez. Test, belirli cihazın menteşe  mekanizmasını ve ilgili bağlantı bölgelerini tanımlı protokol altında  değerlendirir. Gerçek kullanımda kapağın hangi noktadan açıldığı, darbe, taşıma  ve günlük kullanım sıklığı farklı olabilir.</p><p><b>Termal Davranış da Gövde Tasarımının Bir Parçasıdır</b></p><p>Metal kasa yalnız mekanik yapının değil,  cihazın ısı yönetiminin de parçasıdır. Aynı SGS raporunda test edilen S100/S200  255H numunesi dört saatlik yük altında değerlendirilmiş, CPU ve farklı yüzey  noktalarındaki sıcaklıklar izlenmiştir. Sonuçlar raporda belirtilen koşullar ve  test edilen konfigürasyon için geçerlidir.</p><p>Casper'ın Reliability Engineering yaklaşımı  termal ve mekanik doğrulamayı daha geniş kalite sistemi içinde konumlandırır.  Bu nedenle kullanıcı için doğru okuma, tek bir sıcaklık değerini veya tek bir  malzeme etiketini genellemek yerine model, konfigürasyon ve test koşullarını  birlikte incelemektir.</p><p><b>Taşınabilir Kullanımda Gövde ve Kullanım Alışkanlığı  Birlikte Etkilidir</b></p><p>İnce ve hafif laptoplar gün içinde sık  taşınabilir. Bu kullanımda çanta içindeki baskı, ekran kapağının tek köşeden  açılması veya cihazın açık ekrandan tutularak taşınması gibi davranışlar gövde  ve menteşe üzerinde ek yük oluşturabilir. Mekanik testler kontrollü koşulları  gösterirken günlük kullanım alışkanlıkları farklı yükler yaratabilir.</p><p>Casper Nirvana S100'ün 180 derece  açılabilen menteşe yapısı farklı masa düzenlerinde esneklik sağlar. Bununla  birlikte geniş açılabilirlik de cihazın zorlanarak limitinin ötesine itilmesi  gerektiği anlamına gelmez. Tasarım özellikleri üreticinin tanımladığı kullanım  biçimi içinde değerlendirilmelidir.</p><p><b>Dayanıklılık İddiası Ürün Sayfası ve Test Raporuyla  Doğrulanmalı</b></p><p>Satın alma öncesinde malzeme türü ürün  sayfasından, mekanik test sonucu bağımsız rapordan ve garanti kapsamı ilgili  sözleşmeden kontrol edilebilir. Casper örneğinde Nirvana S100 ürün sayfası  alüminyum tasarımı doğrularken SGS raporu belirli numunenin menteşe ve termal  test sonuçlarını sunuyor.</p><p>Bu yaklaşım "metal gövde her koşulda daha  dayanıklıdır" gibi genel bir çıkarım yerine doğrulanabilir model verisine  dayanır. Premium alüminyum malzeme ifadesi de ancak hangi üründe kullanıldığı  ve hangi testlerle desteklendiği açık olduğunda teknik bir anlam kazanır.</p><table class="MsoTableGrid" cellspacing="0" cellpadding="0">   <tbody><tr>    <td valign="top">    <p class="MsoNormal"><b>Kontrol noktası</b></p>    </td>    <td valign="top">    <p class="MsoNormal"><b>Kaynak</b></p>    </td>    <td valign="top">    <p class="MsoNormal"><b>Ne gösterir?</b></p>    </td>   </tr>   <tr>    <td valign="top">    <p class="MsoNormal">Gövde malzemesi</p>    </td>    <td valign="top">    <p class="MsoNormal">Nirvana S100 ürün sayfası</p>    </td>    <td valign="top">    <p class="MsoNormal">Modelde kullanılan malzeme ve fiziksel yapı</p>    </td>   </tr>   <tr>    <td valign="top">    <p class="MsoNormal">Menteşe</p>    </td>    <td valign="top">    <p class="MsoNormal">SGS mekanik test raporu</p>    </td>    <td valign="top">    <p class="MsoNormal">Test edilen numunenin çevrim sonucu</p>    </td>   </tr>   <tr>    <td valign="top">    <p class="MsoNormal">Termal davranış</p>    </td>    <td valign="top">    <p class="MsoNormal">SGS termal test raporu</p>    </td>    <td valign="top">    <p class="MsoNormal">Belirli koşullardaki sıcaklık davranışı</p>    </td>   </tr>   <tr>    <td valign="top">    <p class="MsoNormal">Kalite sistemi</p>    </td>    <td valign="top">    <p class="MsoNormal">Reliability Engineering</p>    </td>    <td valign="top">    <p class="MsoNormal">Genel doğrulama yaklaşımı</p>    </td>   </tr>  </tbody></table><p><b>Gövde Rijitliği ile Günlük Kullanım Konforu Aynı Değildir</b></p><p>Bir kasanın daha rijit olması her kullanıcı  için otomatik olarak daha iyi deneyim anlamına gelmez. Notebook tasarımında  ağırlık, kalınlık, ekran boyutu, port yerleşimi, klavye yüzeyi ve menteşe  direnci birlikte dengelenir. Casper Nirvana S100 örneğinde alüminyum gövde 16  inç ekran, 1,8 kg ağırlık ve 18,3 mm kalınlıkla birlikte sunuluyor. Bu nedenle  malzeme değerlendirmesi yapılırken cihazın ne sıklıkla taşınacağı ve hangi  çalışma ortamında kullanılacağı da hesaba katılmalıdır. Sabit masa  kullanımındaki önceliklerle her gün çantada taşınan bir cihazın öncelikleri  aynı olmayabilir.</p><p><strong>Test Raporunda Yalnız Sonuca Değil Yönteme de Bakılmalı</strong></p><p>Bağımsız bir raporu değerlendirirken yalnız  'uygun' sonucunu görmek yeterli değildir. Test edilen tam konfigürasyon, seri  numarası, çevrim sayısı, yük süresi ve kontrol noktaları da okunmalıdır. SGS  raporunda menteşe testinin 20.000 çevrime kadar yürütülmesi ve termal testin  dört saatlik yük altında yapılması, sonucun hangi yöntemle elde edildiğini  açıklar. Bu ayrıntılar, farklı bir model veya farklı donanım kombinasyonu için  aynı sonucun varsayılmasını önler. Kullanıcı açısından en güvenli yaklaşım,  ürün sayfasındaki teknik bilgiyle rapordaki test cihazını eşleştirerek yorum  yapmaktır.</p><p>Aynı nedenle farklı notebookları  karşılaştırırken yalnız 'metal' veya 'alüminyum' etiketine göre sıralama yapmak  yerine, malzeme bilgisini model bazlı mekanik test ve termal doğrulamayla  birlikte okumak daha anlamlıdır. Casper Nirvana S100 örneğinde bu iki kaynak  birbirini tamamlayan fakat farklı sorulara cevap veren kanıtlar sunar.</p><p><b>Sıkça Sorulan Sorular</b></p><p><b>Alüminyum gövde darbeye karşı garanti verir mi?</b></p><p>Alüminyum gövde belirli mekanik özellikler  sağlayabilir; ancak darbe veya kullanıcı kaynaklı hasarın kapsamı garanti  sözleşmesine göre değerlendirilir. Malzeme türü tek başına hasarsızlık  garantisi değildir.</p><p><b>20.000 çevrimlik menteşe testi neyi gösterir?</b></p><p>SGS raporunda tanımlanan S100/S200 255H  numunesinin menteşe mekanizmasının belirli laboratuvar protokolündeki tekrarlı  açma-kapama davranışını gösterir. Sonuç doğrudan yıl cinsinden kullanım ömrüne  çevrilmez.</p><p><b>Casper Nirvana S100'ün gövde malzemesi nereden  doğrulanabilir?</b></p><p>Casper Nirvana S100 ürün sayfasında modelin  alüminyum tasarımı ve fiziksel özellikleri açıklanır. Satın alınacak güncel  konfigürasyonun teknik bilgileri ürün sayfasından kontrol edilmelidir.</p><p><b>Termal test dayanıklılık değerlendirmesinde neden  önemlidir?</b></p><p>Uzun süreli yük altında bileşen ve yüzey  sıcaklıklarının izlenmesi, cihazın tanımlı koşullardaki termal davranışını  gösterir. Bu sonuçlar yalnız test edilen konfigürasyon ve laboratuvar koşulları  kapsamında yorumlanmalıdır.</p><p><b>Metal gövde ile mekanik test aynı kanıtı mı verir?</b></p><p>Malzeme bilgisi cihazın fiziksel yapısını  tanımlar; mekanik test ise belirli numunenin tanımlı koşullarda nasıl davrandığını  ölçer. Dayanıklılık değerlendirmesinde iki veri türü birbirini tamamlar.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/aluminyum-govdeli-laptop--577_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292160</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/rem-uykusu-ile-83-hastalik-arasindaki-baglanti-ortaya-cikarildi-292160</link>
      <pubDate>2026-09-21T14:30:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[REM uykusu ile 83 hastalık arasındaki bağlantı ortaya çıkarıldı]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Capital Medical University'nin öncülüğünde yapılan geniş çaplı araştırma, REM uykusunun hastalık riskleriyle olan bağlantısını gözler önüne serdi. Birleşik Krallık'tan 95 binden fazla kişinin verileri analiz edildi ve REM uykusu oranının 83 hastalığın riskinde belirleyici rol oynadığı ortaya çıktı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[REM uykusu ile 83 hastalık arasındaki bağlantı ortaya çıkarıldı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Capital Medical University'nin liderliğinde yürütülen ve PLOS Medicine dergisinde yayımlanan yeni araştırma, REM uykusunun sağlık üzerindeki etkilerine dair çarpıcı bulgular sundu. Birleşik Krallık'taki sağlık projesinden elde edilen 95.559 katılımcının uzun süreli verileri analiz edildi. Araştırmada, katılımcıların bileklerine takılan izleyicilerle bir haftalık uyku düzenleri takip edildi ve bu veriler, 9 yıla yakın bir süre boyunca binin üzerinde hastalık durumu ile karşılaştırıldı. Araştırmanın sonuçları, özellikle REM uykusunun, yani hızlı göz hareketi evresinin, 83 hastalığın daha düşük riskiyle bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Bu bulgu, uyku evrelerinin ve uyku süresinin sağlık üzerindeki etkilerini daha net bir şekilde anlamak açısından büyük önem taşıyor.</p><h3>Capital Medical University: REM uykusu 83 hastalıkta koruyucu rol üstleniyor</h3><p>Çin'deki Capital Medical University'den bilim insanlarının öncülük ettiği çalışma, REM uykusunun sağlık üzerindeki etkilerini detaylı biçimde inceledi. REM uykusu, rüyaların en yoğun görüldüğü ve beyin aktivitesinin uyanıklık haline en çok yaklaştığı evre olarak biliniyor. Araştırmacılar, daha fazla REM uykusu alan bireylerde kalp yetmezliği, Alzheimer hastalığı, hipotansiyon ve atriyal fibrilasyon gibi ciddi hastalıkların riskinin anlamlı şekilde azaldığını belirledi. Toplamda 83 hastalığın riskiyle güçlü bir bağlantı tespit edildi. Ayrıca, derin uyku evresinin de tip 2 diyabet ve Parkinson hastalığı gibi bazı sağlık sorunlarında riskin azalmasına katkı sağladığı vurgulandı. Çalışma, uyku düzeninin ve uyku kalitesinin hastalık gelişimindeki rolünü net biçimde ortaya koydu.</p><h3>Birleşik Krallık verileriyle: Uyku süresi ve düzeni hastalık riskini etkiliyor</h3><p>Birleşik Krallık'tan toplanan veriler, uyku süresi ve uyku evrelerinin hastalık riskleriyle olan ilişkisini detaylı biçimde gözler önüne serdi. Araştırmacılar, gecede altı ila sekiz saat uyumanın, hastalık riskini azaltan bir "tatlı nokta" olduğunu belirtti. Beş saatten az uyuyan bireylerde ise, 37 hastalığın daha yüksek oranda görüldüğü tespit edildi. Uyku düzensizliğinin ve uykudan sonra uyanma süresinin uzamasının da belirli hastalıkların riskini artırdığı ortaya çıktı. Araştırma, REM uykusunun toplam uyku süresinden bağımsız olarak sağlık üzerinde özgün etkiler yarattığına dikkat çekti. Katılımcıların REM uykusu oranı, sadece uzun uyku süresiyle açıklanamayacak biçimde hastalık risklerinde belirleyici oldu.</p><h3>REM uykusu oranı yaş, stres ve yaşam tarzından etkileniyor</h3><p>Uzmanlar, REM uykusu oranını etkileyen faktörlerin başında toplam uyku süresi ve uykunun kesintisizliği olduğunu belirtti. Vücudun doğal sirkadiyen ritmine aykırı yaşam, stres ve alkol tüketimi REM uykusunun azalmasına yol açabiliyor. Ayrıca, yaş ilerledikçe REM uykusu oranı doğal olarak düşüş gösteriyor. Araştırmada, REM uykusunun biyolojik olarak farklı yollarla vücuda fayda sağladığı, hastalıklarla etkileşiminin diğer uyku evrelerinden ayrıldığı vurgulandı. Bilim insanları, REM uykusunun sağlık açısından öneminin altını çizerken, bu konuda hâlâ cevaplanmamış pek çok soru bulunduğuna dikkat çekti. Özellikle, hayvanlarda gözlenen farklı REM uyku oranlarının ve bunun sağlık üzerindeki etkilerinin incelenmesi gerektiği ifade edildi.</p><h3>Bilim insanlarından uyku düzeni için yeni öneriler</h3><p>Çalışma, uyku mimarisinin ve uyku süresinin hastalık riskiyle doğrudan ilişkili olduğunu gösterdi. Araştırmacılar, gecede 6-8 saat uyumanın ve düzenli bir uyku düzeni sürdürmenin sağlık açısından kritik olduğunu belirtti. REM uykusunun artırılması, yalnızca daha fazla uyumakla değil, aynı zamanda kesintisiz ve kaliteli bir uyku düzeniyle mümkün olabiliyor. Bilim insanları, bu bulguların uyku ve sağlık araştırmaları için yeni bir perspektif sunduğunu, gerçek dünya verileriyle yapılan bu tür geniş çaplı çalışmaların, hastalıkların önlenmesi ve sağlıklı yaşam için yol gösterici olabileceğini ifade etti. Araştırmacılar, uyku düzeninde yapılacak küçük değişikliklerin bile, uzun vadede hastalık risklerini azaltmada etkili olabileceğini vurguladı.</p><h3>REM uykusu oranı sağlıklı yaşam için neden önemli?</h3><p>Sonuç olarak, Capital Medical University'nin liderliğinde gerçekleştirilen bu kapsamlı çalışma, REM uykusunun sağlık üzerindeki belirleyici rolünü gözler önüne serdi. REM uykusu oranı, yalnızca rüya görmekle sınırlı kalmıyor; beyin gelişimi, öğrenme ve hastalık risklerinin azaltılması gibi pek çok alanda kritik bir rol üstleniyor. Uyku süresi ve uyku kalitesinin artırılması, bireylerin uzun vadede kalp-damar hastalıkları, nörolojik rahatsızlıklar ve metabolik sorunlar gibi ciddi sağlık problemlerinden korunmasına yardımcı olabilir. Bilim insanları, REM uykusunun sağlık üzerindeki etkilerini daha iyi anlamak için gelecekte daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Ancak mevcut bulgular, sağlıklı bir yaşam için düzenli ve kaliteli uykunun, özellikle de yeterli REM uykusunun, vazgeçilmez olduğunu açıkça ortaya koyuyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/rem-uykusu-ile-83-hastali-947_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292159</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/tumorun-kendi-bagisiklik-hucreleri-ona-karsi-kullanilabilir-mi-yeni-nanopartikul-yaklasimi-292159</link>
      <pubDate>2026-09-21T14:29:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Tümörün kendi bağışıklık hücreleri ona karşı kullanılabilir mi? Yeni nanopartikül yaklaşımı dikkat çekti]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Adelaide Üniversitesi'nde geliştirilen nanoparçacıklar, meme kanserli farelerde tümörün bağışıklık koruyucularını hedef alarak öldürücü T hücrelerini tümöre çekti. Bu yenilikçi yaklaşım, kanser immünoterapisinde makrofajların yeniden programlanmasıyla umut vadeden sonuçlar ortaya koydu.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Tümörün kendi bağışıklık hücreleri ona karşı kullanılabilir mi? Yeni nanopartikül yaklaşımı dikkat çekti]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Adelaide Üniversitesi'nde yürütülen yeni bir araştırma, meme kanserli farelerde tümörün bağışıklık sistemiyle ilişkili makrofajlarını hedef alarak onları yeniden programlayan nanoparçacıkların, öldürücü T hücrelerinin tümöre yönelmesini sağladığını ortaya koydu. Bilim insanları, bu yöntemle tümörün kendi koruyucu hücrelerinin ona karşı çevrilmesini başardı. Nanoparçacıklar sayesinde, bağışıklık baskılayıcı makrofajların oranı önemli ölçüde azalırken, öldürücü T hücrelerinin tümör içerisine göçü hızlandı ve tümör büyümesi yavaşladı. Adelaide Üniversitesi Kimya Mühendisliği Okulu'ndan Prof. Chunxia Zhao liderliğindeki ekip, bu bulguların kanser immünoterapisinde yeni bir dönemin kapılarını aralayabileceğini belirtti.</p><h3>Prof. Zhao: 'Makrofajları hedef almak kanser tedavisinde çığır açıyor'</h3><p>Prof. Chunxia Zhao ve ekibi, çalışmayı SA Pathology ve Royal Adelaide Hastanesi'nden araştırmacılarla birlikte yürüttü. Zhao, kanser immünoterapisinin en büyük zorluklarından birinin, bağışıklık sisteminin tümöre saldırma potansiyeline rağmen tümör mikroçevresinin bu saldırıyı engellemesi olduğunu vurguladı. Tümörler, bağışıklık sisteminin temizleyici hücreleri olan makrofajları kendi lehine kullanarak bağışıklık baskılayıcı bir ortam oluşturuyor. Bilim insanları, bu hücrelere "tümörle ilişkili makrofajlar" adını veriyor ve onları öldürmek, gelişlerini engellemek veya yeniden programlamak gibi farklı stratejiler deniyor. Zhao'nun ekibi ise makrofajları yeniden programlamayı seçti ve bu amaçla TREM2 adlı proteine özel bir antikorla kaplanmış yağ bazlı nanoparçacıklar geliştirdi. Bu sayede, nanoparçacıklar baskılayıcı makrofajlar tarafından tümör hücrelerinden yaklaşık beş kat daha fazla alındı. Parçacıklar, makrofajların bağışıklık baskılayıcı durumunu değiştirmek için iki farklı talimat taşıdı: biri CXCL9 üretimini tetikleyen bir mRNA ipliği, diğeri ise resiquimod adlı bağışıklık uyarıcı bir ilaç. Sonuç olarak, makrofajlar yeniden programlandı, öldürücü T hücrelerini çeken kimyasal sinyaller güçlendi ve tümörün savunması zayıflatıldı.</p><h3>Nanoparçacıklar meme tümörlerinde bağışıklık dengesini değiştirdi</h3><p>Fareler üzerinde yapılan deneylerde, meme tümörleri taşıyan her bir grup beş hayvandan oluştu ve bir hafta boyunca kuyruk damarına üç enjeksiyon uygulandı. Deneyin sonunda, tedavi edilen farelerde bağışıklık baskılayıcı makrofajların oranı yüzde 63 oranında azaldı. Ayrıca, CXCL9 seviyeleri yaklaşık dört kat arttı ve tümör içerisine daha fazla öldürücü T hücresi göç etti. Bu hücrelerin çoğu aktif işaretler taşıyordu. Tedavi edilen farelerdeki tümörler, kontrol grubuna göre daha hafifti ve büyüme hızları önemli ölçüde yavaşladı. Sadece mRNA taşıyan, ilaç ve antikor kaplaması olmayan parçacıklar ise öldürücü T hücrelerinin tümöre göçünü artırsa da, tümör ağırlığını azaltmada aynı başarıyı göstermedi. Yalnızca antikor ve ilaç kaplı nanoparçacıklar, tümör ağırlığını anlamlı şekilde düşürdü. Bu bulgular, makrofajların yeniden programlanmasının tümör mikroçevresini değiştirdiğini ve bağışıklık sisteminin kanserle mücadele gücünü artırdığını gösterdi.</p><h3>Kontrol noktası ilaçları ve nanoparçacıklar birlikte daha güçlü etki yarattı</h3><p>Araştırmanın bir sonraki aşamasında, bilim insanları nanoparçacıkları iki farklı bağışıklık kontrol noktası inhibitörüyle birlikte kullandı. Bu ilaçlar, tümörün T hücrelerini devre dışı bırakmak için kullandığı sinyalleri bloke ediyor ve klinik uygulamada çeşitli kanser türlerinde kullanılıyor. Ancak, yalnızca bu ilaçlar kullanıldığında farelerde tümör büyümesi yavaşlamadı. Nanoparçacıklarla birlikte uygulandığında ise, tümör içindeki bağışıklık hücrelerinin dağılımı değişti. Öldürücü T hücrelerinin sayısı üç katından fazla artarken, yardımcı T hücrelerinin oranı neredeyse iki katına çıktı. Ayrıca, öldürücü hücrelerle onları baskılayan düzenleyici hücreler arasındaki denge daha olumlu bir şekilde değişti. Tümörleri süzen lenf düğümlerinde, daha fazla T hücresi merkezi bellek hücresine dönüşerek, aynı kansere karşı ileride daha güçlü bir yanıt verebilecek bir potansiyel kazandı. Buna rağmen, tümör büyümesinde ek bir yavaşlama gözlenmedi. Araştırmacılar, bu fare modelinde tedavinin etki göstermediği ikinci bir baskılayıcı hücre sınıfının da bulunduğunu kaydetti.</p><h3>Uzun vadeli güvenlik ve insan uygulamaları için daha fazla araştırma gerekiyor</h3><p>Çalışmanın kısıtlı hayvan sayısı ve kısa süreli olması nedeniyle, uzun vadeli güvenlik ve toksisite konusunda kesin bir sonuca varılamadı. Deneylerde, karaciğer, dalak, akciğer ve böbrek gibi organlarda önemli bir hasara rastlanmadı. Bununla birlikte, resiquimod gibi ilaçların yüksek dozlarda sistemik yan etkilere yol açabileceği ve uzun süreli etkilerin mutlaka klinik denemelerle incelenmesi gerektiği vurgulandı. İnsan verisi olarak ise yalnızca bir veritabanı analizi sunuldu. Meme kanseri hastalarında daha yüksek CXCL9 seviyelerine sahip tümörlerin, daha fazla öldürücü T hücresi içerdiği ve hastaların daha uzun süre hayatta kaldığı tespit edildi. Prof. Zhao, "Bu, mRNA ve nanoparçacık teknolojisiyle bir tümörün bağışıklık ortamını yeniden programlayabileceğimizin önemli bir kanıtı" diyerek, yöntemin insanlar üzerinde uygulanabilmesi için daha fazla çalışma gerektiğinin altını çizdi. Ekip, bir sonraki adımda nanoparçacıkları farklı tedavilerle birleştirerek ve toksisiteyi detaylı biçimde inceleyerek klinik denemelere hazırlık yapmayı planlıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/tumorun-kendi-bagisiklik--742_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292158</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/kediler-insanlari-gercekten-manipule-ediyor-mu-292158</link>
      <pubDate>2026-09-21T14:28:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Kediler insanları gerçekten manipüle ediyor mu?]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Japonya'da Tokyo Tarım Üniversitesi'nin yürüttüğü son araştırmalar, kedilerle insanların etkileşiminde beklenmedik fizyolojik değişiklikleri gözler önüne serdi. Kedilerle on dakika boyunca temas kuran sahiplerinde kalp atış hızında artış ve parasempatik aktivitede düşüş tespit edildi. Bulgular, insan-kedi ilişkisinin sanılandan çok daha karmaşık olduğunu ortaya koyuyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Kediler insanları gerçekten manipüle ediyor mu?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Japonya'da Tokyo Tarım Üniversitesi'nden bilim insanları, kediler ile sahipleri arasındaki etkileşimin insan vücudunda beklenmedik fizyolojik değişikliklere yol açtığını ortaya koydu. 2023 yılında yayımlanan ve 32 Japon kedi sahibinin katıldığı araştırmada, katılımcılar kendi evlerinde kedileriyle on dakika boyunca serbestçe etkileşim kurdu ya da dinlenme halinde kaldı. Bulgular, kedilerle geçirilen kısa sürenin sahiplerin kalp atış hızını yükselttiğini, aynı zamanda parasempatik aktivitenin azaldığını gösterdi. Buna karşın, sahipler kendilerini daha sakin hissettiklerini belirtti. Bu sonuçlar, insan-kedi etkileşiminin fizyolojik ve duygusal yanıtlarının birbirinden farklı seyrettiğini göstererek, ilişkinin sanılandan daha karmaşık olduğunu ortaya çıkardı.</p><h3>Tokyo Tarım Üniversitesi: Kedilerle temas kalp atışını artırıyor</h3><p>Tokyo Tarım Üniversitesi'nden Takumi Nagasawa ve ekibi tarafından yürütülen çalışmada, sahiplerin kedileriyle on dakika boyunca serbestçe etkileşimde bulunmaları istendi. Bu süre zarfında katılımcıların kalp atış hızı, tükürükteki kortizol ve oksitosin seviyeleri, otonom sinir sistemi aktivitesi ve duygusal durumları ölçüldü. Araştırma, kedilerle fiziksel temasın sahiplerin kalp atış hızını anlamlı biçimde artırdığını, parasempatik aktiviteyi ise azalttığını ortaya koydu. Bu fizyolojik değişim, genellikle kedilerin insanlarda stres azaltıcı bir etki yarattığı yönündeki yaygın inançla çelişti. Bilim insanları, bu sonuçların insan vücudunda uyarıcı bir etkiyi işaret ettiğini vurguladı. Ayrıca, sahiplerin kendilerini daha sakin hissetmesiyle vücutlarının verdiği fizyolojik tepkiler arasında belirgin bir zıtlık gözlemlendi. Araştırmacılar, yalnızca yakın temasın değil, etkileşimin şekli ve yoğunluğunun da bu değişikliklerde rol oynadığını belirtti.</p><h3>Kedilerde oksitosin artışı ve bağlanma stilleri önemli rol oynuyor</h3><p>Kedilerle insanlar arasındaki fizyolojik etkileşimin bir diğer boyutu ise oksitosin ve kortizol gibi hormonlardaki değişimlerle ortaya çıktı. Hao Chang ve ekibi tarafından 2025 başında yayımlanan başka bir araştırmada, 30 evcil kedi bağlanma stillerine göre sınıflandırıldı. Güvenli bağlanan kedilerin sahipleriyle daha fazla etkileşim başlattığı, daha az kaçış davranışı sergilediği ve sahipleriyle geçirdikleri zamanın oksitosin seviyelerinde artışa yol açtığı tespit edildi. Buna karşılık, kaygılı veya kaçınan bağlanma gösteren kedilerde hormon seviyelerinde farklılıklar gözlendi. Güvenli bağlanan kedilerde oksitosin düzeyinin düşükten başlayıp etkileşim sonrası yükseldiği, kaygılı kedilerde ise yüksekten başlayıp düştüğü belirlendi. Araştırmacılar, bu hormon değişikliklerinin sadece sevgi ya da bağlılıkla açıklanamayacağını, kedinin başlangıçtaki hormon düzeylerinin de önemli olduğunu vurguladı. Bu bulgular, insan-kedi etkileşiminde yalnızca temasın değil, ilişkinin niteliğinin ve kedinin bireysel özelliklerinin de belirleyici olduğunu gösterdi.</p><h3>Zorunlu temas kedilerde olumsuz etki yaratabiliyor</h3><p>Evcil kediler üzerinde yapılan ek çalışmalar, etkileşim sırasında hayvanın koşulları belirlemesine izin verilmesinin hormon düzeylerinde olumlu etkiler yarattığını ortaya koydu. Aynı testle sınıflandırılan 20 evcil kediyle yapılan bir araştırmada, pasif ve gönüllü etkileşimlerin oksitosin artışı ve kortizol düşüşüyle ilişkili olduğu tespit edildi. Buna karşın, zorunlu temas ve sahip tarafından dayatılan etkileşimler kedilerde hormonlarda ters bir desen oluşturdu. Uzmanlar, kedilerin bağımsızlığına saygı gösterilmesinin yalnızca bir duygusallık olmadığını, hormon ölçümlerinin de bu yaklaşımı desteklediğini belirtti. Araştırmalar, kedilerle insanlar arasındaki fizyolojik etkileşimin karmaşık bir yapıya sahip olduğunu ve ilişkinin dinamiklerinin her iki tarafın da koşullarına göre şekillendiğini gösterdi.</p><h3>Küçük örneklem boyutu sonuçların genellenmesini sınırlıyor</h3><p>Her iki ana araştırmanın da sınırlı sayıda katılımcıyla yürütülmesi, elde edilen sonuçların genellenebilirliğini kısıtlıyor. Tokyo Tarım Üniversitesi'nin çalışmasında 32 kedi sahibi, diğer çalışmada ise 30 kedi yer aldı. Araştırmacılar, bu tür küçük ölçekli çalışmaların daha büyük ve kapsamlı araştırmalar için öncü nitelikte olduğunu, ancak kesin sonuçlara ulaşmak için daha geniş örneklem gruplarına ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Ev ortamında yapılan tükürük testleri ve kısa süreli gözlemler, insan-kedi ilişkisine dair önemli sinyaller sunsa da, uzun vadeli etkiler ve mekanizmalar hakkında kesin bilgiler sunmuyor. Bilim insanları, bu alandaki araştırmaların henüz başlangıç aşamasında olduğunu ve mevcut bulguların daha çok merak ve keşif duygusuyla değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p><h3>Kedilerin insanları manipüle ettiği iddiasına bilimsel yanıt</h3><p>Popüler kültürde sıkça gündeme gelen "kediler insanları manipüle ediyor mu?" sorusu, bilimsel araştırmaların odağında yer almıyor. Tokyo Tarım Üniversitesi ve diğer araştırma ekipleri, kedilerin sahipleriyle etkileşiminde fizyolojik değişiklikler gözlemlese de, bu değişimlerin kedilerin bilinçli bir manipülasyon stratejisiyle ortaya çıktığını gösteren herhangi bir kanıt bulunmuyor. Araştırmacılar, bir kedinin birinin üzerine oturmayı seçtiğinde oksitosin artışı yaşanmasının, hayvanın niyetini ya da stratejisini değil, yalnızca fizyolojik bir yanıtı gösterdiğini vurguluyor. İnsanların kedilere bilinçli planlar atfetmesinin, köpeklere koşulsuz sadakat yüklemekle benzer bir antropomorfik yaklaşım olduğunu belirten uzmanlar, mevcut verilerin bu tür iddiaları desteklemediğini açıkladı. Bilim insanları, insan ve kedi arasındaki ilişkinin dinamiklerinin karmaşık olduğunu ve kesin yargılara varmak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.</p><h3>Kedilerle etkileşimin insan sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkileri belirsizliğini koruyor</h3><p>Kedilerle geçirilen kısa süreli etkileşimlerin insan vücudunda kalp atış hızı, oksitosin ve kortizol gibi hormonlarda değişiklik yarattığı bilimsel olarak gösterilmiş olsa da, bu etkilerin uzun vadede insan sağlığı üzerindeki sonuçları henüz netlik kazanmadı. Evcil hayvan sahipliği ve kardiyovasküler sağlık arasındaki ilişkiyi inceleyen daha uzun süreli araştırmalar bulunsa da, Tokyo Tarım Üniversitesi'nin ve diğer ekiplerin yürüttüğü kısa süreli çalışmalar bu konuda kesin bir yanıt sunmuyor. Uzmanlar, insan ve kedi arasındaki ilişkinin karmaşıklığına dikkat çekerek, mevcut bulguların daha çok ilişki dinamiklerini ve fizyolojik yanıtları anlamaya yönelik olduğunu belirtiyor. Sonuç olarak, kedilerle etkileşim sırasında fizyolojik olarak ölçülebilir değişiklikler yaşanıyor; ancak bu değişikliklerin insan sağlığına ve psikolojisine uzun vadede nasıl yansıdığı ilerleyen araştırmalarla netleşecek.</p><p>Tokyo Tarım Üniversitesi'nin ve diğer araştırma ekiplerinin yürüttüğü çalışmalar, insan ve kedi arasındaki ilişkinin fizyolojik ve duygusal düzeyde tahmin edilenden çok daha karmaşık olduğunu ortaya koydu. Kedilerle on dakika boyunca temas kurmak, sahiplerde kalp atış hızında artışa ve parasempatik aktivitede düşüşe yol açarken, duygusal olarak ise insanlar kendilerini daha sakin hissediyor. Kedilerde ise oksitosin ve kortizol gibi hormonlarda ilişki dinamiklerine ve bağlanma stillerine göre farklılıklar gözleniyor. Zorunlu temasın kedilerde olumsuz etkiler yaratabildiği, gönüllü ve pasif etkileşimlerin ise daha olumlu hormon değişikliklerine yol açtığı görülüyor. Ancak, bu araştırmaların küçük örneklem gruplarıyla sınırlı olması, elde edilen bulguların genellenmesini güçleştiriyor. Bilim insanları, kedilerin insanları manipüle ettiği iddialarının bilimsel temelden yoksun olduğunu belirterek, insan ve kedi arasındaki ilişkinin anlaşılması için daha fazla ve kapsamlı araştırmaya ihtiyaç olduğunu vurguluyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/kediler-insanlari-gercekt-178_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292157</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/dunyanin-en-derin-noktasi-gercekten-ne-kadar-derin-bilim-insanlari-hala-tartisiyor-292157</link>
      <pubDate>2026-09-21T14:27:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Dünyanın en derin noktası gerçekten ne kadar derin? Bilim insanları hâlâ tartışıyor]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Japon bilim insanları, Mariana Çukuru'ndaki Challenger Derinliği'nin kesin ölçümü konusunda yeni bir tartışma başlattı. Farklı yöntemlerle yapılan ölçümlerde 59 feet'e kadar değişen sonuçlar elde edildi. Mariana Çukuru, Dünya'nın en derin noktası olarak bilinse de, son veriler bu unvanın kesinliğini tartışmaya açtı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Dünyanın en derin noktası gerçekten ne kadar derin? Bilim insanları hâlâ tartışıyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Japon bilim insanları, Mariana Çukuru'ndaki Challenger Derinliği'nin tam olarak ne kadar derin olduğunu belirlemeye yönelik son araştırmalarında çarpıcı sonuçlara ulaştı. 2023 yılında gerçekleştirilen yeni ölçümlerde, kullanılan eko-sonar verilerinin farklı şekillerde işlenmesiyle 59 feet'e (18 metre) kadar değişen derinlik sonuçları ortaya çıktı. Bu durum, uzun yıllardır dünyanın en derin noktası olarak kabul edilen Mariana Çukuru'nun gerçek derinliği konusunda bilim dünyasında yeni bir tartışma başlattı. Japonya Ulusal Kutup Araştırmaları Enstitüsü'nden Masakazu Fujii liderliğindeki ekip, Atmosfer ve Okyanus Araştırma Enstitüsü ile Japonya Hidrografik ve Okyanografik Departmanı'ndan araştırmacılarla birlikte yürüttükleri bu çalışmada, farklı ses hızı profilleriyle ölçümler yaparak elde edilen verilerin güvenilirliğini ve kesinliğini yeniden değerlendirdi.</p><h3>Fujii ekibi: Challenger Derinliği'nde ölçüm farklılıkları dikkat çekiyor</h3><p>Masakazu Fujii'nin liderliğinde gerçekleştirilen bu kapsamlı araştırmada, Mariana Çukuru'nda kullanılan eko-sonar cihazı aynı kalırken, sesin deniz suyunda ne kadar hızlı yayıldığına dair farklı varsayımlar ölçüm sonuçlarını önemli oranda etkiledi. Ekip, 2023 seferinde alınan kayıtları beş ayrı şekilde işledi ve her birinde farklı ses hızı profilleri kullandı. Sonuçlar arasında 59 feet'lik (18 metre) bir derinlik farkı gözlendi. Bu değişkenlik, deniz suyunun sıcaklık, tuzluluk ve basınç gibi etkenlere bağlı olarak ses hızında meydana gelen değişimlerden kaynaklanıyor. Fujii ve ekibi, en uygun profil olarak 35,850 feet (10,927 metre) derinliği tercih ettiklerini belirtse de, bu rakamı bir rekor olarak sunmaktan özellikle kaçındı. Bilim insanları, Mariana Çukuru'ndaki derinlik ölçümlerinin, kullanılan yöntem ve cihazların hassasiyetine göre değişebileceğini vurguladı ve kesin bir sonuca ulaşmanın zorluklarına dikkat çekti. Mariana Çukuru, bu nedenle bilimsel tartışmaların odağında yer almaya devam ediyor.</p><h3>Mariana Çukuru'nun tabanında üç ayrı havza tespit edildi</h3><p>Yapılan yeni haritalama çalışmaları, Mariana Çukuru'nun tabanında üç farklı havzanın bulunduğunu ortaya koydu. Bu havzaların her biri 35,761 feet'in (10,900 metre) üzerinde derinliğe sahip. Batıdaki havza 35,846 feet (10,926 metre), ortadaki havza 35,801 feet (10,912 metre) ve doğudaki havza ise 35,850 feet (10,927 metre) derinliğe ulaşıyor. Batı ve doğu havzalarının her biri yaklaşık 2 mil kare (5,3 kilometre kare) alan kaplarken, ortadaki havza 0,75 mil kare (2 kilometre kare) büyüklüğünde. Bu havzalar arasında 650 ile 980 feet (200 ile 300 metre) yüksekliğinde sırtlar yer alıyor. Araştırmacılar, bu yapının Pasifik levhasının segmentli şekliyle uyumlu olduğunu ve önceki haritalama çalışmalarının bulgularıyla örtüştüğünü belirtti. Ancak, Mariana Çukuru'nun tabanında bulunan en derin hücrenin kesin konumu konusunda halen görüş birliği sağlanamadı. Bu durum, Challenger Derinliği'nin tam olarak nerede ve ne kadar derin olduğu sorusunu daha da karmaşık hale getiriyor.</p><h3>Modern ölçümler ve yöntemler arasında büyük farklar var</h3><p>Son yıllarda yapılan dört modern ölçüm, Mariana Çukuru'ndaki Challenger Derinliği'nin kesin yüksekliği konusunda birbirinden farklı sonuçlar verdi. 2014 yılında ABD Donanması'na ait USNS Sumner gemisi tarafından yapılan çok ışınlı sonar ölçümü, 36,037 feet (10,984 metre) derinlik bildirdi. 2017'de Alman araştırma gemisi Sonne 35,843 feet (10,925 metre), DSSV Pressure Drop ise 35,840 feet (10,924 metre) derinlik tespit etti. 2020 yılında ise mürettebatlı bir denizaltı, dibe bir basınç ölçer bırakarak 35,876 feet (10,935 metre) derinlik kaydetti. Bu farklılıklar, Mariana Çukuru'nda kullanılan ölçüm yöntemlerinin ve cihazlarının sonuçlar üzerinde büyük etkisi olduğunu gösteriyor. Özellikle ses hızı profillerindeki değişkenlik ve cihazların ışın genişliği, ölçümlerdeki belirsizliğin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Ayrıca, ölçümlerin deniz yüzeyine göre yapılması ve gelgit gibi etkenler için düzeltme yapılmaması da sonuçların kesinliğini etkiliyor. Bilim insanları, Mariana Çukuru'nun derinliği konusunda kesin bir sonuca ulaşabilmek için daha hassas ve yenilikçi ölçüm tekniklerinin geliştirilmesi gerektiğini vurguluyor.</p><h3>Veri paylaşımı ve yeni analizlerle belirsizlik aşılabilir mi?</h3><p>2023 seferinden elde edilen tüm veriler, Japonya'nın kutup veri arşivinde kamuya açık şekilde saklanıyor. Bu arşivde ham alet dosyaları, temizlenmiş ölçümler, 20 farklı ızgara yüzeyi, beş ses hızı profili ve ızgara betikleri yer alıyor. Araştırmacılar, Mariana Çukuru'nda yapılan derinlik ölçümlerinin en zayıf halkasının su sütunu olduğunu ve daha iyi tam derinlik profillerinin ilerleyen yıllarda ortaya çıkabileceğini belirtiyor. Eğer yeni veriler elde edilirse, 2023'te toplanan kayıtlar tekrar işlenebilecek ve Mariana Çukuru'ndaki derinlik ölçümleri güncellenebilecek. Uzmanlar, uydu verilerinin okyanus tabanını yalnızca kaba çözünürlükte gösterebildiğini, bu nedenle kesin derinlik için hala gemi tabanlı ölçümlere ihtiyaç duyulduğunu ifade ediyor. Bilim insanları, Mariana Çukuru'nun gerçek derinliğini belirlemenin, daha dar ışınlarla aynı alanın tekrar haritalanması veya doğrudan deniz tabanına yakın bir noktadan ölçüm yapılmasıyla mümkün olabileceğini düşünüyor. Bu gerçekleşene kadar, Mariana Çukuru için yalnızca tercih edilen bir derinlik aralığı sunulabiliyor ve kesin bir rakamdan söz etmek mümkün olmuyor.</p><h3>Sonuç: Mariana Çukuru'nda derinlik tartışması sürecek</h3><p>Mariana Çukuru'ndaki Challenger Derinliği'nin kesin ölçümü, günümüzde bile bilim dünyasında tartışma konusu olmaya devam ediyor. Farklı yöntemlerle yapılan ölçümlerde ortaya çıkan 59 feet'e kadar varan değişiklikler, bu bölgenin jeolojik ve bilimsel açıdan ne kadar karmaşık olduğunu bir kez daha gösteriyor. Japon bilim insanlarının liderliğindeki son araştırma, Mariana Çukuru'nun derinliği konusunda kesin bir sonucun henüz mümkün olmadığını ortaya koydu. Bilim insanları, Mariana Çukuru'nun gerçek derinliğini belirlemek için daha hassas ölçüm tekniklerinin ve yeni veri analizlerinin gerekliliğine dikkat çekiyor. Önümüzdeki yıllarda yapılacak yeni araştırmalar ve teknolojik gelişmelerle bu gizemli bölgenin sırlarının aydınlatılması bekleniyor. Ancak şimdilik, Mariana Çukuru'nun derinliği için yalnızca tercih edilen bir rakam ve etrafında bir aralık bulunuyor; kesin bir değer ise hala belirsizliğini koruyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/dunyanin-en-derin-noktasi-988_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292156</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/vakif-katilim-ve-42-turkiye-vakif-mirasini-teknolojiyle-bulusturuyor-292156</link>
      <pubDate>2026-09-21T14:24:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Vakıf Katılım ve 42 Türkiye, Vakıf mirasını teknolojiyle buluşturuyor]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Vakıf Katılım ile Bilişim Vadisi'nin yazılım okulları 42 Türkiye iş birliğinde düzenlenecek KÖK&KOD Hackathonu'nda, 42 Türkiye öğrencileri, vakıf eserlerinin daha geniş kitleler tarafından keşfedilmesini sağlamak ve kültürel mirasla etkileşimi güçlendirmek amacıyla yeni nesil dijital çözümler geliştirecek.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Vakıf Katılım ve 42 Türkiye, Vakıf mirasını teknolojiyle buluşturuyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Vakıf Katılım, vakıf mirasını kayıt altına alarak gelecek nesillere aktarmak amacıyla hayata geçirdiği Vakıf Eserleri Envanter Projesi'ni teknolojiyle buluşturuyor. Vakıf Katılım ve 42 Türkiye iş birliğiyle düzenlenecek hackathona başvurular 21 Eylül-3 Ekim tarihleri arasında yapılabilecek.</p><p>Hackathon kapsamında katılımcılardan, vakıf eserlerinin daha geniş kitleler tarafından keşfedilmesini sağlamak ve kültürel mirasla etkileşimi güçlendirmek amacıyla mobil veya masaüstü dijital çözümler sunmaları beklenecek. Takımlar, sesli rehber ve dijital hikâye anlatıcılığından erişilebilirlik çözümlerine, oyunlaştırılmış kültür rotalarından artırılmış gerçeklik deneyimlerine kadar farklı alanlarda projeler geliştirebilecek.</p><p><b>FİNALLER 7-8 KASIM'DA</b></p><p>Yalnızca 42 Türkiye öğrencilerine açık olacak hackathona, iki ila dört kişilik takımlar hâlinde başvuru yapılabilecek. Finale kalan takımlar, 8 Ekim'de gerçekleştirilecek çevrim içi kick-off toplantısının ardından projelerini 7-8 Kasım'daki final etkinliğine kadar geliştirebilecek.</p><p><b>"VAKIF ESERLERİ ENVANTER PROJESİ'Nİ, YENİ NESİL DİJİTAL DENEYİMLERE DÖNÜŞTÜRÜYORUZ"</b></p><p><b>Vakıf Katılım Genel Müdürü Mehmet Ali Akben,</b> projeye ilişkin değerlendirmesinde: "Vakıf Katılım olarak, köklü vakıf kültürümüzü geleceğe taşırken teknolojinin sunduğu imkânlardan yararlanmayı, gençlerin fikir ve üretkenliğine alan açmayı önemsiyoruz. Vakıf Eserleri Envanter Projesi'yle bu değerli mirası kayıt altına alırken, şimdi genç arkadaşlarımızın yenilikçi bakış açılarıyla, mirasımızı yeni nesil dijital deneyimlere dönüştürmelerine imkân sağlıyoruz. 42 Türkiye öğrencilerinin geliştireceği yenilikçi çözümlerin vakıf eserlerinin görünürlüğünü ve erişilebilirliğini artıracağına, bu değerli mirasın gelecek kuşaklarla daha güçlü bir bağ kurmasına katkıda bulunacağına inanıyorum." dedi.</p><p>Süreç boyunca takımlara, Bilişim Vadisi bünyesindeki girişimcilik mentörleri ile vakıf eserleri alanında uzman isimler rehberlik edecek. Final projeleri; Vakıf Katılım, Bilişim Vadisi ve bağımsız üyelerden oluşan jüri ekibi tarafından değerlendirilecek. Yarışmada ilk üçe giren takımların her bir üyesine çeşitli ödüller verilecek.</p><p><b>VAKIF ESERLERİ ENVANTER PROJESİ HAKKINDA</b></p><p>Anadolu'nun farklı şehirlerinde geçmişten bugüne ulaşan vakıf eserlerini kayıt altına almayı ve gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlayan Vakıf Eserleri Envanter Projesi, 2022 yılında Hatay'la başladı. Ardından Konya ve Bursa'daki vakıf eserleri kayıt altına alındı. 2026 yılı sonunda basılacak olan Kütahya Vakıf Eserleri kitabının ardından projeye İzmir ve Manisa'yla devam edilecek.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/vakif-katilim-ve-42-turki-749_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292155</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/discover/the-hittites-egypt-and-the-treaty-of-kadesh-another-lost-piece-of-history-found-292155</link>
      <pubDate>2026-09-21T14:20:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[The Hittites, Egypt, and the Treaty of Kadesh: Another lost piece of history found]]></title>
      <category><![CDATA[Discover]]></category>
      <description><![CDATA[A new cuneiform tablet fragment belonging to the Treaty of Kadesh, signed between the Hittite Empire and Egypt—the two great powers of the ancient world—has been unearthed. Found during excavations at the Boğazköy/Hattusha Archaeological Site in Boğazkale, Çorum, Türkiye, the artifact adds new insights into one of the most significant documents in the history of world diplomacy.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[The Hittites, Egypt, and the Treaty of Kadesh: Another lost piece of history found]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p><b>Following the power struggle between the Hittites and Egypt in the 13th century BC, a peace process began between the two states. The Treaty of Kadesh was signed during the reigns of Hittite King Hattusili III and Egyptian Pharaoh Ramesses II and is regarded as the first known written peace treaty in history.</b></p><p>Scientific examinations determined that the newly discovered tablet fragment belongs to the obverse of one of the Akkadian cuneiform copies of the Treaty of Kadesh.</p><p>Discovered at Büyükkale, where the royal palace was located in Hattusha, the capital of the Hittite Empire at the time, the fragment contributes to ongoing efforts to complete the surviving text of the treaty.</p><p><b>Minister of Culture and Tourism Mehmet Nuri Ersoy announced the discovery on the occasion of World Peace Day on September 21, describing it with the words, "We have found the trace of thousands of years of peace in the soil of Anatolia."</b></p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/a-210920266858358b.jpg"/><p>Provisions regarding people who fled and sought refuge</p><p>Examined by experts for approximately a year, the tablet fragment contains lines belonging to provisions addressed in <b>Articles 12 through 20 of the Treaty of Kadesh.</b></p><p>The new finding includes lines from provisions regulating the treatment of people who fled from the territories of the two parties and sought refuge in the other country, as addressed in Articles 12&#8211;20 of the treaty.</p><p>While the legible portions of the text contain broken and missing sections and mention people fleeing from the lands of Egypt and Hatti, they also contain references to the non-destruction of homes.</p><p><b>Completing the missing pieces of the Treaty of Kadesh</b></p><p>The Egyptian-language text of the Treaty of Kadesh was inscribed in hieroglyphs on temple walls in Egypt. Meanwhile, clay tablet fragments belonging to the Akkadian text of the treaty were uncovered in<b> Hattusha</b> during the initial excavations carried out between 1906 and 1912.</p><p>Previously discovered fragments are held in the collections of the <b>Istanbul Archaeological Museums, the Museum of Anatolian Civilizations, </b>the Vorderasiatisches Museum (Museum of the Ancient Near East) in Berlin, and the State Hermitage Museum in St. Petersburg.</p><p>The newly discovered fragment in Hattusha contributes to efforts to complete the Akkadian clay-tablet copies of the treaty. Excavations at Büyükkale are also aimed at uncovering other missing fragments of the treaty.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/the-hittites-egypt-and-th-914_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292154</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/kac-dil-konustugunuz-beyninizin-yasini-etkiliyor-292154</link>
      <pubDate>2026-09-21T14:07:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Kaç dil konuştuğunuz beyninizin yaşını etkiliyor]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Avrupa Nörobilim Dernekleri Federasyonu (FENS) tarafından yürütülen kapsamlı araştırmada, birden fazla dil konuşan bireylerin beyinlerinin daha yavaş yaşlandığı ortaya kondu. Özellikle dört dil konuşan kişilerde beyin yaşı, tek dil konuşanlara göre 13 yıl daha genç görünüyor. Bu bulgu, çok dilliliğin beyin sağlığı üzerindeki etkisini bir kez daha gündeme taşıdı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Kaç dil konuştuğunuz beyninizin yaşını etkiliyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Nörobilim Dernekleri Federasyonu'nun (FENS) son araştırması, çok dilliliğin beyin yaşlanması üzerinde çarpıcı bir etki yarattığını gözler önüne serdi. İspanya'nın Bask bölgesinde yaşayan ve farklı sayıda dil konuşan 728 kişinin verileri incelendi. Araştırma sonucunda, birden fazla dil konuşan kişilerin beyinlerinin, yalnızca tek dil konuşanlara göre daha genç kaldığı tespit edildi. Özellikle dört dil konuşan bireylerde bu farkın 13 yıla kadar çıktığı bildirildi. Uzmanlar, çok dilliliğin yalnızca iletişim değil, aynı zamanda beyin sağlığı için de önemli bir avantaj sunduğunu vurguladı.</p><h3>FENS araştırması: Çok dillilik beyin yaşını nasıl etkiliyor?</h3><p>FENS ekibi, beyin yaşlanmasını ölçmek için özel bir beyin yaşlanma saati geliştirdi. Bu saat, aktif beyin hücrelerinden yayılan manyetik alanları analiz ederek, beyin aktivitesinin yaşa bağlı değişimlerini ortaya koydu. Araştırmada, iki dil konuşan katılımcıların beyinlerinin, tek dil konuşanlara göre ortalama altı yıl daha genç olduğu belirlendi. Üç dil konuşanlarda bu fark yedi yıla, dört dil konuşanlarda ise 13 yıla kadar yükseldi. Bu sonuçlar, çok dilliliğin bir evet-hayır meselesi olmadığını, dil akıcılığı ve deneyiminin derinliğiyle doğrudan ilişkili olduğunu gösterdi. Araştırmacılar, dil öğreniminin beyin sağlığını koruyucu etkisini bilimsel olarak kanıtladı.</p><h3>Dr. Lucia Amoruso: 'Dil deneyiminin süresi ve derinliği önemli'</h3><p>Bask Bilişsel, Beyin ve Dil Merkezi'nden Dr. Lucia Amoruso, dil yeterliliği ve ikinci bir dilin erken yaşta edinilmesinin, beyin yaşlanmasının gecikmesiyle bağlantılı olduğunu ifade etti. Amoruso, çok dilliliğin yalnızca iki dili konuşmakla sınırlı olmadığını, dil deneyiminin zenginliği ve süresinin de belirleyici rol oynadığını belirtti. Araştırmada ayrıca, sosyal etkileşimler ve yaşam tarzı alışkanlıklarının da beyin sağlığı üzerinde etkili olabileceği vurgulandı. Uzmanlar, dil akıcılığı seviyesinin yükselmesinin, beyin yaşını daha da gençleştirebileceğine dikkat çekti.</p><h3>Uzmanlardan çağrı: Dil öğrenimi beyin sağlığını destekliyor</h3><p>Atina Ulusal ve Kapodistrian Üniversitesi'nden farmakoloji profesörü Christina Dalla, çalışmaya doğrudan katılmasa da, elde edilen bulguların önemine dikkat çekti. Dalla, farklı diller arasında geçiş yapmanın, beyin kontrol mekanizmalarını güçlendirdiğini ve bunun da beyin sağlığı üzerinde olumlu etkiler yarattığını söyledi. Uzmanlar, okulda ve hayat boyunca dil öğreniminin teşvik edilmesinin, hem sosyal hem de bilişsel açıdan büyük faydalar sunduğunu belirtti. Araştırmanın bir sonraki aşamasında, hangi dil kombinasyonlarının beyin sağlığı üzerinde daha etkili olduğu araştırılacak. Çok dilliliğin, bireylerin yalnızca iletişim becerilerini değil, aynı zamanda zihinsel esnekliklerini de artırdığı ifade edildi.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/kac-dil-konustugunuz-beyn-304_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292153</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/biriken-uyku-acigi-nasil-kapatilir-292153</link>
      <pubDate>2026-09-21T14:06:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Biriken uyku açığı nasıl kapatılır?]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, sürekli uykusuzluğun bağışıklık sistemini olumsuz etkilediğini vurguluyor. Özellikle yetişkinlerin sağlıklı kalabilmesi için düzenli uyku alışkanlıklarının ve dengeli beslenmenin önemine dikkat çekiliyor. Soğuk havaların yaklaşmasıyla birlikte grip ve solunum yolu enfeksiyonlarına karşı alınması gereken önlemler de öne çıkıyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Biriken uyku açığı nasıl kapatılır?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, düzenli uyku eksikliğinin bağışıklık sistemi üzerinde ciddi olumsuz etkileri olduğunu belirtiyor. Özellikle sonbahar ve kış aylarında artan solunum yolu enfeksiyonlarına karşı vücudun savunma mekanizmasını güçlü tutmak için sağlıklı bir uyku düzeninin şart olduğu ifade ediliyor. Yetişkinlerin günde en az yedi ila dokuz saat uyuması gerektiği, bu sürenin bağışıklık sistemi için kritik öneme sahip olduğu vurgulanıyor. Uykusuzluk sorunu yaşayan bireylerin, günlük programlarını istikrarlı hale getirerek ve dinlenmeye öncelik vererek sağlıklarını koruyabilecekleri belirtiliyor.</p><h3>Doktorlardan uyku düzeni ve beslenme tavsiyesi</h3><p>Sağlık uzmanları, bağışıklık sistemini güçlendirmek için ilaçlardan ziyade düzenli uyku ve dengeli beslenmenin öne çıktığını dile getiriyor. Yatış ve kalkış saatlerinin her gün aynı olması, vücudun biyolojik saatinin dengede kalmasına yardımcı oluyor. Uzmanlar, hafta sonları biriken uykunun telafi edilemeyeceğini, bu nedenle uyku düzenine kademeli olarak dönülmesi gerektiğini söylüyor. Ayrıca, vitamin takviyelerinin yalnızca eksiklik tespit edilen durumlarda kullanılmasının gerekliliği vurgulanıyor. Çeşitli ve dengeli bir diyetin; sebze, meyve, protein ve tahıl içermesinin bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etkileri olduğu belirtiliyor. Kontrolsüz takviye kullanımı ise sağlık açısından risk oluşturabiliyor.</p><h3>Grip sezonu öncesi alınacak önlemler ve yanlış bilinenler</h3><p>Soğuk havaların başlamasıyla birlikte fiziksel aktivitenin tamamen bırakılmaması gerektiğine dikkat çekiliyor. Uzmanlar, bağışıklık sistemi için hafif yürüyüşler ve kısa süreli egzersizlerle başlanmasını, zamanla yükün artırılmasını öneriyor. Grip ve solunum yolu enfeksiyonları sezonunda, aşıların zamanında yapılmasının önemine değiniliyor. Grip aşısının, tüm solunum yolu hastalıklarından korumasa da ciddi enfeksiyon riskini azalttığı ifade ediliyor. Zencefil, limon ve sarımsak gibi gıdaların bağışıklık sistemini destekleyebileceği ancak enfeksiyonu tamamen önleyemeyeceği belirtiliyor. Antibiyotiklerin ise yalnızca bakteriyel enfeksiyonlarda kullanılması, viral hastalıklarda gereksiz yere alınmaması gerektiği uyarısı yapılıyor. Son olarak, ellerin düzenli yıkanması ve yaşam alanlarının havalandırılması, bağışıklık sistemini koruyan temel hijyen önlemleri arasında gösteriliyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/biriken-uyku-acigi-nasil--788_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292152</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/kolesterol-neden-aniden-duser-uzman-bazi-ciddi-hastaliklara-dikkat-cekti-292152</link>
      <pubDate>2026-09-21T14:05:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Kolesterol neden aniden düşer? Uzman bazı ciddi hastalıklara dikkat çekti]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Kolesterol seviyesindeki ani düşüşler, özellikle belirgin bir neden olmadan gerçekleştiğinde, ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabilir. Uzmanlar, bu değişimlerin mutlaka dikkate alınması ve ek değerlendirme yapılması gerektiğini vurguluyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Kolesterol neden aniden düşer? Uzman bazı ciddi hastalıklara dikkat çekti]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kolesterol seviyesinin aniden düşmesi, vücutta ciddi hastalıkların ilk belirtisi olabilir. Gastroenterolog Dr. Olga Sukhareva, kolesteroldeki ani değişimlerin özellikle endişe verici olduğunu belirterek, bu durumun bazı tehlikeli sağlık sorunlarıyla bağlantılı olabileceğini açıkladı. Kolesterol seviyesi, beklenmedik şekilde azaldığında, karaciğer sirozu, hipertiroidizm, bazı kronik enfeksiyonlar ve kanser gibi ciddi hastalıkların habercisi olarak değerlendirilmesi gerekiyor.</p><h3>Dr. Sukhareva: 'Ani kolesterol düşüşü ihmal edilmemeli'</h3><p>Dr. Sukhareva, kolesteroldeki hızlı düşüşlerin her zaman tek başına kesin bir tanı koymak için yeterli olmadığını, ancak diğer tıbbi bulgular ve hastanın genel durumu ile birlikte ele alınmasının önemli olduğunu aktardı. Kolesteroldeki ani değişimlerin altında yatan nedeni belirlemek için doktorların hastaya ek muayene ve testler önerebileceğini dile getirdi. Özellikle açıklanamayan düşüşlerde, zamanında müdahale hayati önem taşıyor.</p><h3>Kolesterol seviyesi izlenmeli, riskler göz ardı edilmemeli</h3><p>Kolesterol seviyesiyle ilgili analizler, yalnızca laboratuvar sonuçlarıyla sınırlı kalmamalı. Uzmanlar, hastaların genel sağlık durumunun ve diğer tıbbi göstergelerin de dikkate alınması gerektiğini vurguluyor. Ani kolesterol düşüşü fark edilen kişilere, mutlaka bir uzmana başvurmaları ve gerekli tetkikleri yaptırmaları öneriliyor. Bu tür değişimlerin erken fark edilmesi, ciddi hastalıkların önlenmesinde önemli bir rol oynayabilir.</p><p>Kolesteroldeki ani değişimlerin göz ardı edilmemesi, olası risklerin erken tespit edilmesi açısından büyük önem taşıyor. Uzmanlar, düzenli kontroller ve bilinçli takip ile ciddi sağlık sorunlarının önüne geçilebileceğini belirtiyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/kolesterol-neden-aniden-d-429_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292151</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/masum-gorunen-ugur-boceklerine-dokunurken-dikkat-292151</link>
      <pubDate>2026-09-21T14:03:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Masum görünen uğur böceklerine dokunurken dikkat]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Sonbaharda artan Asya kökenli uğur böcekleri, alerjiye yatkın bireyler için ciddi sağlık riskleri oluşturuyor. Aile hekimi Elena Pavlova, uğur böceğiyle temasın burun akıntısı, ürtiker ve astım ataklarına yol açabileceği konusunda uyardı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Masum görünen uğur böceklerine dokunurken dikkat]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sonbahar aylarında görülen Asya kökenli uğur böcekleri, sağlık uzmanları tarafından alerjik reaksiyonlara yol açabileceği gerekçesiyle uyarı konusu oldu. Aile hekimi Elena Pavlova, uğur böceği ile doğrudan temasın burun akıntısı, ürtiker ve astım atağı gibi şikayetlere neden olabileceğini belirtti. Özellikle alerjiye yatkın bireylerin bu böcekleri ellerine almaması ve ezmemesi gerektiğini vurgulayan Pavlova, uğur böceğinin cilde temas eden sarı renkli acı sıvısının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekti.</p><h3>Elena Pavlova: 'Uğur böceği teması tehlikeli sonuçlar doğurabilir'</h3><p>Uzman doktor Elena Pavlova, uğur böceği ısırığının genellikle hafif bir acı veya iğne batması hissiyle sınırlı olduğunu, ancak asıl tehlikenin alerjik bünyelerde ortaya çıkan reaksiyonlar olduğunu açıkladı. Böceğin tehdit altında hissettiğinde salgıladığı sıvı, ciltle temas ettiğinde hapşırık, burun akıntısı ve gözlerde kızarıklık gibi belirtilere yol açabiliyor. Pavlova, bu sıvının alerjik bireylerde ürtiker ve hatta astım krizine kadar varabilen ciddi sağlık problemleri oluşturabileceğini ifade etti.</p><h3>Uğur böceği popülasyonunda dikkat çeken artış</h3><p>Sonbahar döneminde Asya kökenli uğur böceklerinin toplu halde görülmesi, özellikle alerji hastaları için riskleri artırdı. Uzmanlar, uğur böceğiyle temas eden kişilerin ciltlerinde sıvı kalması halinde derhal bol suyla yıkama yapmalarını öneriyor. Pavlova, uğur böceğiyle temasın ardından ortaya çıkan belirtilerin göz ardı edilmemesi gerektiğini, özellikle astım ve alerji geçmişi olanların daha dikkatli davranması gerektiğini belirtti. Bu durum, uğur böceği popülasyonunun artışıyla birlikte sağlık endişelerini de beraberinde getiriyor.</p><p>Uğur böceklerinin zararsız olduğu düşünülse de, uzmanların uyarılarına kulak vermek ve temas sonrası hızlı müdahale etmek, alerjik reaksiyonların önüne geçmek açısından büyük önem taşıyor. Özellikle risk grubunda yer alan kişilerin, uğur böceğiyle temastan kaçınması ve olası belirtilerde bir uzmana başvurması öneriliyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/masum-gorunen-ugur-bocekl-854_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292150</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/ozon-tabakasindaki-iyilesmenin-antarktikada-sasirtici-bir-yan-etkisi-ortaya-cikti-292150</link>
      <pubDate>2026-09-21T14:01:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Ozon tabakasındaki iyileşmenin Antarktika'da şaşırtıcı bir yan etkisi ortaya çıktı]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Antarktika'da ozon tabakasının yeniden oluşması, bölgedeki karbon dengesini beklenmedik şekilde etkiliyor. Bilim insanları, Ardley Adası'nda yaptıkları deneylerle ekosistemin karbon tutma kapasitesinde ciddi bir azalma tespit etti.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Ozon tabakasındaki iyileşmenin Antarktika'da şaşırtıcı bir yan etkisi ortaya çıktı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Antarktika'da ozon tabakasının tekrar güçlenmesi, bölgenin karbon dengesinde şaşırtıcı sonuçlar doğuruyor. Yapılan son araştırmalar, ozon tabakasındaki iyileşmenin, Ardley Adası'nda tundra ekosisteminin karbon tutma kapasitesini önemli ölçüde azalttığını ortaya koydu. Bilim insanları, ultraviyole ışınlarının yüzeye ulaşmasındaki azalmayla birlikte, yerel ekosistemlerin karbon yutak olarak işlevini kaybetmeye başladığını belirledi. Bu gelişme, Antarktika'nın küresel karbon döngüsündeki rolü açısından yeni soru işaretleri yarattı.</p><h3>Bilim insanları: Ozon tabakası değişimi karbon yutaklarını zayıflatıyor</h3><p>Batı Antarktika'daki Ardley Adası'nda gerçekleştirilen saha deneyi, ozon tabakasının yeniden oluşumunun tundra ekosistemleri üzerindeki etkisini doğrudan gözler önüne serdi. Araştırmacılar, özel filtrelerle ultraviyole ışınlarını yüzde 20 ve yüzde 50 oranında azaltarak, karbondioksit değişimini izledi. Deneyde, ultraviyole ışınlarının en fazla azaldığı koşullarda, tundranın brüt birincil üretimi ortalama yüzde 57 geriledi. Bu düşüş, tundranın karbon yutak olarak etkinliğinde yaklaşık yüzde 80'lik bir kayba yol açtı. Bilim insanları, ozon tabakası değişiminin, ekosistemdeki karbon tutma kapasitesini bu denli azaltmasının küresel ısınma açısından yeni riskler doğurduğunu vurguladı.</p><h3>Ardley Adası'nda fotosentez ve solunum dengesi bozuldu</h3><p>Deney sonuçları, ekosistemin tepkisinin bölgesel koşullara göre farklılık gösterdiğini ortaya koydu. Özellikle deniz hayvanlarının etkisinin az olduğu alanlarda, fotosentezdeki zayıflama öne çıktı. Penguen kolonilerine yakın tundralarda ise bitkilerin fotosentez performansı büyük ölçüde korunurken, toprakta artan mikroorganizma aktivitesiyle ekosistemin solunumu hızlandı. Organik madde açısından zengin topraklarda, mikroorganizmalar organik maddeleri daha hızlı işleyerek atmosfere daha fazla karbondioksit saldı. Bazı dönemlerde tundra, karbon yutak olmaktan çıkıp karbon kaynağı haline geldi ve metrekare başına saatte 145 mg CO&#8322; salınımı kaydedildi. Bu bulgular, ozon tabakasının yeniden oluşumunun Antarktika ekosistemlerinde fotosentez ve solunum dengesini kökten değiştirdiğini gösteriyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/ozon-tabakasindaki-iyiles-445_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292149</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/dunyada-her-3-saniyede-bir-kisiye-demans-tanisi-konuluyor-292149</link>
      <pubDate>2026-09-21T13:53:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Dünyada her 3 saniyede bir kişiye demans tanısı konuluyor]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Dünya genelinde 55-57 milyon kişide demans olduğu, yaklaşık her 3 saniyede bir kişide demans geliştiği tahmin edilirken, Alzheimer hastalığı ve demans Türkiye'de de halk sağlığını etkileyen önemli sorunlar arasında bulunuyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Dünyada her 3 saniyede bir kişiye demans tanısı konuluyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında açıklama yaptı.</p><p>Dünyada  55-57 milyon civarında demans hastası bulunduğu, Türkiye'de de demansın önemli sorunlar arasında bulunduğu aktarıldı.</p><p>Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:</p><p>"Alzheimer hastalığı, beyin hücrelerinde zaman içinde meydana gelen hasara bağlı olarak gelişen kronik ve ilerleyici bir rahatsızlıktır. Hastalığın ilerlemesiyle birlikte beyin işlevleri etkilenmekte; bireylerin konuşma, karar verme ve günlük yaşamlarını bağımsız olarak sürdürme becerileri zamanla kaybolabilmektedir. Alzheimer hastalığı, demansın en sık görülen türü olup tüm vakaların yaklaşık yüzde 60-70'ini oluşturmaktadır. Dünya genelinde 55-57 milyon kişide demans olduğu ve yaklaşık her 3 saniyede bir kişide demans geliştiği tahmin edilmektedir. Alzheimer hastalığı ve demans, ülkemizde de halk sağlığını etkileyen önemli sorunlar arasında bulunmaktadır." </p><p><b>DEMANS VE ALZHEİMER HASTALIĞINDAN KORUNMAK İÇİN NELER YAPILMALI?</b></p><p>Alzheimer hastalığı ve demansla ilişkili risk faktörleri arasında aile hastalık geçmişi ve cinsiyet gibi değiştirilemeyen unsurlar yer aldığı belirtilerek şunlar aktarıldı:</p><p>"Bunların yanı sıra yaşam tarzına bağlı oluşabilecek yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, obezite ve tip 2 diyabet; tütün ve tütün ürünleri ile alkol kullanımı, hareketsiz yaşam ve zihinsel olarak pasif olmak gibi değiştirilebilir risk faktörleri de bulunmaktadır. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi ve risk faktörlerinin azaltılmasıyla hastalığın önlenmesi, geciktirilmesi veya etkilerinin azaltılması mümkün olabilmektedir. Araştırmalar, değiştirilebilir risk faktörlerine yönelik uygun müdahalelerle demans vakalarının yüzde 45'inin geciktirilebileceğini veya önlenebileceğini göstermektedir. Demans ve Alzheimer hastalığından korunmak için; zihni aktif tutacak faaliyetler yapılmalı, günlük yaşamda düzenli fiziksel aktiviteye önem verilmeli, sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlığı kazanılmalı, sosyal ilişkiler ve sosyal yaşam sürdürülmeli, tansiyon, kolesterol ve kan şekeri değerleri düzenli olarak takip edilmelidir." </p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/dunyada-her-3-saniyede-bi-582_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292148</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/kisisel-veri-sorusturmasinda-6-avukatlik-ofisi-ile-20-sirkette-es-zamanli-operasyon-292148</link>
      <pubDate>2026-09-21T13:51:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA["Kişisel veri" soruşturmasında 6 avukatlık ofisi ile 20 şirkette eş zamanlı operasyon]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, vatandaşların kişisel verilerini ele geçirenlere yönelik soruşturma kapsamında düzenlenen operasyonda, 6 avukatlık ofisi ile 20 şirkette eş zamanlı arama ve gözaltı işlemleri başlatıldığını bildirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA["Kişisel veri" soruşturmasında 6 avukatlık ofisi ile 20 şirkette eş zamanlı operasyon]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, NSosyal hesabından yaptığı açıklamada, vatandaşların kişisel verilerini hukuka aykırı yollarla ele geçirerek mağduriyetlerini kazanca çeviren ve hukuk sistemini haksız menfaat elde etmek amacıyla istismar eden yapılara karşı mücadelenin kararlılıkla sürdürüldüğünü belirtti.</p><p>Bu kapsamda, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Soruşturma Bürosu koordinasyonunda, İstanbul İl Jandarma Komutanlığınca çalışma yürütüldüğünü ifade eden Gürlek, trafik kazası geçiren vatandaşlara ait kişisel verilerin hukuka aykırı yollarla temin edildiği ve bu bilgilerin belirli hukuk bürolarıyla hasar danışmanlık şirketlerine verildiğinin tespit edildiğini aktardı.</p><p>Bakan Gürlek, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) ile Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (SEDDK) incelemeleri sonucunda bazı kolluk görevlileri, tahkim hakemleri, sigorta şirketi çalışanları, sigorta acenteleri, eksperler, kaporta ve boya ustalarına olağandışı nitelikte para transferleri gerçekleştirildiğinin belirlendiğini belirterek, şunları kaydetti:</p><p>"Soruşturma kapsamında, ısrarlı aramalar ve yanıltıcı beyanlarla 253 bin kişiden vekaletname alındığı ve bu yöntemle 15,6 milyar lira haksız kazanç elde edildiği yönünde tespitlere ulaşılmıştır. Olayla bağlantılı 825 kişi hakkında soruşturma başlatılmış olup, bu sabah İstanbul, Ankara, Sakarya ve Gaziantep'te 6 avukatlık ofisi ile 20 şirkette eş zamanlı arama ve gözaltı işlemleri başlatılmıştır. Bu önemli soruşturmayı titizlikle yürüten İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığımızı, operasyonu sahada başarıyla icra eden İstanbul İl Jandarma Komutanlığımızı, SEDDK ve MASAK başta olmak üzere sürece katkı sunan tüm kurumlarımızı ve kamu görevlilerimizi tebrik ediyorum."</p><p>Gürlek, "Vatandaşlarımızın yaşadığı trafik kazalarını fırsata çevirerek kişisel verileri üzerinden haksız kazanç sağlamaya çalışan, mesleki veya kamusal yetkisini bu amaçla kullanan ve hukuk hizmetlerini çıkar ilişkilerinin aracı haline getirenler yargı önünde hesap verecektir. Vatandaşlarımızın kişisel verilerinin, haklarının ve adalete duydukları güvenin korunması için hukukun bütün imkanlarını kararlılıkla kullanmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/kisisel-veri-sorusturmasi-911_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292147</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/ogretmen-veli-gorusmeleri-icin-mebim-uzerinden-telefonla-randevu-alinabilecek-292147</link>
      <pubDate>2026-09-21T13:42:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Öğretmen-veli görüşmeleri için MEBİM üzerinden telefonla randevu alınabilecek]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB) hayata geçirilen "Okul Randevu Sistemi" ile velilere, MEB İletişim Merkezi (MEBİM) üzerinden 7 gün 24 saat telefonla randevu alabilme imkanı sunuldu.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Öğretmen-veli görüşmeleri için MEBİM üzerinden telefonla randevu alınabilecek]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, velilerin, öğrencilerinin eğitim ve gelişim durumları hakkında bilgi alabilmeleri, okul yönetimi ve eğitimcilerle daha etkin iletişim kurabilmeleri amacıyla "Okul Randevu Sistemi" hayata geçirildi.</p><p>Veli görüşmeleri, ülke genelinde yalnızca "Okul Randevu Sistemi" üzerinden planlanarak yürütülüyor. Velilerin randevusuz ziyaretlerine ve öğrencinin velisi veya vasisi olmayan kişilerin okula girişine izin verilmiyor.</p><p>Uygulama kapsamında veliler, okul idarecileri, öğretmenler ve rehber öğretmenlerle öğrencilerinin durumunu değerlendirmek, gelişimsel durumları hakkında bilgi edinmek, rehberlik hizmetlerinden yararlanmak, talep ve önerilerini iletmek amacıyla görüşme randevusu oluşturabiliyor.       </p><p><b>RANDEVU SONUCU SMS VEYA E-POSTA İLE BİLDİRİLİYOR</b></p><p>Bu kapsamda veliler için Okul Randevu Sistemi'ne MEBİM de dahil edildi. MEBİM'in 444 0 632 hattı üzerinden 7 gün 24 saat hizmet alınabiliyor. İletişim Merkezi aracılığıyla okul yönetimiyle veya öğretmenle görüşmek isteyen veliler yeni randevu oluşturabildiği gibi daha önce oluşturdukları randevuları da iptal edebiliyor.</p><p>MEBİM aracılığıyla oluşturulan randevular, ilgili okul tarafından değerlendiriliyor. Randevuyla ilgili değerlendirme sonucu hakkında veliye SMS veya e-posta yoluyla bilgilendirme yapılıyor.</p><p>Öğretmen-veli görüşmelerinin daha güvenli ve planlı yürütülmesi amacıyla uygulanan Okul Randevu Sistemi, velilerin okul yönetimi ve eğitimcilerle iletişimini kolaylaştırmayı hedefliyor.</p><p>Bu doğrultuda veliler "okulrandevu.meb.gov.tr" internet adresinin yanı sıra e-Okul Veli Bilgilendirme Sistemi (VBS) ve MEBİM 444 0 632 numaralı telefon hattı olmak üzere farklı kanallar üzerinden randevu sürecini başlatabiliyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/ogretmen-veli-gorusmeleri-593_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292146</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/ekonomi/aile-ve-genclik-fonu-kapsaminda-bu-ay-18-bin-334-gence-2-milyar-76-milyon-lira-odeme-yapildi-292146</link>
      <pubDate>2026-09-21T13:22:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Aile ve Gençlik Fonu kapsamında bu ay 18 bin 334 gence 2 milyar 76 milyon lira ödeme yapıldı]]></title>
      <category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
      <description><![CDATA[Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Aile ve Gençlik Fonu kapsamında bu ay 18 bin 334 gence toplam 2 milyar 76 milyon lira ödeme yapıldığını bildirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Aile ve Gençlik Fonu kapsamında bu ay 18 bin 334 gence 2 milyar 76 milyon lira ödeme yapıldı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Göktaş, Aile ve Gençlik Fonu kapsamında sağlanan desteklere ilişkin yazılı açıklama yaptı.</p><p>Aile kurumunu güçlendirmek ve gençleri sosyal risklere karşı korumak amacıyla hayata geçirilen fonun, Türkiye'nin yer altı zenginliklerinden elde edilen gelirlerle finanse edildiğini anımsatan Göktaş, bu kaynakla gençlerin geleceğine yatırım yaptıklarını kaydetti.</p><p>Göktaş, 81 ilde yürüttükleri bu projeyle aile birliğini güçlendirmeyi hedeflediklerini vurgulayarak, gençlerin başvurularını "ailegenclikfonu.aile.gov.tr" veya e-Devlet üzerinden yapabileceğini anımsattı.</p><p><b>"20 BİN 571 ÇİFTİMİZİN 20 BİN 988 ÇOCUĞU DÜNYAYA GELDİ"</b></p><p>Fondan daha fazla genç çiftin faydalanması için ocakta kredi miktarını güncellediklerini belirten Göktaş, "Fona başvuran çiftlerden ikisinin de 18-25 yaş arasında olması halinde 250 bin lira, 26-29 yaş aralığında olmaları durumunda ise 200 bin liralık destek sağlıyoruz. Başvurusu onaylanan çiftlerimize kredi desteğini 48 ay vadeli ve 2 yıl geri ödemesiz veriyoruz." bilgisini paylaştı.</p><p>Fondan yararlanmak için gereken gelir şartını da yükselttiklerini hatırlatan Bakan Göktaş, bu kapsamda son 6 ay gelirine ilişkin başvuru şartını asgari ücretin 2,3 katından 2,5 katına çıkardıklarını aktardı.</p><p>Bakan Göktaş, ayrıca 48 ay içinde çocuk sahibi olan genç çiftlerin geri ödemelerinde, ilk çocukta 12 aylık ödemenin hibe edildiğini, kalan borcun ise 12 ay ertelendiğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:</p><p>"Erteleme süreci ile birlikte 60 aya uzayan vade süresi içerisinde ikinci çocuk sahibi olunması halinde kalan borcun tamamını hibe ediyoruz. Fon kapsamında bugüne kadar tek çocuk sahibi olan 20 bin 162 çift, borcunun 12 aylık taksidinin hibe edilmesi, 12 aylık taksidinin ertelenmesi hakkından yararlandı. İki ve üzeri çocuk sahibi olan 409 çift ise borcunun tamamının hibe edilmesi hakkından yararlandı. Fon kapsamında desteklediğimiz 20 bin 571 çiftimizin, 20 bin 988 çocuğu dünyaya geldi. Bu, desteğimizin en güzel sonucudur."</p><p><b>"EĞİTİM VE DANIŞMANLIK HİZMETLERİYLE DE BUGÜNE KADAR 260 BİN 234 GENCİMİZİN YANINDA OLDUK"</b></p><p>Gençlerin sağlam temeller üzerinde aile kurmalarını hedeflediklerini vurgulayan Bakan Göktaş, şunları kaydetti:</p><p>"Gençlerimizin yuva kurma hayallerini destekliyor, güçlü ailelerin temellerini birlikte atıyoruz. 2024'te pilot illerde hayata geçirdiğimiz ve 2025'te Türkiye geneline yaygınlaştırdığımız Aile ve Gençlik Fonu'na yapılan başvurular 308 bin 767'ye ulaştı. Bu ay 18 bin 334 gencimize 2 milyar 76 milyon liralık ödeme gerçekleştirdik. Böylece evlilik yolundaki 222 bin 988 gencimize 21 milyar 48 milyon lira tutarında sıfır faizli kredi desteği sağlamış olduk. Maddi desteğin yanı sıra eğitim ve danışmanlık hizmetleriyle bugüne kadar 260 bin 234 gencimizin yanında olduk."</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/aile-ve-genclik-fonu-kaps-764_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292145</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/turk-savunma-sanayisindeki-yetenekler-drone-kalkanina-donustu-292145</link>
      <pubDate>2026-09-21T13:19:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Türk savunma sanayisindeki yetenekler "Drone Kalkanı"na dönüştü]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[Türk savunma sanayisi bünyesinde mini ve mikro insansız hava aracı (İHA/dron) tehditlerine karşı geliştirilen çözümlere "Drone Kalkanı" eklendi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Türk savunma sanayisindeki yetenekler "Drone Kalkanı"na dönüştü]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ukrayna-Rusya savaşla birlikte FPV ve kamikaze dronların muharebe sahasında yaygınlaşması, düşük maliyetli hava tehditlerine karşı yine düşük maliyetli fiziki imha çözümlerine ihtiyacı artırdı. Fiber optik kabloyla kontrol edilen dronların elektronik karıştırmadan etkilenmemesi, tüfek tabanlı sistemleri hava savunma mimarisinin en son halkası olarak yeniden öne çıkardı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/42529390.jpg"/><p>Bu gelişmeden yola çıkılarak mühimmat üreticisi Turaç liderliğinde, tüfek, robotik, mekanik mühendislik, algoritma ve elektro-optik alanlarında çalışan dört Türk şirketi ile bir üniversitenin katkısıyla "Drone Kalkanı" geliştirildi. Sistem, 23-26 Eylül'de İstanbul Fuar Merkezi'nde düzenlenecek 21. MÜSİAD EXPO'da ilk kez sergilenecek.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/42529394.jpg"/><p>"Drone Kalkanı"nda yer alan pan-tilt hareket kabiliyetine sahip kulede Derya Arms'ın 12 kalibre yarı otomatik iki Derya MAX tüfeği aynı anda görev yapabiliyor, Lasersan'ın elektro-optik sensör paketi ile akustik algılayıcılar da aynı kule üzerinde bulunuyor.</p><p>Robotik kuleyi ve görüntüleme sistemlerini geliştiren Lasersan, projede sistem entegrasyonunun ana teknoloji ortaklarından biri olarak yer alıyor. Elektro-optik sistemler ile keşif ve gözetleme amaçlı pan-tilt kamera sistemlerindeki saha tecrübesini bu çalışmaya taşıyan şirketin sensör paketi, hedefin tespit ve teşhis edilmesini, kule üzerinde kesintisiz takibini sağlıyor.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/42529391.jpg"/><p>Gaz tepmeli mekanizmaya ve 76 milimetre magnum fişek yatağına sahip tüfekler, 10 veya 15 fişeklik şarjörlerle seri atış yapabiliyor. Bu kapasite, sistemin art arda gelen veya sürü halinde yaklaşan birden fazla dronu angaje etmesine imkan tanıyor. Proje için yeniden ele alınan tüfeklerde namlu boyu ve etkili menzile yönelik güncelleme çalışmaları ise sürüyor.</p><p>Kulenin araçlara mekanik entegrasyonu ise bu alanda kendini kanıtlamış proje ortağı Urban Savunma tarafından yürütülüyor. Mekanik tasarım kabiliyetiyle de projede yer alan şirketin Ankara'daki üretim geçmişi 1970'lere uzanıyor, firma, her kalibrede namlu ve silah sistemi üretiminin yanı sıra silah sistemlerinin uzaktan komutalı ve insansız platformlara entegrasyonu alanında çalışıyor.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/42529399.jpg"/><p><b>HEDEF SAHADA DRON, MASADA İHRACAT</b></p><p>Turaç'ın Sterling markasıyla ürettiği 12 kalibre magnum anti drone fişekler, hedefin uçuş hattında geniş bir metal bulutu oluşturacak şekilde tasarlandı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/42529398.jpg"/><p>Hedefin tespiti, sınıflandırılması, takibi ve atış çözümünün hesaplanması görüntü ve akustik sensör tabanlı yapay zeka algoritmalarıyla yapılıyor. Her iki algılayıcının da pasif çalışması, sistemin iz bırakmadan görev yapmasını sağlıyor. Bu yaklaşım kule üzerindeki ağırlığı, güç tüketimini ve maliyeti de düşürüyor.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/42529397.jpg"/><p>Sistemde kullanılan yapay zeka algoritmaları, İTÜ Havacılık ve Uzay Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi (İTÜ ARC) ile yürütülen çalışmalar kapsamında dronlara karşı dron muharebeleri için geliştirildi ve tatbikatlar ile testlerde kendini kanıtladı.</p><p>"Drone Kalkanı", sahip olduğu yeteneklerle farklı tip algılayıcılarla tarayıp 600-800 metreden takibe aldığı hedefi, 150 metrede eş zamanlı atışla oluşturduğu metal bulutuyla imha ediyor.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/42529403.jpg"/><p>Hafif ve kompakt tasarımı sayesinde sistem kara ve deniz araçlarına, sabit tesislere ve insansız kara araçlarına kolaylıkla entegre edilebiliyor.</p><p>Sistem ilk günden ihracat hedefiyle tasarlandı. 90'dan fazla ülkeye ihracat yapan Turaç'ın mevcut dağıtım ağı ile NATO Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) tedarikçiliğinin yeni ürün için hazır bir pazar erişimi sağladığı belirtiliyor.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/42529407.jpg"/><p><b>2 METRE ÇAPINDA METAL BULUT</b></p><p>Turaç Genel Müdürü Fatih Altunbaş, 2018 yılında dron tehdidinin gündemlerine girdiğini, güvenlik güçlerinin ihtiyaçları doğrultusunda ilk dron fişeklerini geliştirdiklerini söyledi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/42529408.jpg"/><p>Özellikle Ukrayna-Rusya savaşıyla orta çıkar daha hızlı, güçlü ve bomba taşıyan dronlara karşı aynı şekilde daha hızlı ve kuvvetli fişekler geliştirmeye başladıklarını anlatan Altunbaş, şöyle konuştu:</p><p>"Dronları durmak için çok yöntem var. Jammerlar kullanabilirsiniz, frekanslarını karıştırabilirsiniz, yanlış sinyaller verebilirsiniz, GPS'lerini şaşırtabilirsiniz ya da lazer silahlarıyla önlemeye çalışabilirsiniz. Bunların hepsi denendi. Dronlara fiber optik kablolar bağlanınca işler tamamen değişti. Bütün yanıltıcı yöntemleri kullansanız da operatör gözlükle dronu kullanmaya devam edip, hedefine ulaşıp imha ediyor. Fiber optik kablolu dronlarla birlikte bizim geliştirdiğimiz gibi hard kill solutions/fiziksel imha çözümleri bütün dünyada öne çıktı. Bu dronları vurarak imha etmek gerektiği açığa çıktı.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/42529405.jpg"/><p>Bu arada fişeklerimizi çok geliştirdik. 12 kalibrede fişek serisini tamamladık. Türkiye'de hiç olmayan tungsten fişek çıkardık. Bu sayede 140 metre mesafeye ulaşıp, bu mesafede 2 metre çapında bir metal bulut oluşturup dronları imha edebiliyoruz. Anti dron çözümü olarak 40 mm ağ atan bir mühimmat çıkardık."</p><p>Muharebe sahasındaki dron tehdidi kaynaklı güncel gelişmeleri dikkate alarak "Drone Kalkanı"nı geliştirdiklerini bildiren Altunbaş, çok yakın hava savunma sistemi olarak da nitelenen bu çözümün otonom şekilde tehditleri tespit edip imha ettiğini belirtti. Altunbaş, "Sistem kişiye, kumandaya bağlı değil. Gökyüzünün tamamını tarıyor, tehditleri algılıyor, içinde bulunulan aracı koruyor. Bu sistem tüm askeri araçların üzerine monte edilebiliyor. 500 amper, 220 volt enerjiye ulaştığınızda bu sistem çalışıyor. Çok yüksek enerji gereksinimine ihtiyacı yok. Bütün gemilerde de kullanılabilir. Kritik tesislerin etrafından 4x4 araçların üzerinde devriye atılabilir." dedi.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/42529411.jpg"/><p><b>DRONLARI DURDURMAK İÇİN KRİTİK 6 SANİYE</b></p><p>Dron tehdidini tespit edip önlemek için 6 saniyelik bir süre bulunduğuna dikkati çeken Altunbaş, "FPV dronun hızı saatte 180 kilometre, havan taktığınızda 120 kilometre. Gözünüzün gördüğü anda 120 kilometre hızla üzerinize gelen, sizi imha etmek isteyen bir şey var. Kalan süre ortalama 6 saniye. 6 saniyede görüp ateş etmesi gerekiyor. Bize Drone Kalkanı gibi hazır, kurulu, fişeği namlunun ağzında olan, gördüğü anda dönüp ateş edecek bir sistem lazım. Drone Kalkanı da bu ihtiyaçtan dolayı ortaya çıktı." diye konuştu.</p><img class="rich-text-photo" src="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/42529413.jpg"/><p>Geliştirilen çözümün maliyet etkin olmasının da çok kritik olduğunu vurgulayan Altunbaş, "Gerçekten maliyet etkin, 200 bin dolardan 2 milyon dolara kadar bütün araçlara takılabilir bir çözüm üzerinde çalıştık, prototipini hazırladık. Bu konsept çok gelişecek. Sahadaki araçların birçoğu küçük tehditlere karşı kör ve sağır. En uygun fiyatlı zırhlı aracın dahi üzerine takılacak şekilde maliyeti düşürmeye çalışıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p><p>Turaç Genel Müdürü Fatih Altunbaş, projede 5 partnerleri olduğunu ve sistemi mükemmelleştirip daha hızlı olması için çalıştıklarını söyledi. Altunbaş, sistemin yıl bitmeden göreve ve seri üretime hazır olacağını bildirdi.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/turk-savunma-sanayisindek-490_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292144</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/zelenskiy-birlesmis-milletler-genel-kurulunda-ortak-cabalarla-barisa-nasil-ulasilacagini-konusacagiz-292144</link>
      <pubDate>2026-09-21T13:12:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Zelenskiy: Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda ortak çabalarla barışa nasıl ulaşılacağını konuşacağız]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kapsamında ABD'de gerçekleştireceği görüşmeler sırasında barışa nasıl ulaşılacağına ilişkin konuları ele alacaklarını bildirdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Zelenskiy: Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda ortak çabalarla barışa nasıl ulaşılacağını konuşacağız]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, sosyal medya hesabından yaptığı yazılı açıklamada, Rusya'nın ülkesine yönelik hava saldırılarını sürdürdüğünü kaydetti.</p><p>Rus ordusunun dün akşamdan beri Zaporijya kentine saldırılar düzenlemeye başladığını belirten Zelenskiy, "Dokuz katlı konut binaları, bir üniversite binası, bir alışveriş merkezi ve bir kazan dairesi hasar gördü. Şu an itibariyle 5 kişinin yaralandığı ve bazı sakinlerin tahliye edildiği biliniyor." bilgisini paylaştı.</p><p>Zelenskiy, Harkiv bölgesine bağlı Lozova şehrindeki tren istasyonunun da bu gece hedef alındığını, bu saldırıda 1 kişinin öldüğünü ve 3 kişinin yaralandığını ifade etti.</p><p>Bu gece ülkesinde toplam 10 ayrı bölgenin saldırıya uğradığını aktaran Zelenskiy, "Rusya tırmandırıcı adımlarını azaltmıyor ve savaşı genişletmeye hazır olduğuna dair birçok sinyal veriyor. Tüm bunlar, dünya istikrarının bu savaşla zaten yerle bir olduğu bir dönemde yaşanıyor." değerlendirmesinde bulundu.</p><p>Rusya-Ukrayna savaşının sonlandırılması için Moskova'ya yönelik baskının artırılması gerektiğini savunan Zelenskiy, "Ama aynı zamanda diplomasi de işlemeli. BM Milletler Genel Kurulu'nda, ortak çabalarla barışa nasıl ulaşılacağını konuşacağız. Bu, tüm liderlerin ele alması gereken en önemli konudur." ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/zelenskiy-birlesmis-mille-730_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292143</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/genclerden-afet-senaryolarina-otonom-cozum-iha-ve-yapay-zeka-teknofestte-gorev-basinda-292143</link>
      <pubDate>2026-09-21T13:09:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Gençlerden afet senaryolarına otonom çözüm: İHA ve yapay zeka TEKNOFEST'te görev başında]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[TEKNOFEST 2026 kapsamında düzenlenen İleri Otonom Sistemler Tasarım ve Operasyon Yarışması'nda gençler; insansız hava araçları, yapay zeka, görüntü işleme ve otonom sistem teknolojilerini bir araya getiriyor. 118 takımın başvurduğu yarışmada 30 takım final değerlendirme aşamasına katılmaya hak kazanırken, başarılı bulunan 20 takım final turuna yükselecek.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Gençlerden afet senaryolarına otonom çözüm: İHA ve yapay zeka TEKNOFEST'te görev başında]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) ana yürütücülüğünde düzenlenen TEKNOFEST 2026 kapsamında, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) yürütücülüğünde gerçekleştirilen İleri Otonom Sistemler Tasarım ve Operasyon Yarışması, gençleri geleceğin otonom teknolojilerini geliştirmek üzere bir araya getiriyor. Yarışma ile gençlerin insansız sistemler, otonom karar verme, yapay zekâ, görüntü işleme, haberleşme ve sistem entegrasyonu alanlarında yetkinlik kazanması hedefleniyor.</p><p>Afet sonrası operasyon koşullarının simüle edildiği yarışma senaryosunda takımlardan, İnsansız Hava Aracı (İHA) ve otonom sistemlerin birlikte çalışmasına yönelik çözümler geliştirmeleri bekleniyor. Görev kapsamında İHA'nın yarışma sahasını otonom şekilde keşfetmesi, görüntü işleme ve yapay zekâ teknolojilerini kullanarak açık güzergâhı tespit etmesi ve elde ettiği bilgiyi kablosuz haberleşme yoluyla Yer Kontrol İstasyonu'na ve İnsansız Kara Aracı'na (İKA) aktarması gerekiyor. İHA'nın ardından güvenli şekilde iniş gerçekleştirmesiyle görev senaryosunun ilgili aşaması tamamlanıyor.</p><p>Yarışmanın bu yılki final görevinde İKA'nın tespit edilen güzergâhı takip ederek hedef bölgeye ulaşması yer almıyor. İKA'nın görev senaryosuna dahil edilerek güzergâh takibi gerçekleştirmesi, önümüzdeki yıl düzenlenecek final aşamasında planlanıyor.</p><p><b>118 TAKIMDAN 30 FİNALİST</b></p><p>Ulusal ve uluslararası katılıma açık olarak düzenlenen yarışmaya toplam 118 takım ve 727 katılımcı başvurdu. Teknik değerlendirme süreçlerinin ardından 30 takım ve 263 katılımcı Final Değerlendirme Aşamasına geçmeye hak kazandı. Türkiye'nin 13 farklı ilinden finalistlerin yer aldığı yarışmada Makedonya'dan bir uluslararası takım da finale katılıyor.</p><p>Yarışmada takımlar; Ön Değerlendirme Raporu, Detay Değerlendirme Raporu ve Final Değerlendirme Raporu aşamalarının yanı sıra final sunumları, sistem gözden geçirme ve uçuş testlerinden geçiyor. Final değerlendirmelerinde teknik sistem tasarımı ve entegrasyonunun yanı sıra otonom görev kabiliyeti, görüntü işleme ve yapay zeka uygulamaları, gerçek zamanlı veri aktarımı, görev başarısı ile test ve saha performansı değerlendiriliyor.</p><p><b>30 TAKIM TEKNİK SUNUM VE SAHA TESTLERİNDE</b></p><p>Final Değerlendirme Aşaması kapsamında 21-22 Eylül tarihlerinde 30 finalist takımın teknik sunumları jüri tarafından değerlendirilecek. Takımlar, geliştirdikleri sistemleri ve teknik çözümleri Final Değerlendirme Raporları üzerinden jüriye aktaracak.</p><p>Final sürecinin saha aşaması ise 23-25 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek Drone ile Görev Test Uçuşları ile devam edecek. Üç gün sürecek saha testlerinde takımların geliştirdiği sistemlerin görüntü işleme, yapay zekâ tabanlı karar verme, otonom seyrüsefer, gerçek zamanlı veri aktarımı ve görev başarısı gibi temel kabiliyetleri uygulamalı olarak test edilecek. Gerekli görülmesi halinde gün sonunda telafi uçuş testleri de gerçekleştirilecek.</p><p>İki günlük teknik sunumlar ve üç günlük saha testlerinin ardından yapılacak değerlendirmeler sonucunda genel klasmanda başarılı bulunan 20 takım final turuna katılmaya hak kazanacak.</p><p><b>DERECEYE GİRENLERE 750 BİN TL'YE VARAN ÖDÜL</b></p><p>İleri Otonom Sistemler Tasarım ve Operasyon Yarışması'nda dereceye giren takımlar, TEKNOFEST 2026 kapsamında düzenlenecek ödül töreninde ödüllerini alacak. Yarışmada birinci olan takım 750 bin TL, ikinci olan takım 600 bin TL, üçüncü olan takım ise 500 bin TL ödülün sahibi olacak.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/genclerden-afet-senaryola-976_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292142</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/yapay-zeka-yuzlere-bakarak-insanlari-yargilamaya-daha-yatkin-hale-geliyor-292142</link>
      <pubDate>2026-09-21T12:57:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Yapay zekâ yüzlere bakarak insanları yargılamaya daha yatkın hale geliyor]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[Yeni bir araştırma, yapay zeka modellerinin insan yüzüne dayalı önyargılar geliştirdiğini ortaya koydu. Özellikle GPT-4 ve daha yeni sürümlerde, yüz hatlarına göre yetkinlik ve güvenilirlik değerlendirmeleri dikkat çekici biçimde arttı. Uzmanlar, yapay zekanın kritik kararlarda dış görünüşe aşırı önem vermesinin tehlikelerine karşı uyarıyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Yapay zekâ yüzlere bakarak insanları yargılamaya daha yatkın hale geliyor]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yapay zeka alanında yürütülen güncel bir araştırma, GPT-4 ve onu takip eden yeni nesil yapay zeka modellerinin, insan yüzlerine bakarak yetkinlik ve güvenilirlik gibi kavramlar üzerinde ciddi önyargılar geliştirdiğini gösterdi. Özellikle kritik kararların verilmesinde, bu modellerin yüz hatlarını temel alarak değerlendirme yaptığı ve bu önyargının GPT-4'te önceki modellere göre daha belirgin hale geldiği tespit edildi. Araştırmada, 600 farklı deneme üzerinden yapılan analizlerde, GPT-4'ün insanların daha önce yetkin bulduğu yüzleri yüzde 87,83 oranında seçtiği belirlendi. İnsanların benzer bir seçimde yalnızca yüzde 62,65 oranında aynı tercihi yaptığı hesaplandı. Yüz hatlarındaki değişimin, modelin kararlarındaki değişkenliğin yüzde 81,01'ini açıkladığı, insanlarda ise bu oranın yüzde 3,59'da kaldığı görüldü.</p><h3>GPT-4 ve yeni modellerde önyargı oranı yükseldi</h3><p>Çalışmada, yalnızca insan yüzleriyle sınırlı kalınmadı; rhesus maymunlarının fotoğrafları da kullanıldı. İnsanların dostça olarak değerlendirdiği hayvanlar arasında, GPT-4 yüzde 66 oranında daha hoş görünen maymunları daha güvenilir buldu. Bir başka deneyde ise, model yüzde 68,70 oranında daha az güvenilir görünen yüzleri ağır suçlarla ilişkilendirdi. Özellikle üniversite rektörü, girişim yatırımı projesi veya yatırım portföyü yöneticisi gibi önemli pozisyonlarda, GPT-4 yüzde 75,19 oranında daha yetkin görünen kişileri tercih etti. Yeni yapay zeka modellerinde ise bu oranlar daha da yükseldi: GPT-5'te yüzde 97,04, Gemini 3 Flash Preview'da yüzde 87,04 ve Claude Sonnet 4.5'te yüzde 89,41 seviyelerine ulaşıldı. Bu veriler, yapay zekanın yüz tanıma ve değerlendirme süreçlerinde önyargı etkisinin giderek arttığını gösteriyor.</p><h3>Araştırmacılardan yapay zeka sistemlerinde dış görünüş uyarısı</h3><p>Uzmanlar, yapay zeka modellerinin bu tür önyargıları nasıl kazandığı konusunda kesin bir neden belirlemiş değil. Olası açıklamalar arasında, modellerin eğitiminde kullanılan metinlerden öğrenilen kalıplar ve eğitim setlerinde yer alan etiketlenmiş yüz görüntüleri bulunuyor. Araştırmacılar, özellikle yapay zekanın önemli kararlar verdiği alanlarda, insanın dış görünüşünün bir parametre olarak kullanılmasının ciddi riskler taşıdığına dikkat çekiyor. Ayrıca, kullanıcıların yapay zeka sonuçlarına aşırı güvenme eğiliminin, bu önyargıların etkisini daha da artırabileceği vurgulanıyor. Sonuç olarak, yüz tanıma ve değerlendirme süreçlerinde yapay zekanın önyargı geliştirme riski, hem etik hem de pratik açıdan önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, yapay zeka tabanlı sistemlerin geliştirilmesinde, dış görünüşe dayalı kararların önüne geçecek yeni yöntemlerin acilen geliştirilmesi gerektiğini belirtiyor.</p><p>Yapay zeka teknolojilerinin hızla yaygınlaştığı günümüzde, yüz tanıma ve değerlendirme süreçlerinde ortaya çıkan önyargıların toplumsal etkileri giderek büyüyor. Araştırmacılar, bu tür sistemlerin geliştirilmesinde etik kuralların ve şeffaflığın ön planda tutulması gerektiğini savunuyor. Yapay zeka tabanlı karar mekanizmalarında insan yüzü gibi dışsal faktörlerin etkisinin azaltılması, hem adil hem de güvenilir sonuçlar elde edilmesi açısından kritik önem taşıyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/yapay-zeka-yuzlere-bakara-506_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292141</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/bagisiklik-sistemi-yapay-zeka-gibi-ogreniyor-olabilir-292141</link>
      <pubDate>2026-09-21T12:56:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bağışıklık sistemi yapay zekâ gibi öğreniyor olabilir]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Cold Spring Harbor Laboratuvarı'nda yapılan araştırma, bağışıklık sisteminin öğrenme sürecinin, yapay zeka algoritmalarına benzer şekilde işlediğini ortaya koydu. Özellikle T hücrelerinin timusta geçirdiği eğitim süreci ve AIRE geninin rolü, otoimmün hastalıkların anlaşılmasında yeni bir bakış açısı sundu.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bağışıklık sistemi yapay zekâ gibi öğreniyor olabilir]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cold Spring Harbor Laboratuvarı'nda yürütülen yeni bir çalışma, bağışıklık sisteminin eğitim mekanizmasının, yapay zeka prensiplerine benzer bir şekilde işlediğini gösterdi. Araştırmada, timusta gelişen T hücrelerinin, sağlıklı dokulara zarar vermemeyi öğrenebilmesi için tüm vücuda ait protein parçacıklarını tek tek tanımasına gerek olmadığı, bunun yerine sınırlı sayıda "öğretici" peptid örneğiyle genelleme yapabildiği belirlendi. Bu yaklaşım, makine öğrenimi algoritmalarında kullanılan örnekleme ve genelleme tekniklerine dikkat çekici bir paralellik sunuyor.</p><h3>Cold Spring Harbor Laboratuvarı: T hücreleri 200 bin peptidle eğitiliyor</h3><p>Bilim insanlarının yaptığı bilgisayar modellemesi, gelişmekte olan bir T hücresinin timusta geçirdiği kritik iki günlük süreçte, yaklaşık 20 bin ile 200 bin arasında farklı peptid ile karşılaşabildiğini ortaya koydu. Buna karşın, insan vücudunda yalnızca bir T hücresi sınıfı için 426.316 farklı kendi peptidi bulunuyor. Araştırmacıların dikkat çektiği önemli bir bulgu, bu kadar sınırlı bir örneklemle bile bağışıklık sisteminin, otoimmün riskini ciddi oranda düşürebilmesi. Modelleme sonuçlarına göre, T hücreleri kendi peptidlerinin sadece yüzde 5'iyle karşılaşsa bile, potansiyel olarak zararlı oto-reaktif hücrelerin oranı yüzde 80'in üzerinde azalıyor. Eğitim sürecinde kapsama oranı yüzde 23'e çıktığında ise bu azalma yüzde 95'in de üzerine çıkıyor. Bu veriler, bağışıklık sistemi ve yapay zeka arasındaki benzerliğin, biyolojik savunma mekanizmalarının verimliliğinde ne kadar etkin olduğunu gösteriyor.</p><h3>AIRE geni eksikliği otoimmün hastalıklara yol açıyor</h3><p>Araştırmada ayrıca, vücudun farklı bölgelerinden gelen peptidlerin timusta sunulmasını sağlayan AIRE geninin işlevi de detaylı biçimde incelendi. Bilim insanları, AIRE geninin yönettiği 3361 genin eğitim setinden çıkarılmasıyla, timusta sunulan peptid çeşitliliğinin yaklaşık yüzde 15 oranında azaldığını belirledi. Bu azalma sonucunda, hayatta kalan T hücrelerinin, özellikle 1. tip otoimmün poliendokrin sendromunda zarar gören organlara karşı daha fazla reaksiyon gösterdiği saptandı. Model ayrıca, karaciğer, pankreas, hipofiz, tükürük bezleri, mide ve testis gibi altı dokunun, bağışıklık sistemi tarafından daha zayıf korunduğunu işaret etti. Bu dokular, 15 farklı otoimmün hastalıkla ilişkilendiriliyor. Bilim insanları, geliştirdikleri modelin 1. tip diyabet, romatoid artrit ve multipl skleroz gibi hastalıkların anlaşılmasında kullanılmasını hedefliyor. Ayrıca, bireylerin HLA tipine göre bağışıklık sisteminin hangi dokuları daha az koruduğu da tespit edilebilecek.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/bagisiklik-sistemi-yapay--285_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292140</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/beyin-uyku-ihtiyacini-nasil-biliyor-292140</link>
      <pubDate>2026-09-21T12:55:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Beyin uyku ihtiyacını nasıl biliyor?]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Bilim insanları, fareler üzerinde yürüttükleri deneylerde uyku isteğini belirleyen beyin hücrelerini ortaya çıkardı. Orta şerit çekirdeği ve preoptik bölgedeki nöronların, uyku eksikliğiyle birlikte nasıl tepki verdiği ve bu hücrelerin uykunun süresi üzerindeki etkisi detaylı şekilde incelendi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Beyin uyku ihtiyacını nasıl biliyor?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilim dünyasında heyecan yaratan yeni bir araştırmada, bilim insanları farelerde uyku isteğinin ne kadar güçlü olduğunu belirleyen beyin hücrelerini tespit etti. Araştırmada, orta şerit çekirdeği ve preoptik bölgenin ön kısmında yer alan nöron gruplarının, uzun süreli uyanıklık dönemlerinde giderek daha aktif hale geldiği belirlendi. Deneyler sırasında, hayvanların genellikle dinlendikleri zaman diliminde altı saat boyunca uyumalarına izin verilmedi. Bu sürecin sonunda, araştırmacılar özellikle bu nöronların aktivitesinde dikkat çekici bir artış gözlemledi. Uyku eksikliği yaşayan farelerde, ilgili beyin hücrelerinin aktivitesi normal gece düzenine kıyasla yaklaşık üç katına çıktı.</p><h3>Bilim insanları: 'Nöronların aktivasyonu uyku süresini uzatıyor'</h3><p>Deneysel çalışmanın bir diğer aşamasında, iyi uyumuş farelerde bu kritik nöronlar laboratuvar ortamında özel yöntemlerle aktive edildi. Sonuçlar oldukça çarpıcıydı: Fareler, normalde uyuduklarından iki ila üç kat daha uzun süre uyudu. Ayrıca, derin uykuya özgü olan yavaş beyin dalgalarında da belirgin bir yoğunlaşma tespit edildi. Araştırmacılar, bu nöronların eşzamanlı aktivasyonunun, her bir hücre grubuna ayrı ayrı müdahale etmekten çok daha güçlü bir uyku etkisi yarattığını vurguladı. Bu bulgular, beyin hücrelerinin uyku düzeninin kontrolünde merkezi bir rol oynadığını gösteriyor.</p><h3>Orta şerit çekirdeğinde nöronların baskılanması ölüm riskini artırdı</h3><p>Çalışmanın bir diğer önemli bulgusu ise, orta şerit çekirdeğindeki iki tip nöronun uzun süre baskılanmasıyla ortaya çıktı. Bu durumda, farelerin toplam uyku süresi neredeyse %70 oranında azaldı. Uyanıklık dönemleri ise iki katına çıktı ve bu etkiler haftalarca sürdü. Araştırmacılar, ekstra uyku kaybına rağmen farelerin dinlenme dönemlerinde kaybettikleri uykuyu telafi etmeye çalışmadıklarını belirtti. Davranışsal olarak ağır uykusuzluk belirtileri görülmese de, kısa süreli testlerde hafızada hafif bir zayıflama kaydedildi. İki hafta sonra hafıza göstergeleri kontrol grubuna yaklaştı. Ancak, nöronların uzun süre baskılanmasının ardından yaklaşık %17 oranında fare hayatını kaybetti. Bilim insanları, uyku süresinin aşırı kısalmasının ciddi fizyolojik sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.</p><p>Orta şerit çekirdeğinde inhibitör ve serotonin üreten hücrelerin birlikte aktive edilmesiyle uyku süresinin daha belirgin şekilde arttığı gözlemlendi. Buna karşın, beynin uyanıklık süresini nasıl izlediği ve ilgili nöronlara hangi sinyallerin iletildiği henüz açıklığa kavuşmadı. Ayrıca, bu hücrelerin aktivitesinin yavaş uyku dalgaları üzerindeki etkisinin tam olarak nasıl gerçekleştiği de araştırılmaya devam ediyor. Araştırmacılar, sistemin olası bağlantıları arasında talamusun da önemli bir rol oynayabileceğini değerlendiriyor.</p><p>Bu çalışma, uyku isteğinin beyin hücreleri tarafından nasıl kontrol edildiğine dair önemli ipuçları sunuyor. Bilim insanları, elde edilen bulguların ileride uyku bozukluklarına yönelik yeni tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine katkı sağlayabileceğini belirtiyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/beyin-uyku-ihtiyacini-nas-488_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292139</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/hafiza-gercekten-yalnizca-noronlarda-mi-saklaniyor-292139</link>
      <pubDate>2026-09-21T12:52:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Hafıza gerçekten yalnızca nöronlarda mı saklanıyor?]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Kimyagerler Gerard Marks ve Haim Gilon, hafıza oluşumunda yalnızca nöronların değil, aynı zamanda astrositlerin ve hücreler arası kimyasal matrisin de önemli rol oynayabileceğini öne sürüyor. Bu yeni hipotez, beyindeki bilgi depolama süreçlerine bakış açısını değiştirebilir.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Hafıza gerçekten yalnızca nöronlarda mı saklanıyor?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Beyinde hafıza depolanmasının yalnızca nöronların ve onların bağlantılarının işlevine bağlı olmadığı yönünde dikkat çekici bir hipotez gündeme geldi. Kimyagerler Gerard Marks ve Haim Gilon, bilginin sadece sinir hücreleri arasında değil, aynı zamanda hücreler arası matrisin kimyasal bileşenlerinde de saklanabileceğini iddia ediyor. Bu öneriye göre, astrositler ve çeşitli kimyasal maddeler, hafıza süreçlerinde temel bir rol üstleniyor. Araştırmacıların geliştirdiği model, hafızanın biyokimyasal ortamda, nöronlara ek olarak glial hücreler ve onları çevreleyen karmaşık kimyasal ağ aracılığıyla depolanabileceğini öne sürüyor.</p><h3>Marks ve Gilon: 'Astrositler hafıza kodlamasında merkezi rol üstleniyor'</h3><p>Gerard Marks ve Haim Gilon, sinirbilim alanında yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Onların hipotezine göre, sinir hücreleriyle birlikte astrositler, şekerler ve proteinlerden oluşan hücre dışı ağ, hafıza depolama mekanizmasında kilit öneme sahip. Bu ağın içinde metal iyonları, nörotransmitterler ve diğer sinyal molekülleri gibi çok sayıda kimyasal bileşen yer alıyor. Araştırmacılar, bu sistemi bilgisayar belleğiyle karşılaştırıyor; fakat biyolojik hafıza kodlamasının, bilgisayarlardaki silikon tabanlı sistemlerden çok daha karmaşık olduğuna dikkat çekiyor. Marks ve Gilon'a göre, beşten fazla metalin iyonları ile 100'den fazla iletim molekülü, beyinde adeta bir 'kimyasal alfabe' oluşturuyor. Bu çeşitlilik, hafıza süreçlerinin yalnızca elektriksel sinyallerle değil, aynı zamanda zengin bir kimyasal ortamda gerçekleştiğini gösteriyor.</p><h3>Hafıza ve duygular kimyasal ortamda birlikte saklanıyor</h3><p>Yeni hipotez, hafızanın yalnızca olayları değil, aynı zamanda bu olaylara eşlik eden duygusal tonlamaları da içerdiğini öne sürüyor. Nörotransmitterler ve glial hücrelerin salgıladığı maddeler, duygusal durumların oluşumunda aynı anda rol oynuyor. Bu nedenle, hafıza ve duyguların beyindeki kimyasal ortamda birlikte depolanabileceği iddia ediliyor. Marks ve Gilon, astrositlerin yalnızca yardımcı hücreler olmadığını, aynı zamanda kimyasal olarak kodlanmış bilgilerin tanınmasında ve işlenmesinde de aktif görev aldığını vurguluyor. Nöronlar ise duyusal sinyallerin iletiminden ve organizmanın tepkilerinin düzenlenmesinden sorumlu. Araştırmacılar, bilgisayar sistemlerinde bu tür bir biyokimyasal ortamın bulunmamasının, makinelerde insan benzeri hafıza ve duyguların gelişmesini engellediğine işaret ediyor.</p><h3>Kimyasal hafıza modeli için yeni deneyler gündemde</h3><p>Marks ve Gilon'un geliştirdiği bu hipotez, henüz teorik düzeyde bulunuyor ve doğrudan deneysel kanıtlarla desteklenmiş değil. Bilim insanları, modelin doğrulanabilmesi için, hücreler arası kimyasal ortamın farklı bileşenlerinin bilinçli şekilde değiştirilmesi ve bunun hafıza üzerindeki etkilerinin izlenmesi gerektiğini belirtiyor. Bu tür deneyler, gelecekte hafıza ve duyguların beyinde nasıl kodlandığına dair daha somut bilgiler sağlayabilir. Şimdilik, astrositlerin ve kimyasal matrisin hafıza depolamadaki rolüyle ilgili bu yeni yaklaşım, sinirbilim alanında heyecan yaratıyor ve araştırmacıları farklı deneysel yöntemler geliştirmeye teşvik ediyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/hafiza-gercekten-yalnizca-641_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292138</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/arktik-buzunun-hareketindeki-gizem-cozuldu-292138</link>
      <pubDate>2026-09-21T12:42:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Arktik buzunun hareketindeki gizem çözüldü]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Kaliforniya Üniversitesi, Riverside'dan bilim insanları, Arktik deniz buzunun beklenmedik hareketlerini açıklayan yeni bir model geliştirdi. Bu model, buz kütlelerinin birbirine çarpmasının, buz örtüsünün dinamiğinde belirleyici rol oynadığını gösteriyor. Araştırma, Fram Boğazı'ndaki gözlemlerle desteklenerek, iklim hesaplamalarında önemli bir adım olarak öne çıktı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Arktik buzunun hareketindeki gizem çözüldü]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kaliforniya Üniversitesi, Riverside'da görev yapan bilim insanları, Arktik deniz buzunun alışılmışın dışında hareketlerini açıklayan yenilikçi bir modele imza attı. Araştırmacılar, Arktik buz örtüsünün yalnızca rüzgar ve okyanus akıntılarıyla değil, aynı zamanda bireysel buz kütlelerinin sürekli olarak birbirine çarpmasıyla şekillendiğini ortaya koydu. Fram Boğazı'nda yapılan gözlemlerle desteklenen çalışma, buzun hareketinin rüzgar etkisine tam olarak uymadığını ve buz alanının beklenenden daha yavaş genişlediğini gösteriyor. Elde edilen bulgular, Arktik buzu dinamiğinin anlaşılmasında önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.</p><h3>Bilim insanları çarpışma modelini geliştirdi</h3><p>Arktik buzu, tek parça bir yüzeyden ziyade, genişliği birkaç metreden birkaç kilometreye kadar değişen çok sayıda yüzen buz parçasından oluşuyor. Rüzgar bu parçaları sürüklüyor ve zamanla dağıtıyor. Ancak, buz kütlelerinin davranışını yalnızca rüzgar etkisiyle açıklayan mevcut modeller, gerçek gözlemlerle tam olarak örtüşmüyor. Özellikle buz parçalarının hızları hesaplanan değerlerden sapabiliyor ve buz alanı beklenen hızda büyümüyor. Bu sorunu çözmek isteyen Kaliforniya Üniversitesi'nden araştırmacılar, buz örtüsünü etkileşimde olan çok sayıda bağımsız parça olarak ele aldı. Geliştirilen bilgisayar modeli, buz kütlelerinin, bir kapta hareket eden tanecikler gibi davrandığını öngörüyor. Modelde, rüzgarın türbülansı, okyanus suyunun direnci ve komşu buz parçaları arasındaki temaslar hesaba katılıyor.</p><h3>Fram Boğazı'ndaki gözlemler modeli doğruladı</h3><p>Araştırmacıların geliştirdiği model, Grönland ve Spitsbergen arasında yer alan Fram Boğazı'ndan elde edilen verilerle test edildi. Bu boğaz, Arktik buzunun Atlantik Okyanusu'na taşındığı kritik bir bölge olarak biliniyor. Model, buz alanının genişleme hızı, bireysel buz kütlelerinin hız dağılımı ve bu hızlardaki değişkenlik gibi üç önemli özelliği aynı anda başarıyla yeniden üretti. Özellikle, buz parçalarının birbirine yakın olduğu bölgelerde çarpışmaların çok daha sık yaşandığı tespit edildi. Her çarpışmada, rüzgarla taşınan enerjinin bir kısmı dağılırken, buz kütleleri yalnızca sınırlı bir mesafe ilerleyebiliyor. Bu nedenle, buz örtüsü rüzgarla sonsuz bir hızda büyümüyor veya dağılmıyor. Buz alanının ve bireysel parçaların boyutlarının, çarpışma sıklığı üzerinde belirleyici etkisi bulunuyor.</p><h3>Yeni model iklim hesaplamalarında devrim yaratabilir</h3><p>Bilim insanları, geliştirdikleri bu yeni yaklaşımın Arktik'teki değişen iklim koşullarında deniz buzu taşınımını çok daha hassas bir şekilde tanımlayacağını belirtiyor. Özellikle, mevcut küresel iklim modelleri, çok sayıda küçük buz kütlesinin bireysel hareketini takip edemediği için, bu yeni modelin getirdiği kolektif davranış açıklaması kritik önem taşıyor. Böylece, küçük ölçekli süreçler de iklim hesaplamalarına dahil edilebilecek. Araştırmacılar, benzer çarpışma prensiplerinin yalnızca Arktik buzu için değil, çığlar, toprak kaymaları ve üç boyutlu baskı mürekkeplerinde yer alan parçacıklar gibi farklı sistemlerde de incelenebileceğini vurguluyor. Bu yaklaşım, hem Arktik buzu dinamiğinin hem de genel olarak doğadaki karmaşık sistemlerin anlaşılmasına yeni bir bakış açısı sunuyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/arktik-buzunun-hareketind-127_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292137</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/bitkiler-mevsimleri-nasil-biliyor-292137</link>
      <pubDate>2026-09-21T12:39:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Bitkiler mevsimleri nasıl biliyor?]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Japonya'da yapılan bir araştırma, bitkilerin çiçeklenme dönemini yalnızca anlık hava koşullarına göre değil, haftalar hatta aylar önceki sıcaklıkları da 'hatırlayarak' belirlediğini ortaya koydu. Bilim insanları, wasabi ve Galler turpunda genlerin sıcaklık geçmişini 150 güne kadar kaydettiğini gösterdi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Bitkiler mevsimleri nasıl biliyor?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Japonya'daki bilim insanları, bitkilerin çiçek açma zamanını yalnızca güncel hava koşullarına göre değil, haftalar ve hatta aylar öncesine ait sıcaklık verilerini de dikkate alarak belirlediğini tespit etti. Araştırmada, wasabi (Eutrema japonicum) ve Galler turpu (Arabidopsis halleri subsp. gemmifera) üzerinde yapılan detaylı gözlemler, bu bitkilerin sıcaklık hafızası sayesinde mevsimsel değişimlere uyum sağladığını gösterdi. Bilim insanları, çiçeklenme sürecini kontrol eden VIN3, FLC ve FT genlerini inceleyerek, bu genlerin sıcaklık geçmişini 150 güne kadar kaydedebildiğini ortaya koydu.</p><h3>Bilim insanları: Genler sıcaklık geçmişini kaydediyor</h3><p>Çalışmada, wasabi ve Galler turpunda çiçeklenmeyi düzenleyen genlerin sıcaklık hafızası farklı sürelerle işledi. Özellikle FLC geninin yıllık döngü boyunca aktivitesi bin katından fazla değişti. Wasabide bu değişimin 18 hafta, yani yaklaşık 126 gün sürdüğü gözlemlendi. Galler turpunda ise bu süre 12 hafta civarındaydı. VIN3, FLC ve FT genlerinin her biri, farklı zaman dilimlerindeki sıcaklıkları dikkate alıyor. Örneğin, wasabide VIN3 geninin aktivitesi son 4-6 günün sıcaklıklarına tepki verirken, FLC için bu süre 13-28 gün, FT için ise 104-150 gün arasında değişti. Galler turpunda ise VIN3 yaklaşık 1-16 gün, FLC 43-48 gün, FT ise 150 güne kadar olan sıcaklık geçmişini kaydedebildi. Bu bulgular, bitkilerin çevresel değişimlere karşı geliştirdiği karmaşık genetik mekanizmaları gözler önüne serdi.</p><h3>Çiçeklenme genlerinde mevsimsel hafıza etkisi</h3><p>Araştırmacılar, sıcaklık hafızasının süresinin mevsimlere göre değiştiğini de belirledi. Bahar aylarında wasabide FLC geni, son 14-15 günün hava koşullarıyla en güçlü ilişkiyi gösterdi. Ancak sonbahar ve kış aylarında bu süre 68-90 güne kadar uzadı. Galler turpunda ise FLC'nin hava durumu ile bağlantısı baharda 29-44 gün, sonbahar ve kışta ise 57-107 gün olarak kaydedildi. Ek deneyler, aynı FLC aktivitesine sahip bitkilerin, farklı dönemlerde aynı sıcaklığa farklı tepkiler verdiğini ortaya koydu. Bu durum, bitkilerin yalnızca o anki sıcaklığa değil, geçmişte yaşadıkları koşullara da tepki gösterdiğini kanıtladı. Özellikle kış ve bahar dönemlerinde alınan örneklerin 4 ve 23 °C'deki reaksiyonları arasında belirgin farklılıklar gözlendi. Bu bulgular, sıcaklık hafızasının bitkilerde çiçeklenme zamanlaması üzerinde ne kadar etkili olduğunu bir kez daha ortaya koydu.</p><p>2016-2018 yılları arasında wasabi bitkisi üzerinde yapılan gözlemler sonucu geliştirilen model, 2021-2022'deki verilerle test edildi. Üç çiçeklenme geninin tahmin edilen ve gerçek ölçüm sonuçları arasında Spearman korelasyon katsayısı 0,8'in üzerinde çıktı. Ancak Mart ayında FT geninin aktivitesindeki ani artış, model tarafından tam olarak öngörülemedi. Hesaplamalara göre, sıcaklık geçmişi en fazla 150 gün boyunca genler üzerinde etkili oldu. Araştırmacılar, bu sürenin bazı genler için daha da uzun olabileceğini belirtti. Sonuç olarak, Japonya'da yapılan bu çalışma, bitkilerin sıcaklık hafızası sayesinde çevresel değişimlere karşı hayatta kalma ve çoğalma stratejilerini nasıl geliştirdiğini bilim dünyasına ayrıntılı biçimde sundu.</p><p>Bitkilerde sıcaklık hafızası, yalnızca çiçeklenme zamanlamasını değil, aynı zamanda tarımsal üretimi ve iklim değişikliğine uyumu da etkileyebilir. Bilim insanları, bu tür genetik mekanizmaların anlaşılmasıyla birlikte, gelecekte tarımda verimliliğin artırılması ve bitki türlerinin korunması için yeni stratejiler geliştirmeyi hedefliyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/bitkiler-mevsimleri-nasil-238_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292136</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/kisa-bir-kosu-beynin-calisma-bicimini-degistirebilir-etki-yalnizca-10-dakikada-goruldu-292136</link>
      <pubDate>2026-09-21T12:37:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Kısa bir koşu beynin çalışma biçimini değiştirebilir! Etki yalnızca 10 dakikada görüldü]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[Bilim insanlarının gençler üzerinde yürüttüğü araştırmada, yürüyüş temposunda yapılan 10 dakikalık hafif koşunun beyin işleyişini ve ruh halini kısa sürede olumlu etkilediği tespit edildi. Çalışma, koşunun özellikle zihinsel tepki hızını artırdığına ve keyif duygusunu belirgin şekilde yükselttiğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Kısa bir koşu beynin çalışma biçimini değiştirebilir! Etki yalnızca 10 dakikada görüldü]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Japonya'da gerçekleştirilen bir bilimsel çalışmada, yürüyüş hızında yapılan 10 dakikalık hafif koşunun gençlerin beyin işleyişinde ve ruh halinde kısa sürede önemli değişiklikler yarattığı belirlendi. Araştırmada, 24 sağlıklı genç gönüllü farklı günlerde ya on dakika boyunca hareketsiz oturdu ya da maksimum oksijen kapasitelerinin yaklaşık yüzde 35'iyle, yani oldukça düşük bir tempoda koştu. Erkeklerde ortalama 5,46 km/saat, kadınlarda ise 3,86 km/saat hızla yapılan bu koşunun ardından, katılımcıların beyin fonksiyonları ve duygusal durumları detaylı şekilde incelendi.</p><h3>Bilim insanları: 'Hafif koşu zihinsel tepki hızını artırıyor'</h3><p>Araştırmada, koşu sonrası gönüllülere Stroop testi uygulandı. Bu testte katılımcıların, dikkatlerini dağıtan bilgiler arasında hızlı ve doğru seçim yapmaları istendi. Hafif koşunun ardından, gençlerin bu tür bilişsel çatışmalara dinlenme sonrası döneme göre daha hızlı yanıt verdiği gözlendi. Ancak, hata oranlarında belirgin bir değişiklik olmadı. Bu bulgular, 10 dakikalık hafif koşunun özellikle zihinsel tepki süresini kısalttığını, ancak doğruluk oranını etkilemediğini ortaya koydu. Bilim insanları, bu değişimin kısa sürede ortaya çıkmasının, hafif koşunun beyin işleyişine hızlı bir katkı sunduğunu vurguluyor.</p><h3>Ruh hali ve beyin aktivitesinde dikkat çekici artış</h3><p>Hafif koşu sonrası yapılan beyin ölçümlerinde, sol prefrontal korteksin iki bölgesinde aktivitenin oturma sonrası döneme göre daha yüksek olduğu tespit edildi. Bu beyin bölgeleri, planlama, dikkat ve davranış kontrolü gibi önemli işlevlerde rol oynuyor. Ayrıca, katılımcılar koşudan sonra daha fazla keyif alma, canlılık ve heyecan hissettiklerini bildirdi. Duygusal durumdaki bu olumlu değişim, bilişsel testteki gelişmelerden daha belirgin olarak kaydedildi. Araştırmacılar, başın dikey hareketinin artmasının da keyif düzeyini yükselttiğini, bu değişimin ruh hali farklılıklarının yaklaşık yüzde 17'sini açıkladığını belirtti. Ancak, bu hareketin doğrudan bilişsel hız veya beyin aktivitesiyle ilişkili olmadığı ifade edildi.</p><h3>Etkinin süresi ve kapsamı henüz net değil</h3><p>Çalışma yalnızca sağlıklı genç bireylerle ve oturma ile koşunun karşılaştırılmasıyla gerçekleştirildi. Araştırmacılar, elde edilen sonuçların sadece kısa süreli etkiyi gösterdiğini ve aynı hızda yürüyüşle karşılaştırma yapılmadığını belirtiyor. Ayrıca, bu olumlu etkilerin ne kadar sürdüğü ve farklı yaş grupları ya da sağlık koşullarındaki bireylerde de aynı şekilde görülüp görülmeyeceği henüz bilinmiyor. Bilim insanları, yürüyüş hızında yapılan hafif koşunun beyin ve ruh hali üzerindeki kısa vadeli etkilerini ortaya koyarken, uzun vadeli sonuçlar için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu vurguluyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/kisa-bir-kosu-beynin-cali-437_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292135</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/spor/basketbolda-cumhurbaskanligi-kupasinin-sahibi-yarin-belli-olacak-292135</link>
      <pubDate>2026-09-21T12:31:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Basketbolda Cumhurbaşkanlığı Kupası'nın sahibi yarın belli olacak]]></title>
      <category><![CDATA[Spor]]></category>
      <description><![CDATA[Basketbol 39. Erkekler Cumhurbaşkanlığı Kupası'nda Fenerbahçe Tarfin ile Beşiktaş, 22 Eylül Salı günü saat 20.00'de Sinan Erdem Spor Salonu'nda karşı karşıya gelecek. Mücadele TRT 1'den canlı yayınlanacak.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Basketbolda Cumhurbaşkanlığı Kupası'nın sahibi yarın belli olacak]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Basketbol Süper Ligi ile Türkiye Kupası'nda 2025-2026 sezonunun şampiyonu Fenerbahçe ile ikincisi Beşiktaş, Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı müzesine götürmek için mücadele edecek.</p><p>Sinan Erdem Spor Salonu'nda oynanacak derbi, saat 20.00'de başlayacak.</p><p>Özlem Yalman, Alper Altuğ Köselerli ve Kaan Büyükçil hakem üçlüsünün görev yapacağı karşılaşma, TRT 1'den canlı yayınlanacak.</p><p><b>CUMHURBAŞKANLIĞI KUPASI'NDA İKİNCİ RANDEVU</b></p><p>Fenerbahçe Tarfin ile Beşiktaş, Cumhurbaşkanlığı Kupası'nda ikinci kez karşılaşacak.</p><p>İki takım arasında 24 Eylül 2025'te Sinan Erdem Spor Salonu'nda oynanan maçta sarı-lacivertli takım, siyah-beyazlıları 85-83 yenerek kupanın sahibi oldu.</p><p><b>FENERBAHÇE, 8 ŞAMPİYONLUK ELDE ETTİ</b></p><p>Sarı-lacivertli ekip, Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı 8 kez müzesine götürdü.</p><p>Fenerbahçe, kupadaki ilk şampiyonluğunu 1990 yılında Galatasaray'ı 95-86 yenerek elde etti.</p><p>1991 ve 1994'te de Cumhurbaşkanlığı Kupası'nın sahibi olan sarı-lacivertliler, ardından uzun bir süre organizasyonda yer alamadı. 2007'de Anadolu Efes'i 79-77 yenerek 13 yıl sonra yeniden şampiyon olan Fenerbahçe Tarfin, 2013, 2016, 2017 ve 2025'te de kupayı kazandı.</p><p>Sarı-lacivertli takım, kupada 11 kez ise ikinci oldu.</p><p><b>BEŞİKTAŞ, BİR KEZ KAZANDI</b></p><p>Siyah-beyazlı takım, Cumhurbaşkanlığı Kupası'nda bir kez şampiyonluk yaşadı.</p><p>Beşiktaş, 30 Eylül 2012'de oynanan karşılaşmada Anadolu Efes'i 77-75 yenerek kupayı müzesine götürdü.</p><p>Siyah-beyazlılar, organizasyonda 1987'de Karşıyaka'ya, 2025'te ise Fenerbahçe'ye mağlup oldu.</p><p><b>ANADOLU EFES, 14 ŞAMPİYONLUKLA ZİRVEDE</b></p><p>Lacivert-beyazlılar, Cumhurbaşkanlığı Kupası'nda en fazla şampiyonluk yaşayan takım konumunda bulunuyor.</p><p>Anadolu Efes, 1986, 1992, 1993, 1996, 1998, 2000, 2006, 2009, 2010, 2015, 2018, 2019, 2022 ve 2024'te kupayı müzesine götürdü.</p><p>Lacivert-beyazlı takım, 14 şampiyonluğun ilk 9'unu Efes Pilsen, son 5'ini Anadolu Efes adı altında kazandı.</p><p><b>ÜLKERSPOR, ÜST ÜSTE 5 KEZ KAZANAN TEK EKİP</b></p><p>Cumhurbaşkanlığı Kupası'nın 6 kez sahibi olan Ülkerspor, üst üste 5 şampiyonluk yaşayan tek takım olarak dikkati çekiyor.</p><p>Ülkerspor, kupada 1995, 2001, 2002, 2003, 2004 ve 2005'te şampiyon oldu.</p><p>1985'ten bu yana düzenlenen turnuvada Galatasaray, Pınar Karşıyaka ve Türk Telekom ikişer, Eczacıbaşı, Çukurova ve TOFAŞ ise birer kez mutlu sona ulaştı.</p><p><b>CUMHURBAŞKANLIĞI KUPASI ŞAMPİYONLARI</b></p><p>Erkekler Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı kazanan takımlar ve ikinciler şöyle:</p><p>Yıl Şampiyon İkinci</p><p>1985 Galatasaray Fenerbahçe</p><p>1986 Efes Pilsen Galatasaray</p><p>1987 Karşıyaka Beşiktaş</p><p>1988 Eczacıbaşı Fenerbahçe</p><p>1989 Çukurova Eczacıbaşı</p><p>1990 Fenerbahçe Galatasaray</p><p>1991 Fenerbahçe TOFAŞ SAS</p><p>1992 Efes Pilsen Paşabahçe</p><p>1993 Efes Pilsen TOFAŞ SAS</p><p>1994 Fenerbahçe Efes Pilsen</p><p>1995 Ülkerspor Galatasaray</p><p>1996 Efes Pilsen Türk Telekom</p><p>1997 Türk Telekom Efes Pilsen</p><p>1998 Efes Pilsen Ülkerspor</p><p>1999 TOFAŞ Efes Pilsen</p><p>2000 Efes Pilsen Ülkerspor</p><p>2001 Ülkerspor Efes Pilsen</p><p>2002 Ülkerspor Efes Pilsen</p><p>2003 Ülkerspor Efes Pilsen</p><p>2004 Ülkerspor Efes Pilsen</p><p>2005 Ülkerspor Efes Pilsen</p><p>2006 Efes Pilsen Alpella</p><p>2007 Fenerbahçe Ülker Efes Pilsen</p><p>2008 Türk Telekom Fenerbahçe Ülker</p><p>2009 Efes Pilsen Fenerbahçe Ülker</p><p>2010 Efes Pilsen Fenerbahçe Ülker</p><p>2011 Galatasaray Medical Park Fenerbahçe Ülker</p><p>2012 Beşiktaş Anadolu Efes</p><p>2013 Fenerbahçe Ülker Galatasaray Liv Hospital</p><p>2014 Pınar Karşıyaka Fenerbahçe Ülker</p><p>2015 Anadolu Efes Pınar Karşıyaka</p><p>2016 Fenerbahçe Anadolu Efes</p><p>2017 Fenerbahçe Doğuş Banvit</p><p>2018 Anadolu Efes Fenerbahçe</p><p>2019 Anadolu Efes Fenerbahçe</p><p>2022 Anadolu Efes Fenerbahçe Beko</p><p>2024 Anadolu Efes Fenerbahçe Beko</p><p>2025 Fenerbahçe Beko Beşiktaş GAİN</p><p>NOT: Erkekler Cumhurbaşkanlığı Kupası, 2020 ve 2021 yıllarında COVID-19 salgını, 2023 senesinde ise Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle oynanmadı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/basketbolda-cumhurbaskanl-454_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292134</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/mit-koordinesindeki-operasyonda-375-bin-uyusturucu-hap-ele-gecirildi-292134</link>
      <pubDate>2026-09-21T12:05:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[MİT koordinesindeki operasyonda 375 bin uyuşturucu hap ele geçirildi]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Adana Emniyet Müdürlüğünün düzenlediği ortak operasyonda 375 bin uyuşturucu hap ele geçirildi, 6 şüpheli gözaltına alındı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[MİT koordinesindeki operasyonda 375 bin uyuşturucu hap ele geçirildi]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Güvenlik kaynaklarından alınan bilgiye göre MİT, uyuşturucu ticareti yaptığı belirlenen şahısları bir ay boyunca fiziki ve teknik takibe aldı.</p><p>Takibin ardından operasyon için harekete geçen MİT ve Adana İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri, 18 Eylül'de belirlenen adreslere eş zamanlı operasyon düzenledi.</p><p>Operasyonda 375 bin uyuşturucu hap ele geçirilirken, uyuşturucu ticareti yaptığı tespit edilen 6 şüpheli gözaltına alındı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/mit-koordinesindeki-opera-426_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292133</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/dunya/irakta-gozler-30-eylule-cevrildi-guvenlik-silahlar-ve-ekonomi-gundemde-292133</link>
      <pubDate>2026-09-21T11:56:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Irak'ta gözler 30 Eylül'e çevrildi: Güvenlik, silahlar ve ekonomi gündemde]]></title>
      <category><![CDATA[Dünya]]></category>
      <description><![CDATA[Irak'ta ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin askeri misyonunun sona ereceği 30 Eylül yaklaşırken, silahların devlet kontrolüne alınması ve olası ekonomik etkiler gündemin öne çıkan başlıkları arasında yer alıyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Irak'ta gözler 30 Eylül'e çevrildi: Güvenlik, silahlar ve ekonomi gündemde]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hükümet kanadında 30 Eylül hazırlıkları sürerken, Iraklı uzmanlar ise yabancı güçlerin sahadan ayrılmasıyla birlikte hem silahlı grupların kontrolü noktasında siyasi-güvenlik risklerinin doğabileceği hem de dinardaki değer kaybıyla tetiklenen ekonomik belirsizliklerin derinleşebileceği uyarısında bulunuyor.</p><p>Değerlendirmede bulunan Iraklı analist Envar Musevi, 30 Eylül sonrası Irak'ın güvenlik ve siyasi zorluklarla karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulunarak, "Irak, halihazırda hava sahasını kontrol etme kapasitesine sahip değil. Uçaklarımızı dahi ABD onayı olmadan uçuramıyoruz. Vurulan radarların yerine yenisini alamıyoruz. 30 Eylül öncesi tüm bu hazırlıkların yapılması gerekiyordu." şeklinde konuştu.</p><p>Koalisyon güçlerinin çekilmesinin ardından Irak'ta siyasi risklerin doğabileceği endişesini dile getiren Musevi, silahların devlet kontrolüne alınması konusunda hükümet ile silahlı yapılar arasında şu ana kadar bir uzlaşı sağlanamadığını söyledi.</p><p>Diğer bir analist Macid Hesnavi ise, "Koalisyon güçlerinin görevinin 30 Eylül tarihinde sona ermesi sonrası Irak'ta siyasi ve ekonomik anlamda kaygı söz konusu. Silahların devlet elinde toplanmaması halinde ABD dolar akışını durudurmakla tehdit ediyor. Bu da demektir ki, giderek kötüleşen ekonomik durum ABD kontrolündedir." açıklamasını yaptı.</p><p>30 Eylül'ün ardından güvenlik endişelerinin de gündeme geleceğini belirten Hesnavi, bunun toplumsal ve ulusal güvenliği tehlikeye düşürebileceğini savundu.</p><p>Hesnavi, "30 Eylül'e kadar yasa dışı silahların devlete teslim edilmesi gerekir." diyerek, oluşabilecek güvenlik durumundan hükümetin sorumlu tutulabileceğini vurguladı.</p><p><b>30 EYLÜL ÖNCESİ EKONOMİDE HAREKETLİLİK</b></p><p>Ekonomi alanında faaliyet gösteren Eco Iraq Gözlemevi Başkanı Ali Naci, serbest piyasada doların Irak dinarı karşısında "benzeri görülmemiş bir yükseliş" kaydettiğini bildirdi.</p><p>"Mevcut dolar yükselişi tek bir faktöre bağlı değil." diyen Naci, dolar yükselişinin çeşitli ekonomik, finansal ve psikolojik etkenlerin birleşiminden kaynaklandığını dile getirdi.</p><p>Naci, başlıca nedenler arasında da zaman zaman hareketlenen paralel piyasadaki spekülasyonlar, dolara yönelik talebin artması ve arzın azalmasını gösterdi.</p><p>Naci ayrıca, 30 Eylül sonrası döneme ilişkin endişe ve tahminlerin, silahların devlet kontrolünde toplanması sürecine ilişkin tartışmaların ve ABD yaptırımlarına yönelik iddiaların piyasadaki belirsizliği artırdığını ve bazı yatırımcıların dolara olan talebini yükselttiğini vurguladı.</p><p>Basında, Irak piyasalarında son günlerde dolar talebinin sert şekilde arttığı, 100 ABD dolarının 160 bin Irak dinarının üzerine çıktığı belirtiliyor.</p><p><b>IRAK HÜKÜMETİ, "30 EYLÜL" TARİHİNİ IRAK'IN EGEMENLİK GÜNÜ OLARAK DEĞERLENDİRMEYE HAZIRLANIYOR</b></p><p>Irak Silahlı Kuvvetler Komutanı Sözcüsü Sabah en-Numan, Irak resmi haber ajansı INA'ya yaptığı açıklamada, koalisyon güçlerinin çekileceği son tarih olan 30 Eylül'ün, ülkenin tam anlamıyla kendi kendine yetmesi ve güvenlik sahasını yabancı desteğe ihtiyaç duymadan ulusal kurumlar aracılığıyla yönetmesi yolunda bir dönüm noktası olacağını belirtti.</p><p>Numan, Irak silahlı kuvvetlerinin profesyonel performansının siyasi kararların korunmasında ve ülkenin birliği ile ulusal istikrarının güvence altına alınmasında temel rol üstlendiğini söyledi.</p><p>Irak hükümeti, ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyon güçlerinin askeri misyonunun sona ereceği 30 Eylül tarihini "Irak'ın egemenlik günü" olarak değerlendirmeye hazırlanıyor.</p><p><b>SİLAHLARIN DEVLET KONTROLÜNE ALINMASI SÜRECİ</b></p><p>30 Eylül'e yaklaşılırken Irak'ta gündemin bir diğer önemli başlığını ise silahların devlet kontrolünde toplanması oluşturuyor.</p><p>Irak Başbakanı Ali el-Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, bir televizyon kanalında yaptığı açıklamada, silahların devlet kontrolünde toplanması süreci tamamlandıktan sonra yasa dışı şekilde silah taşımaya devam eden herkesin kanun dışı kabul edileceğini ve haklarında "terörist" muamelesine kadar varabilecek sert tedbirler alınacağını söyledi.</p><p>Araci, silahların devlet kontrolünde toplanması için oluşturulan komitenin çalışmalarını tamamlaması için belirlenmiş bir süre bulunduğuna yönelik haberlerin doğru olmadığını dile getirerek, sürecin tamamlanması için herhangi bir zaman sınırı bulunmadığını ifade etti.</p><p>Komitenin, koordinasyon çerçevesini oluşturan siyasi güçler tarafından kurulduğunu ve Başbakan Ali el-Zeydi'nin doğrudan denetiminde çalıştığını aktaran Araci, yasa dışı silah taşıyanlara yönelik hukuki işlemlerin, komitenin çalışmalarının tamamlanmasının ve silahların tamamen devlet kontrolüne alınmasının ardından başlayacağını kaydetti.</p><p>Irak Hükümet Sözcüsü Haydar el-Abbudi de 30 Eylül'ün, ülkesinin uluslararası koalisyon ortaklarıyla bağlarını egemenlik ve karşılıklı çıkara dayalı ikili ilişkilere dönüştürecek "tarihi bir dönüm noktası" olduğunu belirtti.</p><p>Abbudi, hükümetin üzerinde mutabık kalınan takvim ve mekanizmalar doğrultusunda uluslararası koalisyonun askeri misyonunun sona erdirilmesi sürecini tamamlamaya devam ettiğini söyleyerek, Irak'ın ulusal güvenliğini kendi kurumları ve silahlı kuvvetleri aracılığıyla yönetmesini sağlayacak anayasal, siyasi ve diplomatik araçlara sahip olduğunu vurguladı.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/irakta-gozler-30-eylule-c-564_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292132</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/gundem/sifir-atik-iklim-politikalarinin-merkezine-tasinacak-292132</link>
      <pubDate>2026-09-21T11:53:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Sıfır atık iklim politikalarının merkezine taşınacak]]></title>
      <category><![CDATA[Gündem]]></category>
      <description><![CDATA[Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, sıfır atığın yalnızca atık azaltımı değil iklim politikalarının önemli unsuru olarak ele alındığını, COP31'in sıfır atık yaklaşımı için dönüm noktası olacağını söyledi.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Sıfır atık iklim politikalarının merkezine taşınacak]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>COP31 Eylem Gündemi'nin 10 öncelikli temasından biri olan "Sıfır Atık" yaklaşımının iklim politikalarındaki rolü ve atık yönetiminin iklim değişikliğiyle mücadeleye katkısı ele alındı.</p><p>Türkiye'nin ev sahipliğinde 9-20 Kasım arasında Antalya'da düzenlenecek olan dünyanın en büyük iklim zirvesi COP31'de öne çıkacak başlıklardan biri "Sıfır Atık" olacak. Bu tema kapsamında döngüsel ekonomi uygulamalarının yaygınlaştırılması, gıda israfının önlenmesi ve atık kaynaklı metan emisyonlarının azaltılması yoluyla atık yönetiminin iklim değişikliğiyle mücadeledeki rolünün güçlendirilmesi hedefleniyor.</p><p>Değerlendirmelerde bulunan Samed Ağırbaş, Emine Erdoğan liderliğinde 2017'de başlatılan Sıfır Atık Hareketi'nin küresel ölçekte önemli bir savunuculuk platformuna dönüştüğünü kaydetti.</p><p>Türkiye'nin öncülüğünde yürütülen sıfır atık çalışmalarının dünyadaki iklim gündeminde daha güçlü şekilde yer almaya başladığını belirten Ağırbaş, "Bugün dünyada artık sıfır atık bir atık azaltımından ziyade iklim politikası haline geldi ve iklim politikası olarak tartışılmaya başlandı." dedi.</p><p><b>"İKLİM AJANDASININ ANA MADDELERİNİN BAŞINDA GELİYOR"</b></p><p>31 yıldır düzenlenen BM İklim Değişikliği Konferansları'nda atık konusunun geçmişte yeterince öne çıkmadığını ifade eden Ağırbaş, COP31'le birlikte sıfır atığın iklim gündeminde daha güçlü bir konuma geleceğini dile getirdi.</p><p>Ağırbaş, sıfır atık yaklaşımının yalnızca teknik bir atık yönetimi modeli olmadığını vurgulayarak, "COP31'de sıfır atık artık iklim ajandasının ana maddelerinin başında geliyor. Bu bağlamda COP31 sıfır atık için bir dönüm noktası olacak." değerlendirmesinde bulundu.</p><p>Atıkların, metan emisyonlarının artmasının başlıca nedeni olduğunun altını çizen Ağırbaş, COP31 kapsamında metan azaltımı ve döngüsel ekonomi başlıklarında çalışmalar yürütüleceğini aktardı.</p><p><b>"ATIK KRİZİ İÇİN BULACAĞIMIZ EN KOLAY ÇÖZÜMLERDEN BİRİ ATIĞI ÜRETMEMEK"</b></p><p>COP31 gündeminde plastik kirliliğinin de önemli başlıklardan biri olacağını ve problemin çözüm sürecinde tüm tarafların bir araya getirilmesi gerektiği görüşünü paylaşan Ağırbaş, "Plastik üreticileri, sektör temsilcileri, bankalar, yerel topluluklar ve diğer paydaşlarla birlikte hareket edilmesi gerekiyor. Biz yasaklara karşıyız. Temel olarak biz şunu istiyoruz, toplumsal bir bilinçle, toplumsal bir uzlaşıyla bir şeyleri ortaya koymamız lazım." diye konuştu.</p><p>Ağırbaş, Türkiye'nin plastik kullanımını azaltırken aynı zamanda doğada daha kolay çözünebilen alternatif ürünlerin geliştirilmesi konusunda öncü olabileceğini, bu konuda çalışma grupları oluşturdukları bilgisini verdi.</p><p>Atıkların yönetim stratejilerinden çok kaynağında engellenmesi gerektiğine dikkati çeken Ağırbaş, "Atık krizi için bulacağımız en kolay çözümlerden biri atığı üretmemek. Evet atığı dönüştüreceğiz, dönüştürmek zorundayız, dönüştürüyoruz. Bunlar önemli çalışmalar ama atığı üretmemek en büyük tercih olmalı." değerlendirmesinde bulundu.</p><p><b>"TÜRKİYE'DEKİ SIFIR ATIK ÇALIŞMALARI COP31'E ZEMİN HAZIRLADI"</b></p><p>Türkiye'de sıfır atık kapsamında önemli bir dönüşüm yaşandığından ve bu alanda yapılan tüm çalışmaların COP31'e de zemin hazırladığından bahseden Ağırbaş, "Geri dönüşüm oranlarında artış sağlandı. Sıfır atık bağlamında Türkiye, 2017 yılı itibarıyla Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi'nin liderliğinde ciddi bir dönüşüm hareketi başlattı. Yüzde 10'larda olan geri dönüşüm oranı yüzde 30'lara geldi." dedi.</p><p>Ağırbaş, ayrıca Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa'da yapılacak COP32 öncesinde bu ülke ile işbirliği anlaşmaları imzalayarak orada görev alacak personele eğitim verdiklerini aktardı.</p><p><b>"COP31 BAĞLAMINDA BİR DİJİTAL KOORDİNASYON MERKEZİNİ KURDUK"</b></p><p>COP31'de alınacak kararların devamlılığını sağlamak için şimdiden COP32 ile ilgili de hazırlıklar yaptıklarını anlatan Ağırbaş, şöyle devam etti:</p><p>"COP31 bağlamında bir dijital koordinasyon merkezini kurduk. 1000'den fazla kurum başvurusu geldi. İnsanlar bize dertlerini anlatıyorlar. Bizim ekiplerimiz birebir görüşme yapıyorlar ve bu görüşmelerle beraber biz insanlara çözüm yolları öneriyoruz. COP31 kasım ayında yapılacak ve bitecek. Sonra COP32'ye geçeceğiz. 31 yıldır bu toplantılar yapılıyor, 70'ten fazla karar alınmış ama sahada uygulanan karar sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. İşte tam da bu noktada biz bu alınan kararları vatandaşla beraber alırsak, vatandaşın söylemiyle aynı söylemde buluşturabilirsek sahada karşılığı olur ve vatandaş bu işi sahiplenir."</p><p>Ağırbaş, Birleşmiş Milletler ile COP31 kapsamında yerel yönetimleri ilgilendiren panel ve oturumlar düzenleyerek çeşitli konuları ele alacaklarını bildirdi.</p><p>COP31'de küresel atık yönetimi hakkında belediye başkanlarıyla konuşacaklarını aktaran Ağırbaş, "COP31'de döngüsellikle ilgili farklı çalışmalara da imza atacağız. Çeşitli döngüsellik modelleri açıklayacağız ve bu hususta global bazı çözüm önerileri ortaya koyacağız." diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/sifir-atik-iklim-politika-326_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292131</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/gorme-kaybina-karsi-gozun-kullandigi-dogal-savunma-ortaya-cikti-292131</link>
      <pubDate>2026-09-21T11:33:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Görme kaybına karşı gözün kullandığı doğal savunma ortaya çıktı]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[Scripps Araştırma Enstitüsü öncülüğünde yürütülen kapsamlı bir araştırmada, erusamid adlı doğal bir molekülün retinal dejenerasyon ve ilerleyici görme kaybına karşı önemli bir savunma mekanizması sunduğu ortaya çıktı. Bu buluş, özellikle retinal hastalıkların tedavisinde yeni umutların kapısını aralıyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Görme kaybına karşı gözün kullandığı doğal savunma ortaya çıktı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Scripps Araştırma Enstitüsü, UC San Diego ve Lowy Tıbbi Araştırma Enstitüsü iş birliğiyle gerçekleştirilen yeni bir araştırma, göz sağlığı alanında çığır açan bir gelişmeye imza attı. 19 Haziran 2026'da Nature Neuroscience dergisinde yayımlanan çalışmada, bilim insanları erusamid adlı doğal bir molekülün, retinanın ilerleyici görme kaybına yol açan hastalıklara karşı kendi koruyucu yanıtını harekete geçirdiğini gösterdi. Preklinik modeller üzerinde yürütülen deneylerde, erusamid seviyelerinin fotoreseptör hücrelerin ölümüyle birlikte azaldığı, ancak bu molekülün yeniden retinaya sağlanmasıyla dokunun stabilitesinin arttığı ve dejenerasyonun bazı etkilerinin yavaşlatıldığı tespit edildi. Bu bulgu, retinanın yalnızca pasif bir şekilde bozulmadığını, aynı zamanda aktif olarak hasara karşı bir savunma geliştirdiğini ortaya koydu.</p><h3>Martin Friedlander: 'Erusamid, retinanın savunma sistemini harekete geçiriyor'</h3><p>Çalışmanın kıdemli yazarlarından Scripps Araştırma Enstitüsü profesörü Martin Friedlander, erusamid'in retinadaki hücreler arasında koordinasyonu sağlayan kritik bir sinyal molekülü olduğunu vurguladı. Friedlander, retinanın yalnızca bir doku tabakası olmadığını, nöronlar, glia hücreleri, kan damarları ve bağışıklık hücrelerinden oluşan karmaşık bir nörovasküler birim olarak işlediğini belirtti. Bu sistemin sağlıklı kalabilmesi için sürekli bir iş birliği gerektiğine dikkat çeken Friedlander, erusamid'in bu koordinasyonu destekleyerek retina dokusunun bütünlüğünü korumada kilit rol oynadığını söyledi. Araştırmada, özellikle diyabetik retinopati, retinitis pigmentosa ve yaşa bağlı maküler dejenerasyon gibi hastalıklarda, fotoreseptör hücrelerinin ölümüyle birlikte erusamid seviyelerinde ciddi bir düşüş yaşandığı gözlemlendi. Molekülün yeniden sağlanması ise, retinanın bağışıklık yanıtını güçlendirdi ve doku kaybının önüne geçilmesinde belirleyici oldu. Friedlander, "Retina sadece bozulmaz, aynı zamanda yaralanmaya aktif olarak yanıt verir. Erusamid de bu yanıtı koordine eden önemli bir sinyal molekülü olarak öne çıkıyor," ifadelerini kullandı.</p><h3>Erusamid ile retinal hastalıklarda yeni tedavi umudu</h3><p>Araştırmacılar, erusamid'in gözdeki etkisini anlamak için kütle spektrometrisi tabanlı metabolomik analizler gerçekleştirdi. Bu analizler sonucunda, erusamid'in fotoreseptör kaybı başladığında hızla azaldığı ve hastalığın ilerleyişinde aktif bir rol oynayabileceği ortaya çıktı. Bilim insanları, erusamid'in retinaya yeniden kazandırılmasının, dokunun stabilitesini sağlamak için bağışıklık hücrelerini harekete geçirdiğini belirledi. Özellikle CD11b&#8314; myeloid hücrelerinin aktive olmasıyla, retinada hem sinir hücreleri hem de kan damarlarını destekleyen sinyallerin arttığı gözlendi. Araştırmada, erusamid'in TMEM19 adlı bir proteine bağlandığı ve bu proteinin azaltılması durumunda koruyucu etkinin kaybolduğu da tespit edildi. Bu bulgular, erusamid'in yalnızca hastalığın bir sonucu olarak değil, aynı zamanda retinanın kendi savunma mekanizmasının bir parçası olarak ortaya çıktığını gösteriyor. Bilim insanları, erusamid'in doğrudan fotoreseptörleri hedef almadığını, ancak çevresel ortamda bağışıklık hücrelerini aktive ederek kalan dokunun korunmasına yardımcı olduğunu belirtiyor.</p><h3>Erusamid'in iletimi ve tedavi potansiyeli</h3><p>Erusamid'in retinaya etkin şekilde iletilebilmesi için araştırmacılar, geçirgen silikon nanopartikülleri kullandı. Bu yöntem, molekülün hidrofobik yapısı nedeniyle gözde daha stabil ve eşit şekilde dağılmasını sağladı. Nanopartiküller sayesinde, erusamid'in retinada topaklanma ve çözünme sorunları aşıldı. Elde edilen sonuçlar, erusamid'in doğrudan fotoreseptörler üzerinde değil, bağışıklık sisteminin bir parçası olan myeloid hücreler üzerinde etkili olduğunu ortaya koydu. Bu hücreler aktive olduktan sonra, retinanın hem yapısal hem de işlevsel bütünlüğünü koruyan sinyaller salgıladı. Araştırmanın baş yazarlarından Guoqin Wei, erusamid'in çevresel etkileşimler yoluyla çalıştığını ve bu yaklaşımın ileride retinal hastalıkların tedavisinde önemli bir paradigma değişikliği yaratabileceğini ifade etti. Bilim insanları, erusamid'in modifiye edilmiş formlarını ve benzer lipid moleküllerini de inceleyerek daha güçlü ve uzun süreli koruyucu etkiler elde etmeyi hedefliyor.</p><h3>Retinal hastalıklara karşı doğal savunmanın güçlendirilmesi</h3><p>Çalışmanın sonuçları, vücutta zaten mevcut olan doğal moleküllerin, dokuların hastalıklara karşı direncini artırmak amacıyla kullanılabileceği fikrini güçlendirdi. Erusamid'in retinanın doğal koruyucu yanıtını desteklemesi, tamamen yeni bir tedavi yaklaşımının önünü açıyor. Araştırmacılar, erusamid'in farklı retinal hastalıklardaki davranışını ve uzun vadeli etkilerini incelemeye devam edecek. Molekülün su bazlı göz ilaçlarında kullanılabilmesi için yeni formülasyonlara ihtiyaç duyuluyor. Ekip, gelecekte erusamid'in modifiye edilmiş versiyonlarını test ederek, retinanın koruyucu yanıtlarını daha güçlü şekilde aktive etmeyi planlıyor. Friedlander, "Amacımız, retinanın zaten kullandığı bir sinyali güçlendirmek. Bu sayede, tedavi seçenekleri kısıtlı olan hastalıklarda ilerlemeyi yavaşlatacak yeni yollar bulabiliriz," diyerek araştırmanın önemine vurgu yaptı.</p><h3>Erusamid ile göz sağlığında yeni bir dönemin kapısı aralanıyor</h3><p>Erusamid'in retinal dejenerasyon üzerindeki koruyucu etkileri, görme kaybı riski taşıyan milyonlarca kişi için umut verici bir gelişme olarak öne çıkıyor. Bilim insanları, bu doğal molekülün retinanın kendi savunma mekanizmasını güçlendirme potansiyeli sayesinde, ileride daha etkili ve kalıcı tedavi yöntemlerinin geliştirilebileceğine inanıyor. Erken bulgular, erusamid'in hastalığın ilerleyişini yavaşlatmada ve işlevsel dokunun daha uzun süre korunmasında önemli bir rol oynayabileceğini gösteriyor. Araştırmanın devamında, erusamid ve benzeri moleküllerin klinik uygulamalara taşınması için yeni stratejiler geliştirilmesi bekleniyor. Bu gelişmeler, göz sağlığı alanında devrim niteliğinde bir dönemin başlangıcına işaret ediyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/gorme-kaybina-karsi-gozun-830_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292130</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/saglik/beyaz-fasulye-neden-kan-basinci-icin-iyi-bir-secenek-olabilir-292130</link>
      <pubDate>2026-09-21T11:31:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Kuru fasulye neden kan basıncı için iyi bir seçenek olabilir?]]></title>
      <category><![CDATA[Sağlık]]></category>
      <description><![CDATA[ABD'de yapılan araştırmalar, kuru fasulyenin kan basıncını düşürmede etkili bir protein kaynağı olduğunu ortaya koydu. Diyetisyenler, hipertansiyonla mücadelede kuru fasulyenin içerdiği potasyum, magnezyum, kalsiyum ve lifin önemine dikkat çekiyor. Özellikle yüksek tansiyonu olanlar için kuru fasulye tüketimi öneriliyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Kuru fasulye neden kan basıncı için iyi bir seçenek olabilir?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD'de yetişkin nüfusun neredeyse yarısında görülen yüksek tansiyon, kalp hastalıkları ve inme riskini artıran önemli bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, hipertansiyonla mücadelede beslenme alışkanlıklarının büyük rol oynadığını belirtiyor. Son dönemde yapılan araştırmalar, kuru fasulyenin kan basıncını düşürmede en etkili bitki bazlı proteinlerden biri olduğunu vurguluyor. Diyetisyenler, özellikle DASH diyetiyle uyumlu beslenme programlarında kuru fasulyenin öne çıktığını ifade ediyor. Kuru fasulye, içerdiği zengin potasyum, magnezyum, kalsiyum ve lif sayesinde kan basıncının dengelenmesine katkı sağlıyor. ABD'deki diyetisyenler, kuru fasulyenin uygun fiyatı ve kolay ulaşılabilirliği ile sofralarda daha fazla yer alması gerektiğini belirtiyor.</p><h3>Diyetisyenlerden kuru fasulye vurgusu: Kan basıncı için potasyum zengini</h3><p>Amerikan Kalp Derneği'nin açıkladığı verilere göre, potasyum, kan basıncının kontrolünde kritik bir mineral olarak öne çıkıyor. Potasyumun, böbreklerin fazla sodyumu vücuttan atmasına yardımcı olduğu ve bu sayede kan damarlarının gevşeyerek kan basıncının düşmesini sağladığı biliniyor. Ancak ABD'de yetişkinlerin büyük çoğunluğu, önerilen günlük 4.700 mg potasyum alımını karşılayamıyor. Kadınlar için önerilen 2.600 mg ve erkekler için 3.400 mg olan alt sınır bile çoğu zaman aşılamıyor. Kuru fasulye, yarım fincan pişmiş porsiyonunda yaklaşık 500 mg potasyum içeriyor ve bu miktar, günlük ihtiyacın yüzde 11'ini karşılıyor. Diyetisyenler, kuru fasulyenin bu özelliğiyle hipertansiyon hastaları için önemli bir besin kaynağı olduğunu belirtiyor. Ayrıca, kuru fasulye tüketiminin, sodyumun olumsuz etkilerini dengeleyerek kalp sağlığını desteklediği vurgulanıyor. Uzmanlar, düzenli kuru fasulye tüketiminin, kan basıncı üzerinde olumlu etkiler yarattığını ve bu nedenle sofralarda daha fazla yer bulması gerektiğini ifade ediyor.</p><h3>Kuru fasulyede magnezyum ve kalsiyum desteği: Kalp sağlığına katkı</h3><p>Kuru fasulye yalnızca potasyum açısından değil, aynı zamanda magnezyum ve kalsiyum bakımından da zengin bir protein kaynağı olarak dikkat çekiyor. Araştırmalar, magnezyumun kan damarlarının gevşemesini teşvik ederek hem sistolik hem de diyastolik kan basıncında düşüş sağladığını gösteriyor. Yetişkinlerin günlük 320 ila 420 mg magnezyum alması öneriliyor. Kuru fasulye, yarım fincan pişmiş porsiyonunda yaklaşık 57 mg magnezyum sunuyor ve bu miktar günlük ihtiyacın %14 ila %17'sini karşılıyor. Kalsiyum ise, damar duvarlarındaki düz kasların kasılma ve gevşemesini destekleyerek kan basıncının düzenlenmesine yardımcı oluyor. ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri, yetişkinlerin günde 1.000 ila 1.200 mg kalsiyum almasını öneriyor. Kuru fasulye, yarım fincanında 81 mg kalsiyum ile günlük ihtiyacın yaklaşık %8'ini sağlıyor. Diyetisyenler, kuru fasulyenin bu minerallerle kan basıncını dengeleyici etkisinin, özellikle hipertansiyon riski taşıyan bireyler için önemli olduğunu belirtiyor. Ayrıca, kuru fasulyenin diğer protein kaynaklarına göre daha ekonomik ve kolay ulaşılabilir olması, bu besinin günlük beslenme rutinine eklenmesini kolaylaştırıyor.</p><h3>Lif açısından zengin kuru fasulye: Bağırsak sağlığından kolesterol kontrolüne</h3><p>Kuru fasulye, lif içeriğiyle de dikkat çekiyor. Uzmanlar, lifin yalnızca sindirim sisteminin sağlığını desteklemekle kalmadığını, aynı zamanda kan basıncını ve kolesterolü düşürerek kalp hastalıkları riskini azalttığını vurguluyor. Kuru fasulye, yarım fincanında yaklaşık 6 gram lif içeriyor ve bu miktar, günlük önerilen 25 ila 38 gram lif ihtiyacının dörtte birine yakınını karşılıyor. Araştırmalar, lifin bağırsak mikrobiyomunu olumlu yönde etkilediğini, yararlı bakterilerin lifle beslendiğini ve kısa zincirli yağ asitleri üreterek kan basıncının düşmesine katkı sağladığını ortaya koyuyor. Diyetisyenler, kuru fasulye gibi lif açısından zengin besinlerin düzenli tüketilmesinin, hipertansiyon ve kalp hastalıkları riskini azaltmada önemli bir rol oynadığını belirtiyor. Ayrıca, lifin doyurucu etkisi sayesinde kilo kontrolüne de yardımcı olduğu ifade ediliyor.</p><h3>Kuru fasulye seçerken nelere dikkat edilmeli?</h3><p>Kuru fasulye, cannellini, navy, great northern ve lima fasulyesi gibi çeşitli türleriyle sofralarda yer buluyor. Uzmanlar, kuru fasulye satın alırken özellikle konserve ürünlerde sodyum miktarına dikkat edilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Yüksek sodyum içeren konserveler yerine, 'tuz eklenmemiş' veya 'azaltılmış tuz' ibaresi taşıyan ürünler tercih edilmeli. Ayrıca, günlük sodyum ihtiyacının %5'inden azını içeren seçenekler öneriliyor. Kuru fasulye tercih edenler için ise, fasulyelerin bir gece veya en az altı ila sekiz saat suda bekletilmesi öneriliyor. Bu yöntem, hem pişirme süresini kısaltıyor hem de fasulyedeki kalsiyum ve magnezyumun vücut tarafından daha iyi emilmesine katkı sağlıyor. Diyetisyenler, kuru fasulyenin hafif, fındıksı tadı sayesinde çok çeşitli yemeklerde kullanılabileceğini, salatalardan çorbalara ve ana yemeklere kadar pek çok tarife uygun olduğunu belirtiyor. Kuru fasulye, hem lezzet hem de sağlık açısından sofralarda hak ettiği yeri alıyor.</p><h3>Kuru fasulye ile sağlıklı yaşam: Uzmanlardan öneriler</h3><p>ABD'deki diyetisyenler, kuru fasulyenin kan basıncını düşürmedeki rolüne dikkat çekerek, bu besinin günlük beslenme programına eklenmesini tavsiye ediyor. Kuru fasulye, içerdiği potasyum, magnezyum, kalsiyum ve lif ile yalnızca hipertansiyon hastaları için değil, sağlıklı bir yaşam sürdürmek isteyen herkes için değerli bir protein kaynağı olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, kuru fasulyenin düzenli tüketilmesinin kalp sağlığını desteklediğini, damarların esnekliğini artırdığını ve uzun vadede kalp-damar hastalıkları riskini azalttığını belirtiyor. Ayrıca, kuru fasulye gibi bitki bazlı proteinlerin, hayvansal kaynaklara göre daha düşük yağ içermesi nedeniyle kilo kontrolüne ve genel sağlığa da katkı sağladığı vurgulanıyor. Diyetisyenler, sağlıklı ve dengeli bir beslenme için kuru fasulyenin sofralardan eksik edilmemesini öneriyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/beyaz-fasulye-neden-kan-b-857_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292129</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/yasam/yaslandikca-bellegimiz-neden-daha-zayif-hale-geliyor-292129</link>
      <pubDate>2026-09-21T11:30:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[Yaşlandıkça belleğimiz neden daha zayıf hale geliyor?]]></title>
      <category><![CDATA[Yaşam]]></category>
      <description><![CDATA[UC Berkeley'den bilim insanları, yaşlılıkta tau proteini birikimi ve yalnız uyku dalgalarının bellek kaybı riskini artırdığını ortaya koydu. Araştırma, Alzheimer hastalığına dair kritik ipuçları sunarken, uyku kalitesinin yaşla birlikte neden daha da önemli hale geldiğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[Yaşlandıkça belleğimiz neden daha zayıf hale geliyor?]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>UC Berkeley'de yürütülen yeni bir araştırma, yaşlanmayla birlikte beyinde biriken tau proteini ile uyku sırasında ortaya çıkan 'yalnız' yavaş dalgaların, bellek kaybı riskini artırdığını gösterdi. Bilim insanları, özellikle Alzheimer hastalığı açısından kritik öneme sahip olan bu bulguların, yaşlı yetişkinlerde uyku kalitesinin ve beyin dalgalarının koordinasyonunun hafıza üzerinde belirleyici rol oynadığını vurguladı. Araştırma, hem klinik olarak Alzheimer tanısı almamış bireylerde hem de farklı yöntemlerle ölçülen tau protein düzeylerinde benzer sonuçlar elde ederek, yaşlanma sürecinde bellek zayıflamasının ardındaki biyolojik mekanizmalara ışık tuttu.</p><h3>UC Berkeley ekibi: Tau proteini birikimi ve yalnız dalgalar bellek performansını etkiliyor</h3><p>UC Berkeley İnsan Uyku Bilimi Merkezi'nden nörobilimci Omer Sharon ve ekibi, yaşlı ve genç yetişkinler arasında uyku sırasında beyin dalgalarının hareketini ve koordinasyonunu karşılaştırdı. Araştırmada, 20'li yaşlarındaki sağlıklı genç bireylerle, 60'lı ve 70'li yaşlarındaki yaşlı yetişkinlerin gece boyunca beyin aktiviteleri elektroensefalogram (EEG) ile kaydedildi. Sonuçlara göre, gençlerde yavaş dalgalar kafa derisi boyunca el genişliğinde yol alırken, yaşlılarda bu dalgalar çok daha kısa mesafede ve izole şekilde, yani 'yalnız dalgalar' olarak ortaya çıktı. Tau proteininin özellikle frontal kortekste birikmesiyle, bu dalgaların beyin içinde yayılma yeteneği zayıflıyor ve bellek konsolidasyonu süreci sekteye uğruyor. Araştırmacılar, her bir yavaş dalganın binlerce nöronun senkronize hareketini yansıttığını, bu koordinasyonun bozulmasının ise ertesi sabah hatırlama kapasitesini azalttığını belirtti. Tau proteini birikimi ve yalnız dalgaların birlikte artması, Alzheimer öncesi dönemde bile hafıza performansındaki düşüşün başlıca nedenlerinden biri olarak öne çıkıyor.</p><h3>Omer Sharon: 'Yalnız dalgalar Alzheimer olmadan da bellek kaybını tetikliyor'</h3><p>Araştırmanın başyazarı Omer Sharon, elde edilen bulguların yalnızca Alzheimer hastalarında değil, henüz klinik tablo göstermeyen yaşlı bireylerde de tau proteini birikimi ve yalnız dalgaların bellek kaybına yol açtığını söyledi. Sharon, "Katılımcılarımız Alzheimer hastası değildi, ancak beyinlerinde tau proteini birikimi mevcuttu ve bu birikim, yaşlanmanın doğal bir parçası olarak bellek performansında azalmaya yol açtı" dedi. Bellek testlerinde, yalnız dalga oranı yüksek olan yaşlı katılımcıların, bir önceki gece öğrendikleri kelimeleri gençlere kıyasla çok daha az hatırlayabildikleri gözlendi. Tau proteini, özellikle yavaş dalgaların başladığı frontal korteks bölgesinde biriktiğinde, beyin dalgalarının geniş alanlara yayılması engelleniyor. Bu durum, beynin farklı bölgeleri arasında bilgi aktarımını ve anıların uzun süreli belleğe aktarılmasını zorlaştırıyor. Sharon, "Bu sadece yaşlılıkla ilgili değil, frontal alandaki tau birikiminin derecesiyle doğrudan ilişkili" diyerek, tau proteininin bellek kaybında merkezi rol oynadığını vurguladı.</p><h3>Washington Üniversitesi ile iş birliği: Tau proteini ve yalnız dalgaların paralel artışı doğrulandı</h3><p>Berkeley ekibi, bulgularının doğruluğunu farklı yöntemlerle de test etti. Washington Üniversitesi'nden nörolog Yo-El Ju ile yapılan ortak çalışmada, yeni bir yaşlı katılımcı grubunda PET taramaları yerine omurilik sıvısı analizleri kullanıldı. Bu testler, frontal kortekste tau birikimini doğrudan ölçemese de, yalnız dalga oranı yüksek olan bireylerde tau proteini düzeylerinin, Alzheimer ile ilişkilendirilen amiloid düzeyine oranla daha fazla arttığını ortaya koydu. Ayrıca, orijinal katılımcı grubunun bir kısmı birkaç yıl sonra yeniden değerlendirildiğinde, frontal tau seviyelerinde gözlenen artışın, yavaş dalga koordinasyonundaki bozulma ve gece bellek tutma kapasitesinde azalma ile paralel ilerlediği saptandı. Bu uzunlamasına gözlem, tau birikimi ve yalnız dalgaların birlikte arttığını, ancak hangisinin diğerini tetiklediğinin henüz netleşmediğini gösterdi. Sharon, "Zamanla tau ve yalnız dalgaların birlikte arttığını görebiliyoruz, ancak nedensellik ilişkisi henüz tam olarak açıklığa kavuşmadı" dedi.</p><h3>Uyku kalitesi, tau proteini ve Alzheimer riski arasındaki kritik ilişki</h3><p>Bilim insanları, yaşlılıkta bellek kaybının yalnızca genetik yatkınlıktan kaynaklanmadığını, uyku kalitesi ve beyin dalgalarının koordinasyonunun da belirleyici faktörler arasında yer aldığını belirtiyor. Araştırmada, yavaş dalga uykusunun ve beyin dalgalarının büyük bir nöron popülasyonunu aynı anda kapatıp açma özelliğinin, anıların kalıcı belleğe aktarılmasında anahtar rol oynadığı vurgulandı. Tau proteini birikimi, bu senkronize dalga hareketini bozarak, yeni anıların saklanmasını ve eski anıların hatırlanmasını zorlaştırıyor. Özellikle REM dışı derin uykuda gözlemlenen bu süreç, yaşlı bireylerde bozulduğunda, Alzheimer hastalığı gelişme riski de artıyor. Uzmanlar, uyku düzeninin ve beyin sağlığının korunmasının, ilerleyen yaşlarda hafıza kaybı ve bilişsel düşüşün önlenmesinde kritik öneme sahip olduğunu belirtiyor.</p><h3>Uzun vadeli izlem: Tau ve yalnız dalgalar birlikte artıyor</h3><p>Araştırmanın uzun vadeli sonuçları, tau proteini birikimi ve yalnız dalgaların zaman içinde paralel şekilde arttığını gösterdi. Katılımcıların birkaç yıl boyunca izlenmesi, frontal kortekste tau seviyeleri yükseldikçe, yavaş dalga koordinasyonunun daha da zayıfladığını ve gece boyunca öğrenilen bilgilerin daha azının hatırlandığını ortaya koydu. Bu bulgular, Alzheimer hastalığına giden süreçte tau proteini ve yalnız dalgaların birlikte hareket ettiğine işaret ediyor. Ancak, araştırmacılar bu ilişkinin yönünü netleştirmek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor. Tau proteinindeki artış mı yalnız dalgaları tetikliyor, yoksa dalga bozukluğu mu tau birikimini hızlandırıyor, henüz kesinleşmiş değil.</p><p>Sonuç olarak, UC Berkeley'den bilim insanlarının yürüttüğü bu kapsamlı çalışma, yaşlılıkta tau proteini birikimi ve yalnız uyku dalgalarının bellek kaybı üzerindeki etkisini gözler önüne serdi. Araştırma, Alzheimer hastalığının erken dönemlerinde bile, uyku kalitesi ve beyin dalgalarının koordinasyonunun hafıza performansında belirleyici olduğunu ortaya koyuyor. Bilim insanları, ilerleyen yaşlarda sağlıklı uyku düzeninin korunmasının, tau proteini birikimi ve yalnız dalga oranının azaltılmasında ve dolayısıyla bellek kaybının önlenmesinde önemli bir rol oynayabileceğine dikkat çekiyor.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/yaslandikca-bellegimiz-ne-615_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
    <item>
      <guid isPermaLink="false">news.292128</guid>
      <link>https://www.yirmidort.tv/teknoloji/openai-testinde-yapay-zeka-ajanlari-organize-oldu-ekibin-lideri-gorev-paylasimi-yapti-292128</link>
      <pubDate>2026-09-21T11:29:00+03:00</pubDate>
      <title><![CDATA[OpenAI testinde yapay zeka ajanları organize oldu, ekibin lideri görev paylaşımı yaptı]]></title>
      <category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
      <description><![CDATA[OpenAI'ın yürüttüğü testte, yapay zeka ajanlarının şirketin koyduğu sınırları aşarak iletişim kurması ve bir ajanın liderlik üstlenip diğerlerine görev dağıtması, gelişmiş yapay zeka sistemlerinin güvenlik risklerine ilişkin endişeleri artırdı.]]></description>
      <subtitle><![CDATA[OpenAI testinde yapay zeka ajanları organize oldu, ekibin lideri görev paylaşımı yaptı]]></subtitle>
      <content:encoded><![CDATA[<p>OpenAI'ın yapay zeka modellerinin kabiliyetlerini ölçmeye yönelik testlerinde meydana gelen güvenlik ihlali ve buna karşı alınması gereken önlemler ele alındı.</p><p>OpenAI'ın Temmuz 2026'da yapay zeka modellerinin kabiliyetlerini ölçmeye yönelik yürüttüğü testler, ciddi bir güvenlik olayına dönüştü.</p><p>Şirketin 26 Ağustos'ta yayımladığı inceleme raporuna göre, OpenAI'ın yalnızca araştırmalarda kullandığı "Internal Model 1 (IM1)" adlı modeli olayda başrol oynadı.</p><p>Yapay zeka ajanı, testte başarılı olmak için kendisine konulan sınırları aşarak şirketin sistemleri ile internete erişti ve başka yapay zeka ajanlarıyla iletişim kurdu.</p><p>Yapay zeka ajanlarından biri, açık kaynaklı yapay zeka modelleri platformu "Hugging Face"e erişim sağlayabilecek 14 kimlik bilgisini tespit etti ve bunları diğer ajanlarla paylaştı.</p><p>Ajanlar, daha sonra Hugging Face'in sistemlerindeki güvenlik açıklarından yararlanarak sunucularda kod çalıştırdı, özel verilere ve farklı sistemlere ait erişim bilgilerine ulaştı.</p><p>Normalde birbirinden bağımsız çalışması gereken ajanlar, erişebildikleri şirket içi bir sistemi "mesaj panosu" gibi kullandı ve buldukları güvenlik açıkları ile internete erişme yöntemlerini birbirleriyle paylaşmaya başladı.</p><p>Ajanlar, zamanla güvenlik açığı arama, erişim bilgilerini toplama ve koordinasyon gibi görevleri paylaşarak iş bölümü yaptı ve kendilerine "kolektif" adını taktı.</p><p>Bazı ajanlar, kendilerine ayrı ayrı isimler verirken, özellikle aktif olanlardan biri kendisini "Phase one 10841" olarak adlandırdı. Grup içinde liderlik rolü üstlenen "Phase one 10841", daha küçük ajan ekiplerine görevler ve araştırma projeleri dağıttı.</p><p>Öte yandan, olaylar sırasında, ajanlardan biri Hugging Face'e yönelik faaliyetlerin verilen görevin dışında ve yetkisiz olabileceğini fark etti. Ancak başka bir ajanın "go" mesajını yetkilendirme olarak yorumlayarak faaliyete devam etti.</p><p><b>OPENAI'IN KENDİ SİSTEMLERİNE DE ERİŞTİLER</b></p><p>Ajanların faaliyetleri Hugging Face ile sınırlı kalmadı. Ajanlar, 13-19 Temmuz arasında OpenAI'nın şirket içi altyapısındaki güvenlik açıklarından yararlandı ve araştırma sistemlerinden birine yönetici düzeyinde erişim sağladı.</p><p>OpenAI'nın güvenlik sistemi, 19 Temmuz'da olağan dışı faaliyetleri tespit ederek uyarı verdi.</p><p>Şirket, bunun üzerine yürütülen siber güvenlik değerlendirmelerini durdurdu ve kapsamlı soruşturma başlattı.</p><p><b>OPENAI, OLAYI "CİDDİ BİR UYARI" OLARAK NİTELENDİRDİ</b></p><p>OpenAI, yeterli güvenlik önlemi bulunmadığında gelişmiş yapay zeka ajanlarının, birden fazla bilgisayar sistemindeki güvenlik açıklarını bulup kullanabilecek, diğer ajanlarla işbirliği yapabilecek ve insanların açık şekilde izin vermediği işlemleri gerçekleştirebilecek kadar geliştiğini bildirdi.</p><p>Şirket, bu nedenle Hugging Face olayını hem şirket hem de yapay zeka sektörü için "ciddi bir uyarı" ve "dönüm noktası" olarak nitelendirdi.</p><p>OpenAI, olayın ardından gelişmiş modellerine yönelik bazı eğitim çalışmalarını durdurdu. Bu modellerin kullanıldığı testlerde internet ve ağ erişimine yönelik kısıtlamaları artırdı ve söz konusu modellerin faaliyetlerinin daha yakından izlenmesi için yeni önlemler açıkladı.</p><p>Şirket ayrıca yapay zeka ajanlarının imkansız, bozuk veya yetkilerinin dışında kalan bir görevle karşılaştığında başka yollar aramaya devam etmek yerine durmayı veya insandan yardım istemeyi öğrenmesi gerektiğini belirtti.</p><p><b>YAPAY ZEKA NEDEN GÖREVİN DIŞINA ÇIKTI?</b></p><p>Olayın ardından model davranışlarını inceleyen OpenAI, dört farklı uyumlanma sorunu tespit ettiklerini belirterek, bunların "ödül hackleme", "mümkün olmayan görevlerde ısrar etme", "yetkisiz iletişim" ve "ajanların birbirlerinin hedeflerini benimsemesi" olduğunu açıkladı.</p><p>Yapay zeka modellerine, eğitim sırasında doğru sonuçlara ulaşmaları karşılığında bir tür başarı puanı veriliyor ama model bazen aynı başarı puanını elde etmenin daha kolay bir yolunu bulabiliyor. "Ödül hackleme" adı verilen bu durum, bir öğrencinin test esnasında problemi çözmek yerine cevap anahtarını bulmaya çalışmasına benzetiliyor.</p><p>Şirketin belirlediği ikinci önemli sorun ise ajanların çözülemeyen görevlerde vazgeçmeyi bilmemesi. Bu vakada olduğu gibi ajanlar, görev çözülemediğinde durmak yerine giderek daha farklı ve riskli yöntemler deneyebiliyor.</p><p><b>YÜKSEK RİSKLİ İŞLEMLERDE SON KARAR İNSANLARDA OLMALI</b></p><p>İngiltere merkezli Oxford Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Bölümünden Dr. Lin Li, AA muhabirine yaptığı açıklamada, OpenAI'nın yapay zeka modelinin, kabiliyet ölçmeye yönelik testin sınırlarını aşmasına ilişkin değerlendirmede bulundu.</p><p>Lin, "Bu olayı, gelecekte ortaya çıkabilecek gerçek bir sorun türü hakkında erken uyarı olarak görüyorum. Tek tek küçük eylemleri bir araya getirebilen, zayıf halkaları istismar edebilen, diğer ajanlarla koordinasyon kurabilen ve uzun zaman dilimlerinde faaliyet gösterebilen ajan sistemleri hakkında." ifadelerini kullandı.</p><p>Kimlik doğrulama veya yetkilendirme kararları verilirken sadece modelin kendisine güvenilemeyeceğine işaret eden Lin, "Yapay zeka ajanları, talimatları uygulayan sistemler olarak ele alınmalı. Kimlik, kimlik doğrulama, izinler ve yetkilendirme ise geleneksel güvenlik mekanizmaları aracılığıyla dışarıdan sağlanmalı." görüşünü paylaştı.</p><p>Lin, "Mevcut yapay zeka ajanları için teknik kontrolün mümkün olduğuna inanıyorum. Basit bir yaklaşım, özellikle önemli eylemlerde insanı döngü içinde tutmak." dedi.</p><p>Öte yandan, insanın dikkat kapasitesinin sınırlı olduğunu vurgulayan Lin, binlerce yapay zeka ajanının birlikte çalıştığı sistemlerde yalnızca insan uzmanlar istihdam etmenin kısa sürede ekonomik ve operasyonel açıdan sürdürülemez hale gelebileceğini vurguladı.</p><p>Lin, düşük riskli işlemlerin otomatik sistemler veya yapay zeka ajanları tarafından denetlenebileceğini ifade ederek, yüksek riskli ve geri döndürülemez işlemlere ilişkin kararların ise insanların sorumluluğunda kalması gerektiğini belirtti.</p>]]></content:encoded>
      <media:content url="https://mediacdn.yirmidort.tv/Documents/yirmidorthaber/images/2026/09/21/openai-testinde-yapay-zek-231_2.jpg" type="image/jpeg" width="1200" height="700" expression="full">
        <media:credit role="author" scheme="urn:eb"><![CDATA[Yirmidört]]></media:credit>
      </media:content>
    </item>
    <author><![CDATA[Yirmidört]]></author>
    <dc:creator><![CDATA[Yirmidört]]></dc:creator>
  </channel>
</rss>